logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Cevriye Keçeciler, B. No: 2014/2803, 8/9/2014, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

CEVRİYE KEÇECİLER BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/2803)

 

Karar Tarihi: 8/9/2014

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

 

 

Recep KÖMÜRCÜ

 

 

Engin YILDIRIM

 

 

M. Emin KUZ

Raportör

:

Murat AZAKLI

Başvurucu

:

Cevriye KEÇECİLER

 

 

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, 1/6/2009 tarihinde Bakırköy 26. İş Mahkemesinde açtığı kıdem ve ihbar tazminatı alacağının ödenmesi davasının reddedildiğini ve makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 4/3/2014 tarihinde Bakırköy 12. İş Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 15/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 6/6/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun iş akdi 11/5/2009 tarihinde, işyeri amirine ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışlarda bulunulduğu gerekçesiyle işveren tarafından feshedilmiştir.

8. Başvurucu, 1/6/2009 tarihinde, Bakırköy 10. İş Mahkemesinde işvereni Hastane aleyhine açtığı davada, iş akdinin davalı tarafından haksız feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatının tahsilini talep etmiştir.

9. Mahkeme, 29/12/2010 tarih ve E.2009/445, K.2010/796 sayılı kararla; başvurucunun işyeri koordinatörüne yönelik sözlerinin karşılığı olduğu belirtilen işten çıkarma disiplin cezasının ağır olduğu, 10 yıllık kıdemi olan başvurunun fiili ile ceza arasında orantısızlık bulunduğu, işyeri koordinatörünün sözlerine karşılık aynı veya benzer nitelikte sözler sarfedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 21.390,28 TL kıdem ve 4.217,67 TL ihbar tazminatının davalıdan tahsiline karar vermiştir.

10. Temyiz üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 18/6/2013 tarih ve E.2011/14895 K.2013/18735 sayılı ilamıyla; 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-d bendine göre işçinin, işverenin diğer işçisine sataşmasının derhal fesih hakkı tanıdığı, işçinin 10 yıllık kıdeminin bulunmasının fiil ile ceza arasında orantısızlık bulunduğunu göstermeyeceği, başvurucunun taleplerinin reddi gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur.

11. Bakırköy 26. İş Mahkemesine devredilen dosyada Mahkemece bozma kararına uyularak, 3/10/2013 tarih ve E.2013/589, K.2013/167 sayılı kararla davanın reddine karar verilmiştir.

12. Temyiz üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17/12/2013 tarih ve E.2013/14847, K.2013/33821 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.

13. Karar, 6/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu, 4/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi ile 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası, 30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası ile 7. maddesinin birinci fıkrası ve 15. maddesi, 22/5/2003 tarih ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-d maddesi.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 8/9/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 4/3/2014 tarih ve 2014/2803 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu, 1/6/2009 tarihinde Bakırköy 26. İş Mahkemesinde açtığı davanın reddine karar verildiğini, işyerindeki tartışmanın karşılıklı olduğunu, tartıştığı kişinin sadece işçi olmayıp işyerinin disiplinini sağlamakla görevli işveren vekili konumunda olduğunu, işverenin diğer işçisinin kişilik haklarına saldırıda bulunmadığını, aksi kabul edilse dahi anılan işçinin de kendisine karşı kişilik haklarını ihlal eder şekilde hitaplarda bulunduğunu, işyerinin disiplinini sağlayamayan anılan işçinin sataşması ve tahrikleri sonucu tartışma yaşandığını, tartışmanın diğer tarafındaki şahsa hiçbir ceza verilmediği halde kendine verilen cezanın en ağır ceza olduğunu, disiplin kurulunun tek taraflı toplandığını ve tartıştığı kişinin savunmasının dahi alınmadığını, işverenin yanında çalışan kişilerin beyanlarına itibar edilerek karar verildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

18. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun, kıdem ve ihbar tazminatının tahsili amacıyla açtığı davada delillerin hatalı değerlendirilmesi ve aleyhine yorumlanması sonucu davanın reddine karar verilmesinin eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Bu kapsamda başvurucunun şikâyetlerinin, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı ve yargılama süresinin makul olmadığı iddiaları açısından değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

19. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

20. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

21. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

22. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

23. Somut olayda başvurucu, işyerindeki tartışmanın karşılıklı olduğunu, tartıştığı kişinin sadece işçi olmayıp işyerinin disiplinini sağlamakla görevli işveren vekili konumunda olduğunu, işverenin diğer işçisinin kişilik haklarına saldırıda bulunmadığını, aksi kabul edilse dahi anılan işçinin de kendisine karşı kişilik haklarını ihlal eder şekilde hitaplarda bulunduğunu, işyerinin disiplinini sağlayamayan anılan işçinin sataşması ve tahrikleri sonucu tartışma yaşandığını, tartışmanın diğer tarafındaki şahsa hiçbir ceza verilmediği halde kendine verilen cezanın en ağır ceza olduğunu, disiplin kurulunun tek taraflı toplandığını ve tartıştığı kişinin savunmasının dahi alınmadığını, işverenin yanında çalışan kişilerin beyanlarına itibar edilerek karar verildiğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Başvurucu tarafından açılan davada, tarafların delilleri toplanmış, başvurucuya ait sigorta sicil kayıtları, ücret bordroları ve izin kayıtları getirtilmiş, 8/5/2009 tarihli iş yeri disiplin kurulu kararı incelenmiş, tarafların tanıkları dinlenmiş ve bilirkişi raporu alınmıştır. Rapora itiraz edilmesi üzerine ek rapor alınmış ve 29/12/2010 tarihinde, başvurucunun, sözlerini, iş yeri koordinatörünün başvurucuya yönelik aynı veya benzer içerikli sözlerine karşılık söylediği, başvurucunun kıdemi de dikkate alındığında fiil ile ceza arasında orantısızlık bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince, işçinin, işverenin diğer işçisine sataşmasının derhal fesih sebebi olduğu, başvurucunun kıdeminin fiil ile ceza arasında orantısızlık olduğunu göstermeyeceği, başvurucunun taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak davanın reddine hükmedilmiştir.

25. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

26. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

27. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

28. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

29. Başvurucu, Bakırköy 26. İş Mahkemesinde açtığı kıdem ve ihbar tazminatının tahsili davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38). Bu doğrultuda, makul sürede yargılanma hakkı da adil yargılanma hakkının kapsamında değerlendirilmektedir.

31. Anayasa’nın 36. maddesi ve AİHS’in 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, kıdem ve ihbar tazminatının tahsili amacıyla açılan davada, 5521 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

32. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

33. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 1/6/2009 tarihidir.

34. Sürenin bitiş tarihi ise yargılamanın sona erme tarihi olan 17/12/2013 tarihidir.

35. İş mahkemelerinin görevi 5521 sayılı Kanun’un 1. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede, işçiyle işveren veya işveren vekili arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının iş mahkemelerinde çözümleneceği hüküm altına alınmıştır.

36. Bu şekilde kanun koyucu, iş hukukunun çalışanı koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konunun uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (B. No:2013/4701, 23/1/2014, § 47).

37. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, başvurucu tarafından açılan davada tarafların delilleri toplanmış, başvurucuya ait sigorta sicil kayıtları, ücret bordroları ve izin kayıtları getirtilmiş, iş yeri disiplin kurulu kararı incelenmiş, tarafların tanıkları dinlenmiş ve bilirkişi raporu alınmıştır. Rapora itiraz edilmesi üzerine ek rapor alınmış ve 29/12/2010 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince, 18/6/2013 tarihinde hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak davanın reddine hükmedilmiş, temyiz üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17/12/2013 tarihli ilamıyla hüküm onanarak aynı tarihte kesinleşmiştir.

38. 5521 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B. No: 2013/772, 7/11/2013, §§ 49-66; B. No: 2013/4701, 23/1/2014, §§ 35-51).

39. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu iş hukukuna dayalı kıdem ve ihbar tazminatının tahsili davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez. Anılan davanın başvurucu açısından taşıdığı değer ve başvurucunun davadaki menfaati dikkate alındığında, somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu dört yıl altı ayı aşkın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

40. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

41. Başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle maddi ve manevi zararlarının tazminine hükmedilmesini talep etmiştir.

42. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

 “Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

43. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin dört yıl altı ayı aşkın yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya 4.400,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

44. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

45. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

 1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

 2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

 3. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya 4.400,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

 8/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Cevriye Keçeciler, B. No: 2014/2803, 8/9/2014, § …)
   
Başvuru Adı CEVRİYE KEÇECİLER
Başvuru No 2014/2803
Başvuru Tarihi 4/3/2014
Karar Tarihi 8/9/2014

II. BAŞVURU KONUSU


Başvurucu, 1/6/2009 tarihinde Bakırköy 26. İş Mahkemesinde açtığı kıdem ve ihbar tazminatı alacağının ödenmesi davasının reddedildiğini ve makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Hukuk) Makul sürede yargılanma hakkı (hukuk) İhlal Manevi tazminat
Adil yargılanma hakkı (genel) (hukuk) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu 447
30
5521 İş Mahkemeleri Kanunu 1
7
15
4857 İş Kanunu 25/II-d
  • pdf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi