logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ömer Faruk Kavurmacı, B. No: 2018/12166, 7/9/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ÖMER FARUK KAVURMACI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/12166)

 

Karar Tarihi: 7/9/2021

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Muzaffer KORKMAZ

Başvurucu

:

Ömer Faruk KAVURMACI

Vekili

:

Av. Abdullah PEHLİVAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında savunma hakkına riayet edilmemesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/5/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından başvurucunun bu kararda incelenen şikâyetleri haricindeki diğer iddialarının kabul edilemez olduğuna, karara konu olan iddiaların kabul edilebilirlik incelemesinin ise Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan çok sayıda kişi hakkında soruşturma başlatılmıştır.

10. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra Türkiye Sanayicileri ve İş Adamları Konfederasyonu (TUSKON) ve alt federasyonları ile bu federasyonların altında yer alan iş adamları dernekleriyle irtibatlı kişiler hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştır. Başvurucu 16/12/2016 tarihinde Başsavcılıkta ifade vermiştir.

11. Başvurucunun ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Babama ait olan ve yönetim kurulu başkanı olduğum Aydınlı Grup yaklaşık 60-70 yıldır tekstil alanında faaliyet gösteren ve kendi ayakları üzerinde duran bir şirkettir. Ben kesinlikle iddia edilen terör örgütü içerisinde hiçbir zaman faaliyet göstermedim. Ortağı bulunduğum şirketin de söz konusu örgütün desteğini alarak büyümesi ya da bu örgütü desteklemesi kesinlikle söz konusu olmamıştır. Ben önceki ifadelerimde ve sorgumda sorulan sorulara içtenlikle cevap verdim. Üyesi bulunduğum dernekten 2014 yılı başlarında ayrıldım. TUSKON, devlet büyüklerimizin de büyük destek verdiği bir konfederasyondu. Zaten benim faaliyet alanım sadece TUSKON'da değil, İstanbul Sanayi Odası, İstanbul Hazır Giyim İhracatçılar Birliği gibi kuruluşlarda da devam etmiştir. TUSKON'un 5. Olağan Genel Kurulu'nda sadece toplantının başında yapılan konuşmayı giriş olarak alkışladığım kayıtlardadır. Konuşmacı R.N.M.nin devam eden ifadelerine verdiğim tepki de aynı görüntülerde yer almaktadır. Buna ilişkin avukatlarımın yaptırdığı incelemeyi dosyaya sunmuştuk. İşyerinde bulunan kitap ve materyalle ilgili de net şekilde savunmamı yapmıştım. BankAsya'ya yatırılan paralar benim şahsi hesabımdan değil, bu dosyada da şüpheli olan babam M.Ş.K.nın şirket hesabından ve kendi imzasıyla yatan paralardır. Abim A.S.K. daha önceden şirket yönetimindeydi ancak anılan cemaat ile yoğun bağlantısı nedeniyle babam şirket yönetim kurulu başkanlığını ona değil bana verdi. Babam kesinlikle FETÖ'cü olmayıp, nurcuların Suffe Vakfı Grubuna dahildir. Bu grubun da Fetullah Gülen'le çekişmesi herkesin malumudur. Buna rağmen ve benim abim ile aramın açık bulunması karşısında örgüt ile benim irtibatlandırılmam kesinlikle haksızlıktır. TUSKON Yönetim Kurulu'ndan ilk istifa edenlerden biriyim, bunu da noter belgesiyle ispatladım. İstifa ettiğini söyleyip, bunu belgelendiremeyenler dışarıda ancak ben tutukluyum. İstifamın hemen ardından iki çocuğumu da örgütün kontrolünde olduğu tespit edilen okullardan derhal aldım. ByLock kullanıcısı da hiçbir zaman olmadım. Örgütle fiili hiçbir irtibatım olmamıştır. Tüm bu nedenlerle serbest kalmak istiyorum, ayrıca ben epilepsi hastasıyım ve ilaç kullanmaktayım, buna ilişkin cezaevinde kayıtlarım vardır. Hastalık nöbet riskim vardır ve yanımda birisi olmaz ise bu durum hayati sonuçlar doğurabilir."

12. Başsavcılık, başvurucuyu anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanması istemiyle İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

13. İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği 8/9/2016 tarihinde sorgusunu yaptıktan sonra başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

" ...Şüpheli Ömer Faruk KAVURMACI'nın TUSKON yönetim kurulu üyesi olduğu, iş yerine yapılan aramada örgüt başı Fetullah GÜLEN'e ait kitap ve CD'lerin bulunduğu, şüphelinin 01/03/2014 tarihinde yapılan TUSKON'un genel kuruluna katıldığı ve şüpheli hakimliğimize sunulan fotoğrafta alkışlamadığını/tavır gösterdiğini beyan etmiş ise de; soruşturma dosyasında bulunan fotoğrafta alkış hareketinde bulunduğu, şüphelinin beyanında geçtiği gibi aile şirketinin Bank ASYA üzerinde hisse sahibi olduğu, şüpheli hisselerinin zarara uğramaması amacıyla 17-25'ten sonra Bank ASYA'ya para aktarımında bulundukları, aynı kapsamda soruşturması yapılan 3 şüphelinin beyanında geçtiği gibi şirkette Terör Örgütü Başı Fetullah GÜLEN'e bağlı hocanın gelerek sohbetlerde bulunduğu anlaşılmakla ...

...

Şüphelilerin üzerine atılı, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan; şüphelilerin üzerine atılı suçun TCK 314/2. maddesinde sayılı suçlardan olduğu, atılı suçun niteliği, mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını ve yukarıda sayılan ve gösteren olguların varlığı, atılı suçun yasada öngörülen cezasının üst sınırı, bu aşamada adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşıldığından CMK' nun 100 ve devamı maddeleri uyarınca şüphelilerin ... TUTUKLANMALARINA ... karar verildi."

14. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği 21/9/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.

15. Başsavcılık 28/4/2017 tarihli iddianameyle başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır. Aynı iddianame ile başvurucuyla birlikte toplam 86 şüpheli hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı çeşitli suçlardan dava açılmıştır.

16. FETÖ/PDY'ye ilişkin genel açıklamaların da yer aldığı iddianamede FETÖ/PDY'nin kuruluşuna ve tarihçesine, hangi amaç ve saikle kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve son olarak şüphelilerin gerçekleştirdiği eylemlere değinilmiştir. Buna göre iddianamede;

i. Başvurucunun, Aydınlı Hazır Giyim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin ortaklarından olduğu belirtilerek adı geçen Şirketten hesabına havale yapılan gerçek kişilerin ekseriyetle FETÖ/PDY ile bağlantılı çeşitli suçlardan haklarında soruşturma yapılan kişiler oldukları, tüzel kişilerin (dernek, sendika, okul, dershane ve vakıf) ise tamamının FETÖ/PDY ile iltisakı ya da irtibatı nedeniyle 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında faaliyetlerine son verilen kuruluşlar olduğu,

ii. Mali Suçları Araştırma Kurulunun 9/1/2017 tarihli analiz raporuna göre 15/8/2016 tarihli ve 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname (672 sayılı KHK) ile kapatılan Ufuksema Eğitim İşletmeleri Ticaret A.Ş. çalışanı oldukları tespit edilen A.D., A.Y., H.P., H.İ.Y., İ.S., K.E., M.N.S., Ş.Ç. ve S.K.nın aynı günde (16/6/2011 tarihinde) Bank Asyadaki hesaplarından adı geçen Şirketin hesaplarına -birbirine yakın tutarda- gerçekleştirdikleri havale işlemlerinin "izaha muhtaç ve dikkat çekici" bulunduğu, benzer işlemlerin bu kez Ümit Eğitim, Ufuk Eğitim ve Nema Eğitim isimli işletme çalışanları tarafından aynı tarihte (29/11/2012 tarihinde) ve birbirine yakın tutarlarla tekrarlandığı,

iii. Şirket hesaplarından yine Şirketin çalışanı olan A.İ.G.nin hesabına 1/4/2014-23/6/2014 tarihleri arasında fazla miktarda havale ve EFT işlemi gerçekleştirildiği, bu kişinin 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 672 sayılı KHK uyarınca FETÖ/PDY ile iltisakı nedeniyle kapatılan Gelişim Platformu Derneğinin üyesi, yöneticisi ve kurucusu olduğu, ayrıca hakkında İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliğince çıkarılan yakalama kararı bulunduğu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yurt dışına çıktığı ve hesabındaki parayı Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan hesaplarına aktarmak istediğinin tespit edildiği; benzer şekilde Şirket hesaplarından 18/8/2016 tarihine kadar şirket çalışanı olan K.U.nun hesaplarına on altı işlemde toplam 352.000 TL tutarında havale ve EFT işlemi gerçekleştirildiği, bu kişinin de hakkında (FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında) İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğince çıkarılan yakalama kararı bulunduğu,

iv. 672 sayılı KHK kapsamında FETÖ/PDY ile iltisakı nedeniyle kapatılan kurumlardan olan Çağ Öğretim İşletmeleri A.Ş.nin hesaplarına FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan hakkında soruşturma bulunan ve hâlen kaçak olduğu belirtilen şirket ortağı A.S.K.nın hesaplarından 16/4/2014 tarihinde dört işlemde toplam 74.476 TL, yineşirket ortağı olan başvurucunun hesaplarından da toplam 13.600 TL tutarlarında EFT yapıldığı,

v. Başvurucunun Yönetim Kurulu başkanı olduğu Şirkete 15/8/2016 tarihli ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında KHK uyarınca İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 23/1/2017 tarihli kararı ile kayyım atandığı,

vi. Başvurucunun 2010-2014 yılları arasında TUSKON Yönetim Kurulu üyeliği yaptığı, 1/3/2014 tarihinde gerçekleştirilen TUSKON 5. Olağan Genel Kurulunda bulunduğu, bu toplantıda yeniden TUSKON Yönetim Kurulu üyesi seçildiği ve istifasına kadar bu görevini sürdürdüğü belirtilmiştir.

vii. Soruşturma kapsamında dinlenen gizli tanık "Berat"ın başvurucunun Yönetim Kurulu başkanı olduğu Aydınlı Hazır Giyim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğuna ve isimlerini verdiği şirket çalışanı/ortağı kişilerin örgüt içinde faaliyet gösterdiğine ilişkin beyanının bulunduğu ifade edilmiştir.

17. Başvurucu 1/5/2017 tarihinde tahliye talebinde bulunmuş, talebi değerlendiren İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği 3/5/2017 tarihinde hakkında (yurt dışına çıkış yasağı ve belirlenen günlerde imza verme şeklinde) adli kontrol tedbiri uygulanması şartıyla başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...Talep ve soruşturma dosyasının yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda; dilekçe ekinde sunulan Acıbadem Hastanesi'nin 18.04.2017 tarih ve 12-12485472 sayılı raporuna göre; şüpheli ÖMER FARUK KAVURMACI hakkında 2005 yılında Post Viral Ensefalit atağı sonucu Epilepsi tanısı konulduğu, Epdantion ve Tegratol tedavisi Epilepsi kontrol altına alınarak dönemsel Nöroloji takibinde kaldığı, şüpheli hastanın sürekli ve seri çekilen EEG raporunda Fokal biyoelektirik dizorganizasyon lehine yorumlandığı, cezaevi koşullarının şüpheli üzerinde olumsuz etkilerinin bulunabileceği, şüphelinin 2009 yılında PSG çalışmasında 'Santral uyku Apnesi' 2010 yılında ise 'Hipovitaminöz ve Hipoglisemi' sorunun tespit edildiği, şüphelinin mevcut olan epilepsi hastalığı ile seyreden 'Hipoglisemi ve Santrol Uyku Apnesi' nin varlığı ile Epileptik Atakların nüksü artırdığı, bu suretle şüphelinin yalnız kalması, oruç veya uzun saatler aç kalması, araç, uzun süre elektronik cihaz kullanmasının sakıncalı olduğunun tespit edildiği, buna göre şüphelinin mevcut ciddi sağlık sorunları dikkate alındığında tutukluluk halinin devamının şüpheli için ileride telafisi mümkün olmayan durumlara sebebiyet verebileceği, tutuklama tedbirinden beklenen faydanın sağlanmış olması, şüphelinin tutuklu kaldığı süre, bu aşamadan sonra tutuklama tedbiri yerine adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yeterli olacağı, şüphelinin bu aşamada tutuklama tedbirinin ölçülü ve orantılığı olmayacağı, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yeterli olacağı anlaşıldığından tahliye talebinin kabulü ile CMK' nun 100. - 108. maddeleri uyarınca şüpheli ÖMER FARUK KAVURMACI'nın tutukluluk halinin kaldırılmasına, şüpheli hakkında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına... [karar verildi.]"

18. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 14/6/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne, E.2017/141 sayılı dosya üzerinden kovuşturmanın başlamasına ve başvurucu hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarılmasına karar vermiştir. Tutuklamaya yönelik yakalama emrinin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık ÖMER FARUK KAVURMACI'nın üzerine atılı FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçuna ilişkin olarak, atılı suçun CMK'nun 100/3-a.11 maddesinde sayılan katalog suçlardan olması, soruşturma dosyası kapsamındaki banka kayıtları, arama ve el koyma tutanakları, şirket kayıtları, ticaret sicil kayıtları, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne ait derneklere ilişkin yönetim ve denetim kurulu üyeliklerine ilişkin kayıtlar, TUSCON 5. Olağan genel kuruluna ilişkin kamera kayıtları ile çözüm tutanağı gözönüne alındığında sanığın atılı suçu işlemiş olabileceğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut deliller bulunması, sanığın üyesi olduğu iddia olunan terör örgütünün hiyerarşik yapısı içerisinde orta ve üst düzeyde görev yaptıkları ileri sürülen birçok kişinin yurt dışına kaçmaları ve halen kaçak durumda bulunmaları, dosyamızdaki iddianameye konu bir kısım sanıkların kaçak olması, soruşturma evresinde 106 şüphelinin kaçak oldukları tespit edilerek haklarındaki evrakın tefrik edilmiş olması hususları gözönüne alındığında sanığın örgüt üyesi olması halinde yurt dışına kaçabileceği yönünde mahkememizde kanaat oluşması, bu hususlar dikkate alındığında CMK 109 maddesinde ön görülen adli kontrol tedbirlerinden bir veya birkaçının uygulanmasının amaca ulaşmakta yetersiz kalacağı, tutuklama tedbirine müracaat edilmesinin hem dosya kapsamı itibariyle hem ceza adaleti gereği gerekli ve ölçülü olduğu, her ne kadar adı geçen sanığın soruşturma evresinde sağlık sorunları nedeniyle tahliyesine karar verilmiş ise de; sanığın Silivri Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu süre içerisinde Silivri Devlet Hastanesinden aldırılan 21/03/2017 tarih ve 313 sayılı sağlık kurulu raporu ile 'Hapis cezasının infazı veya tutuklu kalması mahkumun hayatı için kesin bir tehlike arz etmediğini, ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettirebileceğine, hastalığının sürekli bir tedaviyi gerektirmesi gibi zorunlu hallerin olmadığına' karar verildiği, tahliye kararına gerekçe tutulan Acıbadem Hastanesinin 18/04/2017 tarihli İç Hastalıkları uzmanının görüşünü içerir yazısında belirtilen sağlık sorunlarının ise, bu tarihten önce gerçekleşen ve sanığın tedavi gördüğü rahatsızlıklara ilişkin bulunduğu gözönüne alınarak sanık hakkında CMK nun 94 ve 100 maddeleri uyarınca TUTUKLANMASI AMACIYLA YAKALAMA EMRİ ÇIKARTILMASINA... [karar verildi.]"

19. Kollukça hazır edilen başvurucu, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/6/2017 tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yeniden tutuklanmıştır. Tutuklama kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık ÖMER FARUK KAVURMACI hakkında İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi'nce çıkartılan 16/06/2017 tarih ve 2017/141 Esas sayılı yakalama emrinde 'Sanığın Silivri Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu süre içerisinde Silivri Devlet Hastanesinden aldırılan 21/03/2017 tarih ve 313 sayılı sağlık kurulu raporu ile 'Hapis cezasının infazı veya tutuklu kalması mahkumun hayatı için kesin bir tehlike arz etmediğini, ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettirebileceğine, hastalığının sürekli bir tedaviyi gerektirmesi gibi zorunlu hallerin olmadığına' karar verildiği, tahliye kararına gerekçe tutulan Acıbadem Hastanesinin 18/04/2017 tarihli İç Hastalıkları uzmanının görüşünü içerir yazısında belirtilen sağlık sorunlarının ise, bu tarihten önce gerçekleşen ve sanığın tedavi gördüğü rahatsızlıklara ilişkin bulunması nedeniyle 'tutuklamaya yönelik' yakalama emri düzenlenmesine karar verildiği, huzurda bulunan sanığın yakalama emrinde kimlik bilgileri belirtilen kişi ile aynı şahıs olup kimlik bilgilerinin örtüştüğü anlaşıldığından sanığın CMK 94-100 ve devamı maddelerince TUTUKLANMASINA... [karar verildi.]"

20. Başvurucu hakkında çeşitli tarihlerde dosya üzerinden yapılan incelemeler sonucunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

21. Son olarak Mahkeme 30/3/2018 tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

22. Başvurucunun anılan karara itirazı, İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10/4/2018 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Bu karar başvurucuya 18/4/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 4/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

24. Kovuşturmanın devamında başvurucunun KakaoTalk adlı programı mobil telefonuna indirdiğine ilişkin bilirkişi raporu ile başvurucunun ortağı olduğu ve imza yetkisinin bulunduğu şirket tarafından 31/12/2013 ve 27/1/2014 tarihlerinde iki farklı bankadan toplam 30.000.000 Amerikan doları tutarında kredi çekilip bu paranın Şirketin Bank Asyada bulunan hesabına yatırıldığını belirten bilirkişi raporu yargılama dosyasına girmiştir.

25. Mahkeme soruşturma aşamasında dinlenen tanıkların yanı sıra 3/2/2020 tarihli duruşmada R.K. adlı yeni bir tanığı dinlemiştir. Tanık R.K. beyanında özetle 2004-2011 yılları arasında başvurucu ve başvurucunun ağabeyi A.S.K.nın Bakırköy'de örgütün mütevelli heyeti toplantılarına katıldığını, örgüt içinde üst sınıf olarak kabul edilen A mütevelli kişilerin katıldığı bu toplantılarda başvurucuyu en az beş kez gördüğünü, 2011 yılı itibarıyla örgüt içindeki görev yerinin değişmesi sebebiyle başvurucu hakkında bu tarihten sonra herhangi bir bilgisinin olmadığını ifade etmiştir.

26. Mahkeme, aynı duruşmada başvurucunun dosyasının tefrik edilmesine ve yargılamanın E.2020/40 sayılı dosya üzerinden devam etmesine karar vermiştir.

27. Başsavcılık 7/2/2020 tarihinde esas hakkındaki mütalaasını vermiştir. Mütalaanın başvurucuyla ilgili kısmı şöyledir:

"Sanığın cep telefonunda Kasım-Aralık 2015 tarihli Kakaotalk uygulaması giriş-çıkış kayıtlarının bulunduğu, her ne kadar sanık hakkında fetö silahlı terör örgütüne özgü iletişim programı olan bylock kaydı bulunamamışsa da sanıkta bulunan uygulamanın kullanım tarihin bylock programının kullanımının bitirilip diğer sair iletişim programlarına geçildiği tarihle uyumlu olduğu, diğer kaçak sanık [A.S.K.ya] gönderildiği ve sanık [M.Ş.K.] tarafından hazırlatıldığı düşünülen mektup yazısının başlangıç bölümünün sanığın cep telefonu notlar bölümünde bulunduğu, söz konusu notun 23.03.2016 tarihinde oluşturulduğu ve 31.03.2016 tarihinde değiştirildiği,... her ne kadar sanık şahsi olarak Bank Asya hesabının olmadığını, şirket hesaplarının olduğunu beyan etmişse de, Bank Asya’dan alınan sanık bazlı bilgiler kapsamında sanığın bir adet 0 TL bakiyeli TL hesabının bulunduğu, bunun dışında 2’si kapalı olmak üzere 3 adet kredi kartının olduğunun anlaşıldığı, sanığın sorgu aşamasındaki ifadesinde babası olan sanığın Bank Asya’nın kurucu ortaklarından olmasından dolayı 17-25 Aralık sonrası ve Bank Asya’nın zor durumda olması sebebiyle bir miktarda para yatırlımış olabileceğinin beyan ettiği, ancak mahkeme aşamasında söz konusu para yatırma hususunun Ocak 2015 tarihinde olduğu şekilde çelişkili beyanda bulunduğu,

...

Aydınlı Holding kayyımunun 14.12.2018 tarihinde mahkemeye sunduğu belgede Odeabank ve Halkbank’tan 20 milyon ve 10 milyon, toplamda 30 milyon USD kredi alındığı, toplanan bu paraların önce Garanti Bankası’na oradan da Asya Katılım hesabına aktarıldığı, söz konusu 20 milyon USD kredinin 31.12.2013 tarihinde, 10 milyon USD kredinin ise 27.01.2014 tarihinde çekildiği, çekilen kredi tarihlerinin örgüt tarafından talimat ile Bank Asya’nın düzeltilmesi için yapılacak olan eylemler kapsamında kaldığı, kredi çekilme tarihlerinin talimattan çok kısa bir süre içerisinde gerçekleştiği, şöyle ki söz konusu toplanan paralar ile Bank Asya’dan 345.000 USD bir getiri olurken, her iki bankadan çekilen kredinin maliyetinin 1.480.000 USD olduğu, söz konusu getiri ve götürü oranının basiretli bir tacirin yapması gereken bir faaliyet olmadığı, ancak örgüt faaliyeti kapsamında uyumlu bir eylem olduğu,

...

Aydınlı Holding bünyesindeki Aydınlı Hazır Giyim A.Ş.’nin Kasım 2016 tarihine kadar yapılan şirket pay sahipleri oranında sanık M.Ş.K.nın %53, diğer sanıklar Ö.F.K.nın %1, A.S.K.nın %1 hissenin olduğu, Kasım 2016 tarihinde kadar bu durumun devam ettiği, bu haliyle %1 hissesi bulunan sanıkların bile aktif bir şekilde şirkette rol aldığı, örgüt içi talimatları uygulamada büyük hisse, küçük hisse gibi bir durumun olmadığı, hisse oranlarının sembolik olduğu, devamla Haziran 2014 tarihinde noter belgesinde şirketin A, B, C, D,... şekilde imza yetki bölümlerinin olduğu, en yetkili imza kısmında sanıklar M.Ş.K ve Ö.F.K.nın bulunduğu ve A Grubu İmza sahipleri olduğu, kaçak sanık A.S.K.nın B Grubu İmza sahibi olduğu, her ne kadar birçok belge ve yazışmada sanık A.S.K.nın adı ve talimatı geçmekte ise de, asıl son söz ve imza işleminde diğer sanıkların yetkisinin ve bilgisinin olduğu, imza ve onay vermeden işlemlerin sonuçlanamayacağı, bu haliyle tüm sanıkların şirket içinde hem aktif, hem bilgi sahibi, hem de irtibatlı olduğunun anlaşıldığı, MASAK raporu doğrultusunda şirket içinde aynı miktarda çok sayıda kişinin KHK ile kapatılan, fetö ile irtibatlı ve iltisaklı Ümit Eğitim, Ufuk Eğitim, Nema Eğitim, Ufuksema Eğitim gibi kurumlara para transferi yaptığının tespit edildiği,

...

Sanık hakkında tanık [R.K.nin] vermiş olduğu ifade 2004-2011 yılları arasında sanık Ömer Faruk Kavurmacı ve abisi [A.S.K.nın] Bakırköy’de mütevelli heyeti toplantılarına katıldığını beyan ettiği, fetö silahlı terör örgütü bünyesinde o dönem cemaat içinde A mütevelli olarak 5-6 kez fiilen sanığın tanık tarafından görüldüğü, sanığın konumu gereği maddi yardım kapsamında sohbetlerde yer aldığı, kurban-burs hedefi konularının konuştuğu, tanığın 2011 yılı itibariyle görev yerinin değişmesi sebebiyle sanıklar hakkında bilgisinin kalmadığı, bu haliyle sanığın fetö silahlı terör örgütü bünyesinde hareket ettiği, örgütün emir ve talimatlarını şirketleri aracılığıyla yerine getirdiği..."

28. Mahkeme 21/2/2020 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanması şartıyla tahliye edilmesine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Sanığın cep telefonunda Kasım-Aralık 2015 tarihli Kakaotalk uygulaması giriş-çıkış kayıtlarının bulunduğu, her ne kadar sanık hakkında Fetö silahlı terör örgütüne özgü iletişim programı olan bylock kaydı bulunamamışsa da sanıkta bulunan uygulamanın kullanım tarihinin bylock programının kullanımının bitirilip diğer sair iletişim programlarına geçildiği tarihle uyumlu olduğu, diğer kaçak sanık [A.S.K.ya] gönderildiği ve sanık [M.Ş.K.] tarafından hazırlandığı düşünülen mektup yazısının başlangıç bölümünün sanığın cep telefonu notlar bölümünde bulunduğu, söz konusu notun 23.03.2016 tarihinde oluşturulduğu ve 31.03.2016 tarihinde değiştirildiği,

Emniyetten dava dosyasına gönderilen bilgi notunda sanık Ömer Faruk Kavurmacı'nın KHK ile kapanan ve fetö silahlı terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olan Büyükçekmece San. ve İşadamları Derneği, Türkiye İşadamları ve San. Kon. (Tuskon) ve İstanbul Genç Girişimciler Derneği üyesi olduğunun tespit edildiği,

...

Aydınlı Holding kayyımının 14.12.2018 tarihinde mahkemeye sunduğu belgede Odeabank ve Halkbank'tan 20 milyon ve 10 milyon, toplamda 30 milyon USD kredi alındığı, toplanan bu paraların önce Garanti Bankası'na oradan da Asya Katılım hesabına aktarıldığı, söz konusu 20 milyon USD kredinin 31.12.2013 tarihinde, 10 milyon USD kredinin ise 27.01.2014 tarihinde çekildiği, çekilen kredi tarihlerinin örgüt tarafından talimat ile Bank Asya'nın ayağa kaldırılması için yapılacak olan eylemler kapsamında kaldığı, kredi çekilme tarihlerinin talimattan çok kısa bir süre içerisinde gerçekleştiği, söz konusu toplanan paralar ile Bank Asya'dan 345.000 USD bir getiri olurken, her iki bankadan çekilen kredinin maliyetinin 1.480.000 USD olduğu, söz konusu getiri ve götürü oranının basiretli bir tacirin yapması gereken bir faaliyet olmadığı, ancak örgüt faaliyeti kapsamında uyumlu bir eylem olduğu,

...

Aydınlı Holding bünyesindeki Aydınlı Hazır Giyim A.Ş.'nin Kasım 2016 tarihine kadar yapılan şirket pay sahipleri oranında sanık M.Ş.K.nın % 53, diğer sanıklar Ömer Faruk Kavurmacı'nın % 1, A.S.K.nın % 1 hissenin olduğu, Kasım 2016 tarihinde kadar bu durumun devam ettiği, bu haliyle % 1 hissesi bulunan sanıkların bile aktif bir şekilde şirkette rol aldığı, örgüt içi talimatları uygulamada büyük hisse, küçük hisse gibi bir durumun olmadığı, hisse oranlarının sembolik olduğu, Haziran 2014 tarihinde noter belgesinde şirketin A, B, C, D,... şekilde imza yetki bölümlerinin olduğu, en yetkili imza kısmında sanıklar M.Ş.K ve Ömer Faruk Kavurmacı'nın bulunduğu ve A Grubu imza sahipleri olduğu, kaçak sanık A.S.K.nın B Grubu imza sahibi olduğu, her ne kadar birçok belge ve yazışmada sanık A.S.K.nın adı ve talimatı geçmekte ise de, asıl son söz ve imza işleminde diğer sanıkların yetkisinin ve bilgisinin olduğu, imza ve onay vermeden işlemlerin sonuçlanamayacağı, bu haliyle tüm sanıkların şirket içinde hem aktif, hem bilgi sahibi, hem de irtibatlı olduğunun anlaşıldığı,

...

MASAK raporu doğrultusunda şirket içinde aynı miktarda çok sayıda kişinin KHK ile kapatılan, fetö ile irtibatlı ve iltisaklı Ümit Eğitim, Ufuk Eğitim, Nema Eğitim, Ufuksema Eğitim gibi kurumlara para transferi yaptığının tespit edildiği, şirket hesabında çoğunlukla maaş ödemesi ve alışveriş puan kartı satışlarının fetö silahlı terör örgütü ile irtibatlı kişilere yapıldığı,

...

Sanık hakkında tanık [R.K.nin] vermiş olduğu ifadede 2004-2011 yılları arasında sanık Ömer Faruk Kavurmacı ve abisi [A.S.K.nın] Bakırköy'de mütevelli heyeti toplantılarına katıldığını beyan ettiği, fetö silahlı terör örgütü bünyesinde o dönem cemaat içinde A mütevelli olarak 5-6 kez fiilen sanığın tanık tarafından görüldüğü, sanığın konumu gereği maddi yardım kapsamında sohbetlerde yer aldığı, kurban-burs hedefi konularının konuşulduğu, tanığın 2011 yılı itibariyle görev yerinin değişmesi sebebiyle sanıklar hakkında bu tarihten sonra bilgisinin kalmadığı,

...

Sonuç olarak sanıkların ve şirketlerinin suçun unsurlarını oluşturan örgütsel eylemlerde bulundukları, sanıkların Fetö silahlı terör örgütü üyesi oldukları, bu haliyle sanıkların Fetö silahlı terör örgütü bünyesinde hareket ettikleri, örgütün emir ve talimatlarını şirketleri aracılığıyla yerine getirdikleri; sohbet, toplantı, Asya Katılım bankası ile borç ilişkisi, himmet, kurban vs. örgütsel eylemler, yapılan ticari faaliyetlerde diğer örgüt üyesi kişi ve şirketlerin tercih edilmesi, yapılan işlemlerin çokluğu ve parasal büyüklüğü de dikkate alındığında hayatın olağan akışına aykırı ve tesadüf olamayacak kadar çok kişi ve kurumla olan örgütsel ilişkileri, sanıklar hakkındaki gizli tanık beyanları ve bu husustaki sohbet, himmet ve büyük mütevelli heyetindeki konumu ve yaptıkları örgütsel eylemler ve tefrik edilen dosya kapsamındaki diğer sanıklarla olan kısmi ilişkileri de birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların örgütle canlı ve geçişken olan organik bağ kurdukları, bu organik bağın emir ve talimat almaya ve vermeye müsait bir hiyerarşi ilişkisi doğurduğu, sanıkların örgütle ilişkisinin yakalanma günü olan 18.08.2016 tarihine kadar devam ettiği, sanıkların mahkumiyet hükmüne esas alınan deliller itibariyle örgütle süreklilik arz edecek bir ilişki içinde oldukları, örgüt üyesi olduklarının kanıtı olan delillerin sanıkların eylemlerinde çeşitlilik gösterdiğinin bir başka kanıtı olduğu, böylelikle sanıkların birer örgüt üyesi olarak örgütle aralarında organik bağ içeren, sürekli ve değişken mahiyette bir hiyerarşik ilişki içerisinde oldukları, sanıkların örgütsel hiyerarşi içinde bulunduğunun tanık beyanlarıyla da ayrıca ispatlanmış olduğu, sanıkların FETÖ/PDY'nin legal görünümlü illegal STK yapılanması içerisinde yer aldıkları...[anlaşılmıştır.] "

29. Başvurucu, mahkûmiyet kararına karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

30. Başvurucu hakkındaki yargılama bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla istinaf kanun yolu aşamasında derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

31. 14/4/2020 tarihli ve 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesi ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109. maddesine eklenen (4) numaralı fıkranın ilgili kısmı şöyledir:

 “Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadın şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.”

32. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi" kenar başlıklı 16. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

"(2) Diğer hastalıklarda cezanın infazına, resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa mahkûmun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır.

 (3) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı, Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor üzerine, infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca verilir. Geri bırakma kararı, mahkûmun tâbi olacağı yükümlülükler belirtilmek suretiyle kendisine ve yasal temsilcisine tebliğ edilir. Mahkûmun geri bırakma süresi içinde bulunacağı yer, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilir. Mahkûmun sağlık durumu, geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığınca veya onun istemi üzerine, bulunduğu veya tedavisinin yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca, sağlık raporunda belirtilen sürelere, bir süre bulunmadığı takdirde birer yıllık dönemlere göre bu fıkrada yazılı usule uygun olarak incelettirilir. İnceleme sonuçlarına göre geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığınca, geri bırakmanın devam edip etmeyeceğine karar verilir. Geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine, mahkûmun izlenmesine yönelik tedbirler, bildirimin yapıldığı yerde bulunan kolluk makam ve memurlarınca yerine getirilir. Bu fıkrada yazılı yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi hâlinde geri bırakma kararı, kararı veren Cumhuriyet Başsavcılığınca kaldırılır. Bu karara karşı infaz hâkimliğine başvurulabilir."

33. 5275 sayılı Kanun'un "Tutukluların Yükümlülükleri" kenar başlıklı 116. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

 “Bu Kanunun; yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi, … sağlık denetimi, hastaneye sevk, infazı engelleyecek hastalık hâli … kütüphane ve kurslardan yararlanma konularında 9, 16, 21, 22, 26 ilâ 28, 34 ilâ 53, 55 ilâ 62, 65 ilâ 76 ve 78 ila 88 inci maddelerinde düzenlenmiş hükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir.”

34. İlgili diğer ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Yıldırım Turan [GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020, §§ 27-82.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 7/9/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

36. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, tahliye edildikten sonra delilleri karartma tehlikesi ve kaçma şüphesi mevcut olmadığı hâlde sağlık sorunları dikkate alınmadan yeniden tutuklandığını belirterek hakkında uygulanan iki ayrı tutuklama tedbiri nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Bakanlık görüşünde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde yer alan tazminat yolu tüketilmeden başvuru yapılması nedeniyle başvuru yollarının tüketilmemesine bağlı olarak kabul edilemezlik kararı verilebileceği ileri sürülmüş, Anayasa Mahkemesi tarafından esastan inceleme yapılacak olması durumunda ise tutuklama kararlarında kuvvetli suç şüphesinin ortaya konulduğu, ayrıca tutuklama kararlarının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın özel koşulları ile verilen kararların içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği belirtilmiştir.

38. Bakanlık görüşünde ayrıca soruşturma konusu suç için öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de gözönünde tutulduğunda başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirlerinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının keyfî olduğunun savunulamayacağı ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar dikkate alınarak başvurucunun tutuklanmasında herhangi bir keyfiyetin bulunmadığı hususuna vurgu yapılmış ve tutuklamanın hukuki olmadığına dair şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği ifade edilmiştir.

39. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru dilekçesindeki iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

40. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

41. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

a. Uygulanabilirlik Yönünden

43. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

44. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirlerine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

45. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).

b. Kabul Edilebilirlik Yönünden

i. Genel İlkeler

46. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak genel ilkeler için bkz. Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

 (1) İlk Tutuklama Kararı Yönünden

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

48. Başvurunun süresinde yapılmış olması, her aşamada dikkate alınması gereken usule ilişkin ön şartlardan birisidir (Yasin Yaman, B. No: 2012/1075, 12/2/2013, § 18).

49. Suç isnadına bağlı özgürlükten yoksun bırakılma hâllerinde, derece mahkemesince hüküm verilmeden önce tutukluluk hâli sona eren bir kişinin en geç tahliye edildiği tarihten itibaren otuz günlük yasal süresi içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak tutuklulukla ilgili şikâyetlerini ileri sürmesi gerekmektedir (Cüneyt Kartal, B. No: 2013/6572, 20/3/2014, § 22).

50. Somut olayda başvurucu, soruşturma aşamasında İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 3/5/2017 tarihinde verdiği kararla adli kontrol hükümleri uygulanmak suretiyle tahliye edilmiştir. Bu durumda başvurucunun hakkında uygulanan ilk tutuklama tedbiriyle ilgili şikâyeti bakımından tutukluluğunun sona erdirildiği 3/5/2017 tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunması gerekmektedir. Bu itibarla 4/5/2018 tarihinde yapılan başvuruda ilk tutuklama kararıyla ilgili iddia yönünden süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmıştır.

51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

 (2) İkinci Tutuklama Kararı Yönünden

52. Somut olayda öncelikle başvurucu hakkında uygulanan ikinci tutuklama tedbirinin kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, FETÖ/PDY ile bağlantısının bulunduğu iddiasıyla terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

53. Öte yandan başvurucu, adli kontrol tedbirlerine riayet etmesine rağmen ikinci kez tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmektedir. Adli kontrol tedbirlerine bir riayetsizlikleri olmasa bile soruşturma veya kovuşturma aşamasında şüpheli ya da sanıklar hakkında tutuklama tedbirine başvurulmasının önünde kanundan kaynaklanan bir engelin bulunduğu tespit edilmemiştir (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Eren Erdem, B. No: 2019/9120, 9/6/2020, §§ 138, 143; Salih Sayğılı, B. No: 2019/35167, 13/1/2021, §40). Esasen başvurucunun bu yönde bir iddiası da yoktur. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

54. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan ikinci tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

55. Sulh Ceza Hâkimliği ilk tutuklama kararında; başvurucunun örgütle iltisaklı olduğu için kapatılan TUSKON'un Yönetim Kurulu üyesi olmasına, işyerinde yapılan aramada örgüt lideri Fetullah Gülen'e ait kitap ve CD'lerin bulunmasına, ortağı olduğu Şirketin Bank Asyada hisse sahibi olmasına ve bu Şirketin adı geçen Bankaya para aktarımında bulunduğuna yönelik tespitlere dayanarak suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu sonucuna varmıştır (bkz. § 13).

56. İddianamede; başvurucunun Aydınlı Hazır Giyim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin ortaklarından olduğu belirtilerek adı geçen Şirketin hesabından hesaplarına önemli tutarlarda havale yapılan gerçek kişilerin ekseriyetle FETÖ/PDY ile bağlantılı çeşitli suçlardan haklarında soruşturma yapılan kişiler oldukları, aynı şekilde şirket hesabından para ödenen tüzel kişilerin (dernek, sendika, okul, dershane ve vakıf) ise tamamının FETÖ/PDY ile iltisakı ya da irtibatı nedeniyle 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında faaliyetlerine son verilen kuruluşlar olduğu, başvurucunun 1/3/2014 tarihinde yapılan TUSKON 5. Olağan Genel Kurulunda Yönetim Kurulu üyesi seçildiği ve Yönetim Kurulu başkanlığını yaptığı Aydınlı Hazır Giyim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğuna ve şirket çalışanı/ortağı kişilerin örgüt içinde faaliyet gösterdiğine ilişkin gizli tanık beyanının bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 16).

57. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvurucu hakkında çıkarılan ve şikâyet konusu ikinci tutuklama kararına dayanak olan 14/6/2017 tarihli yakalama emrinde ise başvurucunun ortağı olduğu Şirketin banka kayıtlarına, arama ve elkoyma tutanaklarına ve başvurucunun örgütle iltisaklı derneklere üye olduğuna dair tespitlere dayanılarak başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu ileri sürülmüştür (bkz. § 18). İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin tutuklama kararında da doğrudan anılan yakalama emrine atıf yapıldığı görülmektedir (bkz.§ 19).

58. Tutuklandığı 17/6/2017 tarihinden sonra devam eden kovuşturmada başvurucunun KakaoTalk adlı programı mobil telefonuna indirdiğine ilişkin tespit ve başvurucunun örgütün mütevelli heyetinin düzenlediği toplantılara katıldığını belirten tanık beyanı (bkz. § 25) gibi yeni delil niteliğini haiz hususların yanı sıra başvurucu hakkındaki ikinci tutuklama kararında dayanılan olgulardan olan Şirketin banka kayıtlarına dair alınmış bir bilirkişi raporu da yargılama dosyasına girmiştir. Buna göre başvurucunun ortağı olduğu ve imza yetkisinin bulunduğu Şirket tarafından 31/12/2013 ve 27/1/2014 tarihlerinde iki farklı bankadan toplam 30.000.000 Amerikan doları tutarında kredi çekilmiş ve bu para Şirketin Bank Asyada bulunan hesabına yatırılmıştır (bkz. §§ 18, 24).

59. Somut olayda örgütle iltisakı nedeniyle kapatılan TUSKON'da başvurucunun 2010-2014 yılları arasında Yönetim Kurulu üyeliği yapması, aynı şekilde kapatılan çok sayıdaki derneğe üyeliği ve imza yetkisinin/ortaklığının bulunduğu şirketlerin hesabından Bank Asyayla birlikte FETÖ/PDY ile bağlantılı diğer birçok gerçek/tüzel kişi hesabına yapılan para transferleri bir bütün olarak gözönüne alındığında ikinci tutuklama kararı bakımından başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığını doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez. (FETÖ/PDY ile iltisaklı organizasyonlardaki yönetici/üyeliğin suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilebileceğine ilişkin benzer değerlendirmeler için bkz. Ali Şeker, B. No: 2016/68962, 20/9/2018, §§ 54-61; örgüt lideri tarafından verilen genel talimat sonrasında Bank Asyaya para yatırılmasının -gerçek kişiler açısından- suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilebileceğine ilişkin benzer değerlendirmeler için bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018 § 59; Ali Biray Erdoğan, B. No: 2016/16189, 18/4/2018, § 40).

60. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının ve ölçülülüğünün değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede, tutuklama kararının verildiği andaki genel ve özel koşullar ile somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

61. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun tutuklanmasına yönelik yakalama emri çıkarılmasına karar verilirken başvurucunun dâhil olduğu soruşturmada yüz altı şüphelinin kaçak durumda olduğu, aynı şekilde kovuşturma evresinde de bazı sanıkların yurt dışına kaçtığı vurgulanmış ve başvurucunun kaçma şüphesinin bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 18). Mahkeme bu nedenle başvurucu hakkında adli kontrol tedbiri yerine tutuklama tedbiri uygulanmasının daha uygun olacağını belirtmiştir. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin tutuklama kararında da doğrudan anılan yakalama emrine atıf yapılmıştır. Ancak gerek yakalama emrinde gerek tutuklama kararında delillerin yok edilmesi veya değiştirilmesi riskine (delilleri etkileme ihtimaline) değinilmemiştir. Kaldı ki yargılamanın geldiği aşama ve dosya kapsamındaki delillerin niteliği dikkate alındığında somut olayda delilleri etkileme ihtimalinden bahsetmek mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla tutuklamanın meşru bir amacının bulunup bulunmadığı incelenirken başvurucunun delilleri etkileme ihtimaline ilişkin bir değerlendirme yapılmayacaktır.

62. Diğer yandan başvurucunun tutuklama tedbirine karar verilirken sağlık sorunlarının gözetilmediğine yönelik iddiasının tedbirin ölçülülüğüyle bağlantılı olduğu görülmüş olup bu husus ölçülülük incelemesinde dikkate alınacaktır.

63. Başvurucunun tutuklanmasına esas alınan terör örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

64. Öte yandan terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

65. Somut olayda soruşturma aşamasında İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 3/5/2017 tarihinde yurt dışına çıkış yasağı ve belirlenen günlerde imza verme şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanması şartıyla başvurucunun tahliyesine karar verildiği görülmektedir. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun özel bir hastaneden aldığı rapora dayanmış ve "şüphelinin mevcut ciddi sağlık sorunları dikkate alındığında tutukluluk halinin devamının şüpheli için ileride telafisi mümkün olmayan durumlara sebebiyet verebileceği, tutuklama tedbirinden beklenen faydanın sağlanmış olması, şüphelinin tutuklu kaldığı süre, bu aşamadan sonra tutuklama tedbiri yerine adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yeterli olacağı, şüphelinin bu aşamada tutuklama tedbirinin ölçülü ve orantılığı olmayacağı" gerekçesiyle tahliye kararı vermiştir. Görüldüğü üzere tahliye kararında, başvurucu hakkındaki delillerin kuvvetli suç şüphesi oluşturup oluşturmadığına yahut başvurucunun kaçma şüphesinin bulunmadığına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamış; yalnızca başvurucunun sağlık durumunun ve tutuklu kaldığı sürenin adli kontrol hükümlerinin uygulanmasını gerektirdiği ifade edilmiştir.

66. Başvurucu 3/5/2017 tarihinde tahliye edildikten sonra kovuşturmayı yürüten İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 14/6/2017 tarihinde hakkında tutuklanmasına yönelik yakalama emri düzenlenmiş, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/6/2017 tarihli kararıyla da FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan yeniden tutuklanmıştır.

67. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin yakalama emrinde ve bu emre doğrudan atıf yapılan tutuklama kararında; başvurucunun hakkındaki delillerin kuvvetli suç şüphesi oluşturduğuna ve kaçma şüphesinin bulunduğuna ilişkin değerlendirmelerin yanı sıra İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin başvurucunun ileri sürdüğü sağlık sorunlarına dayanan tahliye kararının gerekçesi de irdelenmiştir. Buna göre İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin yakalama emrinde ve tutuklama kararında; başvurucunun Silivri Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğu dönem Silivri Devlet Hastanesi tarafından -başvurucunun tahliye tarihinden önce- verilen 21/3/2017 tarihli raporda başvurucunun tutuklu kalmasının hayatı için kesin bir tehlike arz etmediği, ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettirebileceği ve hastalığının sürekli bir tedaviyi gerektirmediğinin belirtildiği vurgulanmış; ayrıca tahliye kararının dayandırıldığı özel hastane raporundaki sağlık sorunlarının 21/3/2017 tarihinden önce gerçekleşen ve tedavisi yapılan rahatsızlıklara ilişkin olduğu ifade edilmiştir. Sonuç olarak bu hususlar dikkate alınmış ve tutuklama tedbirine müracaat edilmesinin ölçülü olduğuna karar verilmiştir (bkz. §§ 18, 19).

68. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin yakalama emrinde ve tutuklama kararında, tahliye kararının dayandırıldığı özel hastane raporu yerine başvurucunun ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettirebileceğinin ve hastalığının sürekli bir tedaviyi gerektirmediğinin belirtildiği Silivri Devlet Hastanesi raporuna dayanılmıştır. Bu gibi durumlarda çelişen raporlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, somut olayın koşulları gözönünde bulundurularak ve keyfîlik içermemesi kaydıyla derece mahkemelerine ait yetki dahilindedir. Diğer yandan şüpheliler veya sanıkların sağlık sorunlarının bu kişiler hakkında tutuklama tedbiri uygulanmasını -doğrudan ve her durumda- engellemediğini de vurgulamak gerekir (bkz.§§ 31-33). Buna göre tahliye kararında başvurucu hakkındaki delillerin kuvvetli suç şüphesi oluşturup oluşturmadığına yahut başvurucunun kaçma şüphesinin bulunmadığına yönelik herhangi bir değerlendirmenin yapılmadığı (bkz. § 65) ve kararın yalnızca sağlık durumu gerekçesiyle verildiği de gözetildiğinde tahliye tarihinden uzun kabul edilemeyecek bir süre sonra -kırk üç gün- verilen yakalama emriyle bu emre dayanan tutuklama kararında yer alan başvurucu hakkındaki delillerin kuvvetli suç şüphesi teşkil ettiğine ve başvurucunun kaçma şüphesinin bulunduğuna ilişkin tespitler ile tahliye kararına karşı yapılan değerlendirmenin kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedeni açısından yeterli gerekçe içerdiği ve tüm bu hususlara bağlı olarak terör örgütü üyesi olma suçundan hakkında kovuşturma yürütülen başvurucuya uygulanan tedbirin ölçülü olduğu görülmektedir.

69. Dolayısıyla somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Mahkeme tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı ve tedbirin ölçüsüz olduğu söylenemeyecektir.

70. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

71. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. ve 19. maddelerinde yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

72. Başvurucu; müdafiinin dosya içeriğini incelemesinden mahrum bırakılması, tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda bilgisayar kullanım süresinin kısıtlanması, avukatı ile yaptığı görüşmelerin teknik araçlarla kayda alınması ve bu sırada infaz koruma memurlarının görüşmeyi izlemesi gibi uygulamalar nedeniyle savunma hakkını etkin bir şekilde kullanamadığını ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

73. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

74. Somut olayda başvurucu, ilk derece mahkemesi aşamasında kovuşturma süreci devam ederken bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla başvurucu hakkındaki kovuşturmanın istinaf kanun yolu aşamasında devam ettiği görülmektedir. Başvurucunun başvuru formunda dile getirdiği şikâyetlerini istinaf/temyiz aşamalarında ileri sürebilme ve bu aşamalarda inceletme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede istinaf/temyiz süreçlerinin neticelenmesi beklenmeden adil yargılanma hakkı ihlali şikâyetlerinin bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İlk tutuklama kararının hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İkinci tutuklama kararının hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 7/9/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Ömer Faruk Kavurmacı, B. No: 2018/12166, 7/9/2021, § …)
   
Başvuru Adı ÖMER FARUK KAVURMACI
Başvuru No 2018/12166
Başvuru Tarihi 4/5/2018
Karar Tarihi 7/9/2021

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında savunma hakkına riayet edilmemesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Suç isnadı (tutukluluğun hukuki olmadığı) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 2
12
18
20
21
100
101
109
5237 Türk Ceza Kanunu 314
3713 Terörle Mücadele Kanunu 1
2
3
5235 Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun 10
12
16
116
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi