logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(İdil Eser, B. No: 2017/35560, 11/3/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

İDİL ESER BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/35560)

 

Karar Tarihi: 11/3/2021

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

M.Emin KUZ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Basri BAĞCI

Raportör

:

Duygu KALUKÇU

Başvurucu

:

İdil ESER

Vekili

:

Av. Benan MOLU

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/10/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından bu kararda incelenen şikâyet haricindeki iddiların kabul edilemez olduğuna, bu şikâyet yönünden ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesinin direktörü olarak görev yapmakta olup TEMA Vakfı, Tarih Vakfı, Helsinki Yurttaşlar Derneği gibi örgütler nezdinde de çeşitli görevlerde bulunmuş Türkiye sivil toplumunda tanınan bir insan hakları savunucusudur.

10. Silahlı terör örgütlerine (FETÖ/PDY, PKK/KCK ve DHKP/C) yardım etme suçunu işlediği değerlendirilen başvurucunun da aralarında bulunduğu on kişi hakkında Adalar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştır.

11. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 119. maddesi uyarınca gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında Cumhuriyet savcısının emri ile üst ve oteldeki eşyada arama ve elkoyma kararı verilmiş olup anılan soruşturma kapsamında başvurucu, İstanbul Büyükada'da bir otelde yapılan toplantı sırasında 5/7/2017 tarihinde gözaltına alınmıştır.

12. Anılan toplantıya ilişkin gizli tanık-1 olarak 5/7/2017 tarihinde ifadesi alınan kişi "Ben işim gereği birkaç gündür Büyükada’da kalmaktayım. Burada kaldığım süre zarfında hem kaldığım otelde hem de dışarıda bulunduğum süre zarfında tanık olduğum ve duyduğum bazı hususları devletimizin güvenliği açısından yetkili kimselere aktarma gereği duydum. Aşağıda anlatacağım şekilde olayları görmem üzerine yine aşağıda tarif edeceğim kişilere daha da dikkatli bakma gereği duydum ve bundan dolayı bu kişileri tarif edecek durumdayım. ... 2. Şahıs: Bayan, 50-55 yaşlarında, kırlaşmış siyah saçlı (belirgin beyaz), saçları omuzuna kadar uzunlukta, 180 cm civarında, atletik yapılı, normal kilolu, İstanbul şivesi ile Türkçe konuşan, hatırladığım kadarıyla koyu renk gözlü, beyaz tenli...Bu kişiler Büyükada’da bulunan ... isimli otelde toplantı salonunda konuşuyorlardı. Toplantı salonunun karşı tarafında bulunan tuvalete gidecektim. İçerisi dolu olduğu için yaklaşık olarak 5 dakika oralarda oyalandım. Konuşmaların bir bölümüne de bu vesile ile kulak misafiri oldum. Kapı aralıklı kalmıştı. İstemeden duyduğum konuşmalar devam etmekte iken içeriden birisi kapıyı kapatınca ses gelmez oldu. Bu konuşmaların bir kısmı yabancı dilde geçiyordu. Bir kısmı da Türkçe idi. Tuvalete girdikten sonra da kapı kapalı olduğu için bir şey duyamadım. Konuşmaların Türkçe olan kısımlarından anladığım kadarıyla içerde bulunan kimselerden bazıları cep telefonu hakkında konuşuyordu. Cep telefonlarını polislerin alacağından, bu telefonların içinde bulunan bilgilerin nasıl saklanacağından, bu bilgilerin telefonlar yakalansa bile nasıl gizli tutulabileceğinden şifrelemelerden bahsediliyordu. Bir tanesi dernekte bulunan bilgisayarım giderse çoğu kişi yanar gibi bir şeyler söyledi. İçeride biraz yabancı dilde biraz Türkçe konuşuluyordu. Konuşmaların devamında yine telefonda bilgilerin polisler tarafından alınmasının önüne nasıl geçileceğinden bahsediliyordu. İçerideki kişiler elektronik cihazlarının polisin eline geçmesinden çok endişe ediyordu. Bununla ilgili sorular soruyordu. Bu sorulara gelen cevaplar vardı. Sürekli böyle şeyler konuşuluyordu. Yabancı kişiler ile Türkçe konuşan kişiler arasında bu tür konuşmalar geçmesi beni tedirgin etti. Bu konuyu polise bildirme gereği duydum." şeklinde beyanda bulunmuştur.

13. Konuyla ilgili bilgisine başvurulan A.T.T. adlı tanık ise 6/7/2017 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde; kendisinin tercüman olarak yer aldığı söz konusu toplantının ilk gününden itibaren -yani dört gün- toplantılara eşlik ettiğini, toplantılarda Alman olduğunu bildiği P. isimli kişi ve A. isimli İsveç vatandaşının konuşmacı olduğunu, konuşmacıların Af Örgütü, Birleşmiş Milletler gibi yerlerde çalıştıklarından bahsettiklerini, Suriye konusunda konuştuklarını hatta bununla ilgili bir resim çizildiğini, anlatıcıların genellikle bilişim güvenliği, veri saklama, şifreleme, bilgilerin polis veya başka şahıslar tarafından ele geçirilmesinin nasıl engellenebileceği hususlarına değindiklerini, ilgili şifreleme yöntemleri ve haberleşmede hangi programların kullanılması gerektiği hususunda anlatımlarda bulunduklarını, anladığı kadarıyla toplantıya katılan kişilerin haberleşmede kullandıkları yöntemlerin ve haberleşme içeriklerinin polisler veya diğer kişiler tarafından ele geçirilmesinden endişe ettiklerini, toplantıya katılanların güvenli haberleşme programlarından da bahsettiklerini, Signal, Wire ve Whatsapp isimli programları karşılaştırdıklarını, ByLock isimli programdan bahsettiklerini, toplantılara başlamadan önce başvurucunun toplantı salonunun kapısını açtığını ve toplantı bitiminde de kapıyı kapattığını beyan etmiştir.

14. Adalar Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma işlemlerinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) yürütülmesi gerektiğini belirterek soruşturma dosyasını 6/7/2017 tarihli fezleke ile anılan Başsavcılığa göndermiştir.

15. Başvurucu, soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü İstanbul Emniyet Müdürlüğüne getirilerek ilk ifadesinin alındığı 17/7/2017 tarihine kadar burada gözaltında tutulmuştur. Emniyetteki ifadesinde başvurucuya tanık ifadelerine dayanılarak Büyükada'da gerçekleştirilen toplantının konusu, toplantının yapılmasına kimlerin hangi tarihte karar verdiği, toplantıyı kimlerin organize ve finanse ettiği, toplantının daha önceden haber verilip verilmediği, toplantıdaki yabancı uyruklu kişilerle kimin irtibat kurduğu, bu kişilerin uzmanlık alanlarının ne olduğu, toplantıda dijital materyallerin güvenlik güçlerinin eline geçmesine karşı önlem alınmasından neden bahsedildiği, ByLock programı ile ilgili nelerin konuşulduğu, toplantı odasında bulunan A4 kâğıt üzerine elle çizilen ve üzerinde değişik şekiller bulunan Türkiye haritasının ne anlama geldiği sorulmuştur. Başvurucu; suçlamaları kabul etmediğini, Savcılıkta ayrıntılı bir şekilde ifadesini vereceğini belirtmiştir.

16. Başvurucu ifadesi alınmak üzere 17/7/2017 tarihinde Başsavcılıkta hazır edilmiştir. İfade alma tutanağında, başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı belirtilmiştir. Bu sırada başvurucunun müdafileri de hazır bulunmuştur. Başvurucunun Başsavcılıktaki ifadesi şöyledir:

"Ben Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Direktörlüğü görevi yürütmekteyim. Hatırladığım kadarıyla 2017 yılı Nisan ayında Antalya ilinde benim görev yaptığım sivil toplum örgütünün de bileşeni olduğu İnsan Hakları Ortak Platformu toplantısında dijital verilerin korunması ve insan haklarıyla ilgili çalışanların stresle baş etme yöntemleri konularında bir toplantı hususunda sözlü olarak mutabakata varıldı. O dönem işin detayları ve toplantının yapılacağı yer konuşulmadı. Adalar da yapılan toplantıdan önceki organizasyon ise Yurttaşlık Derneği üyesi [Ö.D.] yaptı. Kendisi mail grubu üzerinden organizasyon yapmaya başladı tarih ve yer belli olduktan sonra da whatsapp üzerinden bilgilendirmeler oldu. Toplantının tarih ve yerini İYOP adına [Ö.D.] görev aldı ve yeri belirledi. Kendisini birkaç yerden fiyat aldığını hatırlıyorum. Hata öncelikle Haziran ayı konuşulmuştu. Ancak Haziran ayında belirlenen gün Bayrama denk geldiği için Temmuz ayında yapılmasına karar verildi.

Toplantılar kapsamlı, çalışma atölyesi tabir edilen şekilde gerçekleştiği için mensup olduğumuz kuruluşlar vasıtasıyla herhangi bir çağrı yapma gereği duymadım. Normalde de çalışma atölyesi şeklindeki toplantılarda bu şekilde uygulama yapılmaktadır. Alman ve İsveç uyruklu şahısları da çağıran toplantıyı organize eden [Ö.D.] dir. Toplantıya katılan alman ve İsveç uyruklu şahısları toplantı da tanıdım. Kendilerinin mesleklerini toplantıda öğrendim.

Toplantı sırasında dijital verilerin polisin eline geçmesi halinde nasıl gizli tutulabileceği veya şifrelenebileceği konularında herhangi bir konuşma gerçekleşmedi. Bu konuyu tanıklık yapan tercümanların yanlış anladığını düşünüyorum. Toplantıda konuşulan konu dijital verilerin nasıl korunacağı, uzaktan dijital veri yüklenmesinin nasıl önüne geçileceği şeklinde konulardır. Toplantı sırasında benimde dahil olduğum katılımcıların sivil toplum örgütü çalışanları bilişim uzmanı olan yabancı uyruklu şahıslara mensup oldukları kuruluşların dijital verilerin güvenli ne şekilde sağlanabileceği, bu verilerin kötü niyetli üçüncü şahısların eline nasıl engellenebileceği konularında sorular sorduk hazırladığımız raporların açıklanmadan önce birilerin eline geçmesi halinde sıkıntı yaşayabileceğimizi düşündüğümüzden, ayrıca mağdurların verilerinin korunmasına önem atfettiğimizden bu şekilde sorular yönelttik. Ancak cevap alamadan polisler baskın gerçekleştirdi.

[T.K.] Uluslararası Af Örgütü Yönetim Kurulu Başkanı'dır. Kendisi yaklaşık 1 aydır FETÖ/PDY soruşturması nedeniyle tutuklu olarak bulunmaktadır. Sormuş olduğunuz diğer şahıs R.B.yi tanımıyorum. Kendisiyle özel bir işim ile ilgili görüştüğümü ve emlak komisyoncusu olduğunu tahmin ediyorum.

23/05/2017 tarihinde 'yarın acil eylem çıkacak, [N.] ve [S.] için' ibareli mesaj bana aittir. 'acil eylem' ibaresi Uluslararası Af Örgütünün imza kampanyası yürütme şeklinden biridir. Sözkonusu mesajda bu amaçla atılmıştır. Kendilerinin kamuoyunu takip ettiği durumuyla alakalı kampanya başlatılması için yaptığımız çalışmalarla ilgilidir.

[F.D.] isimli şahıs medya sorumlumuzdur. Sosyal medyada kuruluşumuzla alakalı gelen sorulara cevap vermektedir. Bu konularla ilgilenmektedir. Murat Dicle kullanıcı adıyla mesaj yazan şahsı tanımıyorum. Kendisinin PKK veya YPG örgütleriyle ilişkili olup olmadığını bilmem. Kendisini gerilla doktoru olarak tanıtıp savaş cerrahisi müdahale tedavi ile ilgilendiği, mümkünse kuruluşumuza üye olmak istediği şeklindeki mesajın provokasyon amacıyla atıldığını değerlendiriyorum. Bu mesaj kuruluşumuzun hesabına özelden atılmıştır. [F.D.] bunun üzerinde bana durumu bildirmiştir. Ben de cevap verilmemesi gerektiğini kendisine ilettim. Ayrıca bu konuda yönetim kuruluna da danıştım. Sonuç olarak kendisine herhangi bir şekilde cevap verilmedi, muhatap alınmadı.

Emniyet ifademde yer alan Türkiye haritası figürlü resim bana ait değildir. Toplantı sırasında katılımcıların kendileri için stres ifade eden durumların resmedilmesi istenmiştir. Bu resminde bu kapsamda yapıldığını düşünüyorum. Ancak kimin tarafından yapıldığını bilmiyorum."

17. Başsavcılık, silahlı terör örgütüne üye olmamakla beraber örgüt adına faaliyette bulunarak yardım etme suçundan tutuklanması istemiyle başvurucuyu aynı tarihte İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk etmiştir.

18. Başsavcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Hâkimlik tarafından başvurucuya okunmuştur. Ayrıca sorgu tutanağında, başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur.

19. Hâkimlik 18/7/2017 tarihli kararıyla başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Bu kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler ... İdil Eser... üzerine atılı Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme suçundan tutuklanmaları talep edilmekle; tüm dosya kapsamından, gizli tanık ifadesi, yazışma içerikleri, HTS kayıtları, teşhis tutanakları nazara alınarak şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işledikleri hususunda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, atılı suçun vasıf ve mahiyeti ile kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırı değerlendirildiğinde, kaçma ve saklanma ihtimalinin yüksek olduğu, bu nedenle bu aşamada adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, bu doğrultuda tutuklamanın ölçülü olduğu kanaatine varılarak CMK'nın 100 ve devamı maddeleri gereğince şüphelilerin TUTUKLANMALARINA... [karar verildi.]"

20. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliğince 1/8/2017 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

21. Başvurucu hakkında devam eden soruşturma sürecinde başvurucunun tutma hâli ile ilgili olarak İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 18/9/2017 tarihinde tutukluluğun devamına karar verilmiş, bu karara karşı başvurucu tarafından yapılan itiraz da İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 29/9/2017 tarihli kararı ile kesin olmak üzere reddedilmiştir.

22. Başvurucu 12/10/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

23. Başsavcılığın 4/10/2017 tarihli iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütlerine [(Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY), PKK/KCK ve DHKP/C] yardım etme suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açılmıştır. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerin önceden herhangi bir duyuru yapılmaksızın "çalışma atölyesi" adı altında bir toplantı organizasyonu gerçekleştirdiği, tanık beyanları ve yaptırılan teşhislerden toplantının katılımcıların mensubu oldukları kuruluşların faaliyet alanlarıyla ilgisinin olmadığı, toplantıda terör örgütlerinin gizlilik kurallarına riayet ederek yürütülen faaliyetlerini konu alacak şekilde cep telefonlarını polislerin alacağından, bu telefonların içinde bulunan bilgilerin nasıl saklanacağından, telefonlar yakalansa bile bu bilgilerin nasıl gizli tutulabileceğinden, bilgilerin polis veya başka şahıslar tarafından ele geçirilmesinin nasıl engellenebileceğinden bahsedildiği, toplantıya katılan şüphelilerin FETÖ/PDY, PKK ve DHKP/C terör örgütlerine mensup olan şahıslarla ve anayasal düzen aleyhine faaliyet yürüten kurum ve kuruluşlarla ilişki ve irtibatlarının bulunduğu ileri sürülmüştür.

ii. Başvurucunun ve diğer şüphelilerin mensup olduğu sivil toplum kuruluşlarına ait internet sitelerinde ve sosyal medya grupları üzerinden yapılan açık kaynak araştırmalarında 2017 Temmuz ayı içinde Adalar bölgesinde yapılması planlanan herhangi bir toplantı çağrısına rastlanmadığı belirtilmiştir.

iii. Başvurucudan ele geçirilen dijital materyallerin incelemelerinde;

- DHKP/C terör örgütü içinde faaliyet göstermek suçundan tutuklanan N.G. ve S.Ö. ile ilgili belgelerin olduğu tespit edilmiştir.

- PKK/KCK terör örgütü üyesi olduğunu ve Murat Dicle isimli sahte hesabı kullandığını beyan eden bir şahsın, AF örgütünde çalıştığı değerlendirilen F.D. isimli şahsa “kendisinin ırak’ta uzun zamandır PKK üyesi ve gerilla doktoru olduğunu, AF örgütüne üye olmak istediğini, bunun kendileri için sorun olup olmayacağını sorduğu” şeklindeki yazışmanın başvurucunun telefonunda resim hâlinde bulunduğu tespit edilmiştir. Söz konusu yazışmaya dair başvurucunun telefonunda bulunan ekran görüntüsü iddianameye şu şekilde yansımıştır:

"16 16:11 tarihinde [F.D.] yazdı:

Merhaba bir kişiyle aşağıdaki görselde görebileceğiniz diyaloğu yaşadık. Ne şizofrenler böyle düzgün yazmıyorlar ama bilemedim de

Profili:https://www.facebook.com./murat.dicle.104

-Murat Dicle kullanıcı adıyla [F.D.] isimli şahsa” Merhaba heval uzun zamandır uğraşıyorum örgüte nasıl üye olabilirim ve insanlığa katkı sunabilirim şeklinde yazdığı,

- [ F.D.] nin ise 'Merhaba Murat Bey üyelik ile ilgili her tür bilgi için üyelik@amnesty.org.tr adresine eposta gönderebilirsiniz. Üyelik ve Destekçi ilişkileri Sorumlumuz sizinle iletişime geçiyor olacaktır. Aynı zamanda 0212 361 62 17-18 numaralı telefonlardan İstanbul ofisimiz ile iletişime geçebilir ve üyelik işlemleri gerçekleştirmek istediğinizi belirtebilirsiniz.'

-Murat Dicle isimli şahıs ise 'Çok iyi fakat şöyle bi durum var net bilgilendireyim. Ben Iraktayım bu kullandığım hesapta sahte bir hesap uzun zamandan beri pkk üyesi olup gerilla doktoruyum o önümüzdeki yıllar rojovada daişe karşı YPG bünyesinde cephede olacağım telefonu aramam sizin ve benim acımdan güvenliği soruna neden olabilir. Durum bundan ibaret buna rağmen uye olup buralarda ne tur katkılar yapılır bilmek yapmak istiyorum. Tekrar belirteyim pkk ye üye bir gerilla doktoruyum savaş cerrahisi müdahale tedavi durumları ile ilgileniyorum. Şeffaf ve dürüstlük açısından durumu kısaca özetlemek istedim üyeliğim mümkünse AF örgütüne üye olmak istiyorum. Bu ideolojime ters bi durum olmaz aksine onur duyarım.'

iv. Başvurucudan ele geçirilen belgelere yönelik incelenme neticesinde;

- "[H.Y.] 'ye Ne Oldu kampanyası video çekimi için kontaklar.23363.doc” isimli World belgesinde "Bu belgeyi kimse ile paylaşmayın, aynı şekilde bilgisayarınızda da ve Masaüstü’nde bırakmayın lütfen" şeklinde notun bulunduğu ve alttaki listede de sanatçılara ait isim ve telefon numaralarının bulunduğu,

- Gezi Parkı eylemlerine ilişkin olarak “Başbakanın sözleri şiddet olaylarını sadece kızıştırıyor.22291.doc” isimli World belgesinde “Başbakanın sözleri şiddet olaylarını sadece körüklüyor” başlıklı yazının bulunduğu,

- “Darbe Sonrası-final.27446.doc” isimli World belgesinde “Türkiye: Darbe girişimi ve sonrasındaki baskının ardından insan hakları ağır tehlike altında” başlıklı yazının 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY mensuplarınca gerçekleştirilen darbe girişimi sonrası başta adı geçen terör örgütü ve diğer terör örgütlerine ilişkin alınan tedbirler aleyhinde kamuoyu oluşturulmasına yönelik olduğu,

- Darbe girişimi sonrasında insan haklarının ağır tehlike altında olduğu iddiası ile Türkiye'ye gaz ihracatının yapılmaması için Güney Kore Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliğine yazılmış belgelerin bulunduğu belirtilmiştir.

v. Başvurucunun Türkiye Şubesi direktörlüğünü yürüttüğü ve mevcut konumu gereği sürekli irtibatta bulunduğu Uluslararası Af Örgütünün Yönetim Kurulu Başkanı T.K. isimli şahsın münharısan FETÖ/PDY mensuplarınca kullanılan kriptografik haberleşme sistemlerinden "ByLock" ve "Talk And Chat" kullanıcısı olduğu ileri sürülmüştür.

24. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 17/10/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/100 sayılı dosya üzerinden kovuşturma başlamıştır.

25. Mahkemece 25/10/2017 tarihinde yapılan birinci duruşmada başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Başvurucu aynı tarihli duruşmada savunmasını yapmıştır. Başvurucu savunmasında;

- 2016 Mayıs ayından beri Uluslararası Af Örgütü Türkiye direktörü olarak çalışmaya başladığını, Yönetim Kuruluna karşı sorumlu olduğunu, Yönetim Kurulu adına şubedeki faaliyetleri yerine getirdiğini, hem Yönetim Kuruluna hem de uluslararası sekretaryaya bilgi vermekle yükümlü olduğunu, katılım gösterdiği toplantının sosyal medyada duyurulmamış olmasının gizli olduğu anlamına gelmediğini, örgütün bütün faaliyetlerinin şubat ve nisan aylarında ilgili makamlara bildirildiğini, dolayısıyla söz konusu toplantının organize edileceğinden ilgili mercilerin haberdar olduğunu, değerlendirme toplantısı olduğu için Yönetim Kurulu üyelerinin yanı sıra çalışanların da toplantıya katıldığını, kendisinin yoğunluğu nedeniyle ele alınacak konular dışında toplantının organize edilmesi noktasında katkı sağlayamadığını belirtmiştir.

- Toplantıda temel olarak travma-stresle baş etme ve veri güvenliği olmak üzere iki konunun ele alındığını, insan hakları alanında daha önce yer aldığı -işkence üzerine- projelerin hazırlanması sürecinde yaşadığı psikolojik sorunları da gözönüne almak suretiyle genel olarak artan şiddet olayları nedeniyle travma-stresle baş etme başlığını önerenlerden biri olduğunu; öte yandan görevi nedeniyle diğer ülkeler tarafından hazırlanan raporlara erişim önceliği olması hususunu da dikkate alarak dijital aletlerin güvenliğinin sağlanmasının önemli olduğunu, bu kapsamda çalışanlar için hazırlanacak bir yönergenin de faydalı olabileceğini değerlendirdiklerini ve veri güvenliği başlığının seçildiğini ifade etmiştir.

- Darbe teşebbüsü sonrası Türkiye'ye gaz ihracatının yapılmaması yönünde yazılan yazıya ilişkin olarak söz konusu yazının kendisi göreve başlamadan önce gönderildiğini fakat bugün hâlâ geçerliliğini koruduğunu, insan hakları açısından doğru bir açıklama olduğunu beyan etmiştir.

- Murat Dicle isimli sosyal medya hesabından gelen talep ve buna ilişkin yazışma ile ilgili olarak sahte olduğunu değerlendirdikleri bu hesaptan üyelik talebinde bulunulduğunu, kendisine üyelik koşullarını içeren bir link gönderildiğini, akabinde aynı hesaptan suçlamaya konu olan söz konusu mesajın atıldığını, sosyal medya hesabı ile ilgilenen görevlinin bu talebi kendisine ilettiğini, Yönetim Kurulu tarafından söz konusu taleple ilgili değerlendirmeye gerek olmadığı yönünde karar verildiğini ve bu mesaja cevap verilmediğini belirtmiştir.

- ByLock kullanıcısı olduğu iddiasıyla hakkında FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında takibat başlatılan T.K. ile gerçekleştirdiği telefon görüşmelerine ilişkin olarak ise söz konusu kişinin dernek olarak faaliyet gösteren Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesinin Yönetim Kurulu başkanı olduğunu, yürüttüğü görev icabı bu kişiyle haftada bir defa ve haricî durumlarda görüşmek zorunda olduğunu, bahsi geçen kişinin FETÖ/PDY ile irtibatı yahut ByLock kullanıcısı olduğu iddiaları hakkında herhangi bir bilgisinin olmadığını ifade etmiştir.

- N.G. ve S.Ö. ile ilgili bahsi geçen belgelerin ise acil eyleme ilişkin olduğunu, acil eylem uygulamasının Uluslararası Af Örgütünün 1973 yılından beri kullandığı bir imza dilekçesi ve bir dilekçe formatının adı olduğunu, hayati tehlikenin bulunduğu ve 48 saat içinde insanların mobilize edilmesi gereken durumlarda uygulandığını, hemen imza toplanmaya başlanarak ihlalin önlenmesi için çalışıldığını, açlık grevi yapan N.G. ve S.Ö.nün barışçıl gösteri hakkının engellenmesi ve zorla müdahale edilmesine bir tepki olarak da söz konusu uygulamanın devreye sokulması için yazışma yapıldığını belirtmiştir.

- H.Y. ile ilgili belgede yer alan uyarı notu ile ilgili olarak ise H.Y. kampanyası için belli sanatçıların desteğinin istendiğini, söz konusu belgede sanatçıların telefonları, e-postaları ve özel bilgilerinin yer aldığını, bu nedenle "Bu belgeyi kimse ile paylaşmayın, aynı şekilde bilgisayarınızda da ve Masaüstü’nde bırakmayın lütfen" şeklinde bir uyarı notu düşüldüğünü ifade etmiştir.

26. 31/1/2018 tarihli duruşmada tanık M.S.nin dinlenilmesine karar verilmiştir. Tanığın ifadesi şöyledir:

"Ben ... Otel'de otel müdürüyüm. Davaya konu toplantının yapılmasından yaklaşık bir ay kadar önce sanık Ö.D. tarafından tarafıma mail geldi, konaklama ve toplantı salonu kullanımı için talepte bulundu, biz de müsaitlik ve fiyat bilgilerini içeren geri dönüş maili attık, kendisi tekrar maille dönüş yaparak konaklayacak kişilerin tarih ve bilgilerini bize gönderdiler, biz de rezervasyonu yaptık, rezervasyon tarihinde misafirler otele geldi, yerleştiler, misafirler otele yerleştikten sonra sanırım dördüncü gün polis baskını oldu. Gerek sanık Ö.D.nin gerekse diğer toplantıya katılımcıların bizden özel veya gizli bir toplantı yeri talepleri olmadı, toplantı süresince otel personelinin toplantı yapılan yere girilmemesi yönünde bir talepleri de olmadı, bizim toplantı için tahsis ettiğimiz yer otelimizde rutin olarak başkalarına da daha önceleri tahsis ettiğimiz satışa açık toplantı mekanıdır, ben otelde kalan misafirlerimizi otelde zaman zaman görüyordum, normal otel müşterisi gibi otel imkanlarından faydalanıyorlardı, şüpheli bir durum fark etmedim. Konaklama ve toplantı gideri olarak toplam takribi 17.800 TL civarında tutmuştu, proforma fatura düzenledik, rezervasyon yapılırken sanık Ö.D. kaparo vermeyi teklif etmişti, fakat o dönemde otel de boştu, bende iyi niyetli gördüğüm için herhangi bir kaparo istemedim, bu olaylar olduktan sonra ödeme içeriğini net olarak bilmemekle birlikte Hollanda merkezli bir tüzel kişilik tarafından gönderildiğini hatırlamıyorum..."

27. Tanık A.T.T. 21/6/2018 tarihli duruşmada dinlenmiştir. Tanık A.T.T.nin duruşmadaki ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Ben tercüman olarak çalışmaktayım, olay tarihinde [C.Ş.] isimli arkadaşım beni telefonla arayarak bir tercümanlık işi olduğunu söyledi, ben de kabul ettim. Büyükada'ya gittim, arkadaşım [C.Ş.] ile birlikte iki gün boyunca Büyükada'ya toplantıya gidip geldik, yine [A.R.] isimli bir tercüman hatırladığım kadarıyla üçüncü gün toplantıya katıldı, toplantıda toplantıya katılanlar mesleki olarak birbirleri ile psikolojik destek toplantısı tarzında konuşmalar yaptılar, birbirlerine sarılıp ağladıklarını hatırlıyorum, toplantının ikinci bölümü ise dijital veri gizliliğine ilişkindi, katılımcılardan şuan hatırlayamadığım bir avukat bayan bize bunları niçin öğretiyorsunuz bizim gizlimiz saklımız yok şeklinde sözler söylediğini hatırlıyorum, toplantıda herkes kendini tanıtmıştı, bende katılımcıların işkence görmüş, şiddet gören kadınlarla iletişim kurduklarını ve bu sebeple mesleki açıdan gizliliğe önem verebileceklerini düşündüm, amaçlarının yasadışı bir amaca yönelik olduğu yönünde bende bir düşünce oluşmadı, zaten öyle olsaydı o toplantıda durmazdım, toplantı salonunu katılımcılardan isminin [Ö.] olduğunu bildiğim bir bayan sabah açıyordu ve akşam kitliyordu. Toplantı sırasında çay servisi için otel çalışanları içeri giriyordu, gizli bir toplantı olduğu şeklinde bir izlenimim olmadı, katılımcılar otelin olanaklarından faydalanıyorlardı, havuza da giriyorlardı ... Polis aşamasında ifademde polislerin soruları ile yönlendirme yapılıp yapılmadığını ifademin alınış tarzını şuanda hatırlamıyorum, ancak belirttiğiniz ve ifademde geçen Signal, Wire ve Whatsaap gibi programları karşılaştırdılar, katılımcılardan bir tanesi de bizim haberimiz olmadan bize zarar vermek amaçlı kötü niyetli olarak ByLock'u telefonumuza yükleyebilir mi diye sormuştu, bu şekilde ByLocktan bahsetmişlerdi, bunun dışında ByLock ile ilgili bir konuşma geçmedi ... toplantıya katılanların ülkede kaos yaratmak ve insanları sokaklara dökmek gibi söz ve eylemlerine şahit olmadım, olsaydım toplantıyı terk ederdim ... Ben toplantının ikinci bölümünde veri gizliği mi yoksa veri güvenliği mi konusunun mu konuşulduğu ayrımını yapamıyorum, ancak verileri koruma şeklinde konular geçtiği için, örneğin biri bizi dinleyebilir mi, dinlenmemek için ne yapmalıyız, hangi programlar daha güvenli şeklinde koruma amaçlı sorular ve konular konuşuldu, ... isimli siteden bana toplantıyla ilgili gönderilen döküman vardı, toplantı öncesi bana bilgi amaçlı gönderilmişti, ancak ben hiçbir şey anlamamıştım ... Toplantıda bilişim güvenliği, verileri saklama konularının konuşulduğunu hatırlıyorum, şifrelemeyi hatırlayamadım, katılımcıların içinde çoğu ingilizce biliyordu, toplantı sırasında suriyeli göçmenlerle vatandaşlar arasında o tarihlerde çıkan kavgadan bahsedildi, ancak ne yapılacağı konusu konuşulmadı bunun dışında da mülteciler ile ilgili bir konuşma olduğunu hatırlamıyorum, servis yapan otel çalışanlarının sabit mi, farklı kişiler mi olduğunu hatırlamıyorum ... Toplantıda polis tarafından ele geçirilmesinin nasıl engelleneceği şeklinde bir konuşma geçtiğini şuan hatırlamıyorum, ancak ben toplantıda kötü niyetli bir konuşma sezmedim. "

28. Aynı tarihli duruşmada gizli tanık da dinlenmiştir. Gizli tanığın ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Olay tarihinden uzun zaman geçtiği için net olarak olayı anlamayabilirim. Hatırladığım kadarıyla otelde toplantı yapılıyordu, bende toplantı salonunun önünde bulunan tuvalete gidip gelirken bölük börçük duyduğum kadarıyla toplantıda 'kendimizi elektronik takipten korumak için ne gibi önlemler alabiliriz' şeklinde konuşmalar yapılıyordu, hatırladığım kadar bu şekilde konuşmalar vardı, toplantı odasının kapısı aralıktı, bir keresinde kapalıydı ... Ben ifade verirken yalan söylemedim, ancak şuan sizin sorduğunuz cep telefonlarının polis tarafından ele geçirilmesi halinde, bilgilerin nasıl saklanacağı, şifrelemelerden bahsedildiği toplantı katılımcılarından birisinin dernekte bulunan bilgisayar giderse çok kişi yanar şeklinde konuşmalar duyduğumu şuan hatırlamıyorum, şuan bana sorulursa toplantıda ne konuşuldu diye anlatamam çünkü üzerinden zaman geçmiştir, ancak soruşturma aşamasında ben doğru söyledim ... Olay ihbarı için telefonla polisi bir kaç kere aradığım olmuştu, ancak dilekçeyle herhangi bir yere suç duyurusunda hayatımda bulunmamıştım. Ben ingilizceyi duyduğumda ingilizce olduğunu bilebilecek kadar biliyorum. Toplantı salonunda ingilizce türkçe konuşuluyordu, önceki ifadelerimde toplantı salonunun önündeki tuvalete tekrar gidip geldiğimi atlamış olabilirim. Belki önemli bir detay olarak görmediğim için söylemedim, ancak ifademde belirttiğim hususları bu şekilde duymuştum. Toplantı salonunun içi kapı aralığından görülüyor muydu, görünmüyor muydu, ben olay tarihinde içeridekileri gördüm mü görmedim mi bu konuda hiçbir şey hatırlayamıyorum. Bir şey diyemem, otelde kalıp kalmadığım ne için otelde bulunduğum hususu kimliğimin ifşasına yönelik olup cevap vermek istemiyorum, ben toplantıya katılan kişileri otelin bahçesinde görmüştüm ... Otelin bahçesi dışında farklı bir yerde gördüğümü hatırlamıyorum, gördüysem de hatırlamıyorum, kapısı aralık, tuvaletten duyulabilecek bir toplantı salonunda devlet güvenliğini ilgilendiren bir toplantı yapılması bana da garip geldi, ancak bunun kararını ben veremem."

29. Savcılık 27/11/2019 tarihinde esas hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Esas hakkındaki mütalaada başvurucunun silahlı terör örgütlerine (FETÖ/PDY, PKK/KCK ve DHKP/C) yardım etme suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. Başvurucu ile ilgili olarak mütalaada yer alan tespitler şöyledir:

"...üst ve oteldeki eşya aramalarında elde edilen dijital materyallerin incelemelerinde; DHKP/C terör örgütü içerisinde faaliyet göstermek suçundan tutuklanan [S.Ö.] ve [N.G.] ile ilgili belgelerin olduğu, PKK/KCK terör örgütü üyesi olduğunu ve Murat Dicle isimli sahte hesabı kullandığını belirlenen kişinin AF örgütü çalışanı [F.D.] ye 'kendisinin ırak’ta uzun zamandır PKK üyesi ve gerilla doktoru olduğunu, AF örgütüne üye olmak istediğini, bunun kendileri için sorun olup olmayacağını sorduğu' şeklinde yazışmanın resim halinde bulunduğu, darbe girişimi sonrasında insan haklarının ağır tehlike altında olduğu iddiası ile Türkiye’ye gaz ihracatının yapılmaması için Güney Kore Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliğine yazılmış belgelerin bulunduğu, dosyamız sanıklarından [T.K.] ile görüşmelerinin bulunduğunun tespit edildiği..."

30. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi 3/7/2020 tarihinde başvurucunun örgüt hiyerarşisine dâhil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanığın üst ve oteldeki eşya aramalarında elde edilen dijital materyallerin incelemelerinde; DHKP/C terör örgütü içerisinde faaliyet göstermek suçundan tutuklanan [S.Ö.] ve [N.G.] ile ilgili belgelerin olduğu, PKK/KCK terör örgütü üyesi olduğunu ve Murat Dicle isimli sahte hesabı kullandığını belirlenen kişinin AF örgütü çalışanı [F.D.]ye 'kendisinin ırak’ta uzun zamandır PKK üyesi ve gerilla doktoru olduğunu, AF örgütüne üye olmak istediğini, bunun kendileri için sorun olup olmayacağını sorduğu' şeklinde yazışmanın resim halinde bulunduğu, gezi kalkışması sonrasında insan haklarının ağır tehlike altında olduğu iddiası ile Türkiye’ye gaz ihracatının yapılmaması için Güney Kore Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliğine yazılmış belgelerin bulunduğu,

Sanığın terör örgütleri ve mensuplarıyla olan irtibatları, faaliyet alanları itibariyle sivil toplumu etki güçlerinin bulunmaları, terör örgütlerince benimsenen ve örgütlerin yaşantılarını sürdürmelerine yönelik, faaliyet şekillerin vazgeçilmez bir unsuru olan yöntem ve taktiklere ilişkin devletimizin Anayasal düzeni ve toplum huzurunu hedef alan, ülkemiz aleyhine gerçekleştirilen uluslararası faaliyetlerde taşeronluk görevi üstelendikleri izahtan vareste olan DHKP/C ve PKK/KCK terör örgütlerinin amaçları doğrultusunda bağlantılı olduğu terör örgütleri lehine faaliyette bulunduğu, bu sebeple üzerine atılı Silahlı Terör Örgütlerine (PKK/KCK ve DHKP/C) Yardım Etme suçunu işlediği kanaatine varıldığından aşağıdaki şekilde cezalandırılmasına karar verilmiştir."

31. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi 26/11/2020 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Temyiz süreci devam etmektedir.

32. Öte yandan başvurucu; tahliyesinin ardından 18/1/2018 tarihinde, haksız olarak yakalanması, gözaltına alınması ve tutuklanması iddiasıyla ağır ceza mahkemesinde tazminat davası açtığını bildirmiştir. Ancak bu sürece dair yargılamanın hangi aşamada olduğu hususu ile ilgili başkaca bilgi verilmemiş, UYAP üzerinden yapılan incelemelerde de bahsi geçen yargılamaya dair bir bilgiye erişilememiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

33. İlgili hukuk için bkz. Özlem Dalkıran [GK], B. No: 2017/35203, 21/1/2021, §§ 37-51.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 11/3/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenleri olmaksızın tutuklandığını, tutuklanmasının ölçüsüz olduğunu, ifade ve örgütlenme özgürlükleri kapsamında kalan insan haklarına yönelik eylem ve faaliyetleri nedeniyle tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde; başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğu belirtilmiştir. Bakanlık, başvurucunun kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedeni bulunmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakıldığı şeklindeki şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.

37. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel hatlarıyla başvuru formunda belirttiği iddialarını tekrarlamıştır.

B. Değerlendirme

38. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

39. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

1. Uygulanabilirlik Yönünden

40. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191).

41. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlamalardan birisi de başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'ye yardım ettiği iddiasıdır. Anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğu değerlendirilmiştir (Özlem Dalkıran, § 74).

42. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek; aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017 § 58).

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

43. Başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiasıyla açtığı tazminat davası derdesttir. Anayasa Mahkemesi, Özlem Dalkıran (§§ 76-86) kararında benzer bir duruma ilişkin kabul edilebilirlik incelemesini ilgili mevzuat ve önceki içtihadı yaklaşımını da dikkate alarak detaylıca incelemiş ve tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası yönünden tutuklandıktan sonra beraat eden veya haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen kişiler hariç olmak üzere 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeki tazminat yolunun etkili bir yol olmadığını değerlendirmiştir. Somut olayda da anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla başvurucu tarafından açılan tazminat davasının derdest olması kabul edilebilirlik açısından bir sonuç doğurmayacaktır. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

44. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak genel ilkeler için bkz. Özlem Dalkıran, §§ 87-92.

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

45. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

46. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

47. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin verdiği tutuklama kararında; tüm dosya kapsamı, gizli tanık ifadesi, yazışma içerikleri, HTS kayıtları ve teşhis tutanaklarına atıf yapılarak atılı suçun işlendiği hususunda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Tutuklama kararından anlaşılmamakla birlikte başvurucunun Büyükada'da gerçekleştirilen toplantı esnasında yakalanmış olması nedeniyle bu toplantının da suçlama konusu yapıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim iddianamede bu toplantının gizli olduğunu ima eden tanık ifadelerine yer verilmiştir.

48. Başvurucu, Büyükada'da gerçekleştirilen toplantının verilerin korunması ve stresle baş etme yollarını öğrenmek için düzenlenen bir atölye çalışması olduğunu belirtmiştir. Soruşturma makamlarınca söz konusu toplantının gizli bir toplantı olduğu iddia edilmiş ise de başvurucu söz konusu toplantı da dâhil olmak üzere örgütün tüm faaliyetlerinin şubat ve nisan aylarında yetkili makamlara bildirildiğini ve bu konu ile ilgili yazışmaların yapıldığını ileri sürmüştür. Soruşturma makamları tarafından başvurucunun savunmasına yönelik herhangi bir araştırma yapılmadığı gibi toplantının gizli olduğu da ortaya konulamamıştır. Toplantının umuma açık bir otelde ve otel çalışanları, tercümanlar gibi dışarıdan kimselerin de erişimine açık bir salonda gerçekleştirilmiş olmasının da başvurucunun toplantının gizli bir şekilde veya gizli bir amaçla yapılmadığı yönündeki savunması ile uyumlu olduğu değerlendirilmiştir. Kaldı ki gizli bir şekilde icra edilmiş olsa dahi bu durum toplantının icrasının ya da içeriğinin bir suça konu edilmesini gerekli kılmamaktadır (Özlem Dalkıran, § 96).

49. Başvurucuya ait dijital materyallerin incelemesi neticesinde elde edilen dokümanlardan birisi de N.G. ve S.Ö. ile ilgili belgelerdir. N.G. ve S.Ö.; Türkiye'de yaşanan darbe teşebbüsünden sonra çıkarılan olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri ile öğretmenlik mesleğinden ihraç edilmişler, söz konusu ihraç işleminin haksız olduğu gerekçesiyle ve protesto amaçlı açlık grevine başlamışlar, devam eden süreçte de haklarında cezai takibat başlatılarak tutuklama tedbiri uygulanmıştır. Söz konusu durum Uluslararası Af Örgütü de dâhil olmak üzere İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı gibi insan hakları alanında etkinlik gösteren örgütlerin dikkatini çekmiş ve buna yönelik açıklama ya da faaliyetlerde bulunulmuştur. Bu kapsamda Uluslararası Af Örgütü tarafından acil eylem olarak isimlendirilen imza kampanyası başlatılmıştır. Bu imza kampanyası ile bahsi geçen şahısların, barışçıl protesto haklarını kullandıkları vurgulanarak başka hususlarla birlikte tıbbi etiğe uygun bir sağlık hizmetine erişebilmeleri de talep edilmiştir. Başvurucu, bilgisayarından elde edilen belgelerin acil eylem planına ilişkin olduğunu belirtmiş olup anılan durumun Uluslararası Af Örgütünün amaç ve faaliyetleri ile uyumlu olduğu, ayrıksı bir durum taşımadığı, soruşturma makamları tarafından da aksi yönde bir tespit ya da iddianın ortaya konulamadığı anlaşılmıştır.

50. Dijital materyallerden elde edilen bir diğer delil ise bir sosyal medya hesabından gelen talep ve buna ilişkin yazışmadır.

51. Başvurucu yukarıda detayları verilen yazışma ile ilgili olarak yapılan üyelik talebinin değerlendirilmeye değer bulunmadığını belirtmiştir (bkz. § 23). İddianamede, söz konusu yazışmaya ilişkin ekran görüntüsünün başvurucunun telefonunda bulunduğu belirtilmiş; başvurucu da örgütün sosyal medya hesaplarından sorumlu kişi tarafından kendisine bu mesajın gönderildiğini ve bilgilendirme yapıldığını ifade etmiştir. Soruşturma makamları tarafından delil olarak ortaya konulan bu hususun bir suç unsuru olarak başvurucu ile olan bağlantısı doğrudan ortaya konulamamış olup anılan hususun kuvvetli belirti değerlendirmesine esas alınması mümkün değildir.

52. Başvurucudan elde edilen belgelerde yer alan ve iddianameye delil olarak yansıyan hususlardan birisi de darbe teşebbüsü sonrası Türkiye'ye gaz ihracatının yapılmaması yönünde Güney Kore Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliğine hitaben yazılan yazıdır. Söz konusu yazının "Kore Bize Gaz Verme" adı altında ve Uluslararası Af Örgütünün yine acil eylem uygulaması şeklinde başlattığı, İnsan Hakları Derneği ve İnsan Hakları Gündemi Derneği tarafından da desteklenen bir imza kampanyasına ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Başvurucu söz konusu yazının kendisi göreve başlamadan önce gönderildiğini fakat bugün hâlâ geçerliliğini koruduğunu, insan hakları açısından doğru bir açıklama olduğunu beyan etmiş; anılan durumun Uluslararası Af Örgütünün amaç ve faaliyetleri ile uyumlu olduğu, ayrıksı bir durum taşımadığı, soruşturma makamları tarafından da aksi yönde bir tespit ya da iddianın ortaya konulamadığı anlaşılmıştır.

53. Başvurucudan elde edilen bir diğer belge "[H.Y.] ye Ne Oldu" kampanyasına ilişkindir. Gezi Parkı eylemleri sırasında polis tarafından fiziksel şiddete maruz kaldığı iddia edilen H.Y. ile ilgili olarak Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi tarafından kampanya başlatılmış ve yetkili makamlara H.Y. ye saldıran kişiler hakkında etkin, bağımsız ve tarafsız bir soruşturma yapılmasını güvence altına alma çağrısında bulunulmuştur. Başvurucudan elde edilen H.Y. ile ilgili belgede yer alan "Bu belgeyi kimse ile paylaşmayın, aynı şekilde bilgisayarınızda da ve Masaüstü’nde bırakmayın lütfen" şeklindeki uyarı notu delil olarak iddianamede yer almakla birlikte başvurucu söz konusu kampanya kapsamında belli sanatçıların desteğinin istendiğini, anılan belgede de bu sanatçıların telefon, e-posta ve özel bilgilerinin yer aldığını, bu nedenle bir uyarı notu düşüldüğünü ifade etmiştir. Soruşturma makamları tarafından delil olarak ortaya konulan bu hususun bir suç unsuru olarak başvurucu ile olan bağlantısı doğrudan ortaya konulamamış olup anılan hususun kuvvetli belirti değerlendirmesine esas alınması mümkün değildir.

54. Başvurucu hakkındaki bir diğer delil ise ByLock kullanıcısı olduğu iddiası ile hakkında FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında takibat başlatılan T.K. ile başvurucunun gerçekleştirdiği telefon görüşmeleridir. Başvurucu; söz konusu kişinin dernek olarak faaliyet gösteren Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesinin Yönetim Kurulu başkanı olduğunu, yürüttüğü görev icabı T.K. ile haftada bir defa ve haricî durumlarda görüşmek zorunda olduğunu, bahsi geçen kişinin FETÖ/PDY ile irtibatı ya da ByLock kullanıcısı olduğu iddiaları hakkında herhangi bir bilgisinin olmadığını ifade etmiştir. İddianamede ve tüm dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde sadece HTS kayıtları yer almakla birlikte görüşme içeriklerine dair suç unsuru oluşturan herhangi bir bilgi ya da belgenin ortaya konulamadığı, tek başına görüşme sıklığını içeren tespitin ise -özellikle başvurucu ile T.K. arasındaki görev ilişkisi de gözönünde bulundurulduğunda- tek başına kuvvetli belirti değerlendirmesine esas alınmasının mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır.

55. Bu itibarla başvurucunun savunması ve dosya kapsamına göre somut olayda tutuklama için gerekli olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı kanaatine ulaşılmıştır.

56. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığı ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığı yönünde ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

57. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

58. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının incelenmesi gerekir.

c. Anayasa'nın 15. Maddesi Yönünden

59. Anayasa Mahkemesi daha önceki pek çok kararında olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesinin suç işlendiğine dair belirtilerin varlığı ortaya konulmadan gerçekleştirilen tutuklamaları meşru kılmadığına, suç işlendiğine dair belirti olduğu ortaya konulmadan tutuklama tedbirinin uygulanmasının durumun gerektirdiği ölçüde bir müdahale olmadığına karar vermiştir (Şahin Alpay,[GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, §§ 105-110; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, §§ 152-157; Turhan Günay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, §§ 83-89; Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018, §§ 83-88).

60. Somut olayda bu kararlardan ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmamaktadır. Bu nedenle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde de- Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Yıldız SEFERİNOĞLU ile Basri BAĞCI bu sonuca farklı gerekçe ile katılmıştır.

61. Diğer taraftan başvurucu; Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesinde almış olduğu görev ve bu görev kapsamındaki faaliyetleri nedeniyle tutuklandığını, tutuklamaya dayanak teşkil eden toplantının insan hakları savunucuları tarafından organize edilen ve yine insan haklarına ilişkin konularla ilgili bir platform olduğunu, bu nedenle ifade özgürlüğü ve örgütlenme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun temel şikâyetiyle ilgili olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Bu nedenle somut olayın koşulları dikkate alınarak başvurucunun ifade özgürlüğü ve örgütlenme hürriyetinin ihlal edildiği iddialarının ayrıca incelenmesi gerekli görülmemiştir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

63. Başvurucu miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

64. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

65. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

66. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Başvurucu hakkındaki davada 25/10/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiş ve tutukluluk hâli sona ermiştir. Dolayısıyla ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için tazminat ödenmesi dışında yapılması gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

67. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 40.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 40.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D.257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/100) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/3/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

 

 

 

FARKLI GEREKÇE

İncelemeye konu olayda çoğunluğun değerlendirme tarzı, tutuklama veya tedbirler hususunda hukuki bir denetim yapmaktan ziyade konuya ilişkin karar verecek bir sulh ceza hakimliği tarzındadır. Mevcut deliller çerçevesinde “Bu tutuklama hukuki midir?” sorusuna cevap aranırken bu üslup nedeniyle bazı hususlar gözden kaçırılmaktadır.

Kabul etmek gerekir ki belli bir uzmanlık bilgisi gerektiren tutuklama konusunda sulh ceza hakimleri Anayasa Mahkemesine nazaran daha avantajlı konumdadırlar. Dahası yüzyüzelik imkanına sahip olmaları subjektif niteliği ağır basan konu hakkında onları daha da avantajlı bir duruma sokmaktadır. Bu noktada sürecin içerisindeki aktörlerin değerlendirmeleri doğal olarak ön plana çıkartmaktadır.

Çoğunluğun yaklaşımının sorunlu bir yönü de, soruşturmanın başında bulunulan atmosferi gözardı ederek, sonuca odaklı bir yaklaşım tarzı benimsenmesidir. Bu usluba bağlı olarak mahkumiyet kararına gerekçe oluşturacak düzeyde somut veriler arama eğilimi ön plana çıkmaktadır.

Çoğunluğun benimsediği değerlendirme tarzı Anayasa Mahkemesinin ikincillik fonksiyonu ile de uyuşmamaktadır. Mahkemeye düşen rol dosyada gözüken delillerden hareketle konuyu bizzat değerlendirip tutuklama konusunda bir karar vermekten ziyade, öncelikle süreçte yer alan aktörlerin (Cumhuriyet savcısı ve sulh ceza hakiminin) fonksiyonlarını hukuki olarak irdelemek şeklinde sürece ilişkin bir denetim olmalıdır.

Çoğunluğun yaklaşım tarzının belki de en önemli sakıncalarından bir tanesi de, devam etmekte olan yargılamayı anlamsızlaştırma riski taşımasıdır. Anayasa Mahkemesinin salt dosya üzerinde, yüzyüzelikten ve sonuca götürecek kanaatin oluşmasını etkileyen bir çok imkandan yoksun şekilde yapacağı değerlendirmelerle yürümekte olan yargılama sürecini kastını aşar tarzda olumsuz yönde etkileme potansiyeli taşımasıdır.

Bu bağlamda Cumhuriyet savcılığının talepte bulunurken tutuklama veya diğer tedbirlerin soruşturma açısından gerekliliğini yeterince açıklayıp açıklamadığına bakılmalıdır. Akabinde hâkimin dosya kapsamındaki delillere vukufiyeti ve bunun karara nasıl yansıtıldığı sorgulanmalıdır. Bu aşamada şüphelinin mevcut delillere karşı getirdiği makul izahatın kararda dikkate alınıp alınmadığı da irdelenmelidir.

İlaveten usul kanununda öngörüldüğü şekilde (CMK.nın 101/2. maddesi) delillerin somut olgularla gerekçelendirilmesinin hakkıyla yapılıp yapılmadığı değerlendirilmelidir. Uygulanacak tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin kendileri üzerinden ulaşılması düşünülen amacı gerçekleştirme noktasında hangi nedenlerle elverişli, gerekli ve orantılı görüldüğü ve yapılan değerlendirmenin duruma uygun olup olmadığı sorgulanmalıdır.

Karar verilirken bariz takdir hatasının veya açık keyfiliğin bulunması halleri ile hiçbir delilin bulunmaması, soruşturma, kovuşturma veya tutuklama yasaklarının geçerli olması, eylemin suç oluşturmaması ya da zamanaşımına uğramamış olması gibi durumlar haricinde sulh ceza hâkimi fonksiyonunun bizzat ifası tarzındaki bir rol üstlenilmesinden kaçınılmalıdır.

Yukarda sıraladığımız yaklaşım tarzı çerçevesinde somut olay irdelendiğinde:

Sulh ceza hakiminin tutuklama kararı verirken delillerin soruşturmaya konu olay bağlamında taşıdığı anlam ve illiyetin yeterince irdelendiğini söylemek mümkün değildir. Tutuklamaya karar verilirken yapılan iş dosyada mevcut delillerin başlıklar halinde isimlerinin sayılmasından öteye geçmemiştir.

İtham olunan suçun vasfı gereği çok gizli yapılması beklenecek bir toplantının neden umuma açık bir otelin salonunda ve açık kapılar ardında yapıldığı, toplantıda görev alacak tercümanın itham edilen elemin vasfına uygun olmayacak tarzda neden piyasadan temin edildiği ve toplantıya gelirken telefon ve teknik cihazların kapatılması noktasında verilen tavsiyeye getirilen izahatın neden makul görülmediğine dair değerlendirmelerin yeterince yapılmadığı görülmektedir.

Sayılan bu farklı gerekçelerle çoğunluğun ihlale dair ulaştığı sonuca iştirak olunmuştur.

Üye

Yıldız SEFERİNOĞLU

Üye

Basri BAĞCI

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(İdil Eser, B. No: 2017/35560, 11/3/2021, § …)
   
Başvuru Adı İDİL ESER
Başvuru No 2017/35560
Başvuru Tarihi 12/10/2017
Karar Tarihi 11/3/2021

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Suç isnadı (tutma) İhlal Manevi tazminat

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 100
101
141
142
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi