logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Atilla Akdeniz ve diğerleri, B. No: 2018/10220, 15/9/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ATİLLA AKDENİZ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/10220)

 

Karar Tarihi: 15/9/2021

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Cafiye Ece YALIM

Başvurucular

:

1. İsmail ŞERAN

Vekili

:

Av. Dilan COŞKUN KARAYAZGAN

 

 

2. Atilla AKDENİZ

 

 

3. Gülüşan AKDENİZ

Başvurucular Vekili

:

Av. Hüseyin TÜL

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda çıkan yangın sonucunda önleyici tedbir alınmaması sonucu iki tutuklunun hayatını kaybetmesi ve bu olaya ilişkin olarak etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 4/4/2018 ve 2/4/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve başvurucuların adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. 2018/10763 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle kapatılarak 2018/10220 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2018/10220 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

8. Başvuruculardan İsmail Şeran Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

10. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca PKK terör örgütü üyeliği suçundan yürütülen soruşturma kapsamında başvuruculardan Atilla Akdeniz ve Gülüşan Akdeniz'in oğlu 1999 doğumlu C.A. 16/1/2016 tarihinde, başvuruculardan İsmail Şeran'ın oğlu 1999 doğumlu S.R.Ş. ise 26/3/2016 tarihinde tutuklanarak Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) çocuk koğuşuna alınmışlardır. Ceza İnfaz Kurumunda görevli doktor tarafından 22/9/2016 tarihinde yapılan muayene sonucu uyuz hastalığı teşhisi konulan bu iki tutuklunun diğer tutuklulara hastalığı bulaştırmasını engellemek amacıyla tutuklular geçici olarak G2 koğuşuna alınmıştır.

11. Başvurucuların yakınları geçici olarak kaldıkları G2 koğuşunda 28/9/2016 tarihinde akşam sayımının yapılmasından hemen sonra saat 19.00 sıralarında ranza ve dolapları kapı arkasına yerleştirerek barikat kurmuş, başka bir koğuştan temin ettikleri çakmak ile yatakları tutuşturarak yangın çıkarmışlardır. İnfaz ve koruma memurlarının saat 19.20'de koğuştan dumanlar çıktığını görmesi üzerine fark edilen yangına koridorda bulunan nöbetçi memurları müdahale etmeye çalışmış, aynı anda Jandarma Bölük Komutanlığı, Şırnak İl İtfaiye Müdürlüğü ve 112 Acil Servis aranmıştır. Kapının arkasına üç çelik dolabın, çelik dolapların arkasına ise çiftli ranzaların dik hâlde yerleştirilmiş olması nedeniyle infaz ve koruma memurlarının yangına müdahalesi zorlaşmıştır. Saat 19.34 sıralarında yangın tüpleri ve hortumlarıyla koğuşa girilebilmiş, başvurucuların yakınları koğuştan çıkarılarak nizamiye kapısında bekleyen ambulansa saat 19.40'ta sağ olarak alınarak hastaneye sevk edilmiştir.

12. Şırnak Devlet Hastanesine sağ olarak getirilen başvurucuların yakınları C.A. aynı gün, S.R.Ş. ise 30/9/2016 tarihinde yaşamlarını yitirmiştir.

A. Olaya İlişkin Ceza Soruşturması Süreci

13. Olayla ilgili olarak Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) derhâl bir soruşturma başlatmıştır.

14. Şırnak Cumhuriyet savcısı, olay yerine gelerek olay yeri inceleme ekibiyle birlikte çeşitli araştırmalar yapmıştır. Olay yeri incelemesi sonucunda hazırlanan 29/9/2016 tarihli olay yeri inceleme raporunun ilgili kısmı şöyledir:

"...yapılan gözlem ve incelemede iki katlı Ceza İnfaz Kurumunun ana giriş kapısına göre sol kısmında 'mahkum kabul giriş bölümü' olduğu, mahkum kabul girişinden girildiğinde burada bulunan koridorun zemininin ıslak, duvarlarının ve tavanının kısmen isli olduğu, koridorun girişine göre sol tarafında köşede 'geçici koğuş-2' isimli koğuş olduğu, koğuş ön kısmında koridorda yerde kullanılmış vaziyette yangın tüplerinin olduğu, koğuş demir kapısının açık vaziyette kilit aksamlarının normal görünümlü olduğu, iç yüzeyinin yoğun isli olduğu, koğuşa girildiğinde duvar ve tavanın yoğun isli, sıvalarının kısmen dökülmüş olduğu, girişe göre soldaki duvarda bulunan elektrik prizlerinin erimiş, tavanda bulunan lambanın patlamış ve yanmış, yangın sensörü olduğu öğrenilen parçanın da sarkık ve yanmış vaziyette olduğu koğuş içerisinde dağınık vaziyette ranza ve metal elbise dolaplarının olduğu elbise dolaplarının bir kısmının giriş kapısı ön kısmında devrilmiş, vaziyette olduğu, koğuş zemininin ıslak olduğu koğuş zemininde yerde ve ranza üzerlerinde de yanmış yatakların olduğu, girişe göre karşıda bulunan elbise dolapları içinde yanmış vaziyette eşyaların olduğu, koğuşa girişe göre karşıda tavan ve duvarları yoğun isli vaziyette eşyaların olduğu, wc ve banyonun ön kısmında üzerinde kısmen yanmış vaziyette çakmak olan yoğun şekilde yanmış yatakların olduğu pencerelerin dış kısmında havalandırma bölümünde yerde kullanılmış vaziyette yangın tüplerinin olduğu görüldü... ''

15. C.A.nın ve S.R.Ş.nin tedavi gördükleri Şırnak Devlet Hastanesinde hayatlarını kaybetmeleri sonucunda Başsavcılık tarafından kesin ölüm nedeninin tespiti için klasik otopsi yapılmasına karar verilmiştir.

16. Şırnak Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 7/6/2017 tarihli raporunda C.A.nın ve S.R.Ş.nin cesedi üzerinde yapılan otopsi neticesinde hazırlanan raporda kişinin yanık lezyonları dışında travmatik bir tesirle öldüğüne ilişkin tıbbi delilin bulunmadığı, yanıkların öldürücü düzeyde olmadığı, yanık nedeni ile ölümün tıbbi delilinin bulunmadığı, alkol, uyuşturucu, uyarıcı maddelerin saptanmadığı, kesin ölüm nedeninin yoğun duman maruziyetine bağlı karbonmonoksit zehirlenmesi ve buna bağlı olarak gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği mütalaa edilmiştir.

17. Ceza İnfaz Kurumu tarafından düzenlenen 28/9/2016 tarihli Olay Tutanağı'nda; Ceza İnfaz Kurumunda akşam sayımına başlandığı, G2 koğuşunda saat 18.58'de sayım yapılarak diğer blokların sayımına geçildiği, saat 19.20 sıralarında sayımın bittiği, G2 koğuşunda dumanların yükseldiğinin görüldüğü, derhâl güvenlik önlemleri alınarak koğuşun kapısının açıldığı, yangın söndürme tüpleri, yangın söndürme hortumları ile koğuşa girilmeye çalışıldığı, C.A. ve S.R.Ş.nin koğuşta bulunan ranza ve dolapları kapının arkasına koyarak kurdukları barikatların kaldırıldığı, C.A. ve S.R.Ş.nin derhâl koğuştan çıkarılarak mahkûm kabul çıkışında ambulansla bekleyen sağlık görevlilerine saat 19.40 sıralarında sağ olarak teslim edildiği, yangından etkilenen infaz koruma memurlarının da Ceza İnfaz Kurumu aracıyla Şırnak Devlet Hastanesine sevkinin sağlandığı, saat 19.50 sıralarında Şırnak İtfaiyesi ve Tümen Komutanlığının müdahalesi ile yangının kontrol altına alındığı belirtilmiştir.

18. Şırnak İtfaiye Müdürlüğünün 28/9/2016 tarihli raporunda yangının sigara izmaritinden ya da tutuşturucu bir maddeden kaynaklandığının tahmin edildiği belirtilmiştir.

19. Ceza İnfaz Kurumu tarafından düzenlenen 29/9/2016 tarihli tutanakta yangının meydana geldiği G2 numaralı koğuşta yapılan arama, kontrol, temizlik işlemleri sırasında bir adet çakmak ve S.R.Ş.ye ait bir adet kurum kimliğinin bulunduğu belirtilmiştir.

20. Başsavcılık Şırnak Devlet Hastanesinden yapılan müdahaleye ve tedaviye ilişkin bütün evrakın onaylı suretlerinin gönderilmesini, Ceza İnfaz Kurumundan ise C.A.nın ve S.R.Ş.nin sağlık dosyalarının onaylı suretini, son bir aylık sürede aileleriyle yapmış oldukları telefon görüşmesi kayıtlarını, meydana gelen olayın ailelere haber verilip verilmediğini, haber verilmiş ise buna ilişkin bilgi belgelerin temin edilerek gönderilmesini istemiştir. Ceza İnfaz Kurumunca sağlık dosyaları ve telefon görüşme kayıtları Başsavcılığa gönderilmiş, ailelere ise telefonla bilgi verildiği bildirilmiştir.

21. Başsavcılık, Ceza İnfaz Kurumundan olay tarihine ait kamera görüntülerinin gönderilmesini talep etmiştir. Yangının çıktığı G2 koğuşunu gösteren, Ceza İnfaz Kurumu tarafından gönderilen kamera görüntülerinde yangına müdahale anına ve C.A.nın ve S.R.Ş.nin koğuştan çıkarılış anına ilişkin görüntülerin olduğu, 28/9/2016 tarihli tutanakta duman ve ateşten etkilenen kaçak akım koruma rölesi sisteminin diğer elektronik cihazları ve DVR kayıt sistemlerini korumaya almak için devre dışı kaldığı, kamera kayıt sisteminin saat 19.16'dan 19.34'e kadar kayıt yapmadığı, teknisyenlerin müdahalesi sonucu saat 19.25'te sistemin çalışmaya başladığı, DVR kayıt sisteminin 10 dakika içinde (saat 19.34) devreye girdiğinin belirtildiği anlaşılmıştır.

22. Ceza İnfaz Kurumu tarafından olaydan bir gün sonra düzenlenen Çatı Arama Tutanağı'nda; çatı aramasında ele geçirilen, pusula adı verilen kâğıt parçalarından anlaşıldığı üzere yangına sebebiyet verdiği düşünülen çakmağın yetişkin hükümlü ve tutukluların bulunduğu koğuştan atıldığı, çatı aramasında ayrıca ele geçirilen pusulada S.R.Ş. kısaltmasıyla "Ranzasında ölümü bekleyen mahkum.", "Eğer yanacaksak ya da ölürsek beraber yanalım, beraber ölelim." ifadelerinin yer aldığı, ele geçirilen on pusulanın altısında çakmak talebinde bulunulduğu, S.R.Ş kısaltmasıyla yazılan bir pusulada çakmağın kendisine ulaştığının ifade edildiği, aynı kısaltmayla yazılan bir başka pusulada ise S.R.Ş.nin kendi öz geçmişinden, ailesinden ve ekonomik durumundan bahsettiği, ailesinin adres ve telefon bilgilerini yazdığının tespit edildiği bildirilmiştir.

23. Başsavcılık, Ceza İnfaz Kurumundan C.A. ve S.R.Ş.nin G2 numaralı koğuşta ne zamandan beri ve kaç kişi ile birlikte kaldığını, olay tarihinde görevli olan personel listesini, olayda yaralanan personelin açık kimlik bilgilerinin tespit edilerek bildirilmesini talep etmiştir.

24. Ceza İnfaz Kurumu tarafından Başsavcılıkça istenen bilgi ve belgeler düzenlenerek gönderilmiştir. S.R.Ş. ve C.A.nın 22/9/2016 tarihli doktor raporuna dayanılarak ayrı bir koğuşa alındıkları, çocukların tek kişilik odalarda barındırılamaması ve Ceza İnfaz Kurumunda çocuklara ayrılmış başkaca oda bulunmaması nedeniyle kontrolü kolay olan G2 koğuşuna alındığı bildirilmiştir.

25. Görevli Ceza İnfaz Kurumu personeli hakkında yapılan disiplin soruşturması sonucunda soruşturulan tüm personelin savunmaları, olaya ilişkin kamera görüntüleri ile diğer deliller değerlendirilerek personelin herhangi bir ihmalinin olmadığı değerlendirmesiyle 6/10/2016 tarihinde disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

26. Başsavcılığın talebi üzerine Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğince alınan 9/11/2016 tarihli karar ile ölüm olayına ilişkin yürütülen soruşturma dosyasında gizlilik kararı verilerek şüphelilerin ve müdafilerinin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisinin kısıtlanmasına karar verilmiştir. Anılan kararın gerekçesinde dosya kapsamı ve delillerin tamamen toplanmamış olması nedeniyle dosya içeriğinin incelenmesinin ve belgelerden örnek alınmasının yürütülen soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği değerlendirilmiştir.

27. Anılan karara başvurucular Atilla Akdeniz ve Gülüşan Akdeniz'in vekili tarafından 22/2/2017 tarihinde itiraz edilmiştir. Yapılan itiraza ilişkin bir karar verilip verilmediği bireysel başvuru formundan ve UYAP'tan yapılan incelemeden anlaşılmıştır.

28. Yürütülen soruşturma kapsamında Başsavcılık olaya ilk müdahalede bulunan Ceza İnfaz Kurumu müdürleri ile nöbetçi infaz ve koruma memurlarının ifadelerini almıştır.

29. Başsavcılık ayrıca görevi ihmal suçlamasıyla Ceza İnfaz Kurumu Müdürleri H.M. ve O.M.nin, infaz ve koruma memurları A.T., F.A., E.Ç. ve A.İ.nin şüpheli sıfatıyla ifadelerini almıştır.

30. Ceza İnfaz Kurumu müdürü olarak görev yapan H.M.nin şüpheli sıfatıyla Başsavcılıkça alınan 6/12/2016 tarihli ifadesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"...Ben Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda cezaevi müdürü olarak görev yaparım. Bu görevime 2015 yılı Temmuz ayında atandım. Kurumumuz geçici koğuşta meydana gelen yangın olayını olduğu vakit ben lojmanda idim. Kurumumuzda nöbetçi müdürlerimiz bulunmaktaydı. Olayın meydana geldiği gün nöbetçi ikinci müdürümüz de [O.M.] idi. Yangın haberini telsiz anonslarından duymam üzerine haberdar oldum. Hemen kuruma geçtim. Kuruma geçtiğim de söz konusu yangını söndürmek için infaz koruma memurlarımızın olaya müdahale ettiklerini gördüm. İtfaiyeye benden önce haber verilmişti. İtfaiye ve infaz koruma memurlarımızın gayretleri ile yangın söndürüldü. Yangın söndürülmeden önce infaz koruma memurlarımız canlarını hiçe sayarak koğuşun içerisine girip yangından etkilenen iki tane tutuklu çocuğu sağ olarak çıkartıp 112 acil servis ambulansa koyarak hastaneye sevkleri sağlanmıştır. Daha sonra soğutma işlemleri yapıldı. Yangının bulunduğu geçici koğuşun kapısını açmak için bir müddet uğraştık, çünkü söz konusu koğuşun kapısının önüne ranza ve dolaplarla yığınak yapılmıştı. Bunun içinde içeriye girişte zorluk çektik ancak yoğun çabalarımız neticesinde söz konusu geçici koğuşa girilip tutukluları çıkarttık. Bu esnada bir çok infaz koruma memurumuz da dumandan etkilendi. Daha sonra hastaneye kaldırılan bu iki çocuğun birer gün arayla öldüğünü öğrendik. Çocuklar normalde çocuk koğuşlarında kalırlardı. Ancak doktorumuzun raporu gereği uyuz hastalığına yakalanmış olmaları nedeniyle ayrı bir yerde (diğer hükümlü ve tutuklulara bulaşmaması için) barınmaları gerekir raporu üzerine ceza infaz kurumumuzda bulunan en uygun olan ve geniş olan 2 nolu geçici kabul koğuşuna yangın olayından bir hafta kadar önce yerleştirmiştik. Kurumumuzda duman algılayıcı sensör tüm koridorlarda çalışıyor vaziyette mevcuttur. O günde çalıştığını biliyorum. Çünkü kameralar on dakika kadar kapandı. Ceza infaz Kurumumuzda bulunan tutuklu ve hükümlülere çakmak verilmesi genelgeler gereğince yasaldır. Ancak çocuk tutuklu ve hükümlülerin bulunduğu koğuşlarda çakmak bulundurmak ise yasaktır. Normal şartlarda çocukların bulunduğu odada çakmak olmamalıydı. Ancak içeride bulduğumuz ve çatıda ele geçirdiğimiz ve savcılık dosyasına da sunduğumuz pusulalarda geçici kabul koğuşunda kalan ve hayatını kaybeden S.A.Ş. nin ismi ile yazılı pusulada bir kaç koğuşta sigara ve çakmak talep ettiğini gördük. Kanımca bu şekilde pusula atarak terör koğuşlarından çakmağı temin ettiğini düşünmekteyim. Bu da kendi yazısı ile de sabittir. Söz konusu yangın olayı yaşandığında kurumumda çalışan tüm personel gerekli dikkat ve özeni göstermiştir. Yangına kendi hayatlarını hiçe sayarak müdahalede bulunmuşlardır..."

31. Başsavcılıkça şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan Ceza İnfaz Kurumu İkinci Müdürü O.M.nin 6/12/2016 tarihli ifadesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"...Ben Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda cezaevi ikinci müdürü olarak görev yaparım. Üzerime atılı suçlamayı anladım. Olay günü nöbetçi müdür olarak görevliydim. Nöbetimizde kurumdaki işleri bitirir eve geçeriz. Aksi bir durum olduğunda verilen haber üzerine olaya müdahale ederiz. Olay günü de tahliye vb. işlemler nedeniyle de saat 18.30 civarı kurumdan ayrılarak lojmana geçtim. Daha üzerimi çıkarmadan telsizden hararetli konuşmaların geçtiğini duyunca da tekrar cezaevine döndüm. Hemen yangının olduğu koğuşun önüne geldim. Evden kuruma gelmem yaklaşık 5 dakika sürdü. Kapının arkasına dolap ve ranzalardan barikat yapıldığı için içeriye girmekte zorlandık. Ayrıca içerden yoğun bir duman geliyordu. Sonrasında çocukları odadan çıkardık, başka bir havalandırmaya aldık ve kapıda bekleyen ambulansa naklettik. Ambulansa götürdüğümüzde çocuklar sağdı. Ben dışarıda talimat vererek personeli yönlendiriyordum. O aşamada odaya girmedim. Olaydan 2-2,5 saat sonra odaya bakmak için gittim. Baktığımda yatakların yanmış vaziyette olduğunu gördüm. Çocukların bulunduğu koğuşta çakmak bulundurulması yasaktır. Yangının çakmakla mı ya da ne şekilde çıkarıldığını bilmiyorum. Çakmakla çıkarılmışsa çocukların çakmağı nasıl temin ettiklerini bilmiyorum. Mahkum ve tutukluların havalandırma esnasında pusula vasıtasıyla haberleşmeleri mümkündür. Bu haberleşmeyi engellemek pek mümkün görünmemektedir. En son Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen yazıyla, çocuk hükümlü ve tutuklularla FETÖ örgütünden cezaevinde bulunanların bulundukları koğuşlardaki havalandırmaların üzerlerinin demir tellerle kapatılması yönünde çalışmaların başlatılması yönünde bugün bir yazı geldi. Zaten Türkiye'deki hiçbir cezaevinde bu yazı öncesinde herhangi bir tel, file yada pusula ile haberleşmeyi engelleyici bir engel bulunmamaktadır. Cezaevinde havalandırmanın baktığı çatılarda ne sıklıkla arama yapıldığını ya da yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Ben Ağustos ayı sonunda Şırnak'a geldim. Yangın olayından önce mi yoksa sonra mı olduğunu hatırlamıyorum ama Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen yazı ile çatılarda hergün arama yapılması istendi. Bu yazı gereğince çatılarda hergün arama yapılmaya başlandı. Yangının çıktığı koğuşta ve diğer koğuşlarda yangını önceden haber vermeye yönelik bir detektör veya alarm olup olmadığını bilmiyorum..."

32. Ceza İnfaz Kurumunda infaz ve koruma memuru olarak görev yapan A.T.nin şüpheli sıfatıyla Başsavcılıkça alınan 1/12/2016 tarihli ifadesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"...Ben Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memuru olarak görev yaparım. Üzerime atılı suçlamayı anladım. Savunmamı kendim yapacağım. Ben 3 yıldır Şırnak Ceza evinde infaz koruma memuru olarak görev yaparım, bunun öncesinde de Malatya'da 10 ay infaz koruma memuru olarak çalıştım. Ben ceza evinde vardiya olarak görev yaparım. Bizim görevimiz nöbet tutmaktır. Olayın gerçekleştiği geçici 2 No'lu koğuşun bulunduğu sol C blokta saat 19.00 dan sonra infaz koruma memuru [E.Ç.] ile birlikte nöbetimiz vardı. Nöbet için saatinde ceza evine geldik. Vardiya değişiminden önce tüm koğuşlarda sayım yapılır. Sayıma tüm bloktaki görevliler katılır. Herkes nöbetçi olduğu blokta değil diğer bloktaki sayımlara da katılır. Sayım esnasında koridorlarda ayrıca bir nöbetçi bırakılmaz. Geçici 2 koğuştaki çocuklar hastalık nedeniyle olay tarihinden yaklaşık 2 hafta önce bu koğuşa getirildiler. Çocukların koğuşa alımında aramaları yapılmaktadır. Olay günü bizde sayıma katıldık. Çocukların bulunduğu geçici 2 koğuşunda da sayım yaptık. Sayım için A blokta bulunduğumuz esnada kadın infaz koruma memurları yangın olduğunu haber verdiler. Hemen yangının olduğu koğuşa geldik. Koğuş kapısının arkasına dolap ve ranzaları yerleştirmişler. Bu nedenle kapıyı açamadık. Ben yangın tüpü alarak havalandırma boşluğundan yangına müdahale etmeye çalıştım. Yaklaşık 10 dakika kapıyı açmak için uğraştık. Ateş ve duman nedeniyle müdahalede zorlandık. Gördüğüm kadarıyla yangın tek bir yerden değil iki üç farklı yerden çıkarılmıştı. Normalde koğuşlarda yangın için detektör bulunur. Bildiğim kadarıyla o gün detektör faaliyete geçmemişti. Normalde detektör öterek alarm verir. O gün alarm verip vermediğini bilmiyorum, ben alarmı duymadım. Bizim çocukların odasında sayım yapmamızla yangın haber almamız arasında 10-15 dakikalık bir zaman geçmiştir. Çocuklar odaya alınmadan önce oda da arama yapılır. Onun sonrasında arama yapılıp yapılmadığını ya da ne zaman yapıldığını bilmiyorum. Mahkumlar havalandırmaya çıktıklarında pusula dediğimiz kağıtlarla haberleşiyorlar. Bu nedenle havalandırmanın bulunduğu çatılarda yaklaşık haftada bir arama yapılır. Aramaya hazır kuvvette görevli arkadaşlar katılır. Ben hiç çatı aramasına katılmadım çünkü nöbette görevliyim. Olayın gerçekleştiği yerde en son ne zaman çatı araması yapıldığını bilmiyorum. Pusula vasıtasıyla hem yan taraflardaki hem de daha uzaktaki havalandırmaların bulunduğu koğuşlarla haberleşebilmektedir. Cezaevinde pusula yöntemini engellemek için bildiğim kadarı ile şuan herhangi bir önlem yoktur. Çatılar kamera ile izlenmektedir. Çıkan yangın olayında ben ve arkadaşlarımın herhangi bir kusuru yoktur. Biz olayı haber alır almaz hayatımızı tehlikeye atarak olaya müdahale edip çocukları kurtarmaya çalıştık. Bir çok arkadaşımızda dumandan etkilenerek yaralandı. Bir arkadaşımızın elinde kırık oluştu. Olayda bir kusurum yoktur. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum..."

33. Ceza İnfaz Kurumunda infaz ve koruma memuru olarak görev yapan F.A.nın şüpheli sıfatıyla Başsavcılıkça alınan 1/12/2016 tarihli ifadesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"...Ben Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memuru olarak görev yaparım. Üzerime atılı suçlamayı anladım. Yangın olayının meydana geldiği gün yangının gerçekleştiği geçici 2 Nolu koğuşun bulunduğu sol C blokta [A.İ.] ile birlikte nöbetçiydim. Bizim nöbetimiz saat 19.00'da bitecekti. O gün öğlen yemeğini vermek üzere çocukların olduğu koğuşa girdim. Koğuşta olağan dışı herhangi bir şey gözlemlemedim. Akşam da oda da sayım yapıldı. Bu odanın sayımında ben yoktum. Ben başka odalardaki sayıma katılmıştım. Sayımı bitirip kurumu terk edeceğimiz esnada yangın olduğu söylendi. Yangın olduğu söylenen koğuşun önüne geldik. Ben kendimdeki anahtarla kapıyı açtım. Kapı açılır açılmaz içerden yoğun bir duman geldi. Dumandan içeriyi tam olarak göremiyorduk. Kapının arkasına barikat yapmışlardı. Bu nedenle içeriye ilk başta giremedik. Duman nedeniyle içeriyi tam olarak göremediğimizden aralardan yangın tüpüyle müdahale etmeye çalıştık. Uğraşlar sonucunda bir kişinin girebileceği bir boşluk açtık. Buradan girerek çocukları kurtarmaya çalıştık. Çocukları odadan dışarı çıkarıp dumanın etkisinin olmadığı bir havalandırmaya aldık. Sonrasında ambulansla çocuklar hastaneye kaldırıldı. Çocukları odadan çıkarttığımızda yaşıyorlardı. Çocukların koğuşta çakmak bulundurmaları yasaktır. Çocuklar koğuşa ilk alındıklarında üst aramaları yapılır. Ölen çocukların koğuşa ilk alınmalarında üst aranmasının yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Ben o gün orada nöbetçi değildim. Ancak muhtemelen üst aramaları yapılmıştır. Yangının çıktığı koğuşta ayrı bir havalandırma bölümü yoktu. Çocuklar havalandırmaya çıkacağı zaman kapıda çıkarıp yan tarafta bulunan havalandırmaya alıyorduk. Çocukların çıktıkları havalandırma ile bulundukları koğuş arasında kare tellerden oluşan bir pencere vardır. Biz çocukları havalandırmaya çıkarır sonra kendimiz kapıyı kapatıp dışarı çıkarız. Çocuklar havalandırmada tek başına kalırlar. Yangının nasıl çıktığına ilişkin benim bir bilgim yoktur. Olay günü koğuşta yoğun duman olması, elektriklerin kesik olması nedeniyle koğuşun karanlık olması sebeblerinden dolayı koğuşun içerisini net olarak göremiyordum. Bu nedenle yangının tek bir yerden mi yoksa bir kaç yerden mi çıktığını bilmiyorum. Sonrasında da aynı koğuşa temizlendikten sonra girdim. Koğuşun yanında emanet eşya bölümüne bakan görevliler bulunmaktadır. Bu görevliler gün içerisinde beni arayarak çocukların yüksek sesle şarkı söylediklerini hatta İstiklal Marşı söylediklerini gürültüden rahatsız olduklarını çocukları susturmamı söylediler. Çocuklar bu şekilde olay günü neşeliydiler. Ben kendilerinde herhangi bir intihar meyili görmedim. Yangının çıktığı koğuşta yangın için herhangi bir detektör veya alarm olup olmadığını bilmiyorum. Ben olay günü herhangi bir alarm duymadım. Ancak biz olaya erken müdahale ettik. Bu nedenle alarm verilmemiş olabilir. Çatılarda arama yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Ben yaklaşık 19 aydır Şırnak Cezaevinde görev yapmaktayım. Havalandırmaların bulunduğu çatılarda herhangi bir arama yapıldığını görmedim ve böyle bir aramaya katılmadım."

34. Ceza İnfaz Kurumunda infaz ve koruma memuru olarak görev yapan E.Ç.nin şüpheli sıfatıyla Başsavcılıkça alınan 6/1/2017 tarihli ifadesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"...Ben idari tahkikat aşamasında kapsamlı ifade vermiştim, o ifadem doğrudur aynen tekrar ederim. Olay günü nöbeti devralmak için akşam saat 19:00 sularında cezaevine geldim. Sayım yapılırken geçici koğuşlardan birinde yangın çıktığı söylenildi. Hemen yangının çıktığı koğuşa doğru çıktık. Koğuşun önünde barikat kurmuşlardı, kapıyı ve barikatları aşıp içeriye girdik. Yangın tüpleriyle de müdahale ettik. İçeriden bir kişiyi çıkardık. Sonra tekrar içeri girerek bir mahkum daha gördük, onu da koğuştan çıkarttık. Yangını söndürmek için elimizden gelen herşeyi yaptık. Hatta 15 civarında arkadaş hastanelik oldu. Olayda benim herhangi bir ihmalim yoktur. Yangına anında müdahale ettik. Söz konusu yangının çıkış sebebini ve yangının çıkmasına sebep olan şeyin ne olduğunu, cezaevine nasıl girdiğini bilmiyorum. Ben kanunun bana yüklediği tüm görevleri yerine getirdim..."

35. Ceza İnfaz Kurumunda infaz ve koruma memuru olarak görev yapan A.İ.nin şüpheli sıfatıyla Başsavcılıkça alınan 30/11/2016 tarihli ifadesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"...Ben Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda İnfaz Koruma memuru olarak görev yaparım. Ben göreve başlayalı 4 ay oldu. Olayın olduğu 28 Eylül 2016 tarihinde yangın olayının gerçekleştiği sol C blokta nöbetçiydim. Benimle birlikte [F.A.] da sol C blokta nöbetçiydi. Biz sabah 8'de nöbeti devraldık. Nöbeti saat 19.00'da sayım yaptıktan sonra akşamki nöbetçilere devredecektik. C blokta sol ve sağ taraf olmak üzere iki kısım vardır. Sağ tarafta 2 nöbetçi sol taraf içinde 2 nöbetçi bulunur. Personel durumuna göre nöbetçi sayısı bazen 3 olur bazen 1 olur. Nöbet bitiminde diğer blokta görevli arkadaşların katılımı ile sayım yapılır. Sayım sonrasında da nöbet devredilir. Olay günü ben görevli olduğum sol C blokta ben dahil 7 kişi ile sayım yaptık. Ben veya aynı blokta nöbetçi olduğum arkadaşlarımla kapıları açıyorduk. Diğer arkadaşlar da içeri girip sayım yapıyorlardı. Biz nöbet esnasında koridorda bulunan masada otururuz. Herhangi bir koğuşta zilin çaldığı koğuşa bakarız. Bunun haricinde normal koğuşlarda saatte bir sorunlu koğuşlarda yarım saatte bir koğuşun içerisine girerek hem alt hem üst kata bakarak olumsuz bir durum olup olmadığını kontrol ederiz. Ben oraya öğleden sonra nöbete verildim. Benim yanımda [F.A.] da C blokta nöbetçi olarak duruyordu. Kendisi çocuklardan sorumluydu. Yangının gerçekleştiği koğuş geçici koğuştur. Burada hasta olmaları sebebiyle 2 tane çocuk bulunuyordu. Buranın kapısı komple demirden yapılıydı ve diğer koğuşlarda olduğu gibi cam bölme yoktu. Çocuklardan sorumlu olması sebebiyle [F.] bir kaç defa koğuşa girip kontrol etti. Kaç defa koğuşa girdiğini hatırlamıyorum. [F.] koğuşa tek başına giriyordu. Saat 19.00 sıralarında biz sayıma başladık. Bizim görevli olduğumuz sol C blokta toplam 14 koğuş vardır. Bizim sorumluluğumuzda C blokta bulunan C,1,2,3,4,5,6 D,2,3 ve geçici 1-2 koğuşlar bizim sorumluğumuzdaydı. Nöbet esnasında olağan dışı herhangi bir şey gözlemlemedik. Saat 19.00 sıralarında biz sayıma başladık. Sayımı bitirdiğimiz esnada bağırmalar geldi. Bayan koruma memurlarımız yangın vardı diye bağırıyorlardı. Yangının gerçekleştiği koğuşun önüne geldik. Koğuş kapıların anahtarları sayıma çıkarken masada bırakılır. Biz de sayıma çıkarken anahtarı yanımıza almamıştık. Anahtarı alıp bir arkadaş kapıyı açmış. Ben gittiğimde kapı açıktı. Ancak kapının arkasına dolap ve benzeri eşya konulduğu için kapıyı sonuna kadar açıp giremedik. Levyelerle ve başka aletlerle zorlayarak içeri girebildik. Yine bahçeden de camları kırıp dumanın çıkarmaya çalıştık. Sonrasında da su sıkarak yangına müdahale ettik. Yatak örtüleri ve yastıkları ateşe vermişler. Yataklarında bir kısmı yanmış durumdaydı. Çocukların kıyafetleri üzerindeydi. Kıyafetlerinde ve vücutlarında yanık yoktu. Mahkum veya tutuklular havalandırmaya çıktıklarında kağıtlara bir şeyler yazıp katlayarak yada içerisine bir şey koyarak yan taraftaki havalandırmaya bu kağıtları atıp haberleşebiliyorlar. Biz buna pusula diyoruz. Mahkum veya tutuklu havalandırmaya çıktığında sürekli gözlem yapılmaz ancak havalandırmayı gören canlı bölme vardır. Zaman zaman buradan bakarak kontrol edilir. Cezaevinde ayda bir genel arama yapılır. Arama koğuşlarda yapılır. Havalandırmaya bakan çatılarda arama yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Ben 4 aydır görevli olduğum süre boyunca çatılarda arama yapıldığına şahit olmadım. Ancak yapıldıysa da haberim yoktur. Çatıları görev kamera sistemi vardır. Çocukların bulunduğu yangın çıkan koğuşta en son ne zaman arama yapıldığını bilmiyorum. Çocukların bulunduğu koğuşun yanında D1 nolu kadın mahkumların kaldığı koğuş vardır ancak cezaevinde yeni olduğum için cezaevinin planını tam bilmiyorum. Çocuklar pusula yoluyla bu koğuşla haberleşip çakmak almış olabilirler. Çocuk koğuşları dışında diğer koğuşlarda çakmak bulunmaktadır. Ancak çocuk koğuşlarına çakmak verilmemektedir. Bu çocuklara çakmağı muhtemelen başka koğuştakiler havalandırma yoluyla iletmişlerdir. Ancak çocukların çakmağı nasıl elde ettiklerine dair bir bilgim yoktur..."

36. Yangında yaralanan infaz ve koruma memurlarının müşteki sıfatıyla beyanları kolluk görevlileri tarafından alınmış, diğer beyanlarla aynı yönde beyanlarının olduğu görülmüştür.

37. Yapılan soruşturma sonucunda Başsavcılık; S.R.Ş. ve C.A.nın kasten yangın çıkarma, kamu malına zarar verme, kasten ölüme sebebiyet verme suçlarından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 64. maddesi gereğince kovuşturma yapılmasına yer olmadığına, şüpheliler O.M., H.M. A.T., A.İ., E.Ç. ve F.A.nın görevi ihmal suçlarından yeterli delil elde edilmemesi nedeniyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. 1/12/2017 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... Maktul-SSÇ'lerin uyuz teşhisi üzerine doktor raporuna istinaden kalmakta oldukları G-2 koğuşunun 28/09/2016 günü saat:18:58 de sayımının alındığı ve diğer blokların sayımının alınmaya başlanıldığı, saat:19:20 sıralarında sayımın bitmesine müteakip G-2 koğuşunda dumanların görüldüğü ve söz konusu koğuşa infaz koruma memurları tarafından kapının açıldığı ancak koğuş içerisinde kapının önüne yerleştirilen ranza ve dolaplar ile yapılan barikat'ın aşılarak koğuş içerisine girildiği, yangın tüpleri ve kurulu bulunan yangın hortumu ile çıkarılan yangına müdahale edildiği, G-2 koğuşunda geçici olarak kalmakta olan maktul-ssç [C.A.nın] saat:19:40 da 112 acil servis aracına sağ olarak konularak hastaneye intikalinin sağlandığı, aynı koğuşta kalan maktul- ssç [S.R.Ş.nin] de koğuştan çıkarılarak 112 acil servise sağ olarak konularak hastahaneye intikalinin sağlandığı,

Yangının 28/09/2016 akşamı saat 19:00 da sayım alındıktan sonra çıktığı, sayım esnasında G-2 koğuşunda anormal bir durumun tespit edilmediği, saat:19:15 te dumanlardan dolayı yangının fark edildiği, saat 19:20 de 112 Acil servisine haber verildiği, 19:20 de itfaiyenin arandığı ancak itfaiyeye ulaşılamaması üzerine itfaiyeye haber vermesi için 155 Polis İmdat hattının arandığı, koğuşun arkasına 3 adet çelik dolabı koydukları, çelik dolapların arkasına da çiftli ranzaların dik halde koymaları ve elektriklerin kesik olmasından dolayı koğuşun içerisine 19:34 te müdahale edildiği, koğuş içerisinde bulunan maktul- ssç'lerin 4 dakika içerisinde nizamiye kapısına çıkarıldığı, koğuşta devam eden yangına, yangın tüpleri ve yangın söndürme hortumları ile müdahale edildiği; Tümen itfaiyesi ve Şırnak İtfaiyesi tarafından da müdahale ve soğutma işlemlerinin yapıldığı,

Gerek ele geçirilen pusulalar gerekse koğuşta ele geçirilen çakmak, yangın raporuna göre yangının çıkışına ilişkin tespit, incelenen kamera görüntüleri, müdahale esnasında dumandan etkilenen İnfaz Koruma memurlarının raporları, otopsi raporu, düzenlenen olay yeri inceleme raporu, koğuşun içinde yapılan tespitler (Ranza ve dolapların kapı ardına yerleştirilmesi) ve hastahane kayıtları ve tüm dosya kapsamındanG-2 koğuşunda kalmakta olan maktul-ssç ler [C.A.] ve [S.R.Ş.nin] koğuşta bulunan çakmak ile koğuş içerisinde bulunan yatakları kasten tutuşturarak yangını başlattıkları, yangını başlatmadan önce de koğuş giriş kapısının önüne içeride bulunan çelik dolapları koyarak ve de ranzaları dik bir vaziyette yerleştirmek sureti ile müdahaleyi geciktirdikleri bu nedenle deotopsi raporunda da belirtildiği üzere canlı iken yoğun duman solumak sureti ile oksijensiz kalmak sureti ile tedavi gördükleri Şırnak Devlet hastanesinde hayatlarını kaybettikleri, maktül- ssç'lerin kendi çıkardıkları yangında hayatlarını kaybetmeleri nedeni ile üzerlerine atılı kasten yangın çıkartma, kamu malına zarar vermek ve ölüme sebebiyet vermek suçlarından Tck'nın 64 maddesi uyarınca kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına,

Gerek şüpheli savunmaları, otopsi tutanakları, kamera kayıtları, yangının çıkartılışına dair tespit ve yangının çıkışına dair rapor, olaya müdahale eden infaz koruma memurlarının ifadeleri, incelenen görevlendirme belgeleri, yangına müdahale edilme zamanı ve şekli göz önüne alındığında şüphelilerin üzerlerine düşen dikkat ve özeni gösterdikleri görevi ihmal ettiklerine dair dosya kapsamına yansıyan herhangi bir tespitin ve verinin olamaması, yangınının çıkartılış şekli, kapının arkasına konulan barikatlar ve zamanlaması kapsamında şüphelilerin üzerlerine atılı suçtan haklarında kamu davası açmaya esas teşkil edecek suç şüphesi olacak delil elde edilememesi nedeni ile şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ..."

38. Başsavcılık anılan kovuşturmaya yer olmadığı kararında ayrıca S.R.Ş. ve C.A.ya uyması gereken kuralların giriş esnasında tebliği edildiği, Ceza İnfaz Kurumunda çıkan yangının saat 19.32'de Şırnak İtfaiye Müdürlüğüne ve 23. Piyade Tümen Komutanlığı İtfaiyesine bildirildiği, Ceza İnfaz Kurumunda bulunan yangın tüplerinin ve su hortumlarının yangını söndürme işlemi sırasında aktif olarak kullanıldığı, yangına müdahale eden mağdur infaz ve koruma memurlarının dumandan etkilendiği, bazılarının ayakta, bazılarının ise yatarak tedavi gördüğü ve şikâyetlerinin bulunmadığı tespit ve değerlendirmelerine yer vermiştir.

39. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, başvurucu İsmail Şeran'ın vekilinin 3/5/2017 tarihinde soruşturmanın genişletilmesi talebine ilişkin dilekçesinde yer alan taleplerin değerlendirildiği belirtilmiştir. Anılan dilekçede olaydan bir hafta önceki süreci ve olay gününü de kapsayacak şekilde Ceza İnfaz Kurumunun tüm kamera görüntülerinin, S.R.Ş.nin ailesi ile yapmış olduğu bir aylık telefon konuşmalarının kayıtlarının, her iki ölenin sağlık dosyalarının, tüm tedavi evrakının, tüm infaz ve koruma memurları hakkında yapılan şikâyetlerin ve şikâyet neticesinde açılan disiplin soruşturmalarının ve adli soruşturmaların, Ceza İnfaz Kurumunda maktullerle son bir aydır aynı koğuşu paylaşan kişilerin tanıklığının, S.R.Ş. ve C.A.nın telefon görüşmesi yaptığı aile fertlerinin bilgisine başvurulmak sureti ile beyanlarının alınması, ailelere bilgilendirmenin ne zaman ve ne şekilde yapıldığının Ceza İnfaz Kurumundan sorulması ve buna ilişkin kayıtların dosyaya alınması talep edilmiştir.

40. Başsavcılık kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında soruşturmanın genişletilmesine ilişkin talepler üzerine değerlendirme yaptığını, ailelere bilgilendirme yapılıp yapılmadığının sorulduğunu, Ceza İnfaz Kurumu tarafından ailelere Kurum görevlileri tarafından telefon edilmek sureti ile bilgi verildiğinin bildirildiğini, S.R.Ş.nin aile fertleri ile yaptığı bir aylık görüşmelerin dökümlerinin alındığını ve görüşmelerin içeriğinde yangın neticesinde meydana gelen ölüm olayına ilişkin bir hususun yer almadığını, S.R.Ş. ve C.A.nın sağlık dosyalarının ve tedavi evrakının getirtilerek dosya arasına alındığını, olay anına ilişkin kamera görüntülerinin çözümünün yapılarak dosyaya konulduğunu belirtmiştir. Başsavcılık ayrıca Ceza İnfaz Kurumunun bir hafta öncesini kapsayan tüm kamera görüntülerinin, infaz ve koruma memurları hakkındaki tüm şikâyet ve soruşturmaların dosya içine alınması talebinin, aynı koğuşta kalan tutuklu ve hükümlülerin ifadelerinin alınmasının, aile fertlerinin dinlenilmesi taleplerinin soruşturma konusu olay ile ilgisinin bulunmaması, taleplerin gerekçelendirilmemesi nedeniyle uygun görülmediğini anılan kararda değerlendirmiştir.

41. Başvurucular dosyada verilen gizlilik kararı nedeniyle erişimlerinin engellendiğini, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın üçüncü kişilerin fiziki müdahalesi olup olmadığı ile sınırlı tutulup kamu görevlilerinin ihmali iddialarının değerlendirilmeyerek eksik inceleme ile karar verildiğini, etkili soruşturma yürütülmediğini, çatı aramasının yapılmaması nedeniyle yangının çıkmasına neden olan çakmağın yakınlarının eline geçmesi ve pusulaların tespitinin yapılamayarak idarenin koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, yakınlarına psikolojik destek sağlanmadığını, yangın alarm sisteminin çalışmadığını, S.R.Ş.nin ölümü hakkında idare tarafından bilgilendirilmediklerini belirterek itirazda bulunmuşlardır.

42. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara başvurucular itiraz etmiş, Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği 23/2/2018 tarihli kararıyla itirazların reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

43. Bu karar 6/3/2018 ve 2/3/2018 tarihlerinde başvurucu vekillerine tebliğ edilmiştir.

B. Bireysel Başvuru Sonrasında Açılan Tam Yargı Davası Süreci

44. Başvurucu İsmail Şeran, Bakanlık Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne başvurarak olay nedeniyle uğradığı zararların tazmin edilmesini talep etmiştir.

45. Talebinin reddedilmesi üzerine başvurucu 2/4/2018 tarihinde Mardin 2. İdare Mahkemesinde 102.000 TL maddi ve manevi tazminat istemli tam yargı davası açmıştır.

46. Mahkeme 20/12/2019 tarihinde karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

''...davacılar yakını [S.R.Ş.nin] kişisel kusuru nedeniyle yaşamını yitirdiği, bu şekliyle idarenin eylemi ile zarar arasında mevcut bulunan illiyet bağının kesildiği kanaatine varılarak, davacıların tazminat istemlerinin reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır...''

47. Anılan karar aleyhine istinaf kanun yoluna başvurulduğundan Gaziantep Bölge İdare Mahkemesindeki 2020/426 Esas numaralı dava derdest olup henüz kesinleşmemiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

48. Benzer yöndeki içtihatlar için bkz. Meral Eşkili, B. No: 2013/7586 4/11/2015; Mehmet Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979, 20/5/2015.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

49. Anayasa Mahkemesinin 15/9/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

50. Başvurucular, yakınlarının tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda hastalıkları gerekçe gösterilerek denetime ve gözetime uygun olmayan geçici koğuşa alındıklarını, tedaviye uygun bir hastaneye sevk edilmediklerini, bu şekilde tecrit edilen yakınlarına psikolojik destek sağlanmadığını, yakınlarının ölümüne sebebiyet veren yangının çıkmasını engelleyici önlem alınmadığını, günde iki defa yapılması gereken çatı aramasının yapılmayarak bulundurulması yasak olan çakmağın diğer koğuşlardan temin edilmesinin engellenmediğini ve ölüm sebebinin yakınlarının yoğun dumana maruz kalmalarına bağlı karbonmonoksit zehirlenmesi olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular ayrıca Ceza İnfaz Kurumunda yangın alarm sisteminin mevcut olmaması veya varsa bile aktif olarak çalışmaması nedeniyle yangının fark edilmesinin zaman aldığını, böylece erken müdahale ile kurtarılabilecek olan yakınlarının kurtarılamadığını, Başsavcılıkça alınan gizlilik kararı nedeniyle müşteki olarak dosyaya erişimlerinin kısıtlandığını, incelemenin müteveffaların çıkardıkları yangın sonucu gerçekleştiği hususuyla sınırlı tutulup kamu görevlilerinin ihmali sonucu meydana gelen ölüm neticesinde eksik inceleme ve araştırmayla kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini ve bu karara itirazlarının yanıtsız bırakıldığını ifade ederek Anayasa'nın 17., 19., 36., 40., 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

51. Bakanlık görüşünde başvurucuların idarenin sorumluluğunun belirlenerek gerektiği takdirde zararın ödenmesini sağlayabilecek olan tam yargı davası yolunu tükettiklerine ilişkin herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığından başvuru yollarının tüketilmediğini değerlendirdikten sonra, başvurucuların yakınlarının yerleştirildiği G2 koğuşunun tekli oda ya da hücre olmayıp diğer hükümlü ve tutukluların kaldığı koğuşlardan hiçbir farkının bulunmadığını, çocukların tek kişilik koğuşlarda barındırılamayacak olması ve Ceza İnfaz Kurumunda çocuklara ayrılmış başka odaların bulunmaması sebebiyle başvurucuların yakınlarının doktor raporuna dayanılarak kontrolü daha kolay G2 koğuşuna alındıklarını, başvurucuların yakınlarının psikososyal servisi tarafından düzenlenen tüm etkinliklere katılımlarının sağlandığını bildirmiştir. Bakanlık başvurucuların yakınlarından S.R.Ş.nin 8/5/2016 tarihinde aşırı dozda ilaç içtiğini acil olarak kaldırıldığı hastanede gerekli tedavisinin yapılarak reçete düzenlendiğini, psikolog ile altı kere görüşme yapmasının sağlandığını belirtmiştir. Bakanlık ayrıca kamera görüntülerinden anlaşıldığı üzere yangının fark edilmesinin hemen ardından Ceza İnfaz Kurumu tarafından yangına müdahale edilerek başvurucularının yakınlarının tahliye edilip ambulansa sağ olarak teslim edildiğini, orada bulunan tüm personelin yangın tüpleri ve hortumlarıyla yangını söndürme çabasında olduğunu belirtmiştir. Bakanlık Başsavcılıkça olay ile ilgili derhâl soruşturma başlatılarak ölü muayene ve otopsi işlemlerinin gerçekleştirildiğini, olay yeri incelemesinin yapıldığını, olay yerinin fotoğraflandığını ve görüntülerin kaydedilmiş olup olay yeri krokisinin hazırlandığını, soruşturma kapsamında yapılan tüm işlemlere ayrıntılı şekilde yer verilerek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini belirtmiştir.

52. Bakanlık, olayın tüm koşullarının birlikte değerlendirilerek başvurucuların yakınlarının sağlığının korunması ve kendilerine zarar vermemesi için her türlü tedbirin alındığını, resen başlatılan soruşturmada ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konularak usul yükümlülüklerinin eksiksiz olarak makul sürede sonuçlandırıldığını belirtmiştir.

53. Bakanlık görüşüne karşı cevap veren başvurucu İsmail Şeran başvuru formunda ileri sürdüğü hususları tekrar ettikten sonra oğlu S.R.Ş.nin 8/5/2016 tarihinde intihara teşebbüs etmesinin ve psikolojik tedavi görmesinin psikolojik sorunlarının olduğunu gösterdiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca idare tarafından oğlunun ruh sağlığını korumaya ve olası risklere karşı önlem almaya yönelik tedbirlerin alınmadığını iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

54. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

 “Herkes, yaşama, ...hakkına sahiptir.”

55. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Devletin temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

56. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak incelendiğinde başvurucuların yaşam hakkı kapsamındaki şikâyetlerinin özünün yaşamın korunmamasına ve ölüm olayı hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesine ilişkin olduğu anlaşıldığından ihlal iddiaları yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.

57. Başvuru formunda S.R.Ş. ve C.A.nın öldürülme ihtimalinden söz edilmemiş, kendi eylemlerine karşı korunmadıklarını ileri sürülmüştür. Bu nedenle yaşam hakkının maddi boyutu yalnızca ölenlerin kendi eylemlerine karşı korunmadığı iddiası kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

58. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda başvurucular S.R.Ş.nin babası, C.A.nın anne ve babasıdır. Bu nedenle başvuruda, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

59. Bakanlık ceza soruşturması dışında diğer yargısal yolların tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olup olmadığı hususunun kabul edilebilirlik incelemesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

60. Başvuru konusu olayda yaşanan ölümün kasıtlı bir eylem sonucu meydana gelmediği ortadadır. Bu durumda, yaşanan olayda yetkili ve sorumlu olan kişilerin muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmalinin yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek olayda ortaya çıkan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almama gibi bir durumun bulunup bulunmadığına karar verilmesi gerekmektedir. Çünkü bu gibi durumlarda -birey kendi inisiyatifiyle hangi hukuk yoluna başvurmuş olursa olsun- insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 60-62).

61. Anayasa Mahkemesi 4/11/2015 tarihli kararı ile 2013/7586 numaralı bireysel başvuru dosyasında 13 çocuğun ceza infaz kurumunda yaşamını yitirdiği somut olaya benzer bir olayda bireysel başvuru yapılmadan önce başvurucular ile Bakanlık arasında uzlaşma sağlanarak başvuruculara tazminat ödenmesine karar verildiği hâlde başvurucuların yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri inceleyerek yaşam hakkının koruma yükümlülüğünün ve etkili ceza soruşturması yürütülmesi yükümlülüğünün ihlal edildiğine hükmetmiştir.

62. Bu nedenle başvurucuların Bakanlık görüşünde ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetleri açısından başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği konusunda karar verebilmek için somut olayda devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam hakkını korumak için sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem kurma” pozitif yükümlülüğünün kapsamının ve başvuru konusu olayda eğer varsa bu yükümlülüğün ne ölçüde yerine getirildiğinin tespiti gerekmektedir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 61).

63. Açıklanan gerekçelerle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başvuru yollarının tüketilmemesi dışında kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi ve başvurunun esas bakımından incelenmesi gerekmektedir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

64. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

65. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 74). Ceza infaz kurumlarında gerçekleşen ölüm olayları için de geçerli olabilecek bu yükümlülüğün ortaya çıkması için ceza infaz kurumu yetkililerinin kendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekmektedir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 72). Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitif yükümlülük yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53; Sadık Koçak ve diğerleri, § 74).

66. Tutuklanan veya hürriyeti bağlayıcı cezasının infazına başlanan kişilerin daha önce sahip oldukları pek çok özgürlükten mahrum kalmalarının ve günlük yaşamlarında ciddi nitelikte bir değişim yaşamalarının doğal bir sonucu olarak psikolojik durumları bozulabilmekte, dolayısıyla kırılgan ve korumasız bir konumda bulunan bu kişilerin intihar riski artabilmektedir. Bu nedenle yasal ve ikincil düzenlemelerin ceza infaz kurumu yetkililerine bu kişiler hakkında daha duyarlı ve dikkatli olma görevi yüklemesi, tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının tehlikeye atılmasını önleyici tedbirler alınmasını sağlaması gerekmektedir. Bu amaçla öncelikle ceza infaz kurumunda kalan kişilerin davranışlarının ve sağlık durumlarının takip edilmesi, gerektiğinde doktor muayenesine başvurulması, diğer yandan bu konuda eğilimi olduğu anlaşılanlar açısından kendileri için en uygun yerlerde kalmalarının temin edilmesi, intihar eylemlerinde kullanılabilecek kesici/delici eşyalara, kemer, çamaşır ipi veya ayakkabı bağcıkları gibi eşyalara el konması suretiyle bu tip risklerin azaltılmasına yönelik önlemlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 73).

67. Bu bağlamda bir tutuklunun veya hükümlünün kendine zarar verme ihtimalini kişi özgürlüğüne aşırı bir sınırlama getirmeyecek ölçüde en aza indirecek tedbirlerin alınması yetkililerden beklenebilecektir. Bir hükümlü veya tutuklu açısından daha sıkı tedbirlerin gerekip gerekmediği ve bunların uygulanmasının makul olup olmadığı, başvuru konusu yapılan her bir somut olayın koşullarına göre değişecektir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 74).

68. Yaşam hakkı kapsamında devletin öncelikle yaşamı tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak için yeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir. Aynı yükümlülük ceza infaz kurumlarında bulunan kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için de geçerlidir. Bu kapsamda ceza infaz kurumu yetkililerince yerine getirilecek kontrol ve denetim işlemleri ile bu konuda alınacak diğer tedbirlerin mevzuatta ayrıntılı olarak düzenlendiği daha önce Anayasa Mahkemesince tespit edilmiştir (Nejla Özer ve Müslim Özer, B. No: 2013/3782, 21/4/2016, §§ 74-89; Hilmi Moray, B. No: 2013/3053, 21/4/2016, §§ 25-36).

69. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

70. Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturma makamlarının resen ve derhâl harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin belirlenmesi imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yükümlülüğüne aykırılık oluşturabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57).

71. Ceza soruşturmasının etkililiğini sağlayacak hususlardan biri de fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olmasıdır. Ayrıca meşru menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının her olayda bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).

72. Soruşturmaların makul bir süratle yürütülmesi gerekir. Bazı durumlarda soruşturmanın ilerlemesine engel olan güçlükler bulunabilir. Ancak böyle bir durumda dahi yetkililerin süratle hareket etmeleri olayın aydınlatılabilmesi, hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması, hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

73. Başvurucular, geçici koğuşa hastalıkları sebebiyle alınan yakınlarına psikolojik destek sağlanmadığını, yasak olan çakmağın temininin engellenemediğini, Ceza İnfaz Kurumunda yangın alarm sisteminin mevcut olmaması nedeniyle yangına müdahalenin zamanında yapılamadığını iddia etmiştir.

74. Devletin ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ve hükümlülerin ruhsal anlamda kırılgan bir yapıya sahip olabilecekleri de düşünüldüğünde olası bir tehlike anında bu kişilerin güvenliğinin yeterli ölçüde sağlanması konusunda gerekli önlemleri alması gerekmektedir. Söz konusu yükümlülük, olası risklerin tutuklu ve hükümlülerin kasıtlı fiilleriyle veya ihmalleriyle gerçekleşmesinden bağımsız şekilde alınması gereken tedbirlere ilişkindir. Bu kapsamda ceza infaz kurumlarının inşası, organizasyonu, iç işleyişinin düzenlenmesi ile teknik ve fiziki yeterliliği konusunda görevlendirilmiş kamusal makamlarından ceza infaz kurumlarının güvenliği konusunda gerekli tedbirleri alması beklenir. Yangın gibi vücut bütünlüğünün korunması noktasında ciddi bir tehlike oluşturan olaylar açısından da olaya hızlıca müdahale edilip tutuklu ve hükümlülerin tehlikeli alandan kısa sürede uzaklaştırılmalarına imkân sağlayacak uygun araçlar temin edilmelidir. Yaşanacak bu tip tehlikeli olaylarda ciddi sonuçların meydana gelmesini engellemek adına yapısal eksikliklerin önceden öngörülmesi ve gerekli tedbirlerin alınması büyük bir öneme sahiptir (Meral Eşkili, B. No: 2013/7586, 4/11/2015, § 72).

75. Yangının ardından düzenlenen Olay Yeri İnceleme Tutanağı'nda yangın sensörü olduğu öğrenilen parçanın sarkık ve yanmış vaziyette olduğu bildirilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu müdürü Başsavcılıkça alınan ifadesinde de duman algılayıcı sensörlerin tüm koridorlarda çalışır durumda olduğunu belirtmiştir. Ölenlerin koğuşunda ve koridorlarda çalışır vaziyette yangın alarm sisteminin bulunup bulunmadığı net bir biçimde dosya kapsamından tespit edilememekle birlikte tüm şüpheli ifadeleri ile müşteki ve tanık beyanları dikkate alındığında yangından infaz ve koruma memurlarının dumanları fark etmesi üzerine haberdar olunduğu anlaşılmaktadır.

76. Somut olayda ölenlerin başka koğuşlarla pusula adı verilen kağıt parçaları yoluyla iletişim kurarak çocuk tutuklu ve hükümlülerin koğuşlarında bulundurulması yasak olan çakmağı elde ettikleri, meydana gelen olayın ardından yapılan çatı araması sonrasında düzenlenen tutanaktan anlaşılmaktadır. Yapılan arama sırasında "Ranzasında ölümü bekleyen mahkum", "Eğer yanacaksak ya da ölürsek beraber yanalım, beraber ölelim" ifadelerin yer aldığı S.R.Ş. kısaltması ile yazılan yazılar da bulunmuştur. Ceza İnfaz Kurumu müdürleri ile infaz ve koruma memurlarının beyanlarından anlaşıldığı üzere başvurucuların uyuz hastalığı sebebiyle G2 koğuşuna alındıkları 22/9/2016 tarihinden yangının meydana geldiği 28/9/2016 tarihine kadar anılan koğuşta çatı aramasının yapılmadığı anlaşılmaktadır. Ceza İnfaz Kurumu koğuşlarında özel hayatının gizliliğinin korunması amacı ile kamera sitemi de bulunmadığı dikkate alındığında hastalık nedeniyle geçici koğuşa alınan çocukların pusulalarla haberleşerek çakmak temin etmek konusunda bir zorlukla karşılaşmadıkları ortadadır.

77. Ruhsal anlamda kırılgan yapıda olmaları muhtemel olan tutuklu ve hükümlülerin bir de bulaşıcı bir hastalıkları bulunduğu gerekçesiyle ayrı bir koğuşa alınarak izole edilen çocuklar olduğu düşünüldüğünde daha da hassas bir durumun olduğu tartışmasız bir gerçektir. Diğer tutuklu ve hükümlülerden ayrı olarak tutuldukları geçici koğuşa alındıkları tarihten olayın meydana geldiği tarihe kadar geçen altı günlük sürede, ölen çocuklara psikolojik destek sağlandığı konusunda da dosya kapsamında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

78. Bakanlıkça gönderilen görüş yazısında başvurucuların yakınlarından S.R.Ş.nin 8/5/2016 tarihinde aşırı dozda ilaç içerek intihara teşebbüs ettiğinin belirtildiği dikkate alındığında yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda yetkililerin başvurucuların yakınlarının beden sağlığının yanı sıra ruhsal sağlık durumlarını da takip ederek kontrol altında tutmaya çalışması ve kendilerine zarar verme ihtimalini en aza indirecek tedbirler alması gerekmektedir.

79. Bütün bu değerlendirmeler ışığında Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin mahpusların yaşamını koruma konusunda yüklenen dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmediği, yangının çıkmasında ihmallerin bulunduğu ve bu ihmallerin basit bir dikkatsizliği veya değerlendirme hatasını aştığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucuların yakınlarının yaşamını korumak için gerekli önlemlerin alınmamasına ilişkin şikâyetlerin başvurucu lehine hükmedilecek bir tazminatla giderilebilecek nitelikte olmadığı (bkz. § 60) değerlendirilmiştir. Dolayısıyla somut olayda başvuru yollarının tüketilmesi kuralı bakımından bir sorun görülmemiştir.

80. Başvurucular, soruşturma dosyasına erişimin hukuka aykırı olarak engellendiğini ve soruşturma sonucunda verilen karara yaptığı itirazın gerekçesiz olarak reddedildiğini, etkili bir soruşturma yürütülmediğini ileri sürmüşlerdir.

81. Başvurucular her ne kadar dosyada verilen gizlilik kararı nedeniyle soruşturma dosyasına erişimlerinin kısıtlandığını iddia etmişlerse de erişimin kısıtlanması kararının etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün bir gereği olan soruşturmaya etkili katılım unsurunu ne şekilde engellediğine ilişkin açıklamada bulunmamışlar, iddialarını temellendirmemişlerdir. Kaldı ki başvurucu İsmail Şeran'ın soruşturmanın genişletilmesi taleplerinin her biri için başsavcılık tarafından değerlendirme yapıldığı dikkate alındığında başvurucuların yürütülen soruşturmaya etkili katılımda bulunmadığı söylenemeyecektir.

82. Somut olaya ilişkin soruşturmanın derhal başlatılarak olay yeri incelemesi, ölü muayene ve otopsi işlemlerin gecikmeksizin yapıldığı, başvurucuların yakınlarının kaldıkları G2 koğuşunda bulunma nedenlerinin ve bu koğuşta kaldıkları tarihlerin Ceza İnfaz Kurumundan bildirilmesinin talep edildiği, ölenlerin Ceza İnfaz Kurumunda bulunan sağlık dosyalarının, olay anına ilişkin kamera görüntülerinin, olay sonrasında hastanede tedaviye ilişkin yapılan işlemlere dair tüm belgelerin soruşturma dosyasına getirtilerek değerlendirildiği, olayın meydana gelmesinin ardından da yangının çıkış sebebine ilişkin uzman raporları alındığı anlaşılmıştır.

83. Yapılan soruşturmada, somut olayda kusurlu olabileceği düşünülen Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin sorumluluklarının incelendiği, üzerilerine düşen dikkat ve özeni yerine getirdiği kanaatine varılmış, suç işlediklerine dair yeterli delil elde edilemediği belirtilerek haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

84. Yukarıda ilkeleri ortaya konulan etkili soruşturma yükümlülüğünün unsurlarından soruşturma makamlarının resen ve derhâl harekete geçmesi gerektiği, soruşturmanın makul süratle yürütülmesi konularında başvurucular tarafından herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibi bu konularla ilgili olarak bir eksikliğin de bulunmadığı görülmektedir.

85. Ancak olaya ilişkin yürütülen soruşturmanın sonucunda Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin ihmalinin bulunduğu konusunda yeterli şüphe bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle Başsavcılıkça nesnel bir değerlendirme ile ihmallerin ortaya çıkarılmasını ve yapılan değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin etkili soruşturma yürütülmesi yükümlülüğüne ilişkin belirlenen ilkelere uygun olarak hesap verilebilirliğin sağlandığı etkili bir soruşturma yapılmadığı anlaşılmaktadır.

86. Açıklanan gerekçelerle yaşamı koruma yükümlülüğü ile etkili ceza soruşturması yürütülmesi yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

87. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

88. Başvurucu İsmail Şeran yaşam hakkının ihlalinin tespitine, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekli tedbirlerin alınmasına ve 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiş, başvuruculardan Atilla Akdeniz ve Gülüşan Akdeniz ise yaşam hakkının ihlalinin tespitine, yeniden etkili bir soruşturma yürütülmesine ve maddi ve manevi zararlarının tazminine hükmedilmesi talebinde bulunmuş; talep ettikleri tazminat miktarını belirtmemişlerdir.

89. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

90. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

91. İhlalin kovuşturmaya yer olmadığı ya da daimî arama kararı gibi bazı nedenlerle soruşturmanın sonlandırılmasından kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılması için kararın bir örneğinin ilgili Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden soruşturma yapılması sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden soruşturma yapılması kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili Cumhuriyet başsavcılığının yeniden soruşturma yapılması sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı Cumhuriyet başsavcılığının yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden soruşturma yapma kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

92. Mevcut başvuruda, başvuruya konu Başsavcılık soruşturmasında ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulamadığı, yürütülen soruşturmanın teoride olduğu gibi fiilen de hesap verilebilirliği sağlayamadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam hakkının hem maddi hem de usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir. Buna göre ihlalin soruşturma makamlarının ve idarenin eylemlerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

93. Bu durumda yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden soruşturma ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda ilgili Cumhuriyet başsavcılığının yapması gereken iş, önceki kovuşturmaya yer olmadığına dair kararını kaldırmak ve akabinde ihlal kararında tespit edilen eksiklikleri giderecek şekilde yeni bir soruşturma yapmaktan ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

94. Öte yandan yaşam hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle ve yeniden soruşturma suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucu İsmail Şeran yönünden Mardin 2. İdare Mahkemesinde devam etmekte olan tam yargı davası gözetilerek sadece yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinden kaynaklanan zararlarının tazmini için net 50.000 TL manevi tazminatın ödenmesine, başvurucular Atilla Akdeniz ve Gülüşan Akdeniz yönünden ise toplam 135.000 TL manevi tazminatın müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

95. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucular Atilla Akdeniz ve Gülüşan Akdeniz'in bu konuda herhangi bir belge sunmamış olmaları nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

96. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucu İsmail Şeran'a ödenmesine; 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucular Atilla Akdeniz ve Gülüşan Akdeniz'e müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucu İsmail Şeran'a net 50.000 TL manevi tazminatın ÖDENMESİNE,

E. Başvurucular Atilla Akdeniz ve Gülüşan Akdeniz'e net 135.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucu İsmail Şeran'a ÖDENMESİNE; 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucular Atilla Akdeniz ve Gülüşan Akdeniz'e MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 15/9/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Atilla Akdeniz ve diğerleri, B. No: 2018/10220, 15/9/2021, § …)
   
Başvuru Adı ATİLLA AKDENİZ VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2018/10220
Başvuru Tarihi 2/4/2018
Karar Tarihi 15/9/2021
Birleşen Başvurular 2018/10763

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, ceza infaz kurumunda çıkan yangın sonucunda önleyici tedbir alınmaması sonucu iki tutuklunun hayatını kaybetmesi ve bu olaya ilişkin olarak etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Kamu görevlisinin ihmali sonucu öldürülme, ağır yaralanma (ceza infaz kurumunda) İhlal Manevi tazminat, Yeniden soruşturma

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 153
5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 6
16
18
57
71
78
82
4207 Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun 2
KHK 659 Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 12
Tüzük 6/4/2006 Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük 5
130
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi