logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Özdemir Örnek, B. No: 2018/26453, 6/10/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ÖZDEMİR ÖRNEK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/26453)

 

Karar Tarihi: 6/10/2021

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

Özdemir ÖRNEK

Vekili

:

Ümit AVCI

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/8/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Olağanüstü Hâl İlanı ve Bu Süreçte Uygulanan Tedbirler

9. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve darbe teşebbüsünün bastırılmasının akabinde Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üç aylık sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç, OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-20, 47-66) kararında yer almaktadır.

10. OHAL sürecinde kamu görevinden çıkarma tedbirlerinin uygulanmasına karar verilmiş ve bu konuda genel ve soyut normlar ihdas edilerek alınan tedbirlerin yanı sıra kişiler hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler de tesis edilmiştir. Örneğin 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı OHAL KHK'sı) 4. maddesinde yargı mensupları dışındaki tüm kamu personelinden (işçiler dâhil) terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca (MGK) karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 56-61).

11. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS/Sözleşme); Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 50).

B. Başvurucu Hakkında Uygulanan İdari Tedbire İlişkin Süreç

12. 1988 doğumlu olan başvurucu, Van Büyükşehir Belediyesi (Belediye/İşveren) Ulaşım Dairesi Başkanlığı Kara Ulaşım Şube Müdürlüğü bünyesinde hizmet alım sözleşmesi kapsamında iş gören özel bir şirkette 2015 yılında işçi (şoför) olarak çalışmaya başlamıştır.

13. 667 sayılı OHAL KHK'sının yürürlüğe girmesinden sonra Belediye; bünyesinde çalışan memur, işçi, sözleşmeli veya hizmet alım sözleşmesi kapsamında iş gören yüklenici şirketler tarafından çalıştırılan personelin MGK tarafından devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen örgüt, yapı, oluşum veya gruplarla bağlantılarının bulunup bulunmadığını tespit etmek amacıyla çalışma başlatmıştır.

14. Belediye tarafından başvurucu hakkında PKK terör örgütü üyesi olma suçu kapsamında soruşturma başlatıldığı, bu kapsamda başvurucunun gözaltına alındığı, babasının PKK terör örgütünün faaliyetlerine katıldığına ilişkin Van Valiliği OHAL birimi tarafından bilgi verildiği, yapılan araştırmaların bu yöndeki tespitleri teyit ettiği belirtilmiş ve başvurucunun PKK/KCK terör örgütü ile irtibat ve iltisak içinde olduğuna kanaat getirilerek durum yüklenici firmaya bildirilmiştir. Belediye, belirtilen gerekçeyle başvurucunun çalışmasının uygun olmadığını ifade etmiş ve yüklenici şirketten gereğinin yapılmasını talep etmiştir. Bunun üzerine başvurucunun iş sözleşmesi 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri kapsamında 25/5/2017 tarihinde yüklenici şirket tarafından feshedilmiştir.

15. Başvurucu; feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle Belediye ve özel hukuk tüzel kişisi olan yüklenici şirketler aleyhine 8/6/2017 tarihinde dava açmıştır. Van 2. İş Mahkemesi (Mahkeme) tarafından kabul edilen dava dilekçesinde başvurucu;

i. Kamu kurumu olan Belediyenin hukuk kurallarını kötüye kullanarak taşeron şirketler üzerinden muvazaalı şekilde işçi çalıştırdığını ve kendisiyle birlikte otuz dört işçinin sözleşmesini haksız yere feshettiğini ileri sürmüştür.

ii. Tabi olduğu iş sözleşmesinin belirsiz süreli olduğunu ve yaptığı işin kamu hizmeti özelliği taşıyan bir iş olduğunu, dolayısıyla haklı neden gösterilmeksizin feshedilemeyeceğini ifade etmiştir.

iii. İş sözleşmesinin tazminat ödenmeksizin hukuka aykırı şekilde feshedildiğini belirtmiş ve işe iadesine, işe iade edilmemesi durumunda tazminatlarının ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

16. Davalı Belediye tarafından sunulan 23/6/2017 tarihli cevap dilekçesinde;

i. Başvurucu ile Belediye arasında imzalanan bir sözleşmenin bulunmadığı, Belediyenin davalı sıfatını taşıyamayacağı, bu nedenle davanın husumet yönünden reddinin gerektiği iddia edilmiştir.

ii. Başvurucunun iş sözleşmesinin ihale süreci ile sınırlı olması nedeniyle belirli süreli olduğu, Belediyenin işçinin işe devam etmesi konusunda bir yükümlülüğünün bulunmadığı ve muvazaa iddialarının dayanaksız olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.

17. Mahkeme 12/6/2017 tarihli müzekkereyle, başvurucunun hizmet cetvelini, işe giriş ve işten ayrılış bildirgelerini, işverene ilişkin bilgi ve belgeleri, davalılar arasında muvazaa denetiminin yapılıp yapılmadığına ilişkin bilgileri Sosyal Güvenlik Kurumundan (SGK) talep etmiştir. Ayrıca Belediyeden ve davalı yüklenici şirketlerden başvurucunun özlük dosyasının gönderilmesini ve sözleşmenin fesih nedeninin bildirilmesini talep etmiştir. Öte yandan Mahkeme, başvurucunun sosyal ve ekonomik durumunu Van Emniyet Müdürlüğü vasıtasıyla araştırmıştır.

18. Belediye tarafından Mahkemeye sunulan 19/1/2018 tarihli bilgi yazısının ilgili kısmı şöyledir:

"... Olağanüstü hali gerekli kılan konu, 667 sayılı KHK'nın amacı ile 4 üncü maddesinde düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve mahiyeti birlikte değerlendirildiğinde, anılan tedbirler vasıtasıyla başta FETÖ/PDY ve PKK/KCK olmak üzere terör örgütlerine ve MGK'ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisaklı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin tamamının tüm kamu kurum ve kuruluşlarından çıkarılması sonucuna ulaşılmak istendiği anlaşılmaktadır.

Esasen, memur, işçi ve sözleşmeli personel gibi çok daha sağlam hukuki bağlarla ve idari sözleşmelerle kamu görevi yapan kişilerden milli güvenliği tehdit eden yapılar ile irtibat ve iltisaklı oldukları tespit edilenlere uygulanan tedbirlere benzer tedbirlerin, aynı durumda oldukları belirlenen ve idarenin yüklenicisi tarafından kurumda çalıştırılan hizmet alımı personeline uygulanamayacağını düşünmek mümkün değildir.

Bu nedenle, OHAL uygulamasıyla birlikte, Kurumumuzda çalışan memur, işçi ve sözleşmeli personel ile Belediyemizde hizmet alım satın alma yöntemiyle çalışan personelin, başta FETÖ ve PKK terör örgütleri olmak üzere milli güvenliği tehdit eden yapılar ile irtibat ve iltisakları, devletin ilgili kurumlarının elindeki bilgi ve belgeler, ayrıca Belediyemizce yapılan harici inceleme ve araştırmalarla tespit edilmeye çalışılmıştır.

Bu çerçevede, kurumunuzda memur, işçi ve sözleşmeli statüde çalışan personelden milli güvenliği tehdit eden yapılar ile irtibat ile iltisaklı oldukları anlaşılanlara 667 sayılı KHK'da öngörülen ihraç tedbiri uygulanmıştır.

Belediyemizde hizmet satın alma yöntemiyle yükleniciler tarafından çalıştırılan personel hakkında ise doğal olarak ihraç işlemi yapılmamış, gerek emniyet birimlerimizden elde edilen bilgiler ve gerekse Belediyemiz tarafından yapılan etraflı harici araştırma neticesinde bu kişilerden başta FETÖ ve PKK terör örgütleri olmak üzere milli güvenliği tehdit eden yapılar ile irtibat ve iltisaklı oldukları tespit edilenlerin kurumumuzda çalıştırılmaya devam ettirilmeleri de mümkün olmayacağından, bunların kurumdaki görevlerine son verilmesi ilgili yükleniciden talep edilmiştir.

Ayrıca, Büyükşehir Belediye Başkanı ve diğer bazı Belediye yöneticilerinin PKK terör örgütüyle iltisaklı ve irtibatlı olduğu ve kamu kaynaklarının doğrudan ya da dolaylı olarak PKK terör örgütüne aktarıldığı temel gerekçeleriyle Van Büyükşehir Belediye Başkanı görevden uzaklaştırılarak, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 45. maddesine göre 16.11.2016 tarihinde Van Büyükşehir Belediye Başkanı Vekilliğine il Valisi atanmıştır.

Bu tarihten sonra Belediyede hizmet alımı yöntemiyle çalışan personel ile ilgili olarak yapılan tespitlerde, bu personelin daha ziyade aile bireylerinden bir veya birkaçının terör örgütü mensubu olduğu sözde 'diğer ailelerinden' ya da örgütle irtibatlı, örgüte yardım eden, destek veren ailelerden ve kişilerden tercih edildiği de anlaşılmıştır.

Davacı Özdemir Örnek'in PKK mensubiyetinden gözaltına alındığı ve hakkında 2010 yılında adli soruşturma açıldığı, babasının PKK faaliyetlerine 2014 yılında katıldığı Valilik OHAL birimi tarafından tespit edilerek Belediyemize bildirilmiş, ayrıca Belediyemiz tarafından ilgilinin sosyal çevresine yapılan harici araştırma sonucunda ve birlikte çalıştığı yöneticilerden alınan kanaat çerçevesinde de bu kişinin milli güvenliği tehdit eden PKK/KCK terör örgütü ile irtibat ve iltisaklı olduğu kesin kanaatine varılmıştır.

Bu bilgiler ve oluşan kanaat neticesinde davacı Özdemir Örnek'in Belediyemizde hizmet satın alma yöntemiyle çalışması uygun görülmemiş ve çalışanı olduğu yüklenici firmadan gereğinin yapılması talep edilmiş, adı geçen çalıştığı firma tarafından işten çıkarılmıştır.

Belediyemizce OHAL kapsamında şu ana kadar yüklenicilerin hizmet alım sözleşmelerinin iptaline yönelik bir süreç işletilmemiş, bunun yerine hizmet alımı yöntemiyle çalışan personel için yukarıda izah edilen idari süreçler işletilmiştir. ..."

19. Mahkeme 22/2/2018 tarihli ara kararıyla, başvurucunun millî güvenliği tehdit eden terör örgütleri, diğer yapı ve oluşumlarla irtibatının ya da iltisakının bulunup bulunmadığı, başvurucu hakkında herhangi bir adli veya idari soruşturmanın olup olmadığı hususlarının Van Valiliğinden, Van Cumhuriyet Başsavcılığından (Başsavcılık) ve Van Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünden sorulmasına karar vermiştir. Başsavcılıktan gelen 23/2/2018 tarihli yazıda, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan önceki tarihlerde soruşturulduğu belirtilmiştir.

20. Van Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünden 22/3/2018 tarihinde gelen cevap yazısında ise başvurucunun ideolojik amaçlı kasten insan öldürme ve silahlı terör örgütü üyesi olma suçları kapsamında 2010 yılında gözaltına alındığı ve akabinde tutuklandığı, terör örgütü propagandası yapma suçundan 2012 yılında gözaltına alınıp serbest bırakıldığı yönünde bilgi verilmiştir.

21. Mahkemenin 29/3/2018 tarihli kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde;

i. Olağanüstü hâl ilan edilmesini gerekli kılan nedenler, 667 sayılı OHAL KHK’sının amacı ve 3. ila 4. maddelerinde yer alan tedbirlerin kapsamı ve mahiyeti dikkate alındığında söz konusu tedbirler vasıtasıyla başta FETÖ/PDY, PKK, PYD, DEAŞ, DHKP-C olmak üzere MGK tarafından devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin tamamının tüm kamu kurum ve kuruluşlarından çıkarılmasının amaçlandığı belirtilmiştir.

ii. Başvurucu hakkında Başsavcılıktan ve Van Emniyet Müdürlüğünden gönderilen bilgi ve belgelerin içeriğine yer verilmiştir. Ayrıca başvurucuyla aynı durumda olan kişiler hakkında verilen bazı emsal kararlara değinilmiştir. Elde edilen bilgi ve belgeler doğrultusunda, PKK terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı olduğu bildirilen başvurucu ile işverenler arasındaki güven ilişkisinin sona erdiği ve davalı Belediyenin 667 sayılı OHAL KHK'sı ile kendisine tanınan yetkiyi kullanarak durumu alt işverene bildirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Neticede başvurucunun iş sözleşmesinin feshinin geçerli bir sebebe dayandığı kabul edilmiştir.

22. Başvurucu 9/5/2018 tarihli dilekçesiyle anılan karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. İstinaf başvuru dilekçesinde;

i. Hakkında işletilen sürecin ve yapılan işlemlerin OHAL kapsamında gerçekleştirilmediğini, terör örgütleriyle irtibata veya iltisaka ilişkin herhangi bir tespit yapılmadan iş sözleşmesinin feshedildiğini, bu hususta sonradan bilgi ve belge toplandığını ileri sürmüştür.

ii. Belediye bünyesinde işe başlamadan önce henüz öğrenci olduğu 2011 yılında tabi tutulduğu keyfî bir soruşturma kapsamında tutuklandığını ancak yargılanma neticesinde beraat ettiğini, haksız tutuklamadan kaynaklı olarak lehine maddi ve manevi tazminata hükmedildiğini ifade etmiştir. Bu konuda Mahkemeye sunduğu belgelerin dikkate alınmadığını ve delil olarak kabul edilmediğini belirtmiştir.

iii. Emniyet Müdürlüğü tarafından gönderilen bilgi ve belgelerin hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı davranıldığını iddia etmiştir.

iv. Herhangi bir terör örgütüyle irtibatının olmadığını ve bu konuda verilmiş bir mahkeme kararının da bulunmadığını dile getirmiştir. Fesih işleminden önce savunmasının alınmadığını, hakkındaki iddialara cevap verme hakkından mahrum bırakıldığını ileri sürmüştür.

 v. Ayrıca feshin son çare olması ilkesinin gözetilmediğini belirtmiş ve işe iadesine karar verilmesini, davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna gidilmesini talep etmiştir.

23. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 6. Hukuk Dairesinin 5/7/2018 tarihli kararıyla istinaf başvurusunun reddine kesin olarak hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 7/6/2018 tarihli ve E.2018/8609, K.2018/14816 sayılı kararına atıf yapılmış ve iş sözleşmesinin OHAL KHK'sı kapsamında feshedildiğinin ileri sürülmesi nedeniyle resen araştırma ilkesinin uygulanmasının gerekli olduğu belirtilmiştir. Asıl işverenin yazılı bildirimi ve PKK/KCK terör örgütüyle ilgili olarak yapılan değerlendirmeler neticesinde feshin zorunlu hâle geldiği ve geçerli nedene dayandığı ifade edilmiştir.

24. Nihai karar 20/7/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

25. 16/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

C. Başvurucu Hakkındaki Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç

26. Başvurucu, silahlı terör örgütü üyesi olma ve kasten öldürme suçları kapsamında (kapatılan) Kütahya 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 11/11/2010 tarihli kararıyla tutuklanmıştır. Akabinde hakkında kamu davası açılan başvurucu (kapatılan) Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmış ve 2/4/2013 tarihli kararla her iki suçtan da beraat emiştir. Söz konusu beraat kararı Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 30/6/2015 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

27. Başvurucu, Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla 8/3/2012 tarihinde düzenlenen mitingdeki arama noktasında aranmış ve çantasından çıkan birtakım eşyalar nedeniyle terör örgütü propagandası yapma suçu kapsamında Başsavcılık tarafından hakkında soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma neticesinde, isnat edilen soyut iddia dışında suçu işlediğini gösteren ve dava açmaya yeterli olan kanıt ve emare bulunmadığı gerekçesiyle başvurucu hakkında 12/3/2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

28. İlgili hukuk için bkz. C. A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, §§ 37-83; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, §§ 43-84.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Anayasa Mahkemesinin 6/10/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu;

i. Tarafı olduğu iş sözleşmesinin Belediyede görev yapan yetkili kişilerin yakınlarının işe alınması amacıyla keyfî şekilde feshedildiğini, OHAL düzenlemelerinin araç olarak kullanıldığını, OHAL kapsamındaki bir sürece tabi tutulmadığını, sözleşmesinin feshi ile emeğinin heba edildiğini ve düzenli gelirden mahrum bırakıldığını belirterek feshin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

ii. Öğrenciliği döneminde gerçek dışı isnatlarla haksız yere yargılandığını ve beraat ettiğini, akabinde haksız tutuklamadan kaynaklanan nedenlerle lehine tazminata hükmedildiğini belirtmiştir. Babası ve kendisi hakkında tutulan kayıtların hukuka aykırı olduğunu, babası hakkında herhangi bir adli soruşturmanın bulunmadığını, masumiyet karinesine ve suçların şahsiliği ilkesine aykırı davranıldığını iddia etmiştir.

iii. Derece mahkemelerince verilen kararların adil yargılanma hakkının güvencelerine aykırı olduğunu, çelişkiler içerdiğini, gerekçelerin ikna edici ve yeterli olmadığını, OHAL KHK'sında yer alan kalıp cümlelerle hüküm kurulduğunu ve hakkında gönderilen bilgi ve belgelerin doğruluğunun araştırılmadığını ileri sürmüştür.

iv. Tüm bu nedenlerle özel hayata saygı hakkının, mülkiyet hakkının, adil yargılanma hakkının, etkili başvuru hakkının, eşitlik ilkesinin ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

31. Bakanlık görüş yazısında; ilk derece mahkemesi tarafından taraflar arasındaki iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı ve feshin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, anılan kararın kanun yollarından geçerek kesinleştiği hatırlatılmıştır. Görüş yazısında; hukuk kurallarını yorumlama yetkisinin derece mahkemelerine ait olduğu, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durum olmadığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti mahiyetinde kalacağı hususlarında değerlendirmeler içeren Anayasa Mahkemesinin kararlarına yer verilmiş ve somut başvuruda bu yaklaşımından ayrılmayı gerektiren bir nedenin bulunmadığı belirtilmiştir.

B. Değerlendirme

32. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz."

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

34. Başvurucunun iddialarının mesleki hayatına kamu gücü marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda iş sözleşmesinin feshedilmesine ve açtığı işe iade davasının reddedilmesine ilişkin işlemler bütününe yönelik olduğu görülmektedir. Kişilerin mesleki hayatlarının onların özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Bununla birlikte öncelikle mesleki hayata yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat kapsamında görülmeye uygun olduğu veya başvuru konusu edilen uyuşmazlıkların hangilerinin bu bağlamda uygulanabilir kabul edileceği hususlarında belirlenen ölçütlerin dikkate alınması gerekir (C. A. (3), § 88).

35. Somut başvurunun da bu yönüyle ele alınması ve yapılacak değerlendirmeler neticesinde özel hayata saygı hakkının uygulanabilir olduğu sonucuna ulaşılması durumunda başvurucunun tüm iddialarının özel hayata saygı hakkı bağlamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

1. Uygulanabilirlik Yönünden

36. Anayasa Mahkemesi, önceki birçok kararında özel hayata saygı hakkının kişinin çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını içerdiğini, özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına aldığını ve kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir ilişki içinde olduğunu vurgulamıştır (K.Ş., B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 36; Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 37; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015 § 62; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 31; Ö.Ç.; B. No: 2014/8203, 21/9/2016, § 50; Haluk Öktem [GK], B. No: 2014/13433, 13/10/2016, § 27; E.G. [GK], B. No: 2014/12428, 13/10/2016, § 34).

37. Anayasa Mahkemesi yakın tarihte açıkladığı C. A. (3) kararında; özel hayata ilişkin hususların kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alındığı durumlarda özel hayata saygı hakkının uygulanabilir olduğuna ve özel hayata ilişkin herhangi bir nedene dayanılmaksızın mesleki hayata yönelen müdahalelerin özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi gerekli olan koşulların neler olduğuna ilişkin detaylı değerlendirmelerde bulunmuştur (C. A. (3), § 91-96).

38. Belirtilen kararda açıklanan kriterler kapsamında somut olay değerlendirildiğinde başvurucunun mesleki hayatına yönelik olarak alınan tedbirin özel hayata ilişkin herhangi bir nedene dayanmadığı görülmektedir. Bununla birlikte başvurucunun mesleki hayatına yönelik müdahalenin onun özel hayatına ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşılmaktadır. Zira alınan tedbirin başvurucunun başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı değerlendirilmektedir. Bu durumda sonuca dayalı nedenlerle başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.

2. İnceleme Usulü Yönünden

39. İnsan haklarına ilişkin bazı uluslararası belgelerde devletlerin karşılaştıkları savaş veya ulusun varlığını ya da yaşamını tehdit eden olağanüstü durumlarda olağan dönemdeki hukuk rejiminin dışına çıkabilmelerine ve olağan dönemdeki uluslararası yükümlülüklerine aykırı tedbirlere başvurabilmelerine imkân tanınmıştır. Bu çerçevede Türkiye'nin tarafı olduğu MSHUS'nin 4. ve AİHS'in 15. maddelerinde, bu dönemlerde belirli koşullarla anılan sözleşmelerdeki yükümlülüklere aykırı tedbirler alınabileceği düzenlenmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 169, 170). Ayrıca Anayasa Mahkemesinin olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden AİHS ve Türkiye'nin taraf olduğu buna ek protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruları inceleme yetkisinin bulunduğunu belirtmek gerekir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 181; C. A. (3), § 80).

40. Olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin ölçütler Anayasa'nın 13. maddesinde yer alırken savaş, seferberlik ve olağanüstü hâllerde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hatta durdurulması özel olarak Anayasa'nın 15. maddesinde düzenlendiğinden öncelikle bu kapsamda Aydın Yavuz ve diğerleri kararında açıklanan ilkeleri hatırlatmak gerekir.

41. Anayasa'nın 13. maddesi, olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin hangi ölçütler gözönünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 184). Olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ve hatta durdurulmasına ilişkin ölçütlerin yer aldığı Anayasa'nın 15. maddesine göre ise savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabilmesi, bunlar için Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür. Ancak Anayasa'nın 15. maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki tanımamaktadır. Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı bulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 186; C. A. (3), § 82).

42. Dolayısıyla olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde alınan tedbiri konu edinen somut başvuru öncelikle Anayasa'nın 13. ve 20. maddeleri kapsamında incelenecek ve müdahalenin Anayasa'nın anılan maddelerindeki güvencelere aykırılık oluşturması durumunda Anayasa'nın 15. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimi de ayrıca dikkate alınacaktır (benzer şekilde uygulanan yöntem için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 343-359; C. A. (3), § 83).

3. Kabul Edilebilirlik Yönünden

43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Esas Yönünden

44. Özel hayata saygı hakkına yönelik negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırların kesin biçimde tanımlanması ve birbirinden ayrılması her durumda olanaklı değildir. Devlet için öngörülen negatif yükümlülükler, her durumda özel hayata saygı hakkına keyfî surette müdahaleden kaçınmayı gerekli kılar. Pozitif yükümlülükler de özel hayata saygı hakkının korunmasını ve bireyler arası ilişkiler alanında olsa da özel hayata saygının güvencelerini sağlamaya yönelik olaya özgü tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32; Ömür Kara ve Onursal Özbek, B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 46; C. A. (3), § 103).

45. Başvurucu her ne kadar Belediye bünyesinde hizmet alım sözleşmesi kapsamında iş gören yüklenici şirketin çalışanı ise de Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda belirtildiği gibi fesih işlemi asıl işveren olan Belediyenin bildirimi ve talebi üzerine gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla tedbire karar veren ve sözleşmeyi fesheden işverenin esasında Belediye olduğu değerlendirilmektedir. Belediyelerin kamu gücünü kullanan kurumlardan olduğu ve somut olayda kamu gücünü kullanan idarenin müdahalesinin bulunduğu dikkate alındığında başvurunun devletin negatif yükümlülükleri bağlamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

a. Müdahalenin Varlığı

46. Başvurucunun iş sözleşmesi, PKK terör örgütü ile aidiyeti, iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle Belediyenin bildirimi ve talebi üzerine feshedilmiştir. Dolayısıyla sözleşmenin feshine ilişkin alınan kararla kamusal bir makam tarafından başvurucunun özel hayatına saygı hakkına bir müdahalede bulunulduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

47. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 20. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

48. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

49. Somut olaya konu olan müdahalenin 667 sayılı KHK'nın 4. maddesi dayanak alınarak 4857 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

ii. Meşru Amaç

50. Anayasa'nın 13. maddesi temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını, ilgili hak ve özgürlüğe ilişkin Anayasa maddesinde gösterilen özel sınırlandırma sebeplerinin bulunmasına bağlı kılmıştır. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası yönünden ise özel sınırlama nedeni düzenlenmemiştir. Ancak Anayasa Mahkemesinin C. A. (3) kararında açıklandığı üzere, özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir (C. A. (3), §§ 109-112).

51. C. A. (3) kararında belirtildiği üzere özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil eden mesleğe ilişkin tedbirlerde millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunmasının, kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasının hakkın doğasından kaynaklanan bir sınırlandırma nedeni olarak kabul edilebileceği değerlendirilmektedir (C. A. (3), § 113). Bu bağlamda somut olay özelinde Belediye tarafından başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelen müdahalenin söz konusu sınırlama nedenlerine dayandığı ve bu suretle meşru amaç unsurunu taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

 (1) Genel İlkeler

52. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre demokratik toplum düzeninin gerekleri kavramı öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. Demokratik toplum düzeninin gereklerinden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir (AYM, E.2016/179, K.2017/176, 28/12/2017; Haluk Öktem, § 49; Erhun Öksüz [GK], B. No: 2014/12777, 13/10/2016 § 53; G.G., [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016, § 56; Ata Türkeri, § 44; Salim Onur Şakar, B. No: 2015/2711, 21/9/2017, § 35; C. A. (3), § 114).

53. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Ölçülülük ilkesinin amacı temel hak ve özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden gereklilik ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesi anlamına gelen orantılılık unsurlarını içermektedir (Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, §§ 45, 48; Bülent Polat, § 106; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016 § 70; Bülent Kaya [GK], B. No: 2013/2941, 11/5/2016, § 82; C. A. (3), § 115).

54. Türkiye Cumhuriyeti; millî güvenliği tehlikeye sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devletini hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Söz konusu teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî güvenliğe tehdit oluşturduğu değerlendirilen çalışanlar/kamu görevlileri hakkında devlet tarafından bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu gücü ayrıcalıklarıyla donatılan özel hukuk tüzel kişilerine bu kapsamdaki kişilerle birlikte çalışmalarını zorunlu kılmayacak şekilde takdir alanı bırakılması, kamu hizmetinin yürütülmesi konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım düzenlemelerin hayata geçirilmesi, kısacası arındırma işlemlerinin yapılması haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81; C. A. (3), § 116).

55. Anayasa Mahkemesinin C. A. (3) kararında açıklanan ve arındırma işlemleri kapsamında atılan adımlarda anayasal güvencelerin yerine getirilip getirilmediğinin belirlenmesinde dikkate alınması gereken önemli hususlar şunlardır (C. A. (3), § 117):

i. Kamudan arındırma tedbirleri kapsamında -ceza davalarında olduğu gibi- katı ispat koşullarının aranmasının gerekli görülmeyebileceği dikkate alındığında kamu gücünü kullanan makamların takdir yetkisi genişlemekle birlikte alınan tedbirlerde durumun gerektirdiği ölçünün korunması ve takdir yetkisinin aşılmaması gerekir.

ii. Süreç içinde verilen kararlarda tedbirin bireyselleştirildiğinin gösterilmesi gerekir.

iii. Alınan tedbirin başvurulabilecek en son çare olması, bu yönüyle zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve ölçülü olması gerekir. Arındırmanın nispeten daha az önem taşıyan bir unvan veya pozisyon yönünden gerekliliği için daha güçlü nedenler ortaya konulması gerekse de unvan veya pozisyonun önem derecesinin düşük olması kamu makamlarının bu kapsamdaki kişileri arındırmaya tabi tutamayacağı anlamına gelmez. Kamu makamlarının ikna edici gerekçeler ortaya koymak şartıyla nispeten önemsiz unvan veya pozisyonlarda görev yapan/çalışan kişilere yönelik olarak da arındırma işlemi uygulamak konusunda takdir yetkisini haiz oldukları kabul edilmelidir. Bu konuda yapılacak değerlendirmelerde kamunun menfaati ile müdahalenin süjesi olan bireyin menfaati arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığı belirlenmelidir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. K.Ş., § 49; Bülent Polat, § 107).

iv. Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olma ve ölçülülük ilkelerine uygun olduğu konusunda yargısal makamlar tarafından oluşturulan gerekçelerin ikna edici nitelikte ilgili ve yeterli olması gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ata Türkeri, §§ 45, 47; Murat Deniz, B. No: 2014/5318, 21/9/2016, § 66).

v. Yine söz konusu tedbirlerin yargısal denetiminin usule ilişkin gereklilikler yerine getirilerek etkili bir şekilde ve makul bir süre içinde tamamlanması önemlidir.

56. Öte yandan yapılacak değerlendirmelerde her somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınacağı, dolayısıyla ulaşılacak sonuçların olaydan olaya farklılık gösterebileceği gözardı edilmemelidir (C. A. (3), § 118).

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

57. Somut olayda, başvurucunun PKK terör örgütüne iltisakı veya irtibatı olduğu değerlendirilerek Belediye tarafından yüklenici şirkete bildirimde bulunulmuş ve başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesi talep edilmiştir. Bu kapsamda başvurucu hakkında PKK terör örgütü üyeliği suçlamasıyla başlatılan adli soruşturmalara ve babasının PKK terör örgütünün faaliyetlerine katıldığına ilişkin bilgi verilmiştir. Neticede başvurucunun iş sözleşmesi PKK terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle feshedilmiştir.

58. Feshin geçersizliğine ve işe iadeye karar verilmesi talebiyle açılan davada ilk derece mahkemesi, başvurucu ile işveren olan Belediye arasındaki güven ilişkisinin bozulduğuna, bu nedenle feshin hukuka uygun olduğuna ilişkin değerlendirmelerde bulunarak davayı reddetmiştir. Benzer değerlendirmeler istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince de yapılmış ve davanın reddine ilişkin verilen karar kesinleşmiştir.

59. İşçilerin tabi oldukları iş sözleşmeleri gereğince tanımlı olan mesleklerini yapmalarının mutlak bir hak olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. İşverenlerin bünyesinde çalıştırdıkları işçilerin verimli şekilde iş görmeleri ve önceden saptanmış nesnel kurallara karşı sadakat göstermeleri konusunda beklenti içinde olmalarının haklı bir gerekliliğe dayandığını söylemek gerekir. Zira işin veriminin düşmesine veya işveren ile olan güven ilişkisinin ciddi şekilde zedelenmesine işçiden kaynaklanan nedenlerle yol açılan durumlarda işverenin menfaatinin etkileneceği açıktır. Dolayısıyla yasal düzenlemelerin ve işverenin belirlediği kurallar çerçevesinde devam eden iş ilişkisinin meşru nedenler ortaya çıktığında bozulması ve sona erdirilmesi olağan bir durumdur (C. A. (3), § 123).

60. Bu tür durumlarda başvurulabilecek tedbirlerden olan iş sözleşmesinin feshedilmesi konusunda Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı, iş ilişkisinin tek taraflı bir irade beyanıyla sonlandırılmasını yasaklamamaktadır. Ancak işveren tarafından hayata geçirilen iş ilişkisinin sona erdirilmesine ilişkin tedbirin zorunlu ve başvurulabilecek en son çare olarak nitelendirilebilmesi için işçinin işverenin menfaatine ve beklentilerine aykırı davrandığının ortaya konulması gerekir. Başka bir deyişle işverenin menfaatine zarar vermeyen nedenlerin zorunlu ve son çare olarak başvurulmuş tedbirler olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Örneğin işçinin belli bir dünya görüşüne sahip olması ya da bir derneğe üye olması tek başına işverenin menfaatini etkileyen bir durum olarak nitelendirilemez (C. A. (3), § 124).

61. Öte yandan işverenin menfaati kavramı, bu işverenin kamu kurum ya da kuruluşlarından veya birtakım kamu gücü ayrıcalıklarıyla donatılan özel ve tüzel hukuk kişilerinden olması hâlinde geniş yorumlanabilir. Bu çerçevede kamu gücünü kullanan işverenlerin devlete sadakatsizliğini tespit ettikleri işçilerin iş sözleşmelerini sona erdirebilmeleri açısından zorunlu bir durumun oluştuğu söylenebilecektir. Zira kamu gücü kullanan bir işverenin devlete sadakat bağı bulunmayan veya zayıf olan bir kişiyle çalışmaya tahammül gösterme yükümlülüğünün olmadığı ve işverenlerin sadakatsiz olduğunu düşündükleri kişilerle iş ilişkilerini tek taraflı olarak sona erdirebilme hakkını haiz oldukları kabul edilmelidir. Ancak işçi tarafından sadakat yükümlülüğünün ihlal edildiği, dolayısıyla işçi ve işveren arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak alınacak tedbirler bakımından basit bir şüphenin yeterli olmayacağı ve bu durumun somut olgularla desteklenmesi gerektiği açıktır. Gerek işveren gerekse yargı organları tarafından açıklanan nedenlerin işveren ile işçi arasındaki güven ilişkisinin zedelendiğini ortaya koyacak ve ikna edecek yeterlilikte olması gerekir (C. A. (3), § 125).

62. Başvuruya konu olay incelendiğinde başvurucudan duyulan şüphenin nedenlerinin başvurucunun işe girmesinden sonraki süreçte devam edip etmediği hususunda derece mahkemelerince bir değerlendirmenin yapılmadığı görülmektedir. Ayrıca derece mahkemelerince, şüpheye dayanak olarak gösterilen istihbarat raporunun geçerli bir delil olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunda inceleme yapılmadan karar verilmiştir. Bu hususlar gözönüne alındığında başvurucudan duyulan şüpheye dayanak olarak gösterilen olguların olağan koşullarda ikna edici şekilde ortaya konulduğunu söylemek güçtür.

63. Dolayısıyla gerek fesih işlemini gerçekleştiren işveren tarafından verilen kararda gerekse derece mahkemelerince verilen kararlarda, güçlü ve ikna edici nedenlerin açıklanması konusundaki gerekliliklerin yerine getirilmediği değerlendirilmektedir. Bu durumda -dava sürecinde ortaya konulan bilgi ve belgeler dikkate alındığında- gerçekleştirilen müdahale ile takdir yetkisinin sınırlarının aşıldığı kanaatine ulaşılmaktadır. Neticede işçi işveren arasındaki güven ilişkisinin başvurucudan kaynaklı olarak zedelendiğini kabul eden idari ve yargısal kararların müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı konusunda ikna edici nitelikte ilgili ve yeterli gerekçeleri içermediği anlaşıldığından somut olaydaki müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşulunu sağlamamaktadır.

64. Başvurucunun mesleki hayatına yönelik alınan tedbirin ve tedbirin konu olduğu davanın reddine karar verilmesinin olağan dönemde Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen güvencelere aykırı olduğu tespit edildiğinden ayrıca bu durumun olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamındaki güvencelere uygun olup olmadığının incelenmesi gerekir.

5. Anayasa'nın 15. Maddesi Yönünden

65. Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme; müdahalenin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı, anılan maddenin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunup dokunmadığı, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği ve durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının tespitiyle sınırlı olacaktır (Ayla Demir İşat, § 146).

66. Savaş, seferberlik veya OHAL gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden OHAL'lerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (Ayla Demir İşat, § 147). Ayrıca somut olaydaki özel hayata ilişkin tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır (Ayla Demir İşat, § 148).

67. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme, bunun durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesidir.

68. Başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin tedbirin ve bu kapsamda derece mahkemelerince sonuca bağlanan uyuşmazlığın Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfî olmaması gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken elbette ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate alınmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 349).

69. Olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin ölçütlerin düzenlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde de ölçülülük ilkesine yer verilmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçülülük, olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden olan durum karşısındaki ölçülülüğü ifade etmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin vermektedir. Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen bu ölçütün ancak Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvencelere -13. madde de dâhil olmak üzere- aykırı bir tedbirin alınması durumunda uygulama alanı bulması da bunu doğrulamaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 203).

70. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını ifade etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 204; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).

71. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Ayrıca müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Yine tedbirin alındığı zamanın da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönüne alınması gerekir. Bu bakımdan olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 205-207). Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı, ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 208).

72. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri usule ilişkin güvencelerin sağlanması gerekir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Yine bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte bireysel başvuruya konu edildiğinde alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 209, 210).

73. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL sürecinde meslekten uzaklaştırmaya ilişkin genel ve soyut normlar yürürlüğe konulmuş ve bu kapsamda işçiler dâhil olmak üzere birçok kişi hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (Ayla Demir İşat, §§ 17, 50; ayrıca bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 56-61). 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinde de yargı mensupları dışındaki tüm kamu personelinden (işçiler dâhil) terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiş ve görevine son verilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceği, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyeceği de hüküm altına alınmıştır (Ayla Demir İşat, § 158).

74. İlan edilen OHAL'in gerekli kıldığı olağanüstü koşullar dikkate alındığında devletin ve kişilerin güvenliği ile kamu düzeninin korunması amacıyla bu yönde yasal düzenlemeler yapılmasının ve sakıncalı görülen kişilerin mesleklerinden uzaklaştırılmasına yönelik işlemler tesis edilmesinin gerçek bir ihtiyaçtan kaynaklandığı açıktır. Ancak söz konusu tedbirlerin muhataplarının sakıncalı olduğu değerlendirilen kişilerden olması ve alınan tedbirlerin durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir (Ayla Demir İşat, § 159).

75. Vurgulandığı üzere, millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu tespit edilen terör örgütleriyle irtibatı ya da iltisakı olduğu ortaya konulan kişilerin OHAL döneminin koşulları gerekli kıldığı ölçüde kamu görevinden uzaklaştırılmaları keyfî bir tedbir olarak nitelendirilemez. Nitekim PKK terör örgütünün yargı kararlarıyla tespit edilen amacı ve yapısı dikkate alındığında söz konusu terör örgütü ile irtibatlı ya da iltisaklı olmanın devlete sadakat bağının zayıflığını gösteren bir olgu olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır.

76. Somut olayda işverenin, başvurucu hakkında duyulan şüphenin nedeni olarak gösterilen delillerden OHAL ilanından sonraki süreçte bilgi sahibi olduğu ve başvuruya konu tedbiri OHAL koşullarını gözeterek hayata geçirdiği anlaşılmaktadır. Anılan tedbir, olağanüstü durumu oluşturan olayların etkilerinin devam ettiği bir dönemde alınmıştır. Bu kapsamda PKK terör örgütü ile irtibatı veya iltisakı olabileceği yönünde başvurucudan duyulan şüphenin, OHAL koşullarının gerektirdiği acil tedbirlerin hayata geçirilmesi konusundaki gerçek ihtiyaç dikkate alındığında -somut olayın kendine özgü koşullarında- keyfi olarak nitelendirilemeyeceği değerlendirilmektedir. Derece mahkemeleri de başvurucu hakkında araştırma yaparak ilgili kurumlardan resmî bilgiler edinmiş ve başvurucunun işe girmesinden önceki döneme ilişkin olsa da elde ettiği bilgi ve belgeleri dikkate alarak karar vermiştir. Kararlarda, OHAL düzenlemelerinin millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması amacıyla olağan dışı tedbirler alınmasına imkân verdiği vurgulanmış ve somut açıklamalara dayalı şekilde gerekçeler oluşturulmuştur. Dolayısıyla başvuruya özgü bu hususlar gözetildiğinde, PKK terör örgütüyle irtibatı ya da iltisakı olduğu konusunda başvurucudan duyulan şüphenin ve sözleşmenin feshedilmesi şeklinde alınan tedbirin söz konusu yükümlülüklere aykırı olduğu söylenemeyecektir.

77. Öte yandan başvurucu bir kariyer mesleği niteliğinde olan mesleki faaliyetten alıkonulmadığı gibi özel sektörde çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya da tabi tutulmamıştır. Bu konuda bir kısıtlamanın getirilmemiş olması nedeniyle kamunun menfaati ile başvurucunun kişisel menfaati arasında adil dengenin kurulduğu değerlendirilmektedir. Bu itibarla öngörülen güvencelere aykırı olmadığı değerlendirilen tedbirin olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden olan durum karşısında ölçüsüz olduğu söylenemeyecektir.

78. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun özel hayata saygı hakkına etki eden tedbirin OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğu sonucuna varılmıştır.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/10/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Özdemir Örnek, B. No: 2018/26453, 6/10/2021, § …)
   
Başvuru Adı ÖZDEMİR ÖRNEK
Başvuru No 2018/26453
Başvuru Tarihi 16/8/2018
Karar Tarihi 6/10/2021

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı İdari işlemle açığa alınma - işten çıkartılma (genel) İhlal Olmadığı
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi