logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Aret Demirci, B. No: 2018/30446, 8/2/2024, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ARET DEMİRCİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/30446)

 

Karar Tarihi: 8/2/2024

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Şeyda Nur ÜN

Başvurucu

:

Aret DEMİRCİ

Vekili

:

Av. Veysel OK

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, başvurucu hakkında yurt dışına çıkamamak şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

A. Bireysel Başvuruya Konu Süreç

2. 1981 doğumlu olan başvurucu; olayların meydana geldiği tarihte bir vakfın proje koordinatörü olarak çalışmaktadır. Başvurucu 2013 yılından 2019 yılına kadar vakfın Türkiye ofisinde proje koordinatörü olarak çalışmış, akabinde vakfın Doğu ve Güneydoğu Avrupa Bölge Ofisi proje müdürü olarak Sofya'ya gitmiştir.

3. Başvurucu 23/6/2018 tarihinde sosyal medya hesabından "Ntv ve CNN Türk yaklaşık 20 dakika verebildi. Bakalım Habertürk ne zaman yayını kesecek #Tamam #Maltepe" ve "Cumhuriyet tarihinin en kalabalık mitingini görmezden gelip başçalanın Esenyurt mitingini dakika dakika veren Ntv, Habertürk ve CNN Türk'e de yarın #Tamam #Maltepe" şeklinde paylaşımlarda bulunmuştur. Söz konusu paylaşımlar üzerine başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 2018/109840 sayılı dosyası ile halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme ve cumhurbaşkanına hakaret suçlarından soruşturma başlatılmıştır.

4. 24/6/2018 tarihinde gözaltına alınan başvurucu, bir gün gözaltında tutulmuş ve sonrasında Başsavcılık tarafından anılan suçlardan tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hâkimliğine sevk edilmiştir. Başvurucu; sorgu aşamasındaki ifadesinde, paylaşımları kendisinin yaptığını, söz konusu paylaşımların medyanın tarafsızlığına yönelik eleştiri mahiyeti taşıdığını, paylaşımlarının maksadını aştığını ve akabinde sosyal medya hesabını kapattığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca ailesinin Almanya'da ikamet ettiğini de beyan etmiştir. İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) 25/6/2018 tarihinde başvurucunun yurt dışına çıkamamak ve belirlenen yerlere başvurmak şeklinde adli kontrol tedbirlerine tabi tutulmasına karar vermiştir. Hâkimlik gerekçesinde; başvurucunun sosyal medya paylaşımlarının yalnızca cumhurbaşkanına hakaret suçuna vücut verebileceği, söz konusu suça ilişkin cezanın alt sınırı nazara alındığında da adli kontrol tedbirlerinin amaca daha uygun olduğunu belirtmiştir. Hâkimlik devamında delillerin büyük oranda toplanmış olduğunu, delillerin kaybolma veya karartılma şüphesi bulunmadığını ifade etmiştir.

5. Vakfın Türkiye temsilciliğinde proje koordinatörü olduğunu belirten başvurucu, mesleği ve işyerindeki görev tanımı gereği sık sık yurt dışına çıkması gerektiğini ileri sürerek yurt dışında bulunmasını gerektirir tarihleri içeren evrakı da dilekçesine eklemek suretiyle 6/8/2018 tarihinde Hâkimlikten adli kontrol tedbirine ilişkin kararların kaldırılmasını itiraz yoluyla talep etmiştir. İtirazı inceleyen İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği, adli kontrol kararına ilişkin verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek 13/8/2018 tarihinde itirazı reddetmiştir. Başvurucu söz konusu karara aynı gerekçelerle itiraz etmiş ve itiraz inceleyen İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği 6/9/2018 tarihinde itirazı kesin olarak reddetmiştir.

6. Başvurucu, nihai hükmü 12/9/2018 tarihinde öğrendikten sonra 4/10/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. Bireysel Başvuru Sonrası Süreç

7. Başsavcılığın 8/1/2019 tarihli ve 2018/109840 soruşturma sayılı iddianamesiyle başvurucu hakkında cumhurbaşkanına hakaret suçundan kamu davası açılmış, aynı tarihte Başsavcılık başvurucu hakkında belirlenen yerlere başvurmak şeklinde uygulanan adli kontrol tedbirinin resen kaldırılmasına karar vermiştir.

8. Başvurucu hakkında açılan davanın görüldüğü İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi 14/1/2019 tarihli tensip zaptıyla başvurucu hakkında yurt dışına çıkamamak şeklinde uygulanan adli kontrol tedbirinin devamına, 31/1/2019 tarihinde ise başvuru konusu adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar vermiştir.

9. Yapılan yargılama sonucunda İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesinin 8/10/2019 tarihli kararıyla başvurucunun cumhurbaşkanına hakaret suçundan 11 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve başvurucu hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Anılan hüküm itirazın reddi kararı üzerine 25/10/2019 tarihinde kesinleşmiştir.

10. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

11. Başvurucu, Hâkimliğin genelgeçer ifadelerle maddi gerçeğe ve hukuka aykırı karar verdiğini belirtmiştir. Başvurucu, dosyadaki tek delilin sosyal medya paylaşımı olduğunu ve toplanacak bir delilin veya dinlenecek bir tanığın bulunmadığını, isnat edilen suçlara ve verilecek cezanın alt sınırına bakıldığında da adli kontrol tedbiri uygulanmasının gerekmediğini ileri sürmüştür. Başvurucu; mesleği ve işyerindeki konumu itibarıyla sık sık yurt dışına çıkmasının icap ettiğini, çalıştığı kurumun Almanya merkezli olduğunu ve bu nedenle de Almanya'ya sık seyahat etmesi gerektiğini, hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle mağduriyet yaşadığını ve işini kaybetme tehlikesi olduğunu iddia etmiştir.

12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde mevcut başvuruda başvurucunun ifade özgürlüğü hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede yukarıda yer verilen Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel hatlarıyla başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

13. Başvuruya konu yurt dışına çıkmama şeklindeki adli kontrol tedbirinin esas olarak yerleşme ve seyahat hürriyeti kapsamında kaldığı açıktır. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (Sözleşme) ek (4) No.lu Protokol’e Türkiye'nin taraf olmadığı hatırlatılarak anılan protokolde yer alan "Serbest dolaşım özgürlüğü"nün ortak koruma alanına girmediği açıklanmıştır (birçok karar arasından bkz. Mehmet Takımsu, B. No: 2016/63712, 7/11/2013, §§ 78-80; Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 53; Fevzi Doğaner, B. No: 2014/6453, 20/12/2017, § 14; Onur Can Taştan [GK], B. No: 2018/32475, 27/10/2021, § 48). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamında olmayan bazı hakların ortak koruma alanı içinde yer alan temel haklarla esaslı şekilde ilişkili olması durumunda ilgili haklarla bağlantı kurularak inceleme yapılmasının mümkün olduğunu da açıklamıştır (ifade özgürlüğü bağlamında bkz. Özgür Sevgi Göral, B. No: 2014/12112, 4/10/2017; özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında bkz. Şengül Tükel, B. No: 2018/12456, 12/1/2022, § 40). Nitekim Anayasa Mahkemesi Yağmur Erşan ve Onur Can Taştan kararlarında, esasen seyahat özgürlüğü kapsamında kalan pasaport iptalinin, Latife Akyüz ve Hakkı Gök kararlarında ise yurt dışına çıkış yasağı öngören adli kontrol tedbirinin belirli şartların varlığı hâlinde özel hayata ve aile hayatınasaygı hakkı kapsamında incelenebileceğini kabul etmiştir (ayrıntılı açıklamalar için bkz. Yağmur Erşan [GK], B. No: 2018/36451, 27/10/2021, §§ 39, 40, 47-51; Onur Can Taştan, §§ 39, 40, 47-51; Latife Akyüz, B. No: 2016/50822, 7/9/2021, 36-38 §§; Hakkı Gök, B. No: 2017/33469, 3/11/2022, §§ 31-33). Bu bağlamda söz konusu tedbirin de başvurucunun gelişimi ve sosyal, mesleki, ekonomik ve ailevi ilişkileri yönünden olumsuz etkilerinin ortaya konulması hâlinde özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

14. Somut olayda da başvurucunun Almanya merkezli bir sivil toplum kuruluşunda üst düzey bir pozisyonda çalıştığı, işi gereği sık sık yurt dışına çıkması gerektiği, ailesinin Almanya'da ikamet ettiği gözetildiğinde bilhassa başvurucu hakkında uygulanan yurt dışına çıkamama şeklindeki tedbirin başvurucunun kişisel, sosyal ve mesleki ilişkilerine olumsuz etkisinin olduğunu kabul etmek gerekir. Anılan müdahalenin başvurucunun özel hayatına ciddi şekilde etki etmesi ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması nedeniyle başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu değerlendirilmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. Latife Akyüz, § 38; Hakkı Gök, § 33; Hasan Hüseyin Güney, B. No: 2019/32372, 23/5/2023, § 14).

15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

16. Özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin dayanağı olan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109. ve 110. maddelerinin kanunilik ölçütünü karşıladığı kabul edilmiştir. Ayrıca uygulanan koruma tedbiri ile başvurucunun duruşmalardan kaçmasının önlenmesinin ve bu yolla maddi gerçeğin süratle ortaya çıkarılmasının amaçlandığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla müdahalenin suçluların kaçmasının önlenmesi, suçluların cezalandırılması, yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi ve bu suretle kamu düzeninin sağlanması meşru amaçları ile yapıldığı sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki bir karar için bkz. Latife Akyüz, §§ 44, 45; Hasan Hüseyin Güney, § 16). Bu belirlemelerin ardından müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı irdelenecektir.

17. Genel olarak adli kontrol, işlediği iddia olunan bir suçtan dolayı şüpheli veya sanığın, tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde belirli yükümlülükler yüklenerek adli makam ve mercilerin denetimi ve kontrolü altına sokulmasıdır. Adli kontrol koruma tedbiri, tutuklamaya göre kişi özgürlüğünü daha az kısıtladığı ve sanık tutuklanmaksızın muhakemenin yapılabilmesini sağladığı için tutuklama yerine geçmek üzere ihdas edilmiştir. Böylelikle ilgili, bütünüyle özgürlüğünden yoksun bırakılmaksızın denetim altında tutulabilmektedir. Tutuklamaya alternatif bir koruma tedbiri olan adli kontrol, bu özelliğiyle tutuklamaya ancak istisnai hâllerde başvurulması kuralının işlerlik kazanmasına katkıda bulunmakta; tutuklamanın son çare olma özelliğini ortaya koymaktadır (Hülya Kar [GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019, §§ 18, 50; ayrıca bkz. Latife Akyüz, § 46; Hakkı Gök, § 42). Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 109. maddesinde, aynı Kanun'un 100. maddesinde belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde tutuklama yerine adli kontrol kararı verilebileceği açıkça düzenlenmiştir. Bu durumda anılan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, adli kontrol kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması gerekir. Elbette uygulanan tedbirin hukuka uygun olduğunu söyleyebilmek için öncelikle suç şüphesinin ve uygulanma nedeninin denetime elverişli olacak şekilde yeterli bir gerekçeyle ortaya konulması gerekir.

18. Nitekim Anayasa Mahkemesi; mahkemelerin koruma tedbiri kararlarında lehte ve aleyhte ileri sürülen bütün delilleri incelemek ve temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahaleye katlanmayı gerektirecek nitelikte kamu yararını haklı kılan gerçek bir ihtiyacın varlığını göstermek zorunda olduklarını, süregelen koruma tedbirlerinin devamına ilişkin olarak verilen kararlarda da tedbirin devamını haklı kılan gerekçelerin gösterilmesi ve çatışan menfaatler arasında adil dengenin korunması gerektiğini ifade etmiştir (Hülya Kar, §§ 29, 30, 35; ayrıca bkz. Latife Akyüz, §§ 49-52, 56; Hakkı Gök, §§ 51, 52). Ayrıca Anayasa Mahkemesi Hülya Kar ve Latife Akyüz başvurularında başvuruya konu adli kontrol koruma tedbirinde olduğu gibi tüm koruma tedbirlerinin geçici olduğunu, herhangi bir tedbirin ilanihaye veya herhangi bir kriterden bağımsız olarak süreklilik arz eder biçimde uygulanmasının mümkün olmadığını vurgulamış; süregelen bir koruma tedbirinin durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğünün anlaşıldığı durumlarda tedbir nedeniyle müdahale edilen anayasal hakların ihlalinin söz konusu olabileceğini belirtmiştir. Anılan kararda, tedbirin türü ve kapsamı konusunda derece mahkemelerinin geniş takdir hakkının bulunduğu ancak yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında alınan koruma tedbiri ile hedeflenen amaca ulaşmak için hakların daha az sınırlanmasını sağlayacak alternatif yolların bulunup bulunmadığının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir (Hülya Kar, §§ 25-28, 44; Latife Akyüz, §§ 48-51, 58; Hakkı Gök, §§ 44-47, 54; Hasan Hüseyin Güney, § 17).

19. Bu bağlamda özellikle yurt dışına çıkamamak şeklindeki adli kontrol tedbirine karar verilirken kişinin yurt dışındaki ailevi, kişisel ve mesleki bağları ile kişiye isnat edilen suçun niteliği, delil durumu ve mahkûmiyet hâlinde alacağı cezanın ağırlığı birlikte değerlendirilerek adli kontrol tedbirinden beklenen kamusal menfaat ile başvurucunun menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulması ve bu durumun yeterli gerekçeyle açıklanması gerekir (benzer yönde bkz. Hasan Hüseyin Güney, § 18).

20. Somut olayda başvurucuya cumhurbaşkanına hakaret suçu isnat edildiği ve başvurucunun ifadesinin de alındığı görülmektedir. Ayrıca Hâkimlik, delillerin büyük oranda toplanmış olduğunu, kaybolma veya karartılma şüphesinin bulunmadığını ve bu nedenle tutuklama tedbirinin ölçülü olmayacağını da belirtmiştir. Bu kapsamda Hâkimliğin adli kontrole ilişkin kararında, adli kontrol tedbirlerinin verilmesi ile "cezanın alt sınırı nazara alındığında adli kontrol tedbirinin daha amaca uygun olduğu, tutuklama tedbirinin ölçülü olmayacağı" şeklinde bir değerlendirme dışında, başvurucuya hangi amaçla iki farklı adli kontrol tedbirinin uygulandığına dair herhangi bir değerlendirme de yapılmamıştır. Aynı zamanda başvurucunun statüsü ve mesleki faaliyetleri nedeniyle yurt dışındaki özel hayatına dayanan itiraz gerekçeleri de sulh ceza hâkimlikleri tarafından tartışılmamıştır. Öte yandan başvurucu hakkında uygulanan yurt dışına çıkamamak ve belirlenen yerlere başvurmak şeklindeki adli kontrol tedbirlerinin soruşturma veya kovuşturmaya ne gibi bir faydası olacağı da açıklanmamıştır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Hasan Hüseyin Güney, § 20).

21. Hiç şüphesiz uygulanan koruma tedbirlerinin, hedeflenen amaca ulaşmak bakımından elverişli olup olmadığı ile olayın şartlarında zorunlu ve en uygun tedbir olup olmadığına karar vermek bakımından derece mahkemelerinin geniş bir takdir payı bulunmaktadır. Bununla birlikte somut olayda başvurucu hakkında uygulanan tedbir ile ulaşılmak istenen amaç açıkça zikredilmemiştir. 5271 sayılı Kanun gereği kural olarak sanığın savunması alınmadan hüküm kurulamamaktadır. Somut olayda da şayet başvurucunun yurt dışına çıkacak olması nedeniyle savunmasının alınmasının zorlaşacağı ve bunun da mevcut ceza yargılamasını uzatacağı düşünülerek başvurucu hakkında koruma tedbiri alınmış ise dahi söz konusu tedbir 31/1/2019 tarihinde kaldırılmış ve başvurucunun savunması tedbirin kaldırılmasından daha sonraki tarih olan 21/3/2019'da alınmıştır. Başvurucu, tedbirin kaldırılmasından sonra yapılan her iki duruşmaya da katılmıştır. Kaldı ki hem başvurucunun uluslararası bilinirliği yüksek bir sivil toplum örgütünde üst düzey yönetici olduğu hem de görevi nedeniyle gideceği memleket ile Türkiye'nin yoğun adli yardımlaşma ilişkilerinin varlığı nedeniyle, bulunduğu memlekette de savunmasının alınmasının mümkün olduğu gözardı edilmiştir (Latife Akyüz, § 59).

22. Diğer yandan yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında alınan koruma tedbirleri ile hedeflenen amaca ulaşmak için hakların daha az sınırlanmasını sağlayacak alternatif yollar bulunup bulunmadığı da yargı mercileri tarafından dikkate alınmalıdır (Hakkı Gök, § 54). Ancak somut olayda sulh ceza hâkimlikleri başvurucunun mesleki faaliyetleri nedeniyle tedbirin kaldırılması yönünde talebi bulunmasına rağmen tedbirden beklenen yararın başvurucunun özel hayatına daha az etki doğuracak alternatif adli kontrol tedbirleriyle elde edilip edilemeyeceğini irdelememiştir. Dolayısıyla sulh ceza hâkimliklerinin adil bir denge kurduğunu gösteren yeterli bir gerekçe ortaya koymadan 7 ay 6 gün süreyle koruma tedbiri uygulamasının başvurucunun özel hayatında kaçınılmaz olandan ağır mağduriyet oluşturduğu değerlendirilmiştir.

23. Sonuç olarak başvurucu hakkında yurt dışına çıkamamak şeklinde uygulanan adli kontrol tedbiri ile başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelen müdahalenin neticeleri bakımından orantılı olarak uygulanmadığı ve tedbirlerin gerekliliği konusunda sulh ceza hâkimlikleri ve derece mahkemelerince ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulamadığı anlaşıldığından müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı kanaatine varılmıştır.

24. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

25. Başvurucu, sosyal medyada eleştirel nitelikteki bir paylaşımı nedeniyle adli hakkında kontrol tedbiri uygulanmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğinden de yakınmıştır. Somut olayda bireysel başvurunun sadece adli kontrol tedbirine ilişkin kanun yolu tüketildikten sonra yapılması, anılan müdahalenin başvurucunun özel hayata saygı hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaşılması nedeniyle ifade özgürlüğü yönünde ayrıca inceleme yapılmasına gerek olmadığı değerlendirilmiştir.

III. GİDERİM

26. Başvurucu; ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

27. Başvurucu hakkında uygulanan adli kontrol tedbirlerinin sona ermiş olması nedeniyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

28. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. İfade özgürlüğü yönünden inceleme yapılmasına YER OLMADIĞINA,

D. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.094,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği (Sorgu No: 2018/462) ile Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/2/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Aret Demirci, B. No: 2018/30446, 8/2/2024, § …)
   
Başvuru Adı ARET DEMİRCİ
Başvuru No 2018/30446
Başvuru Tarihi 4/10/2018
Karar Tarihi 8/2/2024

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, başvurucu hakkında yurt dışına çıkamamak şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı Yurtdışına çıkışın engellenmesi (pasaport, adli kontrol) İhlal Manevi tazminat
İfade özgürlüğü Diğer İncelenmesine Yer Olmadığı
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi