logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(E.K., B. No: 2017/21844, 26/7/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

E.K. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/21844)

 

Karar Tarihi: 26/7/2022

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Mustafa Erdem ATLIHAN

Başvurucu

:

E.K.

Vekili

:

Av. Nazan KAYA

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, cinsel saldırı suçu işlendiği iddiasıyla yürütülen soruşturmanın etkisiz olması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/4/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 1995 doğumlu olup olay tarihinde Mardin/Kızıltepe'de yaşamaktadır.

8. 12/12/2016 tarihinde karın ağrısı şikâyetiyle hastaneye giden başvurucunun dokuz aylık hamile olduğunu fark eden sağlık çalışanlarının adli vaka olarak bildirim yapması üzerine Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) soruşturma başlatmıştır.

9. Başvurucu E.K, kollukta verdiği ifadesinde bir yıl kadar önce evinin civarındaki pazarda kendisini İsmail olarak tanıtan bir şahısla tanıştığını ve konuşmaya başladıklarını, üç dört defa daha bu şekilde pazarda karşılaştıklarında konuştuklarını ve arkadaş olduklarını, daha sonra bu kişinin kendisine verdiği cep telefonu ile görüşmeye devam ettiklerini, tanıştıktan bir iki ay kadar sonra İsmail isimli şahsın plaka numarasını bilmediği beyaz renkli araçla kendisini alarak özel bir hastanenin arka tarafında bir yere götürdüğünü, burada araç içindeyken kendisiyle cinsel ilişki yaşamak istediğini söylediğini, kendisinin bakire olması nedeniyle bu teklifi kabul etmemesi üzerine onu zorlamaya, konuşarak ikna etmeye çalıştığını, elbiselerini çıkardığını ancak bunu yaparken zor kullanmadığını, elini kolunu tutmadığını ve kendisini ikna ettiğini, korunmaksızın cinsel ilişkiye girdiklerini, takip eden süreçte yaklaşık birer ay ara ile üç dört defa daha cinsel birliktelikleri olduğunu, yaklaşık üç dört ay kadar önce bu şahısla anlaşamayarak ayrıldığını, ilk tanıştıklarında evli olduğunu bilmediğini, sonradan öğrendiğinde ise İsmail olarak tanıdığı kişinin sadece arkadaş olduklarını söylediğini ve kendisine evlilikten hiç bahsetmediğini, kendisinden hoşlandığı için arkadaşlık ettiğini, buluşmalarında onun zorlamalarıyla cinsel ilişki yaşadıklarını ancak darp ya da tehdit gibi bir yaklaşımının hiç olmadığını, böbrek ağrısı nedeniyle tedavi için gittiği hastanede hamile olduğunun anlaşılması üzerine haber verilen polise İsmail olarak tanıdığı şahsın işyerini tarif ettiğini, bunu üzerine yakalanan ve isminin M.A. olduğunu öğrendiği şahsın her seferinde kendisini sözle ikna etmeye çalışarak kandırdığını ve bu şekilde zorlayarak ilişkiye girdiklerini ileri sürmüştür. Başvurucunun talebi olmadığı için kendisine müdafi tayini yapılmamıştır.

10. Başvurucu E.K. 13/12/2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında talebi olmadığı için avukatı olmaksızın verdiği ifadesinde de temel olarak aynı beyanlarda bulunmuş ise de bu ifadesinde ilk cinsel ilişkiden sonraki görüşmelerinde İsmail olarak tanıdığı şahsın kendisini görüşmek için çağırdığında "Gelmezsen görürsün." gibi söylemlerle kendisini ikna ettiğini söylemiştir.

11. Başvurucunun işyerini tarif etmesi ile bulunan ve yapılan canlı teşhis işlemi ile kimliği tespit edilen şüpheli M.A. Cumhuriyet savcısı tarafından alınan ifadesinde başvurucu ile kendisine ait işyerinde tanıştıklarını, alışverişe gelen başvurucunun bir süre sonra kendisinden cep telefonu almasını istediğini, başvurucu ile görüşmek için ona cep telefonu aldığını, bir süre telefonla, ara sırada da kafede buluşarak görüştüklerini, tanıştıktan üç ay sonra başvurucunun isteği üzerine onu arabayla dolaşmaya çıkardığını, özel hastanenin arkasındaki boş arazide başvurucunun isteği üzerine cinsel ilişki yaşadıklarını, bir ay kadar sonra başvurucu ile yine kendi rızasıyla bir kez daha cinsel ilişki yaşadıklarını ancak bu ilişkiden pişmanlık duyduğundan ondan ayrılarak görüşmeyi kestiğini, hamile olduğundan kesinlikle haberi olmadığı gibi doğacak çocuğun babası olduğunu da düşünmediğini, bu konuda DNA incelemesi yaptıracağını, başvurucu ile sadece iki defa, onun istek ve rızasıyla birlikte olduğunu, kesinlikle cinsel saldırı ya da tehditte bulunmadığını söylemiştir. Başsavcılığın şüphelinin adli kontrol altına alınması talebi üzerine Kızıltepe Sulh Ceza Hakimliğinin 13/12/2016 tarihli kararıyla şüpheli imza atmak suretiyle adli kontrol altına alınmıştır.

12. Başvurucunun ifadesini alan Cumhuriyet savcısınca 13/12/2016 tarihinde “...mağdur [E.K.'ın] 9 aylık hamile olmasına rağmen 9 ay boyunca gebeliğini farketmeyip dün idrar yolu enfeksiyonu şikayeti ile hastaneye gittiğinde hamile olduğunu öğrendiği, mağdurun yaşı gözönünde bulundurulduğunda 9 aydır hamile olduğu fark etmemesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, mağdurun yaşından beklenecek tutarlılıkta ve akıcılıkta kendisini ifade edemediğinin gözlemlendiği...” gerekçesiyle Kızıltepe Devlet Hastanesi Başhekimliğinden başvurucunun algılaması ve zekâsıyla ilgili bir geriliği olup olmadığı hususunda rapor tanzim edilmesi istenmiş, Kızıltepe Devlet Hastanesinde görevli psikiyatri uzmanı tarafından aynı tarihli adli rapor formu ile başvurucunun zekâ kapasitesinin kısıtlı olduğu, neden-sonuç ilişkisi kurmada zorluk yaşadığı ve donuk zekâ düzeyine sahip olduğunu gösterir rapor düzenlenmiştir.

13. Başsavcılıkça devam edilen soruşturma kapsamında 4/1/2017 tarihinde Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimliğinden başvurucunun akıl hastalığının olup olmadığı, akıl hastalığı var ise bunun davranışları ve karar verme yetisi üzerindeki etkisi ile organ sokmak suretiyle cinsel saldırıya karşı beden ve ruh bakımından kendisini savunup savunamayacağı hususlarında rapor tanzim edilmesi istenmiş; ilgili Hastane tarafından başvurucunun davranışlarını ve karar verme yetisini etkileyecek derecede akıl hastalığının olmadığı ve cinsel saldırıya karşı ruhsal açıdan kendini savunabilecek durumda olduğunu bildirir 25/1/2017 tarihli sağlık kurulu raporu düzenlenmiştir.

14. Başsavcılık 2/2/2017 tarihinde şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"…müştekinin Cumhuriyet Başsavcılığımızda verdiği ifadesinde kendisini yaşından beklenen akıcılıkta ifade edemediği değerlendirilerek akıl hastalığı olup olmadığı hususunda rapor tanzim edilmesi için müştekinin Kızıltepe Devlet Hastanesine sevk edildiği; Kızıltepe Devlet Hastanesinin 13/12/2016 tarihli raporu ile müştekinin 'Donuk zeka düzeyi olduğu' kanaatinin bildirildiği; bu sebeple şüphelinin müştekinin rızası ile birlikte olsalar bile eylemin müştekinin akıl hastası olması durumunda suç oluşturacağı göz önünde bulundurularak şüphelinin tutuklamaya sevk edildiği ve hakkında Kızıltepe Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarıldığı, Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından Musa Cihaner Kadın Sığınma Evi'ne yerleştirilen müştekiyi Elazığ Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ana bilim dalına sevk edilerek hakkında bir akıl hastalığının bulunup bulunmadığı ve kendisini cinsel saldırı suçuna karşı beden ve ruh bakımından savunup savunamayacağı hususunda heyet raporu tanzim edilmesinin istenildiği; bunun üzerine düzenlenen 25/01/2017 tarihli rapor ile 'müştekinin davranışlarını ve karar verme yeteneğini etkileyecek derecede bir akıl hastalığının bulunup bulunmadığı, cinsel saldırıya karşı kendisini ruhsal açıdan savunabileceğinin' tespit edildiği; bu hali ile dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde müştekinin cinsel saldırı suçuna yaklaşık bir yıl önce maruz kaldığını beyan etmesine rağmen şüpheli ile bu buluşmadan sonra da dört kere daha buluştuklarını ve yine cinsel ilişki kurduklarını beyan ettiği, hayatın olağan akışına göre cinsel saldırı suçuna maruz kalan ve 22 yaşında olan mağdurun tekrar şüpheli ile üst üste buluşup cinsel ilişki kurmasının tutarlı olmadığı, müştekinin kollukta verdiği ifadesinde 'şüphelinin kendisini zorlamadığını, elini kolunu tutmadığını, ikna ettiğini' beyan ettiği, ancak Cumhuriyet Başsavcılığımızda verdiği ifadesinde şüphelinin kendisini cinsel ilişkiye zorladığını beyan ederek şüphelinin kendisini ne şekilde olduğunu açıklayamadığını; yaklaşık bir yıl önce birden fazla kez cinsel saldırı suçuna maruz kalan birinin bir yıl boyunca şikayette bulunmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığının, nitekim müştekinin de 12/12/2016 tarihinde idrar yolu enfeksiyonu nedeni ile gittiği hastanede hamileliğinin son haftasında olduğunu öğrenmesi üzerine şikayetçi olduğu; açıklanan tüm bu sebeplerle müştekinin şüpheli ile kendi rızası ve isteği dahilinde cinsel ilişki kurduğu değerlendirilmekle şüphelinin üzerine atılı Nitelikli Cinsel Saldırı suçunu işlediğini gösterir somut, yeterli, her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediği ve bu nedenle şüpheli hakkında kamu davası açılamayacağının anlaşıldığı, Açıklanan nedenlerle; Şüpheli hakkında üzerine atılı suçtan kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA... [karar verilmiştir.]”

15. Bu karara başvurucunun yaptığı itiraz, Mardin 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 24/3/2017 tarihinde kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

16. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun başvuruya konu suçun işlendiği iddia edilen tarihte yürürlükte olan 102. maddesi şöyledir:

'' Madde 102 - Cinsel saldırı

 (1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır.

 (3) Suçun;

a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

...

İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

...''

17. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun başvuruya konu suçun işlendiği iddia edilen tarihte yürürlükte olan 234. maddesi şöyledir:

 “Madde 234 - Mağdur ile şikâyetçinin hakları

...

 (2) Mağdur, onsekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malûl olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilir.

..."

B. Uluslararası Hukuk

18. İlgili uluslararası hukuk için bkz. G.G.K., B. No: 2014/19797, 9/1/2018, §§ 28-33.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Anayasa Mahkemesinin 26/7/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Vekili aracılığıyla başvurucu; kollukta ve Cumhuriyet Başsavcılığında okuma yazmasının olmaması, zekâ geriliği olması, ana dili Arapça olmasına rağmen psikolog, tercüman ve avukat hazır bulundurulmadan ifadelerinin alınmasının usule uygun olmadığını, bu nedenle soruşturmanın etkili bir soruşturma olarak nitelendirilemeyeceğini iddia etmiştir.

21. Başvurucu; dosyada bulunan Kızıltepe Devlet Hastanesi raporuna göre donuk zekâsı ve algılama zorluğu olduğu için akıl hastalığı olup olmadığına ve cinsel saldırıyı anlayıp anlayamayacağına ilişkin olarak alınan rapora dayanılarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın akıl hastalığı ile zekâ geriliğinin birbirinden farklı olgular olması nedeniyle hukuka aykırı olduğunu belirtilerek Anayasa'nın 17. ve 36. maddelerinin ihlal edildiği öne sürmüştür. Ayrıca başvurucu, isminin kamuya açık belgelerde gizlenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Anayasa Mahkemesi birçok kararında cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlara ilişkin başvuruları -kural olarak- kötü muamele yasağı kapsamında ele aldığından (A.D., B. No: 2014/7967, 23/5/2018; Z.C. [GK], B. No: 2013/3262, 11/5/2016; R.K., B. No: 2013/6950, 20/4/2016; G.G.K.; E.A. [GK], 2014/19112, 17/5/2018) incelemenin bu doğrultuda yapılmasına karar vermiştir.

23. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir soruşturma yoluyla sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını (soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır (benzer yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, § 64; Mustafa Rollas, B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).

24. Devletin kötü muamele yasağı kapsamında bulunan koruma yükümlülüğü, bu konuda hem hukuki hem de fiilî tedbirler almasını gerektirmektedir. Somut olaydaki gibi üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen kötü muamele teşkil eden eylemlerde dahi devletin bireyi koruma ödevi bulunmakta ise de başvurucunun bu yönde bir şikâyeti yoktur. Ayrıca bu yükümlülüğe yönelik olarak Anayasa Mahkemesinin müdahalesini gerektirecek bir durum da başvuru dosyasına yansımamıştır. Bu nedenle somut olaya ilişkin değerlendirme Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında, sadece devletin pozitif yükümlülüğüne bağlı olarak ve etkili soruşturma yükümlülüğü yönünden yapılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

26. Anayasa Mahkemesinin kötü muamele yasağı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen olaylarda Anayasa'nın 17. maddesi devlete, bu konuda ihdas edilmiş bulunan yasal ve idari çerçevenin elindeki tüm imkânları kullanarak maddi ve manevi varlığı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını, buna ilave olarak işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52; G.G.K., § 45; E.A. § 49).

27. Anayasa’nın 17. maddesi ayrıca devlete, kişilerin işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye -bu muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa bile- maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yüklemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82; G.G.K., § 46; E.A., § 50).

28. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında sahip olduğu bu pozitif yükümlülüğün usule ilişkin bir boyutu da bulunmaktadır. Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini, gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

29. Kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için her türlü şüpheden uzak, makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; G.G.K., § 49).

30. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 113).

31. Etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmiş olduğunun kabulü için;

- Yetkili makamların olaydan haberdar olur olmaz resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114),

- Soruşturmanın kamu denetimine açık olması ve mağdurların meşru menfaatlerini korumak için soruşturmaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlanması (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115),

- Soruşturmadan sorumlu olan ve incelemeleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olması (Cezmi Demir ve diğerleri, § 117),

- Soruşturmaların makul bir özenle ve süratle yürütülmesi (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96) gerekmektedir.

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

32. Başvurucu vekili, başvurucunun ana dilinin Arapça olması, okur yazar olmaması ve donuk zekâ sahibi bir kimse olarak kendini ifade edemeyecek durumda olmasına rağmen tercüman ve avukat bulundurulmaksızın alınan ifadelerinden sonuç çıkarmak suretiyle, onun cinsel ilişkiye rızası olduğu tespitine dayanılarak şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesinden şikâyet etmektedir.

33. Kötü muamele teşkil eden eylemlerin gerçekleştirildiği iddialarında soruşturmaların benzer olayların tekrar yaşanmasını önlemeyi sağlayacak şekilde kapsamlı ve duyarlı bir şekilde yürütülmesi ve sorumlu/sorumluların tespiti bakımından yapılması gerekli işlemlerin eksiksiz yapılması gerektiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

34. Başvurucu vekilinin herhangi bir delilin toplanmamış olmasından ya da soruşturmanın süresinden şikâyet etmediği görülmektedir. Başvurucu vekilinin şikâyetlerinin odağını Kızıltepe Devlet Hastanesinin başvurucunun zekâ kapasitesinin kısıtlı olduğu, neden-sonuç ilişkisi kurmada zorluk yaşadığı ve donuk zekâ düzeyine sahip olduğunu gösterir 13/12/2016 tarihli raporu oluşturmaktadır. Bununla birlikte başvurucu vekili, başvurucunun beyanlarının kendini ifade edemeyecek bir kimse olmasına rağmen müdafi tayini düşünülmeksizin alınmasının takipsizlik kararına neden olmasından da yakınmıştır.

35. Somut olayda "Olay ve Olgular" kısmında da belirtildiği üzere soruşturmayı gerçekleştiren Başsavcılıkça başvurucunun ruhsal durumunun belirlenmesi için Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden başvurucunun davranışlarını ve karar verme yetisini etkileyecek derecede akıl hastalığının olmadığına ve cinsel saldırıya karşı ruhsal açıdan kendisini savunabileceğine dair 25/1/2017 tarihli sağlık kurulu raporu alındığı ve bu rapordaki tespit ile dosyadaki diğer veriler değerlendirilmek suretiyle sonuca gidildiği anlaşılmıştır.

36. Anayasa Mahkemesinin ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçecek şekilde delillerin doğrudan değerlendirmesini yapmasının söz konusu olamayacağı belirtilmelidir. Başka bir ifadeyle Anayasa Mahkemesinin görevi, bu makamların maddi olaylara ilişkin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir (Hıdır Öztürk ve Dilif Öztürk, B. No: 2013/7832, 21/4/2016, § 185). Bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar, ilk elden olayları inceleyen yetkili adli ve idari mercilerdir. Bunun aksine bir durum, ancak olaya ilişkin kesin ikna edici nitelikte bulguların varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 58).

37. Başvuruya konu soruşturma sürecinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla delillerin toplandığı, toplanmayan herhangi bir delilden söz edilmediği, toplanan delillerin ilgili soruşturma makamınca değerlendirmesinin yapılarak bir sonuca ulaşıldığı, soruşturma sürecinin etkili şekilde yürütülmediğini gösteren herhangi bir bulguya rastlanmadığı hususları değerlendirildiğinde kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Recai AKYEL bu görüşe katılmamıştır.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE Recai AKYEL'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 26/7/2022 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY

Cinsel saldırı suçu işlendiği iddiasına dair etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi sebebiyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvuruda söz konusu hakkın ihlal edilmediğine karar verilmiştir.

Çoğunluğun buna ilişkin kararının gerekçesinde; etkili bir ceza soruşturması yürütüldüğünün kabul edilebilmesi için gerekli şartlar sayılarak bunların gerçekleştiği, başvurucu vekilinin toplanmayan bir delil bulunduğuna ilişkin ya da soruşturmanın süresine ilişkin bir şikayetinin olmadığı, somut olayın koşullarında soruşturmanın bağımsız olduğunun değerlendirildiği, başvurucunun soruşturma sürecine yeterli ölçüde katılabildiği ve soruşturma aşamasında toplanan delillerin kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizinin yapıldığı belirtilerek, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edilmediğine hükmedilmiştir.

Kararda kötü muamele yasağının usul boyutu yönünden belirtilen genel ilkeler ve bu ilkelerin olaya uygulanmasıyla ilgili olarak soruşturma makamlarının resen ve derhal harekete geçmesi ve soruşturmanın bağımsızlığı yönlerinden yapılan tespitler isabetli olmakla birlikte; soruşturmanın yeterliliği ve özenle yürütülmesi ile soruşturma makamlarınca olayın nesnel bir analizinin yapılması ve kararın toplanan delillerin kapsamlı, nesnel ve tarafsız değerlendirmesine dayanması zorunluluğu yönlerinden çoğunluğun görüşüne katılmak mümkün değildir.

Bilindiği gibi, etkili soruşturma yükümlülüğü bağlamında, olayın aydınlatılması ve sorumluların belirlenmesi için delillerin toplanması bakımından gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığı, yapılan işlemlerde soruşturmanın derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösteren bir noksanlığın bulunup bulunmadığı, ayrıca soruşturma sonucunda alınan kararın elde edilen bütün bulguların kapsamlı ve nesnel bir analizine dayanıp dayanmadığı yönlerinden inceleme yapılmalıdır.

Kuşkusuz, bu kapsamda Mahkememizce yapılacak değerlendirmeler kişilerin masum veya suçlu olduğuna ilişkin bir nitelik taşımamakta; delillerin değerlendirilmesi konusunda sorumlu ve yetkili mercilerin olayları ilk elden inceleyen yetkili adlî makamlar olduğu da bilinmektedir. Başka bir anlatımla, Anayasa Mahkemesinin ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçecek şekilde delilleri doğrudan kendisinin değerlendirmesi söz konusu değildir.

Yine kararlarımızda birçok defa vurgulandığı üzere, soruşturmanın gerektirdiği yeterlilik boyutu her olayın niteliğine göre değişiklik gösterebilmektedir. Bu anlamda, kötü muamele kapsamındaki olaylarda Devletin yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü olmadığı gibi Anayasanın 17. maddesi uyarınca yürütülecek soruşturmalarda soruşturma makamlarının, olayın gelişimi ve deliller konusunda başvurucuların bütün iddialarını ve taleplerini karşılama zorunluluğu da bulunmamaktadır.

Bununla birlikte, kötü muamele yasağının usul boyutuna ilişkin genel ilkelerde de belirtildiği üzere ceza soruşturmasının Anayasanın mezkûr hükmünün gerektirdiği ölçüde etkili bir şekilde yürütüldüğünün kabul edilebilmesi için -diğer şartların yanında- soruşturma makamlarınca olayın objektif bir analizinin yapılması, soruşturma sonucunda verilen kararın bütün bulguların kapsamlı ve nesnel bir analizine dayanması gerekir.

İncelenen başvuruya konu somut olayda başvurucunun ifadesini alan Cumhuriyet savcısınca başvurucunun yaşından beklenecek tutarlılıkta ve akıcılıkta kendisini ifade edemediğinin gözlemlenmesi üzerine devlet hastanesinden başvurucunun algılaması ve zekasıyla ilgili bir geriliği bulunup bulunmadığının tespiti talep edilmiş ve görevli psikiyatri uzmanı tarafından başvurucunun zeka kapasitesinin kısıtlı olduğu, neden-sonuç ilişkisi kurmada zorluk yaşadığı ve donuk zeka seviyesine sahip olduğunu gösterir rapor düzenlenmiştir. Bunun yanında başvurucu vekili tarafından ise soruşturma devam ederken başvurucunun okuma yazma bilmediği ve ana dilinin Arapça olduğu ve bu nedenle kendisini ifade etmekte zorluk yaşadığı iddiası ileri sürülmüş olduğu görülmektedir.

Bu tespit ve iddialara rağmen zeka seviyesi, dil kabiliyeti ve eğitim seviyesi nazara alınmaksızın başvurucunun gerek kollukta gerekse savcılıkta ifadesi alınırken avukat hazır edilmemiş, bu yönde başvurucunun talebi olmadığına dair beyanı dahi parmak izi alınarak tasdik edilmiştir. Bu şekilde başvurucunun taşıdığı kişisel ve bilişsel özellikleri gereği avukatın kim olduğu ve avukatın fonksiyonlarının ne olduğunu bilemeyeceği ihtimali dahi soruşturma merci tarafından dikkate alınmamıştır.

Bu çerçevede Cumhuriyet savcısınca görgüye dayalı olarak edinilen izlenim sonucu zeka geriliği şüphesi ile hakkında rapor tanzimi istenen başvurucunun temin edilen rapor doğrultusunda bir psikolog ve avukat eşliğinde ifadesine başvurulmamış olması onun ifadesinin güvenilirliği ve soruşturmada gerekli özenin gösterilmediği yönünde şüphelere ve tereddütlere yol açabileceğinden, söz konusu noksanlığın giderilmesi zorunludur.

Bunun yanında soruşturma mercii kararını Elazığ Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı Hastalıkları ana bilim dalından alınmış olan rapordaki “müştekinin davranışlarını ve karar verme yeteneğini etkileyecek derecede bir akıl hastalığının bulunmadığı ve cinsel saldırıya karşı kendini ruhsal açıdan savunabileceği” tespiti ile başvurucunun beyanlarına dayandırmıştır ki bu halde Kızıltepe Devlet Hastanesinden alınan ve başvurucunun zeka kapasitesinin kısıtlı olduğu, neden-sonuç ilişkisi kurmada zorluk yaşadığı ve donuk zeka seviyesine sahip olduğu tespitini içeren rapor ile kararın dayandırıldığı rapor arasında ortaya çıkan çelişkinin giderilmesinin düşünülmemesi de soruşturma açısından bir eksiklik olarak değerlendirilmiştir.

Aynı doğrultuda, başvurucunun birden fazla defa şüpheli ile cinsel ilişki yaşamış olması, kollukta vermiş olduğu ifadesinde cinsel ilişkiye zorla değil ikna suretiyle girmiş olduğunu beyan edip Savcılıkta verdiği ifadesinde şüphelinin kendisini cinsel ilişkiye zorladığını beyan etmesine rağmen bu zorlamayı açıklayamaması ve uğramış olduğunu iddia ettiği cinsel saldırı fiiline ilişkin karın ağrısı gerekçesiyle hastaneye gittiğinde dokuz aylık hamile olduğunu öğrenmesine dek şikayette bulunmaması soruşturma merci tarafından hayatın olağan akışına uygun bulunmamış ise de ikna noktasında başvurucunun fiziksel zorlama değilse de bir kandırmadan bahsetmiş olması hususu ile yaşadığı bölgenin toplumsal yapısı gereği evlilik dışı ilişkinin ortaya çıkmasının doğacak sonuçlarından korkan başvurucunun bu nedenle sessiz kalmış olabileceği hususunun değerlendirme dışına itilerek, alınan ikinci rapordan hemen sonra başvurucu tarafa bir itiraz şansı dahi tanınmadan sonuca gidilmiş olması da izahı zor bir unsur olarak değerlendirilmiştir.

Dosyanın incelenmesinde başvurucunun olaya ilişkin şikayetinin olması onun yaşanan cinsel ilişkiye rızasının olmadığını ve vaatler ile kandırıldığını ya da karşı koymada yetersiz kalındığını göstermektedir ki soruşturma merci tarafından bu husus göz ardı edilmiştir.

Tüm bunların ötesinde başvurucunun ailesine haber verememe korkusu, ekonomik yönden bağımsız olmaması, anadilinden dolayı şikayet ve isteklerini tam olarak ifade edememiş olması, okur yazar olmaması, doğum sonrası ailesinin evine dahi gidememesi ve kadın barınma evinde kalıyor olması ile avukatsız olarak acele bir şekilde ifadesinin alınması başvurucuyu iyice güçsüz kılmıştır. Bunun yanında ortada evlilik dışı ilişkiden dünyaya gelen bir çocuk olduğu halde ve şikayet edilenin ifadesinde bu çocuğu kabul etmeyerekDNA testi yaptırılabileceğini söylemesine rağmen soruşturma kapsamında bu test dahi yapılmayarak doğan çocuk ile şikayet edilen arasında bir irtibat olup olmadığı dahi tespit edilmemiş ve soruşturmanın akıbeti açısından çok önemli olduğu düşünülen bu eksiklik dahi giderilmeksizin doğan çocuk ve annesi olan başvurucu ortada bırakılarak takipsizlik kararı verilmiştir.

Bu itibarla, başvuru konusu olayla ilgili soruşturmanın yukarıda belirtilen yönlerden Anayasanın 17. maddesinin gereklerine uygun nitelikte yürütülmediği ve kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği düşüncesiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına karşıyım.

 

 

 

 

Üye

 Recai AKYEL

 

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(E.K., B. No: 2017/21844, 26/7/2022, § …)
   
Başvuru Adı E.K.
Başvuru No 2017/21844
Başvuru Tarihi 24/4/2017
Karar Tarihi 26/7/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, cinsel saldırı suçu işlendiği iddiasıyla yürütülen soruşturmanın etkisiz olması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Kötü muamele etkili soruşturma (delillerin nesnel ve tarafsız değerlendirilmemesi) İhlal Olmadığı

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5237 Türk Ceza Kanunu 102
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 234
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi