logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Mehmet Tümer, B. No: 2018/20500, 30/6/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MEHMET TÜMER BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/20500)

 

Karar Tarihi: 30/6/2021

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Hilal YAZICI

Başvurucu

:

Mehmet TÜMER

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kişilik haklarına zarar verildiği gerekçesiyle açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/7/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, başvuruya konu olaylara ilişkin süreçte aile hekimi olarak görev yapmaktadır. Eşinin tarafı olduğu idari davada, eşi ile bağlantılı olarak kendisi ve mesleği hakkında kullanılan ifadelerin kişilik haklarına zarar verdiği iddiasıyla 23/10/2017 tarihinde F.Y. isimli kişi aleyhine 2.000 TL manevi tazminat istemiyle dava açmıştır.

9. Başvurucu dava dilekçesinde, matematik öğretmeni olarak görev yapan eşine görev yaptığı eğitim kurumu müdürü F.Y.nin performans notu olarak düşük bir puan vermesi üzerine eşinin açtığı davaya okul müdürü F.Y.nin sunduğu cevap dilekçesinde yer alan "...öğretmenimizin eşi evinde raporu yazıp çıktısını almakta kaşesini basıp imzalayarak..." ve "...hatta raporların bir kısmında teşhis ve tedavi dahi yazılmamaktadır..." şeklindeki ifadelerin, kendisinin meslek etiğine aykırı hareket ettiği anlamı taşıdığını, söz konusu ifadelerin iftira niteliğinde olduğunu, bu iddialarla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürmüştür.

10. İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesince (Mahkeme) görülen davaya sunduğu cevap dilekçesinde F.Y., ileri sürdüğü iddialarının yargılamaya konu somut olayın açıklanabilmesi ve ortaya konulabilmesini sağlamaya yönelik olduğunu ifade etmiştir. Bu kapsamda, başvurucunun eşinin öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği yasal sorumluluklardan kaçınmakta olduğunu ve bu amaçla okul idaresine birçok kez dilekçe verdiğini, aile hekimi olan eşinin kendisi için hazırladığı raporları da okul idaresine sunarak nöbet listesine yazılma ve başka bazı görevleri üstlenmekten kaçındığını, dilekçelerine verilen cevapları yeterli bulmayıp defalarca idare ve yargı mercilerine başvurularda bulunduğunu, bu başvuruların okul idaresi lehine sonuçlandığını ileri sürmüştür. F.Y. konuya ilişkin açıklamalarını bir bütün olarak mahkemeye sunduğunu, başvurucuya yönelik olarak iftira, hakaret, aşağılama veya başvurucunun saygınlığını zedeleme amacının olmadığını ifade etmiştir.

11. Başvurucu ek beyanlarında; F.Y.nin yargı huzurunda kendisini sahte raporlar düzenleyen bir doktor olarak gösterdiğini, idari yargılamaya ilişkin süreçte iddia ettiği gibi söz konusu raporların hastalık raporu değil çalışabilirlik raporu olduğunu, söz konusu raporlarda tedavi bitiş tarih ve saatinin açıkça yazıldığını, F.Y.nin iddia ettiği gibi raporları evde düzenlemenin mümkün olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca F.Y.nin birçok iddiasının yalan olduğunu, eşinin söz konusu idari ve yargısal başvurularının idare lehine değil kendi lehine sonuçlandığını ifade etmiş; buna ilişkin yargı kararlarını beyanına eklemiştir. Başvurucu gerçeğe dayalı olmayan ve hiçbir belgeye dayanmayan çeşitli iddialarla kişilik haklarına zarar verildiği iddiasını tekrarlamıştır.

12. Mahkeme; F.Y.nin beyanlarının tazminatı gerektirir nitelikte haksız fiil oluşturmadığını, ayrıca başvurucu hakkındaki ifadelerine ilişkin olarak başvurucu tarafından eşi için düzenlenmiş raporları dosyaya sunduğunu, dolayısıyla raporlarla beyanlarını ispatladığını değerlendirerek 15/5/2018 tarihli kararıyla davanın kesin olarak reddine karar vermiştir.

13. Nihai karar, başvurucuya 21/6/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 9/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Başvurucunun eşine performans değerlendirme notu olarak düşük bir not verilmesi işlemine ilişkin olarak yapılan yargılama UYAP aracılığıyla incelenmiştir. İzmir 6. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) görülen davada, başvurucunun eşi ile ilgili olarak performans değerlendirme notunun ilgili mevzuatta öngörülen nesnel ve tarafsız olma şartına uygun olmadığı değerlendirilmiş ve 19/7/2017 tarihinde işlemin iptaline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; performans değerlendirme formunda gözleme dayalı olarak değerlendirilebilecek kriterler bulunduğu gibi somut bilgi ve açıklamalara dayandırılabilecek nitelikte olan kriterlerin de bulunduğu, bazı kriterlere eksik puanlar verilmiş olmakla birlikte hangi yönlerden eksik olduğu ve bu eksikliği kanıtlayan bilgi ve belgelerin ortaya konulamadığı, ayrıca savunma dilekçesinde de bu hususlarla ilgili herhangi bir açıklamaya yer verilmediği değerlendirilmiştir. Karar, kanun yolu incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

16. İlgili mevzuat ve yargı kararları için bkz. Ali Abbas Yalman, B. No: 2015/11456, 19/4/2018, §§ 15-18.

B. Uluslararası Hukuk

17. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale yapılamaz."

18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin itibarının kişisel kimliklerinin ve psikolojik bütünlüklerinin bir parçası olduğunu ve Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında korunduğunu belirtmektedir (X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 22; Pfeifer/Avusturya, B. No: 12556/03, 15/11/2007, § 35). AİHM'e göre bu durumda kişilerin şeref ve itibarlarına yönelik saldırının belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması ve kişisel yararlara zarar verici nitelik arz etmesi gerekir (A./Norveç, B. No: 28070/06, 9/4/2009, § 64).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 30/6/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu; eşinin performans değerlendirme notuna ilişkin yapılan yargılamada F.Y.nin dava dosyasına sunduğu beyanlarının delillere dayanmadığını ve gerçeği yansıtmadığını, bu sebeple işlemin iptal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuruya konu dava sürecinde ise başvurucu, karşı tarafın kendisine yönelik beyanlarının doğru olmadığının İdare Mahkemesi kararıyla ortaya konulmuş olmasına rağmen eşi için düzenlemiş olduğu çalışabilirlik raporunun hasta raporu olmadığı yönündeki açıklamalarına ilişkin olarak Mahkemenin bilirkişi incelemesi yaptırmayıp hatalı bir değerlendirme yaparak F.Y.nin kendisi ile ilgili iddialarını belgelerle kanıtlamış olduğu sonucunu doğuracak bir neticeye vardığını ifade etmiştir. Bu kapsamda başvurucu yeterli bir inceleme yapılmayarak hatalı bir karar verilmesi sebebiyle adil yargılanma hakkının, bu karar neticesinde kendisinin sahte belge düzenleyen bir doktor olarak kabul edilmesi şeklinde bir sonuç doğması sebebiyle özel hayata saygı hakkı kapsamında mesleki şeref ve haysiyetinin zarar gördüğünü ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

21. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

22. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44). Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır (Ali Abbas Yalman, § 22).

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şeref ve itibarına yönelen ifadeler sebebiyle açtığı tazminat davasının eksik ve hatalı bir değerlendirmeyle reddedilmesi bağlamında adil yargılanma hakkı yönünden dile getirdiği şikâyetleri esas itibarıyla bir bütün olarak Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında korunan kişinin maddi ve manevi varlığının zarar gördüğüne ve bu zararın ilgili yargı yolunda giderilemediğine ilişkindir. Buna göre başvurucunun şikâyetlerinin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

1. Genel İlkeler

24. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,19/12/2013, § 30; benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80; Ali Abbas Yalman, § 22).

25. Kişinin maddi ve manevi varlığının koruması hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51). Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da belirtilen haklara saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, §§ 36, 40; benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali Abbas Yalman, § 23).

26. Üçüncü kişilerin şeref ve itibara müdahalesi, birçok ihtimalin yanında adli makamlara verilen dilekçeler veya mahkemeler önünde sarf edilen sözlerle de olabilir. Bir kişi adli makamlara verilen dilekçelerde ve bir yargılama çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişinin şeref ve itibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir (Cem Mermut, B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 37). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015 § 45; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 44; Kenan Gül, B. No: 2015/17892, 19/2/2019, § 53).

27. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü; etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların bireylerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Semra Özel Üner, B. No: 2014/12009, 26/10/2016, § 36; benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali Abbas Yalman, § 24).

28. Bununla birlikte söz konusu yükümlülükler, belirtilen düzenlemelerin hayata geçirilmesi ile tamamlanacağından yargı makamlarınca temel hak ve özgürlüklerin özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklar incelenirken de gözönünde bulundurulması, gerekli usule ilişkin güvenceleri haiz olan bir yargılama yapılması gerekmektedir (Melahat Karkin, [GK], B. No: 2014/17751, 13/10/2016, § 60).

29. Bu bağlamda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargı makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Fındık Kılıçaslan, B. No: 2015/97, 11/10/2018, § 53).

30. Bunun yanı sıra derece mahkemelerinin özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda takdir yetkilerini kullanırken tarafların çatışan menfaatleri arasında adil bir denge sağlayıp sağlamadıklarının belirlenmesi gerekmektedir. Her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca yol açmaması gerekir. Menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine bireysel olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi, pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir. Olayın bütün koşulları ve taraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak menfaatlerin adil bir şekilde dengelenip dengelenmediği değerlendirilmelidir. Bu adil dengenin kurulup kurulmadığının denetiminde derece mahkemelerinin ortaya koyduğu gerekçeler büyük önem taşımaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Marcus Frank Cerny, § 73; T.AA. B. No:2014/19081, 1/2/2017, § 99).

31. Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrasında, kişilerin hak arama özgürlükleri güvence altına alınmıştır. Hak arama özgürlüğü, toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri olmasının yanında bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme yoludur. İnsan varlığını soyut ve somut değerleriyle koruyup geliştirmek amacıyla hukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama, bu konuda tüm yollardan yararlanma hakkını içeren hak arama özgürlüğü hukuk devletinin ve çağdaş demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biridir (AYM, E.2014/86, K.2015/109, 25/11/2015, § 91).

32. Hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § 123).

33. Anayasa, hak arama hürriyetini koruma altına almış olmakla birlikte sınırsız bir hak arama hürriyetini tamamen garanti etmemiştir. Somut başvuruyla bağlantılı olarak söylenecek olursa hak arama hürriyetinin kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına zarar verir boyuta ulaşmaması gerekir. Bu, Anayasa'nın 12. maddesinin kişilerin sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri kullanırken sahip oldukları ödev ve sorumluluklara gönderme yapan "Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder." biçimindeki ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (Ali Abbas Yalman, § 31).

34. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile Anayasa'nın 36. ve ilgili diğer maddelerinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti arasında adil bir dengeyi gözetip gözetmediklerinin değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile hak arama hürriyetinin karşı karşıya geldiği durumlarda çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut olaya uygulanabilecek bazı kriterler üzerinde durmuştur. Buna göre hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında hedef alınan kişiye yönelik isnatların taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla -oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- ilgisinin bulunup bulunmadığı ve uyuşmazlığın çözümüne katkısının olup olmadığı, hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında dile getirilen ifadeler ve bunların hedef alınan kişinin yaşamına etkileri gibi kriterlerin somut olaya uygulanması gerekmektedir (ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ali Abbas Yalman, §§ 32, 33)

35. Anayasa Mahkemesi, başvurunun koşullarına göre bazıları yukarıda sayılan kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğini denetler. Söz konusu değerlendirmelerde derece mahkemelerinin belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirken derece mahkemelerinin yerini almak olmayıp söz konusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 17. maddesi açısından doğruluğunu ve karar gerekçelerinin ilgili ve yeterli görünüp görünmediğini tespit etmektir (Ali Abbas Yalman, § 34).

36. Başvurucunun kişisel itibarın korunmasını isteme hakkının gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile korunmaması Anayasa'nın 17. maddesini ihlal edecektir (İbrahim Özden Kaboğlu [GK], B. No: 2015/18503, 30/5/2019, § 44).

2. İlkelerin Olaya Uygulanması

37. Somut olayda, başvurucunun eşinin taraf olduğu davada geçen F.Y.nin başvurucu hakkındaki ifadeleri, başvurucunun eşine düşük bir performans notu verilmesi işleminin sebepleriyle ilgilidir. Bu kapsamda söz konusu ifadeler dava konusu işleme ilişkindir ve davalı idarenin performans değerlendirme notunu neden o şekilde takdir ettiğinin ortaya konulması amacına yöneliktir. F.Y. bu ifadelerini destekleyeceğini düşündüğü, başvurucu tarafından eşi için düzenlenmiş ilgili belgeleri de yargılama dosyasına sunmuştur. Diğer taraftan F.Y.nin İdare Mahkemesine sunduğu cevap dilekçesinin tümünün bu iddia üzerine oturmadığı, ifadelerin dava kapsamında cevap niteliğindeki açıklamalarının bir kısmına ilişkin olduğu görülmektedir. Nihayetinde yapılan yargılama sonucunda performans değerlendirme notuna ilişkin işlemin iptaline karar verilmiştir ve iptal kararı F.Y.nin başvurucu hakkındaki ifadelerinin gerçek bir temele oturduğuna ilişkin bir değerlendirmeye dayanmamaktadır. O hâlde bir yargı mercii önünde F.Y.nin başvurucu ve eşi hakkındaki iddialarının iptal edilen işlemin maddi ve olgusal dayanaklarını oluşturacak nitelik ve yeterlilikte olmadığının ortaya konulmuş olduğu sonucuna varmak mümkündür.

38. Mahkeme, F.Y.nin beyanlarının tazminatı gerektirir nitelikte haksız fiil oluşturmadığını, ayrıca F.Y.nin başvurucu hakkındaki ifadelerine ilişkin olarak başvurucu tarafından eşi için düzenlenmiş raporları dosyaya sunduğunu belirtmiştir. Mahkemenin ulaştığı sonuç ve karar gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde söz konusu raporların İdare Mahkemesinde görülen dava dosyasına sunulmasının F.Y.nin de tarafı olduğu bir iddia ile bağlantılı olduğunun ve başvurucu hakkındaki iddialarının uyuşmazlığın çözümünde rol oynayabileceği düşüncesine dayandığını, hakaret veya iftira gibi bir amaçtan ziyade savunma amacıyla dava süreci içerisinde ileri sürüldüğünü, dolayısıyla F.Y.nin savunma niteliğindeki cevaplarının bütünlüğü içerisinde olduğunu gözetmediği söylenemez. Ayrıca başvurucunun Mahkemenin farklı bir değerlendirme yapmasını sağlayacak ölçüde somut bir bilgi veya belgeyi veyahut da maddi bir olay veya olguyu Mahkeme önüne getirmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda Mahkemenin başvurucunun manevi varlığı üzerinde açık bir zarar meydana gelip gelmediği yönünde yeterli bir değerlendirme yapmadığı da söylenemeyecektir.

39. Netice itibarıyla başvuruya konu olan süreç ve yargı merciinin farklı çıkarları dengelerken sahip olduğu takdir payı da dikkate alındığında ortaya konulan gerekçenin başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkı ile diğer tarafın savunma hakkı arasında adil bir denge kurduğu, bu nedenle pozitif yükümlülüklerin yerine getirildiği ve bu kapsamda bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

40. Diğer taraftan başvurucu, manevi varlığına zarar verdiğini iddia ettiği ifadelerin İdare Mahkemesinin karar gerekçesine yansıdığına, dosya içerisinde kalmayarak alenileştiğine ilişkin bir iddiada bulunmamıştır. Aynı şekilde başvurucu bu ifadeler nedeniyle bazı hukuki işlemlere maruz kaldığına, mesleğini icra ettiği camia içerisinde veya yaşadığı çevrede zorluklar çektiğine ilişkin herhangi bir iddia da ileri sürmemiştir.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 30/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Mehmet Tümer, B. No: 2018/20500, 30/6/2021, § …)
   
Başvuru Adı MEHMET TÜMER
Başvuru No 2018/20500
Başvuru Tarihi 9/7/2018
Karar Tarihi 30/6/2021

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, kişilik haklarına zarar verildiği gerekçesiyle açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı Şeref ve itibar - İfade özgürlüğü dengesi Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 4721 Türk Medeni Kanunu 24
25
6098 Türk Borçlar Kanunu 58
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi