logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Mehmet Latif Karaman, B. No: 2018/32589, 19/12/2023, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MEHMET LATİF KARAMAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/32589)

 

Karar Tarihi: 19/12/2023

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Melek ŞAHAN

Başvurucu

:

Mehmet Latif KARAMAN

Vekilleri

:

Av. Nevroz UYSAL ASLAN

 

 

Av. Ramazan DEMİR

 

 

Av. Benan MOLU

 

 

Av. İlyas TARIM

 

 

Av. Hüseyin TÜL

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; Şırnak'ın Cizre ilçesinde güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında meydana gelen yaralanma, yaralıya gerekli tıbbi tedavinin sağlanmaması nedeniyle meydana gelen ölüm ve bu olay hakkında etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının, sokağa çıkma yasağı uygulaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, aile üyelerinin katılımıyla dinî inançlara uygun bir törenle defin yapılamaması nedeniyle kötü muamele yasağı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, tedbir kararının gereğinin yapılmaması ve avukatının tutuklanması nedeniyle bireysel başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

A. Başvuruya Dayanak Oluşturan Olayların Arka Planı

2. Olayların arka planı yönünden PKK/KCK terör örgütü, çözüm süreci ve 6-7 Ekim olayları ile ilgili açıklamalara Gazal Kolanç ve diğerleri ([GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 16-28) kararında yer verilmiştir.

3. PKK terör örgütü 12/8/2015 tarihinden itibaren Cizre ilçesinin de dâhil olduğu bazı merkezlerde öz yönetim ilan etmiştir. Öz yönetim ilan ettiği bölgelerde patlayıcıyla tuzaklanmış hendekler kazmak ve barikatlar kurmak suretiyle yalıtılmış bölgeler oluşturmaya çalışan PKK terör örgütü; kamuoyunda hendek olayları olarak adlandırılan ve aylarca devam eden bu süreçte roketatarlar, keskin nişancı tüfekleri, patlayıcılar ve otomatik saldırı tüfekleri kullanarak terör saldırıları düzenlemiştir. Okullar, hastaneler, barajlar, adliye binaları, ambulanslar gibi temel kamu hizmetlerini sağlayan eşya ve binaların yanında sivilleri de hedef alan bu terör saldırılarında 335 sivil hayatını kaybederken 2.106 kişi yaralanmıştır. Terör saldırılarında 859 güvenlik görevlisi ve Derik kaymakamı şehit olmuş, 4.711 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Bu terör eylemlerinin engellenmesi, halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla sözde öz yönetim ilan edilen bazı bölgelerde mülki idare amirliklerince sokağa çıkma yasakları uygulanarak terörle mücadele operasyonları başlatılmıştır (hendek olayları, öz yönetim ilanları, PKK terör örgütünün şehir savaşı stratejisi ve sokağa çıkma yasakları hakkında arka plan bilgisi ile ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri, B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 16-28, 67, 346-348).

B. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Başvuru Süreci

4. Başvurucunun oğlu C.K.nın temsilcisi tarafından 22/1/2016 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru (B. No: 5237/16) yapılmış ve C.K.nın hastaneye erişiminin sağlanması için tedbir talep edilmiştir. AİHM'e yapılan başvuruda; operasyonların gerçekleştirilip sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemde C.K.nın 22/1/2016 tarihinde erken saatlerde güvenlik güçleri tarafından Cizre'nin Cudi Mahallesi'nde silahla vurularakgöğsünden yaralandığı, C.K., C.K.nın ailesi ve Milletvekili F.S.nin acil servisle ve bölge valisiyle irtibata geçip C.K. için ambulans gönderilmesini talep ettiği belirtilmiştir.

5. AİHM, aynı gün tedbir talebini kabul etmiş ve Adalet Bakanlığına (Bakanlık) C.K.nın yaşamının ve vücut bütünlüğünün korunması için yetkileri dâhilindeki tüm tedbirleri alması yönünde bildirimde bulunmuştur.

6. C.K.nın 23/1/2016 tarihindeki ölümüne ilişkin olarak tarafların sunduğu bilgiler ışığında AİHM 3/2/2016 tarihinde, tedbir kararının kaldırılmasına karar vermiştir.

7. Başvurunun kabul edilebilirliği hakkında verilen kararda, C.K.nın bir üniversite öğrencisi olup sokağa çıkma yasağı ilan edilmeden önce 40-50 öğrenci arkadaşıyla birlikte Cizre'de bölge halkına destek sağlamak için 14/12/2015 tarihinde sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinde bölgeyi terk edemediği belirtilmiştir [Karaman/Türkiye (kısmi kabul edilebilirlik kararı), B. No: 5237/16, 6/12/2016, § 9].

8. Anılan karara göre tedbir başvurusundan önce, ambulans gönderilmesi talebinde bulunanlara acil servis görevlileri, C.K.nın Nusaybin Caddesi'ne yürüyebilecek olması hâlinde kendisinin ambulansla alınabileceğini söylemiştir. Hem milletvekili hem de başvuranın yasal temsilcisi, C.K.yla telefonla irtibat kurmuş ve görevlilerin verdiği bilgileri C.K.ya iletmiştir. C.K., bölgede bulunan güvenlik güçlerince rastgele ateş açıldığını ancak Nusaybin Caddesi'ne gitmeye çalışacağını söylemiştir. Daha sonra Nusaybin Caddesi'ne doğru yürümeye başlamış ancak yaklaşık 15-20 dakika beklediği benzin istasyonunun dışına kadar gidebilmiştir. Acil servis görevlileri birkaç kez aranmış ve kendilerine C.K.nın benzin istasyonu dışında beklediği bilgisi verilmiştir. Görevliler, arayanlara benzin istasyonunun çevresinin güvenli olmadığını, yaralıyı belediye mezarlığının dışından alabileceklerini söylemiştir. Kendisini almak üzere bir ambulansın gelmemesi ve güvenlik güçlerinin açtığı ateşin yoğunlaşması nedeniyle C.K. ilk bulunduğu yere yürümüştür. Daha sonra C.K. ile irtibat kurulamamıştır (Karaman/Türkiye, §§ 11, 12).C.K. daha önce kendisi adına gerekli başvuruların yapılmasını talep ettiği için C.K.nın temsilcisi AİHM'e tedbir talepli başvuru yapmıştır (Karaman/Türkiye, § 13). Tedbir kararının bildirimi sonrasında benzin istasyonunun olduğu bölgeden dönüşü sırasında C.K.nın, diğer yaralı kişilerle birlikte, Cudi Mahallesindeki bir binanın bodrum katına sığındıkları bilgisi alınmıştır. İddiaya göre Milletvekilini binanın bulunduğu yer hakkında haberdar etmelerine ve milletvekilinin de bu bilgileri acil servis görevlilerine bildirmiş olmasına rağmen C.K. ile birlikte diğer yaralıların alınması için ambulans gönderilmemiştir. C.K. 23/1/2016 tarihinde yaşamını yitirmiştir (Karaman/Türkiye, §§ 15, 16).

9. AİHM 12/3/2019 tarihinde, 5237/16 numaralı başvurunun birleştirildiği 63130/15 numaralı başvurunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2., 3., 8. ve 34. maddeleri yönünden iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

C. Bireysel Başvuruya Konu Olaylar

10. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) kararına istinaden 12/2/2016 tarihinde yapılan bir arama sırasında Cizre'nin Cudi Mahallesi Bostancı Sokak'ta bulunan ve güvenlik güçleri tarafından C-3095 olarak belirtilen binanın kalıntıları arasında yirmi altı ceset bulunmuştur. Cesetler cenaze aracıyla Cizre Devlet Hastanesine nakledilmiştir.

11. Cesetlerin bulunmasını takiben Başsavcılık tarafından başlatılan soruşturma kapsamında aynı gün olay yerinde fotoğraf, video çekimi gerçekleştirilip tutanağa bağlanmış, ilgili emniyet birimlerine gereken delillerin toplanması için talimat verilmiştir. Aynı gün düzenlenen Olay Yeri İnceleme Tutanağı'na göre binada birden fazla otomatik tüfek (bazılarının fişek yatağı, şarjörü dolu AK-47/Kalaşnikof marka), el bombası, otomatik tüfek şarjörü ve fişeği, hücum yeleği, telsiz ve telefon tespit edilmiştir. El bombaları imha edilmiş; geriye kalan ateşli silahlar, ateşli silah ürünleri ve diğer deliller elkoyma kararı verilerek muhafaza altına alınmıştır. Ayrıca 3/3/2016 tarihinde Cumhuriyet savcısı eşliğinde olay yeri inceleme ekibi tekrar olay yerine gelmiştir. Binanın yıkılma tehlikesi olduğundan binaya girilememiş, dışarıdan kamera görüntüleri alınmış; Cumhuriyet savcısının hazır ettiği şahıslar tarafından binanın bodrum katından çıkarılan, yanmış muhtemel doku parçaları muhafaza altına alınmış, olay yeri krokileri çizilmiştir. Güvenlik güçlerinin 20/1/2016 ile 12/2/2016 tarihleri arasındaki telsiz kayıtlarından C-3095 koduyla belirtilen bina ve çevresine ait olanların çözümlenmesine ilişkin tutanakların soruşturma dosyasına gönderildiği tespit edilmiştir. Güvenlik güçlerince tutulan tutanaklarda (telsiz kayıtları vb. çözümlemesi) C-3095 koduyla belirtilen bina ve çevresinin operasyonlar sırasında terör örgütü mensuplarınca kullanıldığı, güvenlik güçlerine bu binadan ateş açıldığı ve çatışmaların yaşandığı ifade edilmiştir.

12. Cesetlerin birinden alınan biyolojik örnek üzerinde yapılan moleküler genetik incelemeler cesedin başvurucunun oğlu C.K. olduğunu ortaya koymuştur. 12/2/2016 tarihinde C.K.nın cesedi üzerinde ölü muayene işlemleri yapılmış, klasik otopsi işlemleri için ceset Adli Tıp Kurumunun ilgili birimine sevk edilmiştir. Bununla birlikte Cizre Devlet Hastanesinde düzenlenen raporda, ceset çürümüş ve yanmış olduğundan el, yanak, kıyafet svapları ile parmak izlerinin alınamadığı belirtilmiştir. 13/2/2016 tarihli otopsi raporunda, kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu meydana geldiği, cesetten düzensiz şekilli, metalik bir cisim elde edildiği, ölümün otopsiden önceki 36 saat veya öncesinde meydana geldiği açıklanmıştır. Ayrıca cesetten laboratuvar incelemesi için kas ve kemik örneklerinin alınıp Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildiği belirtilmiştir. Ölü muayene ve otopsi işlemleri Cumhuriyet savcısı nezaretinde yapılmıştır.

13. Başvurucu 25/2/2016 tarihinde oğlunun nasıl öldüğü konusunda bilgisi olmadığını, cesedinin kendisine teslim edilmesini istediğini ifade etmiştir.

14. Güvenlik güçleri tarafından çatışmaların da devam ettiği bölgede yaptıkları araştırma sonucunda olay yerini gören ve kayıt yapan kamuya ya da özel şahıslara ait kamera ve/veya tanık tespit edilememiştir. Güvenlik birimlerinin gerçekleştirdiği internet taramasında; terör örgütünü destekleyen yayınlar yapan ANF Ajansı isimli internet sitesinde C.K.nın ölen YPS (PKK terör örgütünün silahlı alt yapılanmalarından biridir.) savaşçıları arasında sayıldığı, ANF Türkçe adlı başka bir sitede de C.K.nın Cizre'deki tarihî direnişte yerini almak için ilçeye geldiği, devlet güçlerinin Cudi Mahallesi'ne tank ve zırhlı araçlarla yaptığı saldırılarda göğsüne aldığı şarapnel parçası ile yaralandığı ve yaralıların mahsur kaldığı bodrumda öldüğü haberleri tespit edilmiştir.

15. Başsavcılığın başka bir soruşturmasında (Sor. No: 2016/175) beyanı alınan şüpheli M.Y. sokağa çıkma yasağından iki gün önce Demokratik Gençlik (DEM-GENÇ) üyesi olduğunu öğrendiği 35-40 şahsın Cizre'ye geldiğini, bu şahısların üniversite öğrencisi olup İstanbul'dan geldiğini mahalle sakinlerinden duyduğunu, ellerinde sokağa çıkma yasağından önce Kalaşnikof marka silah ve el bombası gördüğünü ifade etmiştir. Güvenlik güçleri de yedi DEM-GENÇ mensubuyla ilgili yapılan tahkikat sonucu, 14/12/2015 tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasağından iki gün önce C.K.nın da içinde bulunduğu kalabalık bir grubun Cizre'ye geldiğini değerlendirmiştir.

16. İfadeleri Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan gizli tanık Joker ile Batıkan, C.K.nın öğrenci ve DEM-GENÇ üyesi olarak çatışmalara dışarıdan geldiğini, Cudi Mahallesi'nde güvenlik güçleri ile uzun namlulu silahla çatışmalara girdiğini, halkı tehdit ederek terör örgütü adına para topladığını, sokağa çıkma yasaklarında Mamo kod isimli şahsın şoförlüğünü yaptığını, bir çanta dolusu doları Mamo'ya verdiğini belirtmiştir.

17. C.K.nın cesedinin ele geçirildiği binaya ilişkin olarak terör örgütü mensubu F.M. Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği 1/4/2016 tarihli ifadesinde sokağa çıkma yasağı esnasında güvenlik güçlerinin alanı daraltmaları üzerine örgüt mensupları ile birlikte 25-30 kişi ile Cudi Mahallesi'nin sonuna doğru gittiklerini, çevreye birkaç örgüt mensubu yerleştirdikten sonra bir evin bodrum katına indiklerini, çatışmaların yaşandığı yere yaklaştığını, bodrum katında bir kısmı yaralı, elli kişi kadar örgüt mensubu olduğunu, bunlar arasında uzun namlulu silah taşıyan DEM-GENÇ mensubu, örgütün dağ kadrosuna mensup ve YDG-H mensubu şahısların olduğunu, bodrumda sivil vatandaş bulunmadığını, bodrumdakilerin tamamının güvenlik güçleri ile çatışmaya girdiğini, on gün kadar bu bodrumda kaldığını, kendisine yaralılara bakma görevi verdiklerini, güvenlik güçlerinin seslerini duyduklarını, bunun üzerine "Teslim olacağız." diye bağırdığını ancak bodrumdaki örgüt mensuplarının kendisine karşı çıktığını hatta kendisini dövdüğünü belirtmiştir.

18. Soruşturma sonunda 4/1/2018 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Gerekçede özetle cesedin terör örgütü mensuplarınca kullanılan evde, Kalaşnikof marka silah ve mermilerle birlikte, terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen 25 cesetle bulunması, tanık F.M.nin bodrum kattaki kişilere dair beyanları, gizli tanıkların beyanları, YPS'nin C.K.dan sözde YPS şehidi olarak bahsetmesi ve telsiz kayıtlarından 3095 numaralı binadan terör örgütü mensuplarının güvenlik güçlerine saldırılarda bulunduğunun anlaşılması gerekçesine dayanılarak C.K.nın terör örgütü üyesi olup silahlı faaliyet gösterdiğinin tespit edildiği ve terör örgütüne yönelik operasyonlar sırasında öldürülmesi nedeniyle ölümü hakkında kovuşturma yapılmasına gerek olmadığı ifade edilmiştir. Söz konusu karara yönelik itiraz Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) tarafından 12/2/2018 tarihinde reddedilmiştir. Ret gerekçesinde operasyonların arka planına ve güç kullanımına ilişkin mevzuata dair kapsamlı bir açıklama yapıldıktan sonra güvenlik güçlerinin terörist grupla çıkan silahlı çatışmada, terörle mücadele çerçevesinde aldıkları emri yerine getirdikleri sırada kendilerine, diğer güvenlik güçlerine ve sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o andaki hâl ve şartlara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunda oldukları sonucuna ulaşıldığı ve Başsavcılık kararında hukuka uygunluk sebebi bulunduğu yönündeki değerlendirmesinde bir yanlışlık olmadığı belirtilmiştir. Kararda resmî bir soruşturma başlatıldığı, soruşturmanın suça karışma ihtimali olan kişilerden bağımsız yürütüldüğü, haber alınır alınmaz ivedilikle harekete geçildiği, otopsi, olay yeri inceleme, ifade alma ve diğer soruşturma işlemlerinin yapıldığı, delillerin toplandığı, müştekinin soruşturmaya dâhil edilmesi suretiyle etkili başvuru hakkının gereklerine uygun davranıldığı, soruşturmanın makul sürede yapıldığı, etkin soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edilmediği sonucuna ulaşıldığı tespit edilmiştir.

19. Başvurucu, nihai kararı 22/10/2018 tarihinde öğrenmesinin ardından 30/10/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

20. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucu; oğlu C.K.nınterör örgütü üyesi olmadığını, hukuka aykırı olarak ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında başlatılan operasyonlar kapsamında güvenlik güçlerince ağır şekilde yaralandığını, kendisinin, ailesinin, binada bulunan diğer kişiler ile milletvekillerinin yardım ve ambulans taleplerinin cevapsız bırakılması ve AİHM'in verdiği tedbir kararının gereğinin uygulanmaması sonucu C.K.nın öldüğünü iddia etmiştir. Başvurucu, olay yeri incelemesinin Cumhuriyet savcısı olmadan yapıldığını, otopsiye bağımsız gözlemcilerin ve avukatların girmesine izin verilmediğini, çelişkiler ve eksiklikler içeren soruşturmanın tarafsız şekilde yürütülmediğini, Başsavcılığın hiçbir hususta resen araştırma yapmadığını, oğlunun ölümüne ilişkin delillerin toplanmayarak oğlunun çatışmaya girdiğinin kanıtlanmadığını, operasyona ilişkin temel soruların cevapsız bırakıldığını, kullanılan gücün mutlak zorunlu ve orantılı olduğunun ispatlanmadığını, faillerin cezasız bırakıldığını belirterek yaşam hakkının ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

22. Bakanlık görüşünde; operasyonlarında planlama ve hazırlık aşamasının somut olayın şartları ile uyumlu olduğu, güvenlik güçlerinin somut olayın şartlarına göre kendilerinden beklenebilecek gerekli tüm önlemleri aldığı, silah kullanımının ilk andan itibaren suç işlenmesinin önlenmesine ve sivillerin terör örgütünün şiddet eylemlerine karşı korunmasına yönelik olduğu ancak terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda silah kullanımının güvenlik güçleri açısından meşru müdafaa kapsamında kaldığı ifade edilmiştir. Ayrıca güvenlik güçlerinin kendilerine ve üçüncü kişilere zarar verilmesini önlemek için silahlarını kullanmalarının zorunluluk arz ettiği, somut başvuruda başvurucuların yakınına karşı güvenlik güçlerinin haksız ve ölümcül güç kullandığı kanaatini destekleyecek, her türlü makul şüphenin ötesi olan delil bulunmadığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma dosyasında yer alan delillerden başvurucuların yakını C.K.nın terör örgütüne katıldığının ve çatışmalarda yer aldığının anlaşıldığı belirtilerek yaşam hakkının esas boyutunun ihlal edilmediği, ayrıca olayın hangi şartlar altında meydana geldiğini ortaya koymaya elverişli bir soruşturma yürütülmesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediği bildirilmiştir.

23. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki iddialara benzer iddialar ileri sürmüştür.

24. Başvurucunun iddialarının yaşam hakkı kapsamında ele alınması gerektiği değerlendirilmiştir.

25. Yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğü (negatif yükümlülük) ilişkin maddi boyutu ile etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından bu iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir. Bununla birlikte C.K.nın yeri ve durumu konusunda yetkililerin haberdar edilmesine rağmen C.K.ya tıbbi yardım sağlanmadığı ve böylece yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın niteliği itibarıyla kabul edilebilir olup olmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

26. Somut başvuruya konu olay ve iddiaların yaşam hakkı bağlamında incelenmesinden önce bazı hususlara açıklık getirilmesi elzemdir. Öncelikle inceleme kapsamının bireysel başvurunun niteliği gereği başvuruya konu olaylarla sınırlı olduğu belirtilmedir. Yapılan tespit ve değerlendirmeler, başvuru konusu olayı çevreleyen şartlara ilişkin ve bunlarla sınırlıdır; öz yönetim ilanlarını takip eden süreçte Türkiye'nin bir bölümünde yaşanan terör olaylarına karşı düzenlenen güvenlik operasyonlarının ve alınan tedbirlerin genel bir değerlendirilmesi olarak anlaşılamaz. Başvuru formunda dile getirilen tüm iddialarla ilgili bir değerlendirmede bulunmak Anayasa Mahkemesinin görevi değildir ancak yoğun terör hadiselerinin ve buna bağlı can kayıplarının yaşandığı, bunları sona erdirmek üzere güvenlik operasyonlarının düzenlendiği son derece tehlikeli ve öngörülemez bir ortamda meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin somut başvuru değerlendirilirken olayların arka planında yaşananların gözardı edilmesi de düşünülemez.

1. Öldürmeme Yükümlülüğün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında devletin yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme şekelinde negatif yükümlülüğü bulunmaktadır . Anayasa'nın 17. maddesinin son fıkrasında belirtilen yaşam hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olacağı hâllerde dahi son çare olarak öldürücü kuvvet kullanılmalıdır. Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkin eylemlerinin gereklilik ve ölçülülük bakımından değerlendirmesi yapılırken eylemlerin planlanması ve kontrolü dâhil olayın bütün aşamaları dikkate alınmalıdır. Bunun yanı sıra bu konuda yapılacak değerlendirmede bir bütün olarak somut olayın hangi şartlarda gerçekleştiği, nasıl bir seyir izlediği ve yaşamını kaybeden kişinin daha önceki eylemleri ile kendisinin yaratacağı tehlikenin niteliği de gözönünde bulundurulmalıdır (detaylı aktarım için bkz. Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014; İpek Deniz ve diğerleri, B. No: 2013/1595, 21/4/2016; Cembeli Erdem, B. No: 2014/19077, 18/4/2018; Cem Sarısülük ve diğerleri [GK], B. No: 2015/16451, 15/12/2021; güvenlik güçlerinin fiziksel zor ve silah kullanımına ilişkin mevzuat için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 208, 214, 216-218, 221).

28. Öldürmeme yükümlülüğünün ihlal edildiğine yönelik iddialar incelenirken öncelikle belirlenmesi gereken husus, ölümün devlet görevlilerinin güç kullanımı sonucu meydana gelip gelmediğidir. Başvurucu, oğlunun güvenlik güçlerince öldürüldüğünü iddia etmiştir. Ölüm olayıyla ilgili yürütülen soruşturma sonucunda verilen kararda da C.K.nın ölümünün kamu gücünün kullanımına bağlı olarak ve operasyonlar sırasında gerçekleştiği kabul edilmiştir. Somut başvuruda, başvurucunun yakınının güvenlik güçlerince düzenlenen operasyon sırasında öldürüldüğü yönündeki kabul ve tespitlerden ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmamaktadır.

29. Anayasa Mahkemesi Gazal Kolanç ve diğerleri kararında, terör olayları nedeniyle 2015 ve 2016 yıllarında Güneydoğu Bölgesi'nde güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen geniş çaplı operasyonlarda meydana gelen ölümler için birden çok başvurunun birleştirilmesi suretiyle yaşam hakkı yönünden yaptığı detaylı değerlendirmede olayın şartlarını, konuya ilişkin yaklaşımını, ilkeleri ve ölçütleri belirlemiştir. Somut başvurudaki ihlal iddiasına konu tekil ölüm olayı ve akabinde olaya özgü soruşturmanın öznel şartları dışında genel operasyon (güç kullanımı) şartlarına yaklaşım bağlamında Gazal Kolanç ve diğerleri kararında yapılan belirlemelerden ayrılmayı gerektiren bir neden bulunmamaktadır.

30. Devletin yaşam hakkına müdahalesinin Anayasa'ya uygun olabilmesi için sağlanması gereken ilk ölçüt müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunmasıdır. Güvenlik kuvvetlerinin güç ve silah kullanımını düzenleyen mevzuatın hangi durumlarda ve ne ölçüde güç kullanılacağını belirleyen, gücün kötüye kullanımını, keyfîliği önlemeye ve yaşam hakkına yapılan müdahalelerin asgari düzeyde tutulmasını sağlamaya yönelik olan yeterli ve açık kurallar içerdiği, dolayısıyla kanunilik şartını sağladığı değerlendirilmiştir (Gazal Kolanç ve diğerleri, § 339).

31. Yaşam hakkına yapılan müdahalenin ihlale yol açmaması için karşılanması gereken ikinci kriter, müdahalenin Anayasa'nın 17. maddesinin dördüncü fıkrasında sayılan istisnai durumlardan biri kapsamında gerçekleştirilmesidir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile karara yapılan itirazın incelendiği kararda güvenlik güçlerinin terörle mücadele çerçevesinde aldıkları emrin yerine getirmeleri sırasında ve kanunun verdiği yetkiyle güç kullandıkları kabul edilmiştir. Hâkimlik de olayda meşru müdafaa hâlinin varlığını kabul etmiştir. Söz konusu kabuller; C.K. hakkında PKK/KCK terör örgütü adına milis/iş birlikçi olarak ve aynı örgütün silahlı yapılanmalarından olan YPS içinde silahlı faaliyette bulunduğuna dair istihbarat bilgisine, C.K.nın cesedinin bulunduğu bina ve çevresinin operasyonlar sırasında terör örgütü mensuplarınca kullanıldığına, güvenlik güçlerine bu binadan ateş açıldığına ve çatışmaların yaşandığına dair tutanaklara, bu binadan başka örgüt mensupları ile birlikte çok sayıda otomatik silah ve ateşli silah ürünü çıkarılmasına, güvenlik birimlerinin terör örgütü lehine propaganda yaptığını değerlendirdiği internet sitelerinin yayınlarına, tanıkların beyanlarına ve yukarıda özetlenen soruşturma sürecinde elde edilen delillere dayanmaktadır. Bu deliller C.K.nın terör eylemlerini engellemek için yapılan operasyonlarda güvenlik güçleri ile girdiği silahlı çatışmada, güvenlik güçlerinin emri yerine getirmeleri sırasında ve kanunun verdiği yetkiyle kendilerine, diğer güvenlik güçlerine ve sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o andaki hâl ve şartlara göre saldırı ile orantılı biçimde defetme sonucunda, bir başka ifade ile meşru müdafaa koşulları altında öldürüldüğünün kabulü için yeterlidir.

32. Diğer taraftan söz konusu operasyonların yapılma sebebi olan yaygın terör olaylarının Gazal Kolanç ve diğerleri kararında yapılan belirleme (aynı kararda bkz.§ 342) doğrultusunda ayaklanma olarak nitelendirilmesi gerektiği dikkate alındığında C.K.nın ölümüyle sonuçlanan güç kullanımının Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan, bir ayaklanmanın bastırılması meşru amacına matuf olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

33. Yaşam hakkına yapılan müdahalenin ihlale yol açmaması için karşılanması gereken son kriter, müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesi anlamında ölçülülük ilkesine aykırılık taşımamasıdır. Bir başka ifadeyle devlet görevlilerinin ölümle neticelenen güç kullanımlarının somut olayın şartlarında ortaya çıkan tehlikeyi bertaraf etmek için orantılı ve gerçekleştirilmek istenen meşru amaca ulaşmak için mutlak zorunlu olduğu ortaya konulmalıdır. Gazal Kolanç ve diğerleri kararında,terör eylemlerinin sona erdirilmesi için yapılan operasyonlar kapsamında yaşam hakkına yönelik gerçekleşen müdahalelerin silahlı bir ayaklanma kapsamında ağır silahlar kullanılarak gerçekleştirilen kesintisiz ve öngörülemez nitelikteki ölümcül terör saldırılarına karşı silahlı ayaklanmayı bastırmak, güvenlik güçleri ve diğer kişilerin yaşamları yönünden ortaya çıkan tehlikeyi bertaraf etmek için yapılan zorunlu ve orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır (Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 343-368). Bu noktada başvurucunun yakını C.K.nın da soruşturma dosyasındaki deliller uyarınca Gazal Kolanç ve diğerleri kararında belirtilen ve detaylandırılan operasyonlar kapsamında güvenlik kuvvetleriyle yaşadığı silahlı çatışma esnasında güç kullanımına bağlı olarak hayatını kaybettiğinin kabulü gerektiğini, dolayısıyla söz konusu operasyonlar için anılan kararda yapılan nitelendirmenin bu başvuru için de geçerli olduğunu yeniden hatırlatmak gerekir. Bu perspektiften cesedi çok sayıda atışa hazır otomatik silahla ve 25 örgüt mensubunun cesediyle birlikte bulunan, cesedinin bulunduğu binanın ve çevresinin operasyonlar sırasında terör örgütü mensuplarınca kullanıldığı ve güvenlik güçlerine bu binadan ateş açıldığı tespit edilen, kendisi ve cesedinin bulunduğu bina hakkında aleyhe tanık beyanları olan, güvenlik birimlerinin terör örgütü lehine propaganda yaptığını değerlendirdiği internet sitelerinde hakkında yayınlar yapılan C.K.nın meşru müdafaa ve silahlı ayaklanmanın bastırılması kapsamında, zorunlu ve orantılı güç kullanımı sonucu hayatını kaybettiği, bu nedenle somut olayda yaşam hakkının maddi boyutu yönünden bir ihlal olmadığı değerlendirilmiştir.

34. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

2. Etkili Soruşturma Yükümlülüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

35. Devlet, yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu kapsamında doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşen ölümlere ilişkin soruşturmaların etkili olabilmesi için soruşturma makamları, olaya karışmış olabilecek kişilerden bağımsız olmalı; resen ve derhâl harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmelidir. Soruşturma süreci kamu denetimine açık olmalı, ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılımları sağlanmalıdır. Makul bir özen ve süratle yürütülmesi gereken soruşturma sonucunda alınan karar, soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayanmalı; bunun yanı sıra yaşam hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermelidir (birçok karar arasından bkz. Cem Sarısülük ve diğerleri, §§ 140-151).

36. Somut sürece bakıldığında C.K.nın bedeninin bulunmasını takiben Başsavcılık tarafından derhâl bir soruşturma başlatıldığı, olay yeri incelemesinin yapıldığı, delillerin toplanıp muhafaza altına alındığı, güvenlik birimleri ile gerekli yazışmalar yapıldığı, otopsi işlemlerinin vakit kaybetmeden gerçekleştirildiği görülmüştür. Ayrıca olay mahallinde görüntü kaydeden kamuya ya da özel şahsa ait kamera olmadığı yönünde tespit yapıldığı, C.K.nın babasının ifadeye çağrıldığı ve tanıkların ifadelerinin alındığı anlaşılmıştır. Başvurucu ayrıca otopsiye bağımsız gözlemcilerin ve avukatların girmesine izin verilmediğinden yakınmışsa da bu kişilerin yakınına ait cenazenin otopsisine girmek istediğini ve izin verilmediğini gösterecek bilgi ve belgeleri sunmadığı anlaşılmıştır.

37. Sokağa çıkma yasağı ve devam eden silahlı çatışmalar nedeniyle olay yerine erişimin sınırlı olduğu bir ortamda kamu gücü eliyle yeterli bir soruşturma yürütülerek ölümün meydana geldiği şartların tam olarak ortaya konulması özellikle önemlidir. Öte yandan olayı çevreleyen zorlu koşullar soruşturma makamları ve delil toplamakla görevli kamu görevlileri için de geçerlidir. Öyle ki söz konusu çatışma ve operasyon döneminde verilen arama kararını yerine getirmek ve delil toplamak için olay yerine giden emniyet görevlilerine, onların güvenliğini sağlamak için tertibat alan Jandarma ve Polis Özel Harekât mensuplarına terör örgütü üyelerince bombalı ve silahlı saldırıda bulunulduğu, bazı uzman görevlilerin yaralandığı ve arama kararı gereğini yerine getiremeden olay yerinden ayrılmak zorunda kaldığı, Cizre Adliyesi binasının iki ayrı tarihte roketatarlar ve uzun namlulu silahlar kullanılarak gerçekleştirilen terör saldırılarının hedefi olması nedeniyle görevlilerin Adliye binası dışında çalıştığı tespit edilmiştir. Bu derece öngörülemez ve şiddetli terör saldırılarının olduğu, devlet güçlerinin kontrollerinin sınırlı olduğu bir ortamda etkili soruşturma yapma yükümlülüğü kapsamında olay yerinden delil toplanmasına ilişkin ilkelerin katı bir biçimde uygulanmasının mümkün olmadığı kuşkusuzdur. Anayasa Mahkemesi, soruşturmanın bağımsız kişilerce yürütülmesi kriterinin hiçbir şekilde Cumhuriyet savcılarının ağır silahlarla çatışmaların devam ettiği bir bölgeye bizzat giderek delilleri tespit etmeleri gerektiği şeklinde yorumlanamayacağı kanaatindedir (Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 373, 377).

38. Esasen ceza soruşturmalarında delil toplama işlemleri jandarma veya polis teşkilatları içindeki adli kolluk birimlerince yerine getirilmek zorunda olduğundan jandarma ve polisin ortak gerçekleştirdiği güvenlik operasyonları sonucu gerçekleşen ölüm olaylarında adli işlemlerle ilgili kim görevlendirilirse görevlendirilsin bu iki teşkilatla bir şekilde kurumsal bir bağı bulunacaktır. Somut başvuruya konu soruşturmalarda arama kararlarının terörle mücadele operasyonlarına katılmayan adli kolluk birimlerince talep edildiği ve karar gereğinin uzman olay yeri inceleme görevlilerince yerine getirildiği anlaşılmıştır. Olay yeri inceleme ve delil toplama işlemlerinin çatışmalara fiilen katılan Jandarma ve Polis Özel Harekât birimlerinden ayrı bir yapı içindeki bu uzman birimlerce yerine getirilmesi somut olayın koşullarında soruşturmanın bağımsızlığının sağlanması bakımından önemli bir tedbir olarak değerlendirilmiştir. Buna ek olarak adli kolluk görevlileri, daha sonra tutanağa bağladıkları tüm işlemleri video ve fotoğraflarla kaydederek soruşturmayı yürütmekle görevli Cumhuriyet savcılarının incelemesine imkân sağlamıştır. Soruşturmalar için kritik önemdeki ölü muayene ve otopsi işlemleri ise Cumhuriyet savcılarının bizzat katılımıyla yapılmıştır. Dolayısıyla somut olayda etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü kapsamında soruşturmanın bağımsızlığının zedelenmemesi için imkânlar dâhilindeki tüm tedbirlerin alındığı kanaatine ulaşılmıştır.

39. Süreçte kamu görevlilerinin şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alınmadığı görülmekte ise de, soruşturmanın amacı, somut olayın ne şekilde gerçekleştiğini ortaya çıkarmak ve böylece kullanılan gücün Anayasa'nın 17. maddesi anlamında meşru olup olmadığını belirlemektir. Dolayısıyla ifade alma işlemi her soruşturmada yerine getirilmesi gereken otomatik bir zorunluluk olarak kabul edilemez. Süreçte toplanan deliller olayın koşullarında maddi gerçeği ortaya çıkarmış ve kullanılan gücün Anayasa'nın 17. maddesi anlamında mutlak zorunlu ve orantılı olduğunu göstermiştir. Bu nedenle somut olayda çatışmalara katılan görevlilerin ifadelerinin alınmaması etkili soruşturma yükümlülüğü ile ulaşılmak istenen amaç bakımından yerine getirilmesi gereken zorunlu ve faydalı bir delil toplama işlemi olarak değerlendirilmemiştir. Bunun da ötesinde devamlılık arz eden ve öngörülemez nitelikteki silahlı çatışmalara katılan operasyonel birliklerin çatışmaların seyrine göre sürekli değişmesi nedeniyle farklı zamanlarda gerçekleşmesi son derece muhtemel ölümlerin hangi birim görevlilerinin kullandığı güç sonucu meydana geldiğini belirlemek de neredeyse imkânsızdır (Gazal Kolanç ve diğerleri, § 381).

40. C.K.nın ölümüne ilişkin olarak olay yerinde araştırma yapılarak araştırma sonuçlarının tutanağa bağlandığı, otopsi işleminin geciktirilmeksizin yapıldığı, olay yerindeki delillerin muhafaza altına alındığı, laboratuvar incelemelerinin elde edilen veriler ölçüsünde yapıldığı, muhtemel tanıkların araştırıldığı görülmüştür. Başsavcılık görüntü kayıtlarına ulaşmak için girişimde bulunmuş ise de olay yerini kaydeden kamera tespit edilememiştir. Süreç yaklaşık iki yılda tamamlanmıştır.

41. Soruşturmanın etkinliğine ilişkin asgari ölçütleri karşılayan incelemenin nitelik ve derecesinin olayın şartlarına bağlı olduğu unutulmamalıdır. Gazal Kolanç ve diğerleri kararında detaylı analize konu döneme hâkim olan koşullar altında dahi olayın aydınlatılabilmesi için imkânlar dâhilinde tüm delillerin toplanması, hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi açısından kritik önemdedir. Yukarıda aktarılan safahatı içeren soruşturma sürecinde ölüm olayını çevreleyen şartların tespitine imkân sağlayan gerekli ve yeterli bilgilerin olabildiğince bir bütün olarak elde edildiği, kriminal/laboratuvar incelemelerinin ve kimlik teşhisinin yapıldığı, sürecin iki yıl gibi makul olarak değerlendirilebilecek bir sürede tüketildiği açıktır. Somut olayı çevreleyen son derece zor ve ağır şartlar nazara alındığında ölüm olayı ile ilgili delil toplama işlemlerinin özensiz yürütüldüğü yorumunu getirmek mümkün görünmemektedir.

42. Sonuç itibarıyla soruşturma makamlarının olayların seyrini aydınlatmaya yönelik işlemlerinden kuşku duyulmasını gerektirecek bir durumun, başka bir ifade ile yürütülen soruşturmanın derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir hususun bulunmadığı, dolayısıyla yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne yönelik bir ihlal olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

43. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

3. Yaşamı Koruma Yükümlülüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

44. Topraklarının bir kısmını fiilen işgal etme girişiminde bulunarak ağır silahlarla ölümcül saldırılar düzenleyen PKK terör örgütü mensuplarının eylemlerine karşı bölgede yaşayan sivil halkın yaşamını koruma konusunda devletin pozitif yükümlülüğü olduğu kuşkusuzdur. Aynı yükümlülüğün terör eylemlerinin sonlandırılması ve kamu hizmetlerinin devam ettirilmesi için çaba harcayan kamu görevlilerinin yaşam haklarının korunması bakımından geçerli olduğunda şüphe yoktur (Gazal Kolanç ve diğerleri, § 301). Başvurucu; yaralı hâlde bulunan C.K.nın yeri ve durumu konusunda yetkililerin haberdar edilmesine rağmen C.K.ya tıbbi yardım sağlanmadığını, böylece yaşamı koruma yükümlülüğüne aykırı davranıldığını ileri sürse de Bakanlık görüşü ile ekindeki belgelerde yer alan bilgiler ve soruşturmalarda toplanan delillere göre güvenlik güçleri, silahlı terörist faaliyetleri olan C.K.nın eylemlerine karşılık sivil halka ve kamu görevlilerine karşı pozitif yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla hareket etmiştir. Bu durumda sağlık yardımı sağlanmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için yapılması gereken, C.K.nın iddia edildiği gibi yaralı ve savunmasız bir durumda iken sağlık yardımı talebinde bulunup bulunmadığının aydınlatılmasıdır.

45. Başvurucu, C.K.nın yaralı hâlde Cizre'nin Cudi Mahallesi'nde bulunduğu iddiasıyla 22/1/2016 tarihinde tedbir talebiyle AİHM'e başvuru yapmıştır. AİHM'in başvurunun kabul edilebilirliği hakkında verdiği kararda; C.K.nın acil servis görevlilerinin Nusaybin Caddesi'ne yürüyebilecek olması hâlinde kendisini ambulansla alabileceklerini söylemesi üzerine C.K.nın Nusaybin Caddesi'ne doğru yürümeye başladığı, yaklaşık 15-20 dakika beklediği benzin istasyonunun dışına kadar gidebildiği ancak bu bölgenin güvenli olmadığı gerekçesiyle ambulans yollanmadığı, ambulansın gelmemesi ve güvenlik güçlerinin açtığı ateşin yoğun olması nedeniyle ilk bulunduğu yere yürüdüğü belirtilmiştir. Ne var ki ne Anayasa Mahkemesine ne de AİHM'e C.K.nın ölmesinden önce tam olarak nerede olduğuna ilişkin bilgi verilmiştir. Başvurunun bireysel başvuru formunda belirttiği üzere yaralılar 23/1/2016 tarihi akşam saatlerinde milletvekili F.S.ye bulundukları adresi emin olmamakla birlikte Caferi Sadık Sokak numara 5, 6 yada 7 olarak iletmişlerdir. Bölgedeki terör örgütü mensuplarının etkisiz hâle getirilerek bölgenin emniyetinin sağlanması için söz konusu adreslere sevk edilen güvenlik güçlerine mütemadiyen ateş açılmıştır. Yaralıların olduğu iddia edilen sokaklar terör örgütü mensupları tarafından el yapımı patlayıcı düzenekleri ve mayınlarla tuzaklanmış, sokak üzerinde barikatlar kurulmuş ve hendekler oluşturulmuştur. Sonuçta 23/1/2016 tarihinde öldüğü iddia edilen C.K.nın cesedi güvenlik güçleri tarafından 12/2/2016 tarihinde Bostancı Sokak'ta C-3095 numaralı binada bulunmuştur (bkz. §§ 8, 10-11).

46. Somut başvuruda C.K.nın AİHM'den tedbir talep edilen 22/1/2016 tarihinden öldüğü iddia edilen 23/1/2016 tarihine kadar geçen sürede yaralı vaziyette olduğuna ya da iddia edilen adreste bulunduğuna dair bir bulgu yoktur. Başvurucu C.K.dan benzin istasyonundan döndükten sonra 23/1/2016 tarihi akşam saatlerine kadar haber alamadığını, akşam saatlerinde de tüm yaralıların Caferi Sadık Sokak'ta olduğunu öğrendiğini beyan etmiştir. Bunun yanında başvurucu ölüm saati/vaktini bildirmemekle birlikte C.K.nın 23/1/2016 tarihinde öldüğünü de ifade etmiştir. C.K.nın hendek olayları boyunca PKK terör örgütü adına güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyette bulunduğu ve Cudi Mahallesi'nde yoğunlaşan çatışmalara katılmak için kendi isteği ile burada kaldığında kuşku yoktur. C.K. ailesinin ikametgâhına dönme, güvenlik güçlerine teslim olma ya da iddia edildiği gibi yaralı olması durumunda hastaneye gitme seçenekleri yerine silahlı çatışmaya devam etmeyi tercih etmiştir. Bir kez daha ifade etmek gerekir ki başvuru dosyasında, C.K.nın yaralandığına dair soyut iddia dışında bir bulgu mevcut değildir. Bu durumda 22/1/2016 tarihinden 23/1/2016 tarihi akşam saatlerine kadar haber alınamadığı anlaşılan, 23/1/2016 tarihi akşam saatleri sonrasında da bizzat irtibat kurulup kurulmadığı anlaşılmayan C.K.nın yaralı olup sağlık yardımına ihtiyaç duyduğuna, bu hususta bir talepte bulunduğuna ve herhangi bir zamanda iddia edilen adreste olduğuna dair somut bir delil söz konusu değildir.

47. Açıklanan gerekçelerle acil sağlık hizmeti sunulmaması nedeniyle yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

48. Başvurucu; ilan edilen sokağa çıkma yasaklarının hukuka aykırı olduğunu, oğlunun 23/1/2016 tarihinde öldüğünün mahkemeye bildirilmesine rağmen cesedinin bulunması için çaba gösterilmediğini, cesedin haftalarca olay yerinde bekletildiğini, cenazeyi teslim alabilmek için de uzun süre beklediğini, istedikleri gibi cenaze töreni düzenlemelerine izin verilmediğini, AİHM'in verdiği tedbir kararına uygun davranılmadığını ve avukatlarının yaptığı başvurular gerekçe gösterilerek tutuklandığını belirterek kötü muamele yasağının, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, din ve vicdan hürriyetinin ve bireysel başvuru hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir.

49. Gazal Kolanç ve diğerleri kararı ile Mehmet İnan (B. No: 2016/228, 20/12/2022) kararı doğrultusunda özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı, kötü muamele yasağı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi, bireysel başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu ile etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu ile etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 19/12/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Mehmet Latif Karaman, B. No: 2018/32589, 19/12/2023, § …)
   
Başvuru Adı MEHMET LATİF KARAMAN
Başvuru No 2018/32589
Başvuru Tarihi 30/10/2018
Karar Tarihi 19/12/2023

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, Şırnak'ın Cizre ilçesinde güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında meydana gelen yaralanma, yaralıya gerekli tıbbi tedavinin sağlanmaması nedeniyle meydana gelen ölüm ve bu olay hakkında etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının, sokağa çıkma yasağı uygulaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, aile üyelerinin katılımıyla dinî inançlara uygun bir törenle defin yapılamaması nedeniyle kötü muamele yasağı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, tedbir kararının gereğinin yapılmaması ve avukatının tutuklanması nedeniyle bireysel başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Tıbbi ihmal sonucu ölüm, ağır yaralanma Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Güvenlik güçlerinin güç kullanımı sonucu ölüm İhlal Olmadığı
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı Cenaze-Defin Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Kötü muamele yasağı Kamu görevlisinin güç kullanımı /sözlü veya fiziksel şiddet iddiaları Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı Tutukluluk (suç süphesi ve tutuklama nedeni) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Bireysel başvuru hakkı Bireysel başvuru Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi