|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Yüksel GÜNARSLAN
|
|
Başvurucular
|
:
|
1. İsmail ŞERAN
|
|
|
|
2. Songül ŞERAN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Dilan COŞKUN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, ceza infaz kurumunda çıkan yangın sonucunda meydana gelen ölümden doğan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davasında maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında başvurucuların oğlu 1999 doğumlu S.R.Ş. 26/3/2016 tarihinde tutuklanarak Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) çocuk koğuşuna alınmıştır.
3. Ceza İnfaz Kurumunda görevli doktor tarafından 22/9/2016 tarihinde yapılan muayene sonucu S.R.Ş. ve 1999 doğumlu diğer bir tutuklu C.A.ya uyuz hastalığı teşhisi konulmuştur. Hastalığın yayılmasının önlenmesi amacıyla anılan tutuklular geçici olarak G2 koğuşuna alınmıştır.
4. Başvurucuların yakını ve C.A. geçici olarak kaldıkları G2 koğuşunda 28/9/2016 tarihinde akşam sayımının yapılmasından hemen sonra saat 19.00 sıralarında ranza ve dolapları kapı arkasına yerleştirerek barikat kurmuş, başka bir koğuştan temin ettikleri çakmak ile yatakları tutuşturarak yangın çıkarmışlardır. İnfaz ve koruma memurlarının saat 19.20'de koğuştan dumanlar çıktığını görmesi üzerine yangına koridordaki nöbetçi memurlar müdahale etmeye çalışmış, aynı anda Jandarma Bölük Komutanlığı, Şırnak İl İtfaiye Müdürlüğü ve 112 Acil Servis aranmıştır. Kapının arkasına üç çelik dolabın, çelik dolapların arkasına ise çiftli ranzaların dik hâlde yerleştirilmiş olması nedeniyle infaz ve koruma memurlarının yangına müdahalesi zorlaşmıştır. Saat 19.34 sıralarında yangın tüpleri ve hortumlarıyla koğuşa girilebilmiş, başvurucuların yakını ve C.A. koğuştan çıkarılarak nizamiye kapısında bekleyen ambulansa saat 19.40'ta alınarak hastaneye sevk edilmiştir.
5. Şırnak Devlet Hastanesine sağ olarak getirilen C.A. aynı gün, başvurucuların oğlu S.R.Ş. ise 30/9/2016 tarihinde yaşamlarını yitirmiştir.
A. Olaya İlişkin Ceza Soruşturması Süreci
6. Olayla ilgili olarak Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) derhâl bir soruşturma başlatmıştır (söz konusu soruşturma sürecinin detayları için bkz. Atilla Akdeniz ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/10220, 15/9/2021, §§ 13-43).
7. Soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısının katılımıyla olay yeri incelemesi yapılmıştır.
8. S.R.Ş. ve C.A.nın tedavi gördükleri Şırnak Devlet Hastanesinde hayatlarını kaybetmeleri üzerine Başsavcılık tarafından kesin ölüm nedeninin tespiti için klasik otopsi yapılmasına karar verilmiştir.
9. Şırnak Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 7/6/2017 tarihli raporunda S.R.Ş. ve C.A.nın kesin ölüm nedeninin yoğun duman maruziyetine bağlı karbonmonoksit zehirlenmesi ve buna bağlı olarak gelişen komplikasyonlar olduğu mütalaa edilmiştir.
10. Ceza İnfaz Kurumu tarafından düzenlenen 28/9/2016 tarihli olay tutanağında; Ceza İnfaz Kurumunda akşam sayımına başlandığı, G2 koğuşunda saat 18.58'de sayım yapılarak diğer blokların sayımına geçildiği, saat 19.20 sıralarında sayımın bittiği, G2 koğuşunda dumanların yükseldiğinin görüldüğü, derhâl güvenlik önlemleri alınarak koğuşun kapısının açıldığı, yangın söndürme tüpleri, yangın söndürme hortumları ile koğuşa girilmeye çalışıldığı, S.R.Ş. ve C.A.nın koğuşta bulunan ranza ve dolapları kapının arkasına koyarak kurdukları barikatların kaldırıldığı, S.R.Ş. ve C.A.nın derhâl koğuştan çıkarılarak mahkûm kabul çıkışında ambulansla bekleyen sağlık görevlilerine saat 19.40 sıralarında sağ olarak teslim edildiği, yangından etkilenen infaz ve koruma memurlarının da Ceza İnfaz Kurumu aracıyla Şırnak Devlet Hastanesine sevkinin sağlandığı, saat 19.50 sıralarında Şırnak İtfaiyesi ve Tümen Komutanlığının müdahalesi ile yangının kontrol altına alındığı belirtilmiştir.
11. Şırnak İtfaiye Müdürlüğünün 28/9/2016 tarihli raporunda yangının sigara izmaritinden ya da tutuşturucu bir maddeden kaynaklandığının tahmin edildiği belirtilmiştir.
12. Ceza İnfaz Kurumu tarafından düzenlenen 29/9/2016 tarihli tutanakta yangının meydana geldiği G2 numaralı koğuşta yapılan arama, kontrol, temizlik işlemleri sırasında bir adet çakmak ve S.R.Ş.ye ait bir adet kurum kimliğinin bulunduğu belirtilmiştir.
13. Başsavcılık; Şırnak Devlet Hastanesinden yapılan müdahaleye ve tedaviye ilişkin bütün evrakın onaylı suretlerinin gönderilmesini, Ceza İnfaz Kurumundan ise C.A. ve S.R.Ş.nin sağlık dosyalarının onaylı suretini, son bir aylık sürede aileleriyle yaptıkları telefon görüşmelerine dair kayıtları, meydana gelen olayın ailelere haber verilip verilmediğini, haber verilmiş ise buna ilişkin bilgi ve belgelerin temin edilerek gönderilmesini istemiştir. Ceza İnfaz Kurumunca sağlık dosyaları ve telefon görüşme kayıtları Başsavcılığa gönderilmiş, ailelere ise telefonla bilgi verildiği bildirilmiştir.
14. Başsavcılık, Ceza İnfaz Kurumundan olay tarihine ait kamera görüntülerinin gönderilmesini talep etmiştir. Yangının çıktığı G2 koğuşunu gösteren, Ceza İnfaz Kurumu tarafından gönderilen kamera görüntülerinde yangına müdahale anı ile C.A. ve S.R.Ş.nin koğuştan çıkarılış anına ilişkin görüntülerin olduğu, 28/9/2016 tarihli tutanakta duman ve ateşten etkilenen kaçak akım koruma rölesi sisteminin diğer elektronik cihazları ve DVR kayıt sistemlerini korumaya almak için devre dışı kaldığı, kamera kayıt sisteminin saat 19.16'dan 19.34'e kadar kayıt yapmadığı, teknisyenlerin müdahalesi sonucu saat 19.25'te sistemin çalışmaya başladığı, DVR kayıt sisteminin 10 dakika içinde (saat 19.34) devreye girdiğinin belirtildiği anlaşılmıştır.
15. Ceza İnfaz Kurumu tarafından olaydan bir gün sonra düzenlenen çatı arama tutanağında; çatı aramasında ele geçirilen, pusula adı verilen kâğıt parçalarından anlaşıldığı üzere yangına sebebiyet verdiği düşünülen çakmağın yetişkin hükümlü ve tutukluların bulunduğu koğuştan atıldığı, çatı aramasında ayrıca ele geçirilen pusulada S.R.Ş. kısaltmasıyla "Ranzasında ölümü bekleyen mahkûm.", "Eğer yanacaksak ya da ölürsek beraber yanalım, beraber ölelim." ifadelerinin yer aldığı, ele geçirilen on pusulanın altısında çakmak talebinde bulunulduğu, S.R.Ş. kısaltmasıyla yazılan bir pusulada çakmağın kendisine ulaştığının ifade edildiği, aynı kısaltmayla yazılan bir başka pusulada ise S.R.Ş.nin kendi öz geçmişinden, ailesinden ve ekonomik durumundan bahsettiği, ailesinin adres ve telefon bilgilerini yazdığının tespit edildiği bildirilmiştir.
16. Yürütülen soruşturma kapsamında Başsavcılık olaya ilk müdahalede bulunan Ceza İnfaz Kurumu müdürleri ile nöbetçi infaz ve koruma memurlarının ifadelerini almıştır. Başsavcılık ayrıca görevi ihmal suçlamasıyla bazı Ceza İnfaz Kurumu müdürleri ile infaz ve koruma memurlarının şüpheli sıfatıyla ifadelerini almıştır. Yangında yaralanan infaz ve koruma memurlarının beyanları ise müşteki sıfatıyla kolluk görevlileri tarafından alınmıştır.
17. Yapılan soruşturma sonucunda Başsavcılık; S.R.Ş. ve C.A.nın ölmesi nedeniyle bu kişiler hakkında kasten yangın çıkarma, kamu malına zarar verme, kasten ölüme sebebiyet verme suçlarından kovuşturma yapılmasına yer olmadığına, şüpheli kamu görevlileri hakkında ise görevi ihmal suçunun işlendiği hususunda yeterli delil elde edilmemesi nedeniyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. 1/12/2017 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda şüpheli savunmaları, otopsi tutanakları, kamera kayıtları, yangının çıkartılışına dair tespit ve yangının çıkışına dair rapor, olaya müdahale eden infaz ve koruma memurlarının ifadeleri, incelenen görevlendirme belgeleri, yangına müdahale edilme zamanı ve şekli gözönüne alındığında şüpheli kamu görevlilerinin üzerlerine düşen dikkat ve özeni gösterdiklerinin anlaşıldığı belirtilmiştir.
18. Başsavcılık anılan kovuşturmaya yer olmadığı kararında ayrıca S.R.Ş. ve C.A.ya uymaları gereken kuralların giriş esnasında tebliğ edildiği, Ceza İnfaz Kurumunda çıkan yangının saat 19.32'de Şırnak İtfaiye Müdürlüğüne ve 23. Piyade Tümen Komutanlığı İtfaiyesine bildirildiği, Ceza İnfaz Kurumunda bulunan yangın tüplerinin ve su hortumlarının yangını söndürme işlemi sırasında aktif olarak kullanıldığı, yangına müdahale eden mağdur infaz ve koruma memurlarının dumandan etkilendiği, bazılarının ayakta, bazılarının ise yatarak tedavi gördüğü, şikâyetlerinin bulunmadığı tespit ve değerlendirmelerine yer vermiştir.
19. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itiraz Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğinin 23/2/2018 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.
B. Anayasa Mahkemesinin Atilla Akdeniz ve diğerleri Kararı
20. Anayasa Mahkemesi, başvurucu İsmail Şeran ile yangında hayatını kaybeden diğer tutuklu C.A.nın yakınlarının kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazın reddi üzerine farklı tarihlerde yaptıkları bireysel başvuruları birleştirmek suretiyle konuya ilişkin incelemeyi 2018/10220 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütmüştür.
21. Atilla Akdeniz ve diğerleri başvurusu, Ceza İnfaz Kurumunda çıkan yangın sonucunda önleyici tedbir alınmaması sonucu iki tutuklunun hayatını kaybetmesi ve bu olaya ilişkin olarak etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
22. Anayasa Mahkemesi 15/9/2021 tarihli kararında, yaşamı koruma yükümlülüğü ile etkili ceza soruşturması yürütülmesi yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. Kararın yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiası yönünden yapılan değerlendirmelerle ilgili kısmı şöyledir:
"75. Yangının ardından düzenlenen Olay Yeri İnceleme Tutanağı'nda yangın sensörü olduğu öğrenilen parçanın sarkık ve yanmış vaziyette olduğu bildirilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu müdürü Başsavcılıkça alınan ifadesinde de duman algılayıcı sensörlerin tüm koridorlarda çalışır durumda olduğunu belirtmiştir. Ölenlerin koğuşunda ve koridorlarda çalışır vaziyette yangın alarm sisteminin bulunup bulunmadığı net bir biçimde dosya kapsamından tespit edilememekle birlikte tüm şüpheli ifadeleri ile müşteki ve tanık beyanları dikkate alındığında yangından infaz ve koruma memurlarının dumanları fark etmesi üzerine haberdar olunduğu anlaşılmaktadır.
76. Somut olayda ölenlerin başka koğuşlarla pusula adı verilen kağıt parçaları yoluyla iletişim kurarak çocuk tutuklu ve hükümlülerin koğuşlarında bulundurulması yasak olan çakmağı elde ettikleri, meydana gelen olayın ardından yapılan çatı araması sonrasında düzenlenen tutanaktan anlaşılmaktadır. Yapılan arama sırasında 'Ranzasında ölümü bekleyen mahkûm', 'Eğer yanacaksak ya da ölürsek beraber yanalım, beraber ölelim' ifadelerin yer aldığı S.R.Ş. kısaltması ile yazılan yazılar da bulunmuştur. Ceza İnfaz Kurumu müdürleri ile infaz ve koruma memurlarının beyanlarından anlaşıldığı üzere başvurucuların uyuz hastalığı sebebiyle G2 koğuşuna alındıkları 22/9/2016 tarihinden yangının meydana geldiği 28/9/2016 tarihine kadar anılan koğuşta çatı aramasının yapılmadığı anlaşılmaktadır. Ceza İnfaz Kurumu koğuşlarında özel hayatının gizliliğinin korunması amacı ile kamera sitemi de bulunmadığı dikkate alındığında hastalık nedeniyle geçici koğuşa alınan çocukların pusulalarla haberleşerek çakmak temin etmek konusunda bir zorlukla karşılaşmadıkları ortadadır.
77. Ruhsal anlamda kırılgan yapıda olmaları muhtemel olan tutuklu ve hükümlülerin bir de bulaşıcı bir hastalıkları bulunduğu gerekçesiyle ayrı bir koğuşa alınarak izole edilen çocuklar olduğu düşünüldüğünde daha da hassas bir durumun olduğu tartışmasız bir gerçektir. Diğer tutuklu ve hükümlülerden ayrı olarak tutuldukları geçici koğuşa alındıkları tarihten olayın meydana geldiği tarihe kadar geçen altı günlük sürede, ölen çocuklara psikolojik destek sağlandığı konusunda da dosya kapsamında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
78. Bakanlıkça gönderilen görüş yazısında başvurucuların yakınlarından S.R.Ş.nin 8/5/2016 tarihinde aşırı dozda ilaç içerek intihara teşebbüs ettiğinin belirtildiği dikkate alındığında yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda yetkililerin başvurucuların yakınlarının beden sağlığının yanı sıra ruhsal sağlık durumlarını da takip ederek kontrol altında tutmaya çalışması ve kendilerine zarar verme ihtimalini en aza indirecek tedbirler alması gerekmektedir.
79. Bütün bu değerlendirmeler ışığında Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin mahpusların yaşamını koruma konusunda yüklenen dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmediği, yangının çıkmasında ihmallerin bulunduğu ve bu ihmallerin basit bir dikkatsizliği veya değerlendirme hatasını aştığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucuların yakınlarının yaşamını korumak için gerekli önlemlerin alınmamasına ilişkin şikâyetlerin başvurucu lehine hükmedilecek bir tazminatla giderilebilecek nitelikte olmadığı (bkz. § 60) değerlendirilmiştir. Dolayısıyla somut olayda başvuru yollarının tüketilmesi kuralı bakımından bir sorun görülmemiştir."
23. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında yaşam hakkının hem maddi hem de usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir (Atilla Akdeniz ve diğerleri, § 92).
24. Anayasa Mahkemesi, söz konusu kararda yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasına karar vermiştir. Ayrıca ihlal tespitiyle ve yeniden soruşturma suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucu İsmail Şeran yönünden devam etmekte olan tam yargı davası gözetilerek sadece yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinden kaynaklanan zararlarının tazmini için net 50.000 TL manevi tazminatın ödenmesine karar vermiştir (Atilla Akdeniz ve diğerleri, §§ 93, 94).
C. Olaya İlişkin Tam Yargı Davası Süreci
25. Başvurucular, Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvurarak olay nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini talep etmiştir.
26. Taleplerinin reddedilmesi üzerine başvurucular 2/4/2018 tarihinde Mardin 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde 100.000 TL manevi ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 2.000 TL maddi tazminat istemli tam yargı davası açmıştır.
27. Başvurucular; dava dilekçesinde oğullarının konulduğu koğuşun uzun süreli tutmaya uygun şart ve nitelikleri taşımadığını, bu koğuşun denetim, gözetim ve herhangi bir kriz anında müdahaleye uygun olmadığını, tecrit edilen hasta çocuklara psikolojik destek sağlanmadığını beyan etmiştir. Çocukların tutulduğu koğuşlara çakmak sokulması yasak olmasına rağmen bu hususta gerekli tedbirlerin alınmadığını ve bu kapsamda çatı aramalarının düzenli olarak yapılmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca koğuşta yangın alarm sisteminin bulunmaması veya faal durumda olmaması nedeniyle yangına geç müdahale edildiğini ve çocuklarının bu nedenle karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu hayatını kaybettiğini ifade etmiştir.
28. İdare Mahkemesi 14/3/2019 ve 4/7/2019 tarihli ara kararları ile olaya ilişkin yürütülen ceza soruşturması dosyasını, olay anına ilişkin kamera kayıtlarını, S.R.Ş.nin revire çıkma ve psikologla görüşme taleplerini, revir kayıtlarını, sevk belgelerini içeren hasta dosyası ile yangına müdahale sonrasında düzenlenen belge ve tutanakları temin etmiştir.
29. Hasta dosyasındaki belgelere göre S.R.Ş., yaşadığı ciddi sorunlar nedeniyle psikolog ile görüşmek amacıyla 6/4/2016-19/8/2016 tarihleri arasında Ceza İnfaz Kurumuna dokuz dilekçe sunmuştur. S.R.Ş. bu süreçte kurum psikoloğu ile yedi defa görüşmüştür. Hasta dosyasında görüşme içeriklerine veya psikoloğun gözlemlerine dair açıklama içeren herhangi bir belge tespit edilememiştir. Ayrıca 8/5/2016 tarihli epikriz raporuna göre çok sayıda Bekunis (kabızlık tedavisinde kullanılan bir ilaç) ve Buscopan (spazm giderici bir ilaç) içen S.R.Ş. Şırnak Devlet Hastanesine sevk edilerek tedavi edilmiştir.
30. İdare Mahkemesi 20/12/2019 tarihinde idarenin eylemi ile zarar arasındaki illiyet bağının başvurucuların yakınının eylemleri nedeniyle kesildiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
''Olayda; davacılar tarafından yangına sebep olan çakmağın koğuşa girmesinin engellenemediği ve yangın alarm sisteminin aktif durumda olmadığı gerekçeleriyle idarenin gerekli denetim ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmediği ve bu kapsamda hizmet kusurunun mevcut olduğu iddia edilmekte ise de, cezaevinde davacılar yakınının ölümüne neden olan yangın hadisesinde davacılar yakını [S.R.Ş.nin] aktif rol aldığı, koğuş içerisinde bulunan yatakların kasten tutuşturulması ve koğuş kapısının arkasına ranza ve dolapların yerleştirilmesi suretiyle yangına müdahale edilmesine engel olunmaya çalışıldığı ve bunun sonucunda yoğun dumana maruz kalmak suretiyle hayatını kaybettiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacılar yakını [S.R.Ş.nin] kişisel kusuru nedeniyle yaşamını yitirdiği, bu şekliyle idarenin eylemi ile zarar arasında mevcut bulunan illiyet bağının kesildiği kanaatine varılarak, davacıların tazminat istemlerinin reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır."
31. Başvurucular, anılan karar aleyhine istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi (Daire) 30/9/2021 tarihinde istinaf başvurusunu kesin olarak reddetmiştir.
32. Başvurucular, Anayasa Mahkemesinin Atilla Akdeniz ve diğerleri kararının bir nüshasını 13/10/2021 tarihli dilekçe ekinde Daireye bildirmiştir.
33. Başvurucular, nihai kararı 18/10/2021 tarihinde öğrendikten sonra 10/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
34. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
35. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
36. Başvurucular; oğullarının tutuklu bulunduğu Ceza İnfaz Kurumunda hastalığı gerekçe gösterilerek denetime ve gözetime uygun olmayan geçici koğuşa alındığını, tedaviye uygun bir hastaneye sevk edilmediğini, bu şekilde tecrit edilen oğullarına psikolojik destek sağlanmadığını, oğullarının ölümüne sebebiyet veren yangının çıkmasını engelleyici önlem alınmadığını ve günde iki defa yapılması gereken çatı aramasının yapılmayarak çocuk koğuşlarında bulundurulması yasak olan çakmağın diğer koğuşlardan teminine olanak sağlandığını belirtmiştir. Ceza İnfaz Kurumunda yangın alarm sisteminin mevcut olmaması veya varsa bile aktif olarak çalışmaması nedeniyle yangının fark edilmesinin zaman aldığını, böylece erken müdahale ile kurtarılabilecek olan yakınlarının kurtarılamadığını beyan etmiştir. Başvurucular ayrıca ölümlerin müteveffaların çıkardıkları yangın sonucu gerçekleştiği olgusuyla sınırlı bir inceleme yapıldığını ve kamu görevlilerinin ihmallerinin olayın gerçekleşmesindeki payı ile devletin yaşamı koruma yükümlülüğünün değerlendirilmediğini beyan ederek yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
37. Bakanlık görüşünde; başvurucular tarafından ileri sürülen iddiaların delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu, İdare Mahkemesi ve Daire kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik bulunmaması nedeniyle ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca yargısal makamların başvurucuların taleplerini ve tazminat verilmesi açısından gereken şartları da değerlendirerek anılan tazminat taleplerinin karşılanmasına hukuken olanak bulunmadığı sonucuna vardığı ifade edilmiştir.
38. Bakanlık görüşüne karşı cevap veren başvurucular, İdare Mahkemesinin kararında temel olarak Başsavcılığın Anayasa Mahkemesi kararı ile ortadan kalkan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının esas alındığını, bu kararda idarenin hukuki sorumluluğu bağlamında zarar ile eylem arasındaki illiyet bağının tartışılmadığını beyan ederek kararın açıkça hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
39. Anayasa Mahkemesi, başvurucu İsmail Şeran'ın yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu ile etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı önceki başvuruda etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün ceza soruşturması gerektirdiğini saptamış ve esas hakkında yaptığı inceleme sonunda yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine karar vermiştir (bkz. §§ 22, 23). İşbu başvuruya konu yargılama ise başvurucuların aynı olay nedeniyle uğradıklarını iddia ettikleri zararların tazmini istemiyle açtıkları tam yargı davasıdır.
40. Etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün ceza soruşturması yürütülmesini gerekli kılması, tamamlayıcı bir giderim yolu olarak tazminat davasının öngörülmesine engel değildir. Hatta Anayasa'nın 40. maddesi, yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü ve etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ceza soruşturması yürütülmesini gerekli kıldığı hâllerde ihlal nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini sağlayacak yargısal mekanizmalar ihdas edilmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. ve 13. maddeleri uyarınca açılacak tam yargı davası bu tür durumlarda tazminata hükmetme imkânı sağlamaktadır. Bu itibarla sözü edilen durumlarda tam yargı davası sürecine ilişkin şikâyetlerin Anayasa'nın 17. maddesinde güvenceye bağlanan yaşam hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında bireysel başvuruya konu edilmesi mümkündür (kasıtlı kötü muamele eylemleri yönünden yapılan benzer değerlendirmeler için bkz. Abdullah Yaşa [GK], B. No: 2015/12486, 5/11/2020, § 46; Aslı Leman Atlı [2. B.], B. No: 2018/4065, 5/10/2022, § 66).
41. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkıyla bağlantı olarak etkili başvuru hakkı yönünden inceleme yapabilmesi için soruşturma veya yargılama makamlarının yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğini en azından öz itibarıyla tespit etmeleri ya da ceza soruşturması üzerine süresi içinde yapılmış bir başvuruda söz konusu ihlalin Anayasa Mahkemesince saptanması gerekir (kötü muamele yasağı bağlamında yapılan aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Aslı Leman Atlı, § 49. Abdullah Yaşa kararında kötü muamele yasağının esas bakımından ihlal edildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla tespit edildiği belirtilerek tazminat davasına ilişkin şikâyetlerin kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (anılan kararda bkz. § 49). Ayrıca ceza soruşturması yürütülmesine ilişkin gerekliliğe rağmen idari yargı mercilerinin ihlali açıkça tespit ettiği hâllerde de tam yargı davasına ilişkin şikâyetler yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmelidir (Bedriye Öğke ve Cemal Öğke [2. B.], B. No: 2019/4799, 27/2/2024, § 20).
42. Anayasa Mahkemesi; başvurucu İsmail Şeran tarafından daha önce yapılan başvuruda etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün ceza soruşturması gerektirdiğini saptamış ve esas hakkında yaptığı inceleme sonunda yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir. Dolayısıyla ihlal daha önce Anayasa Mahkemesince belirlenmiştir. Bu durumda başvurucuların tam yargı davasına yönelik şikâyetleri yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmelidir.
43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
44. Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlamaya) elverişli idari ve yargısal yollara başvurabilme imkânı sağlar. Bunun için sözü edilen başvuru yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp uygulamada da etkili olması, başarı şansı sunması gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolunun gerek hukuken gerekse uygulamada genel anlamda etkili olması, somut olay bakımından etkili başvuru hakkına ilişkin bir müdahale bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine engel değildir (Yusuf Ahmed Abdelazım Elsayad [2. B.], B. No: 2016/5604, 24/5/2018, §§ 60, 61). Ayrıca etkili başvuru hakkı bakımından inceleme yapılabilmesi kural olarak bu hakla arasında bağlantı kurulan hakkın, özgürlüğün ya da yasağın ihlal edildiğine önceden karar verilmiş olmasına bağlı değildir (Abdullah Yaşa, § 64).
45. Eldeki başvuruda İdare Mahkemesi ölümle sonuçlanan yangına başvurucuların yakınının neden olduğunu, S.R.Ş.nin bu kapsamda koğuş içinde bulunan yatakları kasten tutuşturduğunu, koğuş kapısının arkasına ranza ve dolapları yerleştirmek suretiyle yangına müdahale edilmesine engel olmaya çalıştığını ve bunun sonucunda yoğun dumana maruz kalarak hayatını kaybettiğini kabul etmiştir. İdare Mahkemesi bu kabulden hareketle başvurucuların yakınının kendi kişisel kusuru nedeniyle yaşamını yitirdiği ve bu nedenle idarenin eylemi ile zarar arasındaki illiyet bağının kesildiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir (bkz. § 30).
46. Söz konusu karar içeriğinden somut olayın gerçekleşme biçimine ilişkin kabulün esas olarak Başsavcılığın 1/12/2017 tarihli kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karara dayandığı anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi anılan ceza soruşturması sonrasında yapılan önceki başvuruda yaşam hakkının hem maddi hem de usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşırken öncelikle Ceza İnfaz Kurumunda olay anında çalışır durumda bir yangın alarm sisteminin olup olmadığının dosya kapsamından tespit edilemediğini ancak şüpheli, müşteki ve tanık ifadelerinden yangından infaz ve koruma memurlarının dumanı fark etmeleri üzerine haberdar olunduğunun anlaşıldığını vurgulamıştır. Anılan karara göre ölenlerin G2 koğuşunda bulunduğu süre boyunca çatı araması yapılmadığı ve bu nedenle ölenlerin pusulalar vasıtasıyla başka koğuşlardan çakmak temin etmek konusunda bir zorlukla karşılaşmadıkları anlaşılmaktadır. Yaşları, hastalıkları ve izolasyona tabi tutulmaları nedeniyle ruhsal anlamda kırılgan yapıda olmaları muhtemel çocuk mahpuslara geçici koğuşa alındıkları tarihten olay tarihine kadar psikolojik destek sağlandığı tespit edilememiştir. Daha önce Ceza İnfaz Kurumunda intihara teşebbüs eden S.R.Ş.nin beden sağlığının yanı sıra ruhsal sağlık durumunun da takip edilerek kontrol altında tutulmaya çalışılması ve kendisine zarar verme ihtimalini en aza indirecek tedbirler alınması gerekmektedir. Ancak Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin mahpusların yaşamını koruma konusunda yüklenen dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmediği, yangının çıkmasında ihmallerin bulunduğu ve bu ihmallerin basit bir dikkatsizliği veya değerlendirme hatasını aştığı anlaşılmaktadır (bkz. Atilla Akdeniz ve diğerleri, §§ 75-79).
47. Yukarıda değinilen ihlal kararı, istinaf başvurusunun reddi kararından sonraki bir tarihte Daireye sunulmuştur. Dolayısıyla söz konusu yargısal makamların Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından haberdar olmalarına rağmen değerlendirme dışı bıraktıklarını söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte ihlal kararında ortaya konulan gerekçe ve Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin ihmallerine ilişkin olarak vurgulanan hususların genel hatlarıyla başvurucuların dava dilekçesinde (bkz. § 27) de mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Buna rağmen yargısal merci kararlarında başvurucuların idarenin hizmet kusuruna ilişkin olarak ileri sürdükleri bu iddiaların yeterli düzeyde değerlendirilmediği görülmektedir. İdare Mahkemesi kararında yangının müteveffaların eylemleri sonucu ortaya çıktığı detaylı olarak vurgulanmış ancak Ceza İnfaz Kurumunun varlığından haberdar olduğu anlaşılan intihar riskini önlemek amacıyla gerekli tedbirleri alıp almadığına dair herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Bir diğer ifadeyle idarenin eylemlerinin başvuruya konu yangın olayının gerçekleşmesine neden olan veya daha erken müdahale imkânını sınırlayan koşullara etki edip etmediğine ilişkin değerlendirme yapılmadığı ve bu suretle başvurucuların hizmet kusurunun varlığına ilişkin iddialarının özenli bir biçimde incelenmediği anlaşılmıştır.
48. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
49. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve her biri için 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
50. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
51. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Yaşam hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Mardin 2. İdare Mahkemesine (E.2018/623, K.2019/2683) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,
F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.