logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Semra Omak (3) [2. B.], B. No: 2021/9813, 15/10/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SEMRA OMAK BAŞVURUSU (3)

(Başvuru Numarası: 2021/9813)

 

Karar Tarihi: 15/10/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Volkan ÇAKMAK

Başvurucu

:

Semra OMAK

Vekili

:

Av. Berrak Pınar ALİOĞLU

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda intihar girişimine bağlı olarak meydana gelen ölüm nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucunun oğlu hırsızlık suçundan yürütülen soruşturma kapsamında 9/10/2015 tarihinde tutuklanmış ve Trabzon E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Kurum) yerleştirilmiştir. E.N. 12/10/2015 ve 23/10/2015 tarihlerinde Kurumun psiko-sosyal servisinde görüşmeye alınmıştır. Düzenlenen formda E.N.nin kişisel ve ailevi verilerinin yanında psikolojik rahatsızlığa yönelik ilaçları kendisinin bıraktığı ve geçmişte silahla intihar girişiminde bulunduğu bilgisi yer almaktadır. Ayrıca formda, ailevi problemleri nedeniyle anneannesi ile yaşayan E.N. nin daha önce iki kez evden kaçtığını ve alkol kullandığını ifade ettiği görülmektedir. Formun değerlendirme kısmında ise herhangi bir görüşe yer verilmemiştir. E.N. hakkında ayrıca çocuk mahkemeleri tarafından aldırılmış sosyal inceleme raporu bulunmaktadır. Söz konusu raporda, ailevi nedenlerden kaynaklı olarak E.N.nin öfke patlamaları yaşayan, kendine zarar veren, eşyaları kıran, sabırsız tutumlar sergileyen bir tutumu olduğu, daha önce psikiyatrik tanı aldığı, ilaç tedavisi önerildiği ancak tedavinin sürdürülmediği belirtilerek kişilik özellikleri, psikolojik durumu, tutum ve davranışları itibarıyla suç içerikli olaylara karışma hususunda risk altında olan E.N. için danışmanlık ve sağlık tedbiri uygulanmasının uygun olduğu belirtilmiştir.

3. E.N. 10/11/2015 tarihinde saat 20.13 sıralarında, kurum kantininden daha önceden elde ettiği çamaşır ipini çocuk koğuşunun mutfak bölümünde bulunan, güvenlik kameralarının da rahatça görebileceği kalorifer peteği borusuna bağlayarak intihar etmiştir.Kamera kayıtlarına ve soruşturma süresince elde edilen rapora göre intiharı ilk olarak E.N.nin koğuşta bulunan arkadaşları saat 20.28 civarında görmüş ve acil yardım butonlarına basarak infaz ve koruma memurlarına haber vermiştir. Altı memurun saat 20.30 gibi olay yerine geldiği, E.N.yi alarak sedyeye koyduğu, sağlık görevlileri tarafından ilk müdahalenin saat 20.46 sıralarında yapılabildiği, sağlık görevlileri nezaretinde Kurumdan çıkarılan E.N.nin sağlık kurumuna götürülerek yoğun bakıma alındığı fakat müdahalelere rağmen saat 02.00 sıralarında vefat ettiği anlaşılmaktadır. Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) konuya ilişkin olarak derhal soruşturma başlatılmıştır.

4. Olaya ilişkin olarak on üç kurum personeli tarafından tutanak düzenlenmiştir. 10/11/2015 tarihli tutanakta, olay günü 19.55 sıralarında akşam sayımı hazırlığı esnasında B-1 nolu çocuk odasının zilinin çalması ve gürültü üzerine derhal odaya girildiği, E.N.nin bahçe kapısının kenar kısmında sırtının duvara yaslanmış şekilde, kurum kantininden temin edilen çamaşır ipi parçasının boynuna bağlı vaziyette olduğu, derhal 112 Acil Servise haber verildiği, 15 dakika (20.10 sıralarında) sonra Kuruma gelen 112 Acil Servis elemanlarınca yapılan ilk kontrol ve müdahalenin ardından 112 Acil Servis aracılığı ile hastaneye sevkin sağlandığı belirtilmiştir. Soruşturma sürecinde olayı takiben nöbetçi Cumhuriyet savcısının, olay yerine intikal ettiği anlaşılmaktadır. Olay yeri incelemesi sonucunda hazırlanan 20/3/2014 tarihli olay yeri inceleme tutanağında, olay yerinin detaylı tasvirinin yer aldığı ve toplanan delillerin (görüntü, kitap vs.) kayıt altına alındığının belirtildiği görülmektedir. Kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla yapılan klasik otopsi işlemi sonucunda kişinin ölümünün ası sonucu meydana gelmiş olduğu değerlendirilmiştir. Otopsi raporunda ayrıca cesetten alınan kanda alkol (etanol ve metanol) ve diğer aranan maddelerin (antipsikotikler ve antidepresanlar dâhil) bulunmadığı belirtilmiştir. Başsavcılık ayrıca Kurumun kamera kayıtlarının incelenmesi için 30/11/2015 ve 3/2/2016 tarihli iki bilirkişi raporu almıştır. Raporda, olay tutanağına koşut belirlemeler yer almaktadır (olay sürecine dair detaylı aktarım için bkz. Semra Omak (2) [2. B.], B. No: 2016/78494, 12/11/2019).

5. Müşteki sıfatıyla ifadesi alınan başvurucu; beyanında, psikolojik rahatsızlıkları bulunan oğlunun bu durumunun görevlilerce bilindiğini, görevlilerin görevlerini ihmal ederek dikkatsiz davrandığını ifade etmiştir. Cumhuriyet savcısı olay tarihinde E.N. ile aynı koğuşta kalmakta olan, olay anında E.N.yi ilk gören ve diğer arkadaşlarına haber veren S.E. başta olmak üzere sekiz tanığın ifadesine başvurmuştur. S.E. ifadesinde; koğuşta aşağı indiğinde E.N.yi kalorifer borusuna çamaşır ipi ile asılı ve ayakları yerde uzanır vaziyettegördüğünü, kısa süreli bir duraksama yaşadığını, daha sonra E.N.nin dilinin başka bir renk aldığını gördüğünde korku ile yanına gittiğini, tutup yukarıya kaldırdığını, bu esnada arkadaşlarına bağırdığını, diğer arkadaşlarıyla hep birlikte E.N.yi kaldırdıklarını, defalarca zile ve kapıya vurmalarına rağmen görevlilerin hemen gelmediğini, görevlilerin içeriye girmekte yaklaşık 10 dakika geç kaldığını, bu sırada ipi kesmek amacı ile tezgahta bulunan bir bardağı kırarak ipi kestiğini, sonra görevlilerin geldiğini veE.N.nin odadan dışarıya çıkarıldığını belirtmiştir. S.E. ifadesinde ayrıca E.N.nin psikolojik ve ailevi problemleri olduğunun bilindiğini ancak kalorifer borusunun dibinde görmeden önce odada şakalaşıp oyun oynadıklarını, herhangi bir sıkıntı görmediğini, kendileriyle çok vakit geçirmese de E.N.nin intihara kalkışacağını hiç tahmin etmediğini, Kurum personelinin kendilerine iyi davrandığını ifade etmiştir. İfadelerine başvurulan diğer tanıklar da benzer şekilde beyanda bulunmuş, ayrıca tanıklardan Y.U. da E.N.nin psikolojik sıkıntıları olduğunu, bunu Kuruma bildirdiğini ancak Kurumun ilgilenmediğini beyan etmiştir. Olayın tek şüphelisi olduğu Başsavcılık tarafından değerlendirilen infaz koruma memuru M.Ö. ifadesinde, telefonla sıkıntı olduğunun söylenmesi üzerine hemen B-1 odasına gittiğini, E.N.nin boynundan iple bağlı şekilde kalorifer borusunun dibinde oturmakta olduğunu, E.N.nin boynundaki ipin kesilmeye çalışıldığını, 112 Acil Servisin aranması talimatı verdiğini, 10-15 dakika içinde 112 Acil Servisin geldiğini ve gerekli müdahaleyi yapıp hastaneye sevki gerçekleştirdiğini, olay tutanağı tutulduğunu, kamera sayısının çok fazla olması ve bu işle görevli bir personelin olmayışı nedeniyle bütün kameraların sürekli takip edilemediğini, genellikle nöbet devirlerinin 15 dakika öncesi ile 15 dakika sonrası nöbet devir teslim işlemleri yapıldığından kameraları takip etme olanağı bulunmadığını, olayın da tam nöbet devri sırasında olduğunu, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiştir. Başsavcılık tarafından başka bir ifade alma işleminin yapıldığına dair dosya içinde bir veriye ulaşılamamıştır. Başsavcılığın talebi üzerine Kurum tarafından kameraların ani müdahale odasında bulunan televizyon vasıtasıyla takip edilmekte olduğu, kameraları takip etme görevinin 08.00-17.00 saatleri arasında gündüz ani müdahale ekibi memurlarının, saat 17.00'den sonra ise vardiya başmemurluğunun sorumluluğu altında bulunduğu ayrıca yine söz konusu görüntülerin infaz ve koruma başmemurluğu odasında bulunan iki bilgisayardan da seyredilebildiği, sadece bu işle görevlendirilmiş bir personelin bulunmadığı, her vardiyanın kendi içinde takibini yaptığı bilgisi sunulmuştur. Kurum tarafından ayrıca E.N.nin mahkemelere, savcılıklara, diğer kamu kurum veya kuruşlarına gönderilen dilekçelerinin bulunmadığı, psiko-sosyal servisi tarafından kendisiyle iki kez görüşme yapıldığı, kamera kayıtlarının 15-20 günlük süreler sonunda otomatik olarak silinmesi nedeniyle ölene ait geçmiş kayıtlarının gönderilemediği Başsavcılığa bildirilmiştir. Kurum idaresinden düzenlenen belgeye göre Kurum psikoloğu tarafından 12/10/2015 tarihinde yapılan görüşme sonucunda "Görüşme Notları" adı altında not tuttuğu anlaşılmıştır. Aynı tarihli kayda göre E.N.nin dayısıyla telefon ile irtibata geçildiği, E.N.nin Kurumda olduğu bilgisinin dayısına verildiği ve geçmiş yaşamıyla ilgili bilgilerin de dayısından alındığı notunun düşüldüğü tespit edilmiştir. Bundan başka 23/10/2015 tarihli görüşmede de E.N.nin olumsuz duygularını ifade etmesinin sağlandığı, kendisine psikolojik destek verildiği ve stresle başa çıkma üzerine kendisiyle çalışıldığı anlaşılmıştır.

6. Başsavcılık 21/6/2016 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Olay silsilesinin ve elde edilen delillerin, yapılan araştırmaların aktarıldığı kararın gerekçesinde; E.N.nin intihara yönlendirildiğine dair herhangi bir bulgunun söz konusu olmadığı, intihar fikri olduğunu belirten bir veri bulunmadığı, kötü muamele iddialarının soyut olduğu, olayda şüpheli herhangi bir durumun bulunmadığının yapılan otopsi işlemleri, tanık beyanları, otopsi raporu ve kamera görüntülerinden anlaşıldığı, intihara bağlı ölüm olayının herhangi bir suç ya da suç unsuru oluşturmadığı, olay nedeni ile kusur izafe edilebilecek herhangi bir şahsın da bulunmadığı ifade edilmiştir. Karara yönelik itiraz Trabzon 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 1/8/2016 tarihinde reddedilmiştir.

7. Başvurucunun ölüm olayı temelinde açtığı tam yargı davası sonucu Trabzon İdare Mahkemesi 21/11/2017 tarihinde maddi tazminat isteminin reddine, 30.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Kararda; E.N.nin ön görüşme formu ve diğer deliller uyarınca psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunun anlaşılmasına rağmen bu konuda gerekli tedbirlerin alınmadığı, denetim ve gözetim yükümlülüğünün yerine getirilmediği, tutuklu ve hükümlülerin can güvenliğinden sorumlu olan idarenin koruyucu tedbirlerin alınmasına ilişkin sorumluluğunu yerine getirmemesinden kaynaklı olarak ölüm olayında kusurlu olduğu ifade edilmiştir. Karar Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi tarafından 28/10/2020 tarihinde manevi tazminata ilişkin kısım yönünden hukuka uygun bulunmuş ancak maddi tazminat isteminin reddi yönünden kaldırılarak -ölüm olayına ilişkin idare mahkemesinin kusur belirlemesi çerçevesinde- destekten yoksun kalma tutarında 141.106,92 TL maddi tazminata hükmedilmiştir. Söz konusu karar Danıştay Onuncu Dairesi tarafından 23/6/2025 tarihinde açıklamalı olarak onanmıştır.

8. Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın kesinleşmesinin ardından yapılan bireysel başvuru sonucu Anayasa Mahkemesi 12/11/2019 tarihinde E.N.nin ölümü temelinde yaşam hakkının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar gerekçesinde; öncelikle Kuruma yerleştirildiği esnada hakkında tutulan tutanaklar uyarınca E.N.nin daha önceki intihar girişiminden, psikiyatri ilaçlarını kullanmayı bıraktığından haberdar olan ve hatta akrabaları ile görüşerek psikolojik durumu hakkında bilgi alan kurum idaresi için yaşama yönelik riskin öngörülebilir olduğu ancak gereken makul tedbirlerin (tıbbi yardım, gözetim) alınmadığı vurgulanarak yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği ifade edilmiştir. Kararda ayrıca Kurum yetkililerinin (Kurum psikoloğu dâhil) olayda kusurunun bulunup bulunmadığı, idarecilerin ilgili personele eğitimler sağlayıp sağlamadıkları, personelin görev ve talimatlarını tam olarak yerine getirebilmeleri için ilgili mevzuatı ve sonuçlarını tebliğ edip etmedikleri hususlarının irdelenmediği ve bir infaz koruma memurunun tek başına olaydan sorumlu olduğu değerlendirilerek ihmal veya kusurları bulunma ihtimali olan diğer idarecilerin durumlarına ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı hususlarına dikkat çekilerek Kurum psikoloğunun ifadesinin alınmamasının ve intiharda kullanılan ipin temininin mevzuata ve somut duruma uygunluğu konusunda inceleme yapılmamasının etkili soruşturma yükümlülüğüne dair ilkelerle bağdaşmadığı ifade edilmiştir. Kararda, ihlalin giderilmesi için yeniden soruşturma yapılmasına hükmedilmiş olup başvurucunun tazminat talebi bulunmaması nedeniyle tazminat yönünden hüküm kurulmamıştır (bkz. Semra Omak (2)).

9. Başsavcılık, ihlal kararı üzerine yeniden soruşturmaya başlamış ve ilk etapta Kurum psikoloğunun ifadesini almıştır. 17/2/2020 tarihli ifadesinde Kurum psikoloğu F.İ.D.; E.N. ile görüşmeleri kendisinin yaptığını, bu görüşmede E.N.yi içe kapanık olmakla beraber normal, gelişimi olağan bir birey olarak değerlendirdiğini, E.N.nin annesinin kendisini bırakıp gitmesinden yakındığını, daha önce bir kez dayısının silahı elindeyken intihar düşüncesinin aklından geçtiğini söylemekle beraber mevcut durumda böyle bir düşüncesinin olmadığını beyan ettiğini ifade etmiştir. İfadenin devamında; E.N.nin daha önce yaşadığı bir bunalımdan veya intihar girişiminden bahsetmediğini belirten F.İ.D. aile ile de görüştüğünü, ailenin de bu hususta bir beyanda bulunmadığını, aileyi ziyareti aksatmamaları konusunda bilgilendirdiğini, ikinci görüşmelerinde E.N.nin iyi durumda olduğunu, kısa sürede mahpuslar hakkında bilgi edinmenin pek mümkün olmadığını, üçüncü görüşme yapılamadan intiharın gerçekleştiğini, E.N.den kısa süre zarfında intihar edeceği yönünde bir izlenim edinmediğini belirtmiştir.

10. Talep üzerine Kurum tarafından Başsavcılığa iletilen 28/1/2020 tarihli yazıda Kurum personel listesi sunularak personelin hizmet içi eğitime tabi tutulduğu ve Adalet Bakanlığı genelgeleri ile gerekli talimatın tüm personele kendi vardiyalarında bilgilendirilmek üzere vardiya başmemurlarına tebliğ edildiği ifade edilmiştir. Yazıda ayrıca Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkındaki Yönetmelik uyarınca mahpusların çamaşır ipi bulundurmasının mümkün olduğu belirtilmiştir. Kurum tarafından Başsavcılığa sunulan 26/2/2020 tarihli yazıda da olay tarihinde Kurumda kamera izleme merkezinin olmadığı ancak odanın gözlemlenmesi için gündüz kumanda merkezinde görevli T.Ş.ye tebliğ yapıldığı, vardiyada görevli diğer personele herhangi bir tebliğ yapılmadığının belirtildiği görülmektedir.

11. Olayın vuku bulduğu tarihte Kurumda koğuş nöbetçisi olarak görev yapan infaz koruma memuru Ö.K.nın şüpheli sıfatıyla 9/10/2020 tarihinde ifadesinin alındığı görülmektedir. Ö.K. ifadesinde; olayı daha önce Kurum personelinin aktardığına benzer şekilde aktarmış ve kendisine gereken hizmet içi eğitimin verildiğini, ilgili mevzuatın da tebliğ edildiğini ifade ederek intihar olayında bir kusur ya da ihmalinin olmadığını beyan etmiştir.

12. Ön görüşme formunu dolduran Kurum personeli S.K. 2/10/2020 tarihli ifadesinde; ön görüşme formunda yer alan "silahla intihar girişimi" ifadesinin kendi el yazısı olduğunu ancak E.N.nin böyle bir beyanda bulunmadığını ve bu yazıyı neden yazdığını hatırlamadığını, E.N.nin kendisine intihardan veya girişiminden söz etmediğini, böyle bir durumdan bahsetseydi kesinlikle ilgililere haber vermiş olacağını, E.N.nin dayısı ile de görüştüğünü ancak psikolojik durumuyla ilgili olumsuz bir hususun kendisine bildirilmediğini beyan etmiştir.

13. Başsavcılık 2/11/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Karar gerekçesinde, öncelikle soruşturma süreci ve ihlal kararı özetlenmiş akabinde ihlal kararı sonrası yapılan inceleme ve araştırmalar aktarılmıştır. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün konuya ilişkin genelgelerinin olay tarihinde geçici olarak vardiya başmemuru görevini yapan M.Ö.ye ve diğer personel Ö.K.ya tebliğ edildiğine dair herhangi bir belgeye rastlanılmadığı, bu nedenle adı geçen personelin olayda sorumluluğu bulunduğuna dair kabulün hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı belirtilmiştir. Kararda devamla 9/11/2015 tarihli çocuk koğuşu denetleme defterinde yapılan kontrolde herhangi bir olumsuzluk bulunmadığının belirtildiği, tıbbi bir kısım tespitlerde de E.N.nin dışa vuran davranışlarının olağan olarak değerlendirildiğinin ifade edildiği ve ayrıca E.N.nin Kuruma geldikten sonra fiziksel ve ruhsal durumu itibarıyla kendi hayat bütünlüğü bakımından tehlike arz ettiğine dair belirtiler bulunmadığı, kolluk araştırmalarında da daha önce intihar girişiminde bulunulduğuna dair bir kaydın mevcut olmadığı hatırlatılarak intiharın öngörülebilirliğinin bulunmadığı kanaatine ulaşılmış ve olayın vardiya değişimi sırasında meydana gelmesinden dolayı anlık görüntü gösteren kameranın izlenip olaya müdahale imkân ve kabiliyetinin zayıfladığı vurgulanmıştır. Tanık anlatımları dikkate alındığında bir ay gibi bir süre zarfında gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda E.N.nin durumu hakkında özel tedbirler gerekip gerekmediğine dair değerlendirme raporunda herhangi bir olumlu veya olumsuz görüş bildirilmemesinin, görevi yerine getirmekte ihmal ve gecikme gösterildiği şeklinde kabul edilmesinin ölçülü bir yaklaşım olmadığı belirtilmiş; çamaşır ipi bulundurulmasının da mevzuat açısından mümkün olduğu hatırlatılmıştır. Bu belirlemeler bağlamında sonuç olarak kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilemediği ifade edilerek kovuşturmaya yer olmadığı kararı gerekçelendirilmiştir. Karara yönelik itiraz Trabzon 1.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 15/12/2020 tarihinde reddedilmiştir.

14. Başvurucu, nihai hükmü 28/1/2021 tarihinde öğrendikten sonra 26/2/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

16. Başvurucu; ihlal kararının şeklen uygulandığını, ihlal kararında belirtilen eksikliklerin karşılanmadığını, bu anlamda etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini belirterek yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; somut süreç, ilgili mevzuat ve insan hakları yargısı içtihadı detaylı olarak aktarılarak adli makamların ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum olmadığı, değerlendirme yapılırken aktarılan hususların dikkate alınması gerektiği beyan edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

17. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri kapsamında devlet, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmakla da yükümlüdür. Bu usul yükümlülüğü şüpheli her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 52, 54; Cemil Danışman [1. B.], B. No: 2013/6319, 16/7/2014, §§ 43, 95; Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 97).

18. Etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ceza soruşturmasını gerektirdiği hâllerde yürütülen soruşturmanın Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmesi, soruşturma makamlarının olaya karışan kişilerden bağımsız olması, soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi, soruşturmanın veya sonuçlarının gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olması ve meşru menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüde katılabilmesi gerekir. Ayrıca soruşturma sonucunda alınan karar; soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayanmalıdır (Serpil Kerimoğlu, §§ 57, 58; Cemil Danışman, §§ 98-100; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 99). Sözü edilen soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında sorumlular ile sorumlulukları tespit etmektir (Cemil Danışman, § 97; Narin Kurt [GK], B. No: 2018/2540, 1/12/2022, § 91).

19. Somut süreçte, başvuru konusu ölüm olayı nedeniyle yaşam hakkına ilişkin maddi (yaşamı koruma) yükümlülük ve usul yükümlülüğü yönünden ihlal kararı verilmiştir. Eldeki başvuruda inceleme yaşam hakkının usul boyutu kapsamında ve daha önce verilen ihlal kararındaki tespitlerle sınırlı olarak yapılacaktır.

20. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

21. İhlal kararında öz olarak E.N.nin yaşamına yönelik riskin Kurum tarafından öngörülebilir olmasına karşın gözetim, kontrol ve destek yükümlülüğün yerine getirilmediği, bir başka ifadeyle bilinen bir riskin gerçekleşmemesi için Kurum yönetimince makul adımların atılmadığı, alınması gereken önlemlerin alınmadığı ve sorumluların ortaya çıkarılması için etkili bir soruşturma yapılmadığı ifade edilmiştir. Olay nedeniyle açılan tam yargı davasında da ölümün gerçekleşmesinde idarenin hizmet kusurunun olduğu tespit edilmiştir.

22. Yaşam hakkının usul boyutuna ilişkin etkili soruşturma yükümlülüğü gereğince şüpheli ölüm olayının tüm boyutlarıyla aydınlatılması, sorumluların belirlenmesi ve uygun bir yaptırımla cezalandırılması şarttır. Somut vakada verilen ihlal kararı mucibince olayın tüm detaylarıyla aydınlatılması için eksik görülen hususlar (psiko-sosyal serviste çalışanların ve diğer personelin ifadesinin alınması, çamaşır ipine ilişkin hukuki durumun belirlenmesi vb.) belirli ölçüde yerine getirilmiş ise de yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edilmesinde bilinen riske yönelik alınması gereken tedbirlerin alınmamasında sorumluluğu bulunanların (kurum yöneticisi, başmemur, psiko-sosyal görevli vs.) tespiti suretiyle yargısal sürecin devam ettirilmesi gerekirken ihlal kararında açıkça öngörülebilir olduğu saptanan yaşama yönelik riskin (psikolojik yardıma muhtaç olma hâli ve intihar ihtimalinin) öngörülemez, bilinemez olduğu değerlendirilerek sonuca ulaşıldığı görülmektedir.

23. Hâlbuki yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğinin, bir başka ifadeyle psikolojik yardıma muhtaç, gözetilmesi gereken çocuk kişinin yaşamının korunamadığının kesin ve bağlayıcı olan ihlal kararıyla açıkça tespit edildiği vakada etkili soruşturma yükümlülüğü açısından yapılması gereken şey yaşamın korunamamasında sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin tespitinden ibarettir. Bu bağlamda ihlal kararını anlamsız kılacak şekilde riskin öngörülemez olduğu temelinde değerlendirme yapılarak önceki ihlal kararında belirtilen idarecilerle ilgili değerlendirme yapılmadan sonuca ulaşılan soruşturma sürecinin yaşam hakkının usul boyutunu ihlal ettiği değerlendirilmiştir.

24. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

25. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ve 40.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

26. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma mercilerince yapılması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

27. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle doğan manevi zararları karşılığında başvurucuya talebiyle bağlı kalınarak net 40.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No: 2019/15796, K.2020/6972) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 40.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 487,60 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 30.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 15/10/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Semra Omak (3) [2. B.], B. No: 2021/9813, 15/10/2025, § …)
   
Başvuru Adı SEMRA OMAK (3)
Başvuru No 2021/9813
Başvuru Tarihi 26/2/2021
Karar Tarihi 15/10/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, ceza infaz kurumunda intihar girişimine bağlı olarak meydana gelen ölüm nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Kişinin intihar riskine karşı korunması İhlal Yeniden soruşturma
İhlal Manevi tazminat
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi