logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanma Kılavuzu English

(İskele Denizcilik Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2017/38763, 2/6/2020, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

İSKELE DENİZCİLİK TİCARET LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/38763)

 

Karar Tarihi: 2/6/2020

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Recai AKYEL

Raportör

:

Kamber Ozan TUTAL

Başvurucu

:

İskele Denizcilik Ticaret Ltd. Şti.

Vekili

:

Av. Hülya DAĞIDIR

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, usulsüz olarak akaryakıt ticareti yapıldığı gerekçesine dayalı olarak verilen idari para cezası nedeniyle mülkiyet hakkının; kesinleşmiş iptal kararına rağmen aynı olay nedeniyle yeniden idari para cezası verilmesi ve derece mahkemeleri kararlarında yeterli gerekçe bulunmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/12/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, taşımacılık alanında faaliyet gösteren bir şirkettir.

9. Başvurucu şirketin donatanı olduğu gemi için satın aldığı akaryakıtı başka bir şirkete ait akaryakıt istasyonuna ikmal ettiği kolluk görevlilerince 27/2/2013 tarihinde yapılan denetimlerde tespit edilmiştir. Enerji Piyasası Denetleme Kurulu (EPDK) tarafından 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 3. maddesinin (b) bendine aykırı hareket edildiği gerekçesiyle aynı kanunun 19. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendi ve (d) bendi gereğince 27/11/2013 tarihinde 70.000 TL idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir.

10. Başvurucu şirket 31/1/2014 tarihinde, idari para cezasına konu eylemi gerçekleştirmediği ve idari para cezasının mevzuata aykırı olduğu iddiasıyla idari para cezasının iptali davası açmıştır. Ankara 14. İdare Mahkemesi 24/9/2014 tarihinde dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucu şirket hakkında, 5015 sayılı Kanun'a aykırı olarak ön araştırma veya soruşturma yapılmadan idari para cezası uygulandığı belirtilmiştir. EPDK tarafından temyiz edilen karar Danıştay Onüçüncü Dairesi 24/6/2015 tarihinde onamıştır.

11. EPDK 27/2/2013 tarihindeki denetimde tespit edilen aynı olay nedeniyle ve 5015 sayılı Kanun'un 3. maddesinin (b) bendine aykırı hareket edildiği gerekçesiyle aynı Kanun'un 19. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendi ve (f) bendi uyarınca 10/3/2016 tarihinde başvurucu şirket hakkında 70.000 TL idari para cezası uygulanmasına karar vermiştir.

12. Başvurucu şirket 20/6/2016 tarihinde, idari para cezasının iptali için dava açmıştır. Dava dilekçesinde; idari para cezasına dayanak eylemin gerçekleştiğine dair delil olmadığı belirtilmiştir. Söz konusu eylem nedeniyle verilen idari para cezasının kesinleşen mahkeme kararı ile iptal edilmesine rağmen hukuka aykırı olarak idari para cezası uygulandığı vurgulanmıştır.

13. Ankara 4. İdare Mahkemesi 19/1/2017 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, dava dosyasında yer alan tüm bilgi ve belgeler kapsamında başvurucu şirketin kendisine ait akaryakıtı başka bir akaryakıt istasyonuna ikmal ettiğinin sabit olduğu belirtilmiştir. Mahkeme, söz konusu eylem nedeniyle EPDK tarafından başvurucudan savunmasının talep edildiği ve başvurucunun savunmada bulunduğuna işaret edilmiştir. Mahkemeye göre, başvurucunun eylemi daha ağır bir idari para cezasının gerektirdiği halde yanlış hüküm uyarınca para cezası verilmediği ancak bu durumun başvurucu lehine olduğu anlaşıldığından idari para cezasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

14. Başvurucu karara karşı istinaf itirazında bulunmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesi 11/10/2017 tarihinde istinaf itirazını kesin olmak üzere reddetmiştir.

15. Nihai karar 3/11/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 4/12/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 5015 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

11) Dağıtıcı: Akaryakıt dağıtım yetkisi olan ve lisansına işlenmesi halinde depolama, taşıma, ihrakiye ve madeni yağ üretimi işlemleri yapabilen sermaye şirketini,

12) Dağıtım: Serbest kullanıcılara akaryakıt toptan satışı ve ikmali dahil bayilere akaryakıt satış ve ikmal faaliyetlerinin bütününü,

..."

18. 5015 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

b) Akaryakıt dağıtımı, taşıması ve bayilik faaliyetlerinin yapılması,

İçin lisans alınması zorunludur. Kurum, geliştireceği ilke ve ölçütler doğrultusunda, iletim ve işleme faaliyetlerinde lisans alma zorunluluğuna muafiyet getirebilir. Lisans vermede taahhüt üzerinden işlem yapılamaz.

...

Bu Kanuna göre; lisansların verilmesi, güncelleştirilmesi, geçici olarak durdurulması veya iptaline ilişkin işlemler Kurumca yapılır.

...."

19. 5015 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dağıtıcı lisansı sahipleri, kendi mülkiyetlerindeki veya sözleşmelerle oluşturacakları bayilerinin istasyonlarına akaryakıt dağıtımının yanı sıra, serbest kullanıcılara akaryakıt toptan satışı ve depolama tesislerinin yakınındaki tesislere boru hatları ile taşıma faaliyetlerinde bulunabilir. Dağıtıcılar başka akaryakıt dağıtıcılarının bayilerine dağıtım yapamazlar.

..."

20. 5015 sayılı Kanun'un 14. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Kurum, piyasa faaliyetlerini kendi personeli eliyle veya gerektiğinde diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli eliyle denetime tabi tutar. Kurum, denetlemelerde kullanılmak üzere, Türk Akreditasyon Kurumu ile işbirliği yaparak akredite sabit ve gezici laboratuvarlar kurabilir, kurulmasına kaynak aktarabilir. Denetlemede, ön araştırmada ve soruşturmada takip edilecek usul ve esaslar Kurum tarafından, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.

..."

21. 5015 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte olan 19. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanuna veya ilgili mevzuata aykırı faaliyet gösterilmesi hâlinde sorumluları hakkında Kurulca aşağıdaki idari para cezaları uygulanır:

...

d) 8 inci maddenin ihlali halinde bayiler için (c) bendinde yer alan cezanın beşte biri uygulanır.

e) Aşağıdaki hallerde, sorumlulara üç yüz elli bin Türk Lirası idari para cezası verilir:

1) Lisans almaksızın hak konusu yapılan tesislerin yapımına veya işletimine başlanması ile bunlar üzerinde tasarruf hakkı doğuracak işlemlerin yapılması.

...

f) 4 üncü maddenin dördüncü fıkrasının (l) bendi kapsamındaki ihlaller hariç olmak üzere bayiler için (e) bendinde yer alan cezanın beşte biri uygulanır.

..."

22. 5015 sayılı Kanun'un 21. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Kurul, re'sen veya kendisine intikal eden ihbar veya şikâyetler üzerine doğrudan soruşturma açılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için ön araştırma yapılmasına karar verir.

Ön araştırma ve soruşturmada takip edilecek usul ve esaslar, Kurum tarafından yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir.

..."

B. Uluslararası Hukuk

23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ister suç gelirlerinin elde edilmesinin önüne geçilmesi için müsadere olarak uygulansın isterse de doğrudan uygulansın para cezalarının veya kazanç müsaderesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmektedir. Mahkeme, bu suretle yapılan müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı kapsamında mülkiyetin kullanılmasının kontrolüne ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği görüşündedir (Butler/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 41661/98, 27/6/2002; Phillips/Birleşik Krallık, B. No: 41087/98, 5/7/2001, §§ 50, 51; Konstantin Stefanov/Bulgaristan, B. No: 35399/05, 27/6/2015, §§ 57, 58).

25. Konstantin Stefanov/Bulgaristan kararına konu olayda başvurucu avukatın ücreti yetersiz bulması nedeniyle zorunlu müdafi olmayı reddederek duruşmadan ayrılması üzerine ceza mahkemesince başvurucu avukata yaklaşık 260 avro tutarında para cezası verilmiştir. AİHM, şikâyet edilen cezaya konu paranın mülk teşkil ettiğini ve bu para cezasının uygulanmasının da mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini belirtmiştir (Konstantin Stefanov/Bulgaristan, § 57). AİHM'e göre uygulanan para cezası Sözleşme'nin anlamında bir yaptırım teşkil etmektedir. Bu sebeple müdahale, taraf devletlere yaptırımların ödenmesini sağlamak için mülkiyetin kullanımını kontrol yetkisi tanıyan Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı çerçevesinde değerlendirilmiştir (Konstantin Stefanov/Bulgaristan, § 58).

26. AİHM; para cezasının açık, öngörülebilir ve ulaşılabilir mahiyette bir kanuna dayandığını, yargılamanın etkin ve gecikmeden sürdürülmesi yönünde kamu yararına dayalı meşru bir amacının da bulunduğunu tespit etmiştir (Konstantin Stefanov/Bulgaristan, §§ 63, 64). AİHM, ölçülülük yönünden yaptığı değerlendirmede ise farklı unsurları değerlendirmiştir. Öncelikle duruşmanın ertelenmesini önlemek amacı vurgulanmıştır. AİHM, caydırıcı bir etkinin sağlanması için parasal bir cezanın uygulanabileceğini belirtmiş ve bu alanda devletlerin geniş bir takdir yetkisi olduğuna dikkat çekmiştir. AİHM bu bağlamda en önemli güvencenin ise başvurucuya uygulanan cezaya karşı itiraz edebilme hakkının tanınması olduğunu ve somut başvuruda ise başvurucuya uygulanan cezaya ilişkin karar verme usulünün keyfî olduğunun ortaya konulamadığını belirtmiştir. Mahkeme son olarak başvurucuya verilen para cezasının üst sınırdan uygulanmakla beraber aşırı veya orantısız olmadığını değerlendirmiş, başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna varmıştır (Konstantin Stefanov/Bulgaristan, §§ 65-70).

27. AİHM, ceza olarak değerlendirdiği suç gelirlerinin müsaderesine ilişkin Phillips/Birleşik Krallık kararında da benzer değerlendirmeler yapmıştır. Bu olayda ceza mahkemesince başvurucunun uyuşturucu kaçakçılığı suçundan elde ettiği düşünülen gelirlerinin toplamı olan 91.400 sterlin tutarındaki paranın müsaderesine, bu paranın ödenmediği durumda ise iki yıl süreli hapis cezasının infazına karar verilmiştir. AİHM bu cezanın başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini, bu sebeple Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin olayda uygulanabilir olduğunu belirtmiştir (Phillips/Birleşik Krallık, § 50). AİHM, ceza mahkemesinin kazanç müsaderesine ilişkin kararının Sözleşme anlamında bir yaptırım/ceza olduğunu vurgulamıştır (Phillips/Birleşik Krallık, § 51). AİHM'e göre Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı, taraf devletlere bu alanda geniş bir takdir yetkisi tanımakta olup uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele anlamında böyle bir tedbirin uygulanmasının caydırıcı etkisine dikkat çekilmiştir (Phillips/Birleşik Krallık, § 52). AİHM, tedbirin yalnızca suçtan elde edilen gelirler ile sınırlı olduğunu ve yargılamada başvurucuya etkin bir itiraz hakkının tanındığını gözeterek karşılaştırılan meşru amaca göre müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varmıştır (Phillips/Birleşik Krallık,§§ 53, 54).

28. Ismayilov/Rusya (B. No: 30352/03, 6/11/2008) kararına konu olayda, Bakü’de annesinden intikal eden evini satan başvurucu, yanında taşıdığı para miktarını (21.348 ABD doları) gümrük makamlarına eksik (48 ABD doları) bildirmiştir. Rus kanunlarına göre ise 10.000 ABD doları üzerindeki para miktarı gümrüğe bildirilmelidir. Başvurucuya bildirim yükümlülüğüne uymama suçundan şartlı tahliye koşuluyla altı ay hapis cezası verilmiş ve ayrıca el konulan paranın tamamının müsaderesine karar verilmiştir. AİHM müsadere tedbiriyle ilgili istikrarlı yaklaşımına değinmiş ve müdahalenin mülkiyetten yoksun bırakma içerse dahi Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı kapsamında mülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyeti taşıdığını belirtmiştir (Ismayilov/Rusya, §§ 28-30).

29. AİHM, kamu yararı bakımından korunan hukuki menfaatin ise gümrük makamlarına bildirim yükümlülüğüne uyulmasını sağlamak olduğunu vurgulamıştır(Ismayilov/Rusya, § 33). AİHM, başvurucuya herhangi bir suç isnadında bulunulmadığı ve olayda müsadere tedbirinin kara paranın aklanması, terörizmin finansmanı, uyuşturucu kaçakçılığı, vergi kaçırma veya başka suç faaliyetleri kapsamında uygulanmadığı tespitlerine yer vermiştir. Buna göre belirli bir miktarın üzerindeki nakit parayı yanında taşımış olan başvurucu, sadece gümrük makamlarına yanında taşıdığı bu parayı eksik bildirmekten ötürü sorumlu tutulmuştur. AİHM, bildirilmeyen paranın meşru yollardan elde edildiğini ve bu paranın bildirilmemesinin kamuya olan zararının ise oldukça az olduğunu vurgulamıştır. Bununla birlikte müsadere tedbirinin sadece zararın tazmini amacıyla uygulandığı değil aynı zamanda caydırıcı ve cezalandırıcı bir yönünün de bulunduğu kabul edilmiştir. Ancak olayda ise başvurucunun zaten bildirim yükümlülüğüne uymadığı için şartlı tahliye koşuluyla hapis cezası aldığına dikkat çekilmiştir. AİHM'e göre yalnızca bildirim yükümlülüğüne uymama nedeniyle ceza da almışken ayrıca müsaderenin uygulanması ölçüsüz olup başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemektedir (Ismayilov/Rusya, §§ 37, 38).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 2/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu, kesinlemiş iptal kararına rağmen aynı olay nedeniyle yeniden idari para cezası kesildiğini ve usulsüz yakıt ticareti yapıldığına dair dosyada delil olmadan varsayıma dayalı olarak karar verildiğini iddia etmiştir. Lehe olan delillerin değerlendirilmediğini belirten başvurucu adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

33. Somut olayda başvurucu hakkında verilen ilk idari para cezası 5015 sayılı Kanun'da öngörülen ön soruşturma ve araştırma yapılmamasına ilişkin usulü gerekçe ile iptal edilmiştir. Başvurucunun savunması alınıp yeniden idari para cezası verilmiştir. İşlemin iptali davasında, başvurucunun savunmasının alındığı, dosyadaki bilgi ve belgeler kapsamında idari para cezasına konu eylemin sabit olduğu ve cezanın mevzuata uygun olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun istinaf itirazı ise esastan incelenerek reddedilmiştir.

34. Bu aşamada belirtmek gerekir ki yargılama sürecinde delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması -kural olarak- derece mahkemelerinin takdirindedir. Ancak bu takdir yetkisi sınırsız olmayıp derece mahkemelerinin kararlarının açıkça keyfî olmaması veya bariz bir takdir hatası içermemesi gerekir. Somut olay bakımından ise mahkeme kararları incelendiğinde söz konusu kararların açıkça keyfî olduğu veya bariz bir takdir hatası içerdiği söylenemez.

35. Sonuç olarak hukuk kurallarının yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesine ilişkin olan başvurunun bu kısmı yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğindedir.

36. Açıklanan gerekçelerle başvuruların bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucu, reddedilen işlemin iptali davasında ve istinaf kanun yolu incelemesinde verilen kararların gerekçesiz olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu AİHM'in birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).

39. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu, § 76). Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

40. Somut olayda yapılan açık yargılama sonunda tarafların, davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları tartışılarak verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görülmektedir. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararda, değerlendirme konusu hüküm ve gerekçesinin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

42. Başvurucu, aynı olay nedeniyle ikinci kere idari para cezası verildiğini, cezaya neden olan eylemi gerçekleştirmediğini, delil olmamasına rağmen idari para cezası kesildiğini ve uygulanan idari para cezasının haksız olduğunu belirterek mülkiyet hakkının, masumiyet karinesinin ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu masumiyet karinesi ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de idari para cezasına ilişkin şikâyetlerin esas itibarıyla mülkiyet hakkını ilgilendirdiği anlaşıldığından, başvurucunun bu kapsamdaki şikâyetlerinin mülkiyet hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

45. Somut olayda lisans almaksızın kendisine ait akaryakıtı başka bir akaryakıt istasyonuna ikmal ettiği gerekçesiyle başvurucu şirkete 70.000 TL tutarında idari para cezası verilmiştir.

46. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Somut olayda idari para cezası tutarındaki paranın başvurucu açısından mülk teşkil ettiği kuşkusuzdur.

47. Malikin, mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Başvuru konusu olayda başvurucunun lisans almaksızın akaryakıt ikmal ettiğinin tespiti üzerine idari para cezası ile cezalandırılması yoluyla yapılan müdahalenin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.

48. Anayasa Mahkemesi daha önce, idari para cezası yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrolü amacıyla yapıldığını kabul etmiş ve bu tür müdahaleleri üçüncü kural çerçevesinde incelemiştir (Mustafa Taş, B. No: 2017/23968, 31/10/2018, § 38, Orhan Gürel, B. No: 2015/15358, 24/5/2018, § 46, Mars Sinema Turizm ve Sportif Tesisler İşletmeciliği A.Ş., B. No: 2017/23849, 10/10/2018, § 48). Somut olayda da bu yaklaşımdan ayrılmayı gerektirir bir durum olmadığından başvurunun mülkiyetin kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

49. Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine göre mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için, müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

50. Başvuruya konu olayda idari para cezasının 5015 sayılı Kanun'un 3. maddesinin (b) bendi, 19. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendi ve 19. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendine dayanılarak uygulandığı görülmektedir. Bu hükümlerin öngörülebilir, açık ve ulaşılabilir mahiyette olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Dolayısıyla müdahalenin kanunilik koşulunu taşıdığı anlaşılmaktadır.

51. Petrolün güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içinde kullanıcılara sunulmasını, bu alandaki faaliyetlerin şeffaf ve istikrarlı bir şekilde sürdürülmesini ve bu kapsamda petrol kaçakçılığıyla mücadele edilmesi ile tüketicilerin korunması amaçlarıyla etkili bir denetim sisteminin kurulmasını ve caydırıcı cezalar getirilmesini hedeflediği anlaşılmaktadır (AYM, E.2017/97, K.2017/148, 1/11/2017, § 24). Bu kapsamda başvuruya konu müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının olduğu kuşkusuzdur.

52. Son olarak başvurucunun mülkiyet hakkına kamu makamlarınca yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir (Mustafa Taş, § 47).

53. Başvurucuya verilen idari para cezasının takip edilen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olduğu açıktır. Müdahalenin gerekliliği yönünden ise somut olayda takip edilen meşru amacı gerçekleştirmeye elverişli diğer araçlarla karşılaştırıldığında ve başvurucunun fiilinin kabahat olarak düzenlenerek yalnızca idari para cezası uygulandığı dikkate alındığında müdahalenin gerekli olmadığı söylenemez.

54. Orantılılık yönünden ise ilk olarak EPDK tarafından verilen idari para cezasına karşı başvurucuya iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme imkânı tanınıp tanınmadığı incelenmelidir. EPDK tarafından 27/11/2013 tarihinde verilen idari para cezasına karşı başvurucunun açtığı iptal davası sonucunda ön araştırma veya soruşturma yapılmadan idari para cezası uygulandığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiştir. Daha sonra aynı olay nedeniyle 10/3/2016 tarihinde verilen idari para cezası öncesinde EPDK tarafından başvurucudan savunma istendiği ve başvurucunun da bu imkandan yararlanarak itirazlarını bildirdiği görülmüştür. İdari para cezası kararına karşı da kendisini avukat ile temsil ettiren başvurucu önce idare mahkemesinde dava açmış; davanın reddine ilişkin karara karşı da istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

55. Başvurucu özellikle EPDK tarafından 27/11/2013 tarihinde verilen idari para cezasının kesinleşen mahkeme kararı ile iptal edilmesine rağmen aynı olay nedeniyle 10/3/2016 tarihinde yeniden idari para cezası verildiğinden ve dosyadaki delillerin yeterince incelenmediğinden yakınmıştır. EPDK'nın 27/11/2013 karar tarihli idari para cezası 5015 sayılı Kanun'da idari para cezası yaptırımı için öngörülen usuli sürecin yürütülmemesi nedeniyle iptal edilmiştir. Söz konusu iptale ilişkin mahkeme kararı incelendiğinde idari para cezasının esasına yönelik itirazlar hakkında bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. İptal kararı sonrası EPDK tarafından başvurucudan savunma talep edilmiş, başvurucu savunmada bulunmuş ve 10/3/2016 tarihinde idari para ceza verilmiştir. Cezanın iptali talebiyle açılan davada mahkeme dosya kapsamına göre olayın sabit olduğu, başvurucunun savunmasının alındığı ve cezanın hukuka uygun olduğuna hükmetmiştir. Dolayısıyla başvurunun iddia ve itirazları gerekçeli bir şekilde karşılandığı dikkate alındığında mülkiyet hakkına idari para cezası uygulanmak suretiyle yapılan müdahaleye karşı başvurucunun etkin bir biçimde itiraz edebilme olanağı bulduğu ortadadır.

56. Ayrıca somut olayda idari para cezasının usulsüz olarak akaryakıt ticareti yapılmasına ilişkin 5015 sayılı Kanun'un 3. maddesinin (b) bendindeki yükümlülüğe aykırı davranılması nedeniyle aynı Kanun'un19. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendi ve 19. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendine dayandırıldığı dikkate alındığında kamu makamlarının kararlarının keyfî veya öngörülemez nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.

57. Somut olayda başvurucu, idari para cezasının miktarı yönünden orantılılık karşılaştırması yapmaya elverişli herhangi bir bilgi veya belge sunmamıştır. Dolayısıyla verilen idari para cezasının somut olay bağlamında başvurucunun ekonomik durumunda nasıl bir etkiye yol açtığının belirlenmesi mümkün olamamaktadır.

58. Sonuç olarak petrol ve petrol ürünlerinin doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içinde kullanıcılara sunulmasının kamunun can ve mal güvenliği açısından büyük önem arz ettiği kuşkusuzdur. Bunun yanında devletin idari para cezalarının düzenlenmesi ve uygulanması alanında geniş bir takdir yetkisinin olduğu da dikkate alınmalıdır. Kaldı ki olayda başvurucuya idari para cezasının dışında herhangi bir adli veya idari yaptırım uygulanmamış, müsadere veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi ya da işyerinin geçici süreyle veya tamamen kapatılması gibi bir tedbir yoluna da gidilmemiştir. Ayrıca idari para cezası verilmesine yol açan fiilin başvurucunun kusurundan kaynaklandığı, somut olayda kamu makamlarının özensiz bir tutum veya davranışının ise söz konusu olmadığı gözetilmelidir.

59. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin, takip ettiği kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında ve özellikle başvurucunun kendi kusuruyla kanuna aykırılığa yol açtığı dikkate alındığında başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı ve müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 2/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(İskele Denizcilik Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2017/38763, 2/6/2020, § …)
   
Başvuru Adı İSKELE DENİZCİLİK TİCARET LTD. ŞTİ.
Başvuru No 2017/38763
Başvuru Tarihi 4/12/2017
Karar Tarihi 2/6/2020

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, usulsüz olarak akaryakıt ticareti yapıldığı gerekçesine dayalı olarak verilen idari para cezası nedeniyle mülkiyet hakkının; kesinleşmiş iptal kararına rağmen aynı olay nedeniyle yeniden idari para cezası verilmesi ve derece mahkemeleri kararlarında yeterli gerekçe bulunmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Mülkiyet hakkı Para Cezası Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Adil yargılanma hakkı (İdare) Gerekçeli karar hakkı (idare) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (idare) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5015 Petrol Piyasası Kanunu 2
3
7
14
18
21
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi