|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Mustafa Erdem ATLIHAN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Mümüne AÇIKKOLLU
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Erol BAYRAM
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; gözaltında tutulan şüpheliye Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden muamelelerde bulunulması, bu muamelelerin etkisiyle şüphelinin kalp krizi sonucu ölmesi ve bu konuda yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz olması nedeniyle yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucunun eşi olan G.A. 24/7/2016 tarihinde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma şüphesiyle gözaltına alınmıştır. Başvurucu; eşinin 2013 yılından beri şeker hastası olduğunu, ilaç ve insülin kullandığını, bunun dışında bildiği bir hastalığının olmadığını ifade etmiştir. 5/8/2016 tarihli Olay Tutanağı'na göre G.A. nezarethaneye alınırken “...şeker hastası olduğunu, üst aramasında bulunan ilaçlarını kullanması gerektiğini ve bunların bozulmaması için buzdolabında muhafaza edilmesi gerektiğini” beyan etmiş, bunun üzerine ilaçları buzdolabında muhafaza edilerek talebi doğrultusunda düzenli kullanması sağlanmıştır.
3. Başvurucunun İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Vatan Yerleşkesi Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü nezarethanesinin C koğuşu 3 No.lu bölümünde tutulan eşi hakkında gözaltında kaldığı süre boyunca düzenlenen adli muayene raporları ile muayene ve bildirim formları şöyledir:
- Gözaltına alındığı tarih itibarıyla yapılan muayenesi sonucu Bayrampaşa Devlet Hastanesince düzenlenen 24/7/2016 tarihli ve 15868 sayılı adli muayene raporunda darp ve cebir olmadığı bilgisi verilmiş, G.A.nın aynı gün rahatsızlandığını beyan etmesi üzerine götürüldüğü Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinde düzenlenen 24/7/2016 tarihli ve 4614729sayılı adli muayene ve bildirim formuna "Şikayeti: Terleme, baş dönmesi, göğüs ağrısı. Bilinen panik atak hastası, Paxera kullanıyor. Sistem muayenesi: Genel durum iyi, ...sırt bölgesinde ekimotik bilateral lezyonlar mevcut. Başka lezyon yok. Sonuç: Semptomatik tedavi verildi. Yapılan kan tahlillerinde ve görüntülemede acil patoloji görülmedi. Erken dönem poliklinik kontrol önerildi. Rv geçici rapordur.” notu düşülmüştür.
- G. A. için 25-26-27-28-29/7/2016 tarihlerinde Adli Tıp Şube Müdürlüğünden, 30/7/2016 tarihinde Bayrampaşa Devlet Hastanesinden, 1-2-3-4/8/2016 tarihlerinde Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinden gözaltı uzatma doktor raporları alınmıştır.
- Adli Tıp Kurumu Merkez Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 25/7/2016 tarihli ve 1746 sayılı raporda "...evinden gözaltına alındığını, ellerinin arkadan kelepçelenerek gözaltına alındığını, bu esnada darp edildiğini belirtti, ..panik atak şikayeti olduğu, bununla ilgili ilaç kullandığı, ilacını rahatlıkla kullanabildiğini belirtti. ..Kişinin muayenesinde her iki skapula üzerinde solda 6×6, sağda 6×8 cm.lik, sağ omuzda 5×4 cm.lik ekimotik alanlar olduğu görüldü. Bunun dışında Hasekide yapılan muayenesi sonrasında darp-cebir izine rastlanmadığı..." tespitinde bulunulmuştur.
- 26/7/2016 tarihli ve 1973 sayılı raporda "gözaltına alınırken ve gözaltındayken sırtına, gözünün kenarına, omuzlarına vurulduğunu söyledi,... Boğuluyor gibi olduğunu, göğüs ağrısı hissettiğini, daha önce kalpten şüphelendiklerini ancak herhangi bir sorun çıkmadığını belirtti. Kişi panik atak bulguları tarif ettiği ancak yapılan muayenede aktif ... [Okunmuyor.] mevcut değildi. Gözaltındayken aktif şikayeti (nefes alamama his ... [Devamı okunmuyor.] takdirde Psikiyatri muayenesi uygundur. Sağ maksiller bölgede yaklaşık 4×3 cm.lik açık yeşil renkli ekimoz, sırtta her iki omuzdan başlayıp T8-9 hizasına inen yaklaşık 25×25 cm.lik alanda açık yeşil-mor renkli ekimoz, sol omuz ön yüzde yaklaşık 5×2 cm.lik açık yeşil renkli ekimoz, sol kol arka yüzde 1×1 cm.lik açık yeşil-kahve renkli ekimoz yumuşak doku lezyonları, 1-HT olmadığı, 2-BTM olduğu..." ifade edilmiştir.
-27/7/2016 tarihli ve 2142 sayılı raporda "Dün muayene edildikten sonra yüzün sağ tarafına daha fazla olarak her iki tarafına tokat atıldığı, sağ göğüs dış yana tekme atıldığı, kafasının arkasının duvara vurulduğunu ve çok küfür edildiğini beyan ediyor. ...yüzün sağ tarafı, alın ve göz dış yan tragus altına kadar yeşil renkli ekimoz, tragustan ağız köşesinde 5 cm uzağa kadar devam eden çizgisel ve yer yer noktasal ekimotik sıyrıklar, kafa arka saçlı deri içinde 0.5 cm hiperemi, sağ göğüs altında hassasiyet, psikolojik baskıya bağlı panik atak hastalığının tetiklendiğini ve kötü hissettiğini söylüyor, uyuyamadığını ifade ediyor. Sonuç: göğüs sağ dış kısımdaki hassasiyet için tetkik yapılması ve panik atak bozukluğu için Psikiyatri konsültasyonu uygun olduğu..." belirtilmiştir.
-28/7/2016 tarihli ve 2347 sayılı raporda "...yüzün sağ yarısında şişlik, sol skapula altında 10×4 cm.lik yeşil renkte, 15×6 cm.lik mor renkte, sağ skapula üzerinde 20×8 cm.lik alanda ortasında 6×5 cm.lik hiperemi bulunan yeşil renkte ekimoz, sol omuz klavikula altında 3×2 cm.lik yeşil renkte ekimoz, sağ göz altında dış ... (okunamadı) 6×5 cm.lik yeşil renkte ekimoz mevcut, sağ 8-10. kotlarda ve sırtta palpasyonla hassasiyet mevcut, kişi panik atak hastası olduğunu, Paxera kullandığını ancak stres ortamında ve darba maruz kaldığı için Paxera kullanmış olmasına rağmen sakinleşemediğini, bu nedenle büyük korku ve panik yaşadığını, bu şikayetleri nedeniyle 2 sefer hastaneye götürüldüğünü, ayrıca da Şeker Hastalığı için insülin kullandığını (3 yıldır) ifade ediyor. İnsülin ilaçlarını düzenli kullanması ve Panik Atak açısından Psikiyatrik değerlendirmesinin uygun olduğu..." ifade edilmiştir.
- 29/7/2016 tarihli ve 2620 sayılı raporda "..sırtta 20×4 cm.lik alanda ve 10×5 cm.lik alanda hiperemi, sağ göğüs ön yüzde angulus costa da palpasyonla hassasiyet, sağ zigomada 6×7 cm.lik yeşil renkli ekimoz, sol omuz başında 3×2 cm.lik yeşil renkli ekimoz. Sonuç: Tarif edilen lezyonların basit tıbbi müdahale ile giderilebileceği, yaşamsal tehlike arz etmediği, kemik kırığı tanımlanmadığı..." bildirilmiştir.
- Bayrampaşa Devlet Hastanesinde düzenlenen 30/7/2016 tarihli ve 90 sayılı genel adli muayene raporunda "...occipital bölgede bastırmakla ağrı ve hassasiyet, interskapuler alanda 6 cm.lik kızarıklıklar, sol skapuler alanda yaklaşık 20×6 cm.lik kızarıklık, sağ göğüs kafesi alt tarafta bastırmakla ağrı ve hassasiyet mevcut, sağ zigomada yeşil-mor renkli şişlik mevcut, sağ gözlük camında kırık mevcut, şahısta panik ve korku durumu gözlendi, aşırı korktuğu..." belirtilmiştir.
- Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinde düzenlenen 1/8/2016 tarihli ve 542565512 protokol No.lu genel adli muayene raporunda “Aktif şikayeti yok, d/c izine rastlanamadı”, 2/8/2016 tarihli ve 542572045 protokol No.lu genel adli muayene raporunda “Sağ diyafram altı yan tarafta ağrı ile hassasiyet ancak görünür lezyon yok.”, "Genel vücut muayenesinde ek özellik yok. Saçlı deride ve ciltte kesi, abrazyon, açık yara, ek yaralanma veya ekimoz rastlanmadı.”, 3/8/2016 tarihli ve 542577316 protokol No.lu genel adli muayene raporunda “Yeni gelişen darp cebir lezyonu yok, durum bildirir geçici hekim raporudur. Şahısta eski olduğunu ifade ettiği ilk gözaltı zamanında olduğunu söylediği ve iki skapula arasında boyna yakın bölgede iyileşmekte olduğu gözlenen travma ile uyumlu lezyonları ve sağda kostalar arasında hassasiyeti olduğu gözlendi.”, 4/8/2016 tarihli ve 542583323 protokol No.lu genel adli muayene raporunda“Hastada aktif darp-cebir izine rastlanmadı.” tespitleri yapılmıştır.
- İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Acil Polikliniğince düzenlenen 31/7/2016 tarihli ve 36985732766/1 sayılı raporda "23 Temmuz’da yaşadığını söylediği sözel ve fiziksel kötü muamele sonrası hipervijilansın geliştiği, flashbacklerinin olduğu, kabuslar gördüğü öğrenildi. Geceleri titreyerek uyanıyor, terleme, titreme, nefes darlığı, ölüm korkusu hissediyormuş. Beklenti anksiyetesi tarifliyordu. Hastada Pnaki Bozukluğu + Akut Stres Bozukluğu tanıları düşünülmüş, kullanmakta olduğu Paxera 20 mg ın 1×2 şeklinde 40 mg a yükseltilmesi, Xanax 0.5 mg 3×1 tedavisine eklenmesi önerdiği, Reçete: Tanı Anksiyete Bozukluğu, I. Paxera 20 mg 2×1, II. Xanax 0.5 mg 3×1" hususları tespit edilmiştir.
- İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinde düzenlenen 31/7/2016 tarihli ve 19061254 sayılı adli formda "Darp cebir muayenesi, genel durum iyi, koopere, oryante, psikolojik şikayetleri yönünden muayene olmuş, ilk tutuklulukta darp edildiğini ifade ettiği, sırtta minimal erozyon ve sağ yan ağrısı tariflediği..." ifade edilmiştir.
4. G.A. 5/8/2016 tarihinde saat 04.45 sıralarında tutulmakta olduğu koğuşta uyurken rahatsızlanmıştır. Kolluk görevlileri durumu 112 Acil Servise bildirmiştir. G.A., Acil Servis görevlilerinin ilk müdahalesi sonrası götürüldüğü Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hayatını kaybetmiştir.
5. G.A.nın vefatının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) başlatılan soruşturma kapsamında müşteki sıfatıyla başvurucunun, 112 Acil Servis ambulansı sağlık ekibi çalışanlarının, G.A. ile aynı nezarethane koğuşunda tutulan şahısların ve polis memurlarının ifadelerine başvurulmuş; olay gününe ilişkin kamera kayıtları incelenmiş, G.A.nın sağlık sürecine ilişkin evrak temin edilmiştir. Bir adli tıp uzmanının da hazır bulunduğu 5/8/2016 tarihli ölü muayene işleminde göğüste el ile muayenede sol tarafta kotlarda, muhtemelen CPR'ye bağlı krepitasyon bulgusu dışında haricî bulgu görülmediği, 29/8/2016 tarihli otopsi raporunda da göğüste muhtemel yeniden canlandırma işlemine bağlı, 2,5x0,5 cm'lik renk değişimi alanı görüldüğü, bunun dışında şahsın vücudunda travmatik ya da patolojik bulgu izlenmediği nöbetçi Cumhuriyet savcısı tarafından belirtilmiştir.
6. 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 23/11/2016 tarihli, kesin ölüm sebebine ilişkin raporunda "...Otopsisinde dış muayenede travmatik değişim tanımlanmadığı, iç muayenesinde kafa kemiklerinde kırık, kafa içi travmatik değişim, iç organ ya da büyük damar yaralanması tespit edilmediği dikkate alındığında kişinin travmatik bir tesirle öldüğünün tıbbi delillerinin bulunmadığı, ...Otopsisinde tespit edilen göğüs ön yüz ksifoid sol tarafta parasternal ile midklaviküler hat arasında 2,5x0,5 cm'lik normal cilt dokusuna göre daha koyu renkte renk değişimi alanı, sternum ve kot kırıklarının lokalizasyonları ve özellikleri dikkate alındığında yeniden canlandırma işlemleri sırasında oluşmalarının mümkün olduğu, ... kişinin ölümünün akut miyokard enfarktüsü sonucu meydana gelmiş olduğu..." tespitinde bulunulmuştur.
7. Başsavcılık, şüpheli ölüm nedeniyle yürüttüğü soruşturma neticesinde 20/12/2016 tarihli kararla başvurucunun gözaltındayken hayatını kaybeden eşinin ölümünün kalp krizi sonucu meydana geldiği gerekçesiyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
8. Başvurucu, G.A.nın kalp krizinden ziyade maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddet sonucu öldüğü iddiasıyla karara itiraz etmiştir. Başvurucu itirazında özellikle G.A. ile aynı koğuşta tutulmuş olan bir kişinin ihbar dilekçesi ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı tarafından düzenlenmiş 18/1/2017 tarihli raporun Başsavcılık tarafından hiç dikkate alınmadığını ifade etmiştir.
9. Başvurucunun itirazında yer verdiği 20/9/2016 tarihli ihbar dilekçesinde, o tarihte tutuklu olan ihbar sahibi E.E.B.nin başka bir dosyadan gözaltına alınmış olan G.A. ile beraber on dört gün kaldığını, G.A.nın gözaltındayken dövüle dövüle öldürüldüğünü ve bu duruma en az on beş kişinin şahit olduğunu iddia ettiği görülmüştür.
10. Başvurucu vekilinin talebi üzerine Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından düzenlenen 18/1/2017 tarihli raporda ise G.A.nın gerek vücudundaki kaba dayakla uyumlu yaralanmalar gerekse ruhsal değerlendirmede saptanan akut stres bozukluğu birlikte değerlendirildiğinde Dünya Sağlık Örgütü Hastalık Sınıflandırma Kılavuzu ICD10’da yer alan, “Diğer Kötü Muamele Sendromları” başlığı altında Y.07.3 kodu ile tanımlanan işkence tanısı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, gözaltındayken 5/8/2016 tarihinde ölen kişinin ölümünde herhangi bir travmatik etki olmadığı ve akut miyokard enfarktüsü (kalp krizi) sonucu öldüğü belirtilmiş ise de bu alanda yapılmış çalışmalarda stres ve travmanın kalp damar hastalıklarının gelişiminde önemli bir risk faktörü olarak değerlendirilmesi gerektiğinin bildirildiği de dikkate alındığında gözaltında maruz kaldığı ve muayenelerde de tanımlanan ruhsal ve fiziksel travmaların (Y.07.3 işkence) bir başka risk faktörü olarak şeker hastalığı olan kişide kalp krizi gelişmesini tetikleyici etkenlerden biri olarak kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.
11. İtirazı inceleyen Sulh Ceza Hâkimliği "...şüphelinin ölümünün akut miyokard enfarktüsü sonucu meydana geldiği, 24-28-31/07/2016 tarihlerinde şüphelinin gözaltında rahatsızlandığını beyan ettiği, Haseki Eğitim Araştırma Hastanesi ile İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesine götürülerek muayenesinin yaptırıldığı, bu muayeneler sonucu düzenlenen doktor raporlarında belirtilen rahatsızlığı ile ölümü arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususunda Sağlık Bakanlığı Yüksek Sağlık Şurasından veya Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan bilirkişi raporu alındıktan sonra hukuki durumunun takdiri gerektiği..." gerekçesi ile itirazı kabul etmiş ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı kaldırmıştır.
12. Karar sonrası devam eden soruşturmada Başsavcılık, yeniden Adli Tıp Kurumundan rapor istemiştir. Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulunun 14/2/2019 tarihli raporunda şu tespitlerde bulunulmuştur:
"... Otopsisinde dış muayenede travmatik değişim tanımlanmadığı, iç muayenesinde kafa kemiklerinde kırık, kafa içi travmatik değişim, iç organ ya da büyük damar yaralanması tespit edilmediği dikkate alındığında kişinin travmatik bir tesirle öldüğünün tıbbi delillerinin bulunmadığı...
... Otopsisinde tespit edilen göğüs ön yüz ksifoid sol tarafta parasternal ile midklaviküler hat arasında 2,5x0,5 cm'lik normal cilt dokusuna göre daha koyu renkte renk değişimi alanı, sternum ve kot kırıklarının lokalizasyonları ve özellikleri dikkate alındığında yeniden canlandırma işlemleri sırasında oluşmalarının mümkün olduğu...
...kişinin ölümünün akut myokard enfarktüsü sonucu meydana gelmiş olduğu...
Kişide panik atak, anksiyete bozukluğu ile koroner arter hastalığı için risk faktörleri oluşturan DM [diyabet, şeker] ve HT [hipertansiyon] hastalıkları olduğu; bu verilerin varlığı gözaltına alınmadan önce kişide bir kalp rahatsızlığının mevcut olduğunu gösterdiği, ancak kişinin elektrokardiyografileri olmadığı için önceki başvurularında akut myokard enfarktüsünün öncüsü olabilecek kararsız angina pektoris gibi tabloların olup olmadığının bilenemeyeceği,
Kişinin ölümüne sebep olan myokard enfarktüsünün gelişiminde, kendisinde mevcut olan DM, HT gibi kronik hastalıkları ile birlikte gözaltı koşullarının getirdiği stresin de tetikleyici etkisinin olabileceği oybirliğiyle mütalaa olunur."
13. Başsavcılık, tekrar yürüttüğü soruşturma işlemleri neticesinde başvurucunun gözaltındayken hayatını kaybeden eşinin ölümünün kalp krizi sonucu meydana geldiği ve ölümünde etkisi veya katkısı olduğu şüphesini uyandıracak harici bir etkenin varlığını gösterir bilgi ve bulgu olmadığı gerekçesiyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucunun karara yaptığı itiraz Sulh Ceza Hâkimliğince reddedilmiştir.
14. Sulh Ceza Hâkimliği kararı başvurucuya 11/5/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi gereğince pandemi nedeniyle başvuru süresinin uzatıldığını belirterek 16/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
15. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Yaşam Hakkı ile Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
16. Başvurucu; eşinin gözaltına alındığı sırada alması gereken bazı ilaçları olduğunu söylemesine rağmen bunların verilmediğini, eşinin gözaltında maruz kaldığı hakaret, tehdit ve fiziksel şiddete daha fazla dayanamayarak işkence sonucunda öldüğünü, olayla ilgili olarak yürütülen soruşturmanın eşinin maruz kaldığı darp ile ölümü arasında illiyet bağı olup olmadığı konusunda yeterli bir adli rapor alınmaması, eşinin gözaltında kaldığı süredeki kamera kayıtlarının incelenmemesi, tanıkların ifadelerinin alınmaması sebebiyle etkisiz olduğunu iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, Başsavcılığın olayı etkili şekilde soruşturduğu ileri sürülmüştür. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
17. Başvurucunun şikâyetlerinin özü eşinin gözaltında bulunduğu sırada Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden muamelelere maruz kalıp bunun neticesinde öldüğüne ve bu olay hakkında yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğuna ilişkindir. Bu bakımdan sözü edilen iddialar, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine yöneliktir. Yaşam hakkı kapsamında inceleme yapılabileceği açıktır ancak başvurucu, kötü muamele yasağının ihlal edildiğine yönelik iddiasını ölen eşi yönünden dile getirmiştir. Bu sebeple öncelikli olarak başvurucunun kötü muamele yasağı yönünden dolaylı mağdur sıfatını taşıyıp taşımadığı değerlendirilmelidir.
18. Anayasa Mahkemesine göre bireysel başvuru yolunu işletebilecekler, esas itibarıyla ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı güncel bir kişisel hakkı doğrudan etkilenen kişiler (doğrudan mağdur) olmakla birlikte somut olayın koşullarına ve ihlal edilen hakkın niteliğine göre doğrudan mağdur ile arasında kişisel ve özel bir bağ bulunan, dolayısıyla da Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlalinden olumsuz olarak etkilenmiş veya ihlalin sona ermesinde meşru ve kişisel bir menfaati bulunan kişiler de dolaylı mağdur sıfatıyla bireysel başvuruda bulunabilir (Engin Gök ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/3955, 14/4/2016, § 47). Nitekim yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik başvurunun ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından yapılabileceği gerekçesiyle bugüne kadar ölenlerin ebeveyni, çocukları, eşleri veya kardeşleri gibi yakınları tarafından yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan birçok başvuru incelenmiştir (ebeveyn için bkz. Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya [1. B.], B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 37; kardeş için bkz. S.K. [2. B.], B. No: 2014/10839, 25/2/2015, § 23; eş için bkz. Ayser Demiralp[2. B.], B. No: 2013/2849, 7/1/2016).
19. Anayasa Mahkemesi bazen yaşam hakkı yönünden yaptığı değerlendirmeyi başvurucuların, yakınlarının ölmeden önce kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin iddiaları hakkında da yaparak başvurucuların kötü muamele yasağı yönünden de mağdur sıfatlarının bulunduğu sonucuna varmıştır (Esma Çelebi [1. B.], B. No: 2014/17591, 19/4/2017, § 80; Ahmet Şenol ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/16947, 22/2/2018, § 69; Azize Mihyaz ve Haval Mihyaz[1. B.], B. No: 2015/11214, 10/1/2019.
20. Başvurucuların yakınlarının ölmeden önce infaz koruma memurları tarafından kötü muameleye maruz kaldığına ve işkenceye tabi tutulduğuna, ayrıca ölene kötü muamelede bulunan görevliler hakkında soruşturma başlatılmadığına yönelik iddialarını içeren Mehmet Kaya ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2013/6979, 20/5/2015) kararında Anayasa Mahkemesi başvurucuların dolaylı mağdur sıfatını taşıdığını kabul etmiştir. C.D.A. ([2. B.], B. No: 2017/28025, 13/10/2020, §§ 76, 77) kararında ise Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tutulduğu ceza infaz kurumunda intihar eden eşinin gözaltında iken kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin iddiasına dair ölenin konu hakkında adli makamları hareket geçirmeye yönelik herhangi bir başvuruda bulunmadığını belirterek başvurucunun mağdur sıfatı olmadığı sonucuna varmıştır.
21. Zikredilen kararlar çerçevesinde Anayasa Mahkemesinin genel olarak ölüm olayıyla yakından bağlantılı olması (örneğin ölümün kötü muamele sonucu meydana gelmesi) koşuluyla başvurucuların ölen yakınları adına kötü muamele yasağının ihlal edildiği yönünde başvuru yapabilmelerine izin verdiği söylenebilir (Batuhan Gökçe ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/36427, 6/10/2021, § 90).
22. Somut olaya dönüldüğünde başvurucu, eşinin kalp krizi sonucu ölümü ile gözaltında uğradığını iddia ettiği fiziksel ve psikolojik şiddet olayları arasında yakın bir bağlantı olduğunu öne sürmüştür. Bu tür muamelelerin varlığına işaret edebilecek nitelikte somut bulgular da mevcuttur. Öte yandan başvurucu, eşinin ölümü ile eşinin kullandığı ilaçların ona verilmemesi arasında bağ kurmamıştır. Böyle bir bağı gösteren bulgu da söz konusu değildir. Bu bakımdan başvurucunun eşi G.A.ya gözaltında iken bazı ilaçların verilmemesine ilişkin iddiası yönünden dolaylı mağdur sıfatı olmasa da G.A.ya gözaltında fiziksel ve psikolojik şiddet uygulandığı iddiası yönünden dolaylı mağdur sıfatı bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu sebeple başvurucunun iddiaları yaşam hakkı ile G.A.nın gözaltında tutulduğu süreçte fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bırakıldığı iddiası bağlamında, kötü muamele yasağı kapsamında incelenecektir.
23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
24. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik hâlleri veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).
25. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K., § 27).
26. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).
27. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması veya ölmesi hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (Ferit Kurt ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74; bazı değişikliklerle birlikte bkz. S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95).
28. Devletin yaşam hakkı ile kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü, şüpheli ölümlerden ve -bireyin Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması koşuluyla- her türlü fiziksel ve ruhsal saldırıya ilişkin olaylardan sorumlu kişilerin belirlenmesini ve gerekiyorsa bu kişilerin cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Yürütülecek bu soruşturmanın temel amacı yaşam hakkı ile kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını, kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları altında meydana gelen ya da diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen yaralanmalar veya ölümler nedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (Ferit Kurt ve diğerleri, § 75 ve atıf yapılan paragrafta yapılan diğer atıflar).
29. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olayları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırı olayları hakkında yürütülmesi gereken soruşturma şüphesiz cezai nitelikte olmalıdır (Ferit Kurt ve diğerleri, § 76).
30. Kasten ya da saldırı veya kötü muamele sonucu meydana gelen bir ölüm olayı yahut fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yönelik ağır bir saldırı olayı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için;
-Soruşturmadan sorumlu kişiler ile tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olması,
-Soruşturma makamlarının olaydan haberdar olur olmaz resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri,
- Soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olması ve meşru menfaatlerini korumak için kötü muameleye maruz kalan kişiler ile ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri,
- Soruşturmanın hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için makul bir özen ve süratle yürütülmesi,
- Soruşturma makamlarınca olayın sebebinin nesnel analizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekir (Ferit Kurt ve diğerleri, § 78; atıf yapılan paragraftaki diğer atıflar).
31. Başvuruya konu olayda diyabet hastası ve panik atak rahatsızlığı olduğu anlaşılan (bkz. §§ 2, 3) G.A., hakkında yürütülen bir ceza soruşturması kapsamında 24/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Aynı tarihte düzenlenen gözaltı giriş raporunda darp ve cebir izi bulunmadığı belirtilse de aynı gün düzenlenen bir başka raporda sırt bölgesinde ekimotik lezyonlar olduğundan söz edilmiştir. Ayrıca gözaltı sürecinde düzenlenen adli raporlarda ekimoz, hiperemi, şişlik ve yumuşak doku lezyonları gibi çeşitli tıbbi bulgulara yer verilmiştir. Bu raporlara göre G.A., muayeneyi yapan bazı doktorlara gözaltına alınırken ve gözaltında tutulduğu sırada darbedildiği, küfre maruz kaldığı, büyük korku ve panik yaşadığı, kabuslar gördüğü ve geceleri titreyerek uyandığı yönünde beyanlarda bulunmuştur. Yine anılan raporlara göre tespit edilen bazı lezyonlar travma ile uyumludur ve başvurucuya bu süreçte anksiyete bozukluğu tanısı konulmuştur (bkz. § 3). G.A. 5/8/2016 tarihinde kalp krizi sonucu vefat etmiş; Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulunca düzenlenen raporda da G.A.nın ölümüne sebep olan kalp krizinin gelişiminde kendisinde mevcut olan kronik hastalıkları ile birlikte gözaltı koşullarının getirdiği stresin de tetikleyici olabileceği açıklanmıştır (bkz. §§ 4, 6, 12).
32. G.A.nın ölümü nedeniyle yürütülen soruşturma, gözaltı sürecinde tespit edilen fiziksel ve psikolojik bulguların devlet görevlilerine atfı kabil olmayan bir sebeple meydana geldiğini ve bu bulguların G.A.nın ölümüne etki etmediğini ortaya koyamadığı gibi sözü edilen bulguların G.A.nın tutumu nedeniyle kendisine karşı kesinlikle kullanılmak zorunda kalınan maddi gücün sonucu olduğunu da ortaya koyamamıştır. Bu sebeple anılan fiziksel ve psikolojik bulgular ile G.A.nın ölümünden devletin sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. O hâlde yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
33. Yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddiaya gelince başvurucunun eşi G.A.nın gözaltında bulunduğu nezarethanede rahatsızlanması sonucu götürüldüğü hastanede kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesi olayı ile ilgili olarak Başsavcılık tarafından resen bir soruşturmanın başlatıldığı, ölüm olayının öğrenilmesinden kısa bir süre sonra Cumhuriyet savcısı eşliğinde ölü muayene işlemi yapıldığı, ardından otopsi işlemine geçildiği, olayla ilgili bazı kişilerin dinlendiği, nezarethanenin güvenlik kameraları kayıtlarının bilirkişi marifetiyle çözümü yapılarak incelendiği, şahsın vefat nedenine ilişkin adli tıp raporunun soruşturma dosyasına kazandırıldığı görülmüştür.
34. Öte yandan ceza soruşturmasındaki bazı eksiklikler göze çarpmaktadır:
i. Başsavcılık, Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulunun kişinin ölümüne sebep olan kalp krizinin gelişiminde gözaltı koşullarının getirdiği stresin de tetikleyici olabileceği yönündeki görüşüne rağmen G.A.nın vefatında sadece önceki hastalıklarının bu sonuç üzerinde etkili olup olmadığına odaklanmış; G.A.nın gözaltında kaldığı süre boyunca götürüldüğü sağlık kuruluşlarından alınan adli raporlara yansıyan bulgular üzerinde durmamıştır. Böylece ölüm olayının tüm yönlerini aydınlatabilmek ve olası sorumluları tespit etmek açısından kritik önemde olan G.A.nın kolluk görevlilerinin fiziksel ve psikolojik şiddetine uğrayıp uğramadığı, uğramışsa bu olayların onun kalp krizi nedeniyle ölümüne etkisi konusunda bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır.
ii. Başsavcılık, sadece ölüm günü ve anına ilişkin kamera kayıtlarını incelemesi ve tanık sıfatıyla dinlenen kişilerin ölüm olayına ilişkin bilgisine başvurulması ile yetinmiş; ölüm olayının öncesi hakkında araştırma yapmamıştır.
iii. Başsavcılık, başvurucunun olayın farklı yönlerine ilişkin bazı iddiaları araştırma konusu yapmamış, itirazı inceleyen Sulh Ceza Hâkimliği de değerlendirmemiştir.
35. Tüm bu belirlemeler ışığında gözaltı sürecindeki tıbbi bulgular ve G.A.nın ölümü hakkında Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği etkililik ölçütlerini karşılayacak şekilde bir soruşturma yürütülmediği sonucuna varılmıştır. Bu sebeple yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının usul boyutu da ihlal edilmiştir.
36. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
37. Başvurucu, gözaltı süresinin makul olmadığını ve kısa süre içinde hâkim huzuruna çıkarılmadığını belirterek vefat eden eşinin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının da ihlal edildiğini belirtmiştir.
38. Kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasında olduğu gibi bu ihlal iddiası bakımından da söz konusu şikâyeti başvurucu, ölen eşi yönünden dile getirdiği için başvurucunun dolaylı mağdur sıfatı olup olmadığının konuyla ilgili Anayasa Mahkemesi içtihadı çerçevesinde ele alınması gerekir. Başvurucu, işbu başvuruyu eşinin ölümü hakkında yürütülen soruşturma kapsamında verilen nihai karar üzerine yapsa da eşinin kalp krizi sonucu ölümü ile onun gözaltına alınması arasında yakın bir bağlantı olduğuna dair somut bir veri sunmamıştır. Ayrıca anılan ihlal iddialarının incelenmesini zorunlu kılan bir nedenden de söz etmemiştir. Bu koşullar altında Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden başvurucunun dolaylı mağdur sıfatı bulunmadığı sonucuna varmıştır.
39. Açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
40. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden soruşturma yapılması talebinde bulunmuştur.
41. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
42. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin soruşturmanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup soruşturmanın şüpheli kişi veya kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmayla ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.
43. Başvurucu, tazminat talebinde bulunmadığından ihlalin tespiti ile yeniden soruşturma yapılmasına karar verilmesiyle yetinilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
A. 1. Yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2017/104391) GÖNDERİLMESİNE,
D. 446,90 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 30.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 30/7/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.