logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Mustafa Onuk, B. No: 2016/21484, 9/7/2020, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MUSTAFA ONUK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/21484)

 

Karar Tarihi: 9/7/2020

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Recai AKYEL

 

 

Basri BAĞCI

Raportör

:

Fatih HATİPOĞLU

Başvurucu

:

Mustafa ONUK

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından bu kararda incelenen şikâyet haricindeki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, bu şikâyet yönünden ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

10. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 16/7/2016 tarihli kararı ile İstanbul Anadolu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta olan başvurucunun görevinden uzaklaştırılmasına ve 24/8/2016 tarihli kararı ile de meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Anılan karar başvurucunun yeniden inceleme talebinin reddedilmesiyle birlikte 29/11/2016 tarihinde kesinleşmiştir.

11. HSYK'nın suç duyurusu üzerine İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

12. Başvurucunun ifadesi 21/7/2016 tarihinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığında alınmıştır. Başvurucu ifadesinde özetle orta öğrenimini devlet okullarında tamamladığını, üniversiteye hazırlık kursunu İzmir'de FETÖ/PDY ile bağlantısı olmayan bir dershanede aldığını, meslek sınavına hazırlanırken herhangi bir kursa gitmediğini ve staj döneminde örgüt evlerinde kalmadığını ifade etmiştir. Başvurucu 2003 yılında FETÖ/PDY ile bağlantısı olmayan bir Bakanlık bürokratının teklifi ile Bakanlık tetkik hâkimi olarak görevlendirildiğini, sonrasında İşyurtları Daire Başkanlığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü (vekâleten) görevlerinde bulunduğunu, daha sonra Yargıtay Cumhuriyet savcısı olarak atandığını, en son atandığı İstanbul Anadolu Cumhuriyet savcılığı görevini yaparken 15 Temmuz darbe teşebbüsünün yaşandığını, darbeye teşebbüsün yaşandığı gece yıllık iznini geçirmek üzere İzmir'de bulunduğunu, darbeyle ilgili olarak kendisine herhangi bir şekilde bilgi gelmediğini ve hayatının hiçbir döneminde FETÖ/PDY ile bağlantısının olmadığını beyan ederek suçlamayı kabul etmemiştir.

13. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuyu anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanması istemiyle 21/7/2016 tarihinde İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

14. İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihte başvurucunun sorgusunu yapmıştır. Başvurucu sorgudaki ifadesinde de Savcılıktaki savunmasına benzer şekilde beyanda bulunmuş ve suçlamaları kabul etmemiştir.

15. İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs suçlarından dolayı yürütülen soruşturmada HSYK'nın şüpheliler aleyhinde vermiş olduğu 16/7/2016 tarihli açığa alma kararı ve bu karar neticesinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yazılan aynı tarihli müzekkere dikkate alındığında şüpheliler aleyhinde kuvvetli suç şüphesi olarak kabul edilebilecek somut deliller bulunduğu, 2802 sayılı yasanın 5/3. maddesine göre HSYK'nın Hakim ve Savcılar üzerinde gözetim ve denetim hakkının bulunduğu bu kapsamda Hakim ve Savcılar ile ilgili tüm bilgi ve belgelerin HSYK'da toplandığı HSYK'nın uzun süredir Fetullahçı Terör Örgütü olarak bilinen Paralel Devlet Yapılanmasının Yargı Teşkilatını oluşturduğu iddia olunan Hakim ve Savcılarla ilgili olarak esaslı bir çalışma yaptığının malum olduğu, 15/7/2016 günü paralel devlet yapılanmasının askeri gücü tarafından gerçekleştirildiği iddia olunan suç konusu eylem nedeniyle HSYK'nın bu yapılanmasını yargı organını oluşturan Hakim Savcılarla ilgili açığa alma kararı verdiği, söz konusu karar, bu aşamada kesin ve bağlayıcı olmasa da soruşturma aşamasında şüpheye dayalı olarak tedbir niteliğinde karar verici makam olarak Hakimliğimizce kuvvetli suç şüphesi olarak kabul edilebilecek somut bir delil olduğu ... tüm kurumlara yerleşmiş olan üyeler tarafından 15 Temmuz 2016 tarihinde hareket edildiğine ilişkin verilerin bulunması, HTS raporları, imajlar, aramalar neticesinde elde edilen deliller üzerinde yapılan incelemelerin tamamlanmamış oluşu, aynı şekilde önceki HSYK seçimlerinden önce seçim çalışması için rapor alıp almadıklarının henüz tespit edilmemiş oluşu, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen Silahlı Darbe eyleminin 2802 sayılı Kanunun 88. maddesi gereğince ağır cezalık suç ve darbeye teşebbüs niteliğindeki suçüstü hali olabileceği, HSYK 2. Dairesi'nin 16/7/2016 tarihli 40 gündem numaralı, 36 tutanak ve sayfa 1/109 nolu 2016/4 Tedbir esas nolu kararının gerekçesinde 'Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişliği'nin 16 Temmuz 2016 tarihli ve 37007-282-07/16-1 sayılı HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın 16/7/2016 tarihli bildiriminin gerekçesinin henüz dosyaya girmemiş oluşu, 2745 kişinin FETÖ/PDY yapılanmasına ilişkin somut bilgilerin bu aşamada dosya içinde bulunmadığı, idarenin iş ve işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğuna güven duyulması gerektiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milletinin açık bir saldırıyla karşı karşıya olması nedeniyle de bu şüphelilerin bu aşamada tedbir mahiyetinde tutuklanmalarında hukuki yarar olduğu, bu itibarla, yaşanılan olayın vehametide dikkate alındığında hakimliğimizde oluşan şüphenin haklı ve makul olduğu, şüphelilere yüklenen suçun kapsamı ve içeriği ile verilmesi muhtemel ceza miktarının yüksekliğine binaen, şüphelilerin, kaçma ve delilleri karartma şüphesi altında oldukları, daha önceki birçok Cumhuriyet Savcılıklarınca yapılan soruşturmalarda sivil ya da kamu görevlisi birçok şahsın yurtdışına kaçtığı, 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. Maddesi aracılığıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesinde belirlenen özgürlüğün kısıtlanmasını gerektirir kriterlerin bu aşamada mevcut olduğu CMK'nın 100/3-a. maddesine istinaden somut olarak varsayıldığı kanaatine varılmakla şüpheliler ... Mustafa Onuk'un üzerlerine atılı suçlardan... tutuklanmalarına ... karar verildi."

16. Başvurucunun tutuklama kararına yaptığı itiraz, İstanbul Anadolu 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 4/8/2016 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

17. Başvurucu, anılan kararı 8/8/2016 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir.

18. Başvurucu 5/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

19. Soruşturma dosyası yetkisizlik kararı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 3/8/2017 tarihli iddianame ile başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve terör örgütüne üye olma suçlarından cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır.

20. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY'nin yapılanmasına ve faaliyetlerine ilişkin açıklamalar yapılmış, sonrasında başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir. Başsavcılık, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer almak suretiyle üzerine atılı suçları işlediğini iddia etmiştir. İddianamede, suçlamaya esas alınan olgular özetle şöyledir:

i. HSYK'nın başvurucuyu meslekten çıkardığı ve söz konusu kararın kesinleştiği belirtilmiştir. Bu bağlamda Küçükçekmece Cumhuriyet savcısı olan M.G.nin 26/7/2016 tarihli ifadesinde başvurucunun örgüt bağlantısına dair beyanlarının bulunduğu ve başvurucunun eşinin ByLock kullanıcısı olduğu bilgilerine yer verilmiştir.

ii. Başvurucuya yöneltilen suçlamaya dayanak olarak gösterilen FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan haklarında soruşturma yürütülen bir kısım şüphelinin ifadesine ve tanık ifadelerine yer verilmiştir. Bu bağlamda;

- M.K.Ö.nün 28/10/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, 1997 yılında Çemişgezek ilçesine atandığında tanıştığı Cumhuriyet savcısı olan İ.H.Ş.nin kendisini cemaat sohbetlerine götürdüğünü, Sivrice Cumhuriyet savcısı olan başvurucunun da sohbetlere katıldığını ve birlikte Fetullah Gülen kasetlerini izlediklerini, yine Adalet Bakanlığında görev yaptığı dönemlerde başvurucunun da sohbetlere katıldığını ve sohbet grubu abiliği yaptığını beyan ettiği belirtilmiştir.

- M.G.nin 26/7/2016 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığında alındığı belirtilen ifadesinde, Hâkim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezinde eğitim gördüğü dönemde başvurucunun FETÖ/PDY'ye yakın kişilerden olduğunu beyan ettiği belirtilmiştir.

- Ş.Ş.nin 25/8/2016 tarihinde Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, 1996 yılı Ocak ayında Hâkim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezinde staj yaptığı sırada başvurucunun FETÖ/PDY mensubu olduğunu beyan ettiği belirtilmiştir.

- D.K.nın 16/11/2016 tarihinde Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, Diyarbakır Başsavcılığından İzmir Başsavcılığına atandıktan sonra tanıştığı ve örgüt yapılanmasının içinde olduğunu bildiği kişiler arasında o tarihte Ceza Tevkifevleri genel müdür vekili olan başvurucunun da bulunduğunu beyan ettiği belirtilmiştir.

- İ.O.nun 26/12/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, başvurucuyu Adalet Bakanlığında tetkik hâkimi olarak görevlendirildiğinden beri tanıdığını, İşyurtları Daire Başkanlığına atanmasında FETÖ/PDY'nin etkin olduğunu düşündüğünü beyan ettiği belirtilmiştir.

-Tanık A.Ş.nin 10/1/2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, başvurucunun örgüt mensubu olduğunu beyan ettiği belirtilmiştir.

- Tanık B.E.nin 2/12/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, 2012 yılına kadar yaptığı gözlemlere dayanarak örgüt içinde önde gelen ve aktif olduğunu düşündüğü isimler arasında başvurucunun da bulunduğunu beyan ettiği belirtilmiştir.

- Gizli tanık Şahin'in 17/8/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, hukuk fakültesinde eğitim gördüğü sırada örgüte ait evlerde kaldığını, o tarihlerde tanıştığı başvurucunun kendisini "Muzaffer" ismiyle tanıttığını ve "bölge abisi" olduğunu beyan ettiği belirtilmiştir.

21. İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 16/8/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve Mahkemenin E.2017/128 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

22. Mahkeme 7/12/2017 tarihinde yaptığı ilk duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Mahkeme; duruşma sonunda başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu yönünden tahliyesine, terör örgütüne üye olma suçundan tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

23. Mahkeme 20/2/2018 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan tahliyesine ve hakkında yurt dışına çıkmama şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermiştir.

24. Mahkeme yargılama aşamasında bir kısım tanığın ifadesinin alınması için talimat yazmıştır. Bu bağlamda tanıklar B.E. ve M.K.Ö.nün Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesinde 3/11/2017 tarihinde ifadeleri alınmıştır.

- Tanık B.E.nin ifadesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Ben 1996-2010 yılları arasında Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde Tetkik hakimliğinden başlayarak Personel Genel Müdürlüğüne kadar bütün görevlerde çalıştım, 2010 yılında HSYK üyesi oldum, 2011 yılı Ekim ayında Müsteşar olarak tekrar Bakanlığına döndüm, bendeki Bakanlık kayıtlara göre Mustafa Onuk 2013 yılında Bakanlığa gelmiş, kendisi Bakanlığa geldikten sonra uzun süre ceza ve tevkif evleri genel müdürlüğünde çalıştı diye hatırlıyorum, ben müsteşar olarak Bakanlığa döndüğümde kendisi sanıyorum İşyurtları kurumunda çalışıyordu. Önce işyurtları kurumu başkanı oldu. Daha sonra da o dönem müsteşar yardımcısı olan S.M.nin önerisiyle CTE genel müdürlüğü yürütmek üzere vekaleten görevlendirildi. Ayrıca Mustafa Onuk ile Yaşamkentte bulunan Sedef Evler sitesinde aynı lojmanda ve aynı blokta oturuyorduk. Kendisiyle ailecek bir görüşmemiz olmamakla birlikte sanığın alt katlarda bir dairede oturduğunu biliyorum. Müsteşar olduktan sonra da kendisi İşyurtları kurumunu temsilen toplantılara katıldığından kendisini yakınen tanıma imkanım oldu. Benim gözlem ve tespitlerime göre Mustafa Onuk o zamanki adıyla cemaat diye bilinen daha sonra paralel yapı vs. diye isimlendirilen yapıya mensup olduğunu düşündüğüm bir kişidir. Bakanlıktaki birlikte olduğu, birlikte hareket ettiği kişiler hep bu yapıya mensup olduğu kişilerdir. Uzun süre çalışmış olduğu İşyurtları kurumunda ve CTE genel müdürlüğünde tercih ettiği ve önerdiği Hakim ve Savcıların da genelde bu yapıya mensup olduğu anlaşılmıştır. Özellikle CTE genel müdürü olarak çalıştığı dönemde o sırada kamu oyunda Ergenekon ve Balyoz davalarının sanıkları olarak bilinen tutuklu asker şahıslarla ilgili sıkıntılar yaşandı. Ergenekon ve Balyoz davalarının bazı sanıklarının çok ağır hastalıklarının olmasına rağmen ve özellikle Orgeneral E.S.un hastaneye sevk işlemleri sürekli sıkıntı çıkarırdı. Bu konuda Bakan beyin ve benim yakın takiplerimize rağmen kamu oyununa yansıyan şikayetlerin giderilmesi konusunda fazla bir mesafe alamadık, bunun üzerine Mustafa Onuk'un CTE genel müdürlüğü görevi üzerinden alınarak Eğitim Dairesi Başkanlığında görevlendirildi. Biz o zaman bu konuda bir çözüm bulunamamasını bu yapı mensuplarının bu davalara ve sanıklarına yönelik ön yargılı ve taraflı tutumlarından kaynaklandığını düşünmüştük.

2014 HSYK seçimlerinin yaklaşması nedeniyle 2013 yılının Mart-Nisan aylarından itibaren Bakanlıkta bir çalışma başlatmıştık, yargıda birlik grubu adı altında bir araya gelmek suretiyle bu yapı mensuplarına karşı bir çalışma yürüttük, 2013 yılının Ağustos ayından itibaren de bakanlıktan personel, ceza işleri, hukuk işlerinden 5-6 arkadaş Ankara Adliyesinden HSYK'dan 3-4 arkadaş olmak üzere 10-12 kişiyle her ay düzenli toplantılar yaptık, bu toplantılardan aldığımız ilk kararlardan biriside bu seçimlerde başarılı olmak istiyorsak, bu yapı mensuplarını tanımaz gerektiği hususuydu, bu nedenle hem Bakanlıkta hem de taşra teşkilatında bu yapı mensuplarını tespit etmeye yönelik bir faaliyet başlattık, ben görevden ayrılmadan önce bu çalışmanın Bakanlık ayağıyla idari yargı bölümü ve Yargıtay ile Danıştay üyelerine ilişkin kısmı tamamlanmış ve bana teslim edilmişti. Esasen Yargıtay ve Danıştay üyelerine ilişkin kısmı bizzat kendim yürüttüm, bu çalışma sırasında sanık Mustafa Onuk bu yapıya mensup kişiler arasında gösterilmiştir. Ben bu listeyi de Ankara Başsavcılığına daha önce vermiştim, ayrıca o çalışmalar sırasında bana şifaen söylenen bilgiler ve gözlemlere göre Bakanlıkta bu yapıyı koordine eden isimlerden biriside Mustafa Onuk'tu. Bu kişiye gelen giden kişilerden ve bu kişinin bu kişiye karşı gösterilen tavırlardan birimdeki Hakim ve Savcıları seçerken özellikle bu yapıya mensup olanları tercih etmesinden bu çalışmayı yürüten arkadaşlar ve şahsım böyle bir sonuç çıkarmıştık, ama tam olarak bu yapı içindeki konumunu ve görevini bilemiyoruz, ancak bu yapı içinde aktif ve önemli şahıslardan biri olduğunu gözlemlemiştik, sanıyorum, irtibatları ve görüşmeleri tarandığında bu hususu teyit eden hususlara rastlanacaktır."

- Tanık M.K.Ö.nün ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık Mustafa Onuk'u tanırım, kendisi ben Çemişgezek'e 1997 yılında hakim olarak atandığımda, kendisi de 1998 yılında oraya atandı. Yine İ.H.Ş.te orada Cumhuriyet savcısı olarak çalışıyordu. Fettullah Gülen cemaati sohbet toplantılarına ben ve sanık Mustafa Onuk'da katılırdı. Fettullah Gülenin konuşmalarını içeren kasetlerini ara ara izlerdik, ben Adalet Bakanlığında göreve başladığımda Mustafa Onuk'da sanırım İşyurtları Daire Başkanlığında çalışıyordu. Sohbet abiliğini bize yapardı. Yaptığımız iş gereği sürekli toplanma durumumuzda olmadı, herkes yoğun bir şekilde çalışıyordu. Ben Mustafa Onuk'u tanıdığım süre içerisinde vatanına, milletine hizmet etmeye çalışan vatansever biri olarak bilirim. Bu sohbet toplantılarını da Allah rızası için yaptığını düşünüyorum."

25. Mahkeme 21/11/2019 tarihli duruşmada gizli tanık Şahini dinlemiştir. Gizli tanık Şahinin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir.

"Okumuş olduğunuz ifadeler bana ait değildir, tekrar söylemem gerekirse Mustafa Onuk isimli şahsı tanımıyorum, ben 1989-1993 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okudum, belirttiğiniz dönemde İstanbul ilinde bulunmadım, ben halen Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmaktayım, geçmişte meslekten istifa gibi bir durum söz konusu olmadı, daha önce sağlık memurluğu da yapmadım, [R.G.] isminde bir şahsı da tanımam, ben 1998 yılı Ocak ayında kura sonucu mesleğe başladım, hakimlik savcılık sınavına 1995 yılında girmiştim."

26. Mahkeme Şahin isminde başka bir gizli tanık bulunup bulunmadığının araştırılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazmıştır.

27. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

28. İlgili hukuk için bkz. Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 9/7/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu; mesleği nedeniyle sahip olduğu güvencelere uyulmadan, somut bir delil olmaksızın ve gerekçesiz bir kararla tutuklanmasına karar verildiğini, tutuklama kararında tutuklama nedenlerinin somut gerekçelerle açıklanmadığını, kaçma şüphesinin olmadığını, tüm bu nedenlerle tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde, Yargıtayın yerleşik içtihatlarına atıf yapılarak terör örgütüne üye olma suçunun mütemadi suçlardan olduğuna, dolayısıyla somut olayda suçüstü hâlinin bulunduğuna ve bu itibarla başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının mevcut olduğuna değinilmiş; tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesinin ortaya konulduğu ileri sürülerek tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın özel koşulları ile İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından verilen kararların içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği belirtilmiştir.

32. Bakanlık görüşünde ayrıca soruşturma konusu suç için öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de gözönünde tutulduğunda başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının keyfî olduğunun savunulamayacağı ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar dikkate alınarak başvurucunun tutuklanmasında herhangi bir keyfiyetin bulunmadığı hususuna vurgu yapılmış ve tutuklamanın hukuki olmadığına dair şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği ifade edilmiştir.

33. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundakine benzer iddialarda bulunmuştur.

B. Değerlendirme

34. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

35. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

36. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

37. Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Uygulanabilirlik Yönünden

38. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

39. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Genel İlkeler

40. Genel ilkeler için bkz. Mustafa Özterzi, §§ 85-90; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

41. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

42. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

43. Diğer taraftan başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda -hâkimlerle ilgili- öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin, yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.

44. Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan kararında ilgili Kanunlar çerçevesinde konuyu etraflıca değerlendirmiş ve Yargıtay içtihatlarına da değinerek terör örgütüne üye olma suçunun kişisel bir suç olduğunu, Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için izin şartı bulunmadığını belirterek Vergi Mahkemesi üyesi (hâkim) olan başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna varmıştır (ayrıntı için bkz. Yıldırım Turan [GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020, §§ 102-147).

45. Somut olayda anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

46. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

47. İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında; 15 Temmuz 2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yapan ve FETÖ/PDY mensubu olan bir kısım askerin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine ve Cumhurbaşkanı'na yönelik darbe girişiminde bulunduklarına, HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığının 16/7/2016 tarihinde bir kısım adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcısının darbe girişiminde bulunan terör örgütü FETÖ/PDY'nin mensubu olduklarına dair kuvvetli şüphelerin bulunduğu ve darbeye teşebbüs eden askerler ile fikir ve eylem birliği içinde oldukları değerlendirmesiyle başvurucunun da aralarında bulunduğu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevden uzaklaştırılmalarına karar verildiğine değinildikten sonra 15 Temmuz darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY'nin yargı içindeki örgütlenmesine (ayrıntılı bilgi için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 30) ilişkin bazı açıklamalar yapılmıştır. Bu bağlamda tutuklama kararında, HSYK'nın başvurucuyu darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY ile bağlantısı olması nedeniyle açığa alma kararına özellikle vurgu yapılarak başvurucunun da 15 Temmuz darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY'nin üyesi olduğuna dair kuvvetli şüphelerin bulunduğu belirtilmiş ve başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğu sonucuna varılmıştır (bkz.§ 15).

48. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihraç edilmesi ve bir kısım tanığın beyanı dayanak gösterilerek başvurucunun üniversite öğrencisi olduğu dönemden itibaren örgüt toplantılarına katıldığı ve 15 Temmuz darbe teşebbüsünün yaşandığı tarihe kadar örgütle bağlantısının devam ettiği belirtilerek örgüt hiyerarşisi içinde yer aldığı ileri sürülmüştür (bkz. § 20).

49. Bu kapsamda tanık M.K.Ö.nün 1997 yılında Çemişgezek'te ve Adalet Bakanlığında görev yaptığı dönemlerde başvurucunun da sohbetlere katıldığını ve grup abiliği yaptığını, tanık M.G.nin Ankara'daki Eğitim Merkezinde eğitim gördüğü dönemde okuldan tanıdığı olan başvurucunun FETÖ/PDY'ye yakın kişilerden olduğunu, tanık Ş.Ş.nin 1996 yılı Ocak ayında Hâkim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezinde staj yaptığı sırada başvurucunun FETÖ/PDY mensubu olduğunu, tanık D.K.nın İzmir Başsavcılığına atandıktan sonra tanıştığı ve örgüt yapılanmasının içinde olduğunu bildiği kişiler arasında o tarihte Ceza Tevkifevleri Genel Müdür vekili olan başvurucunun da bulunduğunu, tanık İ.O.nun başvurucunun İşyurtları Daire Başkanlığına atanmasında FETÖ/PDY'nin etkin olduğunu düşündüğünü, tanık A.Ş.nin başvurucunun örgüt mensubu olduğunu, tanık B.E.nin yaptığı gözlemlere dayanarak örgüt içinde önde gelen ve aktif olduğunu düşündüğü isimler arasında başvurucunun da bulunduğunu beyan ettikleri belirtilmiştir (bkz. § 20).

50. Anayasa Mahkemesi Selçuk Özdemir kararında ve sonrasında verdiği birçok kararda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının bulunduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik somut olgular içeren anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75, benzer nitelikteki tanık beyanlarının kuvvetli belirti olarak kabul edildiği diğer kararlar arasından bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52, Recep Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018, § 43).

51. Anayasa Mahkemesi ayrıca kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olmasının mutlaka gerekli olmadığını zira tutukluluğun amacının, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmek olduğunu, buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerektiğini belirtmiştir (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,4/12/2013, § 73; Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4 /12/ 2013, § 71).

52. Soruşturma makamlarınca örgütün yapısı, faaliyetleri ve çalışma usulü ile tanık olarak dinlenen kişilerin yargı içindeki konumu da dikkate alınarak başvurucunun yakın zamanda örgüt ile bağlantısının olduğuna dair beyanlar içeren tanık ifadelerinin tutuklamanın hukukiliği bağlamında başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı bir suç işlediğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

53. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı edilmemelidir.

54. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir, § 78).

55. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması bu yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler için Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79).

56. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 32; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

57. Somut olayda İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne üye olma suçunun vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına, suça ilişkin olarak Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına, delillerin toplanmamış olmasına ve kaçma şüphesine dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 15).

58. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

59. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

60. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

61. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olmadığı sonucuna varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

62. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığı söylenemeyecektir.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

64. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19. maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 9/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Mustafa Onuk, B. No: 2016/21484, 9/7/2020, § …)
   
Başvuru Adı MUSTAFA ONUK
Başvuru No 2016/21484
Başvuru Tarihi 5/9/2016
Karar Tarihi 9/7/2020

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Suç isnadı (tutukluluğun hukuki olmadığı) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 2
100
101
161
5237 Türk Ceza Kanunu 314
3713 Terörle Mücadele Kanunu 1
2
3
5
5235 Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun 10
12
2802 Hakimler ve Savcılar Kanunu 94
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi