TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA AÇAY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/66638)
Karar Tarihi: 3/7/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 11/9/2019-30885
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
Burak Cenk İLHAN
Başvurucu
Mustafa AÇAY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 21/12/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Birinci Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası dışındaki diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddialarınkabul edilemez olduğuna, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası bakımından Bölüme gönderilmesine 6/3/2019 tarihinde karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye’de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş, çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
11. Başvurucu, en son Serik Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmıştır.
12. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin 16/7/2016 tarihli kararı ile -Serik Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta olan- başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiş, başvurucu 24/8/2016 tarihinde meslekten ihraç edilmiş ve bu karar 29/11/2016 tarihinde kesinleşmiştir.
13. Başvurucu, Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan başlatılan soruşturma kapsamında 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.
14. Başvurucunun 19/7/2016 tarihli Savcılık ifadesinin ilgili kısımları şöyledir:
“…
Ben yaklaşık 3 yıldır Serik Adliyesinde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmaktayım. Serik Adliyesine kura ile atandım. Tam olarak hatırlayamamakla birlikte ben hâkimlik savcılık sınavına 2011 Aralık ayı içerisinde girmiştim. 2011 yılında Dokuz Eylül Hukuk Fakültesinden mezun oldum. Ben Hatay Kırıkhan’lıyım. Ortaokul ve lise öğrenimimi Kırıkhan’da gördüm ve bu dönemlerde ailemin yanında ikamet ettim. Ortaokul dönemimde derslerim çok iyi olmadığından orta 2 ve orta 3’de Hatay Kırıkhan’da bulunan Önem Dershanesine babam beni yazdırdı. Dershanenin yaptığı ücretsiz deneme sınavında indirim kazandığım için Lise 1 ve Lise 3’te Kırıkhan’da bulunan Önem Dershanesine gitmiştim. Lise 2 ‘de de deneme sınavından ücretsiz eğitim hakkı kazandığım için bir dönem Final Dershanesi, bir dönem de Sınav Dershanesine gitmiştim. Ancak Önem Dershanesine sadece eğitim görmek amacıyla gitmiştim. Bu dershanenin herhangi bir faaliyetine katılmadım. Öğretmenler ısrarla sohbete çağırmalarına rağmen herhangi bir şekilde katılmadım. Üniversiteyi kazandıktan sonra da bu dershane ile ilgili herhangi bir organik bağım olmamıştır. Ben dershanenin ve o zamanlar cemaat olarak adlandırılan sistemi sürekli eleştirirdim. Çünkü sistemin bir otmai locası olduğunu fark ettim. Dershanede sürekli en zeki öğrencilere ve maddi durumu en iyi olan öğrencilere değer verirlerdi. Ben çok zeki bir öğrenci değildim. Ailemin maddi durumu da çok iyi değildi. Bu yüzden dershanenin sistemini kendi kendime eleştirdim. Bana göre uygun olmadığına kanaat getirdim.Üniversitede 6 ay KYK’da kaldım. Kaldığım yurdun fiziki şartları uygun olmadığı için şu anda Diyarbakır C. Savcısı olan S.E. ve şu anda yeni ataması yapılan İzmir İli ancak hangi ilçesinde görev yaptığını hatırlamadığım Hâkim S.A ile hiçbir dini ya da herhangi bir cemaatte bağlantımız olmadan kendimize ait özel evde 4 yıl boyunca kaldık. Bu arkadaşlarımda gerekirse tanık olarak dinlenebilir.
…
İhanet çetesi olarak nitelendirdiğim FETÖ terör örgütü ile herhangi bir irtibatım ve bağlantım bulunmamaktadır. Bu terör örgütüne yardım eden ve örgüt içerisinde mensup hainlerle herhangi bir iletişimim olmamıştır, olamaz da. Adımın terör örgütü olan FETÖ örgütü ile anılmasını kendime yediremiyorum. Dolayısıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında herhangi bir kimseden talimat almam dahi söz konusu değildir. Ayrıca örgüt ile herhangi bir bağlantım olmadığından herhangi bir savcı ve hâkimin örgüt üyesi olup olmadığını bilmiyorum.
Yukarıda dediğim gibi benim bu terör örgütü ile herhangi bir bağlantım yoktur. İlk duyduğumda şok oldum. Böyle bir şey asla beklemiyordum. Adımın neden bu terör örgütü üyeliği ile anılmasını kabullenemiyorum. Zaten soruşturma neticesinde örgüt ile herhangi bir bağlantım olmadığı ortaya çıkacaktır.
Bu terör örgütü ile bağlantılı dernek, vakıf, sivil toplum örgütleri, finans kurumlarına herhangi bir üyeliğim ya da organik bağım yoktur. Bu örgütün düzenlendiği etkinlik ve faaliyetlere katılmışlığım yoktur. Sadece üniversite döneminde öğrenim gördüğüm dönemde bir kez yılbaşı akşamı çiğ köfte yemeğine üniversitedeki arkadaşlarımın ısrar etmesi üzerine gitmiştim. Bunun dışında herhangi bir etkinliklerine katılmışlığım yoktur. Bu örgütün medya organlarına, dergi ve gazetelerine herhangi bir üyeliğim yoktur. Geçmiş dönemde de herhangi bir üyeliğim olmamıştır.
Benim yukarıda da dediğim gibi örgüt ile herhangi bir bağlantım yoktur. Dolayısıyla örgüt tarafından düzenlenen sohbet görüşmeleri, yurt içi ve yurt dışı gezilerine katılmadım.
Ben kesinlikle örgütle bağlantısı olan dernek, yurt ya da diğer kurumlarla dini duygular ya da başka bir amaçla kurban bağışı ya da maddi yardımda bulunmadım. Manevi duygularla bağışımı yoksul insanlara ve bu örgütle bağlantısı olmayan camilere vermiştim.
Ben 2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinde herhangi bir görev almadım. Herhangi bir kamera çekim işlemi de yapmadım. Müşahitlik görevinde bulunmadım.
1989 Hatay İli Kırıkhan İlçesinde doğdum. Babam çiftçilikle uğraşır. Annem ev hanımıdır. Ablam Arkeoloji mezunudur. Küçük kardeşim V. Bu sene Dokuz Eylül Hukuk Fakültesinden mezun olacaktır. Kardeşimi İzmir İlinde bulunan İlim Yayma Cemiyeti yurduna yerleştirdim. Kardeşim bu yurtta kalmıştır. En küçük kardeşim ise Lise 3’üncü sınıfa geçmiştir. Şu anda ailemin herhangi bir maddi durumu yoktur. Kardeşime ve aileme ben destek olmaktayım. Lise öğrenimimi Kırıkhan Naim Atakaş Anadolu Lisesinde tamamladım. Üniversite öğrenimi Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamladım. 3 ay kadar Kahramanmaraş Adliyesinde İcra Müdür Yardımcısı olarak görev yaptım. 2011 yılında yapılan Adli Yargı sınavını kazanarak 27/4/2012 yılında Ankara Adliyesinde hâkim savcı adayı olarak görev yaptım. 9/9/2013 yılında kura kararnamesi ile Serik İlçesine Cumhuriyet Savcısı olarak atandım. Ankara’da staj yaptığım ve sınava hazırlandığım süre boyunca İlim Yayma Cemiyeti’nde severek kaldım. Cemiyetteki insanlarla aramızda samimi bir gönül bağı oluşmuştur. Ankara İlim Yayma Cemiyeti’nde kalan yöneticilere benim nasıl bir insan olduğum sorulursa FETÖ terör örgütü olmadığım ortaya çıkacaktır. Örgütle herhangi bir bağımın ve bağlantım olmadığı anlaşılacaktır. Ben Cumhuriyet savcılığı mesleğini severek seçtim ve severek yapıyorum. Üzerime neden bu şekilde iftira atıldığını halen anlamış değilim. Bırakın terör örgütü üyeliğini adımın bu terör örgütü üyeliği ile, darbeye teşebbüsle anılması dahi benim için çok onur kırıcıdır. Benim bu terör örgütüne üye olmadığım şu anda görev yapan Diyarbakır Savcısı S.E., İzmir İlinde görev yapan ancak hangi ilçesinde görev yaptığını hatırlayamadığım hâkim S.A.’ya sorulabilir. Bu her iki arkadaş ile 4 yıl boyunca üniversitede aynı evde ve sonrasında hâkimlik savcılık sınavına bu arkadaşlarla birlikte Ankara İlinde bulunan İlim Yayma Cemiyetinde hazırlanmıştık. Bu arkadaşlarımın ifadeleri alındığı takdirde benim bu terör örgütü ile bağlantım olmadığı açıkça ortaya çıkacaktır. Ayrıca Afyon İli ancak hangi ilçesinde görev yaptığını ataması yeni yapıldığı için hatırlayamadığım Cumhuriyet Savcısı E.Ö, Burhaniye Cumhuriyet Savcısı E.K., Adana’da hâkim olarak görev yapan kendisi ile lise boyunca beraber okumuş olduğum M.B.K.’ye sorulmasını istiyorum. Sorulduktan sonra benim bu terör örgütü ile bir bağım olmadığı ortaya çıkacaktır. Darbeye teşübbüsün gerçekleştirildiği gece saat 22:00 sıralarında Kırıkhan’da arkadaşlarımızla beraber kahvehanede okey oynuyorduk. Oyun oynamayan yanımızda bulunan arkadaşım telefonda haberlere bakıyordu. Haberde Boğaziçi Köprüsü’nde askerlerin tanklarla yolu kapattıklarını, askerin darbe girişiminde bulunduğunu bize söyledi. Ben duyduğumda ilk önce inanamadım. Çünkü 2016’nın Türkiye’sinde darbelerin geride kaldığına, darbe lafının bile anılmayacağına inanıyorum. Sonra kendim haberi teyit etmek için kendi telefonumda haberlere baktım. Arkadaşımın bana dediği gibi Boğaziçi Köprüsü’nün askerler tarafından tutulduğu, giriş çıkışlara izin verilmediği, askeriye içerisinde bazı grupların darbeye teşebbüs ettiklerini haberlerden okudum. Okur okumaz arkadaşlarla şok içerisine girdik. Şaka olduğunu ya da başka bir şeyler olduğunu birbirimize söyledik. Ancak kahvehanedeki televizyona bakınca haber kanallarında okuduğumuz haberlerin doğru olduğunu gördük. Arkadaşlarla oyunumuzu yarım bırakıp evlerimize gittik. Eve gittiğimde babam oturuyordu. Babama telaşlı bir şekilde askerin bir darbe yaptığını söyledim. O da şaka yaptığımı zannetti. Kendisine gerçek olduğunu haberlere bakması gerektiğini söyledim. Belli bir süre haber izledikten sonra sala okunduğunu duyduk. Belediye hoparlöründen halkın darbeye karşı omuz omuza olmak için meydanlara çağırdıklarını söylemeleri üzerine babamla birlikte Kırıkhan’ da bulunan Kanatlı Caddesine gittik. Diğer vatandaşlarla birlikteburada sabaha kadar demokrasi nöbetinde bulunduk. Darbecilere karşı isyan ettik. Söylemlerimiz darbesiz bir Türkiye içindir. Orada olduğum Kırıkhan Ak Parti İlçe Başkanı Ö.Ş. ve amcasının oğlu olan A.A.Ş.’ye sorulabilir. Kendileri ile beraber ve diğer vatandaşlarla sabaha kadar demokrasi nöbetinde bulunduk. Bu şahıslar da benim terör örgütü olan FETÖ örgütü ile uzaktan yakından ilgimin ve alakamın olmadığını bilirler. Sabahta babamla birlikte evimize gittik. O günün akşamında ablamın kına gecesi vardı. Kına gecesinden önce HSYK tarafından bir liste yayınlandığında liste sonucunda açığa alındığımı gördüm. İlk listeyi gördüğümde inanamadım. Tekrar tekrar baktım ancak adımın listede olduğu sabitti. Serik’teki savcı beyi aradım. Şu anda Kırıkhan İlçesinde ablamın düğününde bulunduğum ancak bir gün sonra gelebileceğimi söyledim. Ertesi gün nikah törenini bile beklemeden babamla beraber Serik İlçesine geldim. Emniyet görevlilerine teslim oldum. Bu nedenle kaçma şüphem yoktu. 2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinde Yargıda Birliğe oy verdim. Ancak tahmin ettiğim kadarıyla bazı meslektaşlarımın sırf kendilerini Yargıda Birlikçi olduğunu göstermek için üzerime adice iftira attığını düşünmekteyim. Bu arkadaşlar sırf daha güzel yerlere gelmek için bana iftira atmışlardır. Bu iftiranın kurbanı olduğumu düşünüyorum. Hâkim savcı camiasında bazı arkadaşlarımız daha güzel yerlere geçmek için ya da yerlerini garanti etmek için meslektaşlarına mesnetsiz iftira atarak çiğnemek suretiyle ithamlarda bulunmaktadırlar. Bunu bütün meslektaşlarımız bilir ve bu iftirayı atan meslektaşım demek bile bu istemediğim kişiler asıl ihanet çetesinin mensuplarıdır. Böyle yaparak kendilerini kamufle etmektedirler.Ben Türkiye Cumhuriyetinin Savcısı olarak mesleğimden dolayı gurur duyuyorum. Mesleğimin onur ve vakarına yakışmayan herhangi bir davranışım ve alışkanlığım yoktur. Ben mesleğimi yapmam karşılığında almış olduğum parayı devletimden almaktayım. Bu parayı herhangi bir terör örgütü veya FETÖ terör örgütü karşılamamaktadır. Bu örgüt ile herhangi bir menfaatim olmamıştır. Vatanımı milletimi seven bir vatandaşım. İşimi layıkıyla yapmaya çalışıyorum. Beni iyi tanıyan arkadaşlarım FETÖ örgütü ile bağlantım olup olmadığını çok iyi bilmektedirler. Üzerime atılı suçun vahametini anladığım için bunu kabullenmekte güçlük çekiyorum. Devlete ve millete zarar veren bu ihanet çetesi ile anılmayı asla kabul etmiyorum. Üniversite yıllarımda arkadaşlarla oturduğumuzda sürekli cemaatin ve sistemini eleştirirdik. O dönemde FETÖ terör örgütünün en etkin olduğu yıllardı. Buna rağmen hiçbir zaman bu örgütün fikirlerini, düşüncelerini benimsemedim. Bu fikir ve düşüncede olan insanlarla bir araya gelmedim.Ne benim ne de ailemin bu terör örgütü ile ilgili herhangi bir uzaktan yakından bir bağı bulunmamaktadır. Bana atılan suçu kesinlikle işlemedim. Yukarıda ismini saydığım ve daha sonradan ismini bildireceğim kişilerin tanık sıfatı ile dinlenmelerini istiyorum. Dinlenildiği takdirde benim herhangi bir şekilde bu örgüt ile bir bağlantım olmadığı ortaya çıkacaktır. Şu an babam burada bulunmaktadır ve tanık olarak dinlenmesini istiyorum. Bu ülkeyi hiç kimsenin bölmeye gücü yetmez. Hiçbir zamanda bu millet ve halk bu terör örgütünün ve onu destekleyen kişilerin içerisinde bulunduğu bu ihanet çetesini affetmeyecektir. Üzerime atılı iddiayı duyduğumda kaynar sular başımdan döküldü. Ben bu iftirayı hak edecek herhangi bir eylemde bulunmadım. Bu nedenle bunu kabullenmekte güçlük çekiyorum. Üzerime atılı suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum. Delillerimi ve tanıklarımın tespiti için kendimi daha iyi ifade etmek ve suçsuzluğumun ortaya çıkması için tutuksuz yargılanmak istiyorum. Kaçma şüphem bulunmamaktadır. Çünkü kendim gelerek Serik Cumhuriyet Başsavcılığına bilgi vererek teslim oldum. Bunun göz önünde bulundurularak tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmayı talep ediyorum. …”
15. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde Savcılık tarafından, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanması istemiyle Manavgat Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.
16. Başvurucu sorgudaki ifadesinde özetle Cumhuriyet Savcılığında vermiş olduğu beyanlarını tekrar ederek kendiliğinden teslim olduğunu, kaçma şüphesinin ve delilleri karartma ihtimalinin bulunmadığını belirterek serbest bırakılmayı talep etmiştir.
17. Manavgat Sulh Ceza Hâkimliği 20/7/2016 tarihinde başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
“… 15 Temmuz 2016 tarihinde ‘Yurtta Sulh Konseyi’ adlı cunta tarafından başlatılan darbe teşebbüsünün henüz sonuçlanmadığı, suçüstü halinin devam ettiği, 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu’nun 94/1 maddesinde yazılı bulunan ‘Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali’ koşulunun gerçekleştiği, şüphelilerden Mustafa Açay, …, … ve … yönünden yapılan değerlendirmede bu şüphelilerin serbest bırakılması halinde cuntanın büyük ölçüde püskürtülen darbe teşebbüsünün başarıya ulaşmasına konumları itibariyle destek olabileceğinin değerlendirildiği, böyle bir durumda ülkedeki huzur ortamının tümüyle kaosa dönüşmesinin kaçınılmaz olduğu, birçok FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubunun, haklarında yürütülen soruşturmalardan ve davalardan kurtulmak amacıyla yurtdışına kaçtıklarının bütün adli makamlar tarafından bilinen bir husus olduğu, bu şüphelilerin serbest kalmaları halinde haklarındaki soruşturmalar ve açılması halinde kovuşturmalardan kurtulmak için oldukça büyük mali yapısı olan örgüt mensuplarının ekonomik desteğini de kullanmak suretiyle kaçacaklarına ve adli kontrol tedbirlerinin yeterli olmayacağına kanaat getirildiği, Türk Yargısının Türk Milletiadına karar verdiği, suçun niteliğinin vatana ihanet olduğu, Türk Halkının topyekün canını, malını ve namusunu korumakla yükümlü bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yuvalanmış FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarından oluşan Yurtta Sulh Konseyi adlı cuntanın darbe teşebbüsüne 1.491 kişinin yaralanması -ki bu yaralılardan 200’e yakın kısmının hayati tehlikesi halen devam etmektedir- ve 240 şehit verilmesi pahasına engel olmaya çalışması ve bu çabasından geri durmaması, yapılan terörist saldırılar karşısında geride birçok dul ve yetimin kalması karşısında hangi adli kontrol tedbiri ile olursa olsun serbest bırakılmasına ilişkin verilecek kararın milli vicdana yargı eliyle saldırıda bulunmak anlamına geleceğinin Hâkimliğimizce değerlendirildiği, mevcut delil durumunun bu şüphelilerin üzerlerine atılı suçların CMK’nın 100/3-a-11. Maddesinde tutuklamayı gerektiren katalog suçlardan olduğu da gözetildiğinde tutuklama kararı verilmesi için yeterli olduğu, suçun yasada öngörülen alt ve üst hadleri ile verilmesi muhtemel ceza miktarı gözetildiğinde tutuklama tedbirinin orantılı olduğu, özellikle bu şüphelilerin ikametlerinde yapılan aramalarda ele geçen dijital delillerin henüz incelenmemiş oluşuna bağlı delillerin henüz tam olarak toplanmadığı, yine bu şüphelilerin bulundukları konumları gereği toplanan ya da toplanacak delilleri değiştirme, bozma, yok etme, karartma ihtimalinin mevcut olduğu görülmekle Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebinin kabulü ile şüpheliler Mustafa Açay, …, … ve …’nın üzerlerine atılı suçlar nedeni ile tutuklanmalarına karar verilmesi gerektiği,…
Şüpheliler Mustafa Açay, …, … ve … üzerlerine atılı Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme (Türk Ceza Kanunu 309/1. Madde) ve silahlı terör örgütüne üye olma (Türk Ceza Kanunu 314/2. Madde) suçlarından yukarıda izah edilen kuvvetli suç şüphesinin varlığına dair somut deliller doğrultusunda; HSYK tarafından haklarında hâkimlik ve savcılık mesleğinden uzaklaştırma kararı ve soruşturma izni kararı verilmiş olması nazarında soruşturmanın devam ediyor olması, HSYK’nın açığa alma tasarrufuna dayanak teşkil ettiği düşünülen ve devletin istihbarat birimleri tarafından hazırlanan darbe girişimi aktörü olan yapıyla irtibat içinde olduğuna dair istihbari raporların varlığı,özellikle arama sonucu ele geçen dijital veriler ve cihazlar üzerinde teknik incelemenin henüz yapılamamış oluşu, delillerin henüz toplanmamış oluşu, şüphelilerin kaçma ihtimalinin oluşu, isnat edilen suçun yasada öngörülen üst haddi, suçun CMK.100/3-a-11 maddesi uyarınca tutuklamayı gerektiren katalog suçlardan oluşu, darbe tehlikesinin temadi ediyor olması ve bu temadi karşısında şüphelilerin devletin üç temel erkinden biri olan yargı erkini kullanma gibi çok nitelikli bir görevde bulunması nedeni ile konumları gereği darbe teşebbüsünde aktif rol alarak darbenin başarılı olmasına katkı sağlamaya çalışacakları tehlikesinin yüksek düzeyde mevcut oluşu, adli kontrol tedbirlerinin yeterli olmadığı, isnat edilen suçla ilgili olarak tutuklama tedbirinin orantılı olduğu anlaşılmakla şüpheliler Mustafa Açay, ….., ….. ve ….’nın 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 94/1. Maddesi yollaması ile CMK. 100 ve devamı maddeleri uyarınca üzerlerine atılı suçlardan ayrı ayrı tutuklanmalarına …[karar verildi.]”
18. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, Alanya Sulh Ceza Hâkimliği 27/7/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
“Manavgat Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/07/2016 gün ve 2016/2414 değişikiş sayılı sayılı yazıları ile fiziken gönderilen soruşturma dosyasının incelenmesi sonucunda şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren; soruşturmanın halen gizlilik kararı çerçevesinde devam etmesi ve tutuklanma gerekçelerinde belirtildiği üzere somut delillerin bulunması,kaçma şüphesinin bulunması, atılısuçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunması, atılı suça nazaran tutuklama tedbirinin ölçülü olması, atılı suçun 5271 sayılı CMK’nın 100/3 maddesinde belirtilen suçlardan olması, dosya kapsamındaki mevcut delillerden ve atılı suçun niteliği dikkate alınarak adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı hususları ayrı ayrı değerlendirildiğinde, şüphelilerin tutuklanmasına yönelik Manavgat Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/203 sorgu sayılı kararının usul ve yasaya uygun olduğu, tutuklama nedenlerinde şüpheliler lehine bir değişiklik bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin halen devam ettiği anlaşılmakla, şüpheliler …., Mustafa Açay, ….. ve …. tarafından Manavgat Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/203 sorgu sayılı kararına yapılan itirazın reddine,şüphelilerin ayrı ayrı tutukluluk hallerinin devamına, …[kesin olmak üzere karar verildi.]”
19. Soruşturma aşamasında dinlenen tanık beyanları:
i. Tanık H.C.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:
“….C.Savcısı Mustafa Açay kura çekince Akademiden sınıfımızın koordinatör hâkimi Ü.A. aradı, ‘genç, iyi bir arkadaştır sahip çıkın’ dedi,2010-2013 arası Akademide çalışan koordinatör hâkimlerin tamamına yakını malum yapıya mensuptur. Ü.A. da öyledir. O arayınca başta Açay’ın da o yapıya mensup olduğunu düşündüm fakat yine de o dönem tehlike çok açığa çıkmadığı için fazla önemsemedim. Açay, Eylül 2013’te adliyemizde göreve başladı. Tanıştık, nevi şahsına münhasır biridir. Bir süre sonra kendisini iyice tanıdığımı söyleyebilirim. Canayakın, konuşkan fakat ilk başta güven vermeyen biridir. Kendisinin malum yapıya, FETÖ’ye bir mensubiyeti olmadığını düşünüyorum. İlim Yayma Cemiyeti yurtlarında kaldığını söylerdi, benim de bu yurtlarda kalmış çok arkadaşım olduğu için birkaç ayrıntı sorum ile bu beyanının doğru olduğu kanaati oluştu. Ben kendisinin hâkim adaylığı döneminde, Adalet Akademisi’nde malum yapının çoğunluk oluşturmasından etkilendiğini, amiyane tabir ile ‘kafalandığını’ düşünüyorum. Ordaki durumun etkisi ile seçim süreci boyunca Yargıda Birlik Platformu’na muhalif oldu ve açıkça oy vermeyeceğini söyledi. Ben kendisine ısrarla ‘sen bunlardan değilsin, Fethullahçılar ile alakan yok, onların adaylarına oy verme’ diye adeta dil döktüm, destek olarak sayın komisyon başkanımız ayrıca geldi görüştü, o da bu konuda başarılı olamadı. O zaman aday olan Hatay-Kırıkhanlı hemşehrisi HSYK üyemiz Sayın M.D.’nin kendisini arayabileceğini düşündük fakat etkili olamayacağını anladık zira dünya görüşleri çok farklı idi. Kendisinde ‘muhaliflik’ karakter olarak yerleşmiş. Mesela -Allah korusun- darbe girişimi başarılı olsa darbecilere de en başta muhalif olurdu. Kim iktidar ise ona muhalif olacak bir anarşist düşünce var kendisinde. Akademi dönemindeki etkilenme ve muhalif düşünce yapısı nedeniyle sözde bağımsız, PDY mensubu HSYK üye adaylarına oy verdiğini düşünüyorum. Yargıda Birlik adaylarının hükümetin adayları olduğunu söylerdi. Kendisinin FETÖ’cüler ile organik bağı olduğunu sanmıyorum fakat o gruptan Akademi ve dönem arkadaşları yüzünden çok tanıdığı olduğu fikrindeyim. Son yaşanılanlar nedeniyle de pişman olduğu ve kazanılabileceği kanaatindeyim. Kendisi Kürt kökenli bir arkadaştır, yer yer kürtçü fikirleri vardır, yakın arkadaşı bir polisimizin doğuda şehit edilmesi sonrası bu düşüncelerinin azaldığı ümidindeyim. Ayrıca kendisi aşırı derecede sigara içer, FETÖ’cüler kural olarak sigara içmez tedbir olarak içenler de bu kadar içmez. Yine Açay’ın az da olsa alkol alışkanlığı vardır buna da ailesinin ve kendisinin diğer sıkıntıları nedeniyle başladığını düşünüyorum, tedbir olarak alkol kullanacak biri değil. Yine kendisinin himmet bağış vs. yaptığını hiç sanmıyorum sürekli olarak maddi sıkıntı içindeydi, zaman zaman kendisine borç verdim, geri de ödemiştir. Fethullahçı grup lehine seçimler öncesinde veyahut sonrasında açıkça propaganda sayılacak bir söylemi olmamıştır. Dershanelerine katılımı konusunda bilgi sahibi değilim …”
ii. Tanıklar İ.Y., M.D., H.Y., R.T.K. ve M.G. ifadelerinde özetlebaşvurucunun FETÖ/PDY’ye aidiyet, iltisak veya bu örgütle irtibatına şahit olmadıklarını belirtmişlerdir.
iii. Tanık M.A. ifadesinde özetle başvurucunun FETÖ/PDY’ye aidiyet, iltisak veya bu örgütle irtibatına şahit olmadığını, başvurucunun FETÖ/PDY aleyhine birçok konuşmasına şahit olduğunu belirtmiştir.
iv. Tanık A.İ.ifadesinde özetle Temmuz 2013’ten 22/12/2013 tarihine kadar Ankara’da İlim Yayma Cemiyetinin yurdunda hâkim-savcılık sınavına hazırlandığını, başvurucunun da aynı yurtta kaldığını ve kendisiyle burada tanıştığını, başvurucunun FETÖ/PDY’ye aidiyet, iltisak veya bu örgütle irtibatına şahit olmadığını belirtmiştir.
v. Tanık Y.B. ifadesinde özetle 2007 yılında hukuk fakültesine başvurucu ile birlikte başladıklarını, kendisiyle Kredi Yurtlar Kurumu yurdunda 1. Sınıftayken 5-6 ay kaldıklarını, sonra S.E. ve S.A. ile eve çıktıklarını, S.E.nin Diyarbakır savcısı, S.A.nın İzmir’in bir ilçesinde hâkim olduğunu, okul bittikten sonra kendisinin başvurucu ile hâkimlik sınavına hazırlanmak için Ankara’ya gittiğini, İlim Yayma Cemiyetine ait yurtlarda sınava hazırlandıklarını, başvurucunun FETÖ/PDY’ye aidiyet, iltisak veya bu örgütle irtibatına şahit olmadığını, üniversite 3. Sınıftayken insanlar bu terör örgütünün sözde dinî sohbetlerine giderken başvurucunun gitmediğini ve bunlara karşı net bir şekilde tavrını ortaya koyarak hiçbir şekilde bunlarla irtibat kurmadığını, hâkimlik sınavını kazandıktan sonra da Ankara’da İlim Yayma Cemiyeti ile irtibatını kesmeyerek stajını bitirdiğini belirtmiştir.
vi. Tanık E.K. ifadesinde özetle başvurucu ile Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı yurtta birlikte kaldıklarını, daha sonra başvurucunun oda arkadaşları olan S.E. ve S.A. ile ev kiralayarak onlarla kalmaya başladığını, bu evin FETÖ ve mensuplarıyla ilgisinin olmadığını, başvurucunun mezun olana kadar bu evde kaldığını, 2011’de mezun olduktan sonra hâkimlik sınavına hazırlanmak için Ankara’da aynı yerde başvurucu ve diğer arkadaşlarıyla kaldıklarını, bildiği ve tanıdığı kadarıyla başvurucunun FETÖ ile bağlantısının olmadığını ve bu terör örgütüyle bağlantısına rastlamadığını belirtmiştir.
vii. Tanık M.Aç. ifadesinde özetle oğlu olan başvurucunun bu terör örgütünün evinde veya yurdunda kalmadığını, 15 Temmuz gecesi başvurucunun ablasının Kırıkhan’daki düğününde olduğunu, darbe girişimi ile alakası olmadığını, camilerden sala sesleri gelince başvurucu ile kendisinin Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti) Kırıkhan İlçe Başkanı Ö.Ş. ve diğer vatandaşlarla meydanlara bizzat iştirak ettiklerini, Ö.Ş.nin de buna şahit olduğunu, başvurucunun FETÖ ile bağlantısının olmadığını belirtmiştir.
viii. Tanık Ö.Ş. ifadesinde özetle Kırıkhan AK Parti ilçe başkanı olduğunu, başvurucuyu tanıdığını, 15/7/2016 tarihinde arkadaşlarıyla meydana gittiğini, meydanda yaklaşık 15-20 bin kişi olduğunu, ortalığın çok karışık olduğunu, başvurucunun orada olup olmadığını hatırlamadığını belirtmiştir.
ix. Tanık İ.M.S.N. ifadesinde özetle başvurucuyla Haziran 2014’ten itibaren yaklaşık iki yıl birlikte çalıştığını, başvurucunun 2014 yılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinde Yargıda Birlik Platformuna oy vermeyeceğini beyan ettiğine bizzat şahit olduğunu, başvurucunun FETÖ/PDY’ye aidiyet, iltisak veya bu örgütle irtibatına şahit olmadığını, Haziran 2014-Haziran 2016 arası dönemde Serik başsavcılığı görevini ifa ettiğini, M.Y., O.Ö., başvurucu, N.S. ve M.D. isimli Cumhuriyet savcılarının da kendisinin bakmakta olduğu soruşturma dosyalarının, avukat soruşturmalarının ve infaz ile ilgili verdiği kararların içeriklerini incelediklerini, bazı dosyaların içerikleri ile ilgili defalarca kendisinin ekranına girdiklerini tespit ettiğini, ayrıca FETÖ’cü olarak bilinen ve adalet.org isimli sitede sık sık sert yazılar yazan K.Ç. isimli hâkimle çok yakın ilişkiler içinde olduklarını bildiğini, HSYK seçimlerinden önce bir numaralı FETÖ’cü olarak lanse edilen K.Ç. ile seçimlerden sonra sürekli bir araya gelerek adliyede toplandıklarını, adliye dışında sportif faaliyetleri birlikte icra ettiklerini, kurmuş oldukları futbol takımına kendisini ve Savcı H.Y.yi almadıklarını belirtmiştir.
x. Tanık S.E. ifadesinde özetle Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı yurtta başvurucu ile birlikte kalırken yurt şartlarından dolayı 2008 yılının Nisan-Mayıs ayı gibi yurttan oda arkadaşları ve aynı zamanda okuldan arkadaşları olan Kemalpaşa/İzmir Hâkimi S.A. ve başvurucu ile ev kiraladıklarını, bu şekilde beraber kalmaya başladıklarını, bu evin FETÖ ve mensuplarıyla hiçbir ilgisinin olmadığını, başvurucunun FETÖ mensuplarıyla herhangi bir ilişkisi ve irtibatının olmadığını, 2007 yılından beri tanıdığı başvurucunun FETÖ ile bağlantısına rastlamadığını, başvurucunun FETÖ’yü okul döneminde de sürekli eleştirdiğini belirtmiştir.
xi. Tanık M.B.K. ifadesinde özetle başvurucu ile liseden beri arkadaş olduklarını, başvurucunun FETÖ ile hiçbir bağının olmadığını, 17-25 Aralık olaylarından sonra yapılan ilk yerel seçimde sırf AK Partiyi düşürmek amacıyla CHP’ye oy vermek için uçakla günübirlik oy kullanıp gelen arkadaşlarının başvurucuyu hiç sevmediklerini çünkü FETÖ’ye karşı olduğu için başvurucunun sürekli hakaret ettiğini, kendisinin 2014’te şehit olan polis kardeşinin ev adresini ve bilgilerini FETÖ’nün PKK’ya verdiğini öğrendiğini, başvurucunun FETÖ’ye üye olduğunu bildiren kişinin tamamen başvurucuya iftira attığını ve bu kişinin araştırılmasını istediğini, başvurucunun büyük bir haksızlığa uğradığını belirtmiştir.
20. Başvurucu 21/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
21. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı 14/11/2017 tarihli iddianamesi ile başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır.
22. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere, daha sonra ise başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir.
23. Bu bağlamda iddianamede yer verilen olay ve olgular özetle şöyledir:
i. FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle HSYK kararlarıyla görevinden uzaklaştırıldığı, meslekten ihraç edildiği ve bu kararın kesinleştiği belirtilmiştir.
ii. Tanıklar H.C. ve İ.M.S.N.nin ifadelerindeki (bkz. § 19) bazı beyanlarına yer verilmiştir.
iii. Başvurucunun konutunda ve işyerinde yapılan aramada ele geçirilen materyaller üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 11/1/2017 tarihli Dijital Veri İnceleme ve Tespit Tutanağında;
-Başvurucuya ait telefonun tarih ve saatinin 18/7/2016-19.18.21 olduğu, telefonun bu tarihte yeni alınmış veya format atılarak geçmiş bilgilerinin tamamen ya da bir kısmının kalıcı olarak ortadan kaldırılmış olduğu,
-Telefon video programı içinde 16/7/2016 tarihinde saat 08.50.32’de oluşturulmuş 45 sn. uzunluğunda bir adet video kaydı bulunduğu, bunun 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe gecesine ait, askerî tankların insanların üzerine sürülüp insanların parçalanarak öldürüldüğü bir görüntü olduğu,
-Telefonun Whatsapp yazışmaları bölümünde 17/7/2016 tarihinde saat 13.44’te başlayan, başvurucu ve Sebo .. ismiyle kayıtlı kişi arasında;
“-Ne diyor
-Arama telden
-Vatsap ta bir kaç görüşmeni sil
-Senin fetocu olmadığını biliyoruz
-Telefon arama kayıtlarını silme
-Tamam ilgilenecem dedi
-Anladım
-Sen fetocu değilsin bunu biliyoruz serefsizin biri otmail
-Arama kayıtlarını neden silmeyeyim ki
-Yok işte olurda telefonunu alırlar arama kayıtlarını silme
-Yav adam diyecek niye sildin
-Tamam
-Tamam Sebo
-Neden ki sileyim birşeyler mi var
-Vatsap otmailini sil
-Alamıyorlar
-Allah razı olsun
-Arkadaşlara bildirdim
-ALLAH emanet ol ben sürekli takipteyim ankaradaki lere sö..
-H. Hoca birşey yapacak mı
-Hakkı’mızdan hayırlısı gülüm
-B.ye selam hakkınızı helal edin” şeklinde konuşma içeriklerinin bulunduğu,
-Dizüstü bilgisayar/grafik isimli klasör içinde yapılan incelemede; 105,061 adet öge (resim) olduğu, bu ögelere bilgisayar içeriğinde ve internet ortamında tıklanarak girildiğinde ögelerin açılan resim, film, haber sitelerinden arta kalan başlık resimleri olduğu, farklı konuda çeşitli resimler ile kendilerince değişik ortamlarda çekilerek bilgisayara aktarılmış normal resimlerden ibaret olduğu, ayrıca bu resimler içinde, FETÖ/PDY ile ilgili olarak aşağıdaki altı adet resim tespit edildiği; bunların Fethullah Gülen’e ait üç resim, iki adet Zaman gazetesi logo yazısı, bir adet (Fethullah Gülen ile Global Hoşgörü ve New york Sohbeti) N.S. ibareli resimler olduğu,
-Diz üstü bilgisayar/internet hareketleri isimli klasör içinde yapılan incelemede; Google’da Kürtçe klipler, Kürtçe şarkılar, şarkıcılar, “Pkk terör örgütbaşı Abdullah Öcalan ve kürdistan” ibareli aramalar yapıldığı ve FETÖ/PDY üyesi olma suçundan aranan Z.Ö. ile aynı suçlamayla ceza infaz kurumunda olan N.I. isimli şahısların da Google arama motorunda aranmış olduğu,
-Dizüstü bilgisayar/internet hareketleri/rafine sonuçlar isimli klasör içinde yapılan incelemede; FETÖ/PDY’nin internet üzerinden haberleşmede kullandığı uygulamalardan Skype, Whatsapp, Line, Viber uygulamalarının kullanıldığı, Whatsapp yazışmalarında FETÖ/PDY ile ilgili herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanmadığı,
- Skype chat messages klasör içeriği kontrol edildiğinde yirmi iki mesaj kutucuğunun tespit edildiği, bu kutucuklar içindeki bölümlerin anlamsız ibareler-yazılar ya da kutucuklardan oluştuğu ancak 22. Sıradaki mesaj kutucuğunda FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarında kullandığı belirlenen CISCO marka cep telefonunun lisans-yazılım bilgisi ile alakalı olduğu anlaşılan bir mesaj içeriğinin İngilizce olarak tespit edildiği, mesajın tarih ve saatinin 28/10/2025 06.30.24 olduğu, güncel bir tarih ve saat olmadığı,
-Diğer bir dizüstü bilgisayar/grafik isimli klasör içinde yapılan incelemede; 51.322 adet öge (resim) olduğu, bu ögelere bilgisayar içeriğinde ve internet ortamında tıklanarak girildiğinde ögelerin açılan resim, film, haber vs. sitelerden arta kalan başlık resimleri olduğu, çoğunluğunun kendilerince değişik ortamlarda çekilerek bilgisayara aktarılmış, suç unsuru olmayan, çeşitli logo vs. resimler ile normal resimlerden ibaret olduğu, ayrıca FETÖ/PDY ile ilgili dokuz resim olduğunun tespit edildiği; bunların yasaklı yayın olan, iki adet Taraf Gazetesi logo yazı resmi, iki adet Zaman Gazetesi logo yazı resmi, iki adet Bugün Gazetesi logo yazı resmi, bir adet Fethullah Gülen resmi, bir adet “Gülen Mason mu” ibareli resim ve bir adet Gülen’in sırları ibareli resim olduğu,
- Dizüstü bilgisayar/internet hareketleri isimli klasör içinde yapılan incelemede, Google analytics first visit cookies (Google analitik ilk ziyaret çerezleri) isimli klasör içinde FETÖ/PDY ile ilgili (bugün.com.tr, samanyoluhaber.com) yasaklı yayın ve siteye giriş yapıldığının belirlendiği özetle belirtilmiştir.
iv. TTNET Anonim Şirketinden gönderilen 11/7/2017 tarihli yazıda, başvurucunun 11/9/2013 başlangıç 22/12/2015 iptal tarihli Tivibu Go abonelik kaydının bulunduğu belirtilmiştir.
v. Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince başvurucuya ait GSM hattı üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 13/9/2017 tarihli HTS analiz raporunda, başvurucu hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle görüşme yaptığı hususlarının tespit edildiği belirtilmiştir.
vi. manavgatadliyesi@hotmail.com isimli mail adresine 18/12/2016 tarihinde gönderilen isimsiz ihbar mailinde; …Manavgat’ta FETÖ’nün kasası olarak bilenen Kuyumcu S. İsimli kişide paraların toplandığını, İ.O.nun Çorum Adliyesine düz savcı olarak atanmasına rağmen defalarca sahte rapor alarak Bakanlık Muhaberede çalışan ve İ.O.nun en yakın bildiği, açığa alınan Kâtip A. İsimli kişiye veya Yazı İşleri Müdürü A.T.ye verdiğini, İ.O.nun Manavgat’a her gelişinde “Sorarlarsa izindeyim, rapor aldığımı söyleme.” Şeklinde konuşmalar yaptığını, Manavgat Yazı İşleri Müdürü A.T.nin de “Sorun yok Başsavcım, biz her zaman sizin yanınızdayız.” Diyerek konuşmalarında samimi davrandığını, İ.O.nun kendi safında olmayan kişilere psikolojik baskı yaparak onları kendi tarafına çektiğini, 2015 yılında yapılan Yazı İşleri müdürlük sınavında İ.O.nun listeyi düzenleyerek A.T.ye verdiğini, A.T.nin de bu listeyi H. Başsavcı’ya vererek kendi adamlarını müdür yapmak için girişimde bulunduklarını ve muhakkik olarak atandıklarında İ.O. ile H. Başsavcının Yargıda Birliklere baskı kurduğunu, seçim olduğu zamanlarda savcı ve hâkimlere baskı yapmaya devam ettiklerini, Serik’teki savcı ve hâkimlere baskı yapmaya başlayınca bunu kaldıramayan eski Serik başsavcısının aşırı tepki gösterdiğini, bunu kabullenmeyen İ.O.nun Serik Başsavcısı İ.M.S.N.ye üstü kapalı tehditler savurmaya başladığını ancak Serik Savcısı M.D., Hâkim K.Ç., M.Y. ve başvurucunun İ.O.nun yanında olduklarını, Serik Adliyesinde M.Y., başvurucu, O.Ö. isimli savcıların tutuklandığını, bu kişilerin başında olanK. Hâkim’in de tutuklandığını, M.D ve N.S. Savcı’nın saf dışı tutulmasına adliyedekilerin dahi anlam veremediklerinin özetlebildirildiği belirtilmiştir.
vii. Antalya İl Millî Eğitim Müdürlüğünün 18/5/2017 tarihli yazısında; başvurucunun erkek kardeşi olan H.A.nın 2006-2008 yıllarında Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde bulunan, FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında kapatılan Özel Kırıkhan Başak İlkokulunda öğrenim gördüğü hususunun tespit edildiği belirtilmiştir.
viii. İddianamenin sonuç ve talep kısmı ise şöyledir:
“…ayrıntılarıyla izah edilen delillerden anlaşılacağı üzere Serik eski Cumhuriyet Savcısı olan şüpheli Mustafa Açay’ın, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olma suçunuişlediğine dair kamudavası açmaya yeterli şüphe bulunduğu anlaşılmakla;yargılamasının yapılarak; …Cezalandırılmasına … karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur.”
24. İddianame Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) 20/11/2017 tarihinde kabul edilerek E.2017/244 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme, aynı tarihte yaptığı tensiple birlikte yurt dışı çıkış yasağı adli kontrol tedbiri uygulanarak başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.
25. Mahkeme 23/2/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucunun savunmasının ilgili kısımları şöyledir:
“Atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Ben Akademide 15. Dönem idim. Kura sonucu Serik Cumhuriyet Savcısı olarak atandım. Akademide bizim sınıfımızın koordinatör hâkimi Akademide görevli tetkik hâkimi Ü.A. idi. Kendisi benim nereye kura çektiğimi sordu, ben de Serik olduğunu söyledim. Bunun üzerine Serik’te bizim H. Var diye sözler söyledi ve benim yanımda H.C.’yi aradı. Telefonu bana verdi, ben de kendisine Serik ile ilgili bilgiler sordum. Bütün görüşmemiz budur. Ü.A.’nın bende telefonu dahi yoktu. Serik ilçesine gidip göreve başladığımda H.C. ile tanıştık ancak aramızda samimiyet yoktur. Topluca yapılan adliyece gidilen yemeklerde ve buna benzer faaliyetlerde bir araya gelmişizdir. Bunun dışında kendisi ile çok muhabbetimiz yoktu. Ben esasen adliyede hiç kimse ile siyasi konular üzerine konuşmadım. Bu tür konulara girilmesini sevmem. Akademide de H.C. ile birlikte eğitim görmedik. Seçimlerde Yargıda Birlik adaylarına oy vermediğimi düşündüğünü söylemiş, seçimlerdeki oylar gizlidir. Ben kimseye kime oy verdiğim hususunda da hiçbir beyanda bulunmadım. Zaten yeni atanmıştım. 24-25 yaşındaydım. Neyin ne olduğunu da bilmiyordum. Seçimlerde herhangi bir propaganda çalışmam olmadı. Benden kimse oy da istemedi. Ben de kimsenin lehine herhangi bir hâkim ve savcıdan oy istemedim. H.C. isimler saymış, ancak saydığı isimler benden oy istemiş, benimle görüşmüş değillerdir. Ben Yargıtay’da 11. Ceza Dairesinde staj yapmıştım. M.K. isimli üyeyi bu daireden tanıyordum. Eşi Antalya’lı idi. Kendisi birkaç kez Antalya’ya geldiğinde beni aramıştı. Denize nerede girebileceğini sormuştu, ben de Kadriye taraflarını önermiştim. Ayrıca 11. Ceza Dairesi sahtecilik konularına baktığı için mesleki sorular sormak için birkaç kez de ben aramıştım. Seçimle ilgili herhangi bir konu konuşmadık. H.B.’yi ise tanımıyorum. H.Y. isimli Serik Savcısının odasında bulunduğum bir sırada onun yanına gelmişti. Sanırım her ikisi de Burdur’lu olmaları nedeniyle tanışıyormuş. H.B. aday olduğunu söyledi. Oy istedi. Özel olarak bana gelmiş değildir. Zaten sonradan da adaylıktan çekilmiş olduğunu duydum. H.C.’nin beyanları zan üzerinedir. Ayrıca önceki HSYK üyesi M.D. benim hemşehrimdi, ailecek de tanışırız. Bu nedenle ben kendisine oy vereceğimi söylemiştim. Ancak bunu da adliyedeki arkadaşlarıma söylemedim. Seçim için herhangi bir çalışmam olmadı. H.C.’nin beyanlarını bu itibarla kabul etmiyorum. Belirttiğim gibi zan üzerine ve şahsi çıkara dayalı beyanlardır. Ben FETÖ üyesi olsam şimdiye kadar evlenmiş olurdum. Adliyedeki arkadaşlarıma evlenmek istediğimi söylemiştim. Bazılarının eşleri öğretmen olduğu için okullarda bekar bayan öğretmen olup olmadığını da sormuştum, FETÖ’cü olsam böyle bir husus sormazdım. Dolayısıyla H.C.’nin beyanları iftiraya varan beyanlardır. Kabul etmiyorum. İ.M.S.N. ise 2014-2016 yılları arasında Serik Başsavcısı idi. Kendisi hakkında yolsuzluk ile ilgili bir idari soruşturma yürütülüyordu. Bunu duymuştum. Bizim kendisinin UYAP ekranına girmemiz mümkün değildir. Kendisinin elektronik imzası vardır, şifresi vardır. Buna bizim erişmemiz imkansızdır. Bu itibarla bu yöndeki beyanları doğru değildir. Ayrıca ben tutuklu bulunduğum sürede Manavgat’taki FETÖ ile ilişkili okul müdürü olduğunu söyleyen A.Ç. ile aynı koğuşta yattık. A.Ç. bizzat bana İ.M.S.N.’nin çocuklarının 2014 sonuna kadar bu okullarda eğitim gördüğünü, hatta sık sık okula ziyarete geldiğini de anlatmıştı. Adalet.org sitesinde yazılar yazan K.Ç. ile benim ilişkili olduğum iddia edilmiş. K.Ç. ile Serik’te aynı adliyede çalıştık. Kendisiyle normal ölçüde iş ilişkimiz vardı. Çok samimi değildik. Sürekli toplandığımız şeklindeki beyanlar yalandır. Tam tersine kendisinin gerekçesiz iddianamenin iadesi kararları nedeniyle ben sert bir itiraz dilekçesi yazmıştım. Bu nedenle kendisiyle üç ay kadar küs kaldık. Ancak tayini Adana’ya çıkınca veda yemeğinde görüşmüştüm. Hatta K.Ç. tam tersine Başsavcı İ.M.S.N. ile sürekli görüşürdü. Ayrıca ben futbolu hiç sevmem, sadece bir kez halı saha maçı yapmıştık. Ben açığa alındığımda İ.M.S.N.’yi aradım. Kendisi bana çok üzüldüğünü, benim FETÖ’cü olmadığımı bildiğini belirterek, o adliyede en son alınacak adam sensin diye sözler söylemişti, hatta babam da kendisiyle görüşmüş, ona da aynı sözleri söylemiş. Dijital incelemede belirtilen video benim haber sitelerinden baktığım sayfalara ilişkindir. Herhangi bir video indirmedim. Bunlar çerez olarak inen videolardır. Bafra Savcısı S.E. bekardı, bir dönem aynı evde kaldık. Üniversitede iken beraber kaldık. Kendisiyle Whatsapp’tan yazışırdık ancak suç unsuru olabilecek bir yazışmamız asla olmamıştır. Ben neticede açığa alındığım için arkadaşlarıma bir zarar gelmesin düşüncesi ile Whatsapp yazışmalarının silinmesine ilişkin birşey yazmış olabilirim, veya onlar yazmış olabilir, bu hususu hatırlamıyorum. Dijital incelemede belirtilen taraf, zaman gazetesi logoları ve diğer hususlar haber sitelerine girildiğinde, tıklandığında otomatik olarak ara belleğe alınan çerezlerdir. Ben herhangi bir şekilde bunları indirmedim. Yine arama motorlarında aramış olduğum kelimeler de suç unsuru içerecek birşey yoktur. Neticede insan düşmanını tanımak için de arama yapabilir. 2013 yılında Serik’e atandığımda evime internet bağlatmıştım. 3 ay süreli hediye Tivibu paketi yanında verilmişti. Annem de benimle kalıyordu, sıkılmasın diye almıştım. Daha sonra öylece kaldı ve unuttum. Faturalar artınca Tivibudan kaynaklanmış olduğunu fark ederek 22/12/2015 tarihinde iptal ettirdim. HTS analiz raporuna göre bazı görüşmelerden bahsedilmektedir, işim gereği polis, jandarma ve hâkim ile savcılarla muhattap oluyordum. Bunlar ihraç edilmişse benim suçum değildir. Yine bir mailden bahsedilmektedir. Ben atandığımda İ.O. Manavgat Cumhuriyet Başsavcısı idi. Serik ilçesi Manavgat’ın mülhakatıdır. İlk atandığımda bağlı bulunduğumuz Başsavcı olan İ.O’yu ziyarete gittim. Kendisi de bana iadei ziyaret yaptı, birkez de vedada görüşmüştük. Toplamda 4 kez ancak görüşmüşüzdür. Kendisiyle birebir özel olarak oturup konuşmuş değiliz. Bu ziyaretlerde topluca yapılan ziyaretlerdir. M.D. Serik’e atandığında İ.O. zaten Manavgat Cumhuriyet Başsavcısı değildi. Ben İ.O. ile seçim ile ilgili hiçbir zaman bir görüşme de yapmadım, ayrıca otel veya başka bir yerde de herhangi bir toplantıya da katılmadım. Suçlamaları kabul etmiyorum dedi.
Tanık İ.M.S.N.’nin Erzurum 4. Ağır Ceza Mahkemesi kanalıyla alınan beyanı okundu, soruldu: Yukarıdaki beyanlarımı tekrar ederim. Futbol takımına kendisini almadığımız yönündeki beyanının doğru olmadığını H.Y. bilir dedi.
Tanık S.A.’nın Kemalpaşa 2. Asliye Ceza Mahkemesi kanalıyla alınan beyanı okundu, soruldu: S.A. ile üniversitede okurken 4 yıl aynı evde kaldık. Hâkimlik ve savcılık sınavına da birlikte hazırlandık. İlim Yayma Cemiyeti Ankara yurdunda birlikte kaldık. Beyanları doğrudur dedi.
Tanık H.C.’nin Kütahya 3. Ağır Ceza Mahkemesi kanalıyla alınan beyanları okundu, soruldu: Yukarıdaki beyanlarımı tekrar ederim. Kendisinin beyanları kesinlikle doğru değildir. Benim bağımsız adaylar lehine de herhangi bir söylemim olmadığını belirtmiştir. Bu husus ise doğrudur. Ben seçimde hiç kimse için lehe ya da aleyhe herhangi bir husus konuşmadım dedi.
HSK Genel Sekreterliğinden gelen yazılar okundu, soruldu: Aleyhe olan hususları kabul etmiyorum dedi.
Dosyada bulunan sübut vasıtaları okunmakla, sanıktan soruldu: Aleyhime olan hususları kabul etmiyorum dedi.
Sanık söz alarak: Tanığım M.B.K. duruşma salonu dışında hazırdır, kendisi benim lise arkadaşımdır. Beni çok yakından tanır, dinlenmesini talep ederim dedi.
Tanık M.B.K.’nin duruşmanın başından itibaren duruşma salonunda hazır olduğu anlaşılmakla, dinlenilmesinden oybirliği ile vazgeçildi.
Sanık söz alarak: Ben devlet okullarında okudum, hayatımın hiçbir döneminde FETÖ ile ilişkili bir yurt ya da evde kalmadım, örgüt ile ilişkili hiçbir kurumla bağlantım olmadı. Örgütle bir bağlantım yoktur. Bank Asya’da hesabım yoktur, bylock kullanmadım. Gazete, dergi, dernek, sendika vs bağlantım da yoktur. Benim örgütün fikirlerini benimsemem de hiçbir zaman söz konusu olmamıştır. Beraatimi talep ederim, ayrıca belirttiğim tanık listesindeki tanıkların dinlenmesini talep ederim. Bununla birlikte Çağlayan Adliyesinde görevli Hâkim Ç.Ö.’nün de dinlenmesini talep ederim, dedi.
Sanığın sunmuş olduğu tanık listesi nedeniyle soruldu: Listede belirtilen tanıklardan S.E. benim üniversiteden ev arkadaşımdır. M.C. okul arkadaşımdır. E.Ö. üniversite ve Akademide iken ev arkadaşımdır. E.K. okul ve yurt arkadaşımdır. S.A. ev ve yurt arkadaşımdır, T.Ş. ile aynı adliyede Serik’te birlikte çalıştık. H.Y. ile Serik’te aynı adliyede çalıştık. Ayrıca yine Serik’te hâkim M.A. ile birlikte çalışmıştık, onun da dinlenmesini talep ediyorum, dedi.”
26. Kovuşturma aşamasında tanık beyanları alınmış olup bu beyanlardan;
i. Tanık H.C.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:
“….Öncelikle Mustafa Açay hakkında Manavgat C.Başsavcılığı’na, Koyulhisar CBS vasıtası ile verdiğim ifadelerimi tekrar ederim. Mustafa Açay ile Eylül 2013 ile Temmuz 2015 tarihleri arasında Antalya-Serik Adliyesi’nde birlikte çalıştık. Daha önceki beyanımda söylediğim gibi kendisinin FETÖ mensubu olmadığını düşünüyorum, Fetöcülerin bilinen tipik özelliklerinin hiçbiri kendisinde yoktur. Sinsi ve tedbirli değildir. Bu nedenle tutuklu kaldığı dönem boyunca savcılık aşamasında bir takım girişimlerim oldu fakat tutuklu kalmasına engel olamadı. Kura çektiği 2013 yazında Akademiden tanıdığım koordinatör Hâkim Ü.A. tarafından aranılarak ‘genç, iyi çocuktur, Serik’te sahip çıkın’ denildi, o yüzden Serik’e ilk geldiği dönem ilgilendim, sosyal, konuşkan, esprili biridir, çabuk kaynaşmıştı herkesle. Ü.A. tarafından aranılınca ilk başta kendisi aleyhine FETÖ yönünde şüphelerim olsa da tanıyınca alakası olmadığını anladım. Özellikle hâkimlik sınavına hazırlık döneminde İlim Yayma Cemiyeti yurtlarında kaldığını söylemişti. Bu nedenle 2014 HSYK seçimleri döneminde Yargıda Birlik Platformu Adaylarını destekleyeceği konusunda başlangıçta ümitli idik, fakat özellikle seçimin bu şekilde yapılmasına yönelik eleştirileri vardı ve YBP adaylarının hükümetin adayları olduğunu bana ve samimi gördüğü 1-2 kişiye söylediğini biliyorum, ben de ona ‘malum yapının teşkilatta güçlü olduğunu, YBP’nin biraz da bu nedenle ortaya çıktığını, seçimleri hükümetin adayları vb. gibi değerlendirmemesi gerektiğini, diğer tarafta Fethullahçıların olduğunu, kendisinin ise Fethullahçı olmadığını ve onları desteklememesi gerektiğini’ söyledim. Onun da ‘Fethullahçıları kendisinin de tanıdığını’ söylediğini hatırlıyorum. Seçim dönemi YBP eleştirileri olsa da kesinlikle sözde bağımsız adaylar lehine söylemi olmamıştır, bağımsızlara oy vereceğim dememiştir, bağımsız adaylar lehine propaganda yapmamıştır, fakat o dönem YBP söylemleri nedeniyle sözde bağımsız adaylara oy verdiği şeklinde bir intiba oluşmuştur. Adliyedeki diğer ihraç olanlar açıkça YBP eleştirisi yapmadılar, sinsi ve tedbirli davrandılar, bu durumun Mustafa Açay’ın FETÖ’cü olmadığına işaret olduğunu düşünüyorum. Seçimlerdeki oyunun rengini ise aslında kendi Akademi dönemindeki FETÖ’cü ağırlığa bağlıyorum nitekim 15.Dönem olarak bilinen bu dönemde ihraç oranı %60’a yakındır. Yine savcı adaylığı, FETÖ’cülerin Adalet Akademisinde en güçlü oldukları 2011-2013 döneminde olmuştur. Akademi yönetimi ve kendi çevresindeki FETÖ’cü çoğunluktan etkilenme nedeniyle seçimlerde sözde bağımsız adaylara oy verdiği fikrindeyim. Zira, seçim döneminde şahsen duruşum herkesçe bilinmesine rağmen, beni bile birçok FETÖ’cü oy için aramışken, Mustafa Açay’a nasıl bir baskı yapıldığını tahmin edebiliyorum. Hatta FETÖ’nün Serik Adliyesine gelen bazı eski ünvanlı isimlerinin tamamının Mustafa Açay ile görüştüğünü biliyorum zira onu tarafsız olarak görüp etkilemek istemişlerdir. Yine ilk atandığı dönemde ve 2014 seçimleri boyunca bağlı olduğu Manavgat Başsavcısı da (İ.O.- ki kendisi militan FETÖ’cüdür) üzerinde bir amir gibi etkili olmuştur. Gerçekten FETÖ’cü olsa bu kadar üzerinde durmazlardı diye düşünüyorum, bu ünvanlı isimlerin bir kısmını savcılık ifademin başında dile getirmiştim. Yine savcılık beyanımda da bahsettiğim gibi çok sigara içerdi, FETÖ’cüler tedbiren de olsa bu kadar sigara içmezdi. Yine evlenme isteği vardı ve öyle FETÖ’cülerin katalog evliliği gibi değil normal birisi nasıl tercih edecekse o yönde hal ve hareketleri vardı. Yine önceki ifademde tekrarladığım gibi muhalif bir yapısı ve duruşu vardı, darbe başarılı olsa herkesten önce darbecilerin karşısına dikileceğine ben inanıyorum. Ayrıca okulu bitirdikten sonra ilk önce İcra Müdürlüğü Sınavını kazanmış ve atanmış kısa bir süre sonra Hâkimlik Sınavını kazanmıştır. FETÖ’cü olsa hiç İcra Müdürlüğü Sınavı ile vakit harcamazdı zira soruları elde ettiklerinden direkt Mustafa Açay’ı hâkimlik sınavına yönlendirirlerdi. Böyle bir şey de olmamıştır. Bunun da lehine kanaat oluşturacak bir durum olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak kendisinin FETÖ mensubiyetinin olmadığını, yalnızca 2014 HSYK seçimleri döneminde, şu an pişman olduğu bazı hal ve hareketleri nedeniyle ihraç olduğunu, yapılan darbe girişimine o gece en ufak bir sempati ile dahi bakmadığını düşünüyorum. Ayrıca yalnızca şahsımın beyanlarının değil, o dönem birlikte çalıştığımızN.S. (İstanbul CS.), E.Ö. (UHDİGM Tetkik Hâkimi), H.K. (İstanbul Hâkimi), İ.Y. (Diyarbakır Hâkimi), Z.E. (Adana Hâkimi), İ.M.S.N. (Erzurum CS), T.Ş. (Kütahya CS), M.A. (Serik Hâkimi) gibi meslektaşların Mustafa Açay için tanık olarak beyanlarının alınması gerektiği kanaatindeyim. Anlattıklarım ile çelişki olursa tekrar ifade verebileceğimi belirtmek isterim. Yargılamanın sıhhati açısından bu mühimdir.”
ii. Tanık İ.M.S.N.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:
“Ben 2014 yılı Haziran ayı ve 2016 yılı Haziran ayları arasında Serik Başsavcılığı görevini yaptım. Mustafa Açay ile 2014 yılı Haziran ve 2016 yılı Haziran ayları arasında yaklaşık iki yıl birlikte çalıştık. Mustafa Açay’ın bakmakta olduğum soruşturma dosyalarının, avukat soruşturmalarının ve infaz ile ilgili verdiğim kararların içeriklerini incelediğini, bazı dosyaların içerikleri ile ilgili defalarca benim ekranıma girdiğini tespit ettim, ayrıca FETÖ’cü olarak bilinen ve adalet.org isimli sitede sık sık sert yazılar yazan K.Ç. isimli hâkimle çok yakın ilişkiler içerisinde olduğunu biliyorum. HSYK seçimlerinden önce bir numaralı FETÖ’cü olarak lanse edilen K.Ç. ile seçimden sonra sürekli bir araya gelerek adliyede toplandıklarını, adliye dışında sportif faaliyetleri birlikte icra ettiklerini, kurmuş oldukları futbol takımına beni ve Cumhuriyet Savcısı H.Y.’yi almadıklarına, … şahidim. Mustafa Açay’ın 2014 yılı HSYK seçimlerinde Yargıda Birlik Platformuna oy vermeyeceklerini beyan ettiklerine bizzat şahidim, ancak kendisinin okul yıllarında FETÖ’ye müzahir eğitim kurumlarına gidip gitmediğini ve bunların yurdunda kalıp kalmadığını bilmiyorum. Ayrıca ben kıdem olarak kendisinden daha ileride olduğum için ve kendisi ile eğitim görmediğimden okul yıllarında ya da Akademide birlikte olan bir akrabam ya da yakınım olmadığından sınıf temsilciliği, albüm kurulu üyeliği, müşahitlik yapıp yapmadığını da bilmiyorum. Bilgim ve görgüm bunlardan ibarettir.”
iii. Tanık S.A.nın beyanının ilgili kısmı şöyledir:
“Sanık Mustafa Açay, İzmir Dokuz Eylül Ünüversitesi Hukuk Fakültesinden sınıf arkadaşımdır. Bunun yanında, Kredi Yurtlar Kurumuna Bağlı ve Buca ilçesinde bulunan Hoca Ahmet Yesevi Yurdun’da da, 2007 yılında, 6-7 ay kadar, aynı odada; sanık Mustafa Açay, ben, aynı fakülteden olan ve şu an hâkim-savcı olarak görev yapan S.E., M.E., H.S. isimli arkadaşlarımızla birlikte kaldık. Daha sonra ben, S.E. ve Sanık Mustafa Açay yine aynı ilçede bulunan, yeri Tınaztepe kampüsünün karşısında olan bir ev kiraladık ve mezun olana kadar burada birlikte kaldık. Yukarıda ismini saydığım kişilerin yanı sıra, fakülteden arkadaşımız olan ve şu anHâkim-Savcı olarak görev yapan Y.B., E.K. ve E.Ö. sürekli görüştüğümüz ve Sanık Mustafa Açay’ı tanıyan bilen insanlardır. Okuldan mezun olduktan sonra, yani 2011 yılında; Sanık Mustafa Açay, ben, S.E., M.E. ve H.S. Hâkimlik-Savcılık sınavına hazırlanmak üzere birlikte Ankara’da bulunan Murat Dershanesine kayıt yaptırdık ve bu isimlerin yanında diğer arkadaşlarımız Y.B. ve E.Ö.’de dahil olmak üzere Ankara Ulus’da bulunan İlim Yayma Cemiyetine bağlı Hacı Bayram Veli Yurdunda kaldık. Sınav sonrasında, Sanık Mustafa Açay, mülakatı geçerek Savcı olarak Antalya’nın Serik İlçesi’ne kura çekti. Ben dahil olmak üzere bir kısım arkadaşlarımız o yıl mülakattan elenmiştik. Ayrıca Savcı olarak göreve başlamadan önce, Sanık Mustafa Açay’ın kısa bir dönem icra müdür yardımcısı olarak görev yaptığını da biliyorum. Ben bu anlattığım süreçte, Sanık Mustafa Açay’ın FETÖ örgütüyle bir irtibatına ya da bu örgüte sempati duyduğuna dair bir cümlesine kesinlikle şahit olmadım. Aksine yurtta ve birlikte evde kaldığımız süreçte cemaat örgütünü kötülediğini duyardım. Üniversiteye ilk başladığımız dönemde babasının kendisine bu tip cemaat yapılanmalarından uzak durmasını tembihlediğini söylemişti. Kendisi de,bu tür yapılanmalara karşı olduğunu sürekli dile getirirdi. Hatta yurtta aynı odada kaldığımız dönemde, cemaatçi olduğunu bildiğimiz ve arada odamıza gelip bizleri biryerlere davet etmek isteyenler oluyordu. En başta sanık Mustafa Açay bunlara tepki gösterirdi. Bir keresinde, oda arkadaşımız S.E. bu kişilerden birisiyle tartışarakodadan kovmuştu. Sanık Mustafa Açay’da dahil olmak üzere arkadaşımızın bu tutumuna destek gösterdik. Bu olayın akabinde, sanık Mustafa Açay’ın, ‘Bunlar ne yapışkan insanlar, kovuyorsun kovuyorsun yine geliyorlar’ dediğini hatırlıyorum. Bu tutumunu sonraki dönemlerde aynen bu şekilde sürdürdü. Sanık Mustafa Açay, Serik İlçesi’nde göreve başladıktan sonra da, hal hatır sormak maksadıyla ara aratelefonla görüşürdük. Bu görüşmelerimiz esnasında da, yine Sanık Mustafa Açay’ın, bu örgütle irtibat kurduğu ya da sempati oluşturduğuna dair bir cümlesini duymadım, buna yönelikbir izlenimim de olmadı. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası Sanık Mustafa Açay’ın ismini ihraç listesinde görünce ben dahil olmak üzere kendisini yakınen tanıyan herkes şaşkınlığa uğradık. Bildiklerim ve gördüklerim bunlardan ibarettir.”
iv. Tanık T.Ş.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:
“Ben 2013 yılı Nisan kura kararnamesi ile Antalya Serik ilçesinde 2013 yılı Mayıs ayı içerisinde göreve başladım. Aynı yıl içerisinde hatırladığım kadarı ile Eylül ayında bir kura kararnamesi daha oldu ve Mustafa Açay’da bu kararname ile Serik İlçesine atandı. Kendisini o tarihten bu yana yakinen tanımaktayım. O dönemde Serik Adliyesinin fiziki şartları yetersiz olduğu için yeni adliye binasına taşınana kadar toplam bir yıl kadar Mustafa Açay ile adliyede aynı odada görev yaptık. Bunun yanında benim tayinim çıkana kadar da toplamda yaklaşık iki yıl kadar aynı apartmanda komşu olarak bulunduk. Hatta benim tayinimin Diyarbakır’ın Kulp İlçesine çıkması sebebi ile ailemi yanımda götüremediğimden Serik’te bulunan ikametimi taşımadım ve Kulp İlçesinde görev sürem bitene kadar Serik İlçesine ailemin yanına birçok kez izin ile geldim ve bu süre zarfında da Mustafa Açay ile ikametlerimiz aynı apartman içerisindeydi. Mustafa Açay’ı tanıdığım süre zarfında birlikte çok fazla zaman geçirdik. Tarafıma ulaşan iddianame kapsamında Mustafa Açay hakkında iddia edilen hususlar kapsamında tek tek bildiklerimi, gördüklerimi ve birebir şahit olduklarımı açıklamaya çalışacağım. Ben prensip olarak hiç bir meslektaşıma HSK seçimlerinde kime oy vereceğini veya vermeyi düşündüğünü sormadım bu duruma Mustafa Açay’da dahildir. Ancak bu süreç zarfında Mustafa Açay’ın seçim sürecinde bağımsız adaylara destek verdiğine ve açıkça bağımsız adaylara oy vereceğini söylediğine şahit olmadım. Her ne kadar Mustafa Açay’ın muhalif ve anarşist bir yapıya sahip olduğu iddia olunmuş ise de; Mustafa Açay her hukuk fakültesi mezunu ve belirli bir makama ulaşmış bir bireyde olması gerektiği gibi eleştirel bir bakış açısına sahipti. Bu durum doğruya doğru demenin yanında yanlış bir şey görüldüğünde de sorgulamaktan ibaretti ancak bu hususun yanlış yorumlanarak anarşist bir düşünceye sahip olduğunu söylemek doğrularla bağdaşmamaktadır. Yukarıda da söylediğim gibi Mustafa Açay olması gerektiği gibi sadece eleştirel bir düşünce yapısına sahipti ancak bu durum başka meslektaşlar tarafından onların yaklaşımına göre yanlış yorumlandı. Seçim süreci zarfında Mustafa Açay ile bir gün yemek yediğimiz sırada ben ve özellikle eşim bu yapının mağdurlarından olmamız sebebi ile o dönem cemaat olarak anılan yapının yapmış olduğu hukuksuzluklardan konu açıldı. Bu konuşmamızda Mustafa Açay o dönem cemaat olarak anılan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün birçok meslektaşı mağdur ettiğini, birçok kişiyi haksız yere mülakatlardan elediklerini, usulsüz soruşturmalar ile mağduriyet yarattıklarını ve yaptıklarının doğru ve kabul edilebilir olmadığını net bir dille ifade etti. Bu hususa birebir şahidim. Bana bunları söyleyen ve yakinen tanıdığım bir insanın Yargıda Birlik Adaylarına oy vermeyeceğini söylemesini mümkün görmüyorum. Serik İlçesinde görev yaptığım süre zarfında birçok kez Mustafa Açay’ın ikametine gittiğim gibi birçok defa da onu kendi ikametimde ağırladım. Bu süreç zarfında kendisinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile herhangi bir bağına ve bağlantısına şahit olmadım. Yine görev yaptığımız süre zarfında ve benim ailemi ziyarete geldiğim zamanlarda da Mustafa Açay ile sık sık dışarıda da görüştüğümüz olmuştur. Bu görüşmelerimiz kimi zaman sadece ikimizin olduğu ortamlarda ya da adliyece hâkim ve savcılar arasında yaptığımız balık tutma, ATV turuna çıkma, denize gitme gibi etkinliklerdi. Bu etkinliklerde de hiç bir zaman Mustafa Açay’ın FETÖ/PDY ile alakalı olabilecek bir eylemine ve söylemine şahit olmadım. Yine görev yaptığım süre içerisindehem mesleğe başladığı zaman hem de ilerleyen yıllarda ve seçim süreci zarfında bağımsız adaylardan veya onlara destek arayan kimi yargı mensuplarından Mustafa Açay’ı birebir ziyaret eden kimseye şahit olmadım. Mustafa Açay ile yeni adliye binasında odalarımız yan yana bulunmakta idi ve çoğu zaman benim odama veya yine adliyede görevli savcı H.Y.’nin odasına gelirdi veya biz onun odasına giderdik. Bu görüşmelerimiz hafta içi mesai saatlerinde rutin olduğu için yani işlerden sıkıldığımızda bir çay veya kahve içmek maksadı ile odalarımıza sık sık gittiğimizden bizleri ziyarete kim gelirse muhakkak haberimiz olurdu. Benim haberim olmasa dahi eğer bağımsız adaylardan veya onlara destek olunması için meslektaşları gezen yargı mensuplarından veya Yargıda Birlik Adayları kapsamında gelen biri olsa idi muhakkak Mustafa Açay bu durumdan bana bahsederdi. Bununla birlikte Mustafa Açay’ın bağımsız adaylara oy verilmesi gerektiğini ya da onların bir şekilde desteklenmesinin gerektiğine ilişkin olarak bir söylemini de duymadım. Hatırladığım kadarı ile o dönemde Serik Adliyesine sonradan adaylıktan çekilen ancak şu an ismini hatırlayamadığım bir bağımsız aday gelmişti. Ancak bu kişi özellikle bir kişi için değil adliyemizin tamamını gezerek kendisine oy istemişti. Hatta çok iyi hatırlıyorum benim odama da gelerek hiç oturmadan kendisine oy isteyerek bastırmış olduğu kartviziti bırakarak gitmişti. Daha sonrasında ise bu kartvizit üzerinden bu şahsı, birlikte eleştirdiğimizi de çok iyi hatırlıyorum. Mustafa Açay’ın İlim Yayma Cemiyeti Yurtlarında kaldığını ve üniversite yıllarında da Savcı S.E. ile birlikte kaldığını biliyorum. S.E. ile Mustafa Açay aracılığıyla tanıştım ve halen arkadaşlığımız devam etmektedir. S.E. ile bir dönem Diyarbakır Adliyesinde de birlikte çalıştık. Hatta Mustafa Açay’ın açığa alındığını öğrenince ikimiz de çok şaşırdık ve bu durumun tamamen yanlış anlamadan ibaret olduğunu düşündük. Mustafa Açay’ın dönemin Serik Başsavcısının yürütmüş olduğu soruşturma dosyalarını, avukat soruşturmalarını ve infaz ile ilgili verdiği kararlarını incelediğine hiç bir zaman şahit olmadım. O dönem Başsavcıda soruşturma dosyası bulunmuyordu ve sadece daimi arama dosyaları, avukat soruşturmaları ile infaza başsavcı bakıyordu. UYAP sisteminden ise başka bir savcı üzerinde bulunan dosyanın içeriğini görmemiz mümkün değildi zira yürütülen soruşturma kapsamında aynı olaya ilişkin bir soruşturma olup olmadığına bakmak için UYAP’tan sorgulama yaptığımızda sadece dosya şüphelisinin suçu ve dosyanın hangi savcıda olduğu ile mağdurları görebiliyorduk ve dosyaların bağlantılı olduğunu düşünüyorsak incelemek ve uygun ise birleştirmek maksadı ile dosyayı ilgili savcısından istiyorduk yani dosya muhteviyatını UYAP üzerinden görme ihtimali yoktu. Ayrıca Başsavcının ekranına girerek bazı dosya muhteviyatlarını incelediğine de hiçbir zamana şahit olmadım kaldı ki Başsavcının şifresini bilmeden ekranına nasıl erişim sağlanabilir ona da anlam veremedim ayrıca böyle bir durum olsa UYAP işlem kütüğünden ne gibi işlemler yapıldığı, bağlantının ne zaman sağlandığı, hangi bilgisayardan erişim sağlandığı gibi hususlar tamamen kayıt altındadır, bu kayıtlar gerek duyulur da incelenirse eğer Mustafa Açay hakkında böyle bir durumun olmadığı anlaşılacaktır. Serik’te görev yaptığım dönemde bazı avukatlar hakkında soruşturma konusu deliller mevcut olduğundan ayırma kararı vererek iş bölümü gereği Başsavcılığa avukat soruşturması gönderdiğim olmuştur ancak Mustafa Açay hiçbir zaman hiçbir avukat hakkında bana ne soruşturma konusu ile ilgili bir husus ne de başka avukatlar hakkında yürütülen soruşturmalar hakkında bir soru sormamış veya telkinde bulunmamıştır. Mustafa Açay’ın FETÖ’cü olarak bilinen eski hâkim K.Ç. ile çok yakın ilişkiler içerisinde olduğu hususu doğru değildir. Mustafa Açay’ın bu şahıs ile iş arkadaşlığı dışında herhangi bir bağı yoktur hatta K.Ç. gerekli gereksiz bir çok iddianame iadesi yaptığı için Mustafa Açay bu şahısla tartışmış ve uzunca bir süre de konuşmamıştır.Mustafa Açay’ın bu şahıs ile ilişkisi adliyede normal olarak bir hâkim savcı arasında olması gereken arkadaşlık ilişkisinden öteye gitmemiştir ve bu durum ise iddianame iadesi sebebi ile yaşanan tartışmadan sonra tamamen kesilmiştir. Mustafa Açay’ın Tivibu aboneliğine bizzat şahidim. Şöyle ki; Mustafa Açay tek başına bekar olarak yaşadığından ve babasına kefil olması ancak babasının işlerinin iyi gitmemesi sebebi ile ödenemeyen kredi borçlarının Mustafa Açay’a kalması nedeni ile giderlerini çok kısmak zorunda kalmıştı. Bu sebeple ikametinde televizyonu yoktu. Bilgisayarını kullanabilmek maksadıyla internet bağlatmak istediğinden internet ile birlikte Tivibu aboneliğinin teklif edilmesi üzerine bunu bana da danıştı ve ben de iyi olacağını zira televizyonu olmadığını ve bu sayede bilgisayardan televizyon da izleyebileceğini söyledim ve kendisi daha uygun fiyat verdikleri için iki yıllık taahhüt ile aboneliğini başlattı sonrasında ikametine eski tüplü bir televizyon getirdiğini biliyorum ve bilgisayardan televizyon izlemesine gerek kalmadığından aboneliğini iptal ettirdi. Bu aboneliğin veya iptalin FETÖ/PDY üyeliği ile hiçbir ilgisi bulunmadığına birebir şahidim. Manavgat Adliyesinin mail adresine gönderilen mail içeriğinde her ne kadar Mustafa Açay’ın Manavgat eski Başsavcısı İ.O’nun Serik Adliyesindeki hâkim savcılara seçim zamanı baskı yaptığı ve bunu kaldıramayan Serik eski Başsavcısı İ.M.S.N.’nin aşırı tepki gösterdiği, bunun üzerine dönemin Serik Başsavcısını üstü kapalı tehdit ettiği ancak buna rağmen Mustafa Açay’ın İ.O.’nun yanında durduğu iddia olunmuş ise de; Mustafa Açay’ın İ.O. isimli dönemin Manavgat Başsavcısı ile herhangi bir samimiyetine şahit olmadım zira kendisini Manavgat Başsavcısı yanında adliyece yapılan ziyaretler dışında hiç görmedim ve kimseden de bu yönde bir şey duymadım. Hatırladığım kadarı ile bir defasında adliyede görevli savcılar ve dönemin Serik Başsavcısı ile 2013 yılı içerisinde bir kez İ.O.’yu, Serik Adliyesinin, Manavgat Adliyesinin mülhakatı olması sebebi ile nezaket ziyaretine gitmiştik. Onun haricinde ne Mustafa Açay’ın İ.O.’yu ziyaret ettiğine ne de bir bağı ve bağlantısı olduğuna şahit olmadım. İ.O. yerine atanan dönemin Manavgat Başsavcısı H.D.’ye ise yine adliyede görevli savcılar ve dönemin Serik Başsavcısı İ.M.S.N. ile birlikte nezaket ziyaretine gittiğimizi hatırlıyorum. Bunun dışında Mustafa Açay’ın isimleri geçen dönemin Manavgat Başsavcıları ile herhangi bir irtibatına şahit olmadım eğer öyle bir irtibat olsa idi kesinlikle bu durumdan haberdar olurdum veya yukarıda anlattığım nezaket ziyaretleri haricinde kesinlikle en azından bir görüşmesine şahit olurdum.Bununla birlikte Mustafa Açay’ın Serik Başsavcısı İ.M.S.N. ile muhabbeti iyiydi. Ben bir yıl kadar İ. Başsavcı ile çalıştığımdan ve Mustafa Açay halen Serik’te göreve devam ettiğinden muhabbetleri de daha fazla idi seçimlerden sonra ve tayinim çıktıktan sonra İ. Başsavcımızı adliyede ziyaretine gittim bu ziyaretlerde Mustafa Açay’da bulunmaktaydı, bu görüşmelerde İ. Başsavcının Mustafa Açay’a yaklaşımı gayet normaldi ve ona tavır alması ya da farklı bir durum sezmedim. Bununla birlikte mail içeriğinde M.D. isimli Cumhuriyet Savcısının da İ.O’ya destek verdiği belirtilmiş, ancak M.D. ben tayin olduğumda yerime gelen savcılardan birisiydi. Ben ise seçimlerden sonra 2015 yılında Serik İlçesinden kararname kapsamında Diyarbakır’a gittim. Manavgat Eski Başsavcısının ise o zaman diliminde tayini çıkmış yerine H.D. Başsavcı olmuştu ve HSK seçimlerinin üzerinden de bir yıl gibi bir zaman dilimi geçmişti bu yönüyle de ihbar maili kendi içerisinde çelişkili görünmektedir. İhbar mailinin yukarıda Mustafa Açay hakkında anlattıklarım kapsamında doğruları yansıtmadığını düşünüyorum. Son olarak Mustafa Açay’ın FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğunu gösterir veya kanaati uyandırır ne bir eylemini ne de bir söylemini görmedim tüm bildiklerimi ve bizzat şahit olduğum her şeyi açık bir şekilde anlattım. Mahkemenin tekrar dinlenmeme lüzum görmesi halinde yine tanıklık yapmaya hazırım söyleyeceklerim bundan ibarettir.”
v. Tanık M.A.nın beyanının ilgili kısmı şöyledir:
“Ben Mustafa Açay’ı aynı adliyede birlikte görev yapmamız nedeniyle tanırım. Ben 2014 yılında Serik Adliyesine hâkim olarak atandığımda Mustafa Açay aynı adliyede Cumhuriyet savcısı olarak çalışıyordu. Mustafa Açay meslekten ihraç edilene kadar birlikte çalışmaya devam ettik.Mustafa Açay ile geçmişten ortak tanıdıklarımız olması nedeniyle samimi bir arkadaşlığımız oldu. Bu arkadaşlığımız süresince Mustafa Açay’ın FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantısı olabileceğine ilişkin hiçbirşüpheli davranışına, söz ve söylemine şahit olmadım. Ben adliyeye HSK seçimlerinden sonra atandığım için Mustafa Açay’ın bu dönem kimi desteklediğini yahut oy verdiğini bilmiyorum. Ben atandıktan sonra da bu konuyla alakalı aramızda herhangi bir konuşma geçmedi. Ancak karakteri ve yapısı itibariyle FETÖ/PDY terör örgütüne mensup kişileri destekleyebileceğini düşünmüyorum. Bunu düşünme nedenim Mustafa Açay ile aramızda FETÖ/PDY terör örgütü ile alakalı geçen gündelik konuşmalardır. Bu konuşmalarda Mustafa Açay bu örgütün hâkimlik- savcılık sınavlarında soruları çalarak mensuplarına dağıttığını duyduğunu, bu örgütün din kisvesi altında devlet kadrolarına yerleşmeye çalıştığını, hak yediğini düşündüğünüsöylüyordu. Mustafa Açay’ın hâkim K.Ç. ile arkadaşlığı normal meslektaş ilişkisi çerçevesinde idi. Yakın bir arkadaşlığı yoktu. Hatta bir dönem iddianame iadesi nedeniyle aralarında bir tartışma yaşanmış ve uzunca bir süre küs kalmışlardı. K. Hâkim iddianame iadelerinde sert bir üslup kullanırdı. Bu iadeler nedeniyle aynı dönem bizimle birlikte çalışan Cumhuriyet savcısı İ.Ö. ile K. Hâkim arasında da evrak üzerinde bir sürtüşme yaşanmış, ikisi de bu nedenle soruşturma geçirmişlerdi.Küs oldukları dönem ben Mustafa Açay’a, K. Hâkimin kendisinden yaşça büyük olduğunu, iş nedeniyle aralarında bu şekilde kırgınlık olmasının doğru olmadığını, adliyede huzursuzluk olmasının hepimizi olumsuz yönde etkilediğini söyleyerek K. Hâkimle barışması hususunda kendisini teşvik etmiştim. Bu şekilde tekrar barıştılar ancak aralarındaki arkadaşlık eskisinden daha soğuk ve mesafeli idi. Birlikte çalıştığımız dönemde ben Mustafa Açay’ın hiçbir zaman ne futbol maçı izlediğine ne de futbol oynadığına şahit olmadım. Toplumumuzda erkeklerin genelde futbol ile haşır neşir olduğu bilinir. Bilinenin aksine Mustafa Açay’ın bu tür faaliyetlere hiç ilgisi yoktu. Hatta ben başta bu durumu oldukça garipsemiştim. Mustafa Açay gördüğüm kadarıyla genel olarak Cuma Namazlarına giderdi. M.D. isimli savcı ile Manavgat Başsavcısı İ.O. aynı dönem birlikte çalışmadılar. M. Savcı adliyeye tayin olduğunda İ. Başsavcı çoktan gitmişti. Eski Başsavcı İ.M.S.N.’nin Mustafa Açay’ın kendi dosyalarına baktığına ilişkin bir iddiası varsa bu UYAP kayıtlarından araştırılabilir. UYAP kayıtlarında kimin hangi dosya içeriğine baktığı evrak işlem kütüğünden görülebilmektedir. Ayrıca herkeste e-imza olması nedeniyle, başka bir hâkim-savcı ekranına girilebilmesi sistemsel olarak mümkün değildir. Ben kesinlikle Mustafa Açay’ın FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğunu düşünmüyorum. Hatta bu örgüte sempati duyduğunu dahi düşünmüyorum. Benim kendisi hakkındaki yaklaşık iki yıllık izlenimime göre hakkındaki tüm iddialar iftiradır. Benim bilgi ve görgüm bundan ibarettir.”
vi. Tanık H.Y.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:
“Ben bu konu ile ilgili daha önce Serik Cumhuriyet Başsavcılığında ifade vermiştim. O ifadem aynen geçerlidir. Ben o ifademde de belirttiğim gibi sanık Mustafa Açay’ın geçmişini bilmem ben sadece görev yaptığım süre içinde tanıdığım kadarıyla kendisi hakkında bilgi sahibiyim. Ayrıca bildiğim kadarıyla halen Bafra ilçesinde Savcı olarak görev yapmakta olan S.E. isimli şahısa sorulursa sanık hakkında geçmişi ile ilgili olarak detaylı bilgi verebilir. Çünkü sanık daha önce üniversite eğitimi sırasında savcı S.E. ile ev arkadaşlığı yapmıştır. Ben de bunu şurdan biliyorum. S.E., Mustafa Açay’dan sonraki bir dönemde kura çekerek Manavgat İlçesine savcı olarak atanmıştı ve bu nedenle Serik İlçesinde sanık Mustafa Açay ile birlikte kalıyorlardı. Sanık, savcı S.’yi tanıştırmak için Serik Adliyesine getirdiğinde savcı S. İle biz de tanıştık. Daha sonradan konuşmalarımızda ikisinin daha önce üniversitede ev arkadaşı olduğunu öğrendim. Ayrıca yine Bandırma İlçesinde görev yapan savcı A.İ.’de sanığın geçmişi ile ilgili bilgilere sahip olabilir çünkü A.İ. hâkim savcı stajını Antalya İlinde yapıyordu ve kendisi Serik’liydi ve sanık Mustafa ile de tanışıyorlardı. Benim A.’dan bildiğim kadarıyla ikisi hâkim savcı sınavına birlikte İlim Yayma Cemiyeti Yurdunda Ankara veya İzmir İlindeberaber hazırlanmışlar. Detaylı bilgisine Bandırma Savcısı A.İ.’den ulaşılabilir. Ayrıca kendisi bekar olarak yaşıyordu ve yine adliyemizde görev yapan Savcı T.Ş. isimli şahısla aynı apartmanda oturuyorlardı. Savcı T.Ş.’den de sanığın özel ve meslek hayatıyla ile ilgili bilgisi sorulabilir. Görev yaptığım süre içerisinde sanık Mustafa Açay’ın FETÖ/PDY terör örgütüyle ilgili herhangi bir bağlantısına şahit olmadım. Benim bildiğim kendisi sürekli olarak babasının borçlarını ödüyordu ve aldığı maaş da yetmiyordu hatta kardeşlerinin okuması için de maddi destek sağlıyordu. Arabası yoktu. Adliyeye bile minibüsle gidip geliyordu. Benim bildiğim, zamanında babası tarımla uğraşırken çok borçlanmış ve icralık olmuş bu nedenle bu borçları ödemek için çabalıyordu ve kredi çekerek bu borçları kapatmaya çalışıyordu. Ben sanığın 2014 yılındaki HSK seçimlerinde ne örgüt lehine ne de Yargıda Birlikte Platformu lehine herhangi bir çalışmaya katıldığını görmedim. Ayrıca örgüt lehine de bize baskı yaptığına şahit olmadım. Ben seçim olduğu sene Serik Adliyesine yeni tayin olmuştum ve göreve başlayıp adli tatil kullanamadığım için adli tatilden sonra yıllık izine ayrılmıştım. İzinden döndüğüm sırada da seçime yanlış hatırlamıyorsam 15-20 günlük bir süre kalmıştı. Bu süre içerisinde benim hatırladığım kadarıyla bağımsız diye tabir edilen adaylardan H.B. isimli şahıs adliyemize geldi ve adliyedeki tüm hâkim savcıların odalarına uğradı. Fakat adliyemizdeki hiçbir hâkim savcı H.B.’yi özellikle oda oda gezdirmedi. Benim hatırladığım kadarıyla H.B. o zamanki Başsavcımız İ.M.S.N.’den adliyeden dolaşıp oy istemek için izin almış. Daha sonra da adliyede oy istemiştir. Fakat dediğim gibi sanık hiçbir suretle bu şahısa oy vereceğine dair herhangi bir söz söylememiş ve bu şahısın yanında olmamıştır. Ayrıca ben başka kişilerin de adliyemize oy istemeye geldiğine ve sanığın bunlarla görüştüğüne şahit olmadım. Her ne kadar iddianamede gördüğüm kadarıyla kişilik olarak sanığın her şeye muhalif olduğuna ilişkin tanık beyanları varsa da ben buna katılmıyorum. Çünkü adliyemizde her şeye muhalif diye isimlendirdiğimiz asıl kişi hâkim K.Ç. idi. Hatta sanık ve diğer savcı arkadaşlar hem görüşlerinden ötürü hem de sürekli olarak savcıların iddianamelerini iade etmesinden dolayı kendisine muhalifK. Diye lakap takmışlardı. Sanık, ayrıca hâkim K.Ç.’yle sürekli olarak takılan birisi değildir. Zaten bir ara bu iddianame iadesi sebebi yüzünden de araları bozulmuş ve neredeyse bir, bir buçuk yıl hiç konuşmamışlar ve yan yana dahi gelmemişlerdi. Yani sanık, Hâkim K.Ç.’yle çok yakın ilişkiler içerisinde olmamıştır. Sanık en çok savcı T.Ş.’nin daha sonra da benim yanıma gelirdi. Yine sanığın o zamanki başsavcımızın UYAP ekranına girdiği ve dosya içeriklerine bakıldığı iddia olunmuşsa da ben böyle bir şeye rastlamadım ve bu konuyu ilk defa şimdi duyuyorum. Her ne kadar iddianamede gördüğüm üzere manavgatadliyesi@hotmail.com isimli mail adresine gönderilen isimsiz ihbar dilekçesinde sanığın HSK seçimleri zamanındaki Manavgat Başsavcısı olan İ.O. isimli şahısın yanında olduğu ve sürekli bir araya geldikleri iddia olunmuşsa da, ben hiçbir zaman sanığın bu şahısla yan yana geldiğine şahit olmadım. Sanık kendi başına yaşardı zaten bekardı. Mesai içinde işini yapar mesai bitince de adliyede hiç durmaz çıkar giderdi. Yukarıda da belirttiğim ben sanığın örgüt lehine herhangi bir çalışma yaptığına ve örgüt üyeliğine dair izlenimlere hiçbir suretle rastlamadım. Zaten karakter olarak da kendisi tüm cemaatlere karşıdır. Herhangi bir takiye eylemine rastlamadım. Ayrıca Cuma Namazlarına da giderdi. Sanık Mustafa Açay ile ilgili başkaca bildiğim veya söyleyeceğim bir şey yoktur. Onun hakkında bilgi sahibi değilim. Sanığın zaman gazetesi hakkında bilgi sahibi değilim.”
27. Cumhuriyet savcısı 6/7/2018 tarihli duruşmada, esas hakkındaki mütalaasında özetle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan eylemine uyan 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314. Maddesinin (2) numaralı fıkrası, 53. Maddesi, 58. Maddesinin (9) numaralı fıkrası, 63. Maddesi ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. Maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesini kamu adına talep ve mütalaa etmiştir.
28. Mahkeme 6/7/2018 tarihinde yaptığı duruşmada, başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair mahkûmiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, yüklenen suçun başvurucu tarafından işlendiğinin sabit olmadığından bahisle FETÖ/PDY’ye üye olma suçundan beraatine karar vermiştir. Mahkemenin beraat kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“…Cumhuriyet Savcılığından ihraç edilen sanık hakkında bylock ya da terör örgütünün kullandığı bilgisayar ya da telefon programlarına ilişkin bir tespit yapılamaması; sanıktan elde edilen dijital materyallerinde herhangi bir suç unsuruna rastlanmaması; hazırlık aşamasında dinlenen tanıklar Ö.Ş., S.E., M.B.K., M.A., E.K., Y.B., A.İ., M.A., İ.Y., M.D., H.Y., R.T.K. ve M.G.’nin sanığın FETÖ örgütü ile bağı olmadığına ilişkin beyanlarının olması; tanık H.C.’nin sanığı iyice tanıdığında FETÖ/PDY yapılanmasına bir mensubiyeti olmadığı, sanığın ‘muhalifliğinin’ karakter olarak yerleşmiş olduğu, kim iktidar ise ona muhalif olacak bir anarşist düşüncesi olduğu, Akademi dönemindeki etkilenme ve muhalif düşünce yapısı nedeniyle sözde bağımsız FETÖ/PDY mensubu HSYK üye adaylarına oy vermiş olabileceğini söylemesine rağmen sanığın 2014 HSYK seçimlerinde blok halde bağımsız adaylara oy verdiği yönünde veya bu yönde bir örgütsel tavrı olduğuna yönelik dosyaya yansıyan delil olmaması, tanık H.C.’nin sanığın Yargıda Birlik üyelerine oy vermemiş olabileceği şeklindeki tahminini destekler bir delil olmaması; İ.M.S.N.’nin sanığın da içinde olduğu bazı savcıların UYAP ekranından başsavcı ekranına girmiş olabileceklerini söylemesine rağmen bu yönde UYAP’ta yapılmış bir tespit olmaması ve bunun örgütsel bir amaçla yapıldığına dair dosyaya yansımış bir delil de olmaması, ayrıca bu tanığın sanığın K.Ç. isimli örgüt şüphelisi ile yakın olduğu yönündeki beyanının dinlenen tüm diğer tanıklarca doğrulanmaması; sanığın, halen meslekte olan Bafra Savcısı S.E.’ye Sebo diye hitap ederek onunla yaptığı whatsapp yazışmasında arama kayıtlarının silinmemesi ama whatsapp yazışmasının silinmesi yönündeki konuşmasında herhangi bir suç unsurunun olmaması ve ‘senin FETÖ’cü olmadığını biliyoruz’ şeklindeki yazışma da dikkate alındığında sanığın bu konuşmayı sadece kendisi ile konuşan kişileri korumak kastı ile yapmış olabileceği, başka bir amacının olmadığı şeklindeki savunmasının hayatın olağan akışına uygun olması; bilgisayar içeriğinde bulunan bazı FETÖ fotolarının internet ortamında tıklanarak girilen haber sitelerinden kalma çerez niteliğinde görüntüler olması; tanık S.A.’nın sanığın FETÖ örgütünü kötülediği konuşmalarına şahit olduğunu söylemesi; tanık T.Ş.’nin sanığın sadece eleştirel bir bakış açısına sahip olduğunu ve örgüt üyesi olmadığını düşündüğünü, sanığın HSYK seçimlerinde bağımsız adaylara oy verilmesi gerektiğini ya da onların bir şekilde desteklenmesinin gerektiğine ilişkin olarak bir söylemini de duymadığını söylemesi; tanık M.A’nın sanığın FETÖ aleyhine beyanlarının olduğunu bildiğini söylemesi; Tanık H.Y.’nin beyanlarında genel olarak sanığın FETÖ bağlantısının olmadığını söylemesi hususları bir bütün halde değerlendirildiğinde, sanığın, dosyaya yansıyan kişisel özellikleri de nazara alındığında, açıklanan tüm bu hususların sanık için sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği, örgüt üyeliğinin kriterlerinin sanık için gerçekleşmediği, tanıkların beyanlarının da genel olarak sanığın lehine yorumlanması gerektiği gözetilerek sanığın sabit görülmeyen örgüt üyeliği suçundan beraatine…. [karar verilmiştir.]”
29. Cumhuriyet savcısı, karara karşı 19/7/2018 tarihinde istinaf talebinde bulunmuştur.
30. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla istinaf aşamasında derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
31. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39) başvurusu hakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Mahkemenin 3/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi Yönünden
33. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılayacak geliri olmadığını beyan ederek adli yardım talebinde bulunmuştur.
34. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
35. Başvurucu, hukuka aykırı olarak tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
36. Bakanlık görüşünde özetle başvurucunun HSYK tarafından meslekten ihraç edilmesi kararına, hakkında verilen tanık beyanlarına dayanılarak tutuklandığı, bu itibarla da başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunduğu, tutuklamaya dair verilen kararlara ilişkin gerekçeler kapsamında başvurucunun tutukluluğunun keyfî olduğunun savunulamayacağı, başvurucunun şikâyetlerine yönelik incelemenin Anayasa’nın 15. Maddesi kapsamında yapılması gerektiği, bu kapsamda yapılacak incelemede de başvurucunun şikayetlerinin açıkça dayanaksız olması nedeniyle kabul edilemez bulunmasına karar verilmesi gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmiştir.
37. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
2. Değerlendirme
38. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. Maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
39. Anayasa’nın “Kişi hürriyeti ve güvenliği” kenar başlıklı 19. Maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.”
40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucun tutuklamanın hukuki olmadığına yönelen bu bölümdeki iddialarının Anayasa’nın 19. Maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
a. Uygulanabilirlik Yönünden
41. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa’nın 15. Maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa’nın 15. Maddesi uyarınca yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
42. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
43. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa’nın 15. Maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa’nın 13. Ve 19. Maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa’nın 15. Maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).
b. Kabul Edilebilirlik Yönünden
44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin bulunmadığı anlaşılan bu iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
45.Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen (B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52) başvurusu hakkında verilen karar.
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
46. Başvurucu, FETÖ/PDY üyesi olma suçundan 5271 sayılı Kanun’un 100. Maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
47. Bu aşamada tutuklama tedbirinin ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilecektir.
48. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğinde başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken, FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğuna dair HSYK’nın meslekten uzaklaştırma kararına ve 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle yaşanan olağanüstü durum nedeniyle devam eden bir tehdit bulunduğuna dayanıldığı görülmektedir.
49. İddianamede ise Savcılık; tanıklar H.C. ve İ.M.S.N.nin beyanlarına, başvurucunun telefonundaki Whatsapp programı üzerinden Sebo adlı kişiyle yazışmasına, dizüstü bilgisayarında yapılan incelemede tespit edilen birtakım resimlere, Google’dan yapılan arama kayıtlarına, yasaklı yayın ve siteye erişimine, TTNET Tivibu Go aboneliğine, GSM hattı ile ilgili yapılan HTS raporunda FETÖ/PDY’ye üye olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle görüşme yaptığı tespitine, manavgatadliyesi@hotmail.com isimli mail adresine 18/12/2016 tarihinde gönderilen isimsiz maile değinerek başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşik yapısına dâhil olduğu iddiasıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasını talep ve iddia etmiştir.
50. Başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan suçlamanın dayanaklarından birisi başvurucunun görevinden uzaklaştırılmasıdır. Başvurucu, HSYK’nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edilmiştir.
51. Olağanüstü hâl döneminde alınan tedbirlerden biri de 667 sayılı KHK’nın 3. Ve 4. Maddeleri uyarınca terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK’ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin kamu görevlilerinin veya yargı mensuplarının görevlerinden uzaklaştırılması ya da kamu görevinden veya meslekten çıkarılmasıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 56-59).
52. Anayasa Mahkemesince daha önce de ifade edildiği üzere 667 sayılı KHK’nın 3. Ve 4. Maddelerine göre kamu görevinden veya meslekten çıkarma tedbirlerinin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle kişi/kişiler arasında bağ kurulması şartı aranmamış; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK’ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla bağ kurulması yeterli görülmüştür. Ayrıca bu tedbirlerin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp iltisak ya da irtibat şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan anılan maddelerde, terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK’ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın sübut derecesinde ortaya konulması şartı aranmamıştır (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 84-86).
53. Anayasa Mahkemesi, 667 sayılı KHK’nın 3. Ve 4. Maddeleri kapsamında kamu görevinden veya meslekten çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran bir olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu, bu kapsamda yapılacak değerlendirmenin adli suç veya disiplin suçu niteliğindeki somut bir eylemin soruşturulması mahiyetinde bulunmadığını, burada ulaşılacak kanaatin cezai sorumluluğun tespitinden bağımsız olduğunu belirtmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İşler), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 79, 86, 96).
54. Dolayısıyla darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl döneminde alınan kamu görevinden veya meslekten çıkarma tedbirlerinin yukarıda belirtilen özellikleri ve bu tedbirlerin uygulanabilmesi için gerekli şartların niteliği birlikte dikkate alındığında başvurucu hakkında görevden uzaklaştırma ve/veya meslekten ihraç tedbirlerinin uygulanmasının -tek başına- suç işlediğine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir (Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018, § 70).
55. Ayrıca soruşturma makamları bir kısım tanık beyanına dayanarak başvurucunun atılı suçu işlediğini iddia etmiştir. Bu bağlamda soruşturma ve kovuşturma aşamasında birçok tanık dinlenmiştir.
56. Tanık İ.M.S.N.nin M.Y., O.Ö., başvurucu, N.S. ve M.D. isimli Cumhuriyet savcılarının bakmakta olduğu soruşturma dosyalarının, avukat soruşturmalarının ve infaz ile ilgili verdiği kararların içeriklerini incelediklerini, bazı dosyaların içerikleri ile ilgili defalarca kendisinin ekranına girdiklerini tespit ettiğine, ayrıca FETÖ yanlısı olarak bilinen ve adalet.org isimli sitede sık sık sert yazılar yazan K.Ç. isimli hâkimle çok yakın ilişkiler içinde olduklarına, K.Ç. ile seçimlerden sonra sürekli bir araya gelerek adliyede toplandıklarına, adliye dışında sportif faaliyetleri birlikte icra ettiklerine, kurmuş oldukları futbol takımına kendisini ve Savcı H.Y.yi almadıklarına dair beyanları ile ilgili olarak soruşturma ve kovuşturma aşamasında dinlenen diğer tanıkların bu iddiaları destekleyici beyanları bulunmadığı gibi bazı tanıklar, bu iddiaların doğru olmadığını belirtmişlerdir. Ayrıca İ.M.S.N. soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki ifadelerinde başvurucunun FETÖ/PDY ile aidiyet, irtibat veya iltisakına şahit olmadığını belirtmiştir.Tanık H.C. ise beyanlarında başvurucunun eleştirel bir kişiliğe sahip olduğunu, Yargıda Birlik Platformunu eleştirdiğini ancak FETÖ mensubu olmadığını düşündüğünü ifade etmiştir.
57. Öte yandan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisakını doğrudan ve somut olgularla ortaya koyan herhangi bir tanık beyanına rastlanmadığı gibi dinlenen tanıklardan S.A., E.K., Y.B., A.İ., İ.Y., M.D., H.Y., R.T.K., M.A. ve M.G. ifadelerinde; başvurucunun FETÖ/PDY’ye aidiyet, iltisak veya bu örgütle irtibatına şahit olmadıklarını belirtmelerinin yanı sıra tanıklardan T.Ş., S.A., M.A., M.B.K., H.C. ve S.E.nin ise ifadelerinde; başvurucunun FETÖ/PDY aleyhine birçok konuşmasının olduğunu, FETÖ/PDY’yi okul döneminde de sürekli eleştirdiğini, FETÖ/PDY’ye karşı olduğunu, FETÖ/PDY mensuplarının tipik özelliklerinin hiçbirinin başvurucuda bulunmadığını belirttikleri anlaşılmaktadır (bkz. §§ 19, 26).
58. Başvurucunun TTNET Tivibu Go aboneliğiyle ilgili olarak iddianamede bu durumun hangi nedenle başvurucu aleyhine değerlendirildiği açıklanmadığı gibi tanık T.Ş. kovuşturma aşamasındaki beyanında başvurucunun Tivibu aboneliği ve iptaline dair süreci anlatmış, bu aboneliğin veya iptalin FETÖ/PDY üyeliği ile ilgisinin bulunmadığını belirtmiştir.
59. manavgatadliyesi@hotmail.com isimli mail adresine 18/12/2016 tarihinde gönderilen isimsiz mailde belirtilen hususlarla ilgili olarak soruşturma ve kovuşturma aşamasında dinlenen tanıkların bu mail içeriğinin başvurucu ile ilgili bölümünü destekler mahiyette beyanına rastlanmadığı gibi bazı tanıkların bu mail içeriğinin çelişkili olduğunu beyan ettiği, ayrıca Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığınca Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne yazılan 3/3/2017 tarihli yazıda özetle FETÖ soruşturmaları kapsamında görev yapanları yıpratmaya yönelik olan bu e-posta içeriğindeki iddiaların gerçek dışı, hayali ve kurguya dayalı olarak Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturmalardan kaynaklanan husumet duygusu ile üretilerek gerçek kimlik bilgileri saklı tutulmak suretiyle müstear isim ve hayali e-posta adresi ile soruşturma makamlarında çalışanları yıpratmaya yönelik olarak gönderildiğine dair kanaat belirtilmiştir.
60. İddianamede belirtilen Whatsapp yazışması, bilgisayarda tespit edilen bazı resimler ve tanık İ.M.S.N.nin bazı beyanları ile ilgili olarak Mahkemece verilen beraat kararı gerekçesinde; başvurucunun da içinde olduğu bazı savcıların UYAP ekranından başsavcı ekranına girmiş olabilecekleri İ.M.S.N. tarafından söylenmesine rağmen bu yönde UYAP’ta yapılmış bir tespit olmadığı ve bunun örgütsel bir amaçla yapıldığına dair dosyaya yansımış bir delil de olmadığı, ayrıca bu tanığın başvurucunun K.Ç. isimli örgüt şüphelisi ile yakın olduğu yönündeki beyanının dinlenen tüm diğer tanıklarca doğrulanmadığı, başvurucunun meslekte olan savcı arkadaşı S.E.ye Sebo diye hitap ederek onunla yaptığı Whatsapp yazışmasında arama kayıtlarının silinmemesi ama Whatsapp yazışmasının silinmesi yönündeki konuşmasında herhangi bir suç unsurunun olmadığı ve “Senin FETÖ’cü olmadığını biliyoruz.” Şeklindeki yazışma da dikkate alındığında başvurucunun bu konuşmayı sadece kendisi ile konuşan kişileri korumak kastı ile yapmış olabileceği, başka bir amacının olmadığı şeklindeki savunmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, bilgisayar içeriğinde bulunan bazı örgütsel kişi ve yayın adlarına ilişkin fotoğrafların internet ortamında tıklanarak girilen haber sitelerinden kalma ve teknik adıyla çerez niteliğinde görüntüler olduğu belirtilmiştir.
61. İddianamede, başvurucunun GSM hattı ile ilgili olarak yapılan HTS analiz raporundan FETÖ/PDY’ye üye olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle görüşme yaptığının tespit edildiği belirtilmiş olup bu görüşmelerle ilgili herhangi bir detaylı açıklamaya rastlanmadığı gibi başvurucu kovuşturma aşamasındaki savunmasında konu hakkında HTS analiz raporuna göre bazı görüşmelerden bahsedildiğini, işi gereği polis, jandarma ve hâkim ile savcılarla muhatap olduğunu, bunlar ihraç edilmişse kendisinin suçu olmadığını belirtmiştir.
62. Sonuç olarak tutuklama kararı ve soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır. Kaldı ki bu tespit kovuşturma evresi bakımından da geçerlidir.
63. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
64. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan dönemde Anayasa’nın 19. Maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
65. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. Maddesi kapsamında meşru olup olmadığının incelenmesi gerekir.
d. Anayasa’nın 15. Maddesi Yönünden
66. Anayasa’nın 15. Maddesine göre savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür. Ancak Anayasa’nın 15. Maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki tanımamaktadır. Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin Anayasa’nın 15. Maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı bulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. Anayasa Mahkemesince Anayasa’nın 15. Maddesine göre yapılacak inceleme bu ölçütlerle sınırlı olacaktır. Mahkeme bu incelemenin usul ve esaslarını ortaya koymuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 192-211, 344).
67. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü hâl gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. Maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında değildir. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 196, 345).
68. Ayrıca anılan hakkın milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 4. Maddesinin (2) numaralı ve Sözleşme’nin 15. Maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme’ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi somut olayda başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan söz konusu müdahalenin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 199, 200, 346; Turhan Günay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, § 86).
69. Bununla birlikte kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı devletin bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan temel bir haktır (Erdem Gül ve Can Dündar, § 62). Kişilerin keyfî olarak hürriyetinden yoksun bırakılmaması, hukukun üstünlüğüyle bağlı olan bütün siyasal sistemlerin merkezinde yer alan en önemli güvenceler arasındadır. Bireylerin özgürlüklerine yönelik müdahalenin keyfî olmaması, olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de uygulanması gereken temel bir güvencedir(Aydın Yavuz ve diğerleri, § 347).
70. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini sağlayacak güvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya konulması gelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması, tutuklama tedbiri için ön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu doğurur. Dolayısıyla -hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadan tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olarak kabul edilemez (Turhan Günay, § 88).
71. Somut olayda Anayasa Mahkemesince, soruşturma makamlarının suç işlediğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır. Bu itibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. Maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik Anayasa’nın 19. Maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir.
72. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa’nın 15. Maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde- başvurucunun Anayasa’nın 19. Maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamıştır.
e. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
73. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. Maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
74. Başvurucu 5.175.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Ayrıca ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasını istemiştir.
75. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa’nın 19. Maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Başvurucu hakkındaki davada 20/11/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun tutukluluk hâli sona ermiştir. Bu durumda tazminat dışında ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
76. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
C. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa’nın 19. Maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA’nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. Başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/244) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE 3/7/2019 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Dosyanın incelenmesinden; başvurucu hakkındaki soruşturmanın 15.7.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün hemen ardından 16.7.2016 tarihinde başlatıldığı, 20.7.2016 tarihli tutuklama kararının FETÖ/PDY üyeliği ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs iddiasına dayalı bulunduğu, bu karar verilirken başvurucunun FETÖ üyesi olduğundan bahisle HSYK 2. Dairesince 16.7.2016 tarihinde verilmiş açığa alma kararı gibi kuvvetli suç şüphesini gösterir somut bir olguya, kaçma ve delilleri karartma ihtimalinin bulunmasına, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacak olmasına ve isnat edilen (katalog) suça göre tutuklamanın orantılı bir tedbir olmasına, arama sonucu ele geçen dijital veriler ve cihazlar üzerinde teknik incelemenin henüz yapılamadığına, darbe tehlikesinin temadi ediyor olmasına dayanıldığı ve tutuklama gerekçesinin bu hususlara göre oluşturulduğu, tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ile isnat edilen suçun içeriği birlikte değerlendirildiğinde, tutuklamaya dair mahkeme kararının olgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği, başvurucuya isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi gözetildiğinde de tutuklama tedbirinin ölçülü kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan tutuklamanın gerçekleştiği tarihten sonra bir tanık tarafından başvurucu aleyhine beyanda bulunulduğu da görülmektedir.
Hal böyle olunca, Cumhuriyet Savcısınca bozulması istemiyle aleyhine kanun yoluna başvurulup istinaf aşamasında derdest durumda olduğu anlaşılan ve başvurucunun üzerine atılı “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan beraati yolunda verilmiş bulunan kesinleşmemiş Mahkeme kararından hareketle, ilk tutuklama konusunda bir değerlendirme yapılamayacağı, tüm bu hususlar birlikte dikkate alındığında başvurucunun tutukluluğunun hukuki olmadığı sonucuna varılamayacağı sonuç ve kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.
Üye
11.9.2019
BB 86/19
Tutuklamaların Hukuki Olmaması Nedeniyle Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edilmesi
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 3/7/2019 tarihinde, Mustafa Açay (2016/66638) ve E.A. (B. No: 2016/78293) başvurularında Anayasa’nın 19. Maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Olaylar
Cumhuriyet savcısı olan ve farklı illerde görev yapan başvurucular 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan başlatılan soruşturmalar kapsamında gözaltına alınmış, Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanmıştır. Başvurucuların tutuklama kararına itirazları reddedilmiştir. Başvurucular bunun üzerine bireysel başvuruda bulunmuştur. Diğer taraftan Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılamada başvurucuların beraatına karar verilmiştir. Bu kararların istinaf incelemesi bireysel başvuruların yapıldığı tarihte devam etmektedir.
İddialar
Başvurucu, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Mahkemenin Değerlendirmesi
Tutuklama tedbirinin ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığı hususu incelenmiştir. Başvurucuların tutuklanmasına karar verilirken, FETÖ/PDY ile irtibatlı olduklarına dair meslekten uzaklaştırma kararına, 15 Temmuz darbe teşebbüsü nedeniyle yaşanan olağanüstü durum sebebiyle devam eden bir tehdit bulunduğuna dayanılmıştır.
Darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl döneminde alınan kamu görevinden veya meslekten çıkarma tedbirlerinin özellikleri ve bu tedbirlerin uygulanabilmesi için gerekli şartların niteliği dikkate alındığında başvurucular hakkında görevden uzaklaştırma ve/veya meslekten ihraç tedbirlerinin uygulanmasının -tek başına- suç işlediğine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir.
Soruşturma makamları bir kısım tanık beyanlarına dayanarak başvurucuların atılı suçu işlediğini iddia etmiştir. Bu bağlamda soruşturma ve kovuşturma aşamasında birçok tanık dinlenmiştir.
Başvurucuların FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisakını doğrudan ve somut olgularla ortaya koyan tanık beyanına rastlanmadığı gibi, bazı tanıklar başvurucuların FETÖ/PDY'ye aidiyet, iltisak veya bu örgütle irtibatına şahit olmadıklarını; bazı tanıklar ise başvurucuların FETÖ/PDY'ye karşı olduğunu belirtmişlerdir.
Bu itibarla soruşturma ve kovuşturma belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmelerde, somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.
Suç işlediğine dair kuvvetli belirtiler ortaya konulmadan başvurucular hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan dönemde Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığı da incelenmiştir.
Hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun olağanüstü dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadan tutuklanmaları, durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olarak kabul edilemez. Somut olaylarda soruşturma makamları suç işlediklerine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan başvurucular hakkında tutuklama tedbirine başvurmuştur.
Bu itibarla Anayasa’nın 15. maddesinin de başvurucuların kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle başvurucuların kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.