logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Gürsu Avcı, B. No: 2017/20159, 13/4/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

GÜRSU AVCI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/20159)

 

Karar Tarihi: 13/4/2021

R.G. Tarih ve Sayı: 6/8/2021-31560

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Basri BAĞCI

Raportör

:

Hüseyin KAYA

Başvurucu

:

Gürsu AVCI

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin darp ve hakaretine maruz kalınması ve bu olayla ilgili olarak yürütülen soruşturmanın etkisiz olması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/4/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, İstanbul Barosuna bağlı olarak çalışan serbest avukattır.

10. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12, 25).

11. Darbe teşebbüsüne iştirak ettikleri şüphesiyle yedi er, Gaziosmanpaşa Polis Merkezinde (Polis Merkezi) gözaltına alınmıştır. Erler, bir vatandaş tarafından sivil bir araçla getirilmiş ve kendi rızalarıyla Polis Merkezine teslim olmuştur.

12. Başvurucu 17/7/2016 tarihinde şüpheli erlerden üçünün ifadesine katılmak üzere İstanbul Barosunca zorunlu müdafi olarak görevlendirilmiş ve şüphelilerle görüştürülmüştür. Başvurucu, görüşme sırasında şüphelilerin kendisine kolluk görevlilerinin kötü muamelesinden yakındıklarını belirtmiştir. Daha sonra soruşturma savcısınca şüphelilerin ifadesinin adli kolluk tarafından alınmasının istenmemesi nedeniyle ifade alımı işleminden vazgeçilmiş ve bu durum başvurucunun da altında imzasının olduğu bir tutanakla kayıt altına alınmıştır.

13. Başvurucu, Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) verdiği şikâyet dilekçesinde 18/7/2016 tarihinde şüpheli erlerin aileleriyle görüştüğünü ve zorunlu müdafi olmadığı iki şüphelinin de özel avukatı olma teklifini kabul ettiğini belirtmiştir.

14. 19/7/2016 tarihinde sabah saatlerinde tekrar Polis Merkezine giden başvurucuyla buradaki görevli polis memurları arasında birtakım olaylar yaşanmıştır. Olayın gelişimi hususunda tarafların farklı anlatımları mevcuttur:

i. Başvurucu, olay günü avukat meslek kimliğini göstererek müdafii olduğunu belirttiği beş şüpheliyle görüşmek istediğini ancak kendisine izin verilmediğini, şüphelilerin -güvenlik gerekçesiyle Polis Merkezinde amir odasında yapıldığı belirtilen- adli muayene işlemlerine katılmak istediğini ancak buna da müsaade edilmediğini belirtmektedir. Başvurucu bu nedenle adli muayeneye giden şüphelilere vücutlarındaki yaralanmaları doktora göstermelerini yüksek sesle hatırlatmıştır. Bunun üzerine yürütülen soruşturmada görevli polis memuru M.S. başvurucuya sövgü şeklinde hakarette bulunmuş ve kamera açısının bulunmadığı, mutfak olarak kullanılan bir odaya başvurucuyu zorla götürerek diğer polis memurlarının da yardımıyla darbetmiş ve başvurucunun ellerini arkadan kelepçelemiştir.

ii. Olaya ilişkin olarak kolluk görevlilerince düzenlenen -başvurucunun imzadan imtina ettiği- tutanakta ise başvurucunun olay günü meslek kimliğini, görevlendirme belgesini ya da vekâletnamesini ibraz etmeksizin sırtındaki çantayla Polis Merkezine girdiği, burada bağırıp çağırarak gözaltındaki şüphelileri etkilemeye çalıştığı belirtilmiştir. Ayrıca tutanakta; darbe teşebbüsü nedeniyle daha müteyakkız olunması gereken bir ortamda başvurucunun agresif hareketlerinden ve sırtındaki çantadan şüphelenildiği, bu nedenle başvurucunun kontrol altına alınmaya çalışıldığı ancak fiziki olarak direnen ve meslek kimliğini ibraz etmeyen başvurucuya kademeli olarak güç kullanıldığı, kelepçe takıldığı bilgisine yer verilmiştir. Polis memuru M.S. ifadesinde başvurucunun boğazına saldırarak kendisini yaraladığını, kontrol altına almaya çalıştıkları başvurucunun arbede sırasında başını mutfak tezgâhına vurduğunu dile getirmiştir.

15. Polis Merkezinde görevli kolluk görevlileri nöbetçi Cumhuriyet savcısını aramış ve onun talimatı ile adli soruşturma başlatmıştır. Cumhuriyet savcısı; olayın taraflarının sağlık raporlarının temin edilmesi, ifadelerinin alınması, tanık beyanlarına başvurulması, başvurucunun görev belgesinin bir nüshasının evraka eklenmesi ve olay anına ilişkin kamera kaydının çıkarılması talimatlarını vermiştir. Başvurucu da ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği -UYAP ortamına 2/8/2016 tarihinde kaydedilen- dilekçeyle ilgili kolluk görevlilerinden şikâyetçi olmuştur. Başvurucu bu dilekçesinde anılan iddialarını yinelemiş ve müdafii olduğunu belirttiği şüphelilerin de kolluk görevlilerinin darp, hakaret ve sair kötü muamelesine maruz kaldıklarını iddia etmiştir. Şikâyet dilekçesi ekine sağlık raporunu ve yaralandığına ilişkin fotoğrafları da ekleyen başvurucu, olay yerinde bulunan kişiler dışında olaydan sonra aradığı iki avukat arkadaşını da iddialarını doğrulayabilecek tanıklar olarak göstermiştir.

16. Cumhuriyet Başsavcılığı, gözaltındaki beş ere kötü muamelede bulunulduğu iddiası ve başvurucunun darbedildiği yönündeki şikâyetini aynı soruşturmada incelemiştir. Gözaltındaki erlerden beşinin ve polis memurlarından yedisinin tanık sıfatıyla, polis memuru M.S.nin ise şüpheli sıfatıyla ifadeleri Cumhuriyet savcısı tarafından bizzat alınmıştır. Erler ifadelerinde, başvurucu ile polis memurları arasında tartışma ve karşılıklı hakaret yaşandığını, daha sonra başka bir yere götürülen başvurucunun çığlığını duyduklarından darbedildiğini düşündüklerini belirtmiştir. Polis memurları ise başvurucunun avukat meslek kimliğini ibraz etmediğini, bağırıp çağırdığını, M.S.ye hakaret ettiğini ve yapılan müdahaleye fiilî olarak direnç gösterdiğini, bu nedenle kademeli şekilde güç kullanılarak kontrol altına alındığını dile getirmiştir.

17. Başvurucu hakkında düzenlenen sağlık raporunda sol dirsek, sol ve sağ dizde abrazyon (sıyrık), boyunda ağrı ve hassasiyet, burunda kanama olduğu, mevcut yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde olduğu belirtilmiştir.

18. Polis memuru M.S. hakkında düzenlenen sağlık raporunda boyun kısmında 8 cm ve 6 cm'lik birbirine paralel iki kızarıklık, burnun sağında 6 cm ve 4 cm'lik birbirine paralel iki kızarıklık olduğu, mevcut yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde olduğu belirtilmiştir.

19. Olay anındaki Polis Merkezi kamera kaydı Cumhuriyet Başsavcılığınca temin edilmiş ve bu görüntü üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi raporunda toplam beş farklı kameranın olay saati aralığındaki kayıtlarının incelendiği ve görüntülerde ses kaydının olmadığı belirtilmiştir. Raporda başvurucunun olay günü saat 09.45'te Polis Merkezine geldiği, başvurucunun arkasından bahçe nöbetçisi olan polis memurunun da geldiği, daha sonra X-Ray kontrolünde görevli polis memuruyla başvurucunun iç kısma doğru geçmeleri üzerine bahçe nöbetçisinin tekrar görev yerine döndüğü tespiti yapılmıştır. Başvurucunun koridorda gezindiği ve bazı kapılardan giriş yapmak istediğinde içeri alınmadığı, polis memurlarıyla tartışan başvurucunun koridorun iç kısmına geçtiği, daha sonra sağ kolundan tutularak koridor başında bulunan bir odaya götürüldüğü, bu alana ait kamera kaydının olmadığı belirtilmiştir. Raporda başvurucunun bu odadan saat 11.53'te çıktığı ve bahçedeki bankta oturduğu bilgilerine de yer verilmiştir.

20. Öte yandan başvurucu hakkında kamu görevlisine direnme suçundan ayrıca soruşturma yürütülmüş ve kamu davası açılmıştır. İstanbul 31. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda adli para cezasına hükmedilmiştir. İstinaf incelemesinde delil yetersizliği nedeniyle başvurucunun beraatine oyçokluğu ile karar verilmiş olup yargılama, temyiz kanun yolu aşamasında derdesttir. Bu yargılamada yer alan ve kolluk görevlileri tarafından düzenlenen olay anına ilişkin Kamera Görüntüsü İzleme Tutanağı'nda; başvurucunun koridorda Komiser Yardımcısı H.K. ile yürüdüğü, nezarethane kapısındaki görevlilerce içeri alınmadığı, adli muayene yapılan odaya girmek istediğinde buraya da alınmadığı ve tekrar nezarethane kapısına yöneldiği, polis memuru M.S.nin başvurucuyu sağ kolundan tutarak mutfak kısmına götürdüğü, arkasından üç görevlinin daha gittiği, bu odayı gören kamera olmadığı tespitleri yapılmıştır.

21. Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma 9/12/2016 tarihinde verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sona erdirilmiştir. Kararda başvurucunun iddiasının kamera görüntüsü ile kanıtlanamadığı, başvurucunun iddiasını destekleyen tanık ifadelerinin görmeye değil kanaate dayandığı, başvurucudaki yaralanmanın basit düzeyde olup kademeli güç kullanımının aşıldığını göstermediği hususlarına yer verilmiştir. Kolluk görevlilerinin ifadelerinin ise M.S.nin alınan adli raporu ve incelemesi yapılan kamera görüntüsü ile uyumlu olduğu belirtilmiştir. Kararda ayrıca başvurucunun üç şüphelinin ifadesinin alınması için görevlendirildiği ve daha sonra ifade alımından vazgeçildiği, buna dair düzenlenen tutanakta başvurucunun da imzasının bulunduğu vurgulanmıştır.

22. Başvurucu bu karara itiraz etmiş, İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği 7/2/2017 tarihinde itirazı reddetmiştir. Ret kararı başvurucuya 6/3/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 5/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

24. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

 (3) Kasten yaralama suçunun;

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında,... artırılır."

25. 5237 sayılı Kanun'un "Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı 256. maddesi şöyledir:

"(1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."

26. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Polis,

...

E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,

....

eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar....

Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde her türlü tedbir alınabilir.

..."

27. 2559 sayılı Kanun'un "Zor ve silah kullanma" kenar başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.

..."

28. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Şüphelinin veya sanığın müdafi seçimi" kenar başlıklı 149. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz."

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Mevzuat

29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz."

30. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 7. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da bilimsel deneylere tabi tutulamaz."

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men ettiğini belirtmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediğini içtihatlarında hatırlatmıştır (birçok karar arasından bkz. Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

32. AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin kapsamının Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı muamelelerde bulunanların devlet memuru olması veya şiddetin özel kişiler tarafından uygulanmış olmasına göre farklılık gösterdiğini kabul etmektedir (Beganović/Hırvatistan, B. No: 46423/06, 25/6/2009, § 69).

33. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin savunulabilir ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov (Jalaloglu)/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73).

34. Bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunun söylenebilmesi için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35, 37; Gäfgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88, 90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30).

35. AİHM, Berliński/Polonya (B. No: 27715/95 ve 30209/96, 20/9/2002, §§ 62, 65) kararında kolluk görevlilerine karşı etkin bir fiziki direnme sergilenmesi ve şiddet eyleminde bulunulması sonrası kolluk görevlilerinin de orantılı bir güç kullanımına gitmesini Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı bulmamıştır. Karara konu olayda üyesi olmadıkları spor salonundan çıkmayan iki vücut geliştirme sporcusu, sayıca üstün altı kolluk görevlisinin yasal sözlü talimatına uymayarak spor salonundan çıkmamış; yakalama işlemine etkili şekilde direnmiş ve iki kolluk görevlisine tekme atmıştır. Polis memurları bu durum sonrası cop ve biber gazı kullanmış, başvurucuları silahla tehdit ederek kontrol altına alabilmiştir. Olay nedeniyle başvurucular ağır şekilde yaralanmış ve başvuruculardan biri dört gün hastanede yatmak zorunda kalmıştır. AİHM, kolluk görevlilerinin uyguladığı gücün orantılı olduğu sonucuna varırken polis memurlarının sayısal üstünlüğünü gözetmiş ancak başvurucuların da vücut geliştirme sporcusu olmaları hasebiyle fiziki bir avantaj sahibi olduğuna vurgu yapmıştır. AİHM, Rehbock/Slovenya (B. No: 29462/95, 28/11/2000, §§ 72, 78) kararında ise önceden planlandığı için risklerin minimize edilebileceği bir operasyon kapsamında sayıca üstünlüğü bulunan on üç polis memurunun silah taşımayan ve fiziki saldırıda da bulunmayan üç şüpheliye karşı güç kullanmasını orantısız bir müdahale olarak niteleyip kötü muamele yasağının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

36. AİHM Özen ve diğerleri/Türkiye (B. No: 29272/08, 23/2/2016) kararında, bir adli vaka nedeniyle polis karakolunda bulunan yakınlarının yanına gelen ve sayıları on kişiye ulaşan başvurucular ve arkadaşları ile polis memurları arasında yaşanan kavgada polislere karşı fiziki şiddete başvuran ve en az bir tabanca taşıdığı tespit edilen başvurucular ile arkadaşlarına karşı kolluk kuvvetince uygulanan gücün orantılı olduğu ve kötü muamele yasağının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. AİHM bu kararda kolluk personelince uygulanan gücün orantılı olduğu sonucuna varırken polise karşı fiziki şiddete başvuran kişi sayısının fazlalığına -Rehbock/Slovenya kararına da atıf yaparak- ve olayın kolluk tarafından önceden planlanan bir operasyon kapsamında olmayıp ani gelişmesine, başvuruculardaki yaralanmaların hafif nitelikte olmasına dikkat çekmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 13/4/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

38. Başvurucu; müdafii olduğu şüphelilerle görüşmesine ve adli muayene sürecine katılımına kanuna aykırı olarak izin verilmediğini, dahası bu nedenle kolluk görevlilerinin darp ve hakaretine maruz kaldığını iddia etmiştir. Başvurucu bu iddiasına dair adli rapor ve tanık beyanları olmasına karşın Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

39. Bakanlık görüşünde, başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlığa göre başvurucuya karşı kendi haksız eyleminden kaynaklı olarak güç kullanılmıştır. Zira darbe teşebbüsünün hemen akabinde güvenlik kaygılarının üst seviyede olduğu bir ortamda başvurucunun Polis Merkezindeki bazı talimatlara uymayarak şüphelileri yönlendirmeye çalışması ve kolluk görevlilerine fiilen direnç göstermesi bu sonucu doğurmuştur. Başvurucunun iddialarıyla tanık anlatımları, şüpheli savunmaları ve adli raporlardaki tespitlerin uyuşmadığına dikkat çeken Bakanlık, olayın gelişimi ve başvurucudaki yaralanmanın ağırlığı da gözetildiğinde kötü muamele yasağının incelenebilmesi için aranan asgari ağırlık eşiğinin aşılmadığı görüşündedir.

B. Değerlendirme

40. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

41. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

43. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

44. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme'nin 3. maddesi istisna öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele yasağının mutlak mahiyeti Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme'nin 15. maddesi kapsamında da benzer bir düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna öngörülmemiştir (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 74).

45. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemesini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).

46. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturma yapılmasını gerektirmektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 111).

47. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve ardındaki saik de eklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği durumda meydana gelip gelmediği de dikkate alınması gereken diğer bir faktördür (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

48. Kolluk görevlileri, görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde bu direnişi kırmak amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Fiilî bir saldırının varlığı hâlinde kolluk görevlileri ayrıca meşru savunma kapsamında zor kullanma yetkisine sahiptir. Ancak zor kullanımı yalnızca zorunlu hâllerde başvurulabilecek bir yol olduğu gibi başvurulacak güç ölçülü ve kademeli olmalıdır (Arif Haldun Soygür, B. No: 2013/2659, 15/10/2015, § 51). Ayrıca kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip olarak Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81).

49. Anayasa Mahkemesi kötü muamelenin kişi üzerindeki etkisine göre Anayasa ve Sözleşme kapsamında nasıl derecelendirildiğine, buna göre eylemin işkence, eziyet ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele nitelendirmelerinden hangisine uygun olduğuna ilişkin temel ilke ve belirlemelerini ortaya koymuş (Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 84, 85, 88-90) ve bu ilkeleri birçok kararında da tekrar etmiştir (birçok karar arasından bkz. Ender Ergün, B. No: 2016/1849, 19/11/2019, §§ 49-53).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

50. Başvurucu, müdafii olduğunu beyan ettiği gözaltındaki şüphelilerle görüşmek için Polis Merkezine gittiğini, gerçekleştirilen adli muayene işlemine katılmak istediğini ancak hukuka aykırı olarak kendisine izin verilmediği gibi bir de darp ve hakarete maruz kaldığını belirtmekte; iddiasını hakkında düzenlenen sağlık raporu ve kamera görüntüleri ile kısmen desteklemektedir. Şu hâlde başvurucunun kötü muamele yasağının ihlal edildiği yönündeki iddiasının savunulabilir olmadığı söylenemez. Olayın gelişimi, başvurucunun mesleği ve başvurucuda meydana gelen yaralanmanın niteliği dikkate alındığında kötü muamele yasağının incelenebilmesi için aranan asgari ağırlık eşiğinin olayda aşıldığı değerlendirilmiştir.

51. Olaya ilişkin kolluk görevlilerince düzenlenen tutanakta (bkz. § 14) ve yürütülen soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararında (bkz. § 21) başvurucuya karşı güç kullanıldığının kabul edildiği görülmektedir. Anılan güç kullanımının kanuni bir dayanağı olduğu anlaşılmıştır (bkz. §§ 26, 27). Bu durumda başvurucunun -kamu otoritelerince de kabul edilen- kamusal güç kullanımı sonucu yaralanmasının kötü muamele yasağını ihlal edip etmediği incelenirken anayasallık denetiminde aranan gereklilik ve orantılılık hususlarına bakılacaktır.

52. Başvurucunun darbe teşebbüsüne katıldıkları şüphesiyle gözaltına alınan üç kişinin ifade alımına katılmak üzere 17/7/2016 tarihinde İstanbul Barosu tarafından zorunlu müdafi olarak görevlendirildiğinde, şüphelilerle görüştüğünde ve bu görevlendirme gerekliliğinin daha sonra ortadan kalktığında şüphe yoktur (bkz. § 12) ancak 19/7/2016 tarihinde Polis Merkezine tekrar gelen başvurucunun baro görevlendirme belgesi ya da vekâletname ibraz etmediği kolluk tutanağında ve yargı kararında vurgulanmış, başvurucu tarafından da aksi ileri sürülmemiştir. Öte yandan başvurucunun bu yönde bir görevlendirme ya da vekâletname sunmadan da kanun gereği (bkz. § 28) şüphelilerin müdafii sıfatıyla adli işlemlere dâhil olabileceği yönünde itirazı bulunmaktadır. Taraflar arasındaki bir diğer ihtilaflı anlatım ise başvurucunun avukat meslek kimliğini ibraz etmediği yönündedir. Anayasa Mahkemesi, kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasını incelerken bu ihtilaflı alanları çözüme kavuşturmaktan ziyade genel olarak olayın gelişimi içinde kolluğun güç kullanmasının gerekli olup olmadığına yoğunlaşacaktır.

53. Buna göre yaşanan darbe teşebbüsü sonrası tüm kamu kurumlarında olağanüstü bir hassasiyetin ortaya çıkması, yeni bir darbe teşebbüsüne ya da buna destek sağlayacak bazı münferit eylemlere karşı güvenlik kaygılarının üst düzeyde olması gayet anlaşılabilir bir durumdur. Nitekim olaya dair kolluk tarafından düzenlenen tutanakta bu durumu ortaya koyan bazı tespitlerde bulunulmuş, başvurucunun Polis Merkezindeki agresif hâl ve hareketleriyle taşıdığı sırt çantasından şüphelenildiği dile getirilmiştir (bkz. § 14). Ne var ki başvurucunun Polis Merkezine girişine dair kamera görüntülerinde (bkz. § 19) başvurucunun kontrollü şekilde içeri alındığı, başka bir ifadeyle anılan şekildeki şüphelerin bu aşamada giderilmeye çalışılması gerektiği de görülmüştür.

54. Başvurucunun Polis Merkezine girdikten sonraki agresif tavrı nedeniyle kolluk görevlilerinin başvurucuyu kontrol altına almaya çalışmaları ise kabul edilebilir bir durumdur. Ancak başvurucu, sayısal avantaja sahip polis memurlarınca kamera görüntüsünün bulunduğu denetime açık bir alanda kontrol altına alınmaya çalışılmamış; bunun yerine nedeni anlaşılamayan şekilde kamera görüntü alanı dışında bulunan mutfak kısmına götürülmüştür (bkz. § 19). Şu hâlde başvurucuya karşı güç kullanımı gerekli olsa dahi bu işlemin neden mutfak kısmında yapılması gerektiği kamu makamlarınca izah edilebilmiş değildir.

55. Başvurucudaki yaralanmaya (bkz. § 17) bakıldığında ise -her ne kadar ağır bir güç kullanımına bağlı oluşacak yaralanmadan bahsedilemese de- başvurucunun burnunun kanaması, polis memurlarının sayısal bir avantaja sahip olmaları ve özellikle başvurucunun kamera görüntü alanının dışına çıkarılması olguları birlikte değerlendirildiğinde kullanılan gücün orantılı olduğu söylenemez zira başvurucunun daha az bir güç kullanımıyla kontrol altına alınıp alınamayacağı hususu kolluk görevlilerince -başvurucu mutfak kısmına götürülerek- bilinçli olarak denetim dışında bırakılmıştır.

56. Başvurucuya karşı kolluk görevlilerince uygulanan gücün -özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle- kasten ağır acı veya ızdırap verme şeklinde gerçekleştirildiği söylenemeyecektir. Eylemin uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya ya da yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olacak şekilde ortaya çıkmış olduğu da iddia edilemez. Bu durumda söz konusu eylemin işkence veya eziyet boyutuna varmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucuya uygulanan şiddetin düzeyi, süresi, şekli ve eylem nedeniyle başvurucuda meydana gelen yaralanmaların niteliği bir bütün olarak ele alındığında eylemin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak tanımlanması mümkündür.

57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamışlardır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

59. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş ve yeniden soruşturma yapılarak ilgili kamu görevlileri hakkında kamu davası açılmasını talep etmiştir. Başvurucunun tazminat talebi bulunmamaktadır.

60. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

61. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

62. İhlalin kovuşturmaya yer olmadığı ya da daimî arama kararı gibi bazı nedenlerle soruşturmanın sonlandırılmasından kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılması için kararın bir örneğinin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden soruşturma yapılması sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden soruşturma yapılması kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili Cumhuriyet Başsavcılığının yeniden soruşturma yapılması sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı Cumhuriyet başsavcılığının yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden soruşturma yapma kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

63. İncelenen başvuruda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığı kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

64. Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılarak ilgili kamu görevlileri hakkında kamu davası açılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden soruşturma ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden soruşturma kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No: 2016/23348) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ'in KARŞIOYLARI ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. 257,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/4/2021 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY

1. 2017/20159 Gürsu Avcı başvurusuna ilişkin çoğunluk tarafından verilen ihlal kararına aşağıdaki gerekçeler doğrultusunda katılmamaktayız.

2. Başvurucunun darbe teşebbüsüne katıldıkları şüphesiyle gözaltına alınan üç kişinin ifade alımına katılmak üzere 17/7/2016 tarihinde İstanbul Barosu tarafından zorunlu müdafi olarak görevlendirildiğinde, şüphelilerle görüştüğünde ve bu görevlendirme gerekliliğinin daha sonra ortadan kalktığında şüphe yoktur.

3. Ancak 19/7/2016 tarihinde Polis Merkezine tekrar gelen başvurucunun bir baro görevlendirme belgesi ya da vekâletname ibraz etmediği kolluk tutanağında ve yargı kararında vurgulanmış, başvurucu tarafından da aksi ileri sürülmemiştir.

4. Taraflar arasındaki bir diğer ihtilaflı anlatım ise başvurucunun avukat meslek kimliğini ibraz etmediği yönündedir. Anayasa Mahkemesi, kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasını incelerken bu ihtilaflı alanları çözüme kavuşturmaktan ziyade genel olarak olayın gelişimi içinde kolluğun güç kullanmasının gerekli olup olmadığına yoğunlaşacaktır.

5. Buna göre yaşanan darbe teşebbüsü sonrası tüm kamu kurumlarında olağanüstü bir hassasiyetin ortaya çıkması, yeni bir darbe teşebbüsüne ya da buna destek sağlayacak bazı münferit eylemlere karşı güvenlik kaygılarının üst düzeyde olması gayet anlaşılabilir bir durumdur. Nitekim olaya dair kolluk tarafından düzenlenen tutanakta bu durumu ortaya koyan bazı tespitlerde bulunulmuş, başvurucunun Polis Merkezindeki agresif hâl ve hareketleriyle taşıdığı sırt çantasından şüphelenildiği dile getirilmiştir.

6. Bu denklem içinde kolluk görevlilerin başvurucuyu kontrol altına almaya çalışmaları ve şüphelerini giderici bir araştırma faaliyeti içine girmeleri kabul edilebilir bir durumdur. Kamera görüntülerine ilişkin düzenlenen bilirkişi raporu ve kolluk tutanağında başvurucunun fiili bir direnç gösterdiği tespitleri bulunmaktadır. Ayrıca polis memuru M. S.’de meydana gelen yaralanma da anılan fiili direnç olgusunu destekler mahiyettedir. Bu durumda başvurucuya karşı güç kullanılmasının gerekli olmadığı söylenemez.

7. Başvurucuya karşı sadece bedensel güç kullanıldığı, bunun dışında kolluk tarafından maddi güce başvurulmadığı ve bu hususta herhangi bir ihtilafın da bulunmadığı açıktır. Bu durumda sayısal avantaja sahip kolluk görevlilerinin başvurucunun direncini kıracak ölçüde bir bedensel güç uygulamaları, başka bir ifadeyle güç kullanımında orantısız davranmamaları da anayasal bir zorunluluktur. Her ne kadar başvurucunun kolluk görevlilerince kamera açısının olmadığı bir alana götürülmesi denetim açısından şüpheli bir durum yaratsa da sonuçta başvurucuda meydana gelen yaralanmanın niteliği, yeri ve şekli ile polis memuru M.S. de meydana gelen yaralanma ve olayın gerçekleşme şekli birlikte ele alındığında orantısız bir güç kullanımından bahsedilemez. Zira başvurucudaki yaralanma, sergilediği direnci kıracak ölçünün ötesinde bir güç kullanımını doğrular mahiyette olmadığı gibi M.S.de de başvurucudakine benzer bir yaralanma mevcuttur.

8. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiğinden çoğunluğun ihlal kararına katılmamaktayız.

 

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

 

Başkan

Kadir ÖZKAYA

 

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Gürsu Avcı, B. No: 2017/20159, 13/4/2021, § …)
   
Başvuru Adı GÜRSU AVCI
Başvuru No 2017/20159
Başvuru Tarihi 5/4/2017
Karar Tarihi 13/4/2021
Resmi Gazete Tarihi 6/8/2021 - 31560

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, kolluk görevlilerinin darp ve hakaretine maruz kalınması ve bu olayla ilgili olarak yürütülen soruşturmanın etkisiz olması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Kamu görevlisinin güç kullanımı (genel) (fiziksel güç kullanma, kelepçeleme, biber gazı vd.) İhlal Yeniden soruşturma

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5237 Türk Ceza Kanunu 86
256
2559 Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu 16
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 149
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi