logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Yavuz Kemal İnan, B. No: 2018/26126, 15/6/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

YAVUZ KEMAL İNAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/26126)

 

Karar Tarihi: 15/6/2021

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucu

:

Yavuz Kemal İNAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, temyiz başvurusunun kötü niyetle yapıldığı gerekçesiyle avukata disiplin para cezası uygulanmasının suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 17/8/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2018/26130 numaralı başvuru dosyasının hukuki ve fiilî irtibat nedeniyle 2018/26126 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2018/26126 numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, İstanbul Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yapmaktadır.

10. Başvurucunun avukatı olduğu E.K.ya (müvekkil) ait Kocaeli ili Körfez ilçesi Yarımca Mahallesi, 43, 44 ve 46 numaralı adalarda yer alan taşınmazlar üzerine konulan ipotek nedeniyle bu taşınmazların satılarak paraya çevrilmesi amacıyla icra takibi başlatılmış ve bu kapsamda 28/5/2015 tarihli icra emirleri düzenlenmiştir. Anılan icra emirleri müvekkile 10/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

11. Başvurucu, müvekkil adına 14/7/2015 tarihinde icra emirlerine itiraz etmiştir. Dilekçesinde takip alacaklısı ile müvekkilin şahsi borç ilişkisinin bulunmadığı belirtilmiştir. Takipten önce alacak talebinin yöneltilmediği ifade edilmiştir. Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğu vurgulanmıştır. İlam niteliğinde bir belge bulunmaksızın icra emri düzenlenemeyeceği dile getirilmiştir. Öte yandan takiplerin yetkisiz icra müdürlüğünde başlatıldığı ileri sürülmüştür.

12. İstanbul 13. İcra Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 9/10/2015 ve 12/10/2015 tarihinde davaları kısmen kabul ederek müvekkil hakkında başlatılan takiplerin iptaline karar vermiş, yetkiye ilişkin şikâyetleri ise reddetmiştir. Kararlarda ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinin ilamlı takip niteliğinde olduğu belirtilerek alacaklının icra takibini Türkiye dâhilindeki herhangi bir icra dairesinde başlatabileceği vurgulanmıştır. Öte yandan yine kararda ihtarnamenin ipotek verene, ipotek resmî senedinde kayıtlı olan adresi dışında başka bir adrese çıkarıldığı belirtilmiştir. Ayrıca davacı yönünden muacceliyet şartı henüz oluşmadığı ifade edilerek takiplerin iptali yönünde karar verildiği açıklanmıştır.

13. Başvurucu 20/3/2017 tarihinde kararları temyiz etmiştir. Dilekçelerinde müvekkilin ikametgâhının İstanbul Anadolu Yakası'nda bulunması nedeniyle icra takiplerinin İstanbul Anadolu icra müdürlüklerinde yapılması gerektiği belirtilmiştir. Müvekkilinin alacaklı arasında herhangi bir ilişkinin bulunmadığı vurgulanmıştır. Müvekkilin sadece borçlu üçüncü kişi lehine ipotek veren olduğu ifade edilmiştir. Öte yandan müvekkile takiplerden önce herhangi bir alacak talebi ya da hesap özeti gibi bir belgenin ihtar edilmediği dile getirmiştir.

14. Davalı Ş.T. A.Ş. 7/4/2017 tarihinde temyiz dilekçelerine cevap vermiştir. Cevap dilekçelerinde davacı hakkında açılan takiplerin iptal edilmesine karşın davacının temyize başvurduğu belirtilmiştir. Yapılan temyiz başvurularının kötü niyetli olduğu ileri sürülmüş ve başvurucunun disiplin para cezası ile cezalandırılması talep edilmiştir.

15. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (Daire) 25/6/2018 tarihinde temyiz taleplerini reddederek Mahkeme kararlarını onamıştır. Bununla birlikte başvurucunun temyiz taleplerinin kötü niyetle olması nedeniyle, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesinin ikinci fıkrasına göre uygulanması gereken 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 434. ve 422. maddeleri uyarınca 5.000 TL disiplin para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verilmiştir.

16. Dairenin kararları başvurucuya 30/7/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu 5/8/2018 tarihinde kararların düzeltilmesini talep etmiştir. Dilekçelerinde yetkisizlik itirazlarının reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir. Davaların reddedilen kısmı yönünden temyiz başvurusu yapıldığı belirtilmiştir. Bu nedenle kötü niyetle temyizden bahsedilemeyeceği vurgulanmıştır. Öte yandan karar tarihi itibariyle yürürlükte olmayan 1086 sayılı Kanun hükümleri uyarınca disiplin para cezalarının verildiği dile getirilmiştir.

18. Başvurucu 17/8/2018 tarihinde bireysel başvurularda bulunmuştur.

19. Daire 14/2/2019 tarihinde karar düzeltme taleplerini reddetmiştir. Kararlarda disiplin para cezasına karşı kanun yolu bulunmadığı için karar düzeltme talebinde bulunulamayacağı ifade edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (Ek cümle: 1/7/2016 6723/34 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez."

21. 1086 sayılı Kanun'un "Kötü niyetle temyiz" kenar başlıklı 434. maddesi şu şekildedir:

"Temyiz isteminin kötüniyetle yapıldığı anlaşılırsa Yargıtayca 422 nci madde hükümleri uygulanır."

22. 1086 sayılı Kanun'un "Kötü niyetle temyiz" kenar başlıklı 422. maddesinin ikinci fıkrası şu şekildedir:

"Kötüniyet sahibi davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan tarafa ayrıca mahkemece beşyüz Türk Lirasından beş bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. Bu hâllere vekil sebebiyet vermiş ise idarî para cezası vekil hakkında uygulanır. "

B. Uluslararası Hukuk

23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...

2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır."

24. Sözleşme'nin 7. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez."

25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 7. maddesinde yer alan "suç oluşturmayan eylem" ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini, Sözleşme'nin 6. maddesinde yer alan "suç ile itham edilme" kavramına ilişkin ortaya koyduğu üç kıstas ile açıklamaktadır (Engel ve diğerleri/Hollanda [GK], B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976, §§ 82, 83). AİHM, Engel ve diğerleri/Hollanda kararında belirtilen ve bir suçun 6. madde kapsamında “cezai suç” olup olmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınacak üç kriterin (yakın tarihli (Jussila/Finlandiya [BD], B. No: 73053/01, 23/11/2006, § 30) kararında da yeniden teyit edildiği üzere), 7. madde yönünden de uygulanması gerektiğini söylemiştir.

26. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer bulan "suç ile itham edilme" kavramının taraf devletlerin iç hukuklarındaki karşılıklarından bağımsız, otonom bir yapıya sahip olduğunu vurgulamaktadır (Adolf/Avusturya, B. No: 8269/78, 26/3/1982, § 30). Yine AİHM'e göre tek başına "itham" kavramı da Sözleşme'nin anlamı dâhilinde anlaşılmalıdır. Bu kapsamda "itham" kavramı yetkili makamlarca bir kişiye suç işlediği iddiasının resmî olarak bildirimi şeklinde açıklanabilir. Böyle bir tanım aynı zamanda şüpheli kişilerin sonuçlarından büyük ölçüde etkilendikleri durumları da içine alır (Deweer/Belçika, B. No: 6903/75, 27/2/1980, §§ 42-46; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/7/1982, § 73).

27. AİHM, 6. maddenin cezai boyutunun Engel kriterleri olan üç kritere dayandırmaktadır. İlk kriter suçun ulusal hukuktaki nitelendirilmesi, ikinci kriter suçun niteliği ve üçüncü kriter ise ilgili kişiye verilebilecek olan cezanın ağırlığıdır (Ramos Nunes de Carvalho e Sá/Portekiz [BD], B. No: 55391/13, 6/11/2018, § 122). Mahkeme ayrıca, cezanın niteliğini de değerlendirmiştir (Öztürk/Almanya [GK], B. No: 8544/79, 21/2/1984, § 50).

28. AİHM'e göre birinci kriterin diğer kriterlere göre göreceli olarak ağırlığı olsa da değerlendirme için birinci kriter ancak bir başlangıç noktası oluşturur. Şöyle ki eğer taraf devletin iç hukuku bir eylemi suç olarak nitelendirmiş ise bu, 6. maddenin kapsamının uygulanması bakımından belirleyicidir. Ancak eğer ulusal hukukta böyle bir nitelendirme yok ise AİHM yine de başvuru konusu edilen cezai sürecin ulusal sınıflandırmasının ötesine bakacak ve maddi gerçeği inceleyecektir (Engel ve diğerleri/Hollanda, § 81).

29. Sözleşme'nin 6. maddesinin kapsamının uygulanmasını belirleyecek daha önemli bir kriter olarak değerlendirilen (Jussila/Finlandiya [BD]) suçun türü kriteri ise şu faktörlerin hesaba katılmasını gerektirmektedir:

i. Başvuruya konu cezai sürecin doğrudan -örneğin bir meslek grubu gibi- belirli bir gruba mı yönelik olduğu yoksa herkes için bağlayıcılığı olan genel bir etki mi yarattığı (Bendenoun/Fransa, B. No: 12547/86, 24/2/1994, § 47)

ii. Cezai sürecin kamu gücünü kullanan bir kamu otoritesi tarafından yürütülüp yürütülmediği (Benham/Birleşik Krallık [BD], B. No: 19380/92, 10/6/1996, § 56)

iii. Cezai sürecin cezalandırıcı ya da caydırıcı bir amacının bulunup bulunmadığı (Öztürk/Almanya, § 53; Bendenoun/Fransa, § 47)

iv. Cezai sürecin sonunda öngörülen cezanın uygulanmasının bir suç tespitine bağlı olup olmadığı (Benham/Birleşik Krallık, § 56)

v. Benzer cezai süreçlerin diğer taraf devletlerin hukuklarında nasıl sınıflandırıldığı (Öztürk/Almanya, § 53)

30. Üçüncü ve son kriter cezanın türü ve ağırlığı ise 6. maddenin uygulanma kapsamının belirlenmesinde cezai sürecin sonunda öngörülen cezanın olası en yüksek miktarının da dikkate alındığını ortaya koymaktadır (Campbell ve Fell/Birleşik Krallık, B. No: 7819/77, 7878/77, 28/6/1984, § 72; Demicoli/Malta, B. No: 13057/87, 27/8/1991, § 34).

31. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai süreçler bakımından kapsamının belirlenmesinde Engel ve diğerleri/Hollanda başvurusuna ilişkin kararda altı çizilen ikinci ve üçüncü kriterlerin birlikte uygulanması gerekli değildir. Yine de her bir kriterin ayrı ayrı analizi üzerinden sonuca varılamayan durumlarda kriterlerin kümülatif olarak değerlendirilmesine ilişkin bir yaklaşım da benimsenebilir (Bendenoun/Fransa, § 47).

32. AİHM, söz konusu üç kriteri uygulayarak sonuca ulaştığı disiplin işlemine karşı yapılan bir başvuruda (Çelikateş ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 45824/99, 7/11/2000), kamu görevine giriş ile kamu görevine son verilmesi şartlarına karşı yapılan bir başvuruda (Sidabras ve Džiautas/Litvanya (k.k.), B. No: 55480/00 ve 59330/00, 1/7/2003) ve anayasa ihlalleri nedeniyle cumhurbaşkanı aleyhine başlatılan itham sürecine karşı yapılan bir başvuruda (Paksas/Litvanya [BD], B. No: 34932/04, 6/1/2011, §§ 64-69) şikâyetlerin Sözleşme'nin 6. ve 7. maddelerinin kapsamı dışında kaldığı sonucuna varmıştır.

33. AİHM, Gestur Jonsson ve Hagnar Halldor Hall/İzlanda ([BD], B. No: 68271/14, 68273/14, 22/12/2020) kararında; AİHM'in çeşitli davalarda 6. maddenin ceza boyutunun hukukçuların mahkemeye saygısızlık veya suistimallerine ilişkin davalarına uygulanabilirliğini incelediğini ve her olayın gerçeklerine bağlı olarak bu üç farklı kritere ağırlık verdiğini belirtmiştir. Bu davaların bazılarında AİHM, Engel kriterlerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle 6. maddenin cezai boyutunun uygulanmadığını tespit etmiştir. Özellikle ilk Engel kriteri gözönüne alındığında AİHM, örneğin Ceza Kanunu'nun herhangi bir hükmünden ziyade Medeni Usul Kanunu ile birlikte kabul edilen ulusal Ceza Muhakemesi Kanunu veya Mahkemeler Kanunu'nun belirli hükümlerinde belirtilen para cezasına ağırlık vermiştir. İkinci kriterin yerine getirilmediğine karar verirken AİHM suçun “kendi yargılamalarının düzgün ve düzenli bir şekilde işleyişini sağlamak için mahkemenin vazgeçilmez yetkisine" giren disiplin niteliği taşıdığına dair bulgularına özel bir ağırlık vermiştir (Gestur Jonsson ve Hagnar Halldor Hall/İzlanda, §§ 79-81).

34. Aynı kararda AİHM üçüncü kriterin konuyu cezai alana taşımadığını değerlendirirken şu etkenleri dikkate almıştır (Gestur Jonsson ve Hagnar Halldor Hall/İzlanda, § 82):

i. Para cezasının esaslı bir miktarda olup olmadığı veya ulusal hukukta öngörülen asgari miktara tekabül edip etmediği,

ii. Potansiyel para cezasının ağırlığının cezalandırıcı bir etki yapmış olarak değerlendirilmesine rağmen bu yaptırımın ağırlığı sorununun cezai alana taşınıp taşınmadığı,

iii. Ulusal hukuk tarafından bir tavan belirlenip belirlenmediği,

iv. Para cezalarının sabıka kaydına girip girmediği ve mahkemenin sadece ödememe hâlinde bunları hapis cezasına çevrilip çevrilmediği, ayrıca bu kararlara karşı itiraz edilip edilemediği veya cezanın sadece belirli koşullarda hapis cezasına çevrilebilir olup olmadığı ve ayrı yargılamalarda davalının duruşma için mahkemeye davet edilip edilmediği,

35. AİHM, mahkemeye saygısızlık ettiği gerekçesiyle verilen 5 günlük hapis cezasının alternatif bir tedbir olmadığını ve temel cezalandırma yöntemini oluşturduğunu tespit etmiştir. Azami cezanın on beş gün hapis cezası olmasına rağmen başvurana 5 gün hapis cezası verildiğini, bu durum yaptırımı cezai alana taşımak için yeterince ağır olduğunu ifade etmiştir. Öte yandan yine mahkemeye saygısızlık nedeniyle verilen 30.000 Avusturya şilingi tutarındaki para cezasının cezalandırıcı niteliği ve yüksek miktarını ve bunun duruşma güvencesi olmaksızın hapis cezasına çevrilebileceğini dikkate alarak 6/1. madde bağlamında ceza olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Gestur Jonsson ve Hagnar Halldor Hall/İzlanda, § 83).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 15/6/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; yürürlükte olmayan Kanun'a göre kendisine ceza verildiğini, Kanun yürürlükte olsa dahi kendisinin cezalandırılamayacağını belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini belirtmiştir. Öte yandan başvurucu; müvekkilinin talebi üzerine temyiz yoluna başvurduğunu, aleyhe hükmedilen vekâlet ücreti nedeniyle temyiz yoluna başvurulmasının kötü niyet olarak nitelendirilemeyeceğini, savunması alınmadan söz konusu cezanın verildiğini iddia ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü verilen cezaların kanuni dayanağının bulunmamasına yöneliktir. Başvurucu medeni hak ve yükümlülük kapsamında herhangi bir iddia ileri sürmemiştir. İddiaların tümünün verilen disiplin cezalarının yasal boyutu ile ilgisi olması nedeniyle başvurunun medeni hak ve yükümlülük yönüyle değerlendirilmeksizin, suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

39. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme'nin ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

40. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru bağlamında Anayasa'nın 38. maddesine ilişkin inceleme yetkisi, anılan maddenin norm alanına dâhil olan her türlü yaptırımı kapsayacak şekilde geniş olmayıp Sözleşme çerçevesinde suç isnadı olarak nitelenebilen yaptırımlarla sınırlı tutulmuştur. Diğer bir ifadeyle Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruda Anayasa'nın 38. maddesi kapsamına giren her türlü yaptırımın değil sadece Anayasa ile Sözleşme'nin ortak koruma alanına giren suç isnadı sayılan yaptırımların anılan maddedeki güvenceleri ihlal edip etmediğini denetleme yetkisini haizdir (D.M.Ç, B. No: 2014/16941, 24/1/2018, § 33).

41. Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez."

42. Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında "Kimse, ... kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz." denilerek suçun kanuniliği, üçüncü fıkrasında da "Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirilmiştir. Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan "suçta ve cezada kanunilik" ilkesi uyarınca, hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi buna ilişkin kanunun açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekir (D.M.Ç, § 35).

43. Uyuşmazlığın suç ve cezalara ilişkin olması, ihlal iddiasının Sözleşme'nin 7. ve Anayasa'nın 38. maddesinin ortak koruma alanı kapsamında değerlendirilebilmesinin ön şartıdır. Bu durumda bireysel başvuruya konu somut olayda disiplin cezasının ve sonuçlarının -suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik ihlal iddiası açısından- Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yer alıp almadığı belirlenmelidir.

44. Anayasa'nın 38. maddesi uyarınca kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı bir kimsenin cezalandırılamayacağına ilişkin kural bağlamında "kanunun suç saymadığı bir fiil" ifadesiyle kastedilenin Sözleşme'nin 6. maddesinde yer alan "suç ile itham edilme" kavramına ilişkin ortaya konulan kıstaslar ile uyumlu olarak açıklanması gerekmektedir.

45. Suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinden inceleme yapılabilmesi için bir suç isnadının varlığı gerekir. Suç isnadının özerk bir kavram olması nedeniyle bir isnadın Anayasa'nın 38. ve Sözleşme'nin 7. maddesi kapsamında olup olmadığının tespiti amacıyla üç ayrı kriter kullanılmaktadır. İlk olarak isnadın ulusal ceza mevzuatında suç olarak düzenlenip düzenlenmediğine bakılmalı ve isnat edilen eylem, ulusal ceza mevzuatında suç addedilmişse yapılan isnat diğer kriterlerin uygulanmasına gerek kalmadan suç isnadı olarak kabul edilmelidir (B.Y.Ç., B. No: 2013/4554, 15/12/2015, § 31).

46. İsnada konu eylemin ulusal mevzuatta suç addedilmediği durumlarda ise eylemin suç karakteri ve özelliği taşıyıp taşımadığı ile eylem için öngörülen cezanın ağırlığı ve amacı dikkate alınacaktır. Bu bağlamda disiplin hukuku çerçevesinde yapılan bir isnadın cezai anlamda bir suç isnadı olup olmadığının belirlenmesinde disiplin cezasının belirli bir grubu mu yoksa herkesi mi bağladığı, caydırma ve cezalandırma amacı içerip içermediği, ilgili suçun ceza hukukunda yer alan suçlarla benzerlik taşıyıp taşımadığı, uygulanan usullerin ceza hukuku alanındaki yargısal usullere benzeyip benzemediği gibi faktörler dikkate alınacaktır (B.Y.Ç., § 32).

47. Buna göre ceza hukuku anlamında suçun herkes tarafından işlenebilmesi mümkün iken genellikle bir kurumun iç işleyişiyle veya bir meslek grubunun faaliyetleriyle ilgili olan disiplin suçları, belli sıfata, mesleki unvana sahip kişiler tarafından işlenebildiğinden yalnızca belirli bir grubu bağlamakta ve bu nedenle cezai anlamda suç niteliği taşımamaktadırlar. Diğer taraftan disiplin hukuku kapsamında uygulanan bir yaptırımın ciddi şekilde caydırıcı olması veya yaptırımın sonucunun belirli şartlar dâhilinde -para cezasının ödenmemesi durumunda- hürriyeti bağlayıcı ceza ile ilintilendirilmesi hâlinde mevzuatta disiplin suçu olarak düzenlenmiş olmasına rağmen cezai anlamda bir suçun mevcut olduğu kabul edilebilir (B.Y.Ç., § 33).

48. Somut olayda başvurucu kötü niyetle temyiz yoluna başvurması nedeniyle disiplin para cezası ile cezalandırılmıştır. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında somut başvuru değerlendirildiğinde başvurucuya isnat edilen kötü niyetle temyiz yoluna başvurma eylemi 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda ve ceza hukuku mevzuatında suç olarak düzenlenmediği görülmektedir.

49. Eylemin suç olarak düzenlenmemesi nedeniyle ikinci olarak suçun niteliğinin irdelenmesi gerekmektedir. Başvurucu avukat olarak görev yapmaktadır. Başvurucuya uygulanan disiplin yaptırımının mesleğin yerine getirilmesine dair edimlere ilişkin bulunduğu açıktır. İsnat edilen eylemlerin belirli bir meslek grubu tarafından gerçekleştirilmesinin mümkün olduğu, bu meslek grubunda yer almayan kişileri ilgilendirmediği ve disiplin yaptırımlarının hürriyeti bağlayıcı ceza sonucu doğurmadığı görülmektedir. Öte yandan verilen ceza, yargılamanın düzgün ve düzenli bir şekilde işleyişini sağlamak için mahkemenin yetkisine giren disiplin yaptırımı niteliğindendir.

50. Başvuruya konu cezai sürecin bir meslek grubu yönelik olması nedeniyle de üçüncü ve son olarak cezanın türü ve ağırlığına bakmak gerekir. 5.000 TL tutarındaki para cezasının esaslı bir miktarda olmadığı, ağırlığı itibarıyla para cezasının cezai alana taşınmadığı ve cezanın hapis cezasına çevrilmesi gibi bir durumunda söz konusu olmadığı göz önüne alındığında başvurucuya verilen para cezasının disiplin hukuku alanında kaldığı ve başvurunun bir suç isnadının karara bağlanmasına ilişkin bir uyuşmazlığı konu edinmediği açıktır.

51. Bu durumda başvurucunun disiplin para cezası ile cezalandırılması işlemi ve bu yaptırımın sonuçlarının Anayasa'nın 38. maddesi ile Sözleşme'nin 7. maddesinin ortak koruma alanı kapsamında dikkate alınabilecek nitelikte olmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

53. Başvurunun Anayasa'nın 38. maddesi ile Sözleşme'nin 7. maddesinin ortak koruma alanı kapsamında olmaması nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkına yönelik şikayetleri değerlendirilmemiştir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 15/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Yavuz Kemal İnan, B. No: 2018/26126, 15/6/2021, § …)
   
Başvuru Adı YAVUZ KEMAL İNAN
Başvuru No 2018/26126
Başvuru Tarihi 17/8/2018
Karar Tarihi 15/6/2021
Birleşen Başvurular 2018/26130

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, temyiz başvurusunun kötü niyetle yapıldığı gerekçesiyle avukata disiplin para cezası uygulanmasının suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Suç ve cezaların kanuniliği ilkesi Suç ve cezada kanunilik Konu Bakımından Yetkisizlik

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu geçici 3
1086 Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 434
422
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi