logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ceyhun Tunç, B. No: 2017/20822, 14/9/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

CEYHUN TUNÇ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/20822)

 

Karar Tarihi: 14/9/2021

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Basri BAĞCI

Raportör

:

Fatma Gülbin ÖZCÜRE

Başvurucu

:

Ceyhun TUNÇ

Vekili

:

Av. İrem DEMİR

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir şirket hakkında yaptığı sosyal medya paylaşımı sebebi ile cezalandırılan başvurucunun adil yargılanma hakkının ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/4/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1986 doğumlu olup Ankara'da ikamet etmektedir.

9. Müşteki T.; telekomünikasyon alanında faaliyet gösteren, haberleşme ve iletişim sektöründe ticari faaliyetleriyle kamuoyu tarafından tanınan bir şirkettir. Müşteki, ticari faaliyetlerinin yanı sıra kültür, sanat, spor ve eğitim alanlarında yürütülen birçok toplumsal sorumluluk proje ve kampanyalarına da destek sağladığını belirtmektedir.

10. 2016 yılının Mart ayı başlarında ulusal bir gazetede E. Vakfı ve bir dernekle bağlantılı olduğu söylenen yurtlarda kalan en az on öğrencinin yurt sorumlusu bir öğretmen tarafından tacize uğradığına ilişkin bir haber yayımlanmıştır. Haberde; çocuklardan birinin yaşadıklarını bir psikoloğa anlatması, psikoloğun konuyu yetkililere bildirmesiyle olayın ortaya çıktığı ve Karaman’da Cumhuriyet savcısının konuyla ilgili soruşturma başlattığı yer almıştır. Daha sonraki haberlere göre sanığın kısa sürede tutuklandığı ve yine mart ayı içinde iddianamenin tamamlanarak yargı sürecinin başladığı anlaşılmaktadır. Kamuoyunda büyük infial uyandıran olay çok sayıda sivil toplum kuruluşunca takip edilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelmiş, ulusal ve uluslararası yayın organlarında sayısız habere konu olmuştur (Hayriye Özde Çelikbilek, B. No: 2016/13543, 24/10/2019, § 10).

11. Bahsi geçen haberlerin ardından müştekinin E. Vakfı ve Millî Eğitim Bakanlığının iş birliği ile düzenlediği bir proje olan Türkiye Değer Ödüllerine 2016 yılı için sponsor olduğuna ilişkin başka bir haber yapılmış ve söz konusu bu haber yazılı, görsel ve sosyal medyada yer almıştır.

12. Başvurucu, anılan haberin ardından 26/3/2016 tarihinde bir sosyal medya platformundaki hesabından "#BabaBeniE.yeGönderme T. ile ilişkini bitir, tecavüzlere destek olma" şeklinde bir gönderi paylaşmıştır.

13. Müşteki Şirket ilgili paylaşımın haksız rekabet teşkil ettiğini belirterek başvurucudan şikâyetçi olmuştur. Müşteki söz konusu şikâyetinde, Türkiye Değer Ödüllerine vermiş olduğu desteğin eğitim alanındaki sosyal sorumluluk projelerinin bir parçası olduğunu belirtmektedir. Projeyi düzenleyen taraflardan biri olan ilgili Vakfa ait yurtta gerçekleşen cinsel istismar olayının sosyal medyada çarpıtıldığını ve Şirket aleyhine bir karalama kampanyasına dönüştürülerek atılı suçun işlendiğini belirtmiştir.

14. Şikâyet sonucunda düzenlenen iddianameyle başvurucunun 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 62. maddesinde düzenlenen haksız rekabet suçundan cezalandırılması istenmiştir.

15. Yargılama İstanbul (Anadolu) 34. Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından yapılmıştır. 31/1/2017 tarihli kararı ile Mahkeme, başvurucunun 6102 sayılı Kanun'un 55. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde düzenlenen haksız rekabet suçundan mahkûmiyetine karar vermiştir. Alt sınırdan ayrılmak suretiyle başvurucunun 1.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar veren Mahkemenin gerekçesinde; başvurucunun yapmış olduğu paylaşım ile müştekiye tecavüzlere destek olma ithamında bulunduğu ve iletinin muhataplarına müşteki şirket ile olan ilişkilerini bitirme çağrısı yaptığı belirtilmiştir.

16. Başvurucunun bu karara itirazı İstanbul (Anadolu) 3. Ağır Ceza Mahkemesince 6/3/2017 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı 16/3/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu 17/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 6102 sayılı Kanun’un "Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar" kenar başlıklı 55. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır:

a) Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı

davranışlar ve özellikle;

1. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari

işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek..."

19. 6102 sayılı Kanun'un "Cezayı gerektiren fiiller" kenar başlıklı 62. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) a) 55 inci maddede yazılı haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyenler,

...

fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, 56 ncı madde gereğince hukuk davasını açma hakkını haiz bulunanlardan birinin şikâyeti üzerine, her bir bent kapsamına giren fiiller dolayısıyla iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılırlar."

B. Uluslararası Hukuk

20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) UJ/Macaristan (B. No: 23954/10, 19/7/2011) kararında, günlük bir gazetede yayımlanan makalede devlete ait bir şirket tarafından üretilen şarapların kalitesi ile ilgili kullandığı bir kelime sebebi ile başvurucunun cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini incelemiştir.

21. Söz konusu makalede üretici şirket tarafından imal edilen şarapların kalitesi konu edilmektedir. Şirket ilgili makalenin ticari itibarını zedelediği gerekçesi ile başvurucu hakkında hakaret davası açmıştır. Yapılan yargılama sonucunda başvurucunun makalede söz konusu şarapları nitelemek için kullandığı"b.k" kelimesinin hakaret suçuna vücut verdiği belirtilerek başvurucu kınama cezasına mahkûm edilmiştir (UJ/ Macaristan, §§ 6-8).

22. AİHM; başvurucu tarafından kullanılan ifadenin saldırgan oluğunu belirtmekle birlikte ifadenin değer yargısı niteliği taşıdığını, başvuranın birincil amacının okurların zihninde şirketin ürünlerinin kalitesini düşürmek değil devlet mülkiyetinin dezavantajları hakkında farkındalık yaratmak olduğunu tespit etmiştir. Makalede ifade edilen fikirlerin kamu yararını ilgilendirdiğini, başvuran tarafından kullanılan ifadenin abartılı olmakla birlikte düşük kaliteli şarabı nitelemek için kullanıldığı ve söz konusu bu ifadenin taşıdığı kabalığın başvurucunun güçlü anlatımının bir parçasını oluşturduğunu kabul eden AİHM başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal ediliğine karar vermiştir (UJ/ Macaristan, §§ 23-26).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 14/9/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu;

- E. Vakfına ait bir yurtta öğretmenlik yapan M.B. isimli şahsın yurtta kalan kırk beş çocuğa cinsel istismarda bulunduğu yönündeki haberlerin kamuoyuna yansıdığını, söz konusu haber hâlâ gündemde iken müşteki Şirket tarafından ilgili Vakıf tarafından düzenlenen Türkiye Değer Ödülleri adlı organizasyona sponsor olunduğu ve Şirketin bu sponsorluğa devam edeceği şeklinde haberlerin basına yansıması üzerine "#BabaBeniE.yeGönderme T. ile ilişkini bitir, tecavüzlere destek olma" şeklindeki iletiyisosyal medya hesabından paylaştığını,

-Söz konusu iletisi sebebi ile müşteki Şirket tarafından öncelikle erişim engeli talep edildiğini, ardından ilgili iletinin ağır hakaret ve haksız rekabet teşkil ettiği gerekçesi ile hakkında 10.000 TL tutarında manevi tazminat davası açıldığını ve son olarak söz konusu iletinin hakaret ve haksız rekabet suçlarına vücut verdiği belirtilerek hakkında şikâyette bulunulduğunu,

-Müşteki Şirketin internet URL erişim engeli talebinin 28/4/2016 tarihinde kabul edildiği, hakkında açılan tazminat davasının İstanbul (Anadolu) 17. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından reddedildiğini, hakkında açılan ceza soruşturmasında hakaret suçu yönünden kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini,

-İlgili iletideki tecavüz olgusunun müşteki Şirkete yöneltilmediğini, ileti ile müşteki Şirketin söz konusu Vakıfla ilgili çıkan haberlere rağmen Türkiye Değer Ödülleri adlı organizasyona sponsorluğa devam etmesinin eleştirildiğini, iletinin basına yansıyan haberler referans alınarak yazıldığını, bilgilendirme amacı taşımadığını, eleştiri niteliğinde olduğunu belirterek hakkında haksız rekabet suçundan HAGB kararı verilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

25. Anayasa’nın 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması, ... kamu düzeni, kamu güvenliği, ... suçların önlenmesi, ... gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir...

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

27. Başvurucunun sosyal medya hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşım nedeni ile 1.500 TL para cezası ile cezalandırılmasına ve HAGB'ye karar verilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

28. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

29. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

 (1) Kanunilik

30. Bir müdahalenin kanunilik şartının gerçekleştiğinin kabul edilmesi için şikâyet konusu tedbirin ulusal hukukta yasal bir dayanağının bulunması yeterli olmayıp norma ilişkin yorum ve uygulamalar da önemlidir. Başvuruya konu paylaşım nedeniyle başvurucunun cezalandırılacağını öngörebileceği konusunda ciddi şüpheler bulunmaktadır. Bu sebeple müdahalenin kanuniliğine ilişkin değerlendirmelerin müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığına ilişkin değerlendirmelerle kuvvetli bir ilişkisi vardır. Somut olayın değerlendirilme yöntemi gözönüne alındığında mevcut başvurunun koşullarında ilgili normların kanunla sınırlama ölçütünü karşılayıp karşılamadığına ilişkin nihai bir değerlendirmeye değil müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının değerlendirilmesine ihtiyaç bulunduğu kanaatine ulaşılmıştır.

 (2) Meşru Amaç

31. Başvurucunun adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kararın başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

 (3) Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

 (a) Genel İlkeler

32. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi daha önce pek çok kararında ifade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu açıklamıştır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38; Naif Şaşma, B. No: 2015/3782, 9/11/2019, § 22 ).

33. Demokrasi ile olan yakın ilişkisi nedeniyle ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007). Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51).

34. Derece mahkemeleri değerlendirmeleri sırasında bireylerin fikirlerini ifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir denge sağlamalıdır (Bekir Coşkun, §§ 44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 58, 61, 66). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. İlk derece mahkemesi tarafından çatışan haklar arasındaki dengelemede ;

i. İhtilaflı düşünce açıklamasının kim tarafından dile getirildiği,

ii. Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışları, kamu oyunun sıkı denetiminde olup olmadığı, katlanması gereken, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının sade bir vatandaş ile karşılaştırıldığında daha geniş olup olmadığı,

iii. İhtilaflı düşünce açıklamasının konusu, açıklamada kullanılan ifadelerin türü, açıklamanın bir bütün olarak içeriği, şekli ve sonuçları,

iv. Düşünce açıklamasının yapılma şartları,

v. Düşünce açıklamasının yapılmasında kamu yararı bulunup bulunmadığı, genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuoyu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı,

vi. Düşünce açıklamasının kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı,

vii. Düşünce açıklamasında yer alan ifadelerin olgusal temele dayalı olup olmadığı, ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmediği,

viii. Başkalarının şöhret ve haklarının zarar görme ihtimalinin bulunduğu durumlarda düşünce açıklamasında bulunan kimselerin sahip oldukları kendiliğinden uymaları gereken zorunlu sınırlara, ödev ve sorumluluklara uygun davranıp davranmadıkları,

ix. Dile getirilen düşüncelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı,

x. Açıklanan düşüncelerin hedef aldığı kişilerin hayatı üzerindeki etkileri,

xi. Düşünce açıklaması nedeniyle kişilerin ifade özgürlüğüne müdahale edilmesinin zorunlu bir ihtiyacı karşıladığı sonucuna varılmış ise müdahalenin niteliği ve kapsamı şeklindeki kriterler -somut olaya uyduğu ölçüde- uyuşmazlığın çözümünde kullanılmalıdır (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 44; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 56; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 66-73).

35. Derece mahkemeleri söz konusu dengelemeyi yaparken ve ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını değerlendirirken belirli bir takdir yetkisine sahiptir. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir (Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 57). Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirken derece mahkemelerinin yerini almak değil onların takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesi açısından uygunluğunu denetlemektir. Anayasa Mahkemesi bahsi geçen denetimi esas itibarıyla müdahaleye neden olan kamu gücünün veya mahkemelerin gerekçelerine bakarak yapar.

36. Anayasa Mahkemesi, çok sayıdaki kararında ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edeceğini ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerekir (diğerleri arasından bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56).

 (b)İlkelerin Olaya Uygulanması

37. Başvuruya konu olayda başvurucu, bir vakfa ait yurtta kalan bazı çocukların yurtta görevli bir öğretmen tarafından cinsel istismara uğradığına ilişkin tartışmalar devam ederken müşteki Şirketin ilgili Vakıf tarafından yürütülen bir organizasyona sponsor olması üzerine "#BabaBeniE.yeGönderme T. ile ilişkini bitir, tecavüzlere destek olma" şeklinde bir iletiyi sosyal medya hesabından paylaşmıştır. Söz konusu ifade sebebi ile başvurucu hakkında açılan ceza davası sonucunda HAGB kararı verilmiştir.

38. Şirketlerin ticari başarılarının ve devamlılıklarının korunması yalnızca hissedarların ve çalışanların değil büyüyen ekonominin de faydasına olacağından ticari uygulamalar hakkındaki tartışmalar kamusal ilgiye mazhar olsa da devletin bir şirketin itibarına zarar verme riski taşıyan iddiaların gerçeğe aykırılığını veya zararını sınırlamak için iç hukukta alacağı tedbirlere ilişkin takdir hakkı bulunmaktadır. Bu kapsamda tüzel kişilerin de itibarlarının korunması gerektiğine şüphe yoktur. Bununla birlikte tüzel kişinin ticari itibarları ile gerçek kişinin itibarı arasında fark bulunduğu da açıktır.

39. Müşteki; Türkiye'de telekomünikasyon alanında tanınırlığı, marka değeri ve kullanıcı sayısı oldukça yüksek bir şirkettir. Müşteki Şirketin tanınmışlık düzeyi ile bağlantılı olarak ekonomik kararları yahut sosyal projeleri toplumun yakın denetiminde olduğu muhakkaktır.

40. Olayların meydana geldiği tarihte ve hâlen tanınırlığı son derece yüksek olan müşteki Şirketin çok sayıda küçük çocuğa yönelik cinsel istismar iddialarına adı karışan yurtla bağlantılı bir vakfın organizasyonuna finansal açıdan destek olduğuna dair haberler gerek sosyal medyada ve gerekse basın ve yayın organlarında genişçe yer almıştır. Başvurucu paylaşımını bahsi geçen tartışmanın güncel ve kamusal ilginin yüksek olduğu bir dönemde yapmıştır.

41. Müşteki Şirketin gerek ilgili Vakfın yurdunda yaşanan istismar olayının gerçekliğine gerekse Türkiye Değer Ödülleri isimli organizasyona finansal destek sağlanmadığına ilişkin bir iddiası bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucu, müşteki tarafından yalan veya çarpıtılmış bir paylaşım yapmakla suçlanmamaktadır. Bu açıklama ışığında yukarıda zikredilen iki güncel iddianın tartışıldığı bir zaman diliminde yapılan ve değer yargısı niteliği açık olan ilgili paylaşımın olgusal temelden mahrum olduğu söylenemez.

42. Başvurucu, kamuoyuna hitaben müşteki Şirket ile kurulacak ticari ilişkinin müşteki Şirketin ilgili Vakfın kampanyasına destek vermesi sebebi ile tecavüzcüleri desteklemek anlamına geleceğini iddia etmektedir. Açıktır ki başvurucu, müştekiyi kamuoyunda yüksek düzeyde tartışma konusu olan bir meselede duyarsız davrandığı düşüncesiyle ve sert bir şekilde eleştirmiş ve bu sebeple de cezalandırılmıştır.

43. AİHM'in sıklıkla vurguladığı ve Anayasa Mahkemesinin de pek çok kararında benimsediği gibi demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir (Bekir Coşkun, § 52). Her ne kadar söyleyeninin tek amacının hakaret etmek olduğu saldırgan bir söylem ifade özgürlüğü korumasının dışında kalabilse de üslubun bir parçasını oluşturabilen kaba ve nezaket dışı ifadeler ifade özgürlüğü korumasından faydalanabilir.

44. Başvurucu tarafından kullanılan ifadenin amacının müşteki Şirketin tüketicilerin ve diğer kişilerin gözündeki servis kalitesini düşürmek değil o sıralarda yoğun eleştiriler yöneltilen bir vakfın organizasyonuna mali destek sağlamasını eleştirmek olduğu anlaşılmaktadır. Kamuoyunda ilgili Vakfa ait yurtta yaşanan cinsel istismar olayına ilişkin tepkilerin ve tartışmaların devam ettiği bir sırada Vakıf tarafından düzenlenen organizasyona sponsor olması müşteki Şirketi kendiliğinden kamuoyu nezdinde eleştirilere açık hâle getirmiştir. Müşteki Şirket kendi eylemi ile şirket politikalarını toplumun eleştirisine açmıştır. Bu sebeple de yöneltilen eleştirilere karşı daha fazla hoşgörülü olması beklenir.

45. Bu açıklamalara ilaveten ilk derece mahkemesinin kararında cezalandırmaya konu paylaşım ile başvurucunun müşteki tarafa yönelik tecavüzlere destek olma ithamında bulunduğu ve bu referansta kamuoyuna müşteki Şirketle olan ilişkiyi bitirme çağrısını ilettiği dışında başka hiçbir gerekçeye yer vermediği de görülmektedir. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde bireylerin anayasal hakları ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin dava konusu olguları değerlendirmesine ve hukuku yorumlamasına müdahalede bulunmaz (Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 47; Haci Boğatekin (2), B. No: 2014/12162, 21/11/2017, § 49). Buna karşın yukarıdaki bilgiler dikkate alındığında ilk derece mahkemesinin başvurucunun mahkûmiyetinin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğini ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koyduğunun kabul edilmesi mümkün olmamıştır.

46. Başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa'nın 26. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

47. Başvurucu; HAGB kararına karşı yapmış olduğu itiraz neticesinde verilen kararda gerekçe bulunmadığını, itiraz incelemesini yapan ağır ceza mahkemesinin kararı yalnızca şeklen incelemesinin masumiyet ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

48. İfade özgürlüğü şikâyeti yönünden ulaşılan sonuç gözetildiğinde başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki söz konusu şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

50. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

51. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

52. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

53. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir. (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 57-59, 66, 67).

54. İncelenen başvuruda ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

55. Bu durumda ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul (Anadolu) 34. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

56. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için ifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ayrıca incelenmesine GEREK BULUNMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul (Anadolu) 34. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2016/445, K. 2017/26 ) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

F. 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 14/9/2021 tarihinde OYBİLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Ceyhun Tunç, B. No: 2017/20822, 14/9/2021, § …)
   
Başvuru Adı CEYHUN TUNÇ
Başvuru No 2017/20822
Başvuru Tarihi 17/4/2017
Karar Tarihi 14/9/2021

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, bir şirket hakkında yaptığı sosyal medya paylaşımı sebebi ile cezalandırılan başvurucunun adil yargılanma hakkının ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
İfade özgürlüğü İfade özgürlüğü - şeref ve itibar dengesi İhlal Manevi tazminat, Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 6102 Türk Ticaret Kanunu 55
62
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi