logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Fikret Okyay, B. No: 2018/26777, 13/9/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

FİKRET OKYAY BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/26777)

 

Karar Tarihi: 13/9/2022

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Kemal ÖZEREN

Başvurucu

:

Fikret OKYAY

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasının reddedilmesi nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, örgütlenme özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/8/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, Erzurum Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfında (Erzurum SYDV/ İşveren) hizmet akdine dayalı olarak 1/11/1994 tarihinde işe başlamıştır. Erzurum SYDV başvurucunun iş akdini 17/8/2016 tarihinde tek taraflı olarak feshetmiştir. İşveren tarafından başvurucuya gönderilen 29/9/2016 tarihli yazıda başvurucunun iş akdinin "Millî Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı kuvvetle muhtemel olması nedeniyle 2015 yılında kapatılan Erzurum İli Memurlar Derneği (ERİMDER) yönetim kurulu yedek üyesi olması gerekçesiyle" feshedildiği belirtilmiştir.

6. Başvurucu, iş sözleşmesinin feshine karşı 12/10/2016 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde ERİMDER'in 2016 yılında kendi iradesiyle kapanma kararı alarak faaliyetlerine son verdiğini ve iş akdinin geçerli ve haklı bir nedene dayanmaksızın feshedildiğini belirten başvurucu, işe iadesini ve haksız ve geçersiz fesihten kaynaklı tazminatların ve çalışmadığı dönem için aylık maaşlarının ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

7. Erzurum 2. İş Mahkemesi (İş Mahkemesi) 8/2/2017 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile bağlantısı bulunan ERİMDER'in yönetim kurulu yedek üyesi olması nedeniyle iş sözleşmesinin devamını sağlayacak güven ilişkisinin sarsıldığı ve işverenden iş ilişkisini sürdürmesinin makul ölçüler içerisinde beklenemeyeceği vurgulanarak iş sözleşmesinin feshinin en azından geçerli sebebe dayandığının kabulünün gerektiği belirtilmiştir.

8. Başvurucu bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde ERİMDER'in bahse konu yapılarla bağlantılı olduğuna ilişkin tahkikat yapılmayarak eksik incelemeyle hüküm kurulduğu belirtilmiştir. Ayrıca başvurucu, ERİMDER'in İşveren tarafından öne sürüldüğü gibi kapatılmadığını, 25/6/2016 tarihinde kendini feshettiğini ifade etmiş, İş Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

9. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 21/12/2017 tarihli kararıyla İş Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, davanın incelenebilmesi için 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesinin birinci fıkrasına göre otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyeri koşulunun somut olayda sağlanması gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun (İBK) 9/6/2017 tarihli kararında sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının her birinin ayrı işyeri olduğu, her vakıf için işyeri düzeyinde toplu iş sözleşmesi yetkisi verileceği ve iş güvencesi bakımından otuz işçi sayısının her vakıf için aranması gerektiğinin belirtildiği ifade edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, Erzurum SYDV'de otuzdan az işçi çalıştığının tespit edildiği belirtilerek otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyeri koşulunun somut olayda sağlanmadığı sonucuna varılmıştır.

10. Başvurucu tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz başvurusunda bulunulmuş, temyiz dilekçesinde iş güvencesinin olmamasına yapılan atıfla davasının reddedilmesinin ulusal ve uluslararası tüm düzenlemelere ve kişi haklarına aykırı olduğu ifade edilmiştir.

11. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 11/7/2018 tarihli kararıyla Bölge Adliye Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığını belirterek temyiz itirazlarının reddine ve usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermiştir.

12. Nihai karar, başvurucuya 2/8/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

13. İlgili hukuk için bkz. Nuran Erdoğan, B. No: 2018/36613, 17/11/2021 §§ 15-33.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

14. Anayasa Mahkemesinin 13/9/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

15. Ödeme gücünden yoksun olduğunu belirten başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir (Mehmet Şerif Ay, B. No: 2012/1181, 17/9/2013).

B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu, İşveren tarafından savunmasının alınmadığını, somut gerekçe gösterilmeden işlem tesis edildiğini, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının 2018 yılında kadroya alınıp toplu iş sözleşmesi hakkı elde ettiklerini ve 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesinin bu vakıflar için geçerli olmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

17. 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesinde düzenlenen iş güvencesi hükümlerinden yararlanmanın ön koşullarından biri; otuz veya daha fazla işçi çalıştırılan işyerinde çalışıyor olmaktır. Dolayısıyla davalı işverenlikte çalışan işçi sayısının tespiti iş güvencelerinden biri olan işe iade davasının da incelenmesi için oldukça önemlidir. Fesih tarihinde otuz işçinin çalışmadığının tespiti hâlinde işçi iş güvencesinden yararlanamayacağından işe iade davası reddedilmektedir (Nuran Erdoğan, § 36).

18. Somut olayda başvurucu, Erzurum SYDV'de çalışmakta iken iş sözleşmesi işveren tarafından feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade davasında Erzurum SYDV'de çalışan işçi sayısının otuzdan az olduğu, dolayısıyla iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağı gerekçesiyle işe iade davası reddedilmiştir.

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Anayasa Mahkemesi Nuran Erdoğan (B. No: 2018/36613, 17/11/2021) kararında işe iade davasının, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfında fesih sırasında çalışan işçi sayısının otuzun altında olduğu gerekçesiyle reddedilmesi ve söz konusu işçi sayısının tespiti konusunda Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığının giderilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiayı, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelemiştir. Başvurucunun adil yargılanma hakkı bağlamındaki şikâyeti özü itibarıyla derece mahkemesinin 30 işçinin belirlenmesine dair yorumuna ilişkin olduğundan başvurunun bu kısmının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

20. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

21. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

''Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.''

22. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54; Nuran Erdoğan, §42).

23. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesi, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir (Nuran Erdoğan, §43).

24. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010; E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; Nuran Erdoğan, § 44).

25. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81; Nuran Erdoğan, §45).

26. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlaması beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması, bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir (Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 64, Nuran Erdoğan, § 46).

27. Anayasa Mahkemesi; bu noktada derece mahkemelerinin hukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan içtihat farkının süregelen bir hâl aldığı, başka bir anlatımla kısa sayılamayacak bir zaman dilimi içinde uygulamada birliğin sağlanamadığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıkları ortadan kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret etmektedir (Nuran Erdoğan, §47).

28. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan güveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir. (Engin Selek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017, § 58; Nuran Erdoğan, §48).

29. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığını değerlendirdiği bir kararında Yargıtayın istikrarlı olarak uygulanan içtihattan ayrılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesi hâlinde kamuoyu nezdinde yargıya olan güvenin muhafaza edilmesi bakımından yeni yaklaşımın istikrarlı bir şekilde uygulanması gerektiğine dikkat çekmiş ve içtihat değişikliği sonucunda benimsenen yaklaşımın uygulamada birliği sağlamakla görevli yüksek mahkemeler tarafından istikrarlı olarak uygulanmamasının adil yargılanma hakkını ihlal edebileceğine karar vermiştir (Hakan Altıncan [GK], B. No: 2016/13021, 17/5/2018, § 48; Nuran Erdoğan, §49).

30. Anayasa Mahkemesi SYDV çalışanlarının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda süregelen içtihat farklılığını değerlendirdiği Yasemin Bodur (B. No: 2017/29896, 25/12/2018, § 52) kararında içtihat farklılığının derinleşmiş ve sürekli bir nitelik kazanmış olduğu, bu durumun davaların somut özelliğinden kaynaklanmadığı ve ortadan kaldırılmasını sağlayacak içtihadı birleştirme kararı gibi elverişli bir mekanizma işletilmemesi nedenleriyle varılan sonucun başvurucu için öngörülemez olduğu ve yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşmıştır (Nuran Erdoğan, §50).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

31. Başvuruya konu davada temel mesele fesih tarihi itibarıyla davalı işverence otuz veya daha fazla işçi çalıştırılıp çalıştırılmadığının tespitine ilişkindir. Somut başvuruda derece mahkemesi anılan hususu tespit ederken tüm Türkiye'deki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfında çalışan işçilerin sayısını değil yalnızca Erzurum SYDV'de çalışan işçi sayısını dikkate almıştır.

32. SYDV'lerde çalışan işçilerin sayısının nasıl belirleneceği Yargıtay kararlarına konu olmuştur. 9. Hukuk Dairesi tüm ülkedeki SYDV'lerde çalışan işçilerin sayısı dikkate alınarak bu vakıflarda çalışan işçilerin iş güvencesinden yararlanması gerektiği görüşünde iken 22. Hukuk Dairesi ise her bir vakfın özel hukuk tüzel kişiliğine sahip ve ayrı işyeri olan bağımsız işveren olduklarından hareketle her bir vakıftaki işçilerin sayısının ayrı ayrı tespit edilerek buna göre işçilerin iş güvencesi hükümlerinden yararlanıp yararlanamayacağının belirlenmesi gerektiği görüşünü savunmuşlardır (Nuran Erdoğan, § 52).

33. Söz konusu farklılık Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kuruluna (Kurul) intikal etmiş ve Kurul 9/6/2017 tarihli kararıyla içtihadı iş güvencesi hükümlerinden yararlanmanın ön koşullarından olan işçi sayısı tespit edilirken her vakıf yönünden sadece kendi işçi sayısı dikkate alınması gerektiği yönünde birleştirmiştir. Kurul, başka bir deyişle, sosyal yardımlaşma dayanışma vakıflarında çalışan işçi sayısını tespit ederken Türkiye’de kurulu bulunan tüm SYDV'lerin işçilerin sayılarının toplamının dikkate alınamayacağına karar vermiştir. Bu kararın ardından Yargıtay Daireleri de anılan kararla uyumlu olarak çalışan işçi sayısının yalnızca davalı vakıfta çalışan işçi sayısına göre belirlenmesi görüşünü benimsemişlerdir (Nuran Erdoğan, § 54).

34. İçtihadın anılan yönde birleştirilmesinin ardından 3294 sayılı Kanun'un 7. maddesinde 25/5/2018 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde değişiklik yapılmış ve bu yasal değişiklikle birlikte Yargıtay Daireleri, anılan içtihadı birleştirme kararının yürürlükten kalktığını değerlendirmişlerdir. Daireler, anılan değişiklikle birlikte ülkenin tümündeki SYDV'lerde çalışan işçi sayısının dikkate alınması gerektiği ve böylece anılan vakıflarda çalışan işçilerin iş güvencesi hükümlerinden yararlanacağı görüşünü benimsemiştir. Yargıtay Daireleri anılan yasal değişiklikten sonra açılan davalarda anılan vakıflardaki işçilerin iş güvencesinden yararlanabilmesi için işçi sayısı yönünden sorun görmemişlerdir (Nuran Erdoğan, § 55).

35. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, Kurul kararından önce yapılan fesihlerde -söz konusu yargılama anılan kurul kararından sonra olsa dahi- işçi sayısının belirlenmesinde tüm SYDV'lerin gözönüne alınması gerektiğini kabul etmektedir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ise 7144 sayılı Kanun'la yapılan değişikliğin geriye yürütülemeyeceğine dikkat çekerek anılan yasal değişikliklerden önce yapılan fesihlerde -yargılama anılan yasal değişiklikten sonra olsa dahi- işçi sayısının tespitinde her bir vakfın tek tek dikkate alınması gerektiğini kabul etmektedir (Nuran Erdoğan, § 56).

36. Anayasa Mahkemesi somut başvuruyla aynı mahiyetteki Nuran Erdoğan kararında SYDV'lerde çalışan işçilerin iş güvencesinden yararlanıp yararlanamayacaklarının belirlenmesine ilişkin önem arz eden işçi sayısının nasıl belirleneceği hususunda, başvurucunun iş akdinin feshi sırasında var olan içtihat farklılığının ilgili hukuki mekanizma olan içtihadı birleştirme yoluyla ve fakat başvurucunun aleyhine olan yorumun benimsenmesi suretiyle giderilmesinin bariz takdir hatası veya keyfîlik içermediğini ve bu durumun yargılamanın hakkaniyetini zedelemediğini vurgulamıştır (Nuran Erdoğan, § 59).

37. Somut başvuruda da başvurucunun iş akdinin fesih tarihi dikkate alınarakyapılan yorumun bariz takdir hatası veya keyfîlik içerdiğinin söylenemeyeceği sonucuna varılmaktadır.

38. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

C. Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Hakkı ile Örgütlenme Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

39. Başvurucu; 1994 yılından beri belirsiz süreli iş sözleşmesi ile Erzurum SYDV'de çalışmakta iken ERİMDER yönetim kurulu yedek üyesi olduğu gerekçesiyle iş akdinin feshedildiğini belirterek, mesleğinden edilmesi ve geçim koşullarının güçleşmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, örgütlenme özgürlüğünün, ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

40. Bakanlık görüşünde, başvurucunun temel hakkının ne şekilde etkilendiğinin yeterince ortaya konulmadığı, başvurucu hakkındaki tasarrufun OHAL döneminde gerçekleşmesi nedeniyle Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

41. Başvurucunun iddialarının özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ileörgütlenme özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

42. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

43. Somut olayda başvurucu iş sözleşmesinin feshedilmesinden sonra işe iade istemli tespit davası açmış, işe iadesini, haksız ve geçersiz fesihten kaynaklı tazminatların ve çalışmadığı dönem için aylık maaşlarının ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleşen Bölge Adli Mahkemesi kararında ise başvurucunun iş güvencesi hükümlerinden yararlanması mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

44. İş Kanunu'nun 18. maddesinin gerekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir: "...Bu düzenleme ile küçük işyerleri ve henüz işyerine yeni giren işçiler bakımından iş güvencesi hükümlerinin uygulanması uygun görülmemiştir. Uluslararası Çalışma Örgütünün 158 sayılı Sözleşmesi de, işçilerin özel istihdam şartları bakımından veya istihdam eden işletmenin büyüklüğü veya niteliği açısından esaslı sorunlar bulunan durumlarda, işçilerden bir kategorinin iş güvencesinin tamamı veya bir kısım hükümlerinin kapsamı dışında tutulabileceğini öngörmektedir". Bu gerekçeden hareketle objektif şekilde getirilen işçi sayısı kriterinin küçük işletmelerin korunması amacını taşıdığı, bu işyerlerinde çalışan işçilere diğer işçi haklarının verildiği hususları dikkate alındığında öngörülen iş güvencesine ilişkin istisnanın güdülen amaç doğrultusunda ilgililere aşırı bir külfet yüklediği söylenemez.

45. Somut başvurunun koşullarında başvurucuya hak ihlali iddialarını ileri sürebileceği yargısal yolların tanındığı, bu bağlamda başvurucuya iş güvencesi ve buna bağlı olarak işe iade davası açma hakkı tanınmamış ise de başvurucunun kıdem ve ihbar tazminatı gibi iş hukukundan kaynaklı alacaklarını dava yoluyla talep etmesine ilişkin bir engelin bulunmadığı açıktır.

46. Başvurucunun iş sözleşmesinin feshinden sonra işçi alacaklarının tazminine yönelik bir dava açmadığı, iş sözleşmesinin feshinden sonra açtığı davada da işe iade edilmesi talebine bağlı çalışmadığı dönemlere ilişkin alacaklarının iadesini dava konusu ettiği görülmektedir. Bu nedenle başvurucunun talebinin olmaması nedeniyle işçi alacaklarına yönelik herhangi bir yargılamanın yürütülmediği gözönüne alınarak başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasının bu aşamada Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir. Neticede başvurucunun hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkıile örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/9/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Fikret Okyay, B. No: 2018/26777, 13/9/2022, § …)
   
Başvuru Adı FİKRET OKYAY
Başvuru No 2018/26777
Başvuru Tarihi 31/8/2018
Karar Tarihi 13/9/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasının reddedilmesi nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, örgütlenme özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Hukuk) Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuk) İhlal Olmadığı
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı Özel hayat (genel) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Örgütlenme özgürlüğü Örgütlenme Başvuru Yollarının Tüketilmemesi

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 4857 İş Kanunu 2
18
3294 Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu 7
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi