logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Muharrem Canikli (2) [2. B.], B. No: 2021/64455, 7/1/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MUHARREM CANİKLİ BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2021/64455)

 

Karar Tarihi: 7/1/2026

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Sinan ARMAĞAN

Başvurucu

:

Muharrem CANİKLİ

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, tıbbi muayene sırasında kelepçenin çıkarılmaması sebebiyle mahkûmun tedaviye erişememesi ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçlarından hükümözlü olarak Tekirdağ T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) tutulmaktayken bel fıtığı rahatsızlığı nedeniyle 12/8/2021 tarihinde Tekirdağ Şehir Hastanesine (Şehir Hastanesi) sevk edilmiştir. Başvurucu, muayene edilmek için söz konusu hastanedeki Beyin ve Sinir Cerrahisi Polikliniğine (Poliklinik) jandarma eşliğinde getirilmiş fakat sağlık hizmeti verilmeden tutulduğu İnfaz Kurumuna geri götürülmüştür.

3. Başvurucu, ertesi gün (13/8/2021) İnfaz Kurumu aracılığıyla Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyet dilekçesi sunmuş; dilekçesinde poliklinikte görevli doktora muayene olmak için ellerindeki kelepçenin çıkarılması gerektiğini, aksinin insan onuruna ve hipokrat yeminine aykırı olduğunu söylediğini, doktorun kabul etmemesi üzerine kelepçeli şekilde muayene olamayacağını belirterek oradan ayrıldığını ileri sürmüştür. Ayrıca görevini kötüye kullanarak sağlığa erişim hakkını engelleyen ilgili doktor hakkında yasal işlemlerin yapılmasını talep etmiştir.

4. Başsavcılık, başvurucunun şikâyeti sonrasında herhangi bir araştırma yapmadan 8/9/2021 tarihinde soruşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Karar "[Y]akalama ve [G]özaltına [A]lma [Y]önetmeliği madde 7'ye göre tutuklunun, bir yerden başka yere naklinde başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerinin varlığı halinde kelepçe takılabilir şeklinde belirtildiği, bu sebeple ihbar edenin hastanede muayenesi sırasında güvenlik için kelepçesinin çıkarılmaması usul ve yasaya uygun olduğundan, şikayetle ilgili adli soruşturma yapmaya yönelik bir vaka bulunmadığı" şeklinde gerekçelendirilmiştir.

5. Başvurucu, verilen karara itiraz ettiği dilekçede şikâyetine konu olayın nakil değil sağlık hizmeti almak istediği sırada yaşandığını, Şehir Hastanesinde muayenelerin yapıldığı yerin kolluk kuvvetlerinin koruması altında, giriş ve çıkışı demir parmaklıklı olan özel bir bölüm olduğunu, muayene sırasında en az iki kolluk görevlisi ve bir infaz koruma memuru bulundurulduğunu, insanca bir muayenede hastanın şikâyetlerini rahatça ifade edebilmesi için kelepçenin çıkarılması gerektiğini fakat bu ortamın ilgili doktor ve kolluk görevlileri tarafından sağlanmadığını belirterek sorumlular hakkında soruşturma yapılmasını talep etmiştir.

6. Başvurucunun itirazı Tekirdağ 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 28/10/2021 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Verilen karar 10/12/2021 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 15/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

7. Adalet Bakanlığının (Bakanlık) görüşüne ilişkin yazı ekindeki belgelerde -diğerlerinin yanı sıra- İnfaz Kurumunun sevk yazısı ve olayla ilgili epikriz özeti bulunmaktadır. Başvuruya konu olayda doktor, sevk yazısının üzerine "Hasta şikâyetini söylemedi. Muayene olmadı." şeklinde yazı yazıp imzalamıştır. "Epikriz Çıkış Özeti" başlıklı belgedeki "Hastanın başvuru nedeni/şikâyeti" yazan bölüm ise "[H]astaya şikâyeti soruldu. [K]elepçeyi sökmeden söylemem dedi ve gitti." şeklinde doldurulmuştur.

8. Bakanlığın görüş yazısında ayrıca Şehir Hastanesinde başvurucunun bel rahatsızlığıyla ilgili yapılan işlemlere ilişkin belgeler de bulunmaktadır. Bunlara göre başvurucu söz konusu hastanede 5/5/2021 tarihinde Nöroloji Polikliniğinde bel ağrısı şikâyetiyle muayene edilmiş, 2/7/2021 tarihinde Beyin ve Sinir Cerrahisi Polikliniğinde farklı bir doktor tarafından muayene edilmesi sonucu kendisine sinir kökü ve pleksus basıları tanısı konulmuş, 14/10/2021 tarihinde aynı poliklinikte ameliyat öncesi konsültasyon için tetkik edilmiş ve kendisine çeşitli ilaçlar için reçete yazılmış, 2022 yılında yine üç kez bu polikliniğe başvurmuş, bunun dışında birçok kez ortopedi, algoloji, fizik tedavi ve rehabilitasyon birimlerinde tedavi hizmeti almıştır.

9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

10. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

11. Başvurucu; olay günü kelepçenin çıkarılmaması nedeniyle muayene olamadığını, bu nedenle yaptığı şikâyet hakkında ise soruşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve sağlık hizmetlerinden yararlanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

12. Bakanlık görüşünde, Başsavcılık kararının bir özeti yapılarak başvurucunun şikâyeti kapsamında usulü garantilerden yararlandığı belirtilmiş; yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında olay günü beyin ve sinir cerrahisi polikliniğine bel ve boynundaki fıtık nedeniyle muayene olmak istediğini, kol ve ayaklarında güç kaybı, ağrı ve uyuşma olduğunu, bu nedenle kelepçeli şekilde muayene olmasının ihtimal dahilinde bulunmadığını, olaydan sonra yapılan muayenelerde ise kelepçesiz olarak muayene olabildiğini, boynundaki fıtık nedeniyle ameliyat için randevu verildiğini fakat görüş gününe denk geldiği için ertelendiğini, bu nedenle yeniden aynı polikliniğe sevkin planlandığını, kelepçeli şekilde muayene edilmesinde ısrar edildiğinden hastalığının ilerlediğini ifade etmiştir. Ayrıca olay günü muayene sırasında yanında biri teğmen, üçü çavuş rütbesinde dört silahlı askerin ve bir infaz koruma memurunun bulunduğunu, güvenlik gerekçesiyle kelepçenin çıkarılmamasının mümkün olamayacağını, uluslararası sözleşme hükümlerinin ve AİHM kararlarının da bu şekilde muayene edilmeyi yasakladığını ileri sürmüştür.

13. Başvurucunun iddiaları kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).

16. Anayasa'nın 17. maddesi, tutuklu ve hükümlülerin tutulma koşullarının da insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını koruma altına alır. Bu nedenle tutuklu ve hükümlüler özgürlükten mahrum kalmalarının doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamalıdır. Ayrıca bu kişilerin sağlık ve esenlikleri yeterli bir şekilde güvence altına alınmalı ve bu kişilere gerek duydukları tıbbi yardım sağlanmalıdır (Turan Günana [1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 39).

17. Hukuka uygun olarak tutulan bir kişinin kaçmasının ya da kendisine veya başkasına zarar vermesinin önlenmesi için kelepçe gibi bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlara başvurulması, makul ölçüde gerekli olanın ötesinde güç kullanımı ya da kamuya teşhir içermemesi durumunda genellikle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun oluşturmaz. Tutmanın haksız olduğunun sonradan anlaşılması da sonucu değiştirmez. Bununla birlikte kelepçe gibi hareket kısıtlayıcı araçların kullanımı, somut olayın koşulları nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi aranan asgari ağırlık derecesine ulaşabilir. Bu konuda yapılacak değerlendirmede tutulanın mahkûm olduğu suçun ağırlığı, adli sicil kaydı ve şiddet geçmişi ile tutumu; muamelenin kamusal niteliği, süresi ve tutulanın fizik sağlığı ile ruh sağlığı üzerindeki etkileri gibi hususlar dikkate alınabilir. Muayene sırasında hareket kısıtlayıcı araçların kullanımı konusunda yapılacak değerlendirmede muayenenin kapsam ve mahiyeti de gözetilebilir (Leyla Akyıldız [GK], B. No: 2019/24131, 20/3/2025, §§ 58, 59).

18. Devletin mahpuslara gerekli tıbbi tedaviyi kamu hastanelerinde sağlarken sağlık çalışanlarının ve diğer hastaların güvenliğini sağlaması gereklidir (Leyla Akyıldız, § 65).

19. Somut olayda başvurucu fıtık rahatsızlığı nedeniyle poliklinikte muayene olmak istemiş fakat ellerindeki kelepçe çıkarılmadığı için tedaviyi reddetmiş, bu nedenle doktor başvurucuya herhangi bir tıbbi işlem uygulamamıştır. Sevk yazısı üzerindeki doktor şerhine ve Şehir Hastanesi tarafından düzenlenen epikriz çıkış özetine bakıldığında bu hususta tereddüt bulunmamaktadır (bkz. § 7).

20. Devletin mahpuslara gerekli tıbbi tedaviyi kamu hastanelerinde sağlarken sağlık çalışanlarının ve diğer hastaların güvenliğini sağlaması gerekli olsa da kamu görevlilerinin kelepçenin çıkarılıp çıkarılmaması hususunda karar verirken başvurucunun başkalarına yahut kendisine zarar verme veya kaçma tehlikesi olup olmadığını değerlendirmediği anlaşılmıştır. Ayrıca başvurucunun hastaneye getirildiği andan itibaren kaçma veya başkalarına yahut kendisine zarar verme konusunda bir tutumu olduğuna veya başvurucunun İnfaz Kurumunda tutulduğu süreçte anılan hususlar yönünden tehlikelilik arz ettiğine ilişkin hiçbir bilgi yoktur. Dolayısıyla kaçma veya başkalarına yahut kendisine zarar verme tehlikesi ortaya konulmamasına rağmen başvurucunun kelepçeleri muayene sırasında açılmamış ve sonuç olarak başvurucu olay tarihinde rahatsızlıkları sebebiyle muayene olamamıştır. Bu bakımdan başvurucunun kelepçesinin muayene olmak için çıkarılmaması, somut olayın koşulları nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için aranan asgari ağırlık derecesine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yasaklanan muamelelerle ilgili değerlendirmelerine göre başvurucunun maruz kaldığı muamele, insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muamele olarak kabul edilebilir (bahsi geçen muamelelerle ilgili ayrıntılı açıklamalar için birçok karar arasından bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 84-91; S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 84-88). Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutu ihlal edilmiştir.

21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Basri BAĞCI ve Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

22. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).

23. Başvurucu muayene olmadan İnfaz Kurumuna döndükten sonra ertesi gün Başsavcılığa dilekçe sunarak sağlık hizmetinden yararlanamadığı hususunda şikâyetçi olmuştur. Başsavcılık, başvurucunun şikâyeti hakkında herhangi bir araştırma yapmadan soruşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başsavcılık bu sonuca ulaşırken somut olayın gerçekleşme koşullarıyla ilgili herhangi bir inceleme yapmamış, ilgili mevzuatın yorumlanmasıyla sınırlı bir değerlendirmede bulunmuştur. Bu nedenle olayın Şehir Hastanesinin özel güvenlikli bir alanında yaşanıp yaşanmadığı, başvurucunun tehlikelilik hâlini ortaya koyabilecek nitelikte (psikolojik takibiyle ilgili raporlar, başvurucunun infaz kurumundaki görevliler ve diğer mâhkumlarla ilişkilerine ilişkin değerlendirmeler) bilgilerin ilgililer tarafından dikkate alınıp alınmadığı, hastaneye sevk öncesinde kamu görevlileri tarafından güvenlik düzeyine ilişkin bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı, olayla ilgili bir tutanak düzenlenip düzenlenmediği araştırılmamıştır. Ayrıca başvurucu da dâhil olmak üzere olayda adı geçenlerin ifadelerine başvurulmamıştır. Dolayısıyla Başsavcılığın başvurucunun iddialarının ve olayın gerçekleşme koşullarının aydınlatılmasına imkân sağlayacak etkili bir soruşturma yaptığından söz edilemez.

24. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

III. GİDERİM

25. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

26. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma merciinin yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

27. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin soruşturmanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup soruşturmanın şüpheli kişi veya kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmayla ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.

28. Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

C. 1. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE Basri BAĞCI ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığına (İhbar Dosya No: 2021/904) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/1/2026 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY

1. Leyla Akyıldız kararındaki karşı oyda ifade edildiği gibi, tek başına kelepçe kullanılması kötü muamele için ihlal sebebi oluşturacak bir ağırlık teşkil etmemektedir. Bu nedenle kelepçe kullanılmasını kategorik olarak ihlal sebebi oluşturmamaktadır. Kaldı ki mevzuatın gerekli kıldığı durum ve şartlarda kelepçe kullanılması mümkündür.

2. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 50. maddesinin birinci fıkrasında kelepçenin kullanımına ilişkin kurallar yer almaktadır.

3. Bu düzenlemeye göre, kolluk görevleri yetkili makam önüne çıkana kadar sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek amacıyla kelepçe kullanma yetkisine haizdirler.

4. Diğer taraftan hekim huzuruna getirilmiş olan bir hükümlünün kelepçesiz olması asıl olmakla birlikte hekimin talimat ve gözetiminde olmak şartıyla, tıbbi nedenlerin gerekli kılması durumunda kişinin kelepçeli olması hali söz konusu olabilmektedir.

5. Mevzuat gereği kolluk görevlileri sevk sırasında kişiyi kelepçeleme hakkına sahiptir (5275 Sayılı Kan. Md. 50/1). Sağlık muayenesi için getirildiği kurumda ise kelepçesiz olması asıl olup hekimin talebi ile kendisine kelepçe takılabilmektedir (5275 Sayılı Kan. Md. 50/1-b). ([GK], B. No: 2019/24131, 20/3/2025).

6. Somut olayımızda boyun fıtığı rahatsızlığı bulunan başvurucu mevzuatın yetki verdiği kapsamda kelepçeli olarak sağlık kuruluşuna getirilmiş ve bu halde muayene edilmek istenmesi üzerine kendi tercihi doğrultusunda muayene olmayı reddetmiştir.

7. Başvurucunun konuya ilişkin şikâyeti üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı herhangi bir tahkikat işlemine girişmeksizin Yakalama ve Gözaltına Alma Yönetmeliğinin 7. maddesini hukuki dayanak göstererek soruşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir.

8. Olayın bu haliyle, Başsavcılık tarafından hiçbir tahkikat işlemi yapılmadan, dahası hatalı tespit edilen bir hukuki dayanak gerekçe gösterilerek soruşturma açılmamasına karar verilmesi kötü muamele yasağının usul boyutu açısından ihlal oluşturmaktadır. Bununla birlikte mevcut veriler çerçevesinde maddi boyut açısından ihlal olduğunu düşünmüyoruz.

9. Zira başvurucu muhatap olduğu muamelenin şahsi olarak onur kırıcı olduğunu vurgulamakla birlikte olayın maddi etkileri açısından belirli bir tahammül eşiğini aşacak düzeyde ıstırap oluşturduğuna dair somut bir veri ortaya koymamıştır. Kendisi daha çok muayenenin bu haliyle yapılmasının oluşturduğu manevi etkiden şikâyet etmiştir.

10. Diğer taraftan Başsavcılık tarafından olayın gerçekleşme şartlarına dair hiçbir tahkikat işlemi yapılmamış olması nedeniyle maddi boyut ihlaline delalet edebilecek hiçbir veri de ortaya çıkartılmış değildir.

11. Bu nedenle kötü muamele yasağının sade boyutunun ihlal edildiğini, maddi boyutun ise ihlal edildiğini destekler nitelikte hiçbir verinin mevcut olmadığını değerlendirdiğimizden aksi yöndeki çoğunluk fikrine iştirak edilmemiştir.

 

 

 

 

Başkan

Basri BAĞCI

 

 

 

KARŞIOY

Mahkememiz çoğunluğu tarafından, sevk edildiği hastanede kelepçenin çıkarılmaması nedeniyle tedaviyi reddeden kişinin sağlık hizmetlerinden yararlanamaması ve olayla ilgili etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının usul ve maddi boyutu ile ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda açıklanacak gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;

Başvurucu, devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçlarından hükümözlü olarak Tekirdağ T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulmakta iken bel fıtığı rahatsızlığı nedeniyle 12/8/2021 tarihinde Tekirdağ Şehir Hastanesine sevk edilmiştir. Başvurucu, muayene edilmek için söz konusu hastanedeki Beyin ve Sinir Cerrahisi Polikliniğine (Poliklinik) jandarma eşliğinde getirilmiş fakat sağlık hizmeti verilmeden tutulduğu İnfaz Kurumuna geri götürülmüştür. Başvurucu, ertesi gün (13/8/2021) İnfaz Kurumu aracılığıyla Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyet dilekçesi sunmuş; dilekçesinde poliklinikte görevli doktora muayene olmak için ellerindeki kelepçenin çıkarılması gerektiğini, aksinin insan onuruna ve Hipokrat Yemini'ne aykırı olduğunu söylediğini, doktorun kabul etmemesi üzerine kelepçeli şekilde muayene olamayacağını belirterek oradan ayrıldığını ileri sürmüştür. Ayrıca görevini kötüye kullanarak sağlığa erişim hakkını engelleyen ilgili doktor hakkında yasal işlemlerin yapılmasını talep etmiştir. Başsavcılık, başvurucunun şikâyeti sonrasında 8/9/2021 tarihinde Yakalama ve Gözaltına Alma Yönetmeliğinin 7. maddesini gerekçe göstererek soruşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

Başvurucu, muayene sırasında kelepçelerinin çıkarılmaması nedeniyle tedaviyi reddetmiştir. Bu durumda başvurucunun tedaviyi reddetmesine gerekçe olarak gösterdiği kelepçenin çıkarılmamasının haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı değerlendirilmelidir. Öncelikle bel fıtığı rahatsızlığı nedeniyle hastaneye getirilen ve başkaca bir rahatsızlığı olduğuna dair bir bilgi bulunmayan başvurucunun fiziksel açıdan zayıf durumda olmadığının altını çizmek gerekir. Başvurucunun, devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçlarından hükümözlü olarak tutulduğu, bu anlamda başkalarının hayat ve beden yükümlülükleri açısından tehlike arzettiğine ilişkin belirtilerin var sayılabileceği, Ceza İnfaz Kurumu dışındaki bir sağlık kuruluşunda olduğu, firara yönelik engellerin bulunduğu bir hükümlü servisinde olmadığı, dikkate alındığında hastanede sıkı güvenlik önlemleri alınmasının gerektiği ortadadır. Bu durumda bireyselleştirilmiş güvenlik riskini somut olgularla ortaya koyarak tehlikelilik değerlendirmesinde bulunan jandarma görevlilerinin ve doktorun keyfî bir tutumu olduğundan söz edilemeyecektir. Kaldı ki, başvurucu tarafından kelepçeli olarak muayenenin tedaviye tıbbi olarak engel teşkil ettiği, bir başka deyişle kelepçenin çıkarılması hususunda tıbbi gerekliliğin bulunduğu yönünde bir iddia da ileri sürülmemiştir.

Nitekim Mahkememiz benzer nitelikteki Deniz Şah (5) (B. No: 2020/13465, 21/11/2023) kararında, kalp rahatsızlığına bağlı olarak sevk edildiği hastanede holter takılması işlemi sırasında kelepçelerin açılmaması nedeniyle muayene olmak istemediğini belirterek tedavi olmayı reddeden kişinin başvurusunda asgari ağırlık eşiği aşılmadığı sonucuna vararak kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Söz konusu olayda, kolluk görevlileri, sağlık görevlisine kelepçenin takılı olmasının holterin yerleştirilmesini engelleyip engellemeyeceğini sormuş, sağlık görevlisinin muayeneye engel bir durum olmadığını ifade etmesi üzerine kolluk görevlileri kelepçeyi başvurucunun kazağını çıkarması için çözeceklerini ve holter cihazının yerleştirilmesinden sonra yeniden takacaklarını ifade etmiştir. Başvurucu, uygulamayı kabul etmeyerek tedavi olmayı reddetmiştir. Kolluk görevlilerince düzenlenen tutanakta başvurucunun aktif bir DHKP-C üyesi olduğu, şüpheli tavır ve hareketleri nedeniyle güvenlik tedbirlerinin üst düzeyde tutulması gerektiği vurgulanmıştır. Mahkememiz, başvurucunun ceza infaz kurumu dışındaki bir sağlık kuruluşunda olup, firara yönelik engellerin bulunduğu bir hükümlü servisinde olmadığı, başvurucunun anayasal düzeni cebir ve şiddet yoluyla değiştirmeye teşebbüs, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından mahkûm edildiği, mahkumiyet kararının 2021 tarihinde kesinleştiği gerekçelerine yer vererek, başvurucunun tehlike arz etmesi konusunda yapılan değerlendirmenin temelsiz olmadığı sonucuna varmıştır.

Ayrıca, başvuru dosyasında kelepçenin tedaviye engel olduğuna, olay günü muayene yapılamamasının başvurucunun tedavisini ve ruhsal durumunu ne şekilde etkilediğine ilişkin bir bilgi yoktur. Bu nedenle somut olaydaki uygulamanın Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için aranan asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı sonucuna ulaşılmalıdır. Somut olayda başvurucu, her ne kadar etkili bir soruşturma yürütülmediğinden yakınmış ise de Başsavcılık tarafından başvurucunun şikâyet dilekçesi üzerine soruşturma yapmaya yönelik adli bir vakıa olmadığı belirtilmiştir. Nitekim başvurucu bu karara itiraz etmiş ve Tekirdağ 2 Sulh Ceza Hakimliği tarafından itiraz reddedilmiştir. Sonuç olarak, Başsavcılığın hukuki bir gerekçe ile soruşturma açmadığı, başvurucunun ilgili kararlara itiraz edebildiği soruşturma sürecine etkili biçimde katıldığı görülmektedir. Dolayısıyla soruşturma işlemleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde Başsavcılıkça yapılan soruşturmanın etkili biçimde yürütülmediği söylenemeyecektir.

Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul ve maddi boyutu ile ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

 

 

 

Üye

 Ömer ÇINAR

 

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Muharrem Canikli (2) [2. B.], B. No: 2021/64455, 7/1/2026, § …)
   
Başvuru Adı MUHARREM CANİKLİ (2)
Başvuru No 2021/64455
Başvuru Tarihi 15/12/2021
Karar Tarihi 7/1/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tıbbi muayene sırasında kelepçenin çıkarılmaması sebebiyle mahkûmun tedaviye erişememesi ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Diğer kötü muamele iddiaları İhlal Yeniden soruşturma
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi