Bireysel Başvuru Kararları

(Süleyman Akkaya, B. No: 2015/8095, 17/4/2019, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SÜLEYMAN AKKAYA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/8095)

 

Karar Tarihi: 17/4/2019

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Recai AKYEL

Raportör

:

Engin GÜNDÜZ

Başvurucu

:

Süleyman AKKAYA

Vekili

:

Av. Mustafa Sait AKSU

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, askerde kan alma işlemi sonrasında gelişen rahatsızlık dolayısıyla askerliğe elverişsiz hâle gelme nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; mahkeme heyetinde hâkim sınıfından olmayan üyelerin yer alması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/5/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu acemi eğitimini tamamlamak üzere 26/5/2010 tarihinde Manisa/Kırkağaç'taki birliğine katılmıştır. Burada komando olabileceklerin tespiti için 07/6/2010-11/6/2010 tarihleri arasında muayene işlemi yapılmış, bu kapsamda sağ kolundan kan alınan başvurucunun kol ve elinde şişlik, ağrı ve ciltte renk değişimi şikâyetleri ortaya çıkmıştır.

7. Başvurucu 9/6/2010 tarihinde artrit, 23/6/2010 ve 11/7/2010 tarihlerinde trombofilebit, 14/7/2010 tarihinde nörit ve 20/7/2010 tarihinde sağ elde kızarıklık teşhisi ile İzmir Asker Hastanesine sevk edilerek muayene ve tetkikleri yapılmıştır.

8. Başvurucu 15/8/2010 tarihinde Tunceli/Çemişgezek/Akçapınar'daki birliğine katılması sonrasında rahatsızlığını beyan etmesi üzerine Elazığ Asker Hastanesine sevk edilmiş, sağ üst ekstremitede kronik venöz trombozu teşhisi konulmuş ve başvurucuya toplamda üç ay hava değişimi verilmiştir. Başvurucunun rahatsızlığının devam etmesi üzerine bu kez sağ el refleks sempatik distrofi teşhisi ile Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi tarafından 24/2/2011 tarihinden itibaren bir buçuk ay süreli üç ayrı hava değişimi verilmiştir.

9. Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) tarafından sağ el refleks sempatik distrofi sendromu tanısı ile düzenlenen 20/9/2011 tarihli sağlık raporunda başvurucunun askerliğe elverişli olmadığı belirtilmiş ve 28/10/2011 tarihinde terhis edilmiştir.

10. Başvurucu, kan alımı ve sonrasındaki hatalı tıbbi işlemler nedeniyle sağ kolunu kullanamaz hâle geldiği iddiasıyla maddi ve manevi zararlarının tazmini talebiyle Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 29/6/2012 tarihli kararıyla uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle yargı yolu bakımından görevsizlik kararı vermiştir.

11. Başvurucu, olaydan kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının tazmini talebiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. Başvurucu dilekçesinde; askere alınmadan önce yapılan sağlık kontrolünde askerlik yapmaya elverişli olduğunun tespit edildiğini, kolundan kan alındıktan sonra rahatsızlandığını, doktorların bu durumu kan alımı sırasında enfeksiyon kapmış olmasına bağladıklarını, hastanede kapsamlı bir tedavi uygulanmadığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca rahatsızlığın kendi bünyesinden kaynaklanmadığını, tıbbi hata veya askeri eğitim sırasındaki zorlanma nedeniyle meydana geldiğini, her iki hâlde de idarenin tazmin sorumluluğunun bulunduğunu ifade etmiştir.

12. AYİM İkinci Dairesince başvurucunun tüm tetkik ve tedavi belgeleri getirtildikten sonra bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Daire bu kapsamda;

- Başvurucunun askerliğe elverişsiz hâle gelmesine sebep olan algonörodistrofi (Sağ El Reflex Sempatik Distrofi Sendromu) (RSD) rahatsızlığın başvurucuda mevcut bünyesel bir durum ve hastalıktan mı yoksa başka bir sebepten mi kaynaklandığı, bünyesel değilse rahatsızlığın oluşumunda kan alımı esnasında yapılan enjeksiyonun ve askerlik hizmetinin sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı, başvurucunun kan alımı esnasında enfeksiyon kaptığı iddiasının doğru olup olmadığı,

- Rahatsızlık bünyesel bir durum ve hastalıktan kaynaklanmış ise bu durumun tetiklenmesinde, ortaya çıkmasında veya artmasında kan alımı esnasında yapılan enjeksiyonun ve askerlik hizmetinin sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı,

- Rahatsızlığın başvurucu askere alındığında mevcut olup olmadığı, askere alındığında mevcut ise bu durumun askere alma esnasında tespit edilip edilemeyeceği,

- Hizmet kusurunun hizmetin kurulmasındaki ve işleyişindeki eksiklik, aksaklık veya bozuklukları ifade ettiği dikkate alınarak, başvurucunun rahatsızlığıyla ilgili olarak birliğinde ve birlik revirinde yapılan işlemler ile sevk edildiği askerî hastanelerde teşhis ve tedavilerde hata, eksiklik, ihmal, kusur ve gecikme bulunup bulunmadığı, rahatsızlığın daha önce tespit edilmesi durumunda hastalığın gelişiminin önlenip önlenemeyeceği veya sonuçlarının başvurucu yönünden daha az bir hasarla atlatılıp atlatılamayacağı hususlarının belirlenmesine yönelik olarak Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı ile Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalında görevli öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi kurulundan rapor istemiştir.

13. 11/9/2014 tarihli bilirkişi raporunda;

- Hastanın öyküsünde daha önce de sağ el 3. parmağında yara çıktığının bildirildiği, sağ el bileği seviyesinde 4x4 cm'lik hiperemi saptandığı ancak bunun iğne giriş yeri ile ilişkisinden bahsedilmediği,

- Kan alma sırasında hastaların mikrop kaparak tromboflebit olmalarının tıp disiplini içerisinde yer alan genel önlemler ve basit hijyen kurallarına dikkat edildiğinde beklenen bir durum olmadığı, kurallara dikkat edilmediğinde tek bir hastada değil yanlış uygulamanın yapıldığı hastaların çoğunda enfeksiyon ile karşılaşılmasının beklendiği ancak kişisel hassasiyetlere bağlı olarak (kanın hiperkoagülasyon eğilimi, buerger hastalığı, sigara içiciliği vb. nedenler) steril koşullarda iğne girişine bağlı tromboflebit rahatsızlığının çok nadiren de olsa görülebilecek bir durum olduğu, dosya bilgilerine göre hastanın günde yarım paket sigara kullandığı, başlangıçtaki tanı sterilite kurallarına uymamaktan kaynaklanan tromboflebit olsa bile uygun tedavi ile düzelebilecek bir durum olduğu, ayrıca hastanın 12/7/2010 tarihinde yapılan kontrol muayenesinde tromboflebit bulgularının devam etmediği ve herhangi bir sorun olmadığının kaydedildiği, bu tarihlerde yapılan kan tetkiklerinde RF ve ASO değerlerinin normalin üst sınırında bulunduğu ancak aktif enfeksiyon bulgusunun olmadığı,

- Hastanın 4/2/2011 tarihli muayenesinde sağ el bileği ve avuç içinde kaşıntılı eritem ve kontakt dermatit tanıları ile devamlı cilt lezyonu olduğunun kaydedildiği, sağ el RSD rahatsızlığının sıklıkla kırıklar, ezilme gibi ciddi bir travmadan sonra travmanın şiddetinden de bağımsız mekanizma ile ortaya çıkan bir hastalık olduğu, kan alma işlemi sonrasında beklenen bir komplikasyon olmadığı, enfeksiyon kaynaklı olmayan tromboflebitlerin de doku yanıtı ile ilgili bir durum olup sıklıkla uygulamanın yapılışı ile ilişkilendirilmediği,

- Sonuç olarak, kronik tromboflebitin bünyenin özelliklerinden kaynaklanan nedenlerle görülebildiği, başlatan nedenlerin çok çeşitli olabildiği, hastada kan almayla venöz tromboflebit gelişiminin hiperkoagulasyona da bağlı olabileceği, bu süreçte tanı ve tedavinin uygun şekilde yapıldığı ve hastanın venöz trombozunun düzeldiği, RSD bünye özelliklerinin, hatta kişinin ruhsal durumunun bile etkisinin olduğu seyri iyi bilinen, pek çok başlatıcı nedene bağlı olabilen, tedavinin çok iyi bilinmediği bir hastalık grubu olduğu, hastanın önceki tromboflebitinin RSD'ye yol açtığına dair bir kanıt olmadığı, bu nedenlerle hastanın mağduriyetinin başlangıçta yapılan tetkikten kaynaklanmadığı, süreçte uygun tedavilerin yapıldığı, sorunun bünye özelliklerinden kaynaklandığı belirtilmiştir.

14. Başvurucu tebliğ edilen bilirkişi raporuna karşı beyanlarını sunmuştur. Bu kapsamda, raporda muğlak ve çelişkili ifadelerin yer aldığını, şikâyetlerinin başlangıcı olan ve venöz trombozuna yol açan hatalı kan alma işleminin RSD'yi tetiklediğini, bünyesel yatkınlığı olsa bile kendi kusuru olmaksızın askerî hizmet sırasında yapılan müdahale sonrasında gelişen bir sekel ile malul olması nedeniyle idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince tazmin sorumluluğunun bulunduğunu ifade etmiştir.

15. AYİM 19/11/2014 tarihli kararıyla davanın reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinde; bilirkişi raporuna atıfla rahatsızlığın başvurucuda mevcut olan bünyesel durum ve hastalıktan kaynaklandığı, hastalığın ortaya çıkmasında ve tetiklenmesinde askerlik görevinin özellikle de kan alımının sebep ve tesirinin, başvurucuya uygulanan teşhis ve tedavilerde hata ya da gecikmenin bulunmadığı, dolayısıyla idarenin meydana gelen zararı tazminle sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir.

16. Karara muhalif kalan Daire üyesinin görüşü ise şöyledir:

"... Bu durumda her ne kadar davacının askerliğe elverişsiz hale gelmesine sebep olan refleks sempatik distrofi rahatsızlığı ile davacıdan kan alımı dolayısıyla askerlik hizmeti arasında doğrudan bir illiyet bağı bulunmamakla birlikte, bu rahatsızlığı davacının komando muayeneleri sebebiyle kan alımı sonucunda oluşan trombofilebit rahatsızlığının tetiklediği, bu sebeple oluşan zararla askerlik hizmeti arasında uygun illiyet bağının bulunduğu, dolayısıyla oluşan zararın davacının bünyesel yatkınlığı da dikkate alınarak kusursuz sorumluluk kuramı gereğince davalı idare tarafından karşılanması gerektiği kanaatinde olduğumdan ..."

17. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 25/3/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

18. Nihai karar 14/4/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

19. Başvurucu 14/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun "İdari davalar ve yargı yetkisinin sınırı" kenar başlıklı 21. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır..."

B. Uluslararası Hukuk

21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013).

23. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 89; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49).

24. AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda, ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010).

25. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, § 119, Yardımcı/Türkiye, § 59).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 17/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu; hukukçu üyelerin itirazlarına rağmen bir başkan ve hukukçu olmayan iki kurmay üyeden oluşan salt çoğunluğun kararıyla davasının reddedildiğini, bu nedenle mahkemeye erişim hakkının kısıtlandığını ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiası, adil yargılanma hakkı kapsamında bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.

29. AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı iddiaları, daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesince bu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmiştir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29; S.Ç., B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 26; Salih Karakoç, 2013/2954, 19/12/2013, § 49). Somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu; sağlıklı ve askerlik yapmaya elverişli olarak birliğine katıldığını, kan alma işlemiyle başlayan süreç sonunda kolunu kullanamaz hâle geldiğini, bu durumun tıbbi hatadan ya da askerliğin zor bir görev olmasından kaynaklandığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia ve yeniden yargılama yapılmasını talep etmiştir.

2. Değerlendirme

31. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, ..., maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

32. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

34. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.

35. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelemiştir (Melahat Sönmez, B. No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim, B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).

36. Anılan kararlar doğrultusunda başvurucunun tıbbi ihmale dayalı şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

38. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

39. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 49). Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

40. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet Acartürk,§ 51).

41. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).

42. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).

43. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015 § 44).

44. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere dayandırılmalıdır (Murat Atılgan, § 45).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

45. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay, devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.

46. AYİM, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaları da dikkate alarak meydana gelen rahatsızlığın sebeplerini ortaya koymak amacıyla çok yönlü bir araştırma yapmıştır. Bu kapsamda başvurucuya ait tıbbi kayıt ve belgeleri temin ederek ve detaylı sorular yönelterek konunun uzmanlarından oluşan bilirkişi kuruluna inceleme yaptırmıştır.

47. Kurul; hastalığın sebeplerine ve tedavi sürecine yönelik aşamalı ve ayrıntılı bir inceleme sonunda tromboflebit gelişimini başlatan nedenlerin çok çeşitli olabildiği, rahatsızlığın uygun tedavi ile düzeldiği, nitekim başvurucunun venöz trombozunun düzeldiği, ayrıca kan tetkiklerinde enfeksiyon bulgusuna rastlanmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Raporda RSD hastalığının kırık ve ezilme gibi ciddi travma sonrası, travmanın şiddetinden de bağımsız mekanizma ile ortaya çıkan bir hastalık olduğu, bünye özelliklerinin hatta kişinin ruhsal durumunun bile hastalık üzerinde etkisinin olduğu, pek çok başlatıcı nedene bağlı olabilen, tedavisinin çok iyi bilinmediği bir hastalık grubu olduğu belirtilerek başvurucuda görülen tromboflebitin RSD'ye yol açtığına dair bir kanıt olmadığı tespit edilmiştir. Kurul sonuç olarak hastanın mağduriyetinin başlangıçta yapılan tetkikten kaynaklanmadığı, süreçte uygun tedavilerin yapıldığı, sigara kullanımı, yara, kaşıntı ve cilt lezyonu şeklindeki hasta öyküsü de dikkate alındığında sorunun bünye özelliklerinden kaynaklandığı yönünde görüş bildirmiştir.

48. AYİM bilirkişi raporunda belirtilen tıbbi kanaat doğrultusunda yaptığı değerlendirmede, hastalığın ortaya çıkmasında ve tetiklenmesinde askerlik görevinin özellikle de kan alımının sebep ve tesirinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

49. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbi ihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınan uzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerek başvurucunun iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığı görülmektedir.

50. Yargılama sürecinde bir avukat tarafından temsil edilen başvurucunun bilirkişi raporuna ve kararlara karşı kanuni yollara başvurabildiği ve bu surette meşru çıkarlarının korunması için söz konusu davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımının sağlandığı, dava dosyasını inceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildiği, toplanan delillerden haberdar edildiği anlaşılmaktadır.

51. Sonuç olarak başvurucunun ileri sürdüğü iddialar hakkında alınan bilirkişi raporuna dayanılarak verilen derece mahkemesi kararı, konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe içermektedir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan iddiaların derece mahkemelerince Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği özen ve derinlikte incelendiği anlaşılmaktadır. Somut olay bakımından kamu makamlarının, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğinden söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

52. Başvurucu olayda, idarenin kusursuz sorumluluğunu da ileri sürmüştür. Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında inceleme yapılabilmesi için devlete ait bir yükümlülüğün yerine getirilmediğinin ileri sürülmesi gerekir. Bir başka deyişle devlete, işlem ve eylemlerinden veyahut eylemsizliğinden dolayı bir kusur atfedilmesi zorunludur. Bu nedenle başvurucunun yükümlülükler bağlamında dile getirdiği iddiaları Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında incelenmiş, kusur şartının aranmadığı sorumluluk türü olan kusursuz sorumluluk iddiası ise anılan madde yönünden incelenmemiştir.

53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Süleyman Akkaya, B. No: 2015/8095, 17/4/2019, § …)
   
Başvuru Adı SÜLEYMAN AKKAYA
Başvuru No 2015/8095
Başvuru Tarihi 14/5/2015
Karar Tarihi 17/4/2019

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, askerde kan alma işlemi sonrasında gelişen rahatsızlık dolayısıyla askerliğe elverişsiz hâle gelme nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; mahkeme heyetinde hâkim sınıfından olmayan üyelerin yer alması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı Fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yönelik askerde tıbbi ihmal nedeniyle ortaya çıkan özelleştirilmemiş müdahale iddiaları İhlal Olmadığı
Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkına ilişkin özelleştirilmemiş müdahale iddiaları Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 1602 Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu 21
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi Grafik - Web Tasarım | 2020