TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
YAKUP BULUT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/14862)
Karar Tarihi: 16/11/2023
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Muhterem İNCE
Raportör
Duygu KALUKÇU
Başvurucu
Yakup BULUT
Vekili
Av. Aydan EROĞLU
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında gerekçeli karar hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/5/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:
A. İşe İade Davasına İlişkin Süreç
6. 1982 doğumlu olan başvurucu, 1998 yılından itibaren ASELSAN Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş.de (Kurum) çalışmaya başlamış, 28/3/2017 tarihinde elektronik teknikeri pozisyonunda görev yapmakta iken başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Başvurucuya gönderilen fesih bildiriminde darbe teşebbüsü sonrasında yaşanan gelişmeler çerçevesinde ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındığı, bu doğrultuda soruşturmanın devam ettiği, bu durum karşısında ASELSAN çalışma ilkelerine ve çalışma düzenine aykırı olacak şekilde güven temelinin çöktüğü belirtilmiştir.
7. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle Kurum aleyhine 21/4/2017 tarihinde dava açmıştır. Ankara 31. İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde başvurucu; feshin usule aykırı olduğunu, fesih sebebinin açık ve kesin bir biçimde bildirilmediğini ileri sürmüştür. 1998 yılından itibaren Kurumda çalıştığını, düzenli şekilde güvenlik soruşturmasından geçtiğini belirten başvurucu; her ne kadar hakkında gözaltı tedbiri uygulanmış ise de yeterli şüphe bulunmadığı gerekçesiyle tahliye edildiğini, hakkındaki iddia ve isnatların asılsız olduğunu, bu kapsamda feshin geçerli yahut haklı nedene dayanmadığını belirterek davanın kabulü ile işe iadesini talep etmiştir. Davalı Kurum cevap dilekçesinde feshin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
8. Mahkeme 12/10/2017 tarihli kararı ile dosyasının esas hakkında değerlendirme yapılmaksızın Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonuna (Komisyon) gönderilmesine karar vermiş ancak Komisyon, inceleme yetkisinin kendisinde olmadığını belirterek dosyayı Mahkemeye iade etmiştir.
9. Dosyanın kendisine geldiği Mahkeme 22/3/2018 tarihli ek kararı ile işin esasını inceleyerek davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:
"Davacının UYAP bilişim sistemine kayıtlı dosyaları sorgulanmış olup halen Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/346 Esas sayılı dosyasından hakkında yargılamanın devam ettiği görülmüştür.
Davalının sermaye yapısının dikkate alındığında kamuya ait hisseler içerdiği ve kamunun iştirak ve ortaklığı bulunan ve stratejik öneme haiz, ülke güvenliğini ilgilendiren alanlarda faaliyet gösteren bir kuruluş olduğu, davacının görevi de gözetildiğinde davalı işverenliğin şüphe altındaki işçi ile iş akdini devam ettirmesinin kendisinden beklenemeyeceği 673 sayılı KHK 7. Maddesi hükümleri de nazara alındığında davalı işveren tarafından yapılan feshin şüphe feshi niteliğinde olduğu vegeçerli nedene dayandığı kabul edilerek davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."
10. Başvurucu, karara karşı istinaf talebinde bulunmuş; dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek yıllardır çalışmakta olduğu Kurumda güven ilişkisini zedeleyecek bir davranışının olmadığını, bu kapsamda kararın usul ve esas açısından kanuna aykırı olduğunu belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
11. İşveren Kurum cevap dilekçesinde, iş sözleşmesinin feshi için yeterli şüphe ve somut dayanakların mevcut olduğunu, başvurucunun örgüt bağlantısından dolayı sadece gözaltına alınması dahi yeterli iken ayrıca iddianame düzenlenerek ceza davası açıldığını, bu durumun objektif bir şüpheye neden olduğunu, ASELSAN'ın kritik bir kurum olduğu da dikkate alındığında bu şartlar altında bir işçinin çalıştırılmasının mümkün olmadığını beyan etmiş; bu durumun başvurucunun iş performansından bağımsız bir durum olduğunu belirterek istinaf talebinin reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
12. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 20/11/2018 tarihli kararı ile istinaf talebinin reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"... davacı hakkında terör örgütüne üyelikten Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/346 Esas sayılı dosyasında açılmış dava olduğu ve davanın halen derdest olduğu, davacının bu gerekçe ile iş sözleşmesinin feshedildiği görülmektedir. Bu durum karşısında, güven ilişkisinin sarsılması nedeniyle davacının iş akdinin geçerli nedenle feshedildiğine dair mahkeme kabulünün olaya ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, davacının istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. "
13. Temyiz yolu kapalı olarak verilen karar aynı tarihte kesinleşmiştir.
B. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç
14. Başsavcılık, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma iddiası ile başvurucu hakkında soruşturma başlatmış, 9/3/2017-22/3/2017 tarihleri arasında, 14 gün boyunca gözaltı tedbiri uygulamıştır.
15. 19/9/2017 tarihli iddianame ile Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde dava açılmış, Ceza Mahkemesi 3/10/2019 tarihli kararı ile başvurucunun atılı suçtan mahkûmiyetine hükmetmiştir.
16. Dosya istinaf incelemesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgili Mevzuat
17. İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-25.
B. Yargıtay Kararları
18. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır."
19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:
"...şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..."
20. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.
Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir."
21. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 18/4/2013 tarihli ve E.2012/32147, K.2013/12471 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Somut olayda bir şüphe feshi söz konusudur. Bu tür fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir.
Davalı işyerinde fesih bildirgesinde anılan olayın davacı tarafından gerçekleştirildiği ceza yargılaması sonucunda da ispatlanmamış, davacı hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiştir. Ancak davacının kendi kredi kartının sorgulanması ile bilgisi olmaksızın kredi kartından alışveriş yapılan müşterinin kredi kartının sorgulanmasının zamanlama yönünden iç içe geçmesi ve sorgulamanın yapıldığı terminalin aynı olması dikkate alındığında, bu hususun iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni ortadan kaldırmaya elverişli bir şüphe olup, davacı ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı kabul edilmelidir. Bu durumda davalı işverenin artık işçiyi çalıştırması mümkün değildir. Bu sebeple iş sözleşmesinin feshi haklı sebebe dayanmasa da, feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. İşverence yapılan fesih geçerli nedene dayandığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olmuştur."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Anayasa Mahkemesinin 16/11/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
23. Başvurucu, işe iade talebiyle başlatılan yargılama neticesinde varılan sonucun hakkaniyete aykırı olduğunu, iş akdinin kanunlarda öngörülen usule riayet edilmeksizin feshedildiğini, iddia ve itirazlarının incelenmediğini, delillerin değerlendirilmediğini, yeterli inceleme yapılmaksızın davanın reddi kararı verildiğini ileri sürmüştür. Uzun yıllardır işveren Kurum nezdinde ve stratejik birimlerde çalıştığını belirten başvurucu; hakkında düzenli olarak yapılan güvenlik soruşturmalarının her zaman olumlu neticelendiğini, darbe girişiminin sonrasında dahi kıdemi arttırılarak pozisyonunun yükseltildiğini, hakkındaki iddia ve isnatların asılsız olduğunu, ceza soruşturmasında da yeterli şüphe bulunmadığı için tahliye edildiğini ifade etmiş; bu kapsamda kanuni hâkim güvencesinin, hak arama hürriyetinin ve ispat hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
24. Bakanlık görüşünde; başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kovuşturmanın devam ettiği, ASELSAN’ın kamunun iştirak ve ortaklığı bulunan, stratejik önem taşıyan ve ülke güvenliğini ilgilendiren alanlarda faaliyet gösteren bir kuruluş olması karşısında şüphe altındaki işçi ile iş akdini devam ettirmesinin işverenden beklenemeyeceği açıklanmıştır. Bu kapsamda derece mahkemeleri tarafından yeterli inceleme ve araştırma yapıldığı ifade edilmiş, başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
2. Değerlendirme
25. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu bir bütün olarak incelendiğinde başvurucunun temel iddiası iş akdinin somut bir gerekçe gösterilmeden feshedilmesi, buna ilişkin açtığı davanın da iddia ve itirazları karşılanmadan reddedilmesidir. Bu kapsamda başvurunun iddialarının gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
28. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).
29. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
30. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varmada kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında açık bir keyfîlik olmaması ve makul bir gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (İbrahim Ataş, B. No:2013/1235, 13/6/2013, § 23).
31. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olan bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (İbrahim Ataş, § 24).
32. Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını mümkün hâle getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 34).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
33. Somut olayda, işveren nezdinde 1998 yılından itibaren çalışmakta olan başvurucunun iş sözleşmesi, terör örgütü ile irtibatı/iltisakı bulunduğu şüphesiyle feshedilmiştir. Başvurucu, iş akdinin geçerli bir nedene dayanmadan feshedildiğini belirterekişe iade edilmesi talebiyle işveren aleyhine dava açmıştır.
34. Şüphe feshinin mahiyeti gereği ispatı beklenemese de -Yargıtay içtihadında da belirtildiği üzere- şüphenin işçinin kişiliğinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir (bkz. §§ 18, 19). Aksi hâlde hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı şekilde keyfî uygulamaların gündeme gelmesi söz konusu olabilecektir.
35. Derece mahkemelerince gerçekleştirilen araştırma ve incelemeler neticesinde tespit edilen hususların hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini temin edecek ve keyfî uygulamaların önüne geçecek şekilde somut olayın özelliği dikkate alınarak gerekçeli kararda ortaya konulması gerekmektedir. Bu kapsamda sadece şeklî anlamda bir gerekçenin varlığı yeterli değildir, aynı zamanda gerekçenin makul olması şartı aranmaktadır. Makul gerekçeden anlaşılması gereken mahkemelerin dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini ortaya koymasıdır (bkz. §§ 28-32).
36. Şüphe feshi gerekçesiyle iş akdinin sonlandırıldığı davalarda fesih sonucunu doğuran durum veya olayın/vakıanın -Yargıtay içtihadında da değinildiği gibi- doğrudan işçinin şahsından kaynaklanması, millî güvenliği tehdit eden yapı veya oluşum ile işçi arasında güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte olması gerekir. Yine bu noktada derece mahkemelerince söz konusu bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi keyfîliğin önüne geçilebilmesi adına önem arz etmektedir.
37. Tüm bu açıklamalar kapsamında yargılama dosyasına gelen bilgi ve belgelere bakıldığında başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliği isnadı ile soruşturma başlatıldığı ve gözaltı tedbirinin uygulandığı, tahliye edildikten bir hafta sonra da iş akdinin sona erdirildiği görülmüştür. Devam eden süreçte Başsavcılık, başvurucu hakkında iddianame hazırlamış, görülen kamu davası neticesinde mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Ankara 31. İş Mahkemesi tarafından başvurucu hakkında devam eden bir kovuşturmanın bulunduğu hususu şüphe feshi açısından yeterli görülmüş ve dava reddedilmiştir.
38. Aynı somut olaya ilişkin ceza mahkemeleri ile hukuk mahkemeleri tarafından yapılan yargılama sonucu verilen kararların birbiri yönünden mutlak surette bağlayıcı olduğunu söylemek mümkün değildir. Zira bu durumda derece mahkemeleri önlerine gelen uyuşmazlığı kendi açılarından ele almakta, ilgili mevzuat kapsamında farklı değerlendirme ve nitelendirmelere tabi tutmaktadır. Bu kapsamda Yargıtay kararlarında hem olağanüstü hâl dönemi için hem de olağanüstü hâl harici dönemler için işçi hakkında verilen bir beraat yahut takipsizlik kararının şüphe feshi noktasında nasıl değerlendirilmesi gerektiği ana hatlarıyla ortaya konmuştur. Yargıtay, beraat kararını işçi lehine değerlendirme eğilimi göstermekle birlikte yine de kararın içeriğindeki olay ve olguların fesih için yeterli olup olmadığını ayrıca incelemiştir (bkz. § 21).
39. Somut olayda derece mahkemelerinin başvurucu hakkında devam ettiğini belirttiği ceza davasına dair gerekçeli kararda bir değerlendirme yapmadığı, ceza dosyasında yer alan ve başvurucuya isnat edilen eylemlerin, bilgi ve belgelerin şüphe feshi açısından tartışılmadığı görülmüştür. Ceza yargılamasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin iş akdinin feshine olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmamaktadır. Dolayısıyla isnat edilen eylemlerin şüphe feshi yönüyle işe iade davasında ayrıca tartışılması gerekliliği noktasında başvurucu hakkında ceza davası olduğu yönündeki tespitin fesih için yeterli gerekçeyi oluşturduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.
40. Sonuca varmadan önce belirtmek gerekir ki derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Ancak ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde bunun davanın sonucuna etkili olması hâlinde mahkeme, bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda olabilir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).
41. Başvuruya konu olaya ilişkin yukarıda yapılan tüm incelemeler neticesinde -ilgili mevzuat, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihadı da dikkate alındığında- başvurucunun iddia ve itirazlarının yargılamanın esasına temas eden ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğunu söylemek mümkündür. Bu kapsamda derece mahkemelerinden beklenen, başvurucu ile terör örgütleri arasındaki bağlantıyı gösteren somut, kişisel ve güncel sebepleri gerekçeli kararda ayrıntılı bir şekilde ortaya koymak, kendisini davanın reddi sonucuna götüren sebepleri net bir şekilde karara yansıtmaktır.
42. Dolayısıyla gerekçeli kararda; işveren yönünden başvurucu ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsılmasına neden olan olay ve olgulara dair yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığı, başvurucunun yargılamanın esasına tesir eder nitelikteki iddia ve itirazlarının incelenmediği ve bu iddiaların karşılanmadığı görülmüştür. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (benzer yönde bkz. Yücel Gazi, B. No: 2020/37058, 20/6/2023).
43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE bu görüşe katılmamışlardır.
B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
44. Başvurucu, emekli olduğu tarih dikkate alınarak yapılan ödemenin enflasyon karşısındaki değer kaybının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
45. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 20).
46. Somut olayda başvurucunun bu iddiasına ilişkin olarak herhangi bir idari veya yargısal makama başvuru yaptığına dair bilgi veya belge sunmadığı ve açıklama yapmadığı görülmüştür.
47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
48. Başvurucu; ihlalin tespiti, yargılamanın yenilenmesi ve 100.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
49. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
50. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
51. Dosyalardaki belgeden tespit edilen 294,70 TL başvuru harcı ile 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.094,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE'nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 31. İş Mahkemesine (E.2017/195, K.2017/710) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 294,70 TL başvuru harcı ile 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.094,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/11/2023 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu; işe iade talebiyle başlatılan yargılama neticesinde varılan sonucun hakkaniyete aykırı olduğunu, iş akdinin yasalarda öngörülen usule riayet edilmeksizin feshedildiğini, iddia ve itirazlarının incelenmediğini, delillerin değerlendirilmediğini, yeterli inceleme yapılmaksızın davanın reddi kararı verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Başvurucu, ASELSAN Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. de (Kurum) elektronik teknikeri pozisyonunda çalıştığı sırada 28/3/2017 tarihinde iş akdi feshedilmiştir.
3. Başvurucuya gönderilen fesih bildiriminde darbe teşebbüsü sonrasında yaşanan gelişmeler çerçevesinde ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındığı ve bu doğrultuda soruşturmanın devam ettiği, bu durum karşısında ASELSAN çalışma ilkelerine ve çalışma düzenine aykırı olacak şekilde güven temelinin çöktüğü belirtilmiştir.
4. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talepleriyle Kurum aleyhine dava açmıştır. Ankara 31. İş Mahkemesine (Mahkeme), Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinde başvurucu hakkındaki yargılamanın devam ettiği, Kurumun sermaye yapısının dikkate alındığında kamuya ait hisseler içerdiği ve kamunun iştirak ve ortaklığı bulunan ve stratejik öneme haiz, ülke güvenliğini ilgilendiren alanlarda faaliyet gösteren bir kuruluş olduğu, başvurucunun görevi de gözetildiğinde Kurumun şüphe altındaki işçi ile iş akdini devam ettirmesinin kendisinden beklenemeyeceği gerekçeleriyle davanın reddine karar vermiştir (bkz. § 9).
5. İstinaf istemi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucu hakkında terör örgütüne üyelikten Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın halen derdest olduğu, davacının bu gerekçe ile iş sözleşmesinin feshedildiği, bu durum karşısında, güven ilişkisinin sarsılması nedeniyle davacının iş akdinin geçerli nedenle feshedildiği gerekçesiyle istemin reddine kesin olarak karar vermiştir (bkz. § 12).
6. Başvurucu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma iddiası ile soruşturma başlatılmış ve bu kapsamda 9-22/3/2017 tarihleri arasında 14 gün boyunca gözaltı tedbiri uygulanmıştır.
7. Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun mahkûmiyetine karar vermiştir (bkz. § 17). Dosya istinaf incelemesinde derdesttir.
8. Anayasa Mahkemesi M.A.G. (B. No: 2018/4268, 25/12/2018) kararında, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunda (TÜBİTAK) araştırmacı olarak çalışan başvurucunun iş akdinin şüphe feshi kapsamında feshedilmesi üzerine açılan davanın reddi kararını incelemiştir. Anayasa Mahkemesi, hakkında ceza yargılaması olmayan başvurucun bireysel başvurusunu, FETÖ/PDY tarafından gerçekleştirilen 15/7/2016 tarihli darbe teşebbüsünden sonra ülkenin istisnai ve olağanüstü koşullar altında bulunduğu, TÜBİTAK tarafından geliştirilen projelerin millî güvenliği ilgilendirdiği, bu projelerin aynı zamanda askerî açıdan gizli nitelik taşıdığı ve bu mahiyeti itibarıyla kurumun güvenlik zaafiyetine neden olacağını düşündüğü kişilerle çalışmayı sürdürmesinin beklenmeyeceği gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
9. Y.S. (B. No: 2018/5902, 2/5/2023) kararında ise başvurucu, Güney Marmara Kalkınma Ajansı bünyesinde çalışmaktayken iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açtığı işe iade davasında davanın reddi üzerine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkında başlatılan ceza yargılamasının mahkumiyet ile sonuçlandığı anlaşılmakta ise de iş akdinin feshedildiği tarih itibarıyla başvurucu hakkında henüz bir kovuşturma bulunmadığı, İş Mahkemesinin salt başvurucu hakkında başlatılan soruşturmayı gerekçe göstererek fesih işlemini hukuka uygun bulduğu, soruşturmanın açılmasına neden olan olguların fesih işlemi bağlamında Mahkeme tarafından değerlendirilmediği gerekçesiyle gerekçeli karar hakkından ihlal kararı vermiştir. Ancak anılan kararda, başvurucunun Kalkınma Ajansı bünyesinde çalıştığı, milli güvenlik ve kamu güvenliği yönünden kritik olarak kabul edilebilecek bir kurum ve görevde çalışmadığı da değerlendirilerek ihlal sonucuna ulaşılmıştır.
10. Başvuru konusu olayda, işe iade davasında yargılama dosyasına gelen bilgi ve belgelere bakıldığında başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliği isnadı ile soruşturma başlatıldığı ve gözaltı tedbirinin uygulandığı, tahliye edildikten bir hafta sonra da iş akdinin sona erdirildiği görülmektedir. Devam eden süreçte Savcılık başvurucu hakkındaki delillerin yeterli olduğu kanaatiyle iddianame hazırlamış ve görülen kamu davası neticesinde mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Ankara 31. İş Mahkemesi tarafından başvurucu hakkında devam eden bir kovuşturmanın bulunduğu hususu şüphe feshi açısından yeterli görülmüş ve dava reddedilmiştir.
11. Davanın reddi kararına yönelik yapılan inceleme kapsamında, dosyaya gelen bilgilerden özellikle 28/3/2017 tarihli tanık beyanında geçen ifadelerin dikkate değer olduğu görülmektedir. Zira tanık beyanında, başvurucuyu örgüte kendisinin kazandırdığını, 2005 yılında ASELSAN grubu kurulduktan sonra örgüte dahil olduğunu, kısa sürede mütevelli olduğunu, 2009 yılına kadar mütevelli olarak kaldığını, örgüte adam kazandırma, himmet, zekât, burs adı altında örgüte para toplama, örgüte ait gazete ve dergi aboneliği yapma, sohbet, yemek vb. organizasyonları birlikte gerçekleştirdiklerini, darbe girişimine kadar da örgüt içerisinde yer aldığını belirtmiştir. Mevcut tanık beyanını destekler nitelikte üç ayrı kişinin daha başvurucu aleyhine ve görgüye dayalı beyanda bulundukları görülmektedir.
12. Somut olayda işveren Kurum'un niteliğine bakıldığında ASELSAN'ın Türkiye'nin en büyük savunma elektroniği kuruluşu olduğu, başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere yurtiçi ve yurtdışı ihtiyaç makamlarının, haberleşme ve bilgi teknolojileri, radar ve elektronik harp, insansız sistemler, kara, deniz ve silah sistemleri, hava savunma ve füze sistemleri, komuta kontrol sistemleri, ulaştırma, güvenlik, trafik, otomasyon ve sağlık teknolojilerine yönelik ihtiyaçlarını karşılayabilecek ürünler geliştirme üzerine çalıştığı görülmektedir. Kurum'un kritik ve önemli bir görevi yerine getirdiği, özellikle milli güvenlik ve kamu güvenliğini ilgilendiren alanlarda çalışmalar yürüttüğü hususu dikkate alındığında başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmemiş olsa dahi dosyaya yansıyan tanık beyanlarının şüphe feshi açısından yeterli olduğu yönündeki Mahkeme kararının keyfi olduğunu söylemek mümkün değildir.
13. Başvurucu eksik inceleme yapıldığını belirterek Mahkeme kararının hakkaniyete uygun olmadığını ileri sürmektedir. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar mahkemelerce delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup mahkeme kararlarının gerekçesinde bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
14. Açıklanan nedenlerle somut olay yönünden, başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.
Üye