logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Mehmet Bozhan, B. No: 2014/2797, 23/10/2019, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MEHMET BOZHAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/2797)

 

Karar Tarihi: 23/10/2019

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Denizhan HOROZGİL

Başvurucu

:

Mehmet BOZHAN

Vekili

:

Av. Yasemin DORA ŞEKER

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Kürtçe savunma yapma hakkı tanınmadan ve hatalı delil değerlendirmesiyle yargılama yapılması, başvurucu hazır bulunmaksızın dinlenen gizli tanık beyanının hükme esas alınması ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının; başvurucunun farklı tarihlerde belirli bir gruba cuma namazı kıldırmasının ve bu namaz esnasında hutbede söylediklerinin terör örgütü üyeliği suçu bakımından mahkûmiyet hükmüne esas alınması nedeniyle din ve vicdan özgürlüğünün; hukuka aykırı olarak tutuklanma nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; iletişiminin uzun süre dinlenmesi nedeniyle ise haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/3/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 1952 doğumlu ve emekli olup olayların meydana geldiği tarihte Adana'da ikamet etmektedir.

8. Başvurucu, PKK/KCK terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği gerekçesiyle 8/9/2011 tarihinde gözaltına alınmış ve 11/9/2011 tarihinde tutuklanmıştır. Daha sonra başvurucu hakkında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 21/12/2011 tarihli iddianamesiyle PKK/KCK terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçundan Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açılmıştır.

9. Başvurucu 15/3/2012 tarihli celsede ana dilinde savunma yapmak istediğini beyan etmiştir. Başvurucunun bu talebi Mahkemece reddedilmiştir. Talep reddedildikten sonra başvurucu savunmasını Türkçe yapmıştır. Mahkemenin red gerekçesi ise şöyledir:

"Sanıkların tüm soruşturma aşamasında Türkçe olarak ifade verdikleri, Türkçe bilmedikleri yönünde hiçbir aşamada beyanda bulunmadıkları, sanıklar müdafiilerince de sanıkların Türkçe bilmelerine karşın ulusal ve uluslararası hakların kullanılması anlamında Kürtçe ifade verilmesi isteminde bulunulduğunun açıklandığı, 5271 sayılı CMK'nın 202. ve AİHS 6/e maddesi kapsamında tercüman bulundurulacak hallerin düzenlendiği, bu kapsamda sanıklarla müdafiilerinin Kürtçe savunma ve tercüman bulundurma istemlerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından istemlerin reddine...".

10. Mahkemece, başvurucu hakkında ifade veren gizli tanığın celse arasında belirlenecek bir günde dinlenmesine ve sanık müdafiilerinin gizli tanığa sorulmasını istedikleri hususları on gün içinde Mahkemeye bildirmelerine karar verilmiş; gizli tanığın duruşmada dinlenmesi talebi reddedilmiştir. Gizli tanık, celse arasında Cumhuriyet savcısı huzurunda sanıklar ve müdafiileri hazır bulunmaksızın Mahkeme tarafından dinlenmiş; Mahkemeye bildirilen sorular gizli tanığa sorulmuştur.

11. İddia makamı tarafından esas hakkındaki mütalaada başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine, terör örgütü propagandası yapma suçundan ise kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi talep edilmiştir.

12. Mahkeme 17/1/2013 tarihinde başvurucunun hazır bulunduğu, müdafiinin ise hazır bulunmadığı duruşmada başvurucunun PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl hapis cezasıyla mahkûmiyetine, terör örgütü propagandası yapma suçundan ise kovuşturmanın ertelenmesine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun hükümle birlikte tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Tutukluluk hâlinin devamı kararını da içerir gerekçeli karar başvurucunun müdafiine 17/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Mahkeme, gerekçeli kararına iddianame ve sanık savunmalarını özetleyerek başlamış; daha sonra PKK terör örgütünün alt yapılanması olan KCK'nın yapısını ve işleyişini kısaca açıklamıştır.

14. Mahkeme tarafından, PKK terör örgütü amacı doğrultusunda yayın yapan bazı internet sitelerinde terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın "demokratik çözüm çadırı" adı altında çadırlar kurulması talimatı verdiği ve bu doğrultuda 22/3/2011 tarihinde Adana'nın Şakirpaşa-Ova Mahallesi içinde çadır kurulduğu belirtilmiştir. Yine PKK terör örgütünün amacı doğrultusunda yayın yapan bazı internet sitelerinde 2011 yılının Mart ve Nisan aylarında yayımlanan iki haberde terör örgütü lideri Abdullah Öcalan tarafından verilen talimat üzerine sivil itaatsizlik eylemlerine başlandığı ve bu kapsamda cami, okul, hastane gibi kamu kurum ve kuruluşlarına alternatif olarak "sivil cuma namazı", "sivil 23 Nisan", "sivil sağlık taraması" vb. eylemler yapıldığı ifade edilmiştir.

15. Mahkemenin gerekçeli kararında başvurucuya ilişkin yapılan değerlendirmeler ise özetle şöyledir:

i. Başvurucu hakkında soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise Mahkeme tarafından gizli tanık dinlenmiştir. Dinlenen gizli tanığın Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan ifadesinde özetle "KCK Kandil odaklı şehirlerdeki PKK yapılanmasının illegal sivil uzantısıdır... KCK bir devlet modeli gibi faaliyet göstermektedir, yani yasama, yürütme ve yargı güçleri bulunmaktadır. Yasama, Kandilde KONGRA-GEL denen Halk Kongresi eliyle yürütülür ve alınan kararlar yürütme organı eliyle gerçekleştirilir. Yürütmenin altında kent konseyi, kent konseyinin altında il ve ilçe konseyleri, il ve ilçe konseylerinin altında mahalle komiteleri, mahalle komitelerinin altında sokak komiteleri, sokak komitelerinin altında hane komiteleri vardır. Yargı, Halk Mahkemeleri adıyla yürütülmektedir. Halk arasında meydana gelen olaylara bu mahkeme bakar, bu mahkeme kişilere ceza verme yetkisine sahiptir. KCK, Türkiye yapılanmasında 5 ayrı bölgeye ayrılmıştır. Bu bölgelerden bir tanesi de Çukurova bölgesinde Adana, Mersin, Malatya, K.Maraş, Hatay, G.Antep illeri dahildir. Adana’da KCK faaliyetleri kapsamında Yürütmeye bağlı olarak... İnanç Komitesinde; 1-) Mehmet Bozhan, 2-) M.K., 3-) A.E., 4-) M.E.O., 5-) H.G., 6-) İ.T. bulunmaktadır... Bana burada (19) rakamı ile gösterilen şahıs Mehmet Bozhan'dır. Kendisi sivil itaatsizlik adı altında müzahir kitleye namaz kıldırır. 'Mele' olarak bilinir. İnanç komitesinin başında bulunmaktadır. İnanç komitesinin faaliyetlerini yürütmektedir. İnanç komitesinde yer alır, halkı devlete karşı kışkırtır." şeklinde ifade verdiği belirtilmiştir. Gizli tanık kovuşturma evresinde de Cumhuriyet savcılığında verdiği ifadeyi aynen tekrar ettiğini beyan etmiştir.

ii. Başvurucu hakkında iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri uygulanmıştır. Mahkeme, başvurucu ile M.Z.K. arasında yapılan bir görüşme içeriğinden PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın talimatları doğrultusunda demokratik çözüm çadırları adı altında Adana'da kurulan çadırda başlatılan sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında kılınan "sivil cuma namazlarında" başvurucunun KCK terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti cami ve imamlarına alternatif olarak atadığı "sivil imam" olarak görev yaptığını tespit etmiştir. Kararda başvurucunun bu kapsamda yaptığı telefon görüşmesi içeriklerine yer verilmiştir.

iii. Bu kapsamda başvurucunun 15/4/2011 ve aynı şekilde 20/5/2011 tarihinde saat 12.30 sıralarında Adana Ova Mahallesi 44002 Sokak üzerinde kurulan ve daha sonra kaldırılan "demokrasi ve çözüm çadırı"nın kaldırıldığı noktada yaklaşık 400 kişilik bir gruba "sivil cuma namazı" kıldırdığı ifade edilmiştir.

iv. İletişimin dinlenmesine dair tutanaklar uyarınca 3/6/2011 tarihinde kılınan "sivil cuma namazı" organize ederek kendisi gibi KCK yapılanması adına imamlık yapan şahıslara teknik ekipman sağladığı belirtilmiştir.

v. 10/6/2011 tarihinde saat 12.30 sıralarında Adana Gülbahçesi Mahallesi Obalar Caddesi üzerinde bulunan futbol sahasında, sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında 800 kişinin katılımı ile kılınan "sivil cuma namazı"nda imamlık yaptığı ifade edilmiştir.

vi. İletişimin dinlenmesine dair tutanaklar uyarınca 17/6/2011 tarihinde sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında "sivil cuma namazı" organize ettiği belirtilmiştir. Aynı gün PKK terör örgütünün amaçları doğrultusunda yayın yapan bir internet sitesinde, kılınan bu "sivil cuma namazı"nın haber yapıldığı tespit edilmiştir.

vii. Başvurucunun 8/7/2011 tarihinde saat 13.45 sıralarında Adana Merkez Gülbahçesi Mahallesi Obalar Caddesi'nde bulunan futbol sahasında yaklaşık 500 kişinin katılımıyla sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında A.E. tarafından kıldırılan "sivil cuma namazı"nda hutbe verdiği belirtilmiştir.

viii. Yine başvurucunun iletişimin dinlenmesine dair tutanaklar uyarınca 15/7/2011 tarihinde saat 12.45 sıralarında Adana Merkez Gülbahçesi Mahallesi 13422 Sokak içinde inşaat hâlinde bulunan Hicret Camisi'nde yaklaşık 400 kişinin katılımıyla sanık M.K.nın kıldırdığı cuma namazını organize ettiği belirtilmiştir. Bu kapsamda Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile başvurucu hakkında uygulanan teknik araçlarla izleme, ses ve görüntü kaydının alınması tedbirine istinaden 15/7/2011 tarihinde kılınan cuma namazının teknik cihazlarla ses kaydı alınmıştır. Bu ses kaydının yapılan çözümünde başvurucu, cemaate şu şekilde duyuru yapmıştır:

"Hocam müsaade edersen bende bişey söylemek istiyorum; ben bu mahallede oturanlara bişey söylemek istiyorum. Bu günden sonra bu mahalleye bir imam tayin edeceğiz, biliyorsunuz Ramazan ayı geliyor, teravih namazları var. Ramazan geliyor hocamız yok demeyin bu günden sonra size bir imam tayin edeceğiz. Yarın başlamazsa önümüzdeki hafta bir imam gelip başlayacak. 5 vakit ezanınızı okuyacak, önünüzde vakit namazlarını kılacak, Ramazanda teravih namazınızı kıldıracak. Bu imamın maaşını biz karşılayacağız, biz bu imamın maaşını mahalleliye yüklemeyeceğiz, imamın maaşını mahalleli karşılasın demiyoruz, biz kendi aramızda imamın maaşını temin edeceğiz. İmamı temin edip sizin hizmetinize sunacağız. Siz de imamınıza sahip çıkacaksınız, cemaatinize sahip çıkacaksınız biz sizden bunu istiyoruz. Her Cuma günü her mahalleden her sokaktan seferberlik ruhuyla camiye gelip Cuma hutbenizi burda hep birlikte burda yapacağız ve Cuma namazını kılacağız. Devlet elinin Allahla aramıza girmediği, kendi dilimizde özgür bir Cuma namazını kılacağız, Allahımıza sesleneceğiz ve dua edeceğiz. Allah hepinizin cumasını kabul etsin.

ix. Başvurucunun 22/7/2011 tarihinde saat 12.45 sıralarında Adana Merkez Gülbahçesi Mahallesi 13422 Sokak içinde inşaat hâlinde bulunan Hicret Camisi'nde yaklaşık 500 kişinin katılımıyla sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında "sivil cuma namazı" kıldırdığı, namaz öncesi vaazın ise M.K. tarafından verildiği belirtilmiştir. Aynı gün PKK terör örgütünün amacı doğrultusunda yayın yapan haber sitelerinden “Sivil Cuma'da Türk Irkçılığına Tepki” başlığıyla şu şekilde haber yapılmıştır:

"Adana Merkez Seyhan İlçesi Gülbahçe Mahallesi'nde yurttaşlar tarafından yaptırılan Hicret Camisi'nde sivil Cuma namazı kılındı. Namaz öncesi Kürtçe hutbe okuyan Mele Muhammed Bozan, son operasyonlardaki ölümlere dikkat çekerek, 'Dilimize ve kültürümüze sahip çıktığımız için devlet bizi inkar ve imha politikalarıyla karşı karşıya bırakıyor. Bu mübarek günlerde gencecik insanlar operasyonlarda yaşamını yitiriyor. Yeter artık gençler ölmesin. AKP devleti Kürt gençlerinin cenazelerine bile tahammülleri yok. Siirt'e gerilla cenazesine katılan kişileri öldüresiye işkence ettiler. İmamı bile dini vecibeyi yerine getirmemesi için baskı kuruldu. Yeter artık yeter bu zülum. Müslüman müslümana bunu yapmaz. AKP Müslüman değil, ölen kişiye bile saygısı yok. Yeter artık günah işlemeyin' dedi. Daha sonra yüzlerce kişi Mele Bozan'ın arkasında saf tutarak, namaz kıldı".

x. Başvurucunun 29/7/2011 tarihinde saat 12.30 sıralarında Adana Gülbahçesi Mahallesinde bulunan Hicret Camisi'nde sivil itaatsizlik eylemi kapsamında, yaklaşık 450-500 kişinin katılımıyla "sivil cuma namazı" kıldırdığı, namaz öncesi vaazın ise M.K. tarafından verildiği belirtilmiştir. Aynı tarihte, başvurucunun kılınan bu "sivil cuma namazı" ile ilgili camiye ses düzeneği temin edilmesi ve İran'ın PKK terör örgütünün İran kanadı olan PJAK’a yapmış olduğu operasyonlar hakkında vaaz verilmesi ile ilgili bazı telefon görüşmeleri yaptığı tespit edilmiştir. Ayrıca bu telefon görüşmelerinde, Müftülük tarafından Hicret Camisi'ne görevlendirilen imamın arkasında kimsenin namaz kılmaması gerektiği yönünde uyarı yapılmasına ilişkin de bazı konuşmalar geçtiği belirtilmiştir.

xi. Ayrıca M.K.nın başvurucu ile yapmış olduğu başka bir görüşmede; Adana Gülbahçesi Mahallesi Hicret Camisi'ne devletin atamış olduğu imamın eşyalarını getirerek yerleştirip gittiğinin, bu camiye başka bir imam bulunması gerektiğinin konuşulduğu belirtilmiştir. Aynı görüşmede, İl Başkanı M.Z.K.nın Diyarbakır'a gittiğinin ve bu yüzden bu konuda talimat alınacak kimsenin de olmadığının, M.Z.K.nın kendisine bu konuların telefonda konuşulmaması yönünde talimat verdiğinin konuşulduğu tespit edilmiştir. Yine 29/7/2011 tarihinde M.K. ve başvurucu tarafından sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında kıldırılan "sivil cuma namazı"nda para toplanıldığı ve bu paraların M.Z.K.ya teslim edildiği yönünde konuşmalar yapıldığı belirtilmiştir.

xii. Başvurucu ile M.K. arasında 31/7/2011 tarihinde yapılan telefon görüşmesinde sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında, mahkemece terör örgütü adına gasp edildiği kabul edilen Hicret Camisi'ne devlet tarafından atanan imamın göreve başladığı konuşulmuştur. Aynı telefon görüşmesinde, devlet tarafından resmî olarak atanan bu imam ile ilgili olarak mahalleli ile konuşulması ve bu imamın camiyi ele geçirerek vermediği yönünde mahallelinin kışkırtılması gerektiğinin konuşulduğu tespit edilmiştir. Yapılan diğer görüşmede ise devletin atamış olduğu imamın korkudan hiçbir şeye karışmayacağını söylediği ve başvurucunun M.K.yaBu akşam orda teravih namazını kıldır, sorumluluk bizden çıksın, rahatlayalım, onlara karşı söyleyecek bişeyimiz olsun.” diyerek KCK üst yönetimine hesap verebilmek için 31/7/2011 tarihinde teravih namazını kıldırması gerektiği yönünde talimatlar verdiği tespit edilmiştir.

xiii. Başvurucunun 24/6/2011 tarihinde saat 12.45 sıralarında Adana Gülbahçesi Mahallesi Obalar Caddesi üzerinde bulunan futbol sahasında, sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında yaklaşık 950-1000 kişinin katılımı ile "sivil cuma namazı" kıldırdığı belirtilmiştir. Aynı gün PKK terör örgütünün amaçları doğrultusunda yayın yapan internet sitesinde şu şekilde haber yapılmıştır:

"Onbinler 'Sivil Cuma'da Saf Tuttu: ...24.06.2011 Adana merkez Seyhan İlçesi Gülbahçe Mahallesi Aziz Çayevi Parkı'nda sivil Cuma namazı kılındı. Namaz öncesi Kürtçe hutbe okuyan Mele Muhammed Bozan, İslam dininde adalete ve eşitliğe değinerek, 'İslam dininde önemli olan herkese adaletli ve eşit davranmaktır. Ama bu ülkenin Başbakanı Tayip Erdoğan halkına eşit davranmıyor. Halk arasında ayrımcılık yapıyor. Kürt halkına baskı, işkence ve katliamları reva görüyor. Bu Müslümanlık değildir. İslamda insanların diline, dinine ve kültürüne sahip çıkması, kuranı kerimde açıklanıyor. Ama bizimler dilimize ve kültürümüze sahip çıktığımız için devlet bizi inkar ve imha politikalarıyla karşı karşıya bırakıyor' dedi. Daha sonra yüzlerce kişi Mele Bozan'ın arkasında saf tutarak, namaz kıldı".

xiv. Mahkeme; başvurucu ile M.Z.K. arasında 1/7/2011 tarihinde yapılan bir görüşme içeriği kapsamında 1/7/2011 tarihinde kılınacak "sivil cuma namazı"na A.E.nin atandığının, namazların dışarıda kılınmasının bir anlamı olduğunun ve bu namazların sonuç alınıncaya kadar devam ettirileceğinin konuşulduğunu tespit etmiştir. Kararda başvurucunun bu kapsamda yaptığı telefon görüşmesi içeriklerine yer verilmiştir.

xv. Başvurucu ile M.K. arasında 8/7/2011 tarihinde yapılan bir görüşme içeriği kapsamında M.K.nın da KCK’nın atadığı "sivil imam" olarak görev yaptığı ve 8/7/2011 tarihinde kılınan "sivil cuma namazı"na katılımın az olması nedeniyle KCK içinde faaliyet gösteren şahıslarla irtibata geçilerek namazın kılındığı caminin civarında bulunan evlerin KCK mahalle komisyonunda bulunan şahıslarla birlikte tek tek gezilmesi, "sivil cuma namazları"na gelmeleri yönünde uyarılarda bulunulması, gelmemeleri durumunda ya evlerini terk ederek göç etmeleri ya da dövülerek veya öldürülerek cezalandırılacakları yönünde tehdit edilmesi gerektiğini başvurucuya söylediği tespit edilmiştir. Böylelikle PKK terör örgütünün oluşturduğu korkutucu güçten yararlanarak halkın terör örgütünün faaliyetlerinin içine çekilmeye çalışıldığı belirtilmiştir. Kararda başvurucunun bu kapsamda yaptığı telefon görüşmesi içeriklerine yer verilmiştir.

xvi. Başvurucu Mehmet Bozhan'ın 5/8/2011 tarihinde M.Z.K. ile yaptığı telefon görüşmelerinde, 5/8/2011 tarihinde Adana Gülbahçesi Mahallesinde bulunan Hicret Camisi'nde kılınacak "sivil cuma namazı" ile ilgili olarak bir üst yönetici olarak gördüğü M.Z.K.yı arayarak neler yapılması gerektiği hususunda talimat aldığı, aldığı talimatlar doğrultusunda M.K’yı arayarak cuma namazlarının kılınması yönünde organizasyon yaptığı, aynı gün 12.30 sıralarında Adana Gülbahçesi Mahallesinde bulunan Hicret Camisi'nde sivil itaatsizlik eylemi kapsamında, yaklaşık 400 kişinin katılımı ile M.K. tarafından "sivil cuma namazı" kılındığı tespit edilmiştir.

xvii. Başvurucunun 12/8/2011 tarihinde M.K. ile yaptığı telefon görüşmesinde, M.K.nın 12/8/2011 tarihinde kılınan "sivil cuma namazı"na katılmayan başvurucuya ve KCK Kent Meclisi Sorumlusu M.Z.K.ya sitem ettiği, İ.T.nin Hicret Camisi'ne "sivil imam" olarak görevlendirildiği ve maaşını ödeyebilmek için para topladıklarını ancak mahalle komisyonu tarafından bu paraya el konulduğu, imamın parasının ödenmesi için M.Z.K.yla görüşülmesi gerektiği yönünde konuşmalar yaptığı belirtilmiştir. Bahsi geçen telefon görüşmelerinde başvurucu ise imamlık görevinin kendisinden alındığını, KCK yönetimi tarafından Hicret Camisi'ne atanan İ.T.nin tek başına bu işi yürütebileceğini ifade ettiği belirtilmiştir.

xviii. Aynı şekilde 29/8/2011 tarihinde M.K. ile başvurucu arasındaki görüşmenin içeriğinden 30/8/2011 tarihinde kutlanacak olan Ramazan Bayramı ile ilgili sivil itaatsizlik eylemleri kapsamında sivil bayram namazı eylemi ve faaliyeti organize ettiklerinin tespit edildiği belirtilmiştir.

xix. PKK terör örgütünün 17 Mayıs ve 18 Mayıs günlerini sözde şehitler haftası ilan etmesi ve örgüt amaçları doğrultusunda yayın yapan internet sitelerinde yapılan haberler üzerine 18/5/2011 tarihinde saat 12.00 sıralarında Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) il binası önünde tahmini 250 kişilik bir grubun toplandığı tespit edilmiştir. Grubun Cemal Gürsel Caddesi'ni trafiğe kapatarak 14/5/2011 tarihinde Şırnak'ın Uludere ilçesinde güvenlik güçleri ile PKK terör örgütü mensupları arasında çıkan çatışma sonucu ölü ele geçirilen 12 terör örgütü üyesinin örgüt bayrağı altında çektirmiş oldukları fotoğrafları ve daha önceden ölen terör örgütü mensuplarına ait fotoğrafları taşıyarak PKK terör örgütü ve lideri Abdullah Öcalan lehine sloganlar attığı belirlenmiştir. Daha sonra basın açıklaması ve Cemal Gürsel Caddesi üzerinde 5 dakika oturma eylemi yapıldığı, basın açıklaması esnasında grup tarafından “Biji serok apo, PKK halktır halk burada, şehit namırın, öcalan öcalan, intikam intikam, gençler botana özgür vatana, gençlik aponun fedaisidir, katil erdoğan, T.C. şaşırma bizi dağa taşırma” şeklinde terör örgütü lehine sloganlar atıldığı, kayıt altına alınan görüntüler üzerinde yapılan incelemelerde sanık başvurucunun da KCK’nın eylem ve talimatlarına paralel olarak düzenlenen basın açıklamasına katıldığının tespit edildiği belirtilmiştir.

xx. Ancak başvurucu 18/5/2011 tarihli bu olayda kendisinin bulunmadığını, fotoğraflardaki kişinin kendisi olmadığını beyan etmiştir. Bunun üzerine Mahkemece fotoğraflar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Alınan bilirkişi raporuna göre, mukayese için gönderilen fotoğrafların eşgal mukayesesi yapmaya elverişli özelliklere sahip olmaması nedeniyle "belirleyememe" şeklinde görüş bildirildiği anlaşılmıştır (Bilirkişi raporuna göre 7 kategori derecelendirme vardır. Bunlar sırasıyla şöyledir: kesin tanımlama, kuvvetle muhtemel tanımlama, muhtemel tanımlama, belirleyememe, muhtemel eleme, kuvvetle muhtemel eleme, eleme.).

16. Mahkeme netice itibarıyla başvurucunun -gizli tanığın beyanı uyarınca- KCK yapılanmasının inanç komitesinin başında olduğunu, bu istikamette faaliyet yürüttüğünü, bu kapsamda Adana'da terör örgütünün talimatı doğrultusunda ve sivil itaatsızlık eylemleri kapsamında gerek dışarıda gerekse Hicret Camisi'nde kılınan cuma, teravih ve bayram namazlarının organizasyonunda yer aldığını, bu namazlarda görev yapacak olan "sivil imamları" atadığını, kılınan "sivil cuma namazları"ndan 20/5/2011, 10/6/2011, 17/6/2011, 24/6/2011, 8/7/2011, 22/07/2011, 29/7/2011, 12/8/2011 tarihlerindeki cuma namazlarında imamlık yaptığını belirterek süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz eden eylem ve faaliyetleri nedeni ile başvurucunun PKK/KCK terör örgütü üyesi olduğu sonucuna varmıştır.

17. Mahkemece sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmü, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucu 29/11/2013 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.

18. Başvurucu, Yargıtay ilamından 3/3/2014 tarihinde haberdar olduğunu belirtmiştir.

19. Başvurucu 4/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. Ulusal hukuk normları için bkz. Metin Birdal ([GK] B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 28-32) başvurusuna ilişkin karar.

B. Uluslararası Hukuk

21. Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi’nin 18. maddesinin (1), (2)ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

"1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahip olacaktır. Bu hak, herkesin istediği dine ya da inanca sahip olması ya da bunları benimsemesi özgürlüğünü ve herkesin aleni veya özel olarak bireysel ya da başkaları ile birlikte toplu olarak, kendi din ya da inancını ibadet, icra, bunun icaplarını yerine getirme ya da öğretme bakımından ortaya koyma özgürlüğünü de içerir.

2. Hiç kimse, kendi seçtiği bir din ya da inanca sahip olma ya da bunu benimseme özgürlüğünü zedeleyecek bir baskıya maruz bırakılamaz.

3. Bir kimsenin kendi dinini veya inançlarını ortaya koyma özgürlüğüne ancak yasalarla belirlenen ve kamu güvenliğini, düzenini, sağlığını, ahlakını ya da başkalarının temel hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli kısıtlamalar getirilebilir."

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Düşünce, din ve vicdan özgürlüğü” başlıklı 9. maddesi ise şöyledir:

"1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.

2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir."

23. Diğer uluslararası hukuk normları için bkz. Metin Birdal (aynı kararda bkz. §§ 33-38) başvurusuna ilişkin karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Tercüman Yardımından Yararlanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

a. Başvurucunun iddiaları

25. Başvurucu; yargılama sırasında ana dilde savunma yapmak istediğini ancak Mahkemece bu talebinin herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini ve susma hakkını kullanmış sayıldığını, savunmasının dahi alınmadığını iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

26. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 202. maddesine göre sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar sanık veya mağdura tercüme edilir. Soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar da bu haktan yararlanır. 5271 sayılı Kanun’un 202. maddesiyle meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmeyen şüphelilerin/sanıkların kendilerini Türkçe dışındaki bir dilde savunmalarına imkân tanınmıştır. Böylece Türkçeyi hiç konuşamayan ve anlayamayan kişilerin ana dilleri ya da bildikleri başka bir dilde şikâyetlerini aktarabilmesi veya savunmalarını yapabilmesi sağlanmıştır (Abdurrahim Balur, B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 53)

28. Diğer taraftan 5271 sayılı Kanun’un 202. maddesine 24/1/2013 tarihinde ilave edilen (4) numaralı fıkra ile tercüman hakkı genişletilmiştir. Yeni kuralla sanıkların “iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde” yapabileceği hükmü getirilmiştir. Böylece meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanığa da sözlü savunmasını başka dilde yapabilme imkânı tanınmıştır (Abdurrahim Balur, § 54).

29. Somut olayda başvurucunun soruşturma aşamasında ve müdafii huzurunda kollukça, Cumhuriyet Başsavcılığınca veya Mahkemece alınan savunmalarında Türkçeyi anlamadığı veya konuşamadığını herhangi bir surette ileri sürmediği, aksine savunmalarını Türkçe yaptığı, yine kovuşturma evresinde Kürtçe savunma yapma istemi Mahkemece reddedildikten sonra savunmasını yine Türkçe yaptığı ve susma hakkını kullanmadığı anlaşılmıştır. Yeni usul kuralının yürürlüğe girdiği tarihten önce ilk derece mahkemesi önünde gerçekleştirilen başvurucuya tercüman atanmamasına ilişkin işlemde Türkçeyi anlayan ve konuşan başvurucunun mensubu olduğu etnik dilde savunma yapabilmesi için tercümandan yararlanma talebinin kabul edilmemesinin savunma hakkını kısıtlamadığı sonucuna ulaşılmıştır (aynı yönde karar için bkz. Abdurrahim Balur, § 55).

30. Açıklanan gerekçelerle bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun iddiaları

31. Başvurucu; gizli tanığın mahkemece dinlenmesi esnasında kendisinin duruşmada hazır edilmediğini ve bu nedenle silahların eşitliği ilkesi gereği tanığa soru sorma hakkını kullanamadığını, ayrıca gizli tanığın beyanlarının tutarsız ve akla aykırı olması nedeniyle delil olarak kullanılamayacağını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü başvurulara ilişkin olarak birçok kararında tanık sorgulama hakkıyla ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı vardır. Hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde sanığın tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından gereklidir. Ancak başvurucuların tanık sorgulama hakları mutlak bir hak değildir. Makul gerekçelerle getirilen kısıtlamalar, kimi zaman başvurucunun iddia tanıklarına soru sorabilme ve onlarla yüzleşme imkânını da ortadan kaldırabilmektedir. Diğer yandan bir mahkûmiyet -sadece veya belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Anayasa'nın 36. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Az. M., B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 46-67; Levent Yanlık, B. No: 2013/1189, 18/11/2015, §§ 67-76; İsmet Özkorul, B. No: 2013/7582, 11/12/2014, §§44, 45).

33. Kural olarak tüm delillerin sanığın huzurunda ortaya konması gerekmekle birlikte bu şart, uyuşmazlık konusu kovuşturmanın öncesinde ya da haricinde alınan ifadelerin kesinlikle delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde anlaşılamaz (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, § 136).

34. Bazı olaylarda tanığın kim olduğunun sanıklar tarafından bilinmesi, tanığın kendisi veya yakınları için tehlike doğurabilir. Tanıklık yapacak olanların misillemeye uğramaktan korkmak için haklı sebepleri bulunabilir. Ayrıca örgütlü suçla mücadelede tanığın kimliğinin gizli tutulması hafife alınamaz. Örgütlü suçlardaki artış, bazı tedbirlerin alınmasını gerektirebilir. Bu nedenle bir tanığın kimliği saklı tutulmuşsa savunma tarafının ceza yargılamalarında normal koşullarda bulunmayan zorluklarla karşı karşıya kalabileceği de gözönünde bulundurulmalıdır (Baran Karadağ, B. No: 2014/12906, 7/5/2015, § 57).

35. Bu bağlamda 5271 sayılı Kanun’un 58. maddesinde iki tür tanık koruma tedbiri öngörülmüştür. Bunlardan ilki tanığın kimliğinin gizli tutulması, diğeri ise tanığın hâkim tarafından hazır bulunma hakkına sahip kişiler olmaksızın dinlenmesidir. 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’nun 5. maddesinde ise tanığın kimlik ve adres bilgilerinin kayda alınarak gizli tutulması ve kendisine yapılacak tebligata ilişkin ayrı bir adres tespit edilmesi, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenmesi ya da ses veya görüntüsünün değiştirilerek özel ortamda dinlenmesi vb. tedbirler de düzenlenmiştir (Baran Karadağ, § 61).

36. Bu durumda ilk olarak tanığın kimliğini gizlemek için makul gerekçelerin olup olmadığının ve ikinci olarak gizli tanık ifadesinin verilecek hükmün dayandığı tek veya belirleyici temel unsuru olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Üçüncü olarak hükmün büyük ölçüde veya yalnızca gizli tanığın ifadesine dayanması durumunda yargılama detaylı incelemelere tabi tutulmalıdır. Eğer sanık veya müdafii tarafından güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması amacıyla sorgulanmamış tanık delili, mahkeme kararının dayandığı esas veya belirleyici delil ise ve dengeleyici güvenceler sağlayan bir usul öngörülmemiş ise adil yargılanma hakkının ihlali söz konusu olabilecektir (Baran Karadağ, § 68).

37. Somut olayda gizli tanığın beyanları soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından, kovuşturma evresinde ise Mahkeme tarafından alınmıştır. Kovuşturma evresinde gizli tanık dinlenmeden önce taraflara gizli tanığa yöneltmek istedikleri soruları bildirmeleri için on günlük süre verilmiş, bu suretle Mahkemece celse arasında Cumhuriyet savcısı huzurunda dinlenen ve taraflarca bildirilen soruların sorulduğu gizli tanığın beyanı daha sonraki celsede tüm taraflara okunmuş ve diyecekleri sorulmuştur.

38. Mahkemenin gerekçeli kararı incelendiğinde başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararı gizli tanık beyanının yanı sıra iletişim tespit kayıtlarına, PKK terör örgütünün talimatları doğrultusunda başvurucunun "sivil cuma namazları" kıldırması eylemlerine, tutanaklara, PKK terör örgütüne müzahir internet sitelerinde yer alan somut haberlere dayandırılmıştır. Bu kapsamda gizli tanık anlatımlarının mahkûmiyet için yegâne veya belirleyici delil niteliğinde olmadığı, gizli tanık beyanına dayanılmasının yargılamanın bir bütün olarak adilliğine zarar vermediği ve bunun adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

39. Açıklanan gereklerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun iddiaları

40. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

41. Anayasa'nın 36. ve 141. maddeleri bağlamında medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerektiğine dair temel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bu konuda kararlar verilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013; Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun, B. No: 2012/12, 17/9/2013). Başvuru konusu olayda bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmamaktadır.

42. Somut olayda başvurucunun 8/9/2011 tarihinde gözaltına alınmasıyla başlayan yargılama süreci 29/11/2013 tarihinde Yargıtay tarafından verilen onama kararı ile sonlanmıştır.

43. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde davanın iki dereceli bir yargılama sisteminde toplam 2 yıl 2 ay 21 gün sürdüğü, yargılama sürecinin bütünü dikkate alındığında başvurucunun haklarını ihlal edecek bir gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

44. Açıklanan gereklerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Adil Yargılanma Hakkına İlişkin Diğer İhlal İddiaları

a. Başvurucunun iddiaları

45. Başvurucu 18/5/2011 tarihinde bir siyasi parti binasının önünde yapılan basın açıklamasında çekilen fotoğraftaki kişinin kendisi olup olmadığı Mahkemece belirlenemediği hâlde bu fiilin de terör örgütü üyeliği suçu bakımından çeşitlilik arz eden fiiller arasında hükme esas alınmış olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

46. Yargılama sırasında, başvurucu tarafından fotoğraftaki kişinin kendisi olmadığının iddia edilmesi üzerine Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve bunun sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda "belirleyememe" şeklinde kanaat bildirildiği anlaşılmaktadır.

47. Mahkeme ise olayda yer alan kişilerden birinin başvurucu olduğunu kabul etmiş ancak buna ilişkin gerekçe ortaya koymamış ve bilirkişi raporunu kararında tartışmamıştır. Ancak bu durum adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılabilmesi bakımından tek başına yeterli değildir. Bu noktada olayda yer alan kişinin başvurucu olduğu hususunda Mahkemece makul bir gerekçe gösterilmemiş olmasının genel olarak yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediğini belirlemek gerekmektedir. Bu bağlamda mahkûmiyet hükmünün yalnızca veya büyük ölçüde bilirkişi raporuna konu olaya dayalı olup olmadığı önem taşımaktadır.

48. Somut olayda mahkûmiyet hükmüne dayanak olarak -18/5/2011 tarihinde gerçekleşen olay haricinde- gizli tanık beyanı, iletişim tespit kayıtları, PKK terör örgütü amacı doğrultusunda yapılan ve başvurucu tarafından birçok kez kıldırılan "sivil cuma namazları" gösterilmiştir (bkz. § 15). Bu açıdan 18/5/2011 tarihinde gerçekleşen olayla ilgili olarak Mahkemenin fotoğraftaki kişinin başvurucu olup olmadığı hususunda yeterli gerekçe göstermemiş olmasının genel olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Din ve Vicdan Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

50. Başvurucu; İslam dininin Şafii mezhebine mensup olduğunu, yıllardır bu mezhebe mensup kişilere namaz kıldırdığını, bazı cuma namazlarını topluluğun camiye sığmadığı ve havanın uygun olduğu günlerde açık alanda kıldırdığını, burada hutbeler verdiğini belirtmiştir. Bu hutbelerde kimi zaman siyasi iktidarın toplum düzeniyle ilgili yanlış uygulamalarını da eleştirel bir bakışla dile getirdiğini, suçlu kabul edilen şahsiyetlerin çağrısı ile bile olsa toplulukla birlikte açık veya kapalı alanda namaz kılma fiilinin ancak bir ibadet olarak değerlendirilebileceğini, kendisinin ise bu fiil nedeniyle cezalandırıldığını iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca hiçbir şiddet eylemi içermeyen ibadet, eylem ve düşünce açıklamasının suç vasfına dönüştürülemeyeceğini ifade ederek din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

51. Anayasa Mahkemesi Metin Birdal kararında, kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan faaliyetlerinin mahkûmiyet kararlarında delil olarak kullanılmasının bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükler üzerinde caydırıcı etki yaratabileceğini, dolayısıyla bu konunun Anayasa Mahkemesinin ilgi alanında kaldığını ifade etmiştir (Metin Birdal, § 48). Bu kapsamda başvurucunun "sivil cuma namazı" kıldırmış olmasının terör örgütüne üye olmak suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde delil olarak kullanılması da din ve vicdan özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki doğurabileceğinden başvurucunun Anayasa'nın 24. maddesinde koruma altına alınan hakkına bir müdahalede bulunulduğu kabul edilmelidir.

52. Somut olayda, başvurucunun "sivil cuma namazı" kıldırmış olmasının terör örgütüne üye olmak suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde delil olarak kullanılmasının, kamu güvenliği ve suçların önlenmesine yönelik çalışmaların bir parçası olduğu açıktır. Bu anlamda, Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın korunması hakkı din ve vicdan özgürlüğünün doğal sınırlarını oluşturmaktadır (bkz. Esra Nur Özbey, B. No: 2013/7443, 20/5/2015, §§ 69-75). Sonuç olarak somut olayda din ve vicdan özgürlüğüne yapılan müdahalenin Anayasa’nın kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığının korunmasına ilişkin 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kişilerin yaşamının, maddi ve manevi varlığının korunması meşru amaçlarını taşıdığı sonucuna varılmıştır.Bundan sonra başvuru konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı değerlendirilecektir.

a. Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

53. Temel hak ve özgürlüklerin koruması altında bulunan bir eylemin terör örgütüne üye olmak suçunun mahkumiyetinde delil olarak kullanılması suretiyle temel hak ve özgürlüklere yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (zorunlu toplumsal ihtiyaç testine ilişkin açıklamalar için bkz. Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 51, 53-55, 57; Mehmet Ali Aydın, § 68;Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45-46; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).

b. Somut Olayın Değerlendirilmesi

54. Terör örgütüne üye olmak suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür (Metin Birdal, §§ 60- 61).

55. Bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucu hakkında isnat edilen terör örgütünün üyesi olmak suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (Metin Birdal, § 47; ayrıca bkz. Yılmaz Çelik [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45; krş. Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 65). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceği meselesi de esas itibariyle Anayasa Mahkemesinin görev alanının dışındadır (Türk Ceza Muhakemesi Hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. Metin Birdal, §§ 67-71).

56. Bir kişinin henüz başka bir suç işlemeden yalnızca terör örgütüne üye olması nedeniyle cezalandırılabilmesi için yargılama makamlarının o kişinin terör örgütüyle olan bağlarını ortaya koyması gerekir. Henüz ceza kanunlarında tanımlanan bir suçu işlememiş olsa bile bir terör örgütü ile örgüt üyeliği olarak kabul edilecek kuvvette bir bağın varlığının araştırılması bireylerin sahip olduğu fikirlerin, bağlı oldukları toplumsal grupların ve ideolojilerinin, davranışlarının anlamlarının ve bunların altında yatan saiklerin de değerlendirilmesini gerektirebilir. Böyle bir değerlendirmenin örgütlere üye olmak, toplantılara katılmak veya düşünce açıklamaları yapmak gibi kişilerin anayasal haklar kapsamında koruma altında bulunan eylemlerini de kapsadığı durumlarda başta ifade, örgütlenme, din ve vicdan özgürlükleri ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı olmak üzere temel haklar üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilecek potansiyele sahip olduğu açıktır (Metin Birdal, §§ 63, 64).

57. Kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan faaliyetlerinin terör örgütünün üyesi olmak suçundan verilen mahkûmiyet kararlarının delili olarak kullanılmasının temel haklar üzerinde yaratacağı caydırıcı etki nedeniyle -Devletin toplumu terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı korumak şeklindeki pozitif yükümlülüğünün bir sonucu olarak- insanların terörsüz bir ortamda yaşama hakkı ile bu süreçte bireylerin potansiyel olarak etkilenebilecek temel hakları arasında adil bir denge kurulmalıdır (Metin Birdal, § 65).

58. Söz konusu dengenin sağlandığının kabul edilebilmesi için derece mahkemelerinin kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan faaliyetlerini terör örgütünün üyesi olmak suçundan verilen mahkûmiyet kararlarında delil olarak kullanılmalarının zorunlu bir ihtiyacı karşıladığını göstermeleri gerekir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaki denetimi temel haklara bu şekilde yapılan müdahalenin zorunlu bir ihtiyacı karşıladığının ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gösterilip gösterilemediği ile sınırlı olacaktır (Metin Birdal, § 72).

59. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruda başvurucunun toplantı ve ifade özgürlüklerine yapılan müdahalelerin gerçekten toplumsal bir ihtiyaca cevap verip vermediği sorusuna cevap bulacaktır.

60. Başvuru konusu olayda ilk derece mahkemesi, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterdiği kabul edilen eylem ve davranışlarıyla şiddeti ve demokratik olmayan yöntemleri benimseyen başvurucunun PKK terör örgütünün üyesi olduğu kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi iddianamede ileri sürülen iddiaları, başvurucunun savunmalarını ve derece mahkemelerince başvurucunun mahkûm edilmesi için benimsenen gerekçeleri yukarıda yer verilen ilkeler uyarınca bir bütün olarak ve dikkatle incelemiştir.

61. Somut olayın koşullarında ilk derece mahkemesinin başvurucuyu suç oluşturmadığı ve anayasal hakların kullanımından ibaret olduğu ileri sürülen eylemleri nedeniyle mahkum ettiği kabul edilmemiştir. İlk derece mahkemesi diğer bazı deliller yanında "sivil cuma namazı" adı altında birden fazla kez namaz kıldırmış olmasını ve hutbede söylediklerini başvurucunun örgüt üyeliğini açıklayan ve eylemlerinin sürekliliğini gösteren deliller olarak kullanmıştır (krş. Metin Birdal, § 76).

62. Nitekim ilk derece mahkemesi, mahkumiyet hükmünde bir gizli tanığın başvurucu hakkındaki ifade ve teşhisi ile PKK terör örgütü yanlısı yayınlar yapan bazı internet sitelerindeki haber ve yazılara da dayanmıştır. Başvurucu, Abdullah Öcalan'ın talimatlarıyla 2011 yılının Mayıs ayından Ağustos ayına kadar geçen sürede toplam sekiz kez cami olarak bilinen yerlerden ayrı mekanlarda "sivil cuma namazlarında" imamlık yapmış ve hutbe okumuş; Devletin kontrolünde bulunan camilere gitmek yerine maaşı örgütçe ödenen imamlarla birlikte namaz kılınması gerektiğini ifade etmiştir. Yine PKK terör örgütünün amaçları doğrultusunda yayın yapan internet siteleri bu namazları propaganda hâline getirerek haberleştirmiş; başvurucunun kıldırdığı namazlarda verilen hutbelerde, öldürülen PKK üyelerinden bahsedilmiştir.

63. Bundan başka, ilk derece mahkemesince gerekçeli kararda başvurucunun terör örgütünün talimatıyla kılınan "sivil cuma namazları"nın bir kısmını organize etmesine ve PKK terör örgütünün İran kanadı olan PJAK’a yapılan operasyonlarla ilgili vaaz vermiş olmasına da dayanılmıştır. Ayrıca başvurucunun resmî olarak görevlendirilen imamın arkasında kimsenin namaz kılmayacağı yönünde mahallelinin uyarılması ve gerekirse tehdit edilmeleri gerektiğine ilişkin yaptığı telefon görüşmeleri de başvurucunun mahkumiyetinde delil olarak kabul edilmiştir.

64. Bu itibarla ilk derece mahkemesi başvurucunun KCK yapılanması içindeki inanç komitesi faaliyetlerinin ve "sivil cuma namazı" kıldırma eylemlerinin, onun PKK terör örgütünün hiyerarşik yapılanmasına kendi isteğiyle ve bilerek dâhil olduğuna dair bilgileri doğrular ve tamamlar nitelikte olduğunu ilgili ve yeterli biçimde ortaya koymuştur. Bu şekilde Mahkeme başvurucunun şikayetine konu eylemlerinin delil olarak kullanılmasının acil bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını göstermiştir.

65. Sonuç olarak başvurucunun din ve vicdan özgürlüğüne yapılan müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bir müdahale olarak değerlendirilemez.

66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine dair başvurusunun, bir ihlal bulunmadığı açık olduğundan açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezliğine karar verilmesi gerekir.

C. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

68. Başvurucu, hakkında yürütülen yargılamanın tutuklu olarak yürütülmesinin hukuka aykırı olduğunu iddia ederek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

69. Mahkûmiyete ilişkin nihai kararla birlikte sanığın tutukluluğa ilişkin hukuki statüsü ve dolayısıyla tabi olduğu rejim değiştiğinden otuz günlük başvuru süresinin itiraz yoluna başvurulmayan durumlarda tutukluluğun hükümle birlikte devamına dair kararın başvurucu tarafından öğrenildiği tarihten itibaren hesaplanması gerekir (Hasan Elçi, B. No: 2013/6398, 3/4/2014, § 33). İtiraz yoluna başvurulmuşsa itirazın reddine dair kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunulması gerekir.

70. Somut olayda başvurucu, terör örgütü üyesi olma suçundan 11/9/2011 tarihinde tutuklanmıştır. Yapılan yargılama sonucunda başvurucunun hazır bulunduğu, müdafiinin ise hazır bulunmadığı 17/1/2013 tarihli duruşmada başvurucu hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve tutukluluk hâlinin hükümle birlikte devamına karar verilmiştir. Tutukluluk hâlinin devamı kararını da içerir gerekçeli karar başvurucunun müdafiine 17/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

71. Başvurucunun yüzüne karşı kararın tefhim edildiği 17/1/2013 tarihinden, müdafiine ise kararın tebliğ edildiği 17/4/2013 tarihinden itibaren tutukluluğun hükümle birlikte devamına dair karara itiraz edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığı tespit edilmiştir. Bu sebeple son olarak kararın başvurucunun müdafiine tebliğ tarihi olan 17/4/2013 tarihinden itibaren otuz gün içinde başvuru yapılması gerekirken 4/3/2014 tarihinde yapıldığı ve başvuruda süre aşımı olduğu anlaşılmıştır.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Haberleşme Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

1. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu, gizli olarak ve çok uzun süreyle telefonunun dinlendiğini iddia ederek haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

74. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve dayanılan Anayasa hükmünün kendisine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No: 2013/1075, 30/6/2014, §§ 18, 19).

75. Somut olayda başvurucu, haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiği iddiaları yönünden ihlal iddialarının konusunu belirtir şekilde iletişimin dinlenmesine esas alınan derece mahkeme veya hâkim kararları ile ilgili somut bilgi, belge ve kanıt sunmadan soyut bir şekilde dinlemenin iki yıla yakın bir süre devam ettiği iddiasında bulunmuştur.

76. Bu kapsamda başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını kanıtlamak ve bu suretle hukuki iddialarını ortaya koymak yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen başvurucu tarafından yerine getirilmemiştir.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun bu kapsamda kalan iddialarının temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 23/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Mehmet Bozhan, B. No: 2014/2797, 23/10/2019, § …)
   
Başvuru Adı MEHMET BOZHAN
Başvuru No 2014/2797
Başvuru Tarihi 4/3/2014
Karar Tarihi 23/10/2019

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, Kürtçe savunma yapma hakkı tanınmadan ve hatalı delil değerlendirmesiyle yargılama yapılması, başvurucu hazır bulunmaksızın dinlenen gizli tanık beyanının hükme esas alınması ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının; başvurucunun farklı tarihlerde belirli bir gruba cuma namazı kıldırmasının ve bu namaz esnasında hutbede söylediklerinin terör örgütü üyeliği suçu bakımından mahkûmiyet hükmüne esas alınması nedeniyle din ve vicdan özgürlüğünün; hukuka aykırı olarak tutuklanma nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; iletişiminin uzun süre dinlenmesi nedeniyle ise haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) Tercüman yardımından yararlanma hakkı (ceza) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Tanık dinletme ve sorgulama hakkı (ceza) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Makul sürede yargılanma hakkı (ceza) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Kanun yolu şikâyeti Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Din ve vicdan özgürlüğü Din özgürlüğü Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı Tutukluluk (suç süphesi ve tutuklama nedeni) Süre Aşımı
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı Haberleşme-ceza infaz kurumu uygulamaları (sakıncalı mektup hariç) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 3713 Terörle Mücadele Kanunu 7
5237 Türk Ceza Kanunu 314
220
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 217
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi