logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(N.Y., B. No: 2016/21840, 30/6/2020, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

N.Y. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/21840)

 

Karar Tarihi: 30/6/2020

 

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Recai AKYEL

Raportör

:

Sinan ARMAĞAN

Başvurucu

:

N.Y.

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluk ve tutukluluğa itiraz kararlarının hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, sağlık durumuna rağmen ceza infaz kurumunda tutma nedeniyle kötü muamele yasağının, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararında yer alan ifadeler nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/10/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Başvurucu, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 73. maddesi uyarınca tutukluluk hâlinin sonlandırılarak tedbiren tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.

5. Komisyonca tedbir talebinin ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. 14/10/2016 tarihinde Isparta E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan müzekkerelere verilen cevaplar sonrasında İkinci Bölüm tarafından 27/10/2016 tarihinde -başvurucunun ceza infaz kurumunda tutulmasının yaşamına, maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik bir tehlike oluşturmadığı gerekçesiyle- tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

10. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde (E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.

11. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan, başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).

B. Başvuruya İlişkin Süreç

12. Isparta Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan başvurucu hakkında 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra -Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararıyla görevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazı üzerine- Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY'nin hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

13. HSYK İkinci Dairesi 16/7/2016 tarihinde başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına, 24/8/2016 tarihinde ise meslekten ihraç edilmesine karar vermiştir.

14. Başvurucu, Isparta Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla 17/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

15. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde Başsavcılıkta ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. İfade alma işlemi sırasında başvurucuya FETÖ/PDY ile bağlantısı olup olmadığını aydınlatmaya yönelik sorular yöneltilmiştir.

16. Başvurucu ifadesinde özetle söz konusu örgütle kendisinin veya ailesinin bağlantısının bulunmadığını, hiçbir zaman bu yapıyla birlikte hareket etmediğini, hakkında soruşturma açılmasının hukuka aykırı olduğunu beyan etmiştir.

17. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanması istemiyle yedi kişiyle birlikte Isparta Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk edilmiştir. Aynı gün yapılan sorgu işlemi, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınmıştır. Başvurucu, Savcılıktaki ifadesine benzer beyanlarda bulunarak suçlamaları kabul etmemiştir.

18. Başvurucu, Hâkimliğin 20/7/2016 tarihli kararıyla isnat edilen suçlardan tutuklanmıştır. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler ... Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesi'nin 16/07/2016 tarih, 2016/4 Tedbir Esas ve 2016/345 sayılı görevden uzaklaştırma kararı,Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 18/07/2016 tarih ve 2016/21241 B.M. sayılı yazısı ve ekleri, Isparta İl Emniyet Müdürlüğü'nün 17/07/2016 tarih ve 71961350.67788-22105-2016 sayılı yazısı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu'nun 16/07/2016 tarih ve bila sayılı yazısı, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 16/07/2016 tarih ve 944-831 sayılı yazısı başta olmak üzere, soruşturma evrakı kapsamına göre, şüphelilerin kamuoyunda Fetullahçı Terör Örgütü/ Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) diye anılan terör örgütü üyesi oldukları hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu, yine tüm kamuoyu tarafından bilindiği üzere adı geçen bu örgütün 15/07/2016 tarihinde ve takip eden günlerde cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiği, şüphelilerin üzerlerine atılı suçların Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100/3-a maddesinde sayılan katalog suçlardan olduğu, bu suçlara kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırı dikkate alındığında tutuklama tedbirinin ölçülü olacağı, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüpheliler ... CMK.100 ve 101. maddeleri gereğince tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"

19. Başvurucu, sağlık durumunu da gerekçe göstererek tutuklama kararına itiraz etmiş; Burdur Sulh Ceza Hâkimliği 3/8/2016 tarihinde -verilen kararın yasaya ve usule uygun olduğu gerekçesiyle- itirazı reddetmiştir. Karar başvurucuya 22/9/2016 tarihinde tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda tebliğ edilmiştir.

20. Ret kararı üzerine başvurucu 6/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

21. Başvurucu 16/8/2016 tarihinde Isparta Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı dilekçede özetle kendisinin ve ailesinin sağlık sorunları yaşadığını, kendisinin iki kez cilt kanserine yakalandığını, hâlen diyabet hastalığı ve kalın bağırsak kanseri başlangıcından dolayı tedavi gördüğünü, tutuklu iken bu hastalıklarının kontrolünün ve tedavisinin mümkün olmadığını, sinir ve stres bozukluğu durumlarında rahatsızlıkların hızla ilerlediğini, mevcut şartlarda ölüm ve komaya girme riski olduğunu belirterek tutukluluk hâlinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Başvurucu, dilekçesine kendisinin ve ailesinin rahatsızlıklarıyla ilgili bir takım bilgi ve sağlık raporları sunmuştur.

22. Bu raporlarda 14/3/2014 ve 18/4/2014 tarihlerinde yapılan kolonoskopi sonucunda düşük dereceli adenoma (kalın bağırsak rahatsızlığı), 27/11/2014 tarihinde ise bazal hücreli karsinoma (cilt kanseri) teşhisleri konulduğu belirtilmiştir. Ayrıca ilgili yazılarda başvurucunun periyodik takip ve tedavisinin teşhis konulan sağlık birimlerinde yapılacağı açıklanmıştır.

23. Isparta Sulh Ceza Hâkimliği talebin otuzar günlük sürelerle yapılan tutukluluk incelemeleri sırasında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle başvurucunun 16/8/2016 tarihli dilekçesini aynı gün Isparta Cumhuriyet Başsavcılığına incelemeden iade etmiştir.

24. Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu hakkında yürüttüğü soruşturmayı 2/9/2016 tarihli yetkisizlik kararıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise -6/1/2017 tarihli ve 29940 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 7. maddesi ile 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/1. maddesinde, hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma yapılma yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığına ait olduğu şeklinde değişiklik yapılmış olması gerekçesiyle- 11/1/2017 tarihli yetkisizlik kararıyla Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı 15/11/2017 tarihli iddianameyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle hakkında kamu davası açmıştır.

25. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı ileri sürülmüştür. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

- Başvurucunun kızı olan R.N.Y.nin Bursa'da bulunan ve FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında kapatılan Özel Nilüfer Anadolu Lisesinde 2008-2012 yılları arasında eğitim gördüğü tespit edilmiştir.

- Gizli tanık Işık ifadesinde, Bursa Başsavcısı olduğu dönemde Bursa'da bulunan çeşitli yerlerde FETÖ/PDY üyesi olduğu bilinen kişilerin sohbet adı altında düzenlediği toplantılara başvurucunun katıldığını bildiğini dile getirmiştir.

- Gizlik tanık Orhan ifadesinde, 2013 ve 2014 yıllarında Bursa Başsavcılığı görevini yürüttüğü dönemde zabıt katipliği sınavlarında çıkacak olan metinleri başvurucunun avukat M.Ü.Y.Y. aracılığıyla örgüt mensuplarına önceden verdiği ve bu yolla yirmi beş kişinin sınavı kazanmasına yardım ettiğini söylemiştir.

- 11/6/2014 ila 15/6/2014 tarihlerinde soruşturmadaki diğer üç şüpheli ile birlikte başvurucunun Bursa Yenişehir Havalimanı üzerinden İtalya'ya gidip geldiği belirlenmiştir.

- Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalarda 2/11/2016 tarihinde şüpheli sıfatıyla ifade veren E.A.; Kestel ilçesinde fabrikası olduğunu, cemaatten ayrıldıktan sonra başvurucunun kendisini telefonla arayarak eleştirel bir uslüpla konuştuğunu, 29/10/2016 tarihli ifadesinde şüpheli F.K.; başvurucunun örgüte himmet adı altında para toplanmasına yardım ettiğini bildiğini, 12/8/2016 tarihli ifadesinde T.İ.; HSYK seçimlerinde kendisinden bağımsız aday olarak lanse edilen FETÖ/PDY'ye ait listeyi desteklemesi için başvurucunun kendisini aradığını ifade etmiştir.

- Hızlı Veri Toplama Sistemi (HTS) bilirkişi raporunda, hakkında FETÖ/PDY'ye üye olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle başvurucunun görüşmeler yaptığı iddia edilmiştir.

26. Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul etmiş ve E.2017/385 sayılı dosya üzerinden yargılama başlamıştır. Mahkeme, tutukluluk hâlinin devamına karar vererek yaptığı yargılamada 14/12/2018 tarihinde başvurucunun isnat edilen suçtan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Hükümle birlikte başvurucu adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Dosyadaki tanık ifadeleri ve tespitler bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanık her ne kadar savunmalarında tanık ifadelerinin soyut, maddi gerçeklikten uzak, görgüye dayalı olmayan, duyuma dayalı ifadeler olduğunu beyan etmiş ise de sanık hakkında çok sayıda tanık ifadesinin bulunması ve ifadelerinin birbirini doğrulaması, tanıkların önceki beyanlarında sebat göstererek benzer mahiyette tanıklıklarını kovuşturma aşamasında da yinelemesi ile tüm ifadelerin sanık hakkında ortak bir kanaat oluşturacak şekilde olması nedeniyle tanık ifadeleri hükme esas alınmış olup sanığın mesleğinin ilk yıllarından bu yana örgüt ile irtibatının olduğu yönünde K.Y. ve T.T.nin ifadeleri, gizli tanık Hikmet'in sanığın toplantılara gittiğini şeklindeki beyanı, yine gizli tanık Orhan'ın sanığın cemaatin adliye abisi olduğu şeklindeki beyanı, sanığın örgüte bağış/himmet/yardım yapılmasına ilişkin görüşmelerde bulunduğuna ilişkin gizli tanık ifadeleri ile F.K.nın ifadesi, sanığın HSYK seçimlerinde fetöcü olduğu söylenen kimselere oy verilmesi için istemde bulunduğuna ilişkin tanık T.T. ve T.İ.nin ifadeleri, bir takım kayırmalar yaptığına ilişkin gizli tanık Orhan, M.M.D. ve C.S.nin ifadeleri, sanığın üst düzey örgüt üyesi olduğu iddia edilen kimseler ile farklı zamanlarda, değişik mekanlarda görüldüğüne ilişkin birden fazla sayıda tanığın ifadesinin bulunması, sanığın kızını örgüte müzahir okula göndermesi ile HTS analiz raporunda örgüt üyesi olduğu iddia edilen çok sayıda kişiyle konuştuğu hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne örgüt üyesi olarak dahil olduğu yönünde mahkememizce tam bir vicdani kanaat oluşmakla..."

27. Başvurucu verilen karara karşı istinaf talebinde bulunmuştur. Başvurucunun istinaf talebi 23/10/2019 tarihinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından esastan reddedilmiştir. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dava temyiz aşamasındadır.

C. Başvurucuya Sunulan Sağlık Hizmetlerine İlişkin Bilgiler

28. Tedbir talebinin değerlendirilmesi için yazılan müzekkereye verilen cevap (bkz. § 6) içeriklerinde başvurucunun yaşadığı sağlık problemleri nedeniyle ceza infaz kurumunda tutulmaya başlandığı 20/7/2016 tarihinden itibaren dokuz kez kurum tabipliğine başvurduğu ve bunlardan bir tanesinde Isparta Devlet Hastanesine sevk edildiği, sağlık hizmeti sunulması amacıyla muayenelerinin yapıldığı, kendisine tahlil ve tedavi imkânı sunulduğu belirtilmektedir.

29. Sağlık hizmetleri kapsamında başvurucu 29/7/2016 tarihinde ceza infaz kurumu tabipliğine müracaat etmiş; başvurucuya diabetus mellitus (şeker hastalığı), peptik ulkus (ülser) ve koroner arter (kalp damar hastalığı) rahatsızlığı teşhisi konularak reçete düzenlenmiştir.

30. 12/8/2016 ve 5/9/2016 tarihlerinde ceza infaz kurumu tabipliğince muayene edilen başvurucuya diyabet, idrar yolları enfeksiyonu ve koroner arter teşhisleri konularak reçete düzenlenmiştir.

31. Başvurucu, 8/9/2016 tarihinde Isparta Devlet Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine sevk edilmiş; kendisine B-12 vitamin eksikliği, diyabet ve polinöropati (çoklu çevre sinirlerin hasar görmesi) teşhisi konularak reçete düzenlenmiş, diyabetik diyet alması yönünde rapor verilmiştir.

32. Cevap yazılarında başvurucunun tutulduğu ceza infaz kurumundaki tıbbi ve fiziki imkânlara ilişkin bazı açıklamalara da yer verilmiştir. Buna göre başvurucunun muayene ve takiplerinin yapıldığı, ilaçlarının ve şeker ölçüm cihazının temin edildiği, diyetine uygun beslenmesinin sağlandığı, ceza infaz kurumunda üç kişilik odada kaldığı, koğuşunda kesintisiz olarak sıcak ve soğuk su olduğu, kurumda yirmi dört saat sağlık memuru bulunduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte ilgili yazılarda başvurucunun rahatsızlıklarıyla ilgili yeni gelişen bir komplikasyon bulunmadığından infazın durdurulması kapsamında resen herhangi bir işlem yapılmadığı vurgulanmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

33. İlgili hukuk için bkz. Salih Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56 ile Fatma Müge Tekin ve Özge Tekin, B. No: 2014/2504, 20/3/2019, §§ 26-39.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 30/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu; aleyhinde hiçbir delil yokken sadece HSYK'nın yazısı üzerine adli kontrol uygulanmak yerine hukuka aykırı şekilde tutuklandığını, ayrıca tutukluluk ve tutukluluğa itiraz kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek Anayasa'nın 19., 40. ve 141. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

36. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

37. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

38. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Uygulanabilirlik Yönünden

40. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir, § 57).

41. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

b. Genel İlkeler

42. Genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez, §§ 99-104.

c. İlkelerin Olaya Uygulanması

43. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

44. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu yanında silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

45. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

46. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, isnat edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin dosyada bulunduğu belirtilmiştir (bkz. § 18). Tutuklamaya itirazın reddine ilişkin kararda da tutuklama kararı veren Hâkimlik kararına atıf yapılarak başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler hakkında verilen kararın hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 19).

47. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ve mahkûmiyet kararında, tanık ifadelerinde başvurucunun mesleğinin ilk yıllarından itibaren FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna, himmet adı altında örgüte para toplanmasına yardım ettiğine ve HSYK seçimlerinde örgütle bağlantısı olduğu bilinen adaylar için oy istediğine yönelik anlatımların olduğu görülmektedir. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Selçuk Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75; benzer yöndeki karar için bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 58).

48. Soruşturma mercilerince başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran tanık anlatımlarının bulunmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin de temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

49. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

50. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı edilmemelidir.

51. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir, §§ 78, 79).

52. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör örgütü kurma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçları, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

53. Somut olayda Isparta Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan suçların niteliğine, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına ve tutuklama tedbirinin orantılı bir tedbir niteliği taşımasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 18).

54. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Isparta Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelik tutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.

55. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

56. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

57. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olmadığı sonucuna varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

58. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında Isparta Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

59. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

60. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19. maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

61. Başvurucu; uzun yıllardır yüksek şeker hastalığı tedavisi gördüğünü, iki kez cilt kanseri atlattığını,kalın bağırsağından üç kez ameliyat geçirdiğini, tedavilerinin sürdüğünü, ayrıca bakmakla yükümlü olduğu eşinin, kızının ve yanlarında kalmakta olan annesinin de ağır sağlık problemleri olduğunu, bunlara rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, ceza infaz kurumunun şartları ve ceza infaz kurumunda bulunmanın psikolojisi nedeniyle sağlık sorunlarının ileride telafisi imkânsız olacak şekilde kötüleştiğine dair belirtiler vermeye başladığını, bu nedenlerle sağlığının tehlikeye atıldığını iddia etmektedir. Başvurucu, kendisinin ve ailesinin hastalıklarına rağmen adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bırakılması yerine tutuklanması nedeniyle Anayasa'nın 20. ve 56. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

62. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

63. Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumlarının fiziki ve tıbbi imkânlarının sağlık durumuna uygun olmamasına dayalı şikâyetleri istikrarlı bir şekilde kötü muamele yasağı kapsamında incelemektedir (Mete Dursun, B. No: 2012/1195, 18/11/2015; Serdar Öztürk, B. No: 2013/7532, 4/2/2016; Sabri Kaya, B. No: 2014/8482, 29/6/2016; Ergin Aktaş, B. No: 2014/14810, 21/9/2016; Hayati Kaytan, B. No: 2014/19527, 16/11/2016; İmam Çelikdemir, B. No: 2014/20289, 5/12/2017).

64. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı çerçevesinde bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

65. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.” şeklindeki kural, hükümlü ve tutuklulara yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "İnfazda temel ilke" kenar başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında "Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz." ve yine Kanun'un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde "Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddi ve manevi koşullar altında çektirilir." şeklinde düzenleme ile açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla tutuklamaya veya hapis cezasına mahkûmiyete ilişkin bir kararın yerine getirilmesi için sağlanacak şartlar, insan onuruna saygıyı koruyacak nitelikte olmalıdır (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 36).

66. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindeki davranışların mahkûmları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma sokmaması gerekir. Ceza infaz kurumunda tutulmanın pratik gerekleri çerçevesinde mahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir şekilde güvence altına alınması ve mahkûmlara gerekli tıbbi yardımın sağlanması da insan onuruna yakışır koşulların sağlanması için gereklidir (Turan Günana, § 39). Bu çerçevede hasta bir kişinin uygun olmayan fiziki ve tıbbi koşullarda tutulması da Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir muamele olarak kabul edilebilir (Murat Karabulut, B. No: 2013/2754, 18/2/2016, § 65).

67. Hukuka uygun olarak özgürlüğü kısıtlanan herkesin insan onuruna uygun tutma koşullarına sahip olma hakkı bulunduğunu, alınan tedbirlerin uygulanma koşullarının kişiyi tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü seviyesini aşacak yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmaması gerektiğini kabul etmek gerekir (Fatih Hilmioğlu, B. No: 2014/648, 18/9/2014, § 65). Ayrıca Anayasa'nın tutuklu bir kimsenin sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir genel zorunluluk getirmediği ancak doğal olarak ortaya çıkan fiziksel ya da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanan acının yetkililerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koşullarından dolayı artması ya da artma riski bulunması hâlinde bu durumun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına girebileceği belirtilmelidir (Fatih Hilmioğlu, § 66).

68. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin hasta olmaları durumunda devletin kontrolü altında tuttuğu bu kişilere gerekli tıbbi yardımı sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğün hiç veya gerektiği gibi yerine getirilmemesi sonucunda kişinin yaşamı veya vücut bütünlüğü bakımından tehlike arz eden acil bir duruma, ağır veya uzun süreli bir acı çekmesine sebebiyet verilmiş olması, belirtilen sonuçlar ortaya çıkmamakla birlikte kişinin tıbbi yardımdan mahrum kalmış olması nedeniyle yaşadığı stres, huzursuzluk veya aşağılanma hissinin -olayın kendine has koşulları çerçevesinde- insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele düzeyine ulaşacak ciddiyette olması hâlinde Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği kabul edilebilir. Bu kapsamdaki değerlendirmede kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına bağlı dezavantajlı konumunun da dikkate alınması gerekir (Hayati Kaytan, § 44).

69. Somut olayda başvurucunun ceza infaz kurumunda kaldığı süre içinde devletin kendisine gerekli sağlık hizmetini temin etmediği noktasında özel bir şikâyeti bulunmamaktadır. Bunun yanında başvurucu, başvuru formunda ceza infaz kurumlarında olması muhtemel olağan koşullar dışında tutulma koşullarına yönelik olarak bir iddia da ileri sürmemiştir. Zaten ceza infaz kurumunun fiziki imkânların yetersiz olmadığı görülmektedir (bkz. § 32). Dolayısıyla daha nitelikli tedavi olanaklarından yararlandırılmadığına dair bir şikâyeti de bulunmayan başvurucunun infaz kurumunda tutulmasının sağlık durumu üzerindeki etkisinin değerlendirilmesiyle sınırlı bir inceleme yapılacaktır.

70. Başvurucunun tutuklu olarak bulunduğu ceza infaz kurumunda yaşadığı sağlık problemleri ile ilgili olarak hem kurum revirine hem de diğer sağlık kuruluşlarına sevkinin sağlandığı, bu kapsamda başvurucuya gerekli muayene, tahlil, tetkik ve tedavi hizmetlerinin verildiği anlaşılmaktadır (bkz. §§ 28-31). Başvurucunun sunduğu veya ilgili kurumlardan gelen tıbbi belgelerde başvurucunun ceza infaz kurumunda tutulmasına engel olabilecek şekilde bir rahatsızlığından bahsedilmemektedir. Başvurucu; sağlık sorunlarıyla ilgili olarak kendisine uygulanan muayene, tahlil, tanı ve tedavinin yeterli olmadığına ilişkin de herhangi bir delil ortaya koymamıştır. Bununla birlikte başvurucu; rahatsızlığının ceza infaz kurumu şartları veya yetkililerin uygulamalarından kaynaklanan bazı nedenlerle kötüleştiğini, bu nedenle özgürlüğünden yoksun bırakılma nedeniyle ortaya çıkan olağan elemin ötesinde bir ızdırap ve/veya acıya maruz bırakıldığını da somut olgularla desteklememektedir. Kaldı ki başvurucunun kalın bağırsak kanseri veya diyabet rahatsızlığına ilişkin tedavi veya kontrollerinin ihmal edilmesi nedeniyle hastalıklarının ilerlediğine ilişkin soyut beyanı dışında tıbbi bir tespit de bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucu, rahatsızlıklarına rağmen tutukluluk hâlinin devam ettirilmesinin sağlığı üzerindeki etkisini somut olarak ortaya koymadan şikâyet ileri sürmüştür.

71. Bu tespitler kapsamında ceza infaz kurumumda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği şikâyetine ilişkin olarak gerek tutma koşulları gerekse yetkililerce yapılan uygulamalarla ilgili somut bir delil sunmayan başvurucunun sağlık durumuna rağmen tutukluluk hâlinin devam ettirilmesi nedeniyle kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

72. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu, meslekten ihraç edilmesine ilişkin HSYK kararında yer alan ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

74. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşruluğunun açık olduğu başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

75. Masumiyet karinesi, ceza yargılaması kapsamında bir usul güvencesi olmasına rağmen buna ilişkin korumanın uygulanabilir olması ve etkili şekilde sağlanabilmesi için beraat eden veya bir şekilde hakkındaki ceza yargılaması devam etmeyen kişilerin kamu görevlileri veya otoritelerince suçlu muamelesi görmelerini önlemelidir. Bu kapsamda ceza davasını takip eden ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada da (hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesine özen gösterilmelidir. Bununla birlikte ceza yargılamasında mahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinin disiplin suçundan suçlu bulunması veya hakkında tazminata karar verilmesi masumiyet karinesini otomatik olarak ihlal etmez. Bu kapsamda karar vericilerin kullandıkları dil kritik önem taşır (Mustafa Kıvrak, B. No: 2013/3175, 20/2/2014, § 36).

76. Somut olaya bakıldığında başvurucunun da arasında bulunduğu birçok kişiye ilişkin meslekten çıkarma kararında, ifa edilen mesleğin niteliği gözetilerek disiplin hukuku ilke ve kuralları çerçevesinde soruşturma sonucu ortaya çıkarılan eylemler üzerinden değerlendirmeler yapıldığı görülmektedir. Söz konusu kararda uygulanan yaptırımın hukukiliğini izah eder nitelikte ifadeler kullanıldığı anlaşıldığından masumiyet karinesinin ihlal edilmediğinin açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

77. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesinin ihlal edilmediğinin açık olduğu anlaşılan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, masumiyet karinesi ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA30/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(N.Y., B. No: 2016/21840, 30/6/2020, § …)
   
Başvuru Adı N.Y.
Başvuru No 2016/21840
Başvuru Tarihi 6/10/2016
Karar Tarihi 30/6/2020

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tutukluluk ve tutukluluğa itiraz kararlarının hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, sağlık durumuna rağmen ceza infaz kurumunda tutma nedeniyle kötü muamele yasağının, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararında yer alan ifadeler nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Suç isnadı (tutukluluğun hukuki olmadığı) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Kötü muamele yasağı Ceza infaz kurumunda kötü muamele Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Adil yargılanma hakkı (Ceza) Makul sürede yargılanma hakkı (ceza) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 100
3713 Terörle Mücadele Kanunu 2
5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 71
16
116
9
5235 Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun 12
10
2797 Yargıtay Kanunu 46
3713 Terörle Mücadele Kanunu 5
3
1
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 101
5237 Türk Ceza Kanunu 314
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 271
268
161
153
141
109
108
105
104
5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 81
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi