GENEL KURUL
KARAR
|
Başkan
|
:
|
Kadir ÖZKAYA
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Kemal ÖZEREN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Yakup ASLANTEPE
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru, mahpusun ailesinin ikametgâhına yakın bir
ceza infaz kurumuna nakil talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı
hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru 20/12/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca
başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık
görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından
incelenmesine karar vermiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle
olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu 8/6/2017 tarihinde silahlı terör örgütüne
üye olma suçundan tutuklanmış, devam eden süreçte Nevşehir 2. Ağır Ceza
Mahkemesince (Ağır Ceza Mahkemesi) yapılan yargılama sonucunda 7 yıl 6 ay hapis
cezasıyla cezalandırılmıştır.
7. Başvurucu, Silivri 7 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz
Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmakta iken Bakanlık Ceza ve Tevkifevleri
Genel Müdürlüğüne (İdare) isteğe bağlı nakil talebini içeren 2/3/2020 tarihli
dilekçesini sunmuştur. Dilekçede başvurucu; eşinin ve çocuklarının Ankara'da
ikamet ettiğini, çocuklarının eğitim hayatı nedeniyle altı ayda bir açık görüşe
gelebildiklerini, bu durumun çocuklarının psikolojisini ve eğitimini
etkilediğini belirtmiştir. Hasta ve yaşlı olan annesinin İstanbul'un Maltepe
ilçesinde ikamet ettiğini ve burasının Ceza İnfaz Kurumunun bulunduğu Silivri
ilçesine uzak olması nedeniyle ziyaretine gelemediğini dile getirmiştir.
Neticede ikisi Ankara'da, ikisi İstanbul'da olan dört ceza infaz kurumunun
adını vererek bunlardan birine naklinin yapılmasını talep etmiştir.
8. İdare 9/3/2020 tarihinde başvurucunun nakledilmeyi
talep ettiği ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin dolu olması nedeniyle
talebin reddine karar vermiştir.
9. Başvurucu, bu işlemin iptaline ve manevi tazminat
ödenmesine karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde
başvurucu; ailesinin Ankara'da ikamet ettiğini, çocuklarının Ankara'da öğrenim
görmesi nedeniyle ziyaretine gelemediklerini, bu nedenle psikolojilerinin
bozulduğunu ve derslerinde başarısız olduklarını belirtmiştir.
10. Ankara 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 4/11/2020
tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun
nakledilmeyi talep ettiği ceza infaz kurumlarının doluluk oranlarına yer
verilmiştir. Buna göre Sincan 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun
kapasitesinin 1.764, mevcudunun 2.374, doluluk oranının %138; Sincan 2 No.lu L
Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.724, mevcudunun 2.278, doluluk
oranının %132; Maltepe 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin
1.756, mevcudunun 3.031, doluluk oranının %173 ve Maltepe 2 No.lu L Tipi Kapalı
Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.756, mevcudunun 2.761, doluluk oranının
ise %157 olduğu vurgulanmıştır. Neticede başvurucunun talebinin reddine ilişkin
dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
11. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna
başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, dava dilekçesindeki hususları
tekrar etmekle birlikte eşinin öğretmen olarak görev yaptığını ifade etmiştir.
Ceza infaz kurumlarının doluluk oranlarının İdareyi ilgilendiren bir eksiklik
olduğunu vurgulayan başvurucu; bunun anayasal haklarının kullanılmasına bir
gerekçe olamayacağını, talebinin reddedilmesi nedeniyle aile bütünlüğünün zarar
gördüğünü belirtmiştir.
12. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi
14/4/2021 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğunu
belirterek istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
13. Nihai karar 26/11/2021 tarihinde başvurucunun vasisi
olan eşine tebliğ edilmiştir.
14. Öte yandan başvurucunun açık/kapalı görüş ve
telefonla görüşme gününün öğrenim gören çocuklarıyla görüşmeyi sağlayacak
şekilde belirlenmesi talebinin reddedilmesi sonucunda yaptığı bir diğer
bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun aile hayatına saygı hakkının
ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu kararda Anayasa Mahkemesi hükümlü ve
tutukluların bazı haklarının sınırlandırılmasının tutulmanın kaçınılmaz sonucu
olmakla birlikte ceza infaz kurumlarının hükümlü ve tutukluların ailesiyle
temasını sağlayacak tedbirler almak zorunda olduğunu, bu tedbirleri alırken
çocuğun yüksek yararını gözeterek kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi ile
aile hayatına saygı hakkı arasında adil bir denge sağlaması ve bu konuda ikna
edici gerekçeleri ortaya koyması gerektiğini belirtmiştir (Yakup Aslantepe
[2. B.], B. No: 2012/16518, 2/7/2025).
IV. İLGİLİ
HUKUK
A. Ulusal Hukuk
15. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkında Kanun'un "İnfazda temel amaç" başlıklı 3.
maddesi şöyledir:
"Ceza ve güvenlik tedbirlerinin
infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi
sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri
güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini
teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı,
sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır."
16. 5275 sayılı Kanun'un "Hapis cezalarının
infazında gözetilecek ilkeler" başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
"(1) Hapis cezalarının infaz
rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:
…
c) Cezanın infazında hükümlünün
iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün
kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak
üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk
ilkeleri esas alınır.
...
f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin
yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu
tedbirin alınması zorunludur.
…"
17. 5275 sayılı Kanun'un "Nakiller" başlıklı
53. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Hükümlüler, kendi istekleri veya
toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve
yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler."
18. 5275 sayılı Kanun'un "Kendi istekleri ile
nakil" başlıklı 54. maddesi şöyledir:
"(1) Hükümlülerin kendi istekleri
ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için;
a) Gitmek istedikleri kurumlardan
durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri,
b) Nakil giderlerini peşin olarak
ödemeyi kabul etmeleri,
c) (Değişik:14/4/2020-7242/30 md.) Ceza
infaz kurumlarında bulunulması gereken sürenin üç aydan fazla olması,
d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası
almamış veya kaldırılmış olması,
e) İstekte bulunulan kurumda yer,
kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması,
f) Mahkûmiyet sürelerine uygun
hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması,
g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak
zorunda kaldıkları kurum olmaması,
Gerekir. (Ek cümle: 24/1/2013-6411/7
md.) Çocuk hükümlüler ile maddi durumunun yetersiz olduğunu belgelendiren
hükümlüler bakımından bu fıkranın (b) bendi uygulanmaz.
(2) Bu hükümlüler nakledildikleri
kurumlarda, eğitim öğretim veya hastalık nedeniyle nakil hariç, bir yıl kalmak
zorundadırlar. Çocuklar bakımından bu süre altı ay olarak uygulanır."
19. 5275 sayılı Kanun'un "Zorunlu nedenlerle
nakil" başlıklı 56. maddesi şöyledir:
"Kurumların elverişsiz ve
yetersiz kalması, kapsama gücünün aşılması, kullanılamaz hâle gelmesi, asayiş,
güvenlik, doğal afet, yangın ve büyük onarım gibi zorunlu nedenlerle başka
kurumlara nakledilmeleri gerekli görülen hükümlüler, yargı çevresi dışında
Adalet Bakanlığınca belirlenen ve konumlarına uygun olan diğer kurumlara
nakledilebilirler."
20. 5275 sayılı Kanun'un "Tutukluların
yükümlülükleri" başlıklı 116. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
ilgili kısmı şöyledir:
"Bu Kanunun; ...nakiller,
disiplin nedeniyle nakil, zorunlu nedenlerle nakil, hastalık nedeniyle nakil,
nakillerde alınacak tedbirler,... konularında 9, 16, 21, 22, 26 ilâ 28, 34 ilâ
53, 55 ilâ 62, 66 ilâ 76 ve 78 ila 88 inci maddelerinde düzenlenmiş hükümlerin
tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte olanları tutuklular hakkında da
uygulanabilir."
21. Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve
Diğer Hükümler başlıklı 167 No.lu Genelge'nin "Nakiller" başlıklı
5. maddesi şöyledir:
"(1) Hükümlü ve tutukluların, kendi
istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, eğitim, öğretim, suç
ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakilleri
yapılabilecektir."
22. 167 No.lu Genelge'nin "Hükümlülerin Kendi
İstekleri İle Nakilleri" başlıklı 15. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Hükümlülerin kendi istekleri
ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için;
...
d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası
almamış veya kaldırılmış olması,
e) İstekte bulunulan kurumda yer,
kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması,
f) Mahkûmiyet sürelerine uygun
hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması,
g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak
zorunda kaldıkları kurum olmaması,
h) Talep ettikleri ceza infaz kurumunda
kendileri, diğer hükümlüler ve kurum açısından güvenlik riski oluşturmaması,
ı) Disiplin nedeniyle ayrıldıkları
kurumlar hariç, talep ettikleri kurumlarda daha önce kalmış iseler, Bakanlıkça
değerlendirilmek üzere; kendileri, diğer hükümlüler veya kurum açısından somut
gerekçelerle güvenlik riski oluşturup oluşturmayacakları hususunda bu yer idare
ve gözlem kurulunun taleple ilgili görüşünün alınmış olması,
j) Bakanlık tarafından dönem itibariyle
isteğe bağlı nakle kapatılmış olmaması,
gerekir."
23. 167 No.lu Genelge'nin "Zorunlu nedenlerle
nakil" başlıklı 17. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Kurumların elverişsiz ve
yetersiz kalması, kapsama gücünün aşılması, kullanılamaz hâle gelmesi, asayiş,
güvenlik, doğal afet, yangın ve büyük onarım gibi zorunlu nedenlerle başka
kurumlara nakledilmeleri gerekli görülen hükümlü ve tutuklular, yargı çevresi
dışında Bakanlıkça belirlenen ve konumlarına uygun olan diğer kurumlara
nakledilebilecektir."
B. Uluslararası
Hukuk
1. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararları
a. Vintman/Ukrayna
Kararı
24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)
Vintman/Ukrayna (B. No: 28403/05, 23/10/2014) kararına konu olayda 15 yıl
hapis cezası alan hükümlü başvurucu, daha önce annesiyle birlikte yaşadığı yere
700 km uzaklıktaki bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmiştir. Ceza infaz
kurumuna 12 ile 16 saat arasında bir tren yolculuğu ile erişilebilmektedir.
Başvurucu ve annesi ikamet adreslerine daha yakın bir ceza infaz kurumuna nakil
için çeşitli tarihlerde talepte bulunmuştur. Bu taleplerinde özellikle iki
şehir arasındaki ulaşımın zorluğuna ve uzunluğuna, bu seyahatin 1938 doğumlu
olan annenin yaşı ve ikinci derece özür durumunun belgelendiği kötü sağlık
durumu sebebiyle yol açtığı zorluklara dikkat çekmiştir. İdare ise ayrı
başvuruda mahkûmların cezalarını aynı ceza infaz kurumunda çekmeleri gerektiği
yönündeki mevzuat hükümlerine göre talepleri reddetmiştir. Sonraki başvurularda
ayrıca daha yakın uygun başka bir ceza infaz kurumu bulunmadığı ve ağır suçları
işleyenlerin suçun işlendiği yerden uzak ceza infaz kurumlarında cezalarını
çekmesi gerektiği de bildirilmiştir. Başvurucu sonrasında annesiyle birlikte
yaşadığı yere daha da uzak, bu defa 1.000 km uzaklıktaki bir ceza infaz
kurumuna nakledilmiştir. Başvurucunun annesi bu karara itiraz etmiş, ceza infaz
kurumu idaresi cezasının yarısını çekerse ve iyi hâlli olursa başvurucunun
yüksek güvenlikli yerine orta güvenlikli bir ceza infaz kurumuna
nakledilebileceğini ancak başvurucunun disiplin cezaları aldığını, böyle bir
nakil için uygun olmadığını bildirmiştir.
25. AİHM esas yönünden öncelikle başvurucunun aile
hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığını tartışmıştır. Buna göre söz
konusu tartışma "Başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesi Kapsamındaki
Haklarına Bir Müdahale Olup Olmadığı" başlığı altında yapılmıştır. Bu
başlık altındaki değerlendirme şu şekildedir:
"76. Mahkeme ilk olarak,
mahkûmların 'kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı' hariç olmak üzere, Sözleşme ile
güvence altına alınan tüm temel hak ve özgürlüklerden yararlanmaya devam
etmeleri gerektiğini yinelemektedir (bkz. Hirst v. Birleşik Krallık (no. 2)
[BD], B. No: 74025/01, § 69, ECHR 2005‑IX). Bu nedenle, bir mahkumun,
yalnızca hüküm giydikten sonra tutuklu statüsü nedeniyle 8. maddede belirtilen
tüm haklarını kaybetmesi söz konusu olamaz (bkz. Khodorkovskiy ve
Lebedev/Rusya, B. No: 11082/06 ve 13772/05, 25/7/2013, § 836).
77. Aynı zamanda bir kişinin
tutulmasının, doğası gereği, özel ve aile hayatında bir kısıtlama getirdiği
açıktır (bkz. Messina/İtalya (no. 2), B. No: 25498/94, § 61, AİHM 2000‑X,
ve Kalashnikov/Rusya (k.k.), B. No: 47095/99, ECHR 2001‑XI).
78. Mahkeme içtihadında ayrıca,
Sözleşme'nin mahkûmlara tutulma yerlerini seçme hakkı tanımadığını, mahkûmların
ailelerinden ayrı tutulması ve onlardan uzakta olmasının, hapis cezasının
kaçınılmaz bir sonucu olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bir kişinin
ailesinden çok uzakta, ziyaretlerin çok zor veya hatta imkânsız hâle geldiği
bir cezaevinde tutulması, bazı durumlarda aile hayatına müdahale anlamına
gelebilir; zira aile üyelerinin mahkûmu ziyaret etme fırsatı, aile hayatının
sürdürülmesi için hayati önem taşır (bkz. Ospina Vargas - İtalya (k.k.), B.
No:40750/98, 6 /4/2000). Bu nedenle ceza infaz kurumu yetkililerinin
mahkûmların yakın aile üyeleriyle iletişimlerini sürdürmelerine yardımcı
olması, mahkûmların aile hayatına saygı hakkının önemli bir parçasıdır (bkz.
Messina - İtalya (no. 2), § 61).
79. Mahkeme, Khodorkovskiy ve
Lebedev/Rusya davasında verdiği yakın tarihli bir kararında, başvurucuların
uzak bir cezaevine (ailelerinin yaşadığı şehirden birkaç bin kilometre uzakta
bulunan) yerleştirilmesinin, 8. madde ile güvence altına alınan haklarına
müdahale teşkil ettiği sonucuna varmıştır (bkz. söz konusu karar, § 838).
Mahkeme, özellikle uzun mesafeler, ilgili yerleşim yerlerinin coğrafi konumu ve
Rus ulaşım sistemine ilişkin olguları dikkate almıştır. Bu durum,
başvurucuların yaşadıkları şehirden yerleşim yerlerine yapılan yolculuğu,
özellikle küçük çocukları için uzun ve yorucu bir çaba haline getirmektedir.
Sonuç olarak başvurucular, aileleri tarafından daha az ziyaret edilmiştir.
80.
Mahkeme mevcut davada da
başvurucunun, annesini 29/10/2004 tarihinde hapishaneye yaptığı son (veya
muhtemelen tek) ziyaretinden bu yana yani neredeyse on yıldır görmediğini
belirtmektedir.
81. İleri yaşı ve kötü sağlık durumu,
aradaki mesafenin uzunluğu ve Ukrayna ulaşım sistemine ilişkin olgular göz
önüne alındığında, [anne] Bayan Kapiton, başvurucuyu ziyaret etmek için seyahat
etmeye uygun durumda değildir.
82. Dolayısıyla mevcut davanın
koşullarında, yetkililerin başvurucuyu evine daha yakın bir cezaevine
nakletmemesi onun annesiyle herhangi bir kişisel temas kurmasını engellemek
anlamına gelmektedir.
83. Mahkeme, bunun Sözleşme'nin 8.
maddesi uyarınca başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahale teşkil
ettiğini değerlendirmektedir."
26. AİHM, müdahalenin varlığını tespit ettikten sonra bu
müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığını incelemiş; bu bağlamda kanunilik,
meşru amaç, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük
testlerini uygulamıştır. Müdahalenin kanuniliği başlığı altında iç hukukta
mahkûmların hapis cezalarını kural olarak ev adreslerine yakın bir yerde
çekmeleri gerektiği yönündeki Avrupa Cezaevi Kurallarına uyumlu nitelikte
hükümler bulunduğunu vurgulamıştır. AİHM'e göre bu hükümler Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesinin gerekliliklerine de uygundur.
Ancak AİHM, iç hukukta bu kuralın istisnaları da olduğunu kabul etmiş; ilk
yerleştirilen ceza infaz kurumunda kalması gerektiği yönündeki belirlemelere
rağmen başvurucunun daha sonra daha da uzak bir ceza infaz kurumuna
nakledildiğine dikkat çekmiştir. AİHM, ilgili mevzuatı yorumlama ve uygulama
konusunda kamu makamlarının izlediği şekilci ve kısıtlayıcı yaklaşım sorular
doğursa da müdahalenin yeterince açık ve öngörülebilir bir mevzuata dayandığını
kabul etmeye hazır olduğunu belirtmiştir.
27. Meşru amaç kriteri yönünden ulusal makamların
başvurucunun ev adresine daha yakın bir ceza infaz kurumuna nakil taleplerini
reddetmelerinin gerekçeleri şu şekilde özetlenmiştir: hükümlü bir mahkûmun
istisnai durumlar nakil işlemini gerektirmedikçe tüm hapis cezasını aynı
kurumda çekmesi gerektiği yönünde yasal bir zorunluluk bulunması, müsait bir
(yakın) ceza infaz kurumu bulunmaması, mahkûmun suçun işlendiği bölgenin
dışındaki bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi zorunluluğu, başvurucunun
ceza infaz kurumunda iyi hâlli olmayan davranışları. AİHM, ilk gerekçeyle
ilgili bir yasal dayanak bulunmadığı ve hangi amaca hizmet ettiğine dair bir
açıklama da yapılmadığını belirtmiştir. Boş yer olmamasıyla ilgili gerekçe
yönünden ise ceza infaz kurumunda aşırı kalabalıkla mücadelenin meşru bir amaç
olarak kabul edilebileceğini belirtmekle birlikte yaklaşık on yıl boyunca
yinelenen talepler olduğunun gözetilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Üçüncü
gerekçe yönünden somut bir tehlikenin gösterilemediğini, söz konusu suçların
işlendiği yerlerin belirtilmediğini, neden cezanın farklı bir bölgede çekilmesi
gerektiğinin bireyselleştirilerek izah edilemediğini açıklamıştır. Son gerekçe
yönünden ise ceza infaz kurumunda disiplinin artırılması ve olumlu
davranışların teşvik edilmesinin meşru bir amaç teşkil edebileceğini kabul
etmiştir.
28. AİHM demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk
yönünden ise aşırı kalabalıklık bakımından ceza infaz kurumunun doluluğu ile
ilgili olarak yeterli bilgi verilmediğini, Ukrayna'nın diğer bölgelerinin bu
ceza infaz kurumuna göre başvurucunun ev adresine daha yakın olduğunu
belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucunun iddiasına rağmen yetkililerin onu daha
yakın bir yere yerleştirmedikleri gibi daha da uzak bir yere naklettiklerini
vurgulamıştır. Başvurucunun disiplin durumu ile gerekçe bakımından ise ceza
infaz kurumu rejiminin hafifletilmesi ile nakil arasında bir ayrım
yapılmadığını bu gerekçenin on yıl sonra ileri sürüldüğüne dikkat çekmiştir. AİHM
ayrıca kamu makamlarının başvurucunun yaşlı ve güçsüz annesinin onu ceza infaz
kurumunda ziyaret etmek için fiziksel olarak seyahat edemeyeceği hususunu
tartışmadıklarını belirtmiştir. Başvurucu ve annesi bu iddiayı sürekli olarak
ileri sürmüşse de yetkililer bu talepleri sürekli reddederken bu hususta hiçbir
değerlendirmede bulunmamıştır. Verilen yanıtlardan da anlaşılacağı üzere
başvurucunun kişisel durumu ve aile bağlarını sürdürme konusundaki menfaati
hiçbir zaman değerlendirilmemiş ve söz konusu müdahale için ilgili ve yeterli
gerekçe sunulmamıştır. AİHM bu değerlendirmelerin, şikâyet konusu müdahalenin
izlenen meşru amaçla orantısız olduğu sonucuna varmak için yeterli olduğunu
belirterek Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
b. Rodzevillo/Ukrayna
Kararı
29. Rodzevillo/Ukrayna (B. No: 38771/05,
14/1/2016) kararına konu olayda başvurucu, anne ve babası ile küçük oğlunun
ziyaretlerinin kolaylaşması için nakil talebinde bulunmuştur. Başvurucu,
annesinin 1940 ve babasının ise 1925 doğumlu olup annesinin hipertansiyonu ve
başka rahatsızlıkları olduğu için üvey babasının annesine baktığını, babasının
da ciddi derecede bir engeli olduğunu, dolayısıyla uzun mesafeli seyahatleri
yapamayacaklarını belirtmiştir. Ayrıca ceza infaz kurumunun ailesinin evine
1.000 km uzaklıkta olup doğrudan gelen bir tren bulunmadığını, iki trenle 24
saatte gidilebildiğini, özel taksiyle gidilmesinin pahalı olduğunu ve sık
olmayan otobüs seferleri bulunduğunu ifade etmiştir. Başvurucunun açtığı davada
mahkeme ancak daha gevşetilmiş bir infaz rejimine geçtiği takdirde veya
olağanüstü koşulların bulunması durumunda talebin kabul edilebileceğini, olayda
ise böyle bir durumun bulunmadığını belirterek talebi reddetmiştir.
30. AİHM, konu ile ilgili ilkeleri hatırlattıktan,
özellikle de bireyin ailesinden çok uzakta olan, aile ziyaretlerini çok zor
hatta imkânsız hâle getirecek bir ceza infaz kurumunda tutulmasının bazı
durumlarda aile hayatına orantısız bir müdahale teşkil edebileceğini
belirttikten sonra kamu makamlarının cezaların infazıyla ilgili konularda geniş
bir takdir yetkisine sahip olması gerektiğini kabul etmiş olsa da bu takdir
yetkisinin sınırsız olmadığını, ceza infaz kurumunda dağılım yapılırken
mahkûmların en azından bazı ailevi ve sosyal bağlarını sürdürme menfaatlerinin
bir şekilde dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM somut olayın özel
koşullarında müdahale bulunduğunu tespit ettikten sonra müdahalenin ihlal olup
olmadığını incelemeye başlamıştır. Bu kapsamda kanunilik ölçütünde sorun görmemiş,
ceza infaz kurumunda aşırı kalabalığının önlenmesi ile bireyselleştirilmiş ve
tutarlı bir rehabilitasyon programı uygulanması gerekliliğini meşru amaç olarak
kabul etmiştir. Ancak ulusal makamların ilgili mevzuatı yorumlarken katı ve
şekilci bir yaklaşımla hareket ettiklerini kaydeden AİHM, başvurucu ve
annesinin seyahat etme imkânı üzerindeki ciddi sağlık ve bütçe kısıtlamaları da
dâhil olmak üzere bireysel durumlarıyla ilgili iddialarını değerlendirmedikleri
için müdahalenin demokratik toplumda gerekli olmadığı sonucuna vararak
Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
c. Labaca
Larrea ve diğerleri/Fransa Kararı
31. Labaca Larrea ve diğerleri/Fransa ((k.k.) B. No:
56710/13..., 7/2/2017) kararına konu olayda başvurucular, önce yargılandıkları
Paris'te bir ceza infaz kurumunda tutulmakta iken 476 km uzaklıktaki Lyon'da
bir ceza infaz kurumuna nakledilmiştir. Başvurucular bu ceza infaz kurumunun
ailelerinin yaşadığı yere sırasıyla 823, 855 ve 935 km uzaklıkta olduğunu
belirterek ailelerinin ziyaret edebilmek için uzun mesafeler katetmek zorunda
kaldığından yakınmıştır. Talepleri üzerine mahkeme, Paris ceza infaz
kurumlarının aşırı kalabalık olduğunu, soruşturmanın gerekleri ve bağlantılı
görülen tutuklu ve hükümlülerin bir arada tutulmalarının engellenmesinin
amaçlandığını, ceza infaz kurumlarındaki ETA örgütü üyelerinin sayısının
çokluğu sebebiyle hepsinin Paris ceza infaz kurumlarında tutulmasının mümkün
olmadığını bildirmiştir. Bunun yanında ceza infaz kurumuna girmeden önce
başvurucular ile ailelerinin aylarca hatta yıllarca ayrı yaşadıkları, ayrıca
Bask kökenli tutuklu ve hükümlülerin çoğu zaman diğer tutuklulara göre daha
fazla ziyaret izninden yararlandırıldıkları, talep hâlinde hemen yakın aile
üyeleriyle telefonla görüştürüldükleri belirtilmiştir. Son olarak yeni bir ceza
infaz kurumu olan Lyon Ceza İnfaz Kurumunun ikamet adresine uzak olsa bile eşle
görüşme imkânı tanıyan odalarının bulunduğunu ve aile ziyaretleri için daha
elverişli olduğu açıklanmıştır.
32. AİHM öncelikle aile hayatına saygı hakkına bir
müdahalenin olup olmadığını tartışmıştır. Dava dosyasından başvurucuların Kuzey
ve Orta Fransa'da tutuklanmadan önce -yerel mahkemeye göre aylarca, hatta
yıllarca- saklanarak yaşadıklarına özellikle dikkat çekmiştir. Tutuklandıktan
sonra ise soruşturma makamlarının bulunduğu Paris'te bir süre tutuldukları ve
buranın da tıpkı Lyon gibi ailelerine aynı uzaklıkta olduğu ancak
başvurucuların buna itiraz etmedikleri belirtilmiştir. Başvurucuların,
ailelerinin ziyaretlerinin sayısı veya telefonla görüşme hakları sınırlanmadığı
gibi aksine başvurucuların, yakınlarıyla çok sayıda ziyaret gerçekleştirdikleri
ve telefon görüşmesi yaptıkları vurgulanmıştır. AİHM'e göre bu sebeple
Lyon-Corbas Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmeleri, başvurucuların ziyaret
haklarını önemli ölçüde engelleyecek nitelikte değildir. Başvurucuların
yakınları, yapılan nakillerin aşılmaz veya çözülmesi çok zor sorunlar
yarattığını da göstermemiştir. Üstelik başvurucuların ilgili usul hükümlerine
göre yargılama sırasında aileleriyle de bir araya gelmeyi talep etme hakları da
varken bu haktan da yararlanmıştır. AİHM sonuç olarak başvurucuların
şikâyetlerinin Sözleşme'nin 8. maddesinin birinci paragrafı uyarınca aile
hayatına saygı hakkına müdahale oluşturmaya yeterli olmadığı kanaatine
varmıştır. AİHM, başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.
d. Fraile
Iturralde/İspanya Kararı
33. Fraile Iturralde/İspanya (B. No: 66498/17,
7/5/2019) kararına konu olayda, ETA örgüt üyesi olmaktan 25 yıl hapis cezası
ile cezalandırılan başvurucu, ailesinin ikametine 700 km uzaklıktaki Badajoz
Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktadır. Başvurucu, aradaki mesafenin fazla olduğuna
dikkat çekerek karısı ve beş yaşındaki çocuğu ile ilerlemiş yaşlardaki sağlık
sorunları bulunan anne ve babasının kendisini ziyaret ederken güçlükler
yaşadığını belirtmek suretiyle nakil talebinde bulunmuştur. Mahkeme,
mahkûmların ailelerine yakın yerlerdeki ceza infaz kurumlarına
yerleştirilmelerinin genel kural olduğunu, bunun dışındaki işlemlerin gerekçelendirilmesi
gerektiğini, organize suç veya terörizmle bağlantılı durumlarda ise aynı
örgütün üyelerinin aynı ceza infaz kurumunda yoğunlaşmalarının önlenmesine
ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Zira böyle bir yoğunlaşma örgütün üyeleri
üzerindeki kontrolünün devam etmesine yol açacak, ıslahı zorlaştıracaktır.
Mahkeme ayrıca başvurucunun ceza infaz kurumunda iyi hâlli olmadığını ve
disiplin cezaları aldığını belirterek talebi reddedince AİHM'e bireysel başvuru
yapılmıştır. AİHM öncelikle bir müdahale olup olmadığını tartışmıştır.
İlkelerini yineleyen AİHM, ceza infaz kurumu yetkililerinin mahpusların yakın
aileleriyle iletişimlerini sürdürmelerine yardımcı olmasının mahpusların aile
hayatına saygı hakkının önemli bir parçası olduğunu vurgulamıştır. AİHM'e göre bir
hükümlünün belirli bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesinin başvurucunun özel
ve aile hayatı üzerindeki etkileri tutulma kavramının özünde bulunan normal
zorlukların ve kısıtlamaların ötesine geçerse Sözleşme'nin 8. maddesi anlamında
potansiyel olarak bir sorun yaratabilir.
34. AİHM somut olayda başvurucunun eşi ve 5 yaşındaki
çocuğunun yaşadığı zorluklar yanında ebeveyninin ilerlemiş yaşı ve sağlık
sorunları yüzünden ceza infaz kurumunu ziyaret etmelerinin mümkün olmadığına
dikkati çekerek başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahalede bunulduğunu
kabul etmiştir. AİHM öncelikle mahkeme kararlarında atıf yapılan raporlara göre
başvurucunun düzenli olarak yakın aile üyelerince ziyaret edildiğini
vurgulamıştır. Son iki yılda ayda üç kez ailesi ve arkadaşlarının ziyaret
ettiğini, başvurucunun ayda bir kez eşi ile özel görüşme yaptığını, ayda bir
kez kızı, kardeşleri ve diğer aile üyelerince ziyaret edildiğini belirtmiştir.
Ayrıca 100'den fazla mektup aldığı veya gönderdiği, haftada 10 kez, iki yılda 800
civarı telefon görüşmesi yaptığını, eşi doğum yaptığında özel izinle bebeğini
ve eşini görmesine izin verildiği açıklanmıştır. AİHM'e göre başvurucu, yakın
akrabalarının seyahat ederken aşılamaz veya oldukça güç sorunlarla yaşadığını
ortaya koyamamıştır. Başvurucu, ebeveynini en son ne zaman gördüğünü
açıklamadığı gibi ailesi ve arkadaşlarınca daha az ziyaret edildiğini de
gösterememiştir. AİHM bu olgular ışığında gerekçeyi incelediğinde başvurucunun,
ailesine yakın tutulmamasına yol açan ceza infaz kurumu politikasının yalnızca
sınırlı bir gruba yani terör suçlarından hüküm giymiş olanlara uygulandığını
belirtmiştir. Bu politika, ilgili hükümlülerin terör örgütleriyle temaslarını
sürdürme riskini en aza indirmeyi, söz konusu hükümlüler ile bulundukları suç
ortamı arasındaki bağları koparmayı amaçlamaktadır. AİHM, ayrıca ulusal
mahkemelerin ceza infaz kurumu politikasına, o dönemdeki koşulları gözönünde
bulundurarak atıfta bulunduğu, ETA'nın o dönemde dağılmadığını, silahlarını
teslim etmediğini veya faaliyetlerini tamamen durdurmadığını gözettiklerine
işaret etmiştir. Başvurucunun ceza infaz kurumundaki olumsuz davranışlarına da
dikkati çeken AİHM, arkadaşları ve ailesiyle bağlarının önemli ölçüde zarar
gördüğüne dair kanıt eksikliğini de gözeterek başvurucunun aile hayatına saygı
hakkına getirilen sınırlamaların izlenen amaçlarla orantısız olmadığı sonucuna
varmış; başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.
e. Akbulut/Türkiye
Kararı
35. Akbulut/Türkiye (B. No: 36647/11, 28/5/2019)
başvurusunda başvurucu, farklı tarihlerde farklı ceza infaz kurumlarına nakil
talebinde bulunmuş, talepleri doluluk ve disiplin cezaları almış olması
sebebiyle reddedilmiştir. Başvurucu bulunduğu Alanya Ceza İnfaz Kurumu ile
yakınlarının ikamet yeri arasındaki mesafe sebebiyle yakınlarının kendisini
ziyaret edemediğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM bu iddiayla ilgili olarak
başvurucunun, yakınlarının ikâmet ettiği şehrin adını ve ilgililer tarafından
karşılaşılan zorlukları bildirmediğini açıklamıştır. Başvurucu; muhtemel yolculuğun
zorluğu, seyahat ve konaklama masraflarının yüksek olduğu veya maddi
sıkıntılarını belirtmemiştir. AİHM, başvurucunun makul iletişim araçlarından
yararlandığı, şikâyet ettiği durumun Alanya Ceza İnfaz Kurumu günleriyle
sınırlı kaldığı, üstelik yakınlarının ikamet yerlerinin belirtilmediği yalnızca
mesafeye bağlı bu şikâyetin daha ayrıntılı bir inceleme yapılmasına imkân
sağlamak için yeterince desteklenmediğini değerlendirmiş; başvuruyu açıkça
dayanaktan yoksun bulmuştur.
f. Avşar ve
Tekin/Türkiye Kararı
36. Avşar ve Tekin/Türkiye (B. No: 19302/19...,
17/9/2019) kararına konu olayda Kırıkkale F tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu
bulunan başvurucu A. Avşar'ın ailesi Diyarbakır'da ikamet etmektedir. Başvurucu
daha önce Çankırı, Ankara ve Kırıkkale Ceza İnfaz Kurumlarında tutulmuştur.
Sağlık raporlarına göre başvurucunun annesi Parkinson hastası olup seyahat
edecek durumda değildir. Başvurucu, annesinin Diyarbakır’dan Kırıkkale’ye artık
seyahat edemediğini belirterek yakın ceza infaz kurumlarından birine nakil
talebinde bulunmuş; ceza infaz kurumlarının dolu olduğu gerekçe gösterilerek
talebi reddedilmiştir. Başvurucu, 12 yıldır ailesinden yüzlerce km uzaklıktaki
ceza infaz kurumlarında tutulduğunu ve ailesinin bu süre zarfında kendisini
ziyaret etmek için büyük zorlukların üstesinden gelmek durumunda kaldığını
belirtmiş; taleplerinin doluluk gerekçesiyle reddedildiğinden yakınmıştır. Aynı
ceza infaz kurumunda bulunan diğer başvurucu A. Tekin'in ailesi ise Siirt'te
bir köyde ikamet etmektedir. Başvurucu 1992 yılından bu yana, tutuklulukta
geçen süreyi de hesap ederek, ailesinden uzak çeşitli ceza infaz kurumunda
tutulduğunu belirterek çocuklarının 2003 yılından bu yana ziyaretine gelme
imkânlarının bulunmadığını ileri sürmüştür. AİHM başvurucuların yıllar boyunca
ailelerinin ikamet yerlerinden uzakta bulunmalarının özel hayata ve aile
hayatına saygı haklarına bir müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir.
37. AİHM müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğunu ve
ceza infaz kurumunda aşırı kalabalıkla mücadelenin meşru bir amaç teşkil
ettiğini kabul etmiştir. AİHM demokratik toplumda gereklilik yönünden üye
devletler için zorlayıcı olmamakla birlikte önemli olduğu değerlendirilen
Avrupa Konseyinin 2006 yılı Avrupa Cezaevleri Kuralları çerçevesinde (2 (2006)
Rec) tavsiye kararına göre idarenin tutulanların aile yakınları ile temaslarını
sürdürmelerine yardımcı olması gerektiğini hatırlatmıştır. Ayrıca ömür boyu
hapis cezası çeken tutuklular dâhil olmak üzere, ceza infaz kurumu dağılımı
konusunda Avrupa düzeyindeki düzenlemede, ulusal makamların aile bağlarının
koparılmasını önlemesi ve mümkün olduğu takdirde tutukluların ikamet yerlerine
yakın bulunan ceza infaz kurumlarına dağılmalarına imkân sağlaması gerektiğine
dair ilkenin desteklendiği vurgulanmıştır.
38. AİHM somut olay bakımından coğrafi uzaklığın
-özellikle yakınların katetmesi gereken mesafenin uzun olduğu ve bu uzaklığın
yıllarca sürdüğü durumlarda- aile ziyaretlerinin ve dolayısıyla aile bağlarının
bozulmasına neden olacak bir faktör olduğunu belirtmiştir. Başvuru konusu
olayda başvurucu Avşar'ın annesinin sağlık durumu ve yaşı nedeniyle, Tekin'in
ise çocukları tarafından yapılan ziyaretlerin azlığı yüzünden karşılaştıkları
güçlükleri kamu makamlarına sunduklarını kaydetmiştir. Ancak dosyada veya
Hükûmetin görüşlerinde başvurucuların coğrafi mesafeye rağmen aile üyeleriyle
düzenli olarak temasta oldukları veya ilgililer tarafından sürekli olarak
ziyaretler yapıldığı konusunda hiçbir bilginin bulunmadığı tespit edilmiştir.
Sonuç olarak AİHM, başvurucuların ailelerinden uzakta bulunan ceza infaz
kurumlarında geçirdikleri uzun süre dâhil olmak üzere ilgililerin kişisel
durumlarına, sırasıyla yaş, sağlık durumuna ve yakınlarının maddi durumuna
bağlı zorlukların ilgilileri ziyaret etmek için seyahat etmeyi engelleyebileceği
yönündeki hususların değerlendirilmediğini, söz konusu menfaatlerin
bireyselleştirilip dengelendiğinin gösterilemediğini belirtmiştir. AİHM sonuç
olarak anılan müdahalenin izlenen meşru amaç bakımından orantılı olmadığı ve
dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatiyle Sözleşme'nin 8.
maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
g. İlerde ve
Diğerleri/Türkiye Kararı
39. İlerde ve diğerleri/Türkiye (B. No:
35614/19..., 5/12/2023) kararına konu olayda başvurucu D.T. ilk başta Nevşehir Ceza
İnfaz Kurumunda tutulmaktayken idarece önce İzmir'in Menemen ilçesine, sonra da
İzmir 2 No.lu Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Bu Ceza İnfaz Kurumu,
başvurucunun ailesinin ikamet ettiği Kayseri'ye 1.000 km uzaklıktadır.
Başvurucu, malul olan yaşlı annesinin bu kadar uzak bir yolculuğu
yapamayacağını, nitekim annesinin kendisini 3 yıl 4 ayda yalnızca bir kere
ziyaret edebildiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca eşinin de bu kadar uzun ve
pahalı bir yolculuğu karşılamayacağını ve normalden daha az ziyaret
edilebildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, yetkili makamların, bu dezavantajını
azaltmak için daha uzun telefon konuşmaları veya daha uzun ziyaret gibi
alternatif herhangi bir tedbir de sunmadıklarını öne sürmüştür.
40. AİHM öncelikle müdahalenin varlığını tartışmıştır.
AİHM'e göre somut olayda başvurucu; ailesinin nerede ikamet ettiğine, sağlık ve
istihdama ilişkin bireysel durumlarına, eşi ve yaşlı annesinin üç farklı
bağlantıyı içeren 1.000 km’lik yolculuğu yaparken karşılaştıkları zorluklara
ilişkin olarak belirgin detaylar vermiştir. Başvurucunun annesinin, kendisini
yalnızca bir kere ziyaret ettiği ve başvurucunun 30/11/2016 ve 5/8/2021
tarihleri arasında (yaklaşık 5 yıl içinde) ailesi tarafından her biri en fazla
45 dakika süreyle 67 kez ziyaret edildiği taraflar arasında tartışma konusu
değildir. AİHM, bunun Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında gerekçelendirilmesi
gereken bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır. Müdahalenin kanuni dayanağı
hususunda sorun görmeyen AİHM, düzenin korunması ve ceza infaz kurumunda
kalabalıklığın önlenmesinin meşru bir amaç teşkil ettiğini kabul etmiştir. Orantılılık
hususunda ilk olarak başvurucu, Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumundan
İzmir’deki diğer ceza infaz kurumlarına nakledilirken söz konusu kararın
başvurucuya sunulmadığını kaydetmiştir. AİHM; ailesinin yanı sıra yargılama
yerine yakın olan Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumundan ilk olarak İzmir
Menemen ve sonrasında İzmir T Tipi 2 No.lu Ceza İnfaz Kurumuna nakledilirken
başvurucuya hiçbir gerekçe sunulmadığını tespit etmiştir. Bu sebeple
başvurucunun söz konusu ceza infaz kurumlarına nakli, aile hayatına saygı
hakkına keyfî müdahaleye karşı usuli güvencelerin yokluğunda meydana gelmiştir.
Başvurucunun İzmir 2 No.lu T tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğu sürede
yaptığı Kocaeli veya Maltepe’deki ceza infaz kurumlarına nakledilmesi
taleplerine ilişkin olarak ise kurum idaresinin bu talepleri reddetmesinin
kurumun kalabalığına ilişkin, ilgili ve zorlayıcı gerekçelere dayandığını kabul
etmiştir. Ancak kamu makamlarının başvurucunun ailesine nispeten daha yakın
başka bir ceza infaz kurumuna nakledilip edilemeyeceğine veya daha uzun
ziyaretler ya da daha uzun telefon konuşmaları gibi yapılan ziyaretlerin
azlığını telafi edecek alternatif yolların olup olmadığına dair somut bir
değerlendirmede bulunulmadığı belirtilmiştir. AİHM sonuç olarak şikâyet konusu
müdahalenin izlenen meşru amaçla orantısız olduğunu belirterek, Sözleşme’nin 8.
maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
h. Kaçır ve
diğerleri/Türkiye Kararı
41. Kaçır ve diğerleri/Türkiye (B. No: 9587/19...,
10/6/2025) kararına konu olayda başvurucu A.Ş. Kocaeli 1 No.lu T Tipi Ceza
İnfaz Kurumunda tutulmaktadır. Ceza İnfaz Kurumu başvurucunun ailesinin ve
ebeveyninin yaşadığı Merzifon ile Tokat'a yaklaşık 600-700 km uzaklıktadır.
Başvurucu mesafenin fazla olduğunu, mali zorluklar sebebiyle de daha az ziyaret
edildiğini, dört ve sekiz yaşlarında iki çocuğu olduğunu, buna rağmen nakil
talebinin reddedildiğini belirtmiştir. Başvurucunun babası 83 yaşında ve
hastalığı yüzünden bakıma muhtaç olup annesi ise 70 yaşındadır. Başvurucu daha
sonra mesafenin yol açtığı olumsuz etkileri azaltabilmek için daha uzun telefon
görüşmeleri, uzatılmış ziyaret saatleri veya izin verilen ziyaretçi sayısının
artırılması talebinde bulunmuş; başvurucunun talepleri de reddedilmiştir. AİHM,
müdahalenin mevcut olup olmadığını şu şekilde tartışmıştır:
"Başvuranın aile hayatına saygı
hakkına bir müdahale olup olmadığına gelince Mahkeme, başvurucunun ailesinin
nerede ikâmet ettiği, mali durumları ve ailesi ile ebeveynlerinin kendisini
ziyaret etmek için yaklaşık 600 km'lik bir yolculuk yaparken karşılaştıkları
zorluklar hakkında ayrıntılı bilgi verdiğini belirtmektedir. Ayrıca, Hükümet
tarafından sağlanan cezaevi kayıtlarına göre başvurucunun annesi, babası ve
çocuklarından biri 19 Temmuz 2016 ile 31 Ağustos 2018 tarihleri
arasında Kocaeli 1 No'lu T Tipi Cezaevi'nde kaldığı süre boyunca,
başvurucuyu yalnızca bir kez ziyaret etmiştir. Mahkeme, bu nedenle, mevcut
davanın koşullarında başvuranın aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olduğu
sonucuna varmıştır."
42. AİHM'in müdahalenin haklılığı ile ilgili
değerlendirmesi şöyledir:
"49. Bu müdahalenin haklı olup
olmadığına gelince başvurucunun ailesinin ikâmet ettiği yere yakın bir yere
nakledilmesinin reddedilmesinin kanuni dayanağının bulunduğu ve düzensizliği,
özellikle de cezaevlerinin aşırı kalabalıklığını önleme yönünde bir meşru amaç
taşıdığı düşünülse bile Mahkeme, tedbirin orantılılığını incelediğinde cezaevi
yönetiminin başvurucunun nakil talebini reddetmesinin, başvurucunun
mağduriyetlerini hafifletmek için alternatif tedbirlerin alınıp alınamayacağına
dair herhangi bir ek değerlendirme yapılmaksızın, yalnızca cezaevlerindeki
aşırı kalabalıklığa dayandığını belirtmektedir.
50. İlerde ve Diğerleri başvurusunda
Mahkeme, kamu makamlarınca başvurucunun ailesine daha yakın başka bir cezaevine
nakledilip nakledilemeyeceği veya daha az ziyaret alması nedeniyle daha uzun
ziyaretler veya daha uzun telefon görüşmeleri gibi alternatif bir telafi yönteminin
mümkün olup olmadığı konusunda somut bir değerlendirme yapmaması nedeniyle
Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Aynı durum mevcut
başvuruda da geçerlidir. Başvurucunun, ilk talebinden yaklaşık beş ay sonra,
ailesinin ikametgahına daha yakın olmasına rağmen ne ailesinin ne de
ebeveynlerinin ikamet etmediği üçüncü bir şehre nakledilmesi, Mahkeme'nin
vardığı sonucu değiştirmemektedir.
51. Dolayısıyla, Sözleşme'nin 8. maddesi
ihlal edilmiştir."
2. Uluslararası
Belgeler
43. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 9/12/1988
tarihinde kabul edilen 43/173 sayılı Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya
Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler Bütünü kararının "Aile
mensupları ve dış dünya ile iletişim kurma hakkı" başlıklı 19. maddesi
şöyledir:
"Tutulan veya hapsedilen bir
kimseye kanunda veya kanuna dayanan bir düzenlemede belirtilen makul şartlara
ve sınırlamalara tabi olarak, özellikle aile üyeleri tarafından ziyaret
edilebilme ve onlarla haberleşme gibi, dış dünya ile iletişim kurabilmesi için
kendisine yeterli imkan verilir."
44. Aynı kararın "İkametgahına yakın bir yerde
tutulma hakkı" başlıklı 20. maddesi şöyledir:
"Tutulan veya hapsedilen kimse
talep ettiği zaman eğer mümkünse genellikle ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki
bir tutukevinde veya hapishanede tutulur."
45. Cezaevi kurallarına dair tavsiye kararının "Yerleştirme
ve Barındırma" başlığı altında şu ilkelere yer verilmiştir:
"17. 1 Mahpuslar, mümkün
olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın
cezaevlerine yerleştirilmelidirler.
17. 2 Cezaevlerine yerleştirmede devam
eden adli süreç, emniyet ve güvenlik gerekleri ile tüm mahpuslar için uygun
rejimlerin sağlanması gibi hususlar da dikkate alınmalıdır.
17. 3 İlk yerleştirme ve sonrasında yapılacak
nakiller sırasında, mümkün olabildiğince mahpuslara danışılmalıdır."
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
46. Anayasa Mahkemesinin 18/9/2025 tarihinde yapmış
olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
47. Başvurucu; ailesinin farklı bir ilde ikamet etmesi,
bununla birlikte 11 ve 15 yaşlarında olan iki çocuğunun öğrenim görüyor olması
nedeniyle hafta içi mesai saatlerinde yapılan görüşlere gelemediğini, ailesiyle
telefonla da görüşemediklerini belirtmiştir. Nakil talebi değerlendirilirken
çocuklarının üstün yararının dikkate alınmadığını vurgulayan başvurucu;
psikolojilerinin bozulduğunu, çocuklarının okula gitmek ya da ziyarete gelmek
arasında tercihe zorlandığını ifade etmiştir. Bunun yanında yargısal makamlar
tarafından adli yardım talebi kabul edilmesine rağmen davanın reddine karar
verilmesi nedeniyle yargılama giderlerinin tahsili için müzekkere yazıldığını
belirtmiş; özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, eğitim hakkının,
haberleşme hürriyetinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
48. Bakanlık görüşünde, mevcut başvuruda Anayasa ve
ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine
özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiş; İdareden temin
edilen bilgi ve belgeler bireysel başvuru dosyasına sunulmuştur.
B. Değerlendirme
49. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ve aile
hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile
hayatının gizliliğine dokunulamaz."
50. Anayasa’nın 41. maddesi şöyledir:
"Aile, Türk toplumunun temelidir
ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile
özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile
uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.
Her çocuk, korunma ve bakımdan
yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel
ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
Devlet, her türlü istismara ve şiddete
karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır."
51. Başvurucu; temel olarak ailesinin ikamet ettiği yer
ile bulunduğu ceza infaz kurumunun farklı illerde olmasından, çocukları öğrenim
gördüğü için çocuklarının ziyaretine gelemediğinden, idari ve yargısal
makamların bu bağlamda bir değerlendirme yapmayarak nakil talebini
reddettiğinden yakınmıştır. Bu nedenle başvurunun aile hayatına saygı hakkından
incelenmesi söz konusu olabilir. Ancak öncelikle başvurucunun aile hayatına
saygı hakkına müdahale olarak kabul edilebilecek koşulların bulunup bulunmadığı
açıklanan ölçütler bağlamında test edilmelidir.
1. Genel
İlkeler
52. Anayasa’nın 19. maddesi gereği tutuklu ve
hükümlülerin özel hayata ve aile hayatına birtakım müdahalelerin yapılması
hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir
sonucudur. Bu bağlamda idarenin tutuklu ve hükümlülerin özel ve aile hayatına
müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmelidir. Burada
mühim olan, ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması amacı ile hükümlünün
özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin
kurulmasıdır (Mehmet Koray Eryaşa [2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015,
§ 89; Ahmet Çilgin [1. B.], B. No: 2014/18849, 11/1/2017, § 32; Rasul
Kocatürk [GK], B. No: 2016/8080, 26/12/2019, § 56). Öte yandan
belirtilmelidir ki ceza infaz kurumlarında kalacak mahkûmların aldıkları
cezaların niteliği, miktarı gibi belirli kriterlere göre kişi ve koğuş sayısını
belirlemede, ceza infaz kurumlarının kapasitesine göre hükümlü ve tutukluların
hangi ceza infaz kurumunda bulunacaklarını tespit etmede de idarenin geniş bir
takdir yetkisi vardır (Yaşar Karaca [1. B.], B. No: 2018/37854,
12/4/2023, § 65).
53. AİHM içtihatları da gözönüne alındığında ceza infaz
kurumları arasında nakil konusunda aile hayatına saygı hakkına bir müdahale
olup olmadığı belirlenirken ceza infaz kurumunda tutulan başvurucuya yapılabilecek
ziyaretlerin çok zor veya imkânsız hâle gelip gelmediği dikkate
alınmalıdır. Ancak ziyaret hakkının kullanımının çok zor veya imkânsız hâle
geldiğinin anlaşılabildiği durumda mahpusun nakil talebinin reddedilmesiyle
aile hayatına saygı hakkına müdahalede bulunulduğu kabul edilebilir. Bu
bağlamda aile hayatına saygı hakkına müdahalenin olup olmadığı konusunda
şu hususlarda değerlendirme yapılmalıdır:
i. Kişilerin ceza infaz kurumuna girmeden önceki aile
bağları, aile üyeleriyle birlikte yaşayıp yaşamadığı
ii. Ceza infaz kurumunun kişilerin aile üyeleri veya
yakınlarının yaşadığı yere uzaklığı, coğrafi koşullar ve ulaşım imkânları
iii. Ziyaret edeceklerin kişiye olan yakınlığı,
yakınlarının yaş ve sağlık durumlarının seyahat etmeye uygun olup olmadığı
iv. Kişilerin mali durumları, bütçeleri veya içinde
bulundukları koşulların söz konusu seyahati yapmayı ne ölçüde güçleştirdiği
v. Kişilerin ailelerinden uzak kaldığı süre ve bu süre
içinde fiilen gerçekleşen ziyaret sayısı ve sıklığı
54. Yukarıda belirtilen ölçütler açısından bir inceleme
yapılabilmesi için öncelikle başvuruculardan yakınlarının ikamet ettiği yeri ve
kendisini ziyaret için karşılaştıkları zorlukları açıklaması, diğer bir
ifadeyle şikâyeti temellendirmesi beklenmektedir. Bu çerçevede örneğin
ailenin ikamet ettiği yerin bildirilmemesi veya muhtemel seyahatlerin zorluğu,
seyahat ve konaklama masraflarının yüksekliği ya da maddi sıkıntılar ile ilgili
ziyareti zorlaştıracak unsurlar hakkında değerlendirme yapmaya elverişli
herhangi bir bilgi verilmemesi hâlinde müdahale iddiasının yeterince
temellendirildiği söylenemez. Bu bağlamda başvurucuların salt yakınlarının
kendisini ziyaret etmekte güçlük yaşadığı yönündeki soyut iddialarının inceleme
yapabilmek için yeterli olmadığı belirtilmelidir.
55. Bununla birlikte ailenin yaşadığı yer ile
barındırılan ceza infaz kurumu arasındaki mesafenin uzak olduğu durumlarda aile
bireylerinin hükümlü ve tutukluyu ziyaretlerinin çok zor veya imkânsız hâle
geldiği somut olayın özel koşullarında tespit edilebilmekteyse aile
hayatına saygı hakkına müdahalenin varlığının kabul edilmesi gerekir.Buna göre
bir tutuklu veya hükümlünün belirli bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi,
özel ve aile hayatı üzerindeki etkileri tutulma kavramının özünde bulunan normal
zorlukların ve kısıtlamaların ötesine geçerse aile hayatına saygı hakkı
bağlamında potansiyel olarak bir sorun yaratabilir.
56. Öte yandan kamusal makamların cezaların infazıyla
ilgili konularda sahip olduğu geniş takdir yetkisinin sınırsız olmadığı akılda
tutularak tutuklu ve hükümlülerin ceza infaz kurumlarına yerleştirilirken en
azından bazı ailevi ve sosyal bağlarını sürdürme yönündeki menfaatlerinin bir
ölçüde dikkate alınması gerekir. Dolayısıyla somut olay bağlamında aile
hayatına müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda müdahalenin ihlale sebebiyet
vermemesi için idari ve yargısal makamların ilgili mevzuatı yorumlarken katı ve
şekilci bir yaklaşımla hareket etmemeleri, başvurucu ve ailesi ile yakınlarının
seyahat etme imkânı üzerindeki ciddi sağlık ve bütçe kısıtlamaları da dâhil
olmak üzere bireysel durumlarıyla ilgili iddialarını, ulaşılmak istenen meşru
amaç ile aile hayatına saygı hakkının gereklerini dengeleyecek şekilde ilgili
ve yeterli bir gerekçeyle değerlendirmeleri beklenmektedir. Bu kapsamda kamusal
makamları özellikle başvurucunun ailesine daha yakın başka bir ceza infaz
kurumuna nakledilip nakledilemeyeceği veya daha az ziyaret alması nedeniyle
daha uzun ziyaretler ya da daha uzun telefon görüşmeleri gibi alternatif bir
telafi yönteminin mümkün olup olmadığı konusunda somut, bireyselleştirilmiş bir
değerlendirme yapmalıdır.
2. İlkelerin
Olaya Uygulanması
57. Somut olayda başvurucu 2/3/2020 tarihli dilekçesinde
eşinin ve çocuklarının Ankara'da ikamet ettiğini, çocuklarının eğitim hayatı
nedeniyle altı ayda bir açık görüşe gelebildiklerini, bu durumun çocuklarının
psikolojisini ve eğitimini etkilediğini, ayrıca hasta ve yaşlı olan,
İstanbul'un Maltepe ilçesinde ikamet eden annesinin de uzaklık nedeniyle
ziyaretine gelemediğini dile getirmiştir. Bahse konu dilekçesinde ikisi
Ankara'da, ikisi İstanbul'da olan dört ceza infaz kurumunun adını vererek
bunlardan birine naklinin yapılmasını talep etmiştir. Devam eden süreçte ise
İdare Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde bu kez yalnızca eşinin ve
çocuklarının Ankara'da ikamet ettiğinden, çocuklarının Ankara'da öğrenim
görmesi nedeniyle ziyaretine gelemediklerinden, bu nedenle psikolojilerinin
bozulduğundan yakınmıştır.
58. Bu bağlamda vurgulamak gerekir ki başvurucu,
İstanbul'daki ceza infaz kurumlarına nakil talebiyle ilgili olarak herhangi bir
hususu dava dilekçesinde ve devamındaki yargılama safahatında dile getirmemiştir.
Ayrıca bireysel başvuru formunda da başvurucunun İstanbul'daki ceza infaz
kurumlarına nakil talebiyle ilgili olarak ifade ettiği bir şikâyet yoktur.
Bununla birlikte başvurucu, bireysel başvuru formunda Ceza İnfaz Kurumunun
bulunduğu ve eşi ile çocuklarının ikamet ettiği illerin farklı olması,
çocuklarının öğrenim hayatına devam etmesi nedeniyle hafta içi ve mesai
saatlerinde yaptırılan ziyaretlere gelemediğinden şikâyet etmiştir.
59. Öncelikle başvurucunun ailesinin yaşadığı Ankara ile
bulunduğu Ceza İnfaz Kurumu arasındaki mesafe yaklaşık 550 km'dir. Ülkemizin en
büyük iki şehri arasında düzenli olarak çok sayıda otobüs, tren ve uçak
seferleri bulunmaktadır. Bunun yanında başvurucu, ziyarete gelecek eşi ve
çocuklarının seyahat etmelerine engel sağlık sorunları olduğunu dile
getirmemiştir. Başvurucuya göre çocuklarının örgün öğretim görmeleri sebebiyle
eşi ve çocukları kendisini ziyarete gelememiştir. Ayrıca başvurucu, eşi ve
çocuklarının mali durumları nedeniyle seyahatin güçleştiğinden de söz etmemiştir.
60. Diğer taraftan başvurucu, ailesinin kendisini ziyaret
edemediğinden yakınmışsa da fiilen gerçekleşen ziyaretlerle ilgili olarak
detaylı bir bilgi yoktur. Bununla birlikte başvurucu, altı ayda bir ziyaret
edildiğini kabul etmiştir. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki yine
başvurucunun başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince açık/kapalı görüş ve
telefonla görüşme günlerinin öğrenim gören çocuklarıyla görüşmesini
sağlayabilecek şekilde belirlenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına
saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (bkz. § 14). Buna göre
başvurucu, ziyaret ve telefon görüşmelerini hafta sonları yapabilecek duruma
gelmiştir. Bu olgular karşısında ailesinden uzakta bir ceza infaz kurumuna
yerleştirilen başvurucunun ailesinin onu ziyaret edebilmesinin çok zor veya
imkânsız hâle geldiği söylenemez.
61. Öte yandan somut olayda iki şehir arasındaki
mesafenin -aşırı olmasa da- fazla olduğu kabul edilse dahi ulaşım imkânları,
yaş ve sağlık durumları ile mali imkânların seyahati imkânsız kıldığını veya
aşırı derecede güçleştirdiğini başvurucunun ortaya koyamadığı dikkate
alındığında bu ceza infaz kurumunda tutulmasının aile hayatı üzerindeki
etkilerinin ceza infaz kurumunda bulunmanın doğasında var olan normal zorluk
ve kısıtlamaların ötesine geçtiği söylenemez.
62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul
edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun
ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin
olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya
zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul
edilebilir (Hikmet Balabanoğlu [2. B.], B. No: 2012/1334, 17/9/2013, §
24).
63. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde
güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını
gerekli kılan bir müdahale olmadığından başvurunun açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki
HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu sonuca farklı gerekçeyle
katılmıştır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi
mağduriyete neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun
yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 18/9/2025tarihinde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
FARKLI GEREKÇE
1. Başvurucu; -esas olarak- ailesinin ikamet yeri ile
bulunduğu ceza infaz kurumunun farklı illerde yer almasından, öğrenim gören
çocuklarının bulunması nedeniyle ziyaretine gelemediğinden, idari ve yargısal
makamların bu bağlamda bir değerlendirme yapmayarak nakil talebini
reddettiğinden yakınmaktadır.
2. Mahkememiz çoğunluğu tarafından başvurucunun aile
hayatına saygı hakkına bir "müdahalede bulunulmadığı"
gerekçesiyle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun bulunduğu sonucuna
ulaşılmıştır.
3. Başvurucunun Silivri L Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz
Kurumunda hükümlü iken ailesinin Ankara’da yaşıyor olması nedeniyle görüşmeye
gelmelerinde zorluk yaşadıklarını belirterek yaptığı nakil başvurusunun idari
ve yargısal makamlar tarafından reddedilmesi nedeniyle başvurucunun aile
hayatına saygı hakkı kapsamında bir müdahalede bulunulduğu açıktır. Mahkememiz
çoğunluğunun bu yaklaşımı, hakka müdahalenin varlığı için başvurucunun
ailesinin karşılaştığı zorlukların ziyaret imkanını neredeyse imkansız kılacak
derecede olması sonucunu doğurmaktadır. Bu aşırı şekilci ve katı yaklaşım,
hakkın kapsam ve içeriğini oldukça sınırlamaktadır. Bu nedenle başvurucunun
aile hayatına saygı hakkına bir müdahalede bulunulmadığı yönündeki çoğunluk
görüşüne katılmıyorum.
4. Öte yandan bireysel başvuru formunda başvurucu,
bulunduğu Ceza İnfaz Kurumu ile eşinin ve çocuklarının ikamet ettiği illerin
farklı olması ve çocuklarının öğrenim hayatına devam etmesi nedeniyle hafta içi
ve mesai saatlerinde yaptırılan ziyaretlere gelemediğinden şikâyet etmektedir.
Diğer bir ifadeyle somut başvuruda ailesine yakın ceza infaz kurumlarından
birine nakil talebi reddedilen başvurucu, ceza infaz kurumunda bulunmasının
doğal sonucu olarak değerlendirilebilecek nitelikte ailesi ile ilgili ortaya
çıkan birtakım sonuçları ileri sürmüştür. Başvurucunun; aile bireylerinin
kendisini ziyarete gelmeleri konusunda ne gibi zorluklar yaşadığına, ailenin
ekonomik ve sosyal durumuna, aile bireylerinin yaş ve sağlık durumlarına
ilişkin sair hususlardan ise bahsetmediği görülmektedir. Bu kapsamda
başvurucunun aile hayatına saygı hakkı bağlamında nakil talebini, bahse konu hususlardaki
bilgilerle desteklemediği ve buna ilişkin bilgileri idari ve yargısal makamlara
sunmadığı anlaşılmaktadır.
5. Hâlbuki başvurucunun açık/kapalı görüş ve telefonla
görüşme gününün öğrenim gören çocuklarla görüşmeyi sağlayacak şekilde
belirlenmesi talebine ilişkin süreçten farklı olarak başka bir infaz
kurumuna nakil talebi söz konusu olduğunda başvurucuların aile bireylerin
ziyaret süreçlerinde yaşadıkları zorluklara ilişkin yeterli şekilde bilgi
vermeleri ve naklin aile bütünlüğünün korunması yönünden neden gerekli olduğuna
ilişkin olarak somut anlatımlarda bulunmaları gerekmektedir. Dolayısıyla somut
başvuruda aile hayatına saygı hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu kabul
edilmeli ancak başvurucunun başka bir infaz kurumuna nakil talebiyle ilgili
olarak makul düzeyde açıklama yapma yükümlülüğünü yerine getirmemesi
gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmeliydi. Bu
nedenlerle Mahkememiz çoğunluğunun vardığı sonuca farklı gerekçeyle
katılıyorum.
|
|
|
|
|
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
FARKLI GEREKÇE
1. Başvuru, mahpusun ailesinin ikametgâhına yakın bir
ceza infaz kurumuna nakil talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı
hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Mahkememiz çoğunluğu, başvurucunun aile hayatına saygı
hakkına yönelik bir müdahale olmadığı sonucuna ulaşarak başvuruyu kabul
edilemez bulmuştur. Ancak aşağıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda kabul
edilemezlik kararına farklı gerekçe ile iştirak edilmiştir.
3. Başvurucu, 8/6/2017 tarihinde silahlı terör örgütüne
üye olma suçundan tutuklanmış ve Nevşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7
yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir.
4. Silivri 7 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda
bulunurken, 2/3/2020 tarihli dilekçesiyle isteğe bağlı nakil talebinde
bulunmuştur. Dilekçesinde; eşinin ve çocuklarının Ankara’da ikamet ettiğini,
çocuklarının eğitim hayatı sebebiyle yalnızca altı ayda bir açık görüşe
gelebildiklerini, bu durumun çocuklarının psikolojisini ve başarısını olumsuz
etkilediğini belirtmiştir. Ayrıca yaşlı ve hasta olan annesinin İstanbul
Maltepe’de yaşadığını, Silivri’ye uzaklık nedeniyle ziyaretine gelemediğini
dile getirmiş ve Ankara ile İstanbul’daki dört farklı ceza infaz kurumundan
birine naklini talep etmiştir.
5. İdare, 9/3/2020 tarihinde talep edilen kurumların dolu
olması gerekçesiyle nakil talebini reddetmiştir.
6. Başvurucu, işlemin iptali ve manevi tazminat istemiyle
dava açmıştır. Dava dilekçesinde ailesinin Ankara’da yaşadığını, çocuklarının
bu nedenle görüşlere gelemediğini, bu durumun aile bütünlüğünü zedelediğini ve
çocuklarının eğitimine olumsuz yansıdığını vurgulamıştır.
7. Ankara 2. İdare Mahkemesi, 4/11/2020 tarihli kararıyla
davayı reddetmiştir. Kararda, başvurucunun nakil talep ettiği kurumların
doluluk oranları (Sincan 1 ve 2 No.lu L Tipi ile Maltepe 1 ve 2 No.lu L Tipi
kurumlarında %132 ila %173 arasında değişen oranlar) ayrıntılı olarak
gösterilmiş ve talebin reddinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna
varılmıştır.
8. Başvurucu, istinaf dilekçesinde önceki iddialarını
yineleyerek eşinin öğretmen olduğunu, ceza infaz kurumlarındaki doluluğun
İdare’nin sorunu olduğunu ve bu durumun anayasal haklarının kullanılmasına
engel olamayacağını belirtmiştir. Ayrıca reddedilen talebin aile bütünlüğünü
bozduğunu vurgulamıştır.
9. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi,
14/4/2021 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesinin kararının hukuka uygun
olduğunu belirterek istinaf başvurusunu reddetmiştir. Başvurucu süresi içinde
bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Mahkeme çoğunluğu, başvurucunun aile hayatına saygı
hakkına müdahale bulunmadığını ileri sürmüştür. Bu değerlendirme isabetli
değildir. Aile hayatına saygı hakkı yalnızca mahpusun bireysel olarak sahip
olduğu bir hak değil, aynı zamanda ailesinin de doğrudan yararlandığı ortak bir
haktır. Hükümlünün ailesinden uzaklaştırılması, sadece içerideki kişi değil,
dışarıdaki yakınları açısından da doğrudan hak kaybı doğurmaktadır.
11. Mahpus olan kişilerin genel olarak ailelerinin
ikametgâhına yakın yerlerdeki ceza infaz kurumlarında barındırılmayı
istemelerinin hayatın olağan akışına uygun olduğu açıktır. Bununla birlikte bu
bağlamdaki taleplerin olumlu şekilde karşılanabilmesi ancak diğer bazı
hususların da varlığı hâlinde mümkün hâle gelebilir. Daha açık ifadeyle bu
yöndeki taleplerin herhâlde olumlu karşılanabilmesinin olanaklı olmadığı
söylenmelidir. Öte yandan mahpusların barındırılacakları ceza infaz kurumlarını
seçme hakkının bulunmadığı, bu kişilerin ailesinden ayrılmasının veya
uzaklaştırılmasının ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olduğu
belirtilmelidir. Bu bağlamda aile hayatına müdahalenin söz konusu olabileceği
durumlarda idareye tanınan takdir yetkisinin geniş olmakla birlikte sınırsız
olmadığı vurgulanmalıdır.
12. Diğer taraftan mahpusların ailelerinin ikamet
ettikleri yerden uzak mesafede bulunmalarından hareketle ortaya koydukları
şikâyetlerini aile bireylerinin kendisini ziyarete gelmeleri konusunda ne gibi
zorluklar yaşadığına, ailenin ekonomik ve sosyal durumuna, aile bireylerinin
yaş ve sağlık durumlarına ilişkin hususlarla desteklemesi, bu bağlamdaki
bilgileri idari ve yargısal makamlara sunması gerekir. Başvurucuya yüklenen bu
yükümlülüğün mutlak bir ispatı gerektirmediği ancak makul düzeyde bir açıklama
yapmayı içerdiği vurgulanmalıdır. Bununla birlikte aradaki mesafenin mahpus ile
ailesi arasındaki iletişimi zora sokacak şekilde makul olmadığının
öngörülebilir olduğu durumlarda başvurucuya yüklenen bu yükümlülüğün yerine
getirilmesi daha geniş bir yoruma tabi tutulabilir. Diğer yandan bu doğrultuda
bir temellendirme olmaksızın sadece ailenin bulunduğu yere yakın bir ceza infaz
kurumuna nakledilme yönündeki taleplerin reddedilmesinin idarelerin mahpusların
barındırılması bağlamında aile hayatına müdahale konusundaki geniş takdir
yetkisi kapsamında değerlendirilmesi olağandır.
13. Belirtilen şekilde yeterli düzeyde temellendirilen
taleplerin ise idare tarafından sırf doluluk oranları nedeniyle reddedilmesi
hâlinde başvurucunun aile hayatına saygı hakkının güvencelerine uygun bir
değerlendirme yapıldığı söylenemeyebilir. Bu hâlde idare tarafından suç
profili, infaz kurumlarının fiziki koşulları, talep edilen yerde barındırılan
diğer mahpusların profilleri de gözetilerek başvurucunun nakil talep ettiği
ceza infaz kurumlarına neden yerleştirilemeyeceğinin ortaya konulması kişisel
yarar ile kamusal yarar arasında kurulması gereken denge açısından önemlidir.
14. Somut olayda başvurucu 2/3/2020 tarihli dilekçesinde
eşinin ve çocuklarının Ankara'da ikamet ettiğini, çocuklarının eğitim hayatı
nedeniyle altı ayda bir açık görüşe gelebildiklerini, bu durumun çocuklarının
psikolojisini ve eğitimini etkilediğini, ayrıca hasta ve yaşlı olan ve
İstanbul'un Maltepe ilçesinde ikamet eden annesinin de uzaklık nedeniyle
ziyaretine gelemediğini dile getirmiştir. Neticede başvurucu; bahse konu
dilekçesinde ikisi Ankara'da, ikisi İstanbul'da bulunan dört ceza infaz
kurumunun adını vererek bunlardan birine naklinin yapılmasını talep etmiştir.
Devam eden süreçte ise İdare Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde bu kez
yalnızca eşinin ve çocuklarının Ankara'da ikamet ettiğinden, çocuklarının
Ankara'da öğrenim görmesi nedeniyle ziyaretine gelemediklerinden, bu nedenle
psikolojilerinin bozulduğundan yakınmıştır.
15. Bu bağlamda vurgulamak gerekir ki başvurucu,
İstanbul'daki ceza infaz kurumlarına nakil talebiyle ilgili olarak herhangi bir
hususu dava dilekçesinde ve devamındaki yargılama safahatında dile
getirmemiştir. Ayrıca bireysel başvuru formunda da başvurucunun İstanbul'daki
ceza infaz kurumlarına nakil talebiyle ilgili olarak ifade ettiği bir şikâyet
yoktur. Bununla birlikte başvurucu, bireysel başvuru formunda bulunduğu Ceza
İnfaz Kurumu ile eşinin ve çocuklarının ikamet ettiği illerin farklı olması,
çocuklarının öğrenim hayatına devam etmesi nedeniyle hafta içi ve mesai
saatlerinde yaptırılan ziyaretlere gelemediğinden şikâyet etmiştir.
16. Öncelikle başvurucunun açık/kapalı görüş ve telefonla
görüşme gününün öğrenim gören çocuklarla görüşmeyi sağlayacak şekilde
belirlenmesi talebine ilişkin süreçten farklı olarak başka bir infaz kurumuna
nakil talebi söz konusu olduğunda başvurucudan açıklamada bulunması, aile
bireylerin ziyaret süreçlerinde yaşadıkları zorluklara ilişkin yeterli şekilde
bilgi vermesi ve naklin aile bütünlüğünün korunması yönünden neden gerekli
olduğuna somut anlatımlarda bulunmasının beklendiği tekrar vurgulanmalıdır.
17. Nakil taleplerinin karşılanması hususunda devletin
birtakım pozitif yükümlülükleri bulunmakla birlikte gerek başvuru öncesi
süreçte gerekse başvuru sürecinde aile hayatına saygı hakkının güvencelerinin
sağlanması konusundaki gereklilikleri başvurucunun açık şekilde ve tüm
yönleriyle ortaya koymaması hâlinde kamu kurumlarından beklenen yükümlülüklerin
çerçevesinin daralması ve mahpusların temel haklarına müdahale konusunda
devletin takdir yetkisinin genişlemesi muhtemeldir.
18. Bakılmakta olan başvuruda ailesine yakın ceza infaz
kurumlarından birine nakil talebi reddedilen başvurucu, ceza infaz kurumunda
bulunmasının doğal sonucu olarak değerlendirilebilecek nitelikte olan ve
ailesiyle ilgili olarak ortaya çıkan birtakım sonuçlar ileri sürmüştür. Bunun
yanında başvurucunun ailesinin farklı bir ilde ikamet etmesi ve görüşlerin
hafta içi ve mesai saaatleri içinde gerçekleştirilmesi nedeniyle ailesiyle
görüşemediğine yönelik şikâyetinden başka aile bireylerinin kendisini ziyarete
gelmeleri konusunda ne gibi zorluklar yaşadığına, ailenin ekonomik ve sosyal
durumuna, aile bireylerinin yaş ve sağlık durumlarına ilişkin sair hususlardan
bahsetmediği görülmüştür. Bu kapsamda başvurucunun aile hayatına saygı hakkı
bağlamında nakil talebini, bahse konu hususlardaki bilgilerle desteklemediği ve
buna ilişkin bilgileri idari ve yargısal makamlara sunmadığı anlaşılmaktadır.
19. Neticede makul düzeyde açıklama yapma yükümlülüğünü
yerine getirmeyen başvurucunun ileri sürdüğü mevcut hususlar karşısında idari
ve yargısal makamlarca -somut olayda ceza infaz kurumlarının doluluk
oranlarından hareketle- talebinin reddedilmesinin idarelerin aile hayatına
müdahale konusundaki takdir yetkisi kapsamında olmadığı söylenemez. Bu bağlamda
tarafların hukuki menfaatleri arasında bir dengeleme yapıldığı ve yargısal
makamlarca bu kapsamdaki takdirin gerekçelerinin ortaya konulduğu, kararlarda
yer verilen tespit ve unsurlar itibarıyla aile hayatına saygı hakkı yönünden
yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşıldığına ilişkin bir
bulguya rastlanmadığı anlaşılmıştır.
20. Açıklanan gerekçelerle aile hayatına saygı hakkına
yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaati ile
aksi görüşteki mahkememiz kararına farklı gerekçeyle iştirak edilmiştir.
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Kenan YAŞAR
|
FARKLI GEREKÇE
1. Mahpusun ailesinin ikametgâhına yakın bir ceza infaz
kurumuna nakil talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının
ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun Anayasa’nın
20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden
inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından başvurunun açıkça
dayanaktan yoksun olması gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerektiği şeklindeki görüşüne katılmamaktayım.
2. Silivri 7 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda
(Ceza İnfaz Kurumu) bulunmakta iken Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri
Genel Müdürlüğüne (İdare) isteğe bağlı nakil talebini gerçekleştiren başvurucu;
eşinin ve çocuklarının Ankara'da ikamet ettiğini, çocuklarının eğitim hayatı
nedeniyle altı ayda bir açık görüşe gelebildiklerini, bu durumun çocuklarının
psikolojisini ve eğitimini etkilediğini, hasta ve yaşlı olan annesinin
İstanbul'un Maltepe ilçesinde ikamet ettiğini ve buranın Ceza İnfaz Kurumunun
bulunduğu İstanbul'un Silivri ilçesine uzak olması nedeniyle ziyaretine gelemediğini
gerekçe göstererek isimlerini belirttiği ikisi Ankara'da, ikisi İstanbul'da
bulunan dört ceza infaz kurumdan birine naklinin yapılmasını talep etmiştir.
3. Ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin dolu olması
nedeniyle talebin reddi üzerine başvurucu hem bu işlemin iptaline hem de manevi
tazminat ödenmesine karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava, Ankara 2.
İdare Mahkemesince reddedilmiştir. Kararın ret gerekçesinde; başvurucunun
nakledilmeyi talep ettiği kurumlar arasında en düşük doluluk oranının %132
olduğu belirtilmiş ve talep edilen tüm ceza infaz kurumlarının doluluk
oranlarına yer verilmiştir.
4. Buna göre Sincan 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun
kapasitesinin 1.764, mevcudunun 2.374, doluluk oranının %138; Sincan 2 No.lu L
Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.724, mevcudunun 2.278, doluluk
oranının %132; Maltepe 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin
1.756, mevcudunun 3.031, doluluk oranının %173 ve Maltepe 2 No.lu L Tipi Kapalı
Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.756, mevcudunun 2.761, doluluk oranının
ise %157 olduğu vurgulanmıştır. Neticede başvurucunun talebinin reddine ilişkin
dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
5. Yapılan bireysel başvuruda başvurucu, ailesinin farklı
bir ilde ikamet etmesi, bununla birlikte 11 ve 15 yaşlarında olan iki çocuğunun
öğrenim görüyor olması nedeniyle hafta içi mesai saatlerinde yapılan görüşlere
gelemediğini, ailesiyle telefonla da görüşemediğini, nakil talebi
değerlendirilirken çocuklarının üstün yararının dikkate alınmadığını ve bu
nedenle psikolojilerinin bozulduğunu, çocuklarının okula gitmek ya da ziyarete
gelmek arasında tercihe zorlandığını ifade etmiştir. İdari yargıdaki davadan
farklı olarak başvurucu bireysel başvuru formunda anne ve babasının ziyaretine
gelememesi hususunda bir şikayete yer vermemiştir.
6. Anayasa Mahkemesince yapılan incelemede Anayasa’nın
20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın “Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına
alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan
bir müdahale olmadığından başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğu” (bkz.: § 63) sonucuna ulaşılmış olup başvurunun
açıkça dayanaktan yoksun olduğu şeklindeki sonuca farklı gerekçe ile
katılmaktayım.
7. Kanaatimizce burada başvurucunun ailesinin ikamet
ettiği yer ile bulunduğu ceza infaz kurumunun farklı illerde olması ve
çocukları öğrenim gördüğünden çocuklarının ziyaretine gelememesi konularında
idari ve yargısal makamların bir değerlendirme yapmadan nakil talebini
reddetmesi biçimindeki iddia aile hayatına saygı hakkı kapsamında
incelenmelidir. Zira bahse konu iddialar bu hakka yönelik bir müdahale teşkil
etmektedir.
8. Ancak başvurucunun aile hayatına saygı hakkı
bağlamında ileri sürdüğü bu nitelikteki iddialar değerlendirilirken mahpusların
genel olarak ailelerine yakın kurumlarda kalma istekleri hayatın olağan akışına
uygun olsa da bu taleplerin her durumda olumlu karşılanmasının mümkün olmadığı
belirtilmelidir.
9. Bu bağlamda idarenin tutuklu ve hükümlülerin özel
hayatına ve aile hayatına müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş
olduğu gözetilmeli ve burada önemli olanın ceza infaz kurumunun güvenliğinin
sağlanması amacı ile hükümlünün özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı
arasında adil bir dengenin kurulması olduğu değerlendirmede dikkate alınmalıdır
(bkz.: Mehmet Koray Eryaşa [2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89).
10. Eldeki başvuruda başvurucunun nakil talep ettiği dört
ceza infaz kurumundaki doluluk oranlarının kapasitenin çok üzerinde olması,
talebin derece mahkemelerince reddedilmesinde belirleyici bir gerekçe olmuştur.
Ancak kapasitesi dolu kurumlara yapılacak ilave nakiller, aşırı yoğunluk
nedeniyle farklı hak ihlallerine zemin hazırlama riski taşımaktadır.
11. Öte yandan başvuru formunda ailesine yakın ceza infaz
kurumlarından birine nakil talebi reddedilen başvurucu, ceza infaz kurumunda
bulunmasının doğal sonucu olarak değerlendirilebilecek nitelikte olan ve
ailesiyle ilgili olarak ortaya çıkan birtakım sonuçlar ileri sürmüş olmasına
rağmen başvurucunun ailesinin farklı bir ilde ikamet etmesi ve görüşlerin hafta
içi ve mesai saatleri içinde gerçekleştirilmesi nedeniyle ailesiyle
görüşemediğine yönelik şikâyetinden başka aile bireylerinin kendisini ziyarete
gelmeleri konusunda ne gibi zorluklar yaşadığına, ailenin ekonomik ve sosyal
durumuna, aile bireylerinin yaş ve sağlık durumlarına ilişkin hususlardan
bahsetmemiştir. Dolayısıyla nakille ilgili talebini gerçekleştirirken
başvurucunun nakledilmek istediği ceza infaz kurumlarını belirtmesi yanında
bahse konu hususlardaki gerekli bilgilerle başvurusunu desteklemesi ve buna
ilişkin bilgileri idari ve yargısal makamlara sunması önem arz etmektedir.
12. Dolayısıyla başvurucunun ileri sürdüğü mevcut
hususlar karşısında idari ve yargısal makamlarca -somut olayda ceza infaz
kurumlarının doluluk oranlarından hareketle- talebinin reddedilmesinin
idarelerin aile hayatına müdahale konusundaki takdir yetkisi kapsamında
olmadığı söylenemez.
13. Bu itibarla, tarafların hukuki menfaatleri arasında
bir dengeleme yapıldığı ve yargısal makamlarca bu kapsamdaki takdirin
gerekçelerinin ortaya konulduğu, kararlarda yer verilen tespit ve unsurlar
itibarıyla aile hayatına saygı hakkı yönünden yargısal makamların takdir
yetkilerinin sınırının aşıldığına ilişkin bir bulguya rastlanmadığı
anlaşılmıştır.
14. Yukarıda sıralanan gerekçelerle 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin
(2) numaralı fıkrası gereğince somut bireysel başvurunun açıkça dayanaktan
yoksunluk gereğince kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
15. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğunun inceleme
yöntemine katılmadığım ve bu yönü ile bu bireysel başvuruda ulaşılan sonuca
farklı gerekçeyle katıldığım için çoğunluğun yaklaşımının Anayasa Mahkemesinin
bireysel başvuru inceleme yöntemi açısından yeni bir durum ortaya çıkardığına
ve bu yöntemin sürdürülmesinin olumsuz yansımaları olabilecek bazı sakıncalar
barındırmakta olduğuna işaret etmem önem arz etmektedir.
16. Mahkememiz çoğunluğuna göre aile hayatına saygı
hakkından inceleme yapılabilmesi için öncelikle başvurucuların, yakınlarının
ikâmet ettiği yeri ve kendisini ziyaret için karşılaştıkları zorlukları
açıklaması, diğer bir ifadeyle şikayetin temellendirilmesi gerekmektedir. Bu
nedenle de başvurucuların salt yakınlarının kendisini ziyaret etmekte güçlük
yaşadığı yönündeki soyut iddiaları inceleme yapabilmek için elverişli değildir
(bkz.: § 54). Bu tespitten hareketle somut bireysel başvuruda da Anayasa’nın
20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden
inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından (bkz.: § 63)
başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna
karar verilmiştir.
17. Bu bağlamda özellikle ifade etmek gerekmektedir ki
çoğunluk kararında olduğu gibi açıkça dayanaktan yoksunluk sonucuna ulaşırken
bu başvuruya konu olayda başvurucunun aile hayatına saygı hakkına bir müdahale
bulunmadığı şeklindeki gerekçe, kabulü sorunlu bir tespit niteliğindedir. Zira
bu durumda böyle bir tespitten esasında bu başvurudaki ihlal iddialarının aile
hayatına saygı hakkı kapsamında görülemeyeceği ya da bu hak kapsamındaki
iddialar incelenirken oldukça katı bir ihlal iddiası gerekçelendirme düzeyi
aranacağı gibi iki sonuç çıkmaktadır.
18. Ancak her iki sonuç da bireysel başvuru inceleme
yöntemine ve dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru aracılığıyla
insan haklarını koruma işlevine ciddi biçimde olumsuz etki yapacak nitelik
taşımaktadır.
19. Bu iki husus biraz daha detaylı biçimde
açıklandığında sorun daha net biçimde fark edilebilecektir.
20. İlk olarak, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları
incelemeye başladığı tarihten bu yana açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle
6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince verilen
kabul edilemezlik kararlarında bile başvurular bir hak ile ilişkilendirilerek
ele alınmakta olup bu süreçte bireysel başvuruya konu ihlal iddiaları bir hakka
yönelik müdahale olarak görülmekte ve sonrasında diğer kabul edilemezlik
kriterlerinde bir sorun bulunmuyorsa o hak bağlamında başvurunun esası
değerlendirilmektedir. Yapılan inceleme sonucunda, müdahalenin anayasal bir
sorun teşkil etmediği anlaşılan başvurular hakkında açıkça dayanaktan yoksunluk
gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verilmektedir.
21. Yine ilk husus ile ilgili belirtmek gerekir ki
çoğunluk kararında olduğu gibi eğer “Anayasa’nın 20. maddesinde güvence
altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli
kılan bir müdahale olmadığı” gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılıyorsa bu durumda esasında bu ihlal
iddiasının açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle değil de konu bakımından
yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği akla gelmektedir. Zira
çoğunluk bu hak yönünden bir müdahale olmadığı sonucuna ulaşıyorsa bu durumda
bahse konu iddiaların artık Anayasa Mahkemesince incelenmesi mümkün
gözükmemektedir. Oysa somut bireysel başvuruda ihlal iddialarının esasında
başvurucunun aile hayatı kapsamında görülmesi gerektiği aşikardır.
22. Dolayısıyla aile hayatına saygı hakkına müdahalenin
olup olmadığı konusunda başvurucunun başvuru formunda somut olarak
değerlendirme yapmasını beklediği hususlara bakıldığında çoğunluk kararındaki
yaklaşım (bkz.: § 53) Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde
ciddi zorluklara neden olabilecektir.
23. İkinci olarak bu yaklaşım Anayasa Mahkemesinin
bireysel başvuru aracılığıyla insan haklarını koruma işlevine ciddi biçimde
olumsuz etki yapacak niteliktedir. Bu hususu da birinci vurgulanan hususla
birlikte ele almak gerekirse, çoğunluk kararındaki yaklaşımın kabulü halinde
bireysel başvuru yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne ancak başvuru formunda çok
net biçimde ve her yönü ortaya konulmuş olan oldukça açık, ağır, belirgin ihlal
iddiaları gelebilecektir. Dolayısıyla bu yaklaşım Anayasa Mahkemesine bireysel
başvuruyu önemli ölçüde zorlaştırmaktadır.
24. Zira çoğunluk yaklaşımında ancak bu nitelikteki ihlal
iddialarının varlığı halinde başvurucuların haklarına bir müdahalede
bulunulduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla da bu nitelikte bir bireysel
başvuruda ancak bu kabulden sonra ihlal iddiaları Anayasa Mahkemesi tarafından
incelenmeye başlayabilecektir. Bu durum bireysel başvuru incelemelerinde
başvurunun esasını inceleme aşaması bağlamında adeta yeni bir kabul
edilebilirlik kriteri şeklinde bir sonuç doğurabilecektir.
25. Öte yandan Mahkememiz çoğunluğu bu görüşü kabul
ederken “AİHM içtihatları da göz önüne alındığında, ceza infaz kurumları
arasında nakil konusunda aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığı
belirlenirken ceza infaz kurumunda tutulan başvurucuya yapılabilecek
ziyaretlerin çok zor veya imkânsız hâle gelip gelmediği dikkate alınmalıdır.
Ancak ziyaret hakkının kullanımının çok zor veya imkansız hale geldiğinin
anlaşılabildiği durumda mahpusun nakil talebinin reddedilmesiyle aile hayatına
saygı hakkına müdahalede bulunulduğu kabul edilebilir.” (bkz.: § 53)
şeklindeki gerekçeyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına dayalı bir
inceleme yapacağını belirtmiştir.
26. Başvurucular açısından konuya ilişkin Anayasa
Mahkemesinin bugüne kadar benimsediği inceleme yöntemi daha güvenceli olmasına
rağmen Mahkememiz çoğunluğunun daha kısıtlayıcı nitelikte olduğu aşikar olan
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadına dayanma arayışı sergilemesi aynı
zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin minimum insan hakları standardını
öngördüğünü, taraf devletlerin Sözleşmedekinden daha yüksek bir insan hakları
standardı öngörebileceklerini vurgulayan Sözleşme’nin 53. maddesinin şu hükmü
ile de açıkça çelişmektedir: “Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, herhangi
bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir
Sözleşme uyarınca tanınmış olabilecek insan hakları ve temel özgürlükleri
sınırlayacak veya onları ihlal edecek biçimde yorumlanamaz.”
27. Bu biçimdeki kısıtlayıcı yaklaşımı, temel hak ve
özgürlüklere yönelik Anayasa’ya aykırı müdahalelere karşı önemli bir güvence
olarak siyasi sistem içerisinde yer alan Anayasa Mahkemesinin somut bir
bireysel başvurudaki ihlal iddialarını incelerken ortaya koyması ise ayrıca
düşündürücüdür. Bu yaklaşım Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin
güvencesi olması işlevi ile temelden çelişmektedir.
28. Sonuç olarak Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun
Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının
ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğu şeklindeki ulaştığı sonuca yukarıda açıkladığım farklı
gerekçe ile katılmaktayım.
FARKLI GEREKÇE
1. Mahkememizin sayın çoğunluğu başvurucunun; Aile
hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Sayın üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in belirttiği farklı gerekçelerle sonuca katılmaktayım.