logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Hakime Şengül ve diğerleri, B. No: 2013/5139, 31/3/2016, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HAKİME ŞENGÜL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/5139)

 

Karar Tarihi: 31/3/2016

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Erdal TERCAN

 

 

Kadir ÖZKAYA

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Fatma KARAMAN ODABAŞI

Başvurucular

:

1. Hakime ŞENGÜL

 

 

2. Emel ŞENGÜL

 

 

3. Merve ŞENGÜL

 

 

4. Abdurrahman ŞENGÜL

 

 

5. Yusuf ŞENGÜL

 

 

6. Ümit ŞENGÜL

 

 

7. Amine NAYMAN

 

 

8. Aycan ŞENGÜL

Vekili

:

Av. Ferhat BAYINDIR

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, murisin 8/7/1997 tarihinde hayatını kaybetmesi ve faili meçhul kalan ölüm olayı nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddine ilişkin işleme karşı açılan davanın reddedilmesi nedeniyle yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/7/2013 tarihinde Batman İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvurucular bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânlarının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuşlardır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/3/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 14/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 26/5/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvuruculardan Hakime Şengül'ün eşi diğer başvurucuların babası olan A.Ş., 8/7/1997 tarihinde kimliği belirsiz kişiler tarafından kaçırılmış vefaili meçhulbir silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmiştir.

8. Başvurucular 5/1/2006 tarihinde, murislerinin ölüm olayı nedeniyle uğradıkları zararların karşılanması için 5233 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılmaları istemiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.

9. Komisyon 6/2/2007 tarihli ve 2007/2-331 sayılı kararı ile 5233 sayılı Kanun kapsamına girmediği gerekçesiyle başvurunun reddine karar vermiştir.

10. Başvurucular murisin ölüm olayının 5233 sayılı Kanun kapsamına girdiğini belirterek yapılan başvurunun reddine ilişkin Komisyonun 6/2/2007 tarihli ve 2007/2-331 sayılı kararının iptali ile maddi ve manevi tazminat istemiyle Batman Valiliği aleyhine 16/4/2007 tarihinde Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinde dava açmışlardır.

11. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 7/12/2007 tarihli ve E.2007/405, K.2007/1713 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:

"... Bakılan davada; 08.07.1997 tarihli müşteki ve A. Ş.nin oğlu Yusuf Şengül’ünşikayet dilekçesinde; “ babasının 08.07.1997 günü saat 07:00 sıralarında ilçe merkezine gidiyorum diye evden ayrıldığı, işsiz olduğu, saat 20:00’ye kadar eve dönmemesi nedeniyle meraklandıklarını ve müştekinin amcasının oğlu olan D.Ş.nin ölenin 07:30 sıralarında Tekel Mahallesinde bulunan yol kenarındaki dükkanının önünde otururken siyah renkli Doğan veya Şahin marka bir otonun içinde dükkanının önünden geçtiğini, kendisine el kol işareti yaptığını, süratli bir şekilde Batman kavşağından Siirt istikametine döndüğünü,... sürücünün yanında bir kişi olduğu, babasının arka koltukta oturduğunu ve yanında bir kişinin daha olduğunu ve daha önceden kan davalıları olan H.Y., F.Y. ve O.Y. adlı şahısların kaçırmış olabileceğinden şüphelendiğini beyan ettiği, savcılıkça yapılan soruşturma sonucunda Kozluk Cumhuriyet Başsavcılığının 2001/9 sayılı kararıyla sanıkların tespit edilemediğinden daimi arama kararı verildiği, 13.07.1997 tarihli olay yeri tutanağında; şahsın Batman Baraj Gölü kıyısı olan uçurumun yaklaşık 8-9 metre gerisinde vurulmuş olduğunun .... anlaşıldığı, ...

Dosya kapsamında bulunan ifade tutanaklarına bakıldığında ise; 24.07.1997 tarihli N. A.nın ifade tutanağında; olay günü sabah 7:30 sıralarında D.Ş.nin dükkanının önünde işe gitmek için servis arabası beklerken ölenin lacivert renkli Doğan marka bir otomobille yanında 3 kişiyle beraber dükkanın önünden geçtiğini, plakada sadece 56 rakamını görebildiğini, ölenin el salladığını ancak ne demek istediğini anlayamadığını, o anda şüphelenmediğini fakat daha sonra A.Ş.yi emniyete sormaya gittiklerinde orada yakalanmış bulunan 56 AH 540 plakalı aracı tanıdığını ... bu aracın yüzde 99 sabah gördüğü araç olduğunu beyan ettiği, 10.07.1997 tarihli M.Ş.ye ait ifade tutanağında; T.B.ye ait 56 AH 540 plakalı otoyla 08.07.1997 günü Siirt’ten buzdolabı tamiri için Yayıklı Köyüne gittiğini, sonra Kurtalan’a döndüğünü ve ölen şahsı şahsen tanıdığını beyan ettiği, T.B.ye ait10.07.1997 tarihli ifade de ise; ölenle 07.07.1997 günü Kurtalan’da görüştüğünü, anlaşmazlığı olan bir şahısla ölenin anlaşmalarını sağladığını, daha sonra M.Ş. ile beraber üçünün Kurtalan’a geldiğini, 08.07.1997 günü ise A.Ş.yi hiç görmediğini beyan ettiği, olaya ilişkin vukuat raporunda ise olayın nedeninin kan davası veya düşmanlık nedeniyle adam öldürme olarak belirtildiği görülmektedir.

Olayda; dosya kapsamı, ifade tutanakları ve yukarıdaki kanun hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; olayın kan gütme saikiyle ya da herhangi kişisel bir meseleden dolayı adam kaçırma ve sonucunda öldürme olayı olduğu, vukuat raporu veKozluk Cumhuriyet Başsavcılığının 2001/9 sayılı daimi arama kararında da olayın adam kaçırma ve kan davası veya düşmanlık nedeniyle adam öldürme olarak belirlendiği, ifade tutanakları ve olay yeri tutanağından da A.Ş.nin kaçırıldığı ve sonra Batman Gölü kenarında öldürülerek suya atıldığı anlaşılmıştır.

5233 Sayılı Yasa kapsamında tazminat ödenebilmesi için ise terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğranmış olması gerekirken bu kapsama girmeyen eylem nedeniyle 5233 Sayılı Yasaya göre tazminat ödenebilmesi mümkün değildir.

Bu durumda; davacıların tazminat başvurusunun kanun kapsamına girmediği gerekçesiyle reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır."

12. Temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 28/3/2013 tarihli ve E.2011/9787, K.2013/2455 sayılı ilamıyla hüküm onanmasına karar verilmiştir.

13. Karar, başvuruculara 11/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucular 2/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar'ın 1. maddesi (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-24).

16. 5233 sayılı Kanun'un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

 "Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre,

 b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

 c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,

 d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

...

 Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 31/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

18. Başvurucular; murislerinin 8/7/1997 tarihinde Batman ili Kozluk ilçesinde faili meçhul şekilde öldürüldüğünü, anılan olay nedeniyle uğradıkları zararların karşılanması istemiyle 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları talebin ve akabinde açtıkları davanın reddedildiğini, taleplerin değerlendirilmesi hususundaki idari sürecin ve yapılan yargılamanın yaklaşık yedi yıl sürdüğünü ve makul bir sürede sonuçlanmadığını, idari yargı makamlarınca tazminat başvurusuna ilişkin mevzuatın dar ve aleyhe yorumlanarak talebin reddedildiğini, murisin öldürülmüş olması sebebiyle maddi ve manevi zarara uğradıklarını, devletin vatandaşın can güvenliğini korumak zorunda olduğunu, olayın üzerinden on altı yıl geçmesine rağmen faillerinin bulunamadığını, etkili soruşturma yapılmadığını, olayın terörle mücadele kapsamında gerçekleştirildiğini belirterek Anayasa’nın 17. ve 36. maddesinde güvence altına alınan yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler; ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

19. Başvurucuların 5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla yaptıkları başvurunun ve açtıkları davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

20. Başvurucuların, murisin öldürülmüş olması sebebiyle maddi ve manevi zarara uğradıkları, olayın üzerinden on altı yıl geçmiş olmasına rağmen etkin soruşturma yapılmadığından olayın faillerinin devlet tarafından bulunamadığı, devletin vatandaşın can güvenliğini korumak zorunda olduğu, bu aşamadan sonra olayın faillerinin bulunma ihtimalinin son derece zayıf bulunduğu, olayın siyasi olmaması durumunda zaten faillerinin hemen tespit edilebileceğine ilişkin iddialarının ölüm olayının terörle mücadele kapsamında gerçekleşmiş olduğunu delillendirme amaçlı olarak ifade edildiği, başvuru formunda Savcılık soruşturma dosyasına ilişkin süreçten ayrıca şikâyet edilmediği, bu bakımdan bu iddiaların özünün ölüm olayı sebebiyle oluşan zararların 5233 sayılı Kanun kapsamında kaldığı ve karşılanması gerektiği iddiasına ilişkin olduğu anlaşılmış; yaşam hakkının ihlali iddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucuların ihlal iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamında aşağıdaki başlıklar altında değerlendirilmiştir:

1. Adli Yardım Talebi Yönünden

21. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak, geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun oldukları anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucular; murislerinin 8/7/1997 tarihinde kaçırılarak faili meçhul bir şekilde öldürülmesi, olayın terörle mücadele kapsamında gerçekleşmesi ve murisin öldürülmüş olması sebebiyle maddi ve manevi zararlarının doğmuş olmasına rağmen 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedildiğini, idari yargı makamlarının tazminat başvurusuna ilişkin mevzuatı dar ve aleyhe yorumlandığını, murisin ölümü üzerinden uzun bir zaman geçmesine rağmen gerçek faillerin bulunamamasının olayın terörle mücadele kapsamında gerçekleştiğini gösterdiğini, aksine bir durumda faillerin hemen tespit edilebileceğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

23. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

24. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

25. Terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sebebiyle maddi zarara uğrayan kişilerin bu zararlarının karşılanması amacından hereketle 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde hangi zararların kanun kapsamı dışında bulunduğu belirtilmiş, 7. madde de ise karşılanacak zararlar açıklanmıştır. Bu bakımdan terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle meydana gelen yaralanma, sakatlanma veya ölüm hâllerinde uğranılan zararların Kanun'un kapsamı dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

26. Başvuru dilekçesi incelendiğinde, başvurucuların 5233 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri kapsamında idari yargı makamlarının tazminat başvurusuna ilişkin kanuni düzenlemeleri dar ve aleyhe yorumlayarak Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdükleri anlaşılmaktadır.

27. Başvurucuların iddiaları ile beraber Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 7/12/2007 tarihli kararında (bkz. § 11) belirtilen gerekçeler incelendiğinde iddiaların 5233 sayılı Kanun'un kapsamına ilişkin hükümler içeren 2. maddesinin (d) bendinde yer verilen "Terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar." ifadesinin Komisyon ve Derece mahkemeleri tarafından yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

28. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesince verilen 7/12/2007 tarihli kararda, 5233 sayılı Kanun uyarınca idarenin tazminat ödemekle sorumlu tutulabilmesi için meydana gelen zararın terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle doğması gerektiğinin belirtildiği; dosya kapsamı, ifade tutanakları, vukuat raporu, Kozluk Cumhuriyet Başsavcılığının 2001/9 sayılı daimî arama kararı dikkate alındığında olayın kan gütme saikiyle ya da herhangi bir kişisel meseleden dolayı adam kaçırma ve öldürme olarak nitelendirildiği, davacıların murisinin ölüm olayı sebebiyle tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamına girmediği gerekçesiyle başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

29. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ve somut olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir derece mahkemelerine aittir.

30. Başvurucuların dava ve temyiz aşamasında da aynen ileri sürdükleri iddialarının idari makamların ve mahkemelerin delilleri değerlendirmesine ve konuya ilişkin hukuk kurallarının mahkemeler tarafından yorumlanmasına ilişkin olduğu, başvurucuların nihai olarak lehlerine olmayan Mahkeme kararının sonucundan şikâyet ettikleri, bununla birlikteyargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadıklarına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadıklarına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadıklarına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadıkları gibi Derece Mahkemelerinin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

31. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemeleri kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

32. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

33. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülen giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari sürecin ve yapılan yargılamanın yaklaşık yedi yıl sürdüğünü ve makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014 §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

35. Ancak toplamda sekiz yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin her durumda makul olduğu şeklinde bir değerlendirme yapılması mümkün değildir.Başvuru konusu olaydaki gibi Komisyon aşamasında geçen süreden ziyade yargılama aşamasında geçen sürelerin göreceli olarak uzun olduğu durumlarda ayrıca değerlendirme yapılması gerekmektedir.

36. Somut başvuru bakımından başvurucuların 5/1/2006 tarihinde Komisyona başvurduğu, Komisyonun 6/2/2007 tarihli kararıyla başvurunun reddine karar verildiği, bu suretle idari başvurunun karara bağlanmasının ortalama on üç ay sürdüğü anlaşılmaktadır.

37. Öte yandan başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde Komisyon tarafından başvurucuların taleplerinin reddi sonrasında 16/4/2007 tarihinde dava dilekçesinin Diyarbakır İdare Mahkemesine sunulması suretiyle dava sürecinin başladığı, Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 7/12/2007 tarihli kararı ile davanın reddine karar verildiği, davacılar tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 28/3/2013 tarihli ilamı ile hükmün onandığı anlaşılmaktadır.

38. Sonuç olarak idari makamlar ile yargılamada geçen ve makul sürede yargılanma hakkı kapsamında dikkate alınması gereken toplam sürenin yaklaşık 7 yıl 3 ay olduğu, bu sürelerin yaklaşık altı yılının yargılama aşamasında geçtiği anlaşılmaktadır.

39. Somut başvuruya bir bütün olarak bakıldığında başvurunun karara bağlanma süresi toplamda sekiz yılın altında gerçekleşmiş ise de yaklaşık altı yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

40. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

41. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

42. Başvurucular; Hakime Şengül için 40.000 TL, diğer başvurucuların her biri için 10.000 TL, uzun ve masraflı yargı yoluna başvurmak zorunda bırakıldıkları içinde 5.000 TL olmak üzere toplamda 115.000 TL maddi tazminatın ve Hakime Şengül için 20.000 TL, diğer başvurucuların her biri için 5.000 TL olmak üzere toplam 55.000 TL manevi tazminatın ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.

43. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

44. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara müştereken net 3.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

45. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

46. Dosyaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım taleplerinin KABULÜNE,

B. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvuruculara müştereken net 3.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 1.800 TL vekâlet ücretinin başvuruculara MÜŞTEREKENÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

31/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Hakime Şengül ve diğerleri, B. No: 2013/5139, 31/3/2016, § …)
   
Başvuru Adı HAKİME ŞENGÜL VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2013/5139
Başvuru Tarihi 2/7/2013
Karar Tarihi 31/3/2016

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, murisin 8/7/1997 tarihinde hayatını kaybetmesi ve faili meçhul kalan ölüm olayı nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddine ilişkin işleme karşı açılan davanın reddedilmesi nedeniyle yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Makul sürede yargılanma hakkı (idare) İhlal Manevi tazminat
Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (bariz takdir hatası, içtihat farklılığı vs.-idare) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5233 Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun 1
2
4
6
7
8
geçici 1
geçici 3
geçici 4
9
6462 Engelliler ve BazıKanunveKanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması HakkındaKanun 1
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi