|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
GÜNGEN DENİZCİLİK VE TİCARET A.Ş. BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/28953)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 19/11/2025
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Mehmet ALTUNDİŞ
|
|
Başvurucu
|
:
|
Güngen Denizcilik ve Ticaret A.Ş.
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Mustafa AKKAYA
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, ham petrol yükleme ve tahliye için gerekli koşulların oluşturulması amacıyla yapılan idari başvurunun reddedilmesi nedeniyle açılan idari işlemin iptali davasında verilen kararda ilgili ve yeterli gerekçe bulunmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu Şirket, filosunda bulunan her biri 150.000 ton taşıma kapasiteli Türk bayraklı altı adet ham petrol tankeri ile ulusal ve uluslararası sularda ham petrol ve petrol ürünlerinin taşımacılığını gerçekleştirmektedir.
3. Başvurucuya ait bir ham petrol tankeri 2019 yılı Ocak ayında E. şirketi namına Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) tarafından sevk edilecek yaklaşık 135.000 ton Kerkük ham petrolünü yükleyip Aliağa'da bulunan Star Rafineri'ye tahliye etmek üzere BOTAŞ Ceyhan Deniz Terminali'nde hazır bulunmuştur. Başvurucu, taşımanın küçük kabotaj kapsamında yapılabilmesi için gerekli beyanlarda bulunmasına rağmen bu talep kabul edilmemiş ve yükleme transit statüde gerçekleştirilmiştir. Yükleme sonrası gemi yirmi dört saat terminalde bekletilmiş, bu süreçte yükleyici ve kiracı arasında yapılan görüşmeler neticesinde IKBY tarafından yüklenen ham petrolün Türkiye'ye girişine engel bulunması gerekçesiyle gemiye yeni tahliye limanı yolda bildirilecek şekilde hareket talimatı verilmiş ve yük Omisalj Limanı'na boşaltılmıştır.
4. Başvurucuya ait bir diğer Türk bayraklı ham petrol tankeri olan gemi için, S. Şirketi'nin lojistik iştiraki UML tarafından 6/2/2019 tarihinde gönderme ihbarı yapılmıştır. İhbara göre Irak Petrol Bakanlığı'na bağlı S.O. tarafından Ceyhan Terminali'nden Star Rafineri'ye tahliye edilmek üzere yaklaşık 115.000 ton Kerkük ham petrolünün taşınması talep edilmiştir. Ancak Ceyhan Terminali'nden Türk bayraklı bu tankere yükleme yapılması Irak Petrol Bakanlığı Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO) tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu 22/3/2019 tarihinde 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve ilgili yönetmelik kapsamında Ceyhan Terminali ile Star Rafineri arasındaki Kerkük ham petrolünün taşınmasına ilişkin engellemelerin gerekçelerinin açıklanması amacıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına (İdare) bilgi edinme başvurusunda bulunmuştur. İdare tarafından 2/5/2019 tarihinde verilen cevapta 27/8/1973 tarihli Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması (ITP Anlaşması) ile 2010 tarihli Tadil Protokolü'ne atıfla Ceyhan Terminali'nden yükleme yapılacak tankerlerin Irak yönetimi tarafından belirlendiği, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu seçim üzerinde herhangi bir tasarruf hakkının bulunmadığı ve yalnızca liman ve gümrük işlemlerini yürütme yükümlülüğünün olduğu ifade edilmiştir.
5. Bu cevabın ardından başvurucu tarafından 12/7/2019 tarihinde, 19/4/1926 tarihli ve 815 sayılı Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarla Kara Suları Dahilinde İcrayı San'at ve Ticaret Hakkında Kanun uyarınca başvurucuya ait iki gemiye Ceyhan Terminali'nden Kerkük ham petrolü yüklemesi yapılması ve Star Rafineri'ye tahliyesi için gerekli koşulların oluşturulması amacıyla 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında İdareye başvuru yapılmıştır. Ancak söz konusu başvuruya İdare tarafından cevap verilmemiştir. Bunun üzerine başvurucu, Ankara 1. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) iptal davası açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde davalı İdarenin bilgi edinme başvurusuna verdiği cevapta tanker seçim yetkisinin Irak tarafında olduğunu ileri sürmesine karşın Türk bayraklı geminin BOTAŞ/Ceyhan Terminali'ne tahliye gerçekleştirmesinin engellendiğini, bu durumun 815 sayılı Kanuna ve ülkenin egemenlik hakkına aykırılık teşkil ettiğini belirtmiştir.
6. İdare Mahkemesi 1/10/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Karar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Mahkemenin gerekçesi şu şekildedir:
"Uyuşmazlıkta, davacı şirketin talebiyle ilgili olarak davalı idare tarafından Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına yazı yazıldığı, ilgili Bakanlığın davalı idareye verdiği yanıtta, karasularımızdaki yük ve yolcu taşımacılığının Kabotaj Kanunu hükümlerine göre yapılmakta olduğu, Botaş Limanına gelen ve millileştirilerek buradan başka bir Türk limanına sevk edilen ham petrolün bu kanun kapsamındaki istisnalar haricinde Türk Bayraklı tankerler ile taşındığının belirtildiği, yukarıda aktarılan Kabotaj Kanunu hükümlerinde iki Türk limanı arasındaki seferlerin münhasıran Türk Bayraklı gemiler tarafından yapılmasına hükmedildiği, dolayısıyla BOTAŞ Ceyhan Deniz Terminalinden ham petrol yükleyerek başka bir Türk limanına bu ham petrolü taşıyacak tankerlerin kanunda yer verilen istisnalar haricinde Türk Bayrağı taşıdığı sürece Kabotaj Kanununa muhalefet etmeyeceği, BOTAŞ/Ceyhan Deniz Terminalinden ham petrol yüklemesi yapılacak tankerlerin seçim ve söz konusu tankerlerin limandan ayrıldıktan sonra hangi limana boşaltma yapacaklarına ilişkin olarak Türkiye'nin herhangi bir tasarrufunun olduğuna dair bir anlaşmanın olmadığı, Irak Devlet Petrol Pazarlama Şirketi SOMO'nun sahip olduğu petrolün kime satılacağına ve nasıl taşınacağına karar verme hususunun Irak ile yapılan Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması olan ITP Anlaşmaları tahtında Türkiye'nin yükümlülüğünün Irak'tan gelen ham petrolün taşınması, depolanması, Irak tarafınca belirlenecek tankerlere yüklenmesi ve gerekli liman ve gümrük işlemlerinin yapılması olduğu, ham petrolün BOTAŞ Ceyhan Deniz Terminalinden tankerlere yüklenmesi ve varış limanına tahliyesi için gerekli izinlerin ve koşulların oluşturulmuş olduğu, zira bu koşullar oluşturulmasaydı tankerlere yapılan yüklemelerin ve Irak petrolünün ihracatının da durması gerektiği, oysa ihracatın durduğuna dair bir durumun söz konusu olmadığı, kaldı ki Irak tarafınca hangi tankerlerin seçileceği konusunda tercih hakkı olduğu da dikkate alındığında davalı idarece tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır..."
7. Başvurucu, nihai hükmü 7/6/2021 tarihinde öğrendikten sonra 2/7/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
8. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
9. Başvurucu; maddi olay ve olguların hatalı nitelendirildiğini, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun şikâyetinin özünü yargı merciince verilen kararın gerekçeli karar olma vasfını taşıyacak nitelikte bir içerikten yoksun olduğu yönündeki iddialar oluşturmaktadır. Başvurucu, ayrıca uyuşmazlığın çözümünde esas alınan Irak ile Türkiye arasında imzalanmış olan ITP Anlaşmaları hükümlerinin İdare Mahkemesince hatalı yorumlandığını ve yanlış uygulandığını iddia etmiştir. Bu çerçevede İdare Mahkemesi kararında söz konusu uluslararası anlaşmaların başvurucunun iddialarıyla ilişkilendirilerek değerlendirilmediği, Türkiye Cumhuriyeti'nin anlaşmalar gereğince üstlendiği yükümlülüklerin kapsamı ile sınırlarının doğru şekilde tespit edilmediği savunulmuştur.
10. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun bu iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığının gözönünde bulundurulması gerektiğini bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı önceki iddialarını tekrarla yetinmiştir.
11. Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsamaktadır (daha geniş değerlendirme için bkz. Abdullah Topçu [1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75). Nitekim Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt vermesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) mahkemelerin davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).
12. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi, uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin olarak yargı mercilerinin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin mahkemelerin açıkça keyfî olmadığı veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece gerekçelerini denetleme gibi bir görevi olmadığı gibi mahkeme kararlarındaki hukuka aykırılıkları gidermek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Halit Kabadağ [1. B.], B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).
13. Somut olayda başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar çerçevesinde incelenen İdare Mahkemesi kararında uyuşmazlık konusu işlemin dayanağını oluşturan idari süreçler, ilgili mevzuat hükümleri ve uluslararası anlaşmalar irdelenmiş; dava konusu işlemin 815 sayılı Kanun ve ITP Anlaşmaları bağlamında hukuki dayanaktan yoksun olup olmadığı tartışılmıştır. Kararda 815 sayılı Kanun'un hükümlerine göre BOTAŞ Ceyhan Deniz Terminali'nden yüklenen ham petrolün başka bir Türk limanına sevkiyatında Türk Bayraklı gemilerle taşıma yapılması hâlinde 815 sayılı Kanun'a aykırılık bulunmayacağı tespiti yapılmıştır. Bunun yanında Türkiye ile Irak arasında imzalanmış olan ITP Anlaşmaları çerçevesinde Türkiye'nin yalnızca ham petrolün taşınması, depolanması, Irak tarafından belirlenen tankerlere yüklenmesi ve liman/gümrük işlemlerinin yürütülmesi konularında yükümlülüğü bulunduğu belirtilmiş; tanker seçimi ve varış limanına ilişkin karar yetkisinin Irak Devleti'ne ait olduğu açıkça değerlendirilmiştir.
14. Bu kapsamda kararın başvurucunun iddialarına yanıt verdiği ve ilgili hukuk normlarını olaya uygulamak suretiyle denetlenebilir bir gerekçelendirme içerdiği görülmektedir. Bu durumda başvurucunun yargılamanın sonucuna etkili nitelikteki iddia ve itirazlarının İdare Mahkemesi tarafından yeterli bir gerekçeyle karşılandığı sonucuna ulaşılmıştır.
15. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
16. Başvurucu, BOTAŞ Ceyhan Deniz Terminali'nden yüklenerek Türkiye'nin başka bir limanına sevk edilmesi planlanan ham petrolün taşınmasına yönelik talebinin reddedilmesi sonucu bu faaliyetten doğacak ekonomik menfaatlerinin engellendiğini ve bu durumun mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu; somut olayda taşımacılık faaliyetine ilişkin olarak yalnızca fiili bir talepte bulunmamış, aynı zamanda bu faaliyet çerçevesinde uzun süredir devam eden ticari ilişkiler, kurumsal yetkinlik, taşıma kapasitesi ve daha önce benzer faaliyetlerde bulunmuş olma gibi unsurlar çerçevesinde taşımacılığın kendisine tevdi edileceğine dair meşru bir beklentiye sahip olduğunu iddia etmiştir.
17. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü [2. B.], B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu [1. B.], B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).
18. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
19. Meşru beklenti, objektif temelden uzak olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu [1. B.], B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28). Dolayısıyla Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi [1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 37).
20. Başvurucu; BOTAŞ Ceyhan Deniz Terminali'nden başka bir Türk limanına ham petrol taşımacılığı yapacağına dair meşru beklentiye sahip olduğunu, bu beklentiye dayalı olarak taşımacılık faaliyetinden dışlanmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Öncelikle somut olayda başvurucunun lehine tesis edilmiş bir taşıma izni, sözleşme, ruhsat ya da benzeri şekilde hukuken korunabilir nitelikte bir ayni veya şahsi hakkın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda ham petrolün taşınması yönünde başvurucunun mülkiyet hakkına konu olabilecek mevcut mal varlığı olmadığı değerlendirilmiştir.
21. Mevcut mülkü olmadığı anlaşılan başvurucu yönünden meşru beklentinin bulunup bulunmadığı ortaya konulmalıdır. Somut olayda başvurucunun BOTAŞ Ceyhan Deniz Terminali'nden yüklenerek başka bir Türk limanına sevk edilmesi planlanan ham petrolün taşınması yönünde hukuken korunan bir hakkının bulunduğuna dair herhangi bir açık ve somut düzenleme mevcut değildir. Başvurucunun lehine tesis edilmiş bir kamu gücü işlemi, idari izin, ruhsat, taşıma sözleşmesi ya da doğan bir hak kazanımı bulunmadığı gibi bu yönde İdarece verilmiş bir vaat, taahhüt veya yükümlülük altına giriş de söz konusu değildir. Bir başka ifadeyle başvurucu; lehine tesis edilmiş bir idari işlemin, idari iznin, verilmiş bir ruhsatın veya benzeri bir şekilde elde edilmiş bir hakkın varlığını da ortaya koyamamıştır. Dolayısıyla başvurucunun söz konusu taşıma faaliyetine katılma konusunda yalnızca ekonomik fayda sağlama yönündeki arzusu veya bu alandaki önceki faaliyetlerinden kaynaklı genel ticari öngörüsü, bireysel bir hakkın tanındığını ve korunmaya değer olduğunu gösterecek nitelikte bir temele sahip değildir. Mevcut hukuk sistemi içinde İdare tarafından tanınmış bir hak veya kazanılmış bir statü bulunmadığı sürece başvurucunun ileri sürdüğü taşıma faaliyetine ilişkin beklentisinin mülkiyet hakkı kapsamında korunabilecek düzeyde meşru bir beklenti olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Sonuç olarak başvurucunun taşıma faaliyetine ilişkin ekonomik menfaat beklentisi ne iç hukuktaki bir kanun hükmüne ne de yerleşik yargı içtihadına dayanmaktadır.
22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesi kapsamına giren mevcut mülk ve korunmaya değer bir menfaat bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına 19/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.