logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Atanur Ekin ve diğerleri, B. No: 2018/1406, 30/6/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ATANUR EKİN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/1406)

 

Karar Tarihi: 30/6/2021

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Olcay ÖZCAN

Başvurucular

:

1. Atanur EKİN

 

 

2. Ayşe ÖZŞEN

 

 

3. Doğan BOYACIOĞLU

 

 

4. Ercan KARAKOYUN

 

 

5. Erdem IYİK

 

 

6. Fahri BAYSAN

 

 

7. Muharrem DEMİRALP

 

 

8. Nebahat DEMİRALP

 

 

9. Safiye DEMİRALP

 

 

10. Yaman BOYACIOĞLU

Başvurucular Vekili

:

Av. Menderes ŞENER

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, riskli yapı olarak tespit edilen binanın bulunduğu ana taşınmazın bir kısmının yola terk edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/12/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

A. Uyuşmazlığın Arka Planı

9. İzmir'de ikamet eden başvurucular, Buca ilçesi Kocatepe Mahallesi'nde bulunan 32 bağımsız bölümlü Birlik Apartmanı'nda (bina) bağımsız bölüm malikidir. Binanın bulunduğu ana taşınmaz 3.179,24 m² yüz ölçümü ile tapuya kayıtlıdır.

10. Bina, maliklerin talebi üzerine yapılan inceleme sonunda 16/5/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun hükümleri uyarınca riskli yapı olarak tespit edilmiştir.

11. 15/5/2013 tarihinde binanın tapu kaydındaki beyanlar hanesine riskli yapı olduğu işlenmiştir.

12. Riskli yapı tespitine ilişkin yapılan itiraz 25/7/2013 tarihinde reddedilmiştir.

13. 24/8/2013 tarihinde bina yönetimi tarafından yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında binanın yıkılması ve kat karşılığı bir müteahhide verilmesi kararlaştırılmıştır. Aynı toplantıda binada bulunan yirmi bir daireyi satın alan A.M.M. Tekstil Turizm İnşaat Bilgisayar Elektronik Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi (Şirket) ile sözleşme yapılması oyçokluğu ile kabul edilmiştir. Bazı başvurucular yüklenicinin belirlenmesinin gündemde olmadığını belirterek bu kararı itirazlı olarak imzalamıştır.

14. 7/10/2013 tarihinde Şirket tarafından Buca Belediyesine (Belediye) başvurulmuş ve yola terk işleminin yapılması istenmiştir.

15. Belediye tarafından İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne (İdare) yazılan 11/11/2013 tarihli yazıda, daha önce yapılan başvurularda 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 16. maddesine göre oybirliği şartı arandığı ifade edilmiş ve 6306 sayılı Kanun ve 15/12/2012 tarihli ve 28498 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6306 Sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği (Yönetmelik) hükümleri uyarınca 2/3 oranındaki çoğunluk ile yapılan mevcut başvuruda yola terk işleminin yapılıp yapılamayacağı sorulmuştur.

16. İdarece verilen 14/11/2013 tarihli cevapta oybirliği sağlanamadığı hâllerde 6306 sayılı Kanun ile Yönetmelik hükümlerine göre 2/3 oranındaki çoğunluğun başvurusunun yeterli olduğu ifade edilmiştir.

17. Belediye Encümeni tarafından alınan 19/11/2013 tarihli karar ile maliklerin 2/3 oranındaki çoğunluğunun başvurusunun 6306 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümlerine göre yeterli olduğu belirtilmiş, binanın bulunduğu parselden 1096,4 m²nin kamuya (yol) terk edilmesi işleminin onanmasına karar verilmiştir.

18. Binanın yıkım işlemi gerçekleştirilmiş ve Şirket 27/10/2014 tarihinde İdareye başvurarak anlaşma sağlayamadığı başvurucuların hisselerinin satışını talep etmiştir. İdare tarafından verilen 5/11/2014 tarihi cevapta, bedel tespit işlemlerinin tamamlandığı belirtilmiş; 6306 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümleri uyarınca satışın 1/12/2014 tarihinde yapılması kararlaştırılmıştır.

19. Başvurucuların binadaki hisseleri Yönetmelik'in 6. maddesine göre 1/12/2014 tarihinde yapılan açık artırma işlemi sonucunda Şirkete satılmıştır. Satışa ilişkin Komisyon kararında binanın bulunduğu ana taşınmazın yüz ölçümü 2.082,60 m² olarak belirtilmiştir.

20. Başvuruculardan Ercan Karakoyun Çevre ve Şehircilik Bakanlığına 18/3/2015 tarihli dilekçeyle başvurmuş ve maliklerin tümünün katılımı olmadan veya muvafakati olmayanların payları satılmadan kamuya terk işlemi yapılıp yapılmayacağının bildirilmesini istemiştir. Bu başvuruya verilen 21/4/2015 tarihli cevapta 6306 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümlerine göre maliklerin 2/3 oranındaki çoğunluğu ile alınan karara istinaden yeni yapı yapılması ile alakalı iş ve işlemler için 1/3 oranında kalanların hisselerinin satışının yapılması gerektiği ifade edilmiştir.

B. Bireysel Başvuru Konusu Dışındaki Talep ve Dava Süreçleri

1. Yıkım Kararının İptali İstemiyle Açılan Dava Süreci

21. Başvuruculardan Muharrem Demiralp, Nebahat Demiralp ve Safiye Demiralp tarafından 4/11/2013 tarihinde (E.2013/1485) İzmir 4. İdare Mahkemesinde (4. İdare Mahkemesi) Belediye aleyhine dava açılmıştır. Bu davada binanın 6306 sayılı Kanun uyarınca riskli yapı olarak tespit edilmesi nedeniyle 7/11/2013 tarihine kadar boşaltılıp yıktırılması gerektiğine ilişkin 23/10/2013 tarihli Belediye işleminin iptali istenilmiştir.

22. 4. İdare Mahkemesi, binanın riskli yapı olarak belirlenmesinden sonra bu işleme yapılan itirazın reddedilmesi ve bu işleme karşı dava açılmaması sonucunda taşınmazın riskli yapı olarak belirlenmesine ilişkin işlemin kesinlik kazandığı ve Buca Tapu Müdürlüğünün 26/6/2013 tarihindeki tebligatından sonra mevzuat gereği yapı maliklerine riskli yapının yıkılması için verilen altmış gün içinde yapının yıkılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

23. Kararın temyizi üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesi (Ondördüncü Daire) 16/2/2016 tarihinde, mevzuat gereği altmış günlük süreye ilişkin olarak belediyelerce veya il özel idaresince tebligat yapılması gerektiği hâlde ve Tapu Müdürlüğü tarafından gönderilen 26/6/2013 tarihli, içeriği belli olmayan tebligata göre işlem yapıldığı, ayrıca kanunda öngörülen sürelerden daha az bir süre verilerek 7/11/2013 tarihine kadar yapının boşaltılarak yıkılması gerektiğinin bildirildiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

24. Yapılan karar düzeltme talebini 30/5/2017 tarihinde kabul eden Ondördüncü Daire, bu defa 4. İdare Mahkemesi kararını onamıştır.

25. Dava açan başvurucular tarafından 16/8/2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur. Başvuruda, yeni bir eve taşınma ve ev kiralanması gibi zorlukları aşmak için yasal olarak süre verilmesinin istendiği ancak yasal düzenlemenin hatalı yorumlanması suretiyle işlem tesis edildiği gerekçesiyle adil yargılanma hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

26. Anayasa Mahkemesi 12/11/2018 tarihli ve 2017/32728 sayılı kararı ile başvurunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarıyla ilgili kısımlarının açıkça dayanaktan yoksun olması, eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiasıyla ilgili kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

2. Soruşturma İzni Verilmemesine İlişkin Karara Karşı Açılan Dava Süreci

27. Başvurucular Yaman Boyacıoğlu, Atanur Ekin, Nebahat Demiralp, Erdem Iyik, Ercan Karakoyun ve Fahri Baysan bilgileri dışında, binanın bulunduğu ana taşınmazdan 2/3 oranındaki çoğunluğun talebi ile yola terk işlemi yapıldığı ve terk işleminden sonra satış yapıldığından zarara uğradıklarını ileri sürmüş ve görevliler hakkında usulsüzlük yaptıkları gerekçesiyle şikâyette bulunmuştur.

28. Valilik 18/11/2015 tarihinde yapılan işlemlerde usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir.

29. Bu karara karşı yapılan itiraz İzmir Bölge İdare Mahkemesi 1. Kurulu tarafından 29/12/2015 (E.2015/448) tarihinde reddedilmiştir.

30. Başvurucular Ercan Karakoyun ve Nebahat Demiralp 17/2/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuruda, kamu görevlisi olan şüpheliler hakkında soruşturma izni verilmemesi üzerine açtıkları dava sonucunda verilen karar nedeniyle Anayasa'nın 35., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

31. Anayasa Mahkemesi 14/4/2016 tarihli ve 2016/3453 sayılı kararı ile adil yargılanma hakkı kapsamında incelediği şikâyetin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

3. 10/9/2014 Tarihinde Yapılmasına Karar Verilen Satışa İlişkin İdare İşleminin İptali İstemiyle Açılan Davanın Süreci

32. Başvurucular ve bir kısım bina maliki tarafından 27/8/2014 tarihinde(E.2014/1250) İzmir 3. İdare Mahkemesinde (3. İdare Mahkemesi) İdare aleyhine dava açılmıştır. Bu davada, hisselerinin çoğunluk sağlayan diğer hissedarlara 6306 sayılı Kanun ve Yönetmelik uyarınca açık arttırma usulü ile satışına ve satışın 10/9/2014 tarihi saat 11.00'de yapılmasına ilişkin 19/8/2014 tarihli İdare işleminin iptali istenmiştir. Başvurucular ve diğer davacılar, bu davada 6306 sayılı Kanun ve Yönetmelik'te öngörülen 2/3 çoğunluğun sağlanmadığını, karara inşaatı yapacak şirketin temsilcisinin katılmasının mümkün olmadığını, malik olmayan kişinin oy kullandığını, dava konusu işlemde A.K.nın hisse oranı gösterilerek satış kararı verilmesi gerekirken hissesine düşen 20,34 m²nin satışına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, noter ihtarnamesinin tebliğinin içerik ve şekil olarak usulüne uygun yapılmadığını ileri sürmüşlerdir.

33. 3. İdare Mahkemesi 15/1/2015 tarihinde davayı reddetmiştir. Mahkeme ret gerekçesinde, en az üçte iki çoğunluğu sağlayacak şekilde yirmi bir bağımsız bölüm malikinin hisseleri oranında evet oyuyla binanın kat karşılığı yapım işinin Şirkete verilmesine karar verildiğini, karara katılmayan ve ihtarnamede ismi bulunan kat maliklerine Yönetmelik'in 15/2. maddesinin a ve b bentlerinde yer alan bağımsız bölümlerine ilişkin arsa paylarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tespit edilecek rayiç değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılacağı bilgisini içeren ve bu nedenle 25/10/2013 tarihinde yapılacak toplantıya katılmaları gerektiğine ilişkin 8/10/2013 tarihli ihtarnamenin noter vasıtasıyla tebliğ edildiğini, bu nedenle işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını ifade etmiştir.

34. Yapılan temyiz istemi Ondördüncü Daire tarafından 4/7/2017 tarihinde kabul edilmiş ve karar bozulmuştur. Bozma gerekçesinde satışın Komisyonca ertelenmesi sonrasında anılan işlemin uygulanma olanağı kalmadığı, anlaşma sağlanamayan paydaşların hisselerinin 1/12/2014 tarihinde tekrar satışa çıkarılmasına ilişkin olarak İdarenin 5/11/2014 tarihli işleminin tesis edildiği, bu işlemin de ayrıca dava konusu edildiği ifade edilmiş ve konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvuru dosyası ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nden (UYAP) yargılamanın neticesi hakkında başka bir bilgi ve belge temin edilememiştir.

4. Değer Tespit Komisyonu ile Satış Komisyonu Kararlarının İptali İstemiyle Açılan Davanın Süreci

35. Başvurucular 26/12/2014 tarihinde (E.2014/2055) İzmir 1. İdare Mahkemesinde (1. İdare Mahkemesi) İdare aleyhine dava açmıştır. Bu davada başvurucular, hisselerinin çoğunluk sağlayan diğer hissedarlara Yönetmelik'in 15/A maddesine göre açık arttırma usulü ile satışına ve satışın 1/12/2014 tarihi saat 10.30'da yapılmasına ilişkin İdare işlemi ile satışı yapılacak bağımsız bölümlere ilişkin Değer Tespit Komisyonu raporunun ve Satış Komisyonu kararının iptalini istemişlerdir. Ayrıca başvurucular 2/3 oranında çoğunluk sağlanmadan mülkiyet haklarını ortadan kaldıracak şekilde karar alındığını, hisseleri satın alan Şirket tarafından Belediyeye müracaat edilerek haberleri olmadan alınan Encümen kararı ile 1096 m²nin kamuya terk yapılarak hisselerinin küçüldüğünü ve küçülen hisseleri üzerinden satış yapıldığını, satıştan önce satış değeri ve Değer Tespit Komisyonu raporunun tebliğ edilmediğini iddia etmiştir.

36. 1. İdare Mahkemesi 30/3/2016 tarihinde davayı reddetmiştir. 1. İdare Mahkemesi ret gerekçesinde, 3. İdare Mahkemesinin E.2014/1250 sayılı dosyasında satış işleminde ve satışın 10/9/2014 tarihinde saat 11.00'de yapılması yönündeki İdare işleminde hukuka aykırılık bulunmadığının tespit edildiğini, aynı Mahkemenin E.2014/1996 sayılı dosyasında ise Belediye Encümeni kararının onaylanması işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddedildiğini ifade etmiştir. Gerekçede ayrıca mevzuatın öngördüğü tüm şekil şartlarının yerine getirilmiş olduğuna, Yönetmelik hükmü uyarınca en az üçte iki çoğunluk ile alınan karara katılmayan maliklerin bağımsız bölümlerine ilişkin arsa paylarının rayiç değerinin tespit edildiğine ve Satış Komisyonunca yapılan açık artırmada belirlenen bedelin altında olmayan teklifleri sunan istekliye satışın yapıldığına vurgu yapılmıştır.

37. Yapılan temyiz istemi Ondördüncü Daire tarafından 4/7/2017 tarihinde reddedilmiş ve karar onanmıştır. Karar düzeltme talebi ise 8/11/2017 tarihinde reddedilmiştir.

38. Başvurucular tarafından karar nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle 28/12/2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.

39. Anayasa Mahkemesi 23/5/2018 tarihli ve 2018/259 sayılı kararı ile adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

C. Bireysel Başvuru Konusu Yargılama Süreci

40. Başvurucular 24/12/2014 tarihinde (E.2014/1996) 3. İdare Mahkemesinde Belediye aleyhine dava açmıştır. Bu davada başvurucular, ana taşınmazdan bedelsiz olarak 1096,64 m²nin kamuya (yol) terk olması işleminin mevzuata aykırı olduğunu ve muvafakatları dışında gerçekleştirildiğini ifade ederek işlemin onanmasına ilişkin Belediye Encümeninin 19/11/2013 tarihli kararının iptalini istemiştir. İdare, davaya Belediye yanında müdahil olmuştur.

41. 3. İdare Mahkemesi 23/3/2016 tarihinde davayı reddetmiştir. Mahkeme ret gerekçesinde özetle;

i. Taşınmazın riskli yapı ilan edildiği, yıkım işlemi tamamlandıktan sonra 2/8/2013 tarihli Yönetim Kurulu kararıyla 6306 sayılı Kanun uyarınca müteahhit şirkete yetki verilmesi hususunun görüşülmesi için kat maliklerinin olağanüstü genel kurul toplantısına çağrılmasına ve bunun için noterden ihtarname çekilmesine karar verildiği, 24/8/2013 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında 32 bağımsız bölüm malikinin sahip olduğu hisseleri oranında en az üçte iki çoğunluğu sağlayacak şekilde 21 bağımsız bölüm malikinin evet oyuyla binanın kat karşılığı yapım işinin Şirkete verilmesine karar verildiği belirtilmiştir. Şirketin 7/10/2013 tarihli dilekçe ile Belediye Etüd ve Proje Müdürlüğüne başvuruda bulunarak ana taşınmazın yola terk dosyasının hazırlanarak gerekli encümen kararının alınması talebinde bulunması üzerine davaya konu encümen kararı ile söz konusu parselden bedelsiz olarak 1096,64 m²nin kamuya (yol) terk olması işleminin Yönetmelik'in 6/1ve 15/2 maddelerine istinaden onandığı ifade edilmiştir.

ii. Başvurucular tarafından arsa üzerinde kendilerine ait hisselerin çoğunluk sağlayan diğer hissedarlara 6306 sayılı Kanun ve Yönetmelik uyarınca açık arttırma usulü ile satışına ve satışın 10/9/2014 tarihinde saat 11.00'de yapılmasına ilişkin 19/8/2014 tarihli İdare işleminin iptali istemiyle E.2014/1250 sayılı dosyada açılan davanın reddedildiğine değinilmiştir.

iii. Yönetmelik'te müteahhit firma olan Şirketin taşınmaz üzerindeki hissesinin diğer malikler gibi üçte iki çoğunluk hesabına dâhil edilmeyeceğine ilişkin bir kurala yer verilmediğine işaret edilmiş ve 24/8/2013 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında toplam 32 bağımsız bölüm malikinin sahip olduğu hisseleri oranında en az üçte iki çoğunluğu sağlayacak şekilde yirmi bir bağımsız bölüm malikinin hisseleri oranında evet oyuyla binanın kat karşılığı yapım işinin Şirkete verildiğine ve başvurucuların taşınmaz üzerinde tasarruf yetkilerinin bulunmadığına vurgu yapılmıştır.

iv. Ana taşınmazdaki yapım işini usule uygun bir şekilde üstlenen Şirket tarafından yola terk dosyasının hazırlanarak gerekli encümen kararının alınması istemiyle yapılan başvuru üzerine tesis edilen işlemin mevzuat hükümlerine uygun olduğu belirtilmiştir.

42. Başvurucular bu karara karşı sundukları temyiz dilekçesinde, taşınmazın 3.179,26 m² olan yüz ölçümünün 2.082,6 m²ye düşürüldüğünü, 6306 sayılı Kanun ve 3194 sayılı Kanun'da maliklerin bir kısmının izni ile mülkiyet hakkının ortadan kaldırılmasına ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, 6306 sayılı Kanun'un 6. maddesine göre öncelikle karara katılmayan maliklerin paylarının satılması ve bundan sonra diğer işlemlerin yapılması gerektiğine ilişkin düzenleme bulunduğunu, 22/11/2001 tarihli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda da paylı mülkiyete tabi maldaki tasarruf işlemlerinin bütün paydaşların kabulü ile yapılabileceğinin ifade edildiğini belirtmiştir.

43. Yapılan temyiz istemi Ondördüncü Daire tarafından 4/7/2017 tarihinde reddedilmiş ve karar onanmıştır. Başvurucular tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. Başvurucular karar düzeltme dilekçesinde önceki iddialarını tekrar etmiş ve bunun yanında daha evvel parsele ilişkin düzenleme ortaklık payı kesintileri yapılmış olduğu hâlde Şirketin komşu parselde yaptığı yapının yol mesafesi ile ilgili sorunu çözmek için ilave kamuya terk işlemi yaptırdığını iddia etmişlerdir.

44. Karar düzeltme talebi Ondördüncü Daire tarafından 8/11/2017 tarihinde reddedilmiştir.

45. Nihai karar 5/12/2017 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir.

46. Başvurucular 28/12/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

47. 4721 sayılı Kanun'un "Olağanüstü yönetim işleri ve tasarruflar" kenar başlıklı 692. maddesi şöyledir:

"Paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya paylı malın tamamı üzerinde tasarruf işlemlerinin yapılması, oybirliğiyle aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır.

..."

48. 3194 sayılı Kanun'un "İfraz ve tevhid" kenar başlıklı 15. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

 (Ek fıkra:4/7/2019-7181/8 md.) Parselasyon planı tescil edilmiş yerlerde yapılacak ifraz veya tevhidin imar planlarına ve imar mevzuatına uygun olması şarttır.

...

 (Ek fıkra:4/7/2019-7181/8 md.) Mevcut hâliyle yapılaşmaya elverişli olmayan imar parsellerinde; maliklerden birinin talebi üzerine veya doğrudan, parsel maliklerine kendi aralarında anlaşmaları için yapacağı tebliğden itibaren üç ay içerisinde maliklerce anlaşma sağlanamaması hâlinde, resen tevhit ve fiilî duruma göre ifraz yoluyla işlem yapmaya ilgili idare yetkilidir.

İmar planlarında parsel cepheleri tayin edilmeyen yerlerde yapılacak ifrazların, asgari cephe genişlikleri ve büyüklükleri yönetmelikte belirtilen esaslara göre tespit edilir.

... "

49. 3194 sayılı Kanun'un "Tescil ve şüyuun izalesi" kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

"Belediye ve mücavir alan hudutları içindeki gayrimenkullerin re'sen veya müracaat üzerine tevhid veya ifrazı, bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisi veya bu hakların terkini, bu Kanun ve yönetmelik hükümlerine uygunluğu belediye encümenleri veya il idare kurullarınca onaylanır.

Onaylama işlemi, müracaatın belediyelere veya valiliklere intikalinden itibaren en geç 30 gün içinde sonuçlandırılır ve tescil veya terkini için 15 gün içinde tapuya bildirilir.

Tapu dairesi, tescil veya terkin işlemini bir ay içinde sonuçlandırmak zorundadır.

Bu Kanun hükümlerine göre şüyulandırılan gayrimenkullerin sahipleri ilgili idarenin tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aralarında anlaşamadıkları veya şüyuun izalesi için, mahkemeye müracaat edilmediği takdirde ilgili idare hissedarmış gibi, şüyuun izalesi davası açabilir.

Tarafların rızası veya mahkeme kararı ile şüyuun izalesi ve arazi taksimi de yukarıdaki hükümlere tabidir. "

50. 6306 sayılı Kanun'un işlem sırasında yürürlükte bulunan ''Tanımlar'' kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Bakanlık: Çevre ve Şehircilik Bakanlığını,

b) İdare: Belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeleri, bu sınırlar dışında il özel idarelerini, büyükşehirlerde büyükşehir belediyelerini ve Bakanlık tarafından yetkilendirilmesi hâlinde büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyelerini,

...

d) Riskli yapı: Riskli alan içinde veya dışında olup ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı ilmî ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapıyı,

...

ifade eder. "

51. 6306 sayılı Kanun'un işlem sırasında yürürlükte bulunan ''Uygulama işlemleri'' kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazlarda daha önce kurulmuş olan kat irtifakı veya kat mülkiyeti, ilgililerin muvafakatleri aranmaksızın Bakanlığın talebi üzerine ilgili tapu müdürlüğünce resen terkin edilerek, önceki vasfı ile değerlemede bulunularak veya malik ile yapılan anlaşmanın şartları tapu kütüğünde belirtilerek malikleri adına payları oranında tescil edilir. Bu taşınmazların sicilinde bulunan taşınmazın niteliği, ayni ve şahsi haklar ile temlik hakkını kısıtlayan veya yasaklayan her türlü şerh, hisseler üzerinde devam eder. Bu şekilde belirlenen uygulama alanında cins değişikliği, tevhit ve ifraz işlemleri Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından resen yapılır veya yaptırılır. Bu parsellerin malikleri tarafından değerlendirilmesi esastır. Bu çerçevede, parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilir. Bu karara katılmayanların bağımsız bölümlerine ilişkin arsa payları, Bakanlıkça rayiç değeri tespit ettirilerek bu değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılır. Bu suretle paydaşlara satış gerçekleştirilemediği takdirde, bu paylar, Bakanlığın talebi üzerine, tespit edilen rayiç bedeli de Bakanlıkça ödenmek kaydı ile tapuda Hazine adına resen tescil edilir ve yapılan anlaşma çerçevesinde değerlendirilmek üzere Bakanlığa tahsis edilmiş sayılır veya Bakanlıkça uygun görülenler TOKİ’ye veya İdareye devredilir. Bu durumda, paydaşların kararı ile yapılan anlaşmaya uyularak işlem yapılır.

 (2) Üzerindeki bina yıkılmış olan arsanın maliklerine yapılan tebligatı takip eden otuz gün içinde en az üçte iki çoğunluk ile anlaşma sağlanamaması hâlinde, gerçek kişilerin veya özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki taşınmazlar için Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından acele kamulaştırma yoluna da gidilebilir. Bu Kanun uyarınca yapılacak olan kamulaştırmalar, 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır ve ilk taksit ödemesi, mezkûr fıkraya göre belirlenen tutarların beşte biri oranında yapılır. Tapuda mülkiyet hanesi açık olan taşınmazlar ile mirasçısı belirli olmayan, kayyım tayin edilmiş, ihtilaflı veya üzerinde sınırlı ayni hak tesis edilmiş olan taşınmazların kamulaştırma işlemleri aynı madde hükümlerine tabidir. Bakanlık, TOKİ veya İdare; kamulaştırma işlemlerinin yürütülmesi için mirasçılık belgesi çıkartmaya, kayyım tayin ettirmeye veya tapuda kayıtlı son malike göre işlem yapmaya yetkilidir. Tapuda kayıtlı malikin ölmüş olması hâlinde Bakanlık, TOKİ veya İdare, kamulaştırma işlemi için mirasçılık belgesi çıkartabileceği gibi, gerekiyorsa tapu sicilinde idari müracaat veya dava yolu ile kayıt düzeltme de isteyebilir. Kamulaştırma için anlaşma sağlanması hâlinde, Bakanlık, TOKİ veya İdare ile ilgililer arasında taşınmazın tescil veya terkinine ilişkin ferağ ve muvafakati de ihtiva eden sözleşme ve uzlaşma tutanağı tanzim edilir ve ilgili tapu müdürlüğüne gönderilerek kamulaştırmanın resen tapu siciline işlenmesi sağlanır.

..."

52. 14/4/2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun ile değişik 6306 sayılı Kanun'un ''Uygulama işlemleri'' kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazlarda daha önce kurulmuş olan kat irtifakı veya kat mülkiyeti, ilgililerin muvafakatleri aranmaksızın Bakanlığın talebi üzerine ilgili tapu müdürlüğünce resen terkin edilerek, önceki vasfı ile değerlemede bulunularak veya malik ile yapılan anlaşmanın şartları tapu kütüğünde belirtilerek malikleri adına payları oranında tescil edilir. Taşınmazların niteliği resen mevcut duruma göre tescil edilir. Bu taşınmazların sicilinde bulunan ayni ve şahsi haklar ile temlik hakkını kısıtlayan veya yasaklayan her türlü şerh, hisseler üzerinde devam eder. Belirtilen haklar ve şerhler, tapuda; tevhit, ifraz, terk, tescil, kat irtifakı ve kat mülkiyeti tesisine ilişkin işlemlerin yapılmasına engel teşkil etmez ve bu işlemlerde muvafakat aranmaz. Bu şekilde belirlenen uygulama alanında cins değişikliği, tevhit, ifraz, terk, ihdas ve tescil işlemleri muvafakat aranmaksızın Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından resen yapılır veya yaptırılır. Bu parsellerin malikleri tarafından değerlendirilmesi esastır. Bu çerçevede riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında uygulama yapılan etap veya adada, riskli yapılarda ise bu yapıların bulunduğu parsellerde, yapılar yıktırılmadan önce, parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, ifraz, terk, ihdas ve tapuya tescil işlemlerine, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine, yapının paydaşı olup olmadıkları gözetilmeksizin sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilir. Bu çerçevede riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında uygulama yapılan etap veya adada, riskli yapılarda ise bu yapıların bulunduğu parsellerde, yapılar yıktırılmadan önce, parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, ifraz, terk, ihdas ve tapuya tescil işlemlerine, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine, yapının paydaşı olup olmadıkları gözetilmeksizin sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilir.Bu karara katılmayanların arsa payları, Bakanlıkça rayiç değeri tespit ettirilerek ve bu değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılır. Bu suretle paydaşlara satış gerçekleştirilemediği takdirde, bu paylar, Bakanlığın talebi üzerine, tespit edilen rayiç bedeli de Bakanlıkça ödenmek kaydı ile tapuda Hazine adına resen tescil edilir ve yapılan anlaşma çerçevesinde değerlendirilmek üzere Bakanlığa tahsis edilmiş sayılır veya Bakanlıkça uygun görülenler TOKİ’ye veya İdareye devredilir. Bu durumda, paydaşların kararı ile yapılan anlaşmaya uyularak işlem yapılır. Açık artırma ile satışı yapılacak payların üzerindeki ipotek, ihtiyati haciz, haciz ve intifa hakkı gibi haklar, satış sonrasında satış bedeli üzerinde devam eder. Satış işlemi sonrasında tapu kaydındaki haklar ve şerhler Bakanlığın talebi üzerine tapu müdürlüğünce resen terkin edilir.

..."

53. Yürürlükte olan 6306 sayılı Kanun'un ''Uygulama işlemleri'' kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) (Değişik: 14/4/2016-6704/23 md.) Üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazlarda daha önce kurulmuş olan kat irtifakı veya kat mülkiyeti, ilgililerin muvafakatleri aranmaksızın Bakanlığın talebi üzerine ilgili tapu müdürlüğünce resen terkin edilerek, önceki vasfı ile değerlemede bulunularak veya malik ile yapılan anlaşmanın şartları tapu kütüğünde belirtilerek malikleri adına payları oranında tescil edilir. Taşınmazların niteliği resen mevcut duruma göre tescil edilir. Bu taşınmazların sicilinde bulunan ayni ve şahsi haklar ile temlik hakkını kısıtlayan veya yasaklayan her türlü şerh, hisseler üzerinde devam eder. (Değişik cümle:4/7/2019-7181/24 md.) Belirtilen haklar ve şerhler, tapuda; tevhit, ifraz, alan düzeltme, taksim, ihdas, terk, tescil, kat irtifakı ve kat mülkiyeti tesisine ilişkin işlemlerin yapılmasına engel teşkil etmez ve bu işlemlerde maliklerin ve ilgililerin muvafakati aranmaz. (Ek cümle:4/7/2019- 7181/24 md.) Yeni yapılar için kat irtifakı ve kat mülkiyeti tesisi safhasında belirtilen haklar ve şerhler, muvafakat aranmaksızın sadece söz konusu haklar ve şerhlerden yükümlü olan malike düşecek bağımsız bölümler üzerinde devam ettirilir. (Değişik cümle:4/7/2019-7181/24 md.) Uygulama alanında cins değişikliği, tevhit, ifraz, alan düzeltme, taksim, ihdas, terk ve tescil işlemleri muvafakat aranmaksızın Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından resen yapılır veya yaptırılır. Bu parsellerin malikleri tarafından değerlendirilmesi esastır. Bu çerçevede riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında uygulama yapılan etap veya adada, riskli yapılarda ise bu yapıların bulunduğu parsellerde, yapılar yıktırılmadan önce, parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, ifraz, terk, ihdas ve tapuya tescil işlemlerine, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine, yapının paydaşı olup olmadıkları gözetilmeksizin sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilir. Bu karara katılmayanların arsa payları, Bakanlıkça rayiç değeri tespit ettirilerek ve bu değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılır. (Değişik cümleler:29/11/2018-7153/23 md.) Bu suretle paydaşlara satış gerçekleştirilemediği takdirde bu paylar, riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında Bakanlığın talebi üzerine, tespit edilen rayiç bedeli de Bakanlıkça ödenmek kaydı ile tapuda Hazine adına resen tescil edilir ve yapılan anlaşma çerçevesinde değerlendirilmek üzere Bakanlığa tahsis edilmiş sayılır veya Bakanlıkça uygun görülenler TOKİ’ye veya İdareye devredilir. Riskli yapılarda ise anlaşma sağlayan diğer paydaşlara veya anlaşma sağlayan paydaşların kararı ile yapılan anlaşmaya uyularak işlem yapılmasını kabul etmek şartıyla üçüncü şahıslara satış yapılıncaya kadar satış işlemi tekrarlanır. (Ek cümle:29/11/2018-7153/23 md.) Hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile alınan karara katılmayan maliklerin arsalarının veya arsa paylarının Kanun uyarınca satış yapılıncaya kadar, anlaşma sağlayan paydaşlar dışındaki üçüncü kişilere satılması durumunda, tapuda tescil işlemi yapılabilmesi için satın alanın elektronik tebligat adresini tapu müdürlüğüne bildirmesi zorunludur. Açık artırma ile satışı yapılacak payların üzerindeki ipotek, ihtiyati haciz, haciz ve intifa hakkı gibi haklar, satış sonrasında satış bedeli üzerinde devam eder. Satış işlemi sonrasında tapu kaydındaki haklar ve şerhler Bakanlığın talebi üzerine tapu müdürlüğünce resen terkin edilir

..."

54. Yönetmelik'in işlem sırasında yürürlükte bulunan ''Riskli yapıların bulunduğu parsellerde, riskli alanlarda ve rezerv yapı alanlarında yapılacak uygulamalar'' kenar başlıklı 15. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Riskli alanlarda, rezerv yapı alanlarında ve riskli yapılarda Kanun kapsamında öncelikle maliklerce uygulama yapılması esastır. Kanun kapsamında yapılacak bu uygulamalara ilişkin iş ve işlemlerde ilgili kurum maliklere yardımcı olmakla yükümlüdür.

 (2) Riskli yapılarda, Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca, parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine bütün maliklerce oybirliği ile karar verilememiş ise, riskli yapının değeri, Sermaye Piyasası Kuruluna kayıtlı olarak faaliyet gösteren lisanslı değerleme kuruluşlarına tespit ettirilir ve maliklerden birinin istemi üzerine, noter vasıtası ile yapılacak tebligat ile bütün malikler toplantıya çağrılır. Toplantıda yürütülecek uygulamalar konusunda riskli yapının değeri de gözetilerek bütün maliklerce oybirliği ile anlaşmaya çalışılır. Oybirliği ile anlaşma sağlanamaması halinde yapılacak uygulamaya sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilir. Bu karar tutanağa bağlanır ve karara katılan maliklerce imzalanır. Bu karar, karara katılmayanlara ve toplantıya iştirak etmeyenlere noter vasıtasıyla tebliğ edilir ve bu tebliğde, onbeş gün içinde bu kararın kabul edilmemesi halinde bağımsız bölümlerine ilişkin arsa paylarının, Bakanlıkça tespit edilecek veya ettirilecek rayiç değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılacağı, paydaşlara satış gerçekleştirilemediği takdirde, bu payların, rayiç bedeli Bakanlıkça ödenmek kaydı ile tapuda Hazine adına resen tescil edileceği bildirilir.

 (3) Anlaşmaya katılmayan maliklerin bağımsız bölümlerine ilişkin arsa payları; 15/A maddesinde belirtilen usule göre, arsa payı değeri üzerinden anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılır. Paydaşlara satış gerçekleştirilemediği takdirde, bu paylar, rayiç bedeli Bakanlıkça ödenmek kaydı ile tapuda Hazine adına resen tescil edilir ve en az üçte iki çoğunluk ile alınan karar çerçevesinde değerlendirilmek üzere Bakanlığa tahsis edilmiş sayılır veya Bakanlıkça uygun görülenler TOKİ’ye veya İdareye devredilir. Bu durumda, paydaşların kararı ile yapılan anlaşmaya uyularak işlem yapılır.

...

 (10) Riskli alanlarda;

a) Malikler tarafından yürütülecek uygulamalarda parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hâsılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine,

b) Üzerindeki bina yıkılarak arsa haline gelen taşınmazlarda ilgili kurum tarafından yürütülecek uygulamalarda uygulanacak projeye,

sahip oldukları hisseleri oranında maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilir.

..."

55. Yönetmelik'in işlem sırasında yürürlükte bulunan ''Açık artırma usulü ile satış'' kenar başlıklı 15/A maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Riskli binaların yıkılmasından sonra arsa haline gelen taşınmazların yeniden değerlendirilmesi konusunda, sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile alınan karar, anlaşmanın şartları ve riskli yapının Sermaye Piyasası Kuruluna kayıtlı olarak faaliyet gösteren lisanslı değerleme kuruluşlarına tespit ettirilen değeri Müdürlüğe bildirilir.

 (2) En az üçte iki çoğunluk ile alınan karara katılmayan maliklerin bağımsız bölümlerine ilişkin arsa paylarının rayiç değerini tespit etmek ve satış işlemini gerçekleştirmek üzere, Müdürlük bünyesinde, biri başkan ikisi üye olmak üzere, en az üç kişiden oluşan Bedel Tespiti ve Satış Komisyonu teşkil olunur. Rayiç değer, maliklerce Sermaye Piyasası Kuruluna kayıtlı olarak faaliyet gösteren lisanslı değerleme kuruluşlarına tespit ettirilen riskli yapının değeri de gözetilerek bu Komisyonca belirlenir.

 (3) Müdürlük, satışın yapılacağı yeri ve zamanı, bütün maliklere elden veya maliklerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemindeki adreslerine taahhütlü posta yoluyla tebliğ eder. Taahhütlü posta yoluyla yapılan tebliğde, tebliğ evrakının postaya verildiği tarihi izleyen onuncu günün sonunda tebligat yapılmış sayılır. Açık artırma ile satış tarihi, tebliğ tarihinden itibaren en az yedi gün sonra olacak şekilde belirlenir.

 (4) Açık artırma ile satışa ilişkin tebliğ ile birlikte, satışı yapılacak payın tapu kütüğünün beyanlar hanesine, 6306 sayılı Kanuna göre satış işlemine tabi olduğu ve satışa veya taşınmazın devrini gerektiren benzeri bir işleme tabi tutulamayacağı yönünde belirtme yapılması ilgili tapu müdürlüğünden yazılı olarak istenilir.

 (5) Satışı yapılacak payın üzerinde ipotek bulunması, satış işlemine engel teşkil etmez, ancak, satış işleminden önce ipotek alacaklısına haber verilmesi zorunludur.

 (6) Açık artırmaya en az üçte iki çoğunluk ile anlaşan paydaşlar dışında herhangi biri katılamaz. Satışı gözlemci olarak izlemek isteyenler ile payı satışa çıkarılan malikler satışın yapıldığı salona alınabilir. Ancak, bunların açık artırmaya müdahale etmesine müsaade edilmez. Açık artırma için belirlenen saatten sonra satış salonuna kimse alınmaz.

 (7) Açık artırmaya katılan paydaşların kimliği kontrol edilerek bir tutanak ile kayıt altına alınır. Katılımcı durumunu gösteren tutanağın tanziminden sonra, Komisyon Başkanınca, satışa çıkarılan arsa paylarına ilişkin bilgilerin satışa katılanlara bildirilir ve satış işlemi başlatılır. Komisyon Başkanı, rayiç bedelin altında olmamak üzere satışa katılan paydaşlardan, sözlü olarak pey sürmelerini ister. Sürülen peyler arttırma tutanağına yazılarak, karşılığı pey sahibi tarafından imzalanır. Arttırma işlemine devam etmeyecek taliplerin, keyfiyeti arttırma tutanağına yazması ve imzalaması zorunludur.

 (8) Komisyon, yedinci fıkrada belirtilen şekilde yapılan satış işlemi sonunda, tespit edilen rayiç bedelden az olmamak üzere, en yüksek bedeli teklif eden paydaşa satış yapılmasını karara bağlar ve bu paydaştan satış bedelinin yedi gün içerisinde banka nezdinde açtırılacak vadeli hesaba yatırılması istenilir. Bu süre içerisinde satış bedeli yatırılmaz ise, ikinci en yüksek teklif sahibine satış yapılır.

 (9) Açık arttırma ile satışa iştirak eden tek bir paydaş olması halinde, belirlenen rayiç değerinden az olmamak üzere bu paydaşın vereceği teklif geçerli kabul edilir.

 (10) Satış bedelinin yatırılmasından sonra, satış işlemi, tapuda yeni malik adına tescil yapılmak üzere, Müdürlükçe ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir. İlgili tapu müdürlüğünce tescil işlemi tamamlandıktan sonra, payı satılan ilgiliye durum bildirilir.

 (11) Satış işlemi tamamlanıp Komisyonca karara bağlanmadan evvel, üçte iki çoğunluk ile alınan karara katılmayan maliklerin, üçte iki çoğunluk ile alınan kararı kabul etmeleri halinde, açık artırma ile satış işlemi geçersiz sayılır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

56. Mahkemenin 30/6/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucu Doğan Boyacıoğlu ve Erdem Iyik'in İhlal İddiaları Yönünden

57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi ve şartları" kenar başlıklı 48. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kabul edilebilirlik şartları ve incelemesinin usul ve esasları ile ilgili diğer hususlar İçtüzükle düzenlenir."

58. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 80. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bölümler ya da Komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hâllerde düşme kararı verilebilir:

...

ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmemesi.

 (2) Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdaki fıkrada belirtilen nitelikteki bir başvuruyu, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devam edebilir."

59. Bireysel başvuru tarihinden sonra başvurucu Doğan Boyacıoğlu'nun 18/9/2019 tarihinde ve başvurucu Erdem Iyik'in 18/11/2020 tarihinde yaşamlarını yitirdikleri, ölümlerinden itibaren makul kabul edilebilecek bir süre içinde başvuruya mirasçı olarak devam edilmek istendiğine dair bir talepte bulunulmadığı, Bakanlığın görüşünün başvuruculara tebliğ edilmesi üzerine 11/8/2020 tarihinde mirasçılarının başvurucu Doğan Boyacıoğlu'nun öldüğünü bildirerek başvuruya mirasçı olarak devam etmek istediklerine ilişkin talepte bulundukları anlaşılmıştır. Başvurucuların mirasçılarının makul kabul edilebilecek bir süre içinde başvuruya mirasçı olarak devam etmek istediklerine ilişkin bir talepte bulunulmadıkları anlaşıldığından başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden bulunmamaktadır.

60. Açıklanan gerekçelerle başvuru yapılmasından sonra vefat eden başvurucular Doğan Boyacıoğlu ve Erdem Iyik yönünden başvurunun düşmesine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer Başvurucuların İhlal İddiaları Yönünden

1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

61. Başvurucular, 6306 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümlerinde 2/3 çoğunluk ile karar alınabileceğinin düzenlendiğini ancak diğer paydaşların izni olmadan ve azınlıkta kalan kişilerin payları satılmadan taşınmazdan kamuya terk veya ifraz işlemi yapılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığını ifade etmiştir. Uygulama alanında cins değişikliği, tevhit ve ifraz işlemlerinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ ve belediyeler tarafından resen yapılacağını veya yaptırılacağını vurgulayan başvurucular; bilgi ve onayları dışında tevhit ve ifraz işlemi yapılamayacağını, maddede belirtilen ifraz işleminin aynı parsel üzerinde birden fazla yapı bulunması durumunu düzenlediğini ve ifrazın hangi koşullarda yapılacağının Yönetmelik'te gösterildiğini belirtmiştir. Daha evvel parsele ilişkin düzenleme ortaklık payı kesintileri yapılmış olduğu hâlde Şirketin komşu parselde yaptığı yapının yol mesafesi ile ilgili sorunu çözmek için ilave kamuya terk işlemi yaptırdığını iddia etmiştir. Onama ve karar düzeltme kararlarında bir gerekçe bulunmadığını belirten başvurucular, sonuç olarak 6306 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümlerinde belirtilen 2/3 çoğunluğa katılmayanların payları satılmadan yeni yapı yapılmasına ilişkin uygulamaya yönelik ifraz ve tevhit gibi işlemlerin yapılamayacağını vurgulayarak hak arama hürriyeti ile adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

62. Bakanlık; 6306 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümlerine göre yapılan uygulamaların kanuni dayanağının bulunduğunu, riskli alanların (kentsel) dönüşüme tabi tutularak sağlıklı ve çağdaş bir şekilde yeniden yapılandırılmak suretiyle doğal afetler sebebiyle meydana gelmesi muhtemel can ve mal kayıplarının önlemesinin amaçlandığını, başvurucuların arsa paylarının rayiç değeri tespit ettirilerek satıldığını ve hisselerine karşılık toplam 917.062,17 TL ödendiğini belirterek müdahalenin bu nedenle ölçülü olduğunu ifade etmiş ve mülkiyet hakkının ihlal edilmediğini savunmuştur. Bakanlık ayrıca başvurucuların adil yargılanma hakkına yönelik şikâyetlerinin kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğunu ve derece mahkemelerinin kararlarının açık bir keyfilik içermediğini ifade ederek adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğini belirtmiştir.

63. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında genel olarak başvuru formunda belirttikleri iddialarını tekrarlamış ve Bakanlık görüşünün hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir.

2. Değerlendirme

64. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

 “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

65. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların terk işleminin kanuni dayanağının bulunmadığına ve satışın terk işleminden sonra yapılması nedeniyle zarara uğradıklarına ilişkin tüm şikâyetlerinin mülkiyet hakkını ilgilendirdiği anlaşıldığından başvurunun bu kapsamda incelenmesi uygun görülmüştür.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

66. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

67. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Somut olayda başvuruya konu ana taşınmazda başvurucuların hisseli malik oldukları anlaşıldığına göre Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkün varlığında tereddüt bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve Türü

68. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve üzerinde tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma imkânı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

69. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

70. Anayasa’nın 35. maddesinin son fıkrasında mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Zira mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamaması, devletin mülkiyetin kullanımını toplum yararına uygun olarak düzenleyebilmesini gerektirmektedir. Bu durumda da devletin mülkiyetin kullanımını kontrol yetkisine sahip olduğunun kabulü zorunlu hâle gelmektedir (AYM, E.2017/89, K.2018/5, 18/01/2018, § 19)

71. İmar uygulamaları düzenli ve planlı bir şehirleşmenin sağlanabilmesi amacına yönelik olarak gerçekleştirilen ve planlamanın yapıldığı kentte bulunan arsa ve arazilerin kullanım amaçlarının şehircilik ve planlama ilke ve politikaları doğrultusunda yeniden belirlenmesini içeren idari tasarruflardır. Bu işlemler taşınmazların sınırlarının ve büyüklüklerinin değiştirilmesini dahi gerekli kılabilmektedir. İmar uygulamalarında temel hedef taşınmazların kullanımının şehircilik ve planlama ilkelerine uygun olarak yeniden düzenlenmesidir. Dolayısıyla itiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyet hakkının düzenlenmesine ve kontrolüne yönelik olduğu anlaşılmaktadır (AYM, E.2017/89, K.2018/5, 18/01/2018, § 20).

72. Bireysel başvuru konusu olayda başvurucular binada bağımsız bölüm malikidir. Binanın riskli yapı olduğu tespiti üzerine yıkılmasına ve yeniden üzerine yapı yapılmasına karar verilmiş ve yıkım işlemi gerçekleştirilmiştir. Daha sonra binada 2/3 oranındaki çoğunluğun oyunu temsil eden Şirketin başvurusu üzerine Belediye, ana taşınmazdan 1096,4 m²nin kamuya (yol) terk edilmesine karar vermiştir. Ana taşınmazın 3.179,24 m² olan yüz ölçümü terk işleminden sonra 2.082,60 m² olmuş ve başvurucuların hisseleri bu yüz ölçümü üzerinden satılmıştır. Dolayısıyla ana taşınmazın bir bölümünün yola terk edilmesi suretiyle başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

iii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

73. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

74. Başvuru konusu şikâyetin özü, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığına ilişkindir.

 (1) Genel İlkeler

75. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini temel bir ilke olarak benimsemiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır (Ford Motor Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49).

76. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

77. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Mülkiyet hakkına müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).

78. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği ölçüde hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Bu bağlamda müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş., § 44).

79. Hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2014/183, K.2015/122, 30/12/2015, § 5). Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011).

80. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).

81. İtiraz konusu kural, satılan taşınmazlarla ilgili olarak yapılacak imar uygulaması sonucunda kamu hizmet alanlarına ayrılan yerlerin herhangi bir üst oran belirlenmeksizin bedelsiz olarak Hazine adına resen tescil edilmesini mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu taşınmazları Hazineden satın alan kişilerin ileride yapılacak imar uygulaması sonucunda kamu hizmet alanlarına ayrılan ve bedelsiz olarak Hazine adına tescil edilecek olan yerlerin taşınmazın ne kadarlık kısmına karşılık geleceğini bilmeleri mümkün değildir. Kural bu hâliyle maliklerin imar uygulamasından elde ettikleri yarar ile yüklendikleri külfet arasında açık bir dengesizliğin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine imkân tanımamaktadır. Diğer bir ifadeyle imar uygulaması sonucu taşınmazın bedelsiz olarak Hazineye devredilecek kısmına yönelik herhangi bir üst sınır getirilmemesi malikin Hazineye devretmekle topluma terk ettiği ekonomik değer ile imar uygulamasının taşınmazın geride kalan kısmına sağladığı ekonomik katkı arasında makul bir orantısallığın bulunup bulunmadığına yönelik bir değerlendirme yapılmasına olanak vermemektedir. Bu da malike aşırı bir külfet yüklemekte ve kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozmaktadır (AYM, E.2017/89, K.2018/5, 18/1/2018, § 29).

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

 (a) Şeklî Anlamda Kanunun Varlığı

82. Derece mahkemeleri 6306 sayılı Kanun ve bu kanun uyarınca çıkarılan Yönetmelik hükümlerine göre yapılan işlemlerin mevzuata uygun olduğunu belirterek davayı reddetmiştir. 6306 sayılı Kanun hükümlerinin TBMM tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemi olduğu açıktır.

 (b) Ulaşılabilirlik

83. Söz konusu kanun hükümlerinin Resmî Gazete'de yayımlandığı dikkate alındığında yeterince ulaşılabilir olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

 (c) Belirlilik ve Öngörülebilirlik

84. Somut olay bakımından önem taşıyan diğer unsurlar ise, mülkiyet hakkına yapılan müdahale yönünden uygulanan kanun hükümlerinin belirlilik ve öngörülebilirlik ölçütünü sağlayıp sağlamadığıdır.

85. Somut olayda uyuşmazlığa konu binanın bulunduğu ana taşınmazın yüz ölçümü 3.179,24 m²dir. Ana taşınmazın 1096,4 m²lik kısmının yola terk edilmesinden sonra geriye kalan 2.082,60 m² üzerinden başvurucuların hisseleri satışa çıkarılmış ve hisseler Şirkete satılmıştır. Başvurucular 1/12/2014 tarihinde taşınmazın m² değerinin 2.013 TL olarak tespit edildiğini, toplam 482.873,40 TL maddi zararlarının bulunduğunu ve bu zarara yol açan terk işleminin kanuni bir dayanağının bulunmadığını ileri sürmektedir.

86. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen 21/4/2015 tarihli cevapta, 6306 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümlerine göre maliklerin 2/3 oranındaki çoğunluğu ile alınan karara istinaden yeni yapı yapılması ile alakalı iş ve işlemler için öncelikle 1/3'lük kısımda kalanların hisselerinin satışının yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Ancak Belediye Encümeni kararı öncesinde yola terk işlemi için İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden görüş sorulmuş, İdare 14/11/2013 tarihli cevabında 1/3'lük kısımda kalanların hisselerinin satışı yapılmaksızın 2/3 oranındaki çoğunluk ile terk isteminde bulunulmasının mümkün olduğunu ifade etmiştir (bkz. §§ 15,16).

87. Terk işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6306 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümleri incelendiğinde uygulama alanında cins değişikliğinin, tevhit ve ifraz işlemlerinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ veya belediyeler tarafından resen yapılacağı veya yaptırılacağı ifade edilmiştir. Ayrıca bu parsellerin malikleri tarafından değerlendirilmesinin esas olduğu ve tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda işlem tarihinde yürürlükte bulunan 6306 sayılı Kanun'da terk işlemine ilişkin açık bir hükme yer verilmediği görülmektedir.

88. Ancak kanun koyucunun bu konudaki uyuşmazlıkları gidermek için yargılamanın devamı sırasında 14/4/2016 tarihinde 6306 sayılı Kanun'un 6. maddesinde değişiklik yaptığı ve belirlenen uygulama alanında terk işleminin muvafakat aranmaksızın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ veya belediyeler tarafından resen yapılacağı veya yaptırılacağını belirlediği anlaşılmıştır. Ayrıca aynı düzenlemede riskli yapılarda bu yapıların bulunduğu parsellerde, yapılar yıktırılmadan önce terk işlemine sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilebileceği ifade edilmiştir. 6306 sayılı Kanun'un hâlen yürürlükte olan 6. maddesinde de aynı düzenlemenin bulunduğu görülmektedir.

89. Belirtilen tüm bu süreçten anlaşılacağı üzere terk işleminin yapıldığı tarihte başvurucuların rızaları olmadan bu işlemin yapılmasını mümkün kılan açık bir kanun hükmünün bulunmadığı gibi daha sonra yapılan yasal değişiklikler ile yürürlüğe giren hükümlerde de yalnızca terk işleminin 2/3 çoğunlukla yapılabileceğinin ifade edildiği görülmektedir.

90. Anayasa Mahkemesi az yukarıda yer verilen kararında, imar uygulaması sonucu taşınmazın bedelsiz olarak Hazineye devredilecek kısmına yönelik herhangi bir üst sınır getirilmemesinin malikin Hazineye devretmekle topluma terk ettiği ekonomik değer ile imar uygulamasının taşınmazın geride kalan kısmına sağladığı ekonomik katkı arasında makul bir orantısallığın bulunup bulunmadığına yönelik bir değerlendirme yapılmasına olanak vermediğini belirtmiş ve bunun malike aşırı bir külfet yükleyerek kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengenin malik aleyhine bozduğunu ifade etmiştir (bkz. § 81).

91. Somut olayda da başvurucuların taşınmazından yapılan terk işleminin dayanağı olarak belirtilen 6306 sayılı Kanun hükümlerinde 2/3 çoğunluk dışındaki paydaşların paylarının kamuya terk işleminden önce mi yoksa sonra mı satılacağı hususunda bir belirlilik bulunmadığı gibi yapılacak terk işlemi yönünden herhangi bir üst sınır da getirilmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin dayanağını oluşturan terk işlemine ilişkin 6306 sayılı Kanun'un 6. maddesinin kanunda bulunması gerekli belirlilik ve öngörülebilirlik ölçütlerini sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır.

92. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

c. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

93. 6216 sayılı Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

94. Başvurucular, ihlalin tespit edilerek yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.

95. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

96. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

97. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

98. İncelenen başvuruda yapılan müdahalenin belirlilik ve öngörülebilirlik kriterlerini taşıyan bir kanuna dayanmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin işlemin dayanağı olan kanunun belirli ve öngörülebilir olmamasından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

99. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun ve hakkında ihlal kararı verilen başvurucuların şikâyetlerini ortadan kaldıracak yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 3. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

100. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

101. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin Doğan Boyacıoğlu ve Erdem Iyik dışındaki başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun başvurucular Doğan Boyacıoğlu ve Erdem Iyik yönünden DÜŞMESİNE,

B. Diğer başvurucular yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 3. İdare Mahkemesine (E.2014/1996, K.2016/404) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin Doğan Boyacıoğlu ve Erdem Iyik dışındaki başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Ondördüncü Dairesine (E.2016/10167, K.2017/4468; E.2017/3282, K.2017/5840) GÖNDERİLMESİNE,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 30/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Atanur Ekin ve diğerleri, B. No: 2018/1406, 30/6/2021, § …)
   
Başvuru Adı ATANUR EKİN VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2018/1406
Başvuru Tarihi 28/12/2017
Karar Tarihi 30/6/2021

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, riskli yapı olarak tespit edilen binanın bulunduğu ana taşınmazın bir kısmının yola terk edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Mülkiyet hakkı İmar İhlal Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 4721 Türk Medeni Kanunu 692
3194 İmar Kanunu 15
20
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi