Bireysel Başvuru Kararları

(Aycan Aral ve diğerleri, B. No: 2015/14880, 17/4/2019, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AYCAN ARAL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/14880)

 

Karar Tarihi: 17/4/2019

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Recai AKYEL

Raportör

:

Murat İlter DEVECİ

Başvurucular

:

: 1. Aycan ARAL

 

 

2. Deniz KARABABA

 

 

3. Derya KARABABA

 

 

4. Murat KARABABA

 

 

5. Nihat KARABABA

 

 

6. Özdem ÇAĞATAY

 

 

7. Yeter KARABABA

 

 

8. Zuhal KARABABA

Vekili

:

Av. Hasan ALDANMAZ

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen ölüm olayı hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesi ve devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeniyle yaşam hakkının; 27/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde yapılan başvuruda görev yapan Zarar Tespit Komisyonunun tarafsız olmaması, Zarar Tesit Komisyonunca verilen kararın iptali için açılan davada adli yardım talebinin reddedilmesi, makul sürede yargılama yapılmaması ve yargılamanın sonucunun adil olmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının; 5233 sayılı Kanun uyarınca başvuru yapanlara savaş, iç savaş, terör, kargaşa ve benzeri olağanüstü koşullara sahip ülkelerde uluslararası taşıma yaparken saldırıya uğrayıp hayatını kaybeden şoför ve beraberindeki Türk vatandaşlarının varislerine ödenecek tazminatlara nazaran daha az tazminat verilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiaları ile 5233 sayılı Kanun'un bazı hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğu savına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/8/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu Yeter Karababa'nın eşi, diğer başvurucuların ise babası olan İ.K.nın cesedi 27/11/1993 tarihinde, üç cesetle birlikte Bitlis'in Ahlat ilçesi sınırlarında bulunan Nazik köyü yakınında bulunmuştur.

A. Ölüm Olayı İle İlgili Ceza Soruşturması Süreci

8. Ahlat Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili olarak derhâl soruşturma başlatmıştır.

9. Cumhuriyet savcısının huzurunda bir hekimce yapılan ölü muayenesi neticesinde ölümün ateşli silah yaralanmasına bağlı kalp ve solunum durmasından ileri geldiği tespit edilmiştir.

10. Kolluk görevlileri olay yerini incelemiş ve olay yerinin basit bir krokisini çizmişlerdir.

11. Ahlat Cumhuriyet Başsavcılığı 27/12/1993 tarihinde görevsizlik kararı vererek soruşturma evrakını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

12. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı 26/6/1997 tarihinde yetkisizlik kararı vererek soruşturma evrakını Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

13. Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı 2/10/1997 tarihinde (Kararın hangi yılda verildiği tespit edilememiş ise de başvuru formunda kararın 1997 yılında verildiği ifade edilmiştir.) kimlik bilgileri tespit edilemeyen terör örgütü mensuplarınca başvurucuların yakınının öldürüldüğünü belirterek daimî arama kararı vermiştir.

14. Soruşturmanın akıbeti belirlenememiştir.

B. Başvurucuların Tazminat Talepleriyle İlgili Süreç

15. 5233 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde Bitlis Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Zarar Tespit Komisyonu) 2/5/2005 tarihinde müracaat eden başvurucular "devletin, pozitif ve negatif yükümlülükler altına alınarak vatandaşının haklarını korumakla yükümlendiğini" ileri sürerek maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir.

16. Zarar Tespit Komisyonu 9/8/2005 tarihinde, uğradıkları zararlara karşılık başvuruculara 14.560 TL teklif etmiştir.

17. Başvurucular, Zarar Tespit Komisyonunca belirlenen tazminatın destekten yoksun kalma tazminatına nazaran düşük olduğunu belirterek Zarar Tespit Komisyonunca verilen kararın iptali ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi için Van İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde dava açmışlardır. Başvurucular dava dilekçelerinde, manevi zararları kapsam dışı bırakan ve maddi zararın tazminat hukukunun genel ilkelerine göre hesaplanmamasını önleyen 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 9. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğunu da ileri sürmüşlerdir.

18. Anayasa'ya aykırılık iddiasını ciddi bulmadığı için işin esasını inceleyen İdare Mahkemesi 28/11/2007 tarihinde, yakınlarının öldürülmesi nedeniyle başvurucuların 5233 sayılı Kanun uyarınca tazminat istedikleri, 5233 sayılı Kanun'a göre ödenecek tazminatın hesaplanma yönteminin mevzuatta açıkça gösterildiği, tazminatın genel hükümlere göre hesaplanmasının olanaklı olmadığı ve 5233 sayılı Kanun'un manevi zararları kapsamadığı gerekçesiyle davanın reddine ve 325 TL vekâlet ücretinin başvuruculardan alınarak Bitlis Valiliğine verilmesine karar vermiştir.

19. Başvurucuların temyiz talebini inceleyen Danıştay Onbeşinci Dairesi (Daire) 28/11/2014 tarihinde, temyize konu kararın Zarar Tespit Komisyonunca teklif edilen tutarın ödenmesine engel oluşturmayacağının açık olduğunu ve herhangi bir bozma nedeni bulunmadığını belirterek İdare Mahkemesi kararının davanın reddine ilişkin kısmını onayıp vekâlet ücretine ilişkin kısmını bozmuştur.

20. Başvurucuların karar düzeltme istemini Daire 11/6/2015 tarihinde reddetmiştir.

21. Nihai karar, başvurucu vekiline 3/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

22. 5233 sayılı Kanun’un "Amaç" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir."

23. 5233 sayılı Kanun’un "Kapsam" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.

...”

24. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik "Karşılanacak zararlar" kenar başlıklı 7. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

 “Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır:

...

b) Yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.

..."

25. 5233 sayılı Kanun'un "Yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde yapılacak ödemeler" kenar başlıklı 8. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;

...

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir.

...

Bakanlar Kurulu, nakdî ödemeye esas tutulan gösterge rakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadar indirmeye yetkilidir.

..."

26. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenar başlıklı 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.

..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 17/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının Koruma Yükümlülüğüne İlişkin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

28. Başvurucular, devletin yakınlarının yaşam hakkını korumadığı için öldüğünü belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

29. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17. maddesi, devlete birtakım negatif ve pozitif yükümlülükler yükler. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi vardır. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek gerekli idari tedbirleri almalıdır. Ayrıca devlet anılan yükümlülük kapsamında bireyin yaşamını her türlü tehlike, tehdit ve şiddetten korumalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

30. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda kamu makamlarının makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 53).

31. Somut başvuruda, gerek başvuruya konu edilen ceza soruşturmasıyla ilgili süreçte gerek 5233 sayılı Kanun'a istinaden yapılan başvuruyla ilgili süreçte İ.K.nın ölmeden önce tehdit edildiğine, herhangi bir örgüt veya üçüncü bir şahıs tarafından hedef alındığına dair bir iddia yer almamaktadır. Başvuru formu ve eklerinde de böyle bir husustan şikâyet edilmemiştir. Bir başka ifadeyle başvuruda, İ.K.nın yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğuna ve bu hususun kamu makamlarınca bilindiğine ya da en azından bilinmesi gerektiğine yönelik bir iddia söz konusu değildir. Ayrıca başvurucuların yakının yaşamı için gerçek ve ani risk bulunduğu sonucuna varmaya imkân veren nitelikte unsurlar ne ceza soruşturmasıyla ilgili dosyada ne de 5233 sayılı Kanun'a istinaden yapılan başvuruyla ilgili dava dosyasında bulunmaktadır.

32. Bu tespitler ışığında Anayasa Mahkemesi, başvurucuların yakınlarının yaşamının korunmadığına yönelik iddianın açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmıştır.

33. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir

B. Kasten Öldürme İddiasıyla İlgili Ceza Soruşturmasında Yaşam Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

34. Başvurucular; faillerin hâlen bulunamadığını, 1997 yılında daimî arama kararı verildiğini ve ölüm olayıyla ilgili ceza soruşturmasının açık olduğunu ifade ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

2. Değerlendirme

35. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, yakınlarının kasten öldürüldüğü iddiasıyla yürütülen ceza soruşturmasının etkili yürütülmediğine ilişkindir. Bu nedenle başvurucuların anılan iddiaları yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu kapsamında incelenecektir.

36. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama... hakkına sahiptir."

37. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

38. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olup olmadığı yönünden inceleme yapabilmek için -mutlak surette gerekli olmasa da- yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

39. Bununla birlikte başvurucuların yetkili makamlara müracaat etmelerine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl almışsa başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makul olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli ve şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidirler (Rahil Dink ve diğerleri, § 77)

40. Böyle bir durumda başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunmalıdırlar. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma yürütülmediğinin ne zaman farkına varmaları gerektiği her davanın şartlarına bağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, § 87).

41. Öte yandan soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu, soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunmaları da başvuruculardan beklenmemelidir. Ancak bu hâlde dahi soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuruda bulunmalıdırlar (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, § 88).

42. Somut olayda yaşanan elim hadiseyle ilgili resen soruşturma başlatılmış, ölü muayene işlemi yapılmış, olay yeri incelenmiş ve olay yerinin basit bir krokisi çizilmiş ise de 2/10/1997 tarihinde verilen daimî arama kararından sonra olayın aydınlatılmasına ve faillerin tespitine yönelik herhangi bir soruşturma işleminin yapılıp yapılmadığı tespit edilememiştir. Başvurucular da faillerin hâlen yakalanamadığını ve soruşturma dosyasının açık olduğunu belirterek soruşturmanın etkisizliğine işaret etmişlerdir.

43. Yakınlarının öldürülmesi ile ilgili şikâyetlerini yetkili makamlara iletmede veya soruşturmanın etkisizliğiyle ilgili bireysel başvuru yapmada güçlük çektikleri yönünde herhangi bir iddiaları bulunmayan başvurucuların yaşanan elim olayla ilgili yetkili makamlardan soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı talepte bulunmalarına rağmen isteklerinin yerine getirilmediğine ilişkin bir iddiaları yoktur.

44. Eldeki verilere göre daimî arama karar verilmesinden sonra soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici bir gelişme yaşanmamış ve soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı bir tedbir de alınmamıştır.

45. 1997 yılından sonra olayın aydınlatılmasına ve faillerin tespitine yönelik herhangi bir soruşturma işleminin yapılmaması nedeniyle başvurucuların bireysel başvuruda bulunmak için soruşturmanın sonuçlanmasını beklemelerinin gerekmediğini ve bireysel başvuruların kabul edilmeye başlandığı 23/9/2012 tarihinden sonra başvuru yapma imkânlarının bulunduğunu dikkate alan Anayasa Mahkemesi 26/8/2015 tarihinde yapılan başvurunun süresinde yapılmış bir başvuru olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

46. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Anayasa'ya Aykırılık İddiası ile Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

47. Başvurucular bireysel başvuruya konu yargısal kararlardan öte soyut ve genel olarak 5233 sayılı Kanun'un manevi zararları kapsamamasının ve anılan Kanun'da öngörülen maddi zararları hesaplanma yönteminin Anayasa'ya aykırı olduğunu, Anayasa'nın 19. maddesi uyarınca tazminatların tazminat hukukunun genel ilkelerine ödenmesi gerektiğini, 5233 sayılı Kanun'da öngörülen tazminat miktarlarının sabit olduğunu oysa tazminatın somut olaya göre belirlenmesi gerektiğini, 10/7/2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nda yapılan değişiklik uyarınca savaş, iç savaş, terör, kargaşa ve benzeri olağanüstü koşullara sahip ülkelerde uluslararası taşıma yaparken saldırıya uğrayıp hayatını kaybeden şoför ve beraberindeki Türk vatandaşlarının varislerine daha fazla tazminat ödenmesinin öngörüldüğünü belirterek bu durumun eşitlik ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını öne sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

48. Öncelikle belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 19. maddesinde belirtilen esaslara aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kişilere tazminat hukukunun genel prensiplerine göre tazminat ödenmesiyle ilgili hüküm, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkıyla ilgili olup başvurudaki iddialarla ilgili değildir.

49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

50. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve Sözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, § 33).

51. Somut olayda eşitlik ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülmekte ise de söz konusu ihlal iddiasının hangi temel hak ve özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştiği belirtilmemiştir. Ayrıca eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiası ile diğer Anayasa'ya aykırılık iddialarının Anayasa ve Sözleşme kapsamındaki hak ve hürriyetlerden biri ile bağlantısı bulunmamaktadır.

52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'ya aykırılık iddiası ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucuların İddiaları

53. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları başvurunun makul sürede sonuçlandırılmadığını ileri sürmüşlerdir.

b. Değerlendirme

54. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

55. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

56. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 26-36).

57. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 33-36). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

58. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

59. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucuların İddiaları

60. Başvurucular; somut ve ciddi hukuksal gerekçelere dayanan Anayasa'ya aykırılık iddialarının ve adli yardım taleplerinin gerekçe belirtilmeden reddedildiğini, 5233 sayılı Kanun uyarınca yapılan başvuruların harçtan muaf olmasına rağmen harç istenmesi nedeniyle gerçek zararlarından daha düşük tazminat talep ettiklerini ve bu durumun etkili başvuru yapmalarının önünde engel oluşturduğunu belirterek adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğinden yakınmışlardır.

b. Değerlendirme

61. Başvurucuların iddialarının özü, adli yardım taleplerinin ve Anayasa'ya aykırılık iddialarının gerekçesiz olarak reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkindir. Bu nedenle etkili başvuru hakkı yönünden ayrı bir inceleme yapılmamıştır.

62. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

63. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte sınırlandırmaların hakkın özünü zedeleyecek nitelikte olmaması, meşru bir amaç izlemesi, ölçülü olması ve başvurucuya ağır bir yük getirmemesi gerekir (Serkan Acar,B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).

64. Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Kanun'un 40. maddeleri gereğince itiraz yoluna başvurulabilmesi için Anayasa'ya aykırılık iddiasının davaya bakan mahkemece ciddi bulunması gerekir. Başvuru konusu olayda, başvurucuların bu yöndeki talebi İdare Mahkemesi tarafından değerlendirilmiş; gerekçesi ilgili ve yeterli şekilde açıklanarak ciddi bulunmayan talebin reddine hükmedilmiştir. İdare Mahkemesince takdir yetkisi kapsamında ve belirtilen ilkeler çerçevesinde itiraz yoluna başvurulması yönündeki talebin reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkının engellendiği şeklinde değerlendirilmesi mümkün değildir.

65. Başvurucular adli yardım talebinin gerekçesiz reddedildiğini, harcı ödeyebilmek için gerçek zararlarından daha düşük tazminat talep ettiklerini ileri sürmüşler ise de ihlal iddiasına ilişkin delillerini sunma ve temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülükleri kapsamında adli yardım talep ettiklerine ve bu talebin reddedildiğine dair Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge ibraz etmemişlerdir. Dolayısıyla başvurucular tarafından ileri sürülen mezkûr iddianın temellendirilemediği sonucuna ulaşılmıştır.

66. Açıklanan gerekçelerle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Diğer İhlal İddiaları

a. Başvurucuların İddiaları

67. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun uyarınca başvurulması zorunlu olan Zarar Tespit Komisyonunun beş üyesinin memur olduğunu, Komisyon üyelerinin amirlerinin kararlarının dışına çıkamadıklarını ve bu nedenle anılan başvuru yolunun etkili bir başvuru yolu olmadığını belirterek başvuruya konu yargısal sürecin sonucundan yakınmışlardır.

b. Değerlendirme

68. Başvurucular öz itibarıyla somut herhangi bir gerekçe ortaya koymadan Zarar Tespit Komisyonunun tarafsız olmadığından ve yargılamanın sonucunun adil olmamasından şikâyet etmişlerdir. Başvurucuların iddiaları dile getiriş biçimi ile yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun ihlal edilmediğine ilişkin tespiti (bkz. §§ 29-33) dikkate alan Anayasa Mahkemesi, başvurucuların anılan iddialarının yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır.

69. Başvurucular, Zarar Tespit Komisyonunun beş üyesinin memur olduğuna ve Komisyon üyelerinin amirlerinin kararlarının dışına çıkamadıklarına işaret ederek -dolaylı da olsa- Zarar Tespit Komisyonunun tarafsız olmadığını öne sürmüşlerdir. Ne var ki başvurucuların Zarar Tespit Komisyonu kararına karşı açılan davada görev alan hâkimlerin tarafsızlığıyla ilgili bir iddiaları bulunmamaktadır. Zarar Tespit Komisyonunca verilen kararın, tarafsızlıkları konusunda herhangi bir iddia bulunmayan idari yargı mercilerince hukuki yönden denetlendiği dikkate alındığında başvurucuların iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

70. Objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk ilkesi temel alınarak hazırlanan 5233 sayılı Kanun kapsamında başvuruculara ödenmesine karar verilen tazminatın 5233 sayılı Kanun hükümlerine dayalı olarak Zarar Tespit Komisyonu tarafından Kanun’da belirtilen yönteme göre belirlendiği, 5233 sayılı Kanun'un idarenin eylem ve işleminin sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir kanun olduğu, idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişletmekle birlikte aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece maddi olan kısmının sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlediği, Kanun'da bu zararlardan manevi olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği (AYM, E.2006/79, K.2009/97, 25/6/2009), 5233 sayılı Kanun'da öngörülen başvuru yolunun devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü ihlal ettiği iddiasıyla genel hükümler dairesinde idari yargı mercilerinde maddi ve manevi tazminat istemli dava açma imkânını ortadan kaldırmadığı ve başvurucuların genel hükümler dairesinde süresi içinde dava açmayıp 5233 sayılı Kanun'a istinaden başvuru yaptıkları dikkate alındığında başvurucuların başvuruya konu yargısal sürecin sonucuna yönelik iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruyla ilgili sürece yönelik sair ihlal iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiği iddiasının süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Anayasa'ya aykırılık iddiası ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

4. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruyla ilgili sürece yönelik diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 17/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Aycan Aral ve diğerleri, B. No: 2015/14880, 17/4/2019, § …)
   
Başvuru Adı AYCAN ARAL VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2015/14880
Başvuru Tarihi 26/8/2015
Karar Tarihi 17/4/2019

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen ölüm olayı hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesi ve devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeniyle yaşam hakkının; 27/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde yapılan başvuruda görev yapan Zarar Tespit Komisyonunun tarafsız olmaması, Zarar Tesit Komisyonunca verilen kararın iptali için açılan davada adli yardım talebinin reddedilmesi, makul sürede yargılama yapılmaması ve yargılamanın sonucunun adil olmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının; 5233 sayılı Kanun uyarınca başvuru yapanlara savaş, iç savaş, terör, kargaşa ve benzeri olağanüstü koşullara sahip ülkelerde uluslararası taşıma yaparken saldırıya uğrayıp hayatını kaybeden şoför ve beraberindeki Türk vatandaşlarının varislerine ödenecek tazminatlara nazaran daha az tazminat verilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiaları ile 5233 sayılı Kanun un bazı hükümlerinin Anayasa ya aykırı olduğu savına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Ölüm olayının terör olayları sonucu meydana gelmesi Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Ölüm olayının etkili soruşturulmamasına ilişkin özelleştirilmemiş müdahale iddiaları Süre Aşımı
Kapsam dışı haklar Özelleştirilmemiş kapsam dışı müdahale iddiaları Konu Bakımından Yetkisizlik
Makul sürede yargılanma hakkı Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin özelleştirilmemiş müdahale iddiaları Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Mahkemeye erişim hakkı Mahkemeye erişim hakkına ilişkin özelleştirilmemiş müdahale iddiaları Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Adil yargılanma hakkı (genel) Adil yargılanma hakkına (ceza) ilişkin özelleştirilmemiş müdahale iddiaları Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5233 Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun 1
2
7
8
2577 İdari Yargılama Usulü Kanunu 13
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi Grafik - Web Tasarım | 2020