|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
M.Ö. BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2017/2845)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 9/6/2020
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
Muammer TOPAL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
Raportör
|
:
|
Murat BAŞPINAR
|
|
Başvurucu
|
:
|
M.Ö.
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Esra GÜRBÜZ
KANDIRALI
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 6/10/2016 ve 4/1/2017 tarihlerinde
yapılmıştır.
3. Yapılan incelemede kişi yönünden hukuki irtibat
bulunması nedeniyle 2017/17721 numaralı bireysel başvurunun 2017/2845 numaralı
bireysel başvuru ile birleştirilmesine; incelemenin 2017/2845 numaralı bireysel
başvuru dosyası üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
4. Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki
olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası bakımından
kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, diğer temel hak
ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların ise kabul edilemez
olduğuna karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda
bulunmuştur.
III. OLAY VE
OLGULAR
7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle
ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve
belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe
teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke
genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl
19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal
temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır
faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)
ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın
olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:
2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde
darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa
bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,
ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik
olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok
sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:
2016/23672, 11/1/2018, § 12).
10. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 10/8/2016
tarihli kararı ile -Düzce Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta olan-
başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve 31/8/2016 tarihinde meslekten
çıkarılmasına karar verilmiştir.
11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla
görevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki
yazısı üzerine başvurucu, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık)
talimatıyla 11/8/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.
12. Başvurucu 12/8/2016 tarihinde müdafii huzurunda
Başsavcılıkta ifade vermiş, ifadesinde özetle üzerine atılı suçlamaları kabul
etmediğini beyan etmiş ve FETÖ/PDY ile bir ilgisinin bulunmadığını savunmuştur.
Başsavcılık silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması
istemiyle başvurucuyu aynı tarihte Düzce Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.
13. Başvurucunun sorgusu Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinde
aynı tarihte yapılmıştır. Sorgu tutanağına göre başvurucunun müdafii de sorgu
esnasında hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde Savcılık beyanını tekrar
ederek "...benim FETÖ terör örgütü ile hiçbir ilgim yoktur ve
olmamıştır. Tüm telefon kayıtları, dijital cihazlar vs. belgelerin mesleğimle
ilgili ve mesleğim dışında yaptığım iş ve işlemlerimin titizlikle
araştırılmasını talep ediyorum. Bana yöneltilen suçlamanın nedenlerini halen
bilmiyorum. Bilmem halinde daha sağlıklı savunmada yapabilirim. Bankalarda bir
hesabım yoktur. Evlerinde ve dersanelerinde kalmışlığım yoktur. Örgütün hiçbir
faaliyetinde bulunmadım. Yardımda bulunmadım. Yardım almadım, en ufak bir ilgim
olmamıştır..." şeklinde anlatımda bulunmuştur. Başvurucunun müdafii,
dosyada atılı suçları işlediğine dair bir delil bulunmaması nedeniyle
müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiştir.
14. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne
üye olma suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili bölümü
şöyledir:
"... üzerlerine atılı suçu
işledikleri yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin
bulunduğu, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, atılı suça ilişkin kanunda öngörülen
cezanın alt ve üst sınırları, işin önemi, verilmesi beklenen muhtemel ceza
miktarı göz önünde tutulduğunda verilecek tutuklama kararının ölçülü olacağı ve
adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı anlaşılmakla Düzce
Cumhuriyet Başsavcılığının 12/8/2016 tarihli talebinin kabulü ile şüphelinin
üzerine atılı Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan 5271 Sayılı CMK'nın 100
ve devamı maddeleri uyarınca TUTUKLANMASINA ... [karar verildi.]"
15. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, Bolu Sulh
Ceza Hâkimliği 8/9/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar
vermiştir.
16. Başvurucunun tutukluluk durumunu inceleyen Düzce Sulh
Ceza Hâkimliği 29/8/2016 tarihinde tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
Kararın ilgili bölümü şöyledir:
"...şüphelilerin üzerlerine atılı
suçları işledikleri yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut
delillerin bulunduğu, şüphelilerin üzerlerine atılı suçların 5271 sayılı
CMK'nın 100/3.maddesinde sayılan katalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedenlerinin
varsayıldığı, suçların vasıf ve mahiyeti, ileride verilmesi beklenen muhtemel
cezaların miktarı ve korunan hukuki değer ile menfaat karşılaştırıldığında adli
kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı, işin önemi, verilmesi beklenen ceza
miktarları göz önünde tutulduğunda tutuklama tedbirinin ölçülü olmaya devam
ettiği, soruşturmanın henüz tamamlanmamış olup şüphelilerin tahliyesini
gerektirir maddi ve hukuki nedenlerin bulunmadığı anlaşılmakla şüphelilerin
5271 Sayılı CMK 100 vd. maddesi uyarınca ayrı ayrı tutukluluk hallerinin
devamına... [karar
verildi.]"
17. Başvurucu anılan karara itiraz etmiş, Düzce Sulh Ceza
Hâkimliği 20/9/2016 tarihinde itirazı incelenmek üzere Bolu Sulh Ceza
Hâkimliğine göndermiştir.
18. Başsavcılık 29/9/2016 tarihinde yetkisizlik kararı
vererek dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
19. Başvurucu 6/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
20. Bolu Sulh Ceza Hâkimliğince 29/10/2016 tarihinde "dosyasının
29/9/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yetkisizlik kararı ile
gönderildiğinin bildirildiği anlaşılmakla, bu aşamada hakimliğimizce yapılacak
işlem kalmadığından itiraz dilekçesi ve eklerinin bilgi ve gereği için Düzce C.
Başsavcılığına gönderilmesine" karar verilmiştir.
21. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi
üzerine Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 4/4/2017 tarihli kararı ile tahliye
edilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
" ... soruşturmanın geldiği aşama
göz önüne alınarak tutuklama tedbirinin devamının artık gereksiz olduğu,
tutuklama tedbiri ile ulaşılmak istenen amaca Adli Kontrol hükümleri ile de
ulaşılabileceği kanaatine varılarak ... tahliyesine... [karar verildi.]"
22. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 20/3/2019 tarihli
iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan
cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır.
FETÖ/PDY'ye ve bu örgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin genel açıklamaların
yer aldığı iddianamede başvurucunun gerek organik olarak gerekse örgütsel
nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı ileri
sürülmüştür. İddianamede başvurucu yönünden suçlamaya esas alınan olgular şöyle
özetlenebilir:
i. FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle HSYK'nın
31/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edildiği belirtilmiştir.
ii. Dönemin HSYK'sını eleştiren ve aynı suçtan ihraç
edilen yapı mensubu hâkim/savcı B.Y.yi sosyal medyadan destekleyici
paylaşımlarda bulunduğu ve yapı mensubu olan müfettişlerce korunup kollandığı
ileri sürülmüştür.
iii. FETÖ kapsamında haklarında soruşturma yürütülen bir
kısım kişiyle görüşmesinin bulunduğu belirtilmiştir.
iv. 2014 yılı HSYK seçimlerinden önce bağımsız olarak
seçime giren ancak örgütle bağlantılı olan adayların da bulunduğu toplantılara
aktif şekilde katıldığı, yapı mensubu olan kişilerle hareket ettiği ileri
sürülmüştür.
23. İddianamede başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin
olarak değinilen ve yargı mensubu oldukları anlaşılan tanık beyanlarının ilgili
kısımları şöyledir:
- R.B.B. beyanında "...şüphelinin yapı ile
bağlantısı olduğunu düşünmediğini ve bu konuda en ufak bir şüphesinin
olmadığını, şüphelinin örgüt ile bağlantılı olduğu yönünde herhangi bir şey
sezinlemediğini" ifade etmiştir.
- M.F. beyanında "... halen Düzce T Tipi Kapalı
Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan M.Ö.'i 2003 yıllarasında Kadıköy
Adliyesinde öğrenci iken memurlara yardımcı olmak için işe başladım kendisi de
avukat olarak çalışmakta idi orada kendisini tanıdım. Bugüne kadar da kendisini
de tanırım ayrıca kendisi benim nikah şahinim olur, kendisi ile yaklaşık 20 gün
önce telefon ile görüştüm, ben kendisini aradım, kendisininhalini hatrını
telefonda sordum, yaptığımız görüşmede kendisi bana devamlı cezaevine
gittiğini, bu adamların yaptığı pislikleri temizlemeye çalıştığını söyledi,
2003 yılında Avukat olarak çalıştığı dosya da akbank ve muttelip dosyaları
vardı devamlı adliyeye gidip gelirdi bizde sık sık görüşür idik bu süre
zarfında herhangi bir grupla bağlantılı olduğunu kesinlikle düşünmüyorum, kendisinin
de görüşünü bilmiyorum tahmini olarak sağ gruba yakın bir isim olduğunu da
düşünmüyorum. Kendisi ile bu zaman zarfında çok sık görüşür idik. Aklında da
hakim veya savcı olmak yok idi. Ancak şimdiki eşi Ö. hanımın bu mesleğe
girmelerini çok istediğini biliyorum kendisi de hatta 9 defa sınava girdi
4'ünde mülakatta elendi. Daha sonra M.Ö.'in yaş sınırı doluyor idi. Son kez
denemeye karar verdi ve ikiside sınavı kazandı ama nasıl kazandı bilmiyorum.Ben
M.Ö.'in hakim ve savcılık sınavını kazanmasının eşli olarak sınavı kazandıkları
için olabileceğini düşünüyorum kendisinin bu terör örgütü ile uzaktan ve
yakından alakası yoktur. Ben zaten bu konuda tereddüt etmiş olsam asla ifade
vermezdim. Ben M.Ö.'in tutaklandığını avukat E. hanımdan öğrendim ve çok şaşırdım
kendisi ile ilgili bildiklerim bundan ibarettir." şeklinde anlatımda
bulunmuştur.
- F.D. ifadesinde "... şüpheli olarak halen Düzce
T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan M.Ö.'i yanımda
stajyer avukat olarak çalıştığı 2001-2007 yılları arasında tanırım. Kendisi
vatanına ve milletine bağlı bir kişidir. Bildiğim kadarı ile İstanbul Üniv.
Hukuk Fakültesi mezunudur. Üniv. döneminde bildiğim kadarı ile ailesi ile
İstanbul ili Kartal ilçesinde kalmakta idi. Benim yanımda stajyer olarak çalıştığı
dönemde yaşamayı seven yaşam ile ilişkisi olan hiçbir yerle bağlantısı olmayan
hatta bugün evli bulunduğu okul ve sınıf arkadaşı Ö. hanım ile beraber idi.
Benim bildiğim tek bağlılığı da Ö. hanıma olan bağlılığıdır. Bizim büromuzun
bütün etkinliklerine katılırdı. Biz büro olarak her yıl 19 Mayıs günü piknik
etkinliği yapardık ve kendisi de bu etkinliklere katılır idi. Bugün kendisinin
avukatlığını yapan S. ve E. hanımda benim stajyerlerim idi. O dönemde bu
avukatlar da Murat beyi çok iyi tanırlardı. Bu avukatların da M.Ö.'in
avukatlığını yapıyor olmaları M.Ö.'e inançlarının bir simgesidir ve önemsenecek
bir durumdur. S. ve E. hanım da bende M.Ö.'in FETÖ/PDY Terör Örgütü ile
bağlantılı olduğunu kesinlikle düşünmüyoruz. Ve bu yönde de hiçbir bilgimiz duyumumuzda
yoktur. M.Ö. milliyetçi bir arkadaştır. M.Ö. benim yanımda stajyer olarak
çalıştığı dönemde en ufak bir saygısızlığını ve yanlışını görmedim bizim
sağladığımız olanaklar ile devletin sağladığı olanakları gözönüne aldığımızda
devletine böyle bir hıyanetin içerisinde kesinlikle yer almaz ben buna
kesinlikle inanıyorum. Ben M.Ö.'i yaklaşık 3 yıldır görmüyorum İstanbul iline
ailesini ziyarete geldiğinde 2 defa yanıma uğramıştır beni aynı saygı
çerçevesinde ziyaret etmiştir. Kendisi ile telefon ile çok görüşmedik. Bir ya
da iki kere görüşmüş olabiliriz. M.Ö.'in gözaltına alındığı haberini bana
avukatı olan S. hanım iletti ve kendisi de M.Ö.'in avukatlığını yapacağını
beyan etti, bende kendisine yardımcı olmak amacı ile elimizden geleni yaparız
dedim." şeklinde beyanda bulunmuştur.
- V.T. beyanında "Ben 2014 yılı Haziran ayı ile
2017 yılı Temmuz ayı arasında Anamur Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptım.
HSYK Genel Kurulu tarafından FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen
M.Ö.’i Anamur Adliyesinde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapması nedeniyle
tanırım, daha öncesinde tanışıklığım yoktur. 2016 yılı yaz kararnamesiyle de
Hakim eşi Ö.Ö. ile Düzce Adliyesine tayin oldular. 2014 HSYK seçim sürecinde
M.Ö.’in aktif olarak bağımsız görünümlü paralel yapı adayları lehine
çalıştığına şahit olmadım fakat seçim öncesinde Anamur Adliyesine seçim
çalışması için gelen paralel yapı adaylarından O.G., İ.Ç. ve H.S. için FETÖ/PDY
irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen ve bildiğim kadarıyla halen
yakalanamayan o dönemin Anamur Cumhuriyet Savcısı B.Y.nin organize ettiği
toplantılara aktif olarak katıldığına şahidim. Bu toplantılar benim haberim
olmadan organize edilen toplantılardı. Hatta O.G. için düzenlenen toplantı
benden habersiz gece saat 22:00 civarında adliyede yapılmıştı. Bunun yanında
M.Ö.’in B.Y. ile arası çok iyiydi. 2014 yılı Kasım ayı içerisinde Star
Gazetesinde içlerinde B.Y.nin de olduğu bir kısım Hakim ve Cumhuriyet
Savcılarının paralel yapıya mensup olduklarına dair bir yazı çıkmıştı. B.Y.
7/11/2014 tarihinde mesai sonrasında nöbetçi Cumhuriyet savcısı olmamasına
rağmen M.Ö.’e bu haber içeriği nedeniyle haberi yazan E.Ç., gazetenin genel
yayın yönetmeni Y.Z.C. ve gazetenin haber müdürü F.G. hakkında şikayet
dilekçesi sunmuş ve M.Ö. dilekçeyi havale edip B.Y. müşteki sıfatıyla beyanını
almış. Aynı gün hemen sonrasında E.Ç., Y.C. ve F.G. sisteme şüpheli olarak
kayıtlayıp 18:00 saatleri civarında hiçbir aciliyeti olmamasına karşın ivedi
uyarısıyla bu şahısların şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alınması için
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına talimat yazmış. Ben bu durumu olaydan
bir gün sonra yazı işleri müdürümüzün söylemesiyle öğrendim ve dosyayı uhdeme
alıp yetkisizlik kararına bağlayarak Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına
gönderdim. Olaydan sonra M.Ö. ve B.Y.ye neden bu şekilde bir iş yaptıklarını
sorduğumda her ikisi de bana arkadaş olduklarından bu şekilde hareket
ettiklerini söyleyip durumu önemsiz göstermeye çalıştılar. Ancak ben bu işin
normal seyrinde yapılmadığını düşündüğümden kuşkulandım. B.Y. seçim sürecinde
ve sonrasında Adalet.org isimli siteyi aktif kullanır ve o dönemki ünvanlı
meslektaşlar ile yargı bürokrasisini sırf yıpratmak ve olumsuz algı oluşturmak
için ağır şekilde eleştirirdi. Yazdıkları nedeniyle B.Y.ye yapılan yorumlar karşısında
M.Ö. savunmaya geçer ve B.Y.lehine olumlu şeyler yazardı. Bir seferinde
tarihini tam hatırlamamakla birlikte 2015 yılının ortalarında Adalet.org
sitesinde yine B.Y.nin yapmış olduğu bir yoruma gösterilen tepki üzerine
M.Ö.’ın 'B.Y. senin için cemaatçi diyenler utansın. Ben senin cemaatçi
olmadığından eminim' şeklinde bir yazı yazdığını çok iyi hatırlıyorum. Bu yazı
B.Y.nin o dönem paralel yapı olarak adlandırılan bu oluşumla irtibatlı olduğunu
kendisinin dahi reddetmediği bir dönemdi. Bu nedenle M.Ö.’in bu yazısı benim
epey dikkatimi çekmişti. M.Ö. ve hakim olan eşi Ö.Ö.nün 3 çocukları vardı. Okul
çağındaki 2 çocuğu Anamur ilçesinde bulunan ve daha sonra FETÖ/PDY irtibatı
nedeniyle devletin el koyduğu, o dönemde paralel yapıya ait olduğu herkes tarafından
bilinen Tekalan Kolejine gönderdiler. Ben ve diğer arkadaşlar hem M.Ö.’e hem de
Ö.Ö.ye çocuklarını bu okula göndermemelerinin iyi olacağını defalarca
söylememize karşın bizi dinlemediler ve tayin oldukları 2016 yılı eğitim
öğretim dönemi sonuna kadar çocuklarını bu okula gönderiler. 2015 yılı nisan
ayında Kurul Müfettişleri Y.S. ve E.K. Anamur Adliyesini denetlediler. Denetim
sonrasında M.Ö.’e Müfettişler tarafından 80 sicil puanı verildiğini öğrendik.
M.Ö. benim kanaatimce o dönemki denetime tabi Anamur Cumhuriyet Savcıları
arasında performansı en düşük olandı. Bu husus da gerek ben gerekse de o dönem
Silifke Başsavcısı olan M.A.K. tarafından yazdığı kararlar ve kolluğa verdiği
talimatlar nedeniyle sıkça uyarılmıştı. Denetime tabi olan diğer Cumhuriyet
Savcılarından S.Ç. ve E.D.ye M.Ö.’den daha iyi olmalarına karşın 73 sicil puanı
verildiğini de öğrendiğimde daha sonradan Kurul Müfettişleri Y.S. ve E.K.nın
FETÖ/PDY irtibatları nedeniyle meslekten ihraç edildiği hususu yukarıda
anlattıklarımla birlikte değerlendirdiğimde M.Ö.’e maksatlı olarak bu şekilde
olumlu sicil notu düzenlendiğini düşünmekteyim." şeklinde anlatımda
bulunmuştur.
24. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara
ilişkin hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:
"Şüpheli hakkında; FETÖ/PDY ile
irtibatlı olduğu gerekçesiyle HSYK tarafından verilen meslekten çıkarma kararı,
beyanlar (3 lehe, 1 aleyhe), sosyal medya paylaşımları, Veri Havuzu Sorgulama
Raporu, HTS Analiz Raporları (3 adet), kolluk tarafından düzenlenen raporlar ve
tüm soruşturma kapsamında elde edilen deliller bir bütün olarak
değerlendirildiğinde; şüphelinin, 2014 yılı HSYK seçimlerinden önce sözde
bağımsız adı altında seçime giren ancak örgütle bağlantılı olan adaylarının da
bulunduğu toplantılara aktif olarak katıldığı, yapı mensubu olan kişilerle
hareket ettiği, sosyal medya hesabı üzerinden destekleyici mesajlar attığı,
yapı mensubu olan müfettişlerce korunup kollandığı, yüksek teftiş notu
verildiği, Fetullahçı silahlı terör örgütünün ideolojisini, amaçlarını,
faaliyetlerini benimsediği, kendi iradesini örgütün iradesine terk ettiği,
örgüt hiyerarşisi içinde hareket ettiği, örgütle organik bağ kurduğu ve örgütün
yargı yapılanması içinde yer aldığı ve anlatılan lehe/aleyhe tüm deliller ile
savunması karşısında; şüphelinin, anılan silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna
dair kamu davasını açmaya yetecek derecede yeterli şüphenin bulunduğu
anlaşılmıştır."
25. Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 11/6/2019
tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2019/192 sayılı dosya
üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.
26. Mahkemece 29/8/2019 tarihinde yapılan ilk duruşmada
başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu savunmasında özetle isnat edilen
suçlamaları kabul etmediğini belirtmiştir.
27. Cumhuriyet savcısı 23/12/2019 tarihli duruşmada
başvurucu hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği yönünde olan, esas
hakkındaki görüşünü Mahkemeye bildirmiştir.
28. Mahkeme aynı tarihli kararıyla başvurucunun silahlı
terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar vermiştir.
Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
... sanığın dinlenen tanık beyanlarına
göre 2014 yılı HSYK seçimleri öncesi hem YBP adayları hemde sözde bağımsız aday
olarak görünüp FETÖ/PDY tarafından aday olmaları sağlanan ve bu örgütün yargı
içine sızdırılmış mensupları tarafından desteklenen adayların seçim
çalışmalarına katıldığı, 2007-2008 yılında mesleğe başladığı ve Anamur'un
sanığın üçüncü görev yeri olduğu, mesleki tecrübesinin teşkilat içinde aday
olan isimlerin hangi gruba mensup olduğu ve kimler tarafından desteklendiğini
bilebilecek durumda olduğunu gösterdiği, sanığın hayatı boyunca karşı duruş
sergilediği şeklindeki savunması ve tanık beyanları ile desteklemeye çalıştığı
bu savı ile sanığın 2014-2016 yılları arasındatecrübeli bir Cumhuriyet savcısı
olarak çocuklarını FETÖ ile iltisaklı okulda devlet tarafından bu oluşuma bakış
açısının artık belli olmaya başladığı hatta belli olduğu dönemde eğitim amaçlı
olarak göndermesinin çelişki gösterdiği, kendi beyanlarına göre B.Y. isimli
eski savcı ile ilgili olarak farklı yerlerde görev yapan meslektaşları
tarafından uyarılmasına rağmen bu kişiye sosyal insani ilişkiler dışında yakın
tavırlar sergileyip 'adalet.org' isimli siteden o dönem cemaat olarak adlandırılan
yapıya mensup olmadığına dair paylaşımlar yapması, ayrıca bir cumhuriyet
savcısı olarak her ne kadar meslektaş hassasiyeti olarak savunmuş olsa da B.Y.
hakkında paralelci şeklinde çıkan haberlere ilişkin olarak sanığın çok aciliyet
arz etmemesine rağmen ivedi bir şekilde şikayet dilekçesini tevziye bile
kaydetmeden hemen işleme alıp koyması ve aynı işlemin devamında acil olarak
ilgili gazetecilerin ifadelerinin alınması yönünde talimat yazması ve bu durumu
cumhuriyet başsavcısına sonraki günlerde söylemeyip Cumhuriyet başsavcısının
bunu yazı işleri müdüründen öğrenmesi, sanığın meslektaşının şikayet
dilekçesini hassasiyetine binaen saat 17:00 dan sonra alıp soruşturma
başlatması anlaşılır olsa da yazıyı yazan kişilerin ifadelerinin acil olarak alınması
yönündeki işlemleri tevziye kaydedip ertesi gün gerekli talimatları
yazabileceği, soruşturma başlatma işlemi ve devamındaki işlemlerin aciliyet
kespeden işlemler olmadığı hususları sabit olmakla birlikte sanığın bu
eylemlerinin sempatiboyutunda olduğunun kabulünün gerektiği ve FETÖ/PDY silahlı
terör örgütü üyeliğinden cezalandırılması için aranan her türlü şüpheden uzak
mahkûmiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil olarak kabul edilemeyeceği
değerlendirilerek sanık
hakkında CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraat kararı verilerek aşağıdaki
şekilde hüküm kurulmuştur. "
29. Başvurucu, hakkında verilen beraat hükmüne karşı "işlenen
suçun kendisi tarafından işlenmediğinin sabit olması nedeniyle beraat"
kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
30. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla
istinaf incelemesi devam etmektedir.
IV. İLGİLİ HUKUK
31. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632,
23/1/2019, §§ 24-39; Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§
33-48.
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
32. Mahkemenin 9/6/2020 tarihinde yapmış olduğu
toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
33. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan somut olgu
ya da deliller olmamasına rağmen mesleğinden kaynaklanan güvencelere de riayet
edilmeksizin hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma
tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda bulunmadığını belirterek kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
34. Bakanlık; başvurucu hakkında soruşturma yürütülen suç
için öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi, ayrıca başvurucunun
üyesi olduğu iddia edilen terör örgütünün yapılanma ve toplanma biçimleri de
gözönünde bulundurulduğunda dosyada mevcut olan somut delillere dayanılarak
başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu delillerin
değerlendirilmesi sonucunda adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı
sonucuna varılmasının keyfî olduğunun savunulamayacağı görüşündedir.
35. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel
olarak başvuru formunda belirttiği iddialarını tekrarlamıştır.
B. Değerlendirme
36. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin
sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
37. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği"
kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci
cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve
güvenliğine sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti
bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya
değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan
ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
38. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki
olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19.
maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
kapsamında incelenmesi gerekir.
1. Uygulanabilirlik
Yönünden
39. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin
kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim
veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl
edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin
kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada
öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda
da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin
yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,
vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı
suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya
kadar kimse suçlu sayılamaz."
40. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin
uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları
incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere
ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü
bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya
konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla
bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca
yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
41. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve
tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün
arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa
Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla
ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No:
2016/49158, 26/7/2017, § 57).
42. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama
tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi
kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun
tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer
maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,
aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu
aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).
2. Kabul Edilebilirlik Yönünden
43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı
anlaşılan iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Esas
Yönünden
a. Genel
İlkeler
44. Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, B. No:
2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020,
§§ 38-45.
b. İlkelerin
Olaya Uygulanması
45. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının
kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe
teşebbüsü sonrasında hakkında yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör
örgütüne üye olma suçlamasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.
46. Diğer taraftan başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802
sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda -hâkimlerle ilgili- öngörülen usule
ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin, yetkili ve görevli olmayan
mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.
47. Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan kararında
ilgili Kanunlar çerçevesinde konuyu etraflıca değerlendirmiş ve Yargıtay
içtihatlarına da değinerek terör örgütüne üye olma suçunun kişisel bir suç
olduğunu, Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak hâkim ve Cumhuriyet
savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli bulunmasa
da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için izin şartı
bulunmadığını belirterek Vergi Mahkemesi üyesi (hâkim) olan başvurucunun
tutuklanmasının kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna varmıştır (ayrıntı için
bkz. Yıldırım Turan [GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020, §§ 102-147).
48. Somut olayda anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir
durum söz konusu değildir. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun
kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla
başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı
bulunmaktadır.
49. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama
tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce
tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti
bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
50. Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında
başvurucu hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada
somut delillerin olduğu ifade edilmiştir. Ancak bu delillerin neler olduğu
belirtilmemiştir (bkz. § 14).
51. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede ise
başvurucunun HSYK'nın meslekten çıkarılma kararına, haklarında FETÖ
soruşturması yürütülen şahıslarla telefon irtibatının bulunduğuna, sosyal medya
paylaşımlarına, FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle hakkında işlem yapılan
müfettişlerce korunup kollandığına ve tanık beyanlarına dayanılmıştır (bkz. §§
22-24).
52. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda
görevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki
idari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara
muhatap olan kişiler bakımından suç işlediklerine dair kuvvetli bir belirti
olarak kabulünün mümkün olmadığını değerlendirmiştir (bkz. Mustafa Baldır,
B. No: 2016/29354, 4/4/2018 § 70; Mustafa Açay, B. No: 2016/66638,
3/7/2019, § 54; E.A., B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 57; Ali Aktaş,
B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi, § 104; Zafer
Özer, §§ 53-58). Somut olayda başvurucu yönünden de anılan kararlarda yer
alan değerlendirmelerden ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.
53. Soruşturma mercilerinin başvurucunun haklarında
FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen kişilerle telefon
görüşmelerinin olduğunu belirterek bu hususu da suçlamaya dayanak bir olgu
olarak değerlendirdikleri görülmektedir. Soruşturma makamlarınca söz konusu
telefon görüşmelerinin örgütsel bir ilişki çerçevesinde yapıldığı yönünde bir tespit
ya da iddiada bulunulmadığı görülmektedir. Görüşmelerin içeriğine ilişkin
herhangi veri de mevcut değildir. Ayrıca söz konusu görüşmelerin FETÖ/PDY'nin
yargı alanındaki yöneticileriyle (imamlarıyla) gerçekleştirildiğine dair bir
belirlemede de bulunulmamıştır. Öte yandan yargı mensuplarının yaklaşık üçte
biri hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütüldüğü,
toplamda ise anılan suçlar dolayısıyla yüz binlerce kişi hakkında soruşturma
açıldığı hatırda tutulmalıdır. Bu durumda somut olayın koşulları itibarıyla
-içeriği belli olmayan- bu telefon görüşme kayıtlarının örgütsel bir ilişki
bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görünmemiştir (aynı
yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mustafa Açay, § 61; Mustafa
Özterzi, § 106; Zafer Özer, § 62).
54. Ayrıca soruşturma mercilerince başvurucunun
haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen HSYK
müfettişlerince korunup kollandığı ve yine FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle
hakkında işlem yapılan yargı mensubu lehine yaptığı sosyal medya
paylaşımlarının (aynı suçtan ihraç edilen hâkim/savcı B.Y.nin dönemin HSYK'sını
eleştiren paylaşımlarını destekleyici ve B.Y.nin bu yapıya mensup olmadığına
dair yapıldığı iddia edilen paylaşımların) suçlamaya dayanak olacak olgular olarak
değerlendirildikleri görülmektedir (bkz. §§ 22-24). Belirtilen bu olguların
örgütsel bir ilişki çerçevesinde yapıldığı yönünde somut bir vakıaya dayalı
tespit mevcut değildir. Somut olayda soruşturma ve kovuşturma makamları
başvurucunun örgütsel bir amaçla bu paylaşımları yaptığını ve HSYK
müfettişlerince korunduğunu ortaya koyabilmiş değillerdir. Bu durumda somut
olayın koşulları itibarıyla iş ve arkadaşlık ilişkilerinin yorumlanması
suretiyle değerlendirilmesinin örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç
belirtisi olarak kabulü mümkün görülmemiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler
için bkz. Mustafa Özterzi, §§ 110-114).
55. Diğer taraftan soruşturma mercilerinin tanıkların
başvurucu hakkındaki "2014 yılı HSYK seçimlerinde sözde bağımsız
örgütün adayları lehine hareket ettiği" şeklindeki (bkz. §§ 22-24)
beyanlarına dayandığı görülmektedir. Tanıkların beyanları genel olarak
başvurucunun HSYK üye seçimleri sürecindeki tutumlarına ilişkindir.
56. Bu kapsamda HSYK seçim sürecinde örgütsel ilişki
çerçevesinde söz konusu adaylar lehine propaganda faaliyetinde bulunmanın veya
seçim çalışmalarına katılmanın yargı mensupları hakkında FETÖ/PDY ile
bağlantılı suçlar bakımından yürütülen soruşturmalarda önemli bir olgu olarak
değerlendirmesi söz konusu olabilir. Bununla birlikte 2014 yılı HSYK seçim
sürecinde başvurucunun örgütsel bir ilişki içinde olduğu veya bu yönde bir
eylem ve faaliyetin içinde yer aldığına ya da örgüt adına kendilerinden oy
istediğine dair bir anlatım mevcut değildir. Bu itibarla tanıkların
başvurucunun tutumlarının FETÖ/PDY lehine bir tavır olduğu yönündeki
açıklamalarının herhangi bir olguya değil kişisel değerlendirme ve kanaatlerine
dayalı olduğu görülmektedir (benzer değerlendirmeler için bkz. Zafer Özer, §§
60, 61).
57. Öte yandan soruşturma evresinde dinlenen tanık
beyanlarında başvurucunun darbe teşebbüsüyle veya teşebbüsün arkasındaki
yapılanma olan FETÖ/PDY ile örgütsel bir ilişki içinde bulunduğu yönünde somut
olguya dayalı bir ifade bulunmamaktadır. Aksine tanıklar R.B.B., M.F. ve F.D.
başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olmadığını düşündüklerini ifade
etmişlerdir (bkz. § 23). Diğer tanık V.T.nin anlatımları ise 2014 yılında
yapılan HSYK üye seçim dönemine ilişkin kişisel kanaatlerin açıklanması
niteliğindedir (bkz. § 23). Tanık beyanlarında başvurucunun FETÖ/PDY üyesi
olduğuna, bu örgütle bir örgütsel bağlantısı olduğuna veya hangi örgütsel
eylemlerde bulunduğuna ya da başvurucunun örgütsel konumuna ilişkin herhangi
bir bilgi, vaka veya olguya yer verilmediği görülmektedir. Ayrıca başvurucu
hakkındaki beyanların izlenim ve düşünceye dayalı olması, somut olgu
barındırmaması dikkate alındığında söz konusu beyanların örgütsel bir faaliyet
bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün değildir.
58. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit
ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan yargı
makamlarının denetimini yapabilecek suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin
yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır. Nitekim başvurucunun
yargılandığı davada suçlamaya esas alınan olgulara ilişkin olarak ilk derece
mahkemesince yapılan değerlendirmede bunların başvurucunun örgüt hiyerarşisi
içinde yer aldığı hususunda -yeterli ölçüde- delil teşkil etmediği sonucuna
varılmıştır (bkz. § 28). İlk derece mahkemesinin bu değerlendirmelerinin konuya
ilişkin olarak Yargıtay tarafından belirlenen ölçütler çerçevesinde yapıldığı
anlaşılmaktadır (bkz. Mustafa Özterzi, § 115).
59. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin
bulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir
inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
60. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli
belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin
uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan
dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere
aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
61. Bununla birlikte anılan tedbirin Anayasa'nın
olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve
sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının
incelenmesi gerekir.
4. Anayasa'nın
15. Maddesi Yönünden
62. Anayasa Mahkemesi daha önceki pek çok kararında
Anayasa'nın olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin
kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesinin
suç işlendiğine dair belirtilerin varlığı ortaya konulmadan gerçekleştirilen
tutuklamaları meşru kılmadığına, suç işlendiğine dair belirti olduğu ortaya
konulmadan tutuklama tedbirinin uygulanmasının durumun gerektirdiği ölçüde bir
müdahale olmadığına karar vermiştir (Şahin Alpay [GK], B. No:
2016/16092, 11/1/2018, §§ 105-110; Mehmet Hasan Altan (2), §§
152-157; Turhan Günay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, §§ 83-89; Mustafa
Baldır, §§ 83-88).
63. Somut olayda bu kararlardan ayrılmayı gerektiren bir
yön bulunmamaktadır. Bu nedenle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte
değerlendirildiğinde de- Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
5. 6216 Sayılı
Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda,
başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal
kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme
kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden
yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama
yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata
hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.
Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal
kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse
dosya üzerinden karar verir."
65. Başvurucu, tahliyesine karar verilmesi istemiyle
birlikte 500.000 TL maddi tazminat ve toplam 10.500.000 TL manevi tazminat
talebinde bulunmuştur.
66. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında
ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel
ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir
kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin
sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi
ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül
Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).
67. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal
edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle
getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için
ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,
ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan
kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların
giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması
gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
68. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle
Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar
verilmiştir. Soruşturma sürecinde 4/4/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine
karar verilmiş ve tutukluluk hâli sona ermiştir.
69. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin
başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı
açıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale
nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları
karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar
verilmesi gerekir.
70. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi
için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal
arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge
sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi
gerekir.
71. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve
3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti
ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR
OLDUĞUNA,
B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.
maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının
İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan
toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde
yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten
ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 32. Ağır Ceza
Mahkemesine (E.2019/192) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
GÖNDERİLMESİNE 9/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.