logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Batuhan Gökçe ve diğerleri, B. No: 2018/36427, 6/10/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

BATUHAN GÖKÇE VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/36427)

 

Karar Tarihi: 6/10/2021

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Murat İlter DEVECİ

Başvurucular

:

1. Batuhan GÖKÇE

 

 

2. Mustafa Tuğhan GÖKÇE

 

 

3. Samiye GÖKÇE

Başvurucular Vekili

:

Av. Beyza Esma TUNA

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; bir tutuklunun ceza infaz kurumundaki ölümü hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının, anayasal güvencelere aykırı olarak tutuklama kararı verilip tutukluluğun devam ettirilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, gözaltı ve tutukluluğa ilişkin süreçlerdeki tutma koşulları nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/12/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

11. Darbeye teşebbüs edildiği tarihte Ankara Batı Adliyesinde (Batı Adliyesi) bir hâkim olan T.G. de 17/7/2016 tarihinde saat 20.35 sıralarında yakalanıp gözaltına alınmıştır. T.G. başvurucu Samiye Gökçe'nin eşi, diğer başvurucuların ise babasıdır.

12. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) talebi üzerine Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hâkimliği 21/7/2016 tarihinde, anayasayı ihlal suçu (cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etme), yasama organına karşı suç (cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs etme), hükûmete karşı suç (cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme) ve silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle T.G.nin tutuklanmasına karar vermiştir.

13. Anılan karara istinaden T.G. Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) yerleştirilmiştir.

14. T.G.nin ilk muayenesi Ceza İnfaz Kurumuna girmesinin hemen akabinde bir doktor tarafından yapılmıştır. Muayene sırasında travmatik bir lezyona rastlanmamıştır.

15. Geçici oda 1'de tutulmaya başlanan T.G. ilk yerleştirme sonucunda A Blok A-2 No.lu odaya yerleştirilmiştir.

16. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu (İdare Kurulu) 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 6. maddesini gerekçe göstererek 28/7/2016 tarihinde, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ile toplu işlenen suçlardan tutuklu olanların olağanüstü hâlin devamı süresince kapalı görüşten Ceza İnfaz Kurumunun yoğunluğu ve güvenliği nedeniyle iki haftada bir yararlandırılmasına karar vermiştir. Bu kararın dayanağını oluşturan 667 sayılı KHK'nın 6. maddesine göre söz konusu tutuklular, belgelendirilmesi koşuluyla sadece eşi, ikinci dereceye kadar kan ve birinci derece kayın hısımları ile vasisi veya kayyımı tarafından ziyaret edilebilecek; telefonla haberleşme hakkından ancak on beş günde bir ve sadece sayılan kişilerle sınırlı olarak on dakikayı geçmemek üzere faydalanabileceklerdir.

17. Ceza İnfaz Kurumunda görevli bir sosyal çalışmacı tarafından düzenlenen 15/8/2016 tarihli psikososyal uzman görüşme raporunda T.G.nin kendini kötü hissetme düzeyinin düşük olduğu belirtilmiştir. Anılan rapora göre görüşme sırasında T.G. kendisine sorulan sorulara kendini üzgün, çökkün veya karamsar hissetmediği yönünde cevaplar vermiştir.

18. Ceza İnfaz Kurumunda görevli bir infaz koruma memuru tarafından aynı tarihte tanzim edilen psikososyal memur görüşme raporunda ise T.G.nin sürekli kullandığı bir ilaç olmadığını beyan ettiği ifade edilmiştir.

19. 10/10/2016 tarihinde İdare Kurulu T.G.nin A Blok A-11 No.lu odaya yerleştirilmesine karar vermiştir.

20. 9/12/2016 tarihinde T.G.nin güvenlik nedeniyle tek kişilik A-üst 8 No.lu odaya yerleştirilmesine karar verilmiştir.

21. İdare Kurulu 20/12/2016 tarihinde verdiği bir kararla tutuklu/hükümlü sayısının Ceza İnfaz Kurumunun fiziki kapasitesinin oldukça üzerinde olması ile personel mevcudunun spor faaliyetlerini yürütmede yetersiz kalmasının güvenlik zafiyetine neden olacağı gerekçesiyle spor faaliyet programını durdurmuştur.

22. T.G., tek kişilik odaya yerleştirilmesine ilişkin karar aleyhine 26/12/2016 tarihinde Ankara Batı İnfaz Hâkimliğine (Hâkimlik) şikâyette bulunmuştur. Şikâyet dilekçesinde T.G. odasının değiştirilmesine ilişkin kararda gerekçe bulunmadığını, tek kişilik odaya konulmasını gerektirecek bir davranışının olmadığını, oda değişikliği nedeniyle havalandırma alanında kalma süresinin günlük 9 saatten 2 saat 30 dakikaya düştüğünü ve 700 kişilik kapasiteye sahip olduğunu iddia ettiği Ceza İnfaz Kurumunda yalnızca 14 tutuklunun tek kişilik odada tutulduğunu belirterek kötü muamele yasağı ile bu yasakla bağlantılı olarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

23. Hâkimlik T.G.nin şikâyetini yerinde görmemiştir. T.G.nin Hâkimlik kararına yönelik itirazı da Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin (Ceza Mahkemesi) 20/1/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

24. T.G. haftada bir kere yaptırılması gereken kapalı görüşün iki haftada bir, ayda bir yaptırılması gereken açık görüşün ise iki ayda bir yaptırıldığını öne sürerek 13/2/2017 tarihinde Hâkimliğe şikâyet başvurusu yapmıştır. Bu şikâyet Hâkimlik tarafından 16/2/2017 tarihinde reddedilmiştir. T.G. başka hususlar yanında açık görüşe yönelik şikâyeti hakkında karar verilmediğini belirterek Hâkimliğin kararına itiraz etmiştir. T.G.nin itirazını inceleyen Ceza Mahkemesi 22/3/2017 tarihinde Hâkimliğin kararını kaldırarak İdare Kurulunun 28/7/2016 tarihli kararının iptaline ve T.G.nin en geç iki ayda bir açık görüşten istifade edecek şekilde haftada bir kapalı görüş imkânından yararlandırılmasına karar vermiştir.

25. Tutuklama kararı ile tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlara yaptığı itirazları reddedilen T.G. 23/2/2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda (B. No: 2017/13228) bulunmuştur. Yaptığı başvuruda T.G. başka ihlal iddiaları yanında özetle anayasal güvencelere aykırı surette yakalanıp gözaltına alınması ve tutuklanması ile tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlara yaptığı itirazlar üzerine verilen kararların gerekçesiz olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, elleri arkadan kelepçeli olarak ilgili kolluk birimine götürülmesi, burada yine elleri arkadan kelepçeli ve yüzü duvara dönük şekilde iki saat ayakta bekletilmesi, gözaltı sırasındaki tutma koşulları (nezarethanenin kalabalık, küçük ve havasız olması, yeterli yiyecek verilmemesi vs), Batı Adliyesinde elleri kelepçeli bir şekilde bekletilmesi ve bu hususlara ilişkin şikâyetleri hakkında Başsavcılıkça işlem yapılmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

26. T.G. 27/12/2016 tarihinden sonra Ceza İnfaz Kurumu idaresince açık görüş yaptırılmadığı ve bir sonraki açık görüşün ne zaman yaptırılacağının belli olmadığı gerekçesiyle 3/3/2017 tarihinde Hâkimliğe şikâyet başvurusu yapmıştır. Hâkimlik T.G.nin şikâyetini 15/3/2017 tarihinde reddetmiştir. T.G.nin Hâkimliğin kararına yönelik itirazını inceleyen Ceza Mahkemesi 11/4/2017 tarihinde Hâkimliğin kararını kaldırarak İdare Kurulunun 28/7/2016 tarihli kararının iptaline ve T.G.nin en geç iki ayda bir açık görüşten istifade edecek şekilde haftada bir olmak üzere kapalı görüş imkânından yararlandırılmasına karar vermiştir.

27. T.G. 11/4/2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine yeni bir başvuru (B. No: 2017/21163) yapmıştır. Bu başvurusunda T.G., başka ihlal iddiaları yanında özetle yasal güvencelere riayet edilmeden tutukluluğunun devam ettirildiğini, tutukluluğunun devamına ilişkin kararların hukuki olmadığını, 21/7/2016-8/12/2016 tarihleri arasında kalabalık bir odada tutulduğunu, tek kişilik odaya konulmadan önce sağlık durumu ile ilgili rapor alınmadığını, aradan geçen süre zarfında da sağlık denetimi yapılmadığını, tutulduğu odanın müstakil bir havalandırma alanına sahip olmadığını, odanın penceresinde demire ilaveten tel kafes bulunduğunu, 10/12/2016 tarihinden itibaren tek kişilik odalarda kalan iki tutuklu ile birlikte günde 2 saat 30 dakika süreyle havalandırma alanına çıkarıldığını, günün geriye kalan bölümünde odasında tutulduğunu, sporla ilgili olanlar da dâhil herhangi bir etkinliğe katılamadığını, revire gittiğinde diğer tutuklularla bir araya getirilmediğini ve koğuşlarda kalan tutukluların günde 11 saat 30 dakika boyunca havalandırma alanında kalabildiğini iddia ederek kötü muamele yasağı ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini öne sürmüştür.

28. İdare Kurulu 25/12/2017 tarihinde aralarında T.G.nin de bulunduğu bazı tutukluların tehlike hâli taşıyan tutuklular grubuna dâhil edilmesine karar vermiştir. Kurum düzen ve güvenliği ile tutukluların güvenliğinin sağlanması amacıyla alındığı belirtilen söz konusu kararda tehlike hâli taşıdıklarına dair haklarında karar alınan tutukluların, önceki görevlerine istinaden aynı suçlardan tutuklu olan başka kişilere talimat verebilecekleri ifade edilmiştir.

29. 5/1/2018 tarihinde İdare Kurulu, aynı tarihte verilen bir başka karara istinaden tehlike hâli taşıyan tutuklu grubuna dâhil edilen T.G. hakkında bazı tedbirlerin alınmasına karar vermiştir. Buna göre T.G. havalandırma alanında 14.00-16.30 saatleri arasında bulundurulacak, zorunlu hâllere istinaden odasından çıkarıldığı durumlarda T.G.nin diğer tutuklular/hükümlüler ile karşılaştırılmamasına özen gösterilecek ve gerekli önlemlerin alınması hususunda ilgili birimlere yazı yazılacaktır.

30. Ceza İnfaz Kurumu görevlilerince düzenlenen bir tutanağa göre 2/4/2018 tarihinde saat 17.11 sıralarında A-üst 7 No.lu odanın acil çağrı butonuna basılması üzerine infaz koruma memurları derhâl söz konusu odada tutulan İ.T.A. ile görüşüp T.G.nin rahatsızlandığını öğrenmiştir. A-üst 8 No.lu odanın mazgalından içeriye bakınca T.G.yi yerde yatar vaziyette gören blok nöbetçisi infaz koruma memuru, merkez kontrol odasındaki görevlilerle irtibat geçip onlardan cankurtaran çağırmasını istemiştir. Saat 17.14 sıralarında cankurtaran talep edilmiştir. Daha önce ilk yardım eğitimi alan infaz koruma memuru A.A. T.G.ye suni teneffüs ve kalp masajı yapmıştır. Saat 17.18 sıralarında T.G. bir sedye yardımıyla cankurtaranın geleceği yere götürülmüştür. Cankurtaranın geldiği saat 17.32'ye kadar suni teneffüs ve kalp masajına devam edilmiştir. Cankurtaran görevlilerince yapılan tıbbi müdahale sonrasında T.G., hasta nakline refakat edecek jandarmaların gelmesiyle saat 17.38 sıralarında Ankara Ceza İnfaz Kurumları Kampüs Devlet Hastanesine (Kampüs Hastanesi) götürülmek üzere cankurtaranla yola çıkarılmıştır. T.G. hakkında düzenlenen tıbbi bir belgeye göre saat 17.45 sıralarında bilinci kapalı ve damar yolu açık bir hâlde hastaneye getirilen T.G.de darp, kesi ya da ası izi tespit edilmemiş ve nabız alınamamıştır. Yaklaşık 45 dakika süre yeniden canlandırma çabaları sonuç vermemiştir. Bu nedenle T.G. saat 18.30 itibarıyla ölü olarak kabul edilmiştir.

31. Başsavcılık T.G.nin ölümü hakkında derhâl bir ceza soruşturması başlatmıştır.

32. Başsavcılık olay günü mahpus İ.T.A.nın ifadesine başvurmuştur. İ.T.A. ifadesinde odalarının camı açıksa başka odalarda tutulan mahpuslara seslerini duyurabildiklerini, saat 17.00 sıralarında A.K.nın “T.G. nasıl? Göğsüm ağrıyor diyordu.” demesi üzerine T.G.ye nasıl olduğunu sorduğunu, göğsünde yaygın bir ağrı olduğundan söz ettiği için T.G.ye acil çağrı butonuna basmasını söylediğini, aradan üç dakika geçmesine rağmen alarm sesini duymadığını, T.G.nin tutulduğu odanın alt kısmındaki odada tutulan M.A.nın hırıltı sesi duyduğunu söylemesi üzerine acil çağrı butonuna bastığını, yaklaşık dört dakika sonra iki infaz koruma memurunun geldiğini, onlara T.G.nin kalp krizi geçirdiğini söylediğini, bu sırada birkaç infaz koruma memurunun daha geldiğini, T.G.nin baygın olduğunu söyleyen bir infaz koruma memuruna diline bakarak T.G.ye kalp masajı yapmaları gerektiğini söylediğini, yaklaşık beş dakika sonra sedyenin geldiğini, ilk konuştuğu infaz koruma memurunun söylediğine göre T.G.nin kalp masajı sonrası ayıldığını ancak bir süre sonra tekrar bayıldığını, T.G.nin annesinin geçirdiği kalp krizi nedeniyle vefat ettiğini, bununla birlikte T.G.nin kalp hastası olduğunu bilmediğini söylemiştir.

33. Bir başsavcı vekili ile bir Cumhuriyet savcısı, Sincan İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli üç olay yeri inceleme görevlisi ile birlikte T.G.nin tutulduğu odada incelemelerde bulunmuştur. Yapılan inceleme sırasında T.G.nin tutulduğu odanın bulunduğu bölümdeki nöbetçi infaz koruma memuru E.T. ile T.G.ye ilk yardımda bulunan A.A.nın ifadeleri alınmıştır.

i. Olay yeri incelemesi nedeniyle düzenlenen tutanağa göre T.G.nin tutulduğu odada bazı yiyecekler, içecekler ve kitaplar yanında birtakım ilaçlar da bulunmuştur.

ii. T.G.nin tutulduğu odanın fotoğrafları çekilmiş ve oda kamera kaydına alınmıştır.

iii. E.T. ifadesinde saat 16.52 sıralarında sorumlu olduğu odalara yemek dağıtımı yaptığını, mahkemeden dönecek tutukluları saat 17.10 sıralarında beklemeye başladığını, yaklaşık beş dakika sonra İ.T.A.nın acil yardım butonuna bastığını, bunun üzerine S.K. ile birlikte İ.T.A.nın tutulduğu odanın önüne gittiklerini, İ.T.A.nın T.G.den ses gelmediğini söylemesi üzerine T.G.nin tutulduğu odanın kapısındaki mazgaldan içeriye baktığını, T.G.yi yerde sırtüstü yatar vaziyette gördüğünü, merkez kontrol biriminde görevli M.M.D. ile görüşüp acil durumu diğer infaz koruma memurlarına da haber vererek cankurtaran talep etmesini istediğini ve o sırada yanlarına gelen H.N. ve Ş.V. ile birlikte T.G.nin odasına girdiklerini beyan etmiştir. E.T. devamla H.N.nin T.G.ye yardım etmeye çalıştığı sırada kendisinin de İ.T.A. ile görüştüğünü, İ.T.A.dan T.G.nin havalandırmaya çıktığı vakit spor yaptığını ve kalp krizi geçiriyor olabileceğini öğrendiğini, bu sırada infaz koruma başmemuru M.C. ile infaz koruma memuru A.A.nın geldiğini, eğitimini aldığı için A.A.nın T.G.ye ilk yardımda bulunduğunu, daha sonra kimin getirdiğini hatırlamadığı bir sedye yardımıyla T.G.yi zemin kata götürdüklerini, mahkûm kabul odasında cankurtaranı beklerlerken A.A.nın tıbbi müdahaleye devam ettiğini, yaklaşık 10-15 dakika sonra cankurtaranın geldiğini ve cankurtarandaki görevlilerin bir müddet tıbbi müdahalede bulunduktan sonra T.G.yi hastaneye götürdüklerini söylemiştir.

iv. Beyanında A.A. saat 17.15 sıralarında S.K.nın T.G.nin bayıldığını söylemesi üzerine M.C. ile birlikte koşarak T.G.nin tutulduğu odaya gittiklerini, aldığı ilk yardım eğitimine istinaden T.G.nin kafasını çene kısmından yukarıya kaldırarak hava yolunu açtığını, bu sırada hafif bir hırıltı sesi duyduğunu ancak nabız alamadığını, T.G.nin dilinin katlanmamış olduğunu gördüğünü, gözlerinin kanlı, yüzüyle dudaklarının ise morarmış olduğunu, kalp masajı yaptığını, yaklaşık 2-3 dakika sonra gelen bir sedye ile T.G.yi hızla mahkûm kabul odasının bulunduğu yere götürdüklerini ve cankurtaran gelinceye kadar kalp masajı ile suni teneffüse devam ettiğini beyan etmiştir.

34. Ölünün adli muayenesi işlemi Cumhuriyet başsavcı vekili ile Cumhuriyet savcısı huzurunda bir doktor tarafından aynı günün gecesinde yapılmıştır. Bu işlemin başında kimlik tanığı olarak ifadesine başvurulan başvurucu Samiye Gökçe özetle eşinin hiçbir hastalığının olmadığını ve biraz kilolu olduğu için Ceza İnfaz Kurumunda tutulduğu süre zarfında kendi isteği ile diyet yaparak kilo verdiğini söylemiştir. Yapılan işlemde başka hususlar yanında her iki dizde 4x4 cm'lik üzeri hafif pullanmış cilt lezyonu olduğu, kalça sağ yan kısmında 3x2, 2x1 ve 2x1 cm çaplarında üç cilt lezyonu bulunduğu, elle yapılan haricî muayenede herhangi bir kırık tespit edilemediği, cesette ateşli silah ya da kesici ve/veya delici alet yarası olmadığı tespit edilmiştir. İşlem sırasında cesedin fotoğrafları çekilmiş ve kamera ile kayıt yapılmıştır. Kesin ölüm nedeni tespit edilemediğinden T.G.nin cesedi Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesine (Morg Dairesi) gönderilmiştir.

35. Otopsi işlemi 3/4/2018 tarihinde bir Cumhuriyet savcısı huzurunda iki adli tıp uzmanı tarafından yapılmıştır. İşlem sırasında kesin ölüm nedeninin tespiti için yapılacak analizlerde kullanılmak üzere bazı biyolojik örnekler (kan, idrar, saç, doku vs.) de alınmıştır. Sözü edilen örnekler üzerinde yapılan incelemeler sonucunda;

i. Kanda, saç örneğinde ve idrarda uyuşturucu ve uyarıcı maddeler de dâhil olmak üzere Adli Tıp Kurumu sistematiğindeki maddelerin bulunmadığı,

ii. Kanda alkol (etanol ve metanol) bulunmadığı,

iii. Mide muhteviyatı ile yağ dokusunda Adli Tıp Kurumu sistematiğindeki maddelerin bulunmadığı,

iv. Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hâkimliğince verilen bir karara istinaden yapılan moleküler genetik incelemede T.G.nin sağ el ve sol el yedi tırnak parçası ile anal sürüntü örneğinden elde edilen DNA profillerinin T.G.nin DNA profili ile uyumlu olduğu saptanmıştır.

36. Başsavcılık, Ceza İnfaz Kurumundan T.G.nin hastaneye götürülmesiyle ölümü arasındaki zaman dilimine ilişkin kamera ya da sair görüntü araçlarına ait kayıtlar ile tutulduğu odadan havalandırma alanına çıktığı kısım arasındaki tüm kameralara ait görüntülerin 25/3/2018-2/4/2018 tarihleri arasına ilişkin bölümünün gönderilmesini istemiştir.

37. Ceza İnfaz Kurumu istenen kamera görüntülerini içeren CD ve taşınabilir bellek yanında A.A.nın 21-23 Mart 2018 tarihinde düzenlenen ilk yardım eğitimine kursiyer olarak katılıp kurs sonunda düzenlenen sınavı başarıyla geçtiğine ilişkin belgeleri de Başsavcılığa göndermiştir.

38. Başsavcılık 3/4/2018 tarihinde Kampüs Hastanesinde T.G.ye tıbbi müdahalede bulunan Dr. M.N.Y.nin ifadesini almıştır. M.N.Y., hatırladığı kadarıyla T.G.yi taşıyan cankurtaranın saat 17.40-17.45 sıralarında hastaneye giriş yaptığını, cankurtaranı hastanenin dışında karşıladıklarını, damar yolunun açık olduğunu ancak yaptığı ilk kontrolde kalbin durmuş olduğunu fark ettiğini, T.G.yi yeniden canlandırma odasına aldıklarını ancak kalp masajına, entübasyon işlemine ve verilen adrenaline rağmen T.G.nin hayata döndürülemediğini söylemiştir.

39. Başsavcılık Ceza İnfaz Kurumuna yazdığı 4/4/2018 tarihli bir müzekkere ile;

- T.G.yi açık ve kapalı görüş günlerinde ziyaret edenlerin tarihleriyle birlikte bildirilmesini,

- Olayın gerçekleştiği zaman diliminde T.G.nin tutulduğu odanın bulunduğu koridorda ve o kısımda -T.G.nin odasının içinde bulunduğu bloğun kastedildiği değerlendirilmiştir- görevli infaz koruma memurlarına ait listenin gönderilmesini,

- Acil çağrı butonuna basılmasından sonra olaya müdahale eden infaz koruma memurları ile T.G.yi Kampüs Hastanesine götüren cankurtaranda görevli olanların ve T.G.nin Kampüs Hastanesine götürülmesinde görev alan jandarmaların açık kimlik ve adres bilgilerinin bildirilmesini,

- T.G.nin tutuklu kaldığı süre boyunca revire veya hastaneye gidip gitmediği, gitmiş ise ne zaman gittiği hususunda bilgi verilmesini istemiştir.

40. Başsavcılığın isteğini Ceza İnfaz Kurumu 5/4/2018 tarihinde yerine getirmiştir. Ceza İnfaz Kurumunun cevap yazısı ve eklerine göre;

i. T.G. kalp hastası değildir ve ölmeden önce bu yönde beyanda bulunmamıştır.

ii. Olay tarihinde T.G.nin tutulduğu odanın bulunduğu bölümdeki nöbetçi infaz koruma memurları G.B., E.Ü. ve E.T.dir. Olaya müdahale edenler infaz koruma başmemuru M.C. ile infaz koruma memurları E.T., S.K., H.N., Ş.V. ve A.A.dır.

iii. Olay tarihinde T.G.yi Kampüs Hastanesi Acil Cezaevi Polikliniğine götüren cankurtaranda görevli olanlar D.K., Ö.Ö.E. ve İ.K.dır.

iv. T.G.nin Kampüs Hastanesine nakli sırasında görev alan jandarma personeli ise M.G., H.Ç., Ö.T. ve Sü.K.dır.

v. T.G.nin havalandırmaya birlikte çıktığı veya havalandırma alanına bakan odalarda tutulan mahpuslar A.Y., A.K., M.B., Ö.A., M.K., M.A. ve İ.T.A.dır.

vi. Sağlık dosyasına göre T.G., Ceza İnfaz Kurumunda tutulduğu süre zarfında 15/8/2016, 24/10/2016, 14/11/2016, 6/12/2016, 9/1/2017, 2/3/2017, 9/3/2017, 8/5/2017, 22/6/2017, 12/7/2017, 20/7/2017, 26/7/2017, 29/9/2017, 21/11/2017, 14/12/2017, 25/12/2017 ve 16/3/2018 tarihlerinde çeşitli sağlık şikâyetlerine istinaden sağlık hizmetlerinden yararlanmıştır. Söz konusu şikâyetlerine istinaden T.G.ye bazı ilaçlar reçete edilmiştir. T.G.nin tespit edilmiş kronik bir rahatsızlığı bulunmamaktadır.

vii. T.G. tutukluluğu süresince yakınlarıyla 14 açık, 46 kapalı görüş yapmıştır.

41. 5/4/2018 tarihinde Başsavcılık A.Y., M.K. ve Ö.A.nın ifadelerini almıştır.

i. M.K., T.G.nin olay günü A.K. ve A.Y. ile havalandırma alanına çıktığını, T.G.nin diğerleriyle birlikte bir süre yürüyüş yaptığını, bir ara odasındaki pencereden T.G.yi topla oynarken gördüğünü, T.G.nin A.Y. ile bir müddet topla oynadıktan sonra göğsünün ağrıdığını söylediğini, bu hususu infaz koruma memurlarına söyleyip söylemediğini duymadığını, T.G.nin odasına gittiğini, 17.00-17.10 sıralarında acil çağrı butonuna basıldığını ve yaklaşık yarım saat sonra cankurtaranın siren sesini duyduğunu söylemiştir. M.K. devamla T.G. ile yaptıkları sohbetlere göre hakkında henüz kamu davası açılmaması, üyesi olduğu iddia edilen terör örgütü ile ilgili olarak itirafta bulunması için baskıya maruz bırakılması ve Ceza İnfaz Kurumundaki birçok hukuksuz uygulama nedeniyle T.G.nin psikolojik baskı altında olduğunu ve ebeveyninin ölümünün T.G.nin üzerinde baskı oluşturduğunu ifade etmiştir.

ii. Ö.A. başka hususlar yanında saat 17.05 sıralarında T.G.nin göğsünün ağrıdığından söz ettiğini, İ.T.A. ile birlikte T.G.ye acil çağrı butonuna basmasını söylediklerini, kısa süren bir sessizliğin ardından “Başım dönüyor.” diye ses geldiğini, butona basılmadığı anlaşılınca A.K. ile İ.T.A.nın T.G.ye seslendiğini ancak cevap gelmediğini, A.K. ve İ.T.A.nın kendi odalarındaki acil çağrı butonuna basmak için harekete geçip kapıları yumruklamaya başladıklarını, iki üç dakika içinde infaz koruma memurlarının geldiğini, İ.T.A.nın “Mazgalı açın yardım edeyim.” ve “Dilini kontrol edin, kalp masajı yapın.” dediğini, T.G.nin boğazına bir şey takılmışçasına üç dört kez öksürdüğünü, daha sonra koridordan sedye ile geçen infaz koruma memurlarının sesini duyduğunu ve duyduğuna göre T.G.nin annesinin kalp rahatsızlığı nedeniyle vefat ettiğini beyan etmiştir.

iii. A.Y. ise olay günü havalandırma vaktinin sonlarına doğru T.G. ile birlikte bir süre voleybol topuyla oynadıklarını, T.G.nin sandalyeye oturarak göğsünün ağrıdığından söz ettiğini ve o esnada gelen infaz koruma memurlarına bir şey söylemediklerini ifade edip olay günü yaşananlar konusunda M.K. ile benzer yönde beyanda bulunmuştur.

42. Başsavcılık, cankurtaranın T.G.yi Kampüs Hastanesine götürmek amacıyla ne zaman Ceza İnfaz Kurumuna yola çıktığına ilişkin görüntü kayıtlarını soruşturma dosyasına getirtmiştir.

43. Başsavcılık 20/4/2018 tarihinde infaz koruma başmemuru M.C. ile infaz koruma memurları M.M.D., S.K., H.N., H.Ş. ve E.Ü.nün ifadelerini almıştır. İfadelerin ilgili kısmı şöyledir:

i. S.K.: “...Yemekhaneden çıktıktan sonra bloklardan çıkıyordum. C Blokta bulunduğum sırada acil çağrı butonunun çaldığını gördüm. Hemen İnfaz ve Koruma memuru [E.T.] ile birlikte çağrının geldiği odalara doğru gittik. Odalara yaklaştığımız sırada ikinci çağrı butonu da çalınca koşmaya başladık. Odanın önüne gittiğimizde üst 6 ve üst 7 nolu odalarda bulunanlar kapılara vurarak ‘[T.G.ye] birşeyler oldu, ne oldugibi sorular soruyorlardı. Ben, [E.T.] ile birlikte [T.G.nin] bulunduğu odaya ait mazgaldan baktığımızda baktığım açıdan [T.G.nin] ayaklarını gördüm. Kendisi sırtüstü yatıyordu. İnfaz ve Koruma Memurları [H.N.] ve [Ş.V.] geldi. Bu arada diğer odadakilere sakin olmalarını söyledim. [E.T.] acil çağrı butonundan kontrol merkezi birimini arayarak acil ambulans çağırması ve diğer görevli personele haber vermesi gerektiğini söyledi. [H.N.] kapıyı açarak baktığında kişinin baygın olduğunu söyledi. Ben hemen koşarak başmemur [M.C.ye] haber vermeye gittim. [M.C.] ilk yardım eğitimi almış [A.A.] ve diğer vardiyada görevli personeli alarak odaya yönlendiler. Ben bu esnada koşarak görev yerime geçtim. Görev yerime geldiğimde İnfaz ve Koruma Memuru [M.M.D.] ambulansla ile görüşüyordu. Ardından jandarmayı, sevk taburunu aradı. Kameradan gelişmeleri takip ettik. O sırada [T.G.] mahkum kabul birimine getirildi. Biz tekrar ambulansı aradık... [T.G.] mahkum kabulde bulunurken başmemur [M.C.] bana kontrol merkezini arayarak nöbetçi müdürü aramamızı söyledi... Bu sırada 2-3 dakika içerisinde ambulans geldi, birkaç dakika sonra da jandarma geldi ve [T.G.yi] hastaneye götürdü...”

ii. H.N.: “...Ben bankomda oturduğum sırada üst 6 ve üst 7 nolu odalar acil butonu ikaz verince acil bir durum olduğunu anladım. İki[s]i birden çalınca acil bir durum olduğunu anladım ve derhal ve koşarak odanın önüne [Ş.V.] ile birlikte gittim. Görevli olan arkadaşlarım [E.T.] ve [S.K.] odanın önündeydi. 6 ve 7 nolu odada kalanlar arkadaşlarıma ‘[T.G.den] ses gelmiyor, muhtemelen kalp rahatsızlığı vardı, acil bakarmısınızdiye söylemişler. Bunun üzerine [T.G.nin] odasına mazgaldan baktığımızda ayakları kıbleye gelecek biçimde sırt üstü yatmış, elleri yanda gördük. Acil butonundan da 112 kontrol merkezini aradık ve 112 Acil servisine haber verilmesini istedik. Durumun acil olduğunu anlayıp BaşMemur [M.C.ye], İnfaz ve Koruma Memuru [S.K.] ile haber gönderildi. Daha sonra İnfaz ve Koruma Memurları [Ş.V.], [E.T.] ve ben birlikte içeri girdik. Durumu anlamaya, nabız kontrolü yapmaya çalıştık ama birşey anlayamadık. Sonra burnundan nefes kontrolü yapmaya çalıştım ancak elimle sıcaklık hissetmedim. Üst 7 ya da Üst 6 nolu odalardan birinden diline bakın, içini kaçmış olabilir yada kalp masajı yapınşeklinde sesler geliyordu. [T.G.nin] sırtını yan çevirip, dili içine kaçmış mı diye kontrol ettim. Dili içine kaçmamış ve ağzı köpük ve yapışkan hale gelmiş tükürük doluydu. Odada bulunan peçete ile ağzını temizledim. Daha sonra [A.A.] geldi. Ben [A.A.ya] yardımcı olmak için [T.G.nin] baş tarafına geçtim. [T.G.nin] hava yolunu açmak için başını geri aldığımızda bir hırıltı geldi. İnfaz ve Koruma Memuru [A.A.] acil yardım eğitiminden geldiği için kalp masajı yapmaya başladı. Bu arada sedye geldi. Sedyeye [T.G.yi] yükledik...”

iii. M.M.D.: “...[V]ardiyada merkez kontrol birimi görevlisi olarak vazifeliydim. Saat 17:12 sıralarında blok nöbetçisi [E.T.] tekli odaların bulunduğu kısmın üst koridordaki acil çağrı cihazından merkez kontrol birimini arayarak, bulunduğu kısımda acil bir durum olduğunu, baş memur ve personeli o kısma yönlendirmemi ve 112 acil servisini arayarak ambulans çağırmamı söyledi. Ben de kameradan başmemur ve personelin o kısma doğru yönlendiğini görünce 112 acil servisini arayarak kurumumuzda acil bir hasta olduğunu ve ambulans istediğimi belirttim. Telefon görüşmesinden sonra jandarma tabur komutanlığını arayarak kurumumuzda acil bir hasta olduğunu, 112 acil servisini aradığımı, konu ile ilgili daha sonra yazıyı faksla göndereğimi söyledim. Acil durumlarda prosedür bu şekilde. Daha sonra olayı kameralardan takip etmeye başladık. Hasta mahkum kabul birimine geldikten sonra yanımda bulunan infaz ve koruma memuru [S.K.] tekrar 112 acil servisi arayarak tekrar ambulans istedi... Tekrar jandarma tabur komutanlığını arayarak ambulansın geldiğini, jandarmanın gelmediğini söyledim. Bu konuşmayı yaptığımı sırada jandarma ekibi de kuruma giriş yaptı. Bu esnada acil servis personeli [T.G.ye] müdahalelerini sürdürüyordu. Jandarma gelince de [T.G.yi] alarak jandarma eşliğinde hastaneye götürdüler...”

iv. E.Ü.:“...[T.G.yi] saat 14:00'da havalandırma bölümüne [E.T.] ve ben birlikte çıkardık... 16:30'da havalandırma süreleri bittiğinden dolayı tutukluları odalarına geri bıraktık... Yemek dağıtan işçileri mutfakta görevli arkadaşa teslim ettim. Dönerken İnfaz ve Koruma Memuru [S.K.] ‘üst 8 odadaki tutuklunun yerde yattığını’ söyledi. Ben hızla müdahalenin önünde bulunan sedyeyi alarak üst 8 koğuşuna götürdüm. Ben sedyeyi tek başıma götürdüm. Merdivenlerde sedyeyi İnfaz ve Koruma Memuru [M.D.] olarak bildiğim memur arkadaş ile birlikte merdivenlerden çıkarak [T.G.nin] bulunduğu odaya girdik. Odada Baş memur yardımcısı [A.A.] tutuklu [T.G.ye] kalp masajı yapıyordu. İlk yardım müdahalesi bitince [T.G.yi] sedyeye aldık. Üst katta bulunan asansöre doğru hızla götürdük. Ben bu arada [T.G.nin] yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum... Asansörde [T.G.nin] yanında [A.A.] vardı. Daha sonra sedyeyi hızla asansörden alıp mahkum kabule götürdük. Burada 112 Acil personeli müdahalede bulundu. Yaklaşık 10 dakika içerisinde ambulans geldi. Ambulansa [T.G.yi] koyup asker eşliğinde gönderdik. Ben görevli olduğum dönemde Teoman Gökçe'nin herhangi bir rahatsızlığından bahsettiğini duymadım...”

v. M.C.:“...[T.G.nin] öldüğü gün ben başmemurluk odasında oturuyordum. Daha sonra rutin kontrolleri yapmak için dışarı çıktığımda İnfaz Koruma Memuru [S.K.] bize doğru koşarak hasta var, yerde yatıyor dedi. Ben ve İnfaz ve Koruma Memuru [A.A.] ile koşarak koğuşa gittik. [T.G.yi] odasında yerde yatar vaziyette gördük. Dudakları şişmişti. Yüzü morarmıştı. Daha önce sağlık eğitim alan [A.A.] derhal müdahale etmeye başladı. [T.G.] bu esnada hırıltı bir şekilde nefes verdi. Sonra tekrar nefesi durunca [A.A.] tekrar kalp masajı ve suni teneffüs yapmaya başladı. Tekrar hırıltılı bir şekilde hava geldi. Bu sırada sedye geldi. Sedyenin rahatça odaya girmesi için sandalyeyi yatağın üstüne koydum. [T.G.yi] sedyeye aldık. Mahkum kabul bölümüne 112 Acil servisin geleceği noktaya şahsı ivedilikle götürdük. Götürdüğümüz esnada da asansör içinde ve mahkum kabul bölümünde de kalp masajı devam etti. Kalp masajı 112 Acil servis gelene kadar yapıldı. 112 geldiğinde [T.G.ye] tıbbi aletler bağlandı. Müdahale ettiler. Daha sonra jandarma gelince hastaneye götürdüler...”

vi. H.Ş.:“...Yaklaşık 17:15-17:20 saatleri sularında İnfaz Koruma Memuru arkadaşlarım sedye içerisinde tutuklu [T.G.yi] mahkum kabul bölümüne getirdiler. Burada [T.G.ye] İnfaz ve Koruma Memuru [A.A.] kalp masajı yaptı. Yaklaşık 10 dakika içerisinde 112 Acil servis personeli geldi. Onlar da doğrudan doğruya müdahaleye başladılar. Rütbeli asker geldiğinde ben çıkış evraklarını teslim ettim. Hemen ambulansla birlikte beklemeden [T.G.yi] alıp hastaneye götürdüler...”

44. Başsavcılık 24/4/2018 tarihinde T.G.yi Kampüs Hastanesine götüren cankurtaranda görevli D.K., Ö.Ö.E. ve İ.K.nın ifadelerini almıştır.

i. D.K.nın konuyla ilgili ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “...Biz ekip olarak darbe yargılamalarının yapıldığı duruşma salonlarında herhangi bir sağlık sorunu yaşanmaması için görevlendirildik. 112 Acil bize T Tipi Kapalı Cezaevinde bir şahsın göğüs ağrısı çektiğini bildirdi. Göğüs ağrısı zaten kalp krizinin belirtisidir. Bu haberi alınca biz şoför [İ.K.], ebe [Ö.Ö.E.] ile birlikte doğruca T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gittik. Hiçbir gecikme olmadı. Duyar duymaz vaka yerine hareket ettik. Gittiğimizde hasta sedyede yatıyordu. Biz vardığımızda görevliler kalp masajı yapmışlar ve masajı bırakalı 5 dakika olmuş. Biz kalp masajına başladık ve ne olduğunu sorduğumuzda ‘[T.G.nin] spor yaptıktan sonra rahatsızlandığını’ söylediler. İlk müdahalesini yaptıktan sonra jandarma geldi ve hastayı müdahaleli bir şekilde Cezaevi İnfaz Kurumları Hastanesine naklettik. Olay anında kesinlikle gecikme, ihmal olmamıştır. Hastaneye götürdüğümüzde de müdahale ettik. Doktor hanım gerekli müdahaleleri yaptı ancak şahıs kurtarılamadı... ”

ii. İ.K. ifadesinde kısaca cankurtaran sürücüsü olduğunu, kalp masajını D.K.nın yaptığını, Ö.Ö.E.nin de damar yolunu bulduğunu ve acil bir şekilde T.G.yi hastaneye götürdüklerini söylemiştir.

iii. Ö.Ö.E. ifadesinde 112 Acil çağrı merkezinin kalp krizi vakası olduğunu bildirmesi üzerine yaklaşık üç dakikada T.G.nin yanına gittiklerinden, D.K.nın kalp masajı yaptığından, kendisinin hava yolunu açtığından, yaklaşık 20 dakika süreyle tıbbi müdahalede bulunduklarından ve T.G.yi damar yolu ile hava yolu açık bir şekilde Kampüs Hastanesine götürdüklerinden söz etmiştir.

45. Başsavcılık T.G.nin odasında bulunan ilaçlar hakkında bir adli tıp uzmanından görüş almıştır.

46. Başvurucular 30/4/2018 tarihinde Başsavcılığa verdikleri dilekçelerinde müdafinin soruşturma dosyasını inceleme ve dosyadaki belgelerden örnek alma yetkisine kısıtlama getirildiğini ancak söz konusu kısıtlamanın kendileri yönünden geçerli olmadığını, ayrıca kısıtlama kararının ancak kanunda tahdidi olarak sayılan suçlar yönünden verilebileceğini belirterek kısıtlama kararı ile soruşturma dosyasında bulunan belgelerden ve dijital delillerden kendilerine örnek verilmesini istemiştir. Talebin karşılanıp karşılanmadığı tespit edilememiştir.

47. Başvurucular 2/5/2018 tarihinde Anayasa Mahkemesine bir başvuru (2018/15806) yapmıştır. Bu başvurucuda başvurucular özet olarak yakınlarının anayasal güvencelere aykırı bir şekilde gözaltına alınıp tutuklandığını, tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlar ile yakınlarının salıverilme taleplerinin reddine dair kararlara yapılan itirazların haksız olarak reddedildiğini, yakınlarının tek kişilik küçük bir hücreye konulduğunu, tek kişilik hücreye girmesinden önce ve burada tutulduğu süre zarfında yakınlarının tek kişilik odada kalmaya gerek ruhi gerek fiziki olarak uygun olup olmadığına dair sağlık kontrollerinin yapılmadığını, yakınlarının günde sadece 2 saat 30 dakika süreyle havalandırmaya çıkarıldığını, bu sürede yalnızca iki tutuklu ile görüştürüldüğünü ve düzenli spor ve egzersiz yapması için yakınlarına yeterli imkân sağlanmadığını belirterek Anayasa'nın 2., 3., 13., 17., 19., 20., 36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Başvurucu Samiye Gökçe 14/5/2018 tarihinde eşinin tek kişilik odaya alınmasına karar veren kamu görevlileri ile eşinin rahatsızlanmasının ardından olaya müdahil olan veya olması gereken kamu görevlileri hakkındaki şikâyetlerini içerir bir dilekçeyi Başsavcılığa sunmuştur. Bahsi geçen dilekçesinde iddialarını delillendirmek maksadıyla M.K., Ö.A., S.K., N.C., E.Ü., D.K., Ö.Ö.E., İ.K. ve M.N.Y.nin soruşturma kapsamında alınan ifadelerine yer veren başvurucu özetle ve öz itibarıyla;

i. Gözaltı ve tutuklama kararları ile eşinin tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararların hukuki olmadığını,

ii. Eşinin gözaltı sırasında iki üç kişilik bir nezarethanede 12-13 kişiyle birlikte tutulduğunu, gözaltı süresince eşine yeterli yiyecek ve su verilmediğini, eşinin gözaltı sonrasında götürüldüğü Batı Adliyesinde elleri arkadan kelepçeli bir şekilde bekletildiğini, bu süreçte eşine yiyecek ve su verilmediğini, ayrıca eşinin Batı Adliyesinde yerde yatmak zorunda bırakıldığını,

iii. Eşinin hukuka aykırı bir şekilde ve tek kişilik hücrede tutulmaya fiziksel ve ruhsal açıdan uygun olup olmadığı konusunda sağlık kontrolü yapılmadan tek kişilik hücreye alındığını ve ölünceye kadar geçen zaman zarfında böyle bir sağlık kontrolü yapılmadığını, oysa eşinin tek kişilik odada kaldığı dönemde eşinin ebeveyninin kalp rahatsızlığından vefat ettiğini ve eşinin ölmeden önce boy, kilo ve dış görünüş itibarıyla kalp hastası olmaya aday olduğunu, ayrıca hücre disiplin cezasının infazından önce ve sonra bahsi geçen cezayı alan tutuklular ile hükümlülerin sağlık kontrolünden geçirilmesi gerektiğini,

iv. Eşinin on altı ay boyunca 8-10 m2’lik bir hücrede tutulduğunu, bu sürede günde sadece 2 saat 30 dakika süreyle havalandırma alanına çıkarılıp yalnızca iki tutuklu ile görüştürüldüğünü, revire ya da kendisine gönderilen eşyayı almaya gittiği vakit bile başka tutuklularla iletişim kuramadığını, uzun bir süre açık görüş yaptırılmadığını, kapalı görüşün ise keyfî olarak kısıtlandığını, düzenli spor ve egzersiz yapması için eşine yeterli olanak sağlanmadığını, tutulduğu tek kişilik odanın da spor ve egzersiz için yeterli büyüklükte olmadığını, Ceza İnfaz Kurumu idaresince ortak sosyal faaliyetlere dâhil edilmediğini,

v. Tutulduğu tek kişilik hücrede kalp krizi veya bilinç kaybı gibi durumlarda yardım çağırmak için kullanılabilecek mekanik ve dijital bir uyarı sisteminin bulunmadığını, var olan sistemin kalp krizi anında kullanılmasının mümkün olmadığının ortaya çıktığını,

vi. İlk tıbbi müdahaleyi yapan personelin beş dakikada, sedyenin ise on dakikada gelebildiğini, eşinin tutulduğu hücrenin üst katta olmasının sedyeyi aşağı indirme süresini uzattığını, 112 Acil çağrı merkezi görevlilerinin Ceza İnfaz Kurumunun çıkış kapısına hemen gelemediğini, bu nedenle yakınlarının bir süre çıkış kapısına yakın bir odada bekletildiğini,

vii. Ceza İnfaz Kurumunun infaz koruma memurlarına acil çağrı butonunun önemi konusunda gerekli eğitimi vermediğini,

viii. Eşinin tutulduğu hücreye giren infaz koruma memurlarının ilk yardım eğitimi almadığı için ne yapacaklarını bilemeyip bir tutuklunun tavsiyeleri doğrultusunda bir şeyler yapmaya çalıştığını,

ix. Ceza İnfaz Kurumunun kendi sağlık personelinin olmadığını,

x. Eşinin hastaneye oldukça geç ulaştırıldığını, devletin kendi koruması altındaki kişilerin can güvenliğini etkili bir şekilde koruyabilmek için gerekli organizasyonu kurup işletemediğini ve eşinin bu nedenle öldüğünü iddia ederek acil çağrı butonuna basılmasından eşine tıbbi müdahalede bulunulmasına kadar geçen süre, tıbbi müdahalenin şekli ve kapsamı dikkate alındığında acil yardım butonuile hastalara müdahale sisteminin kalp krizi geçiren tutuklular yönünden uygun olup olmadığı ve eşinin kurtarılıp kurtarılamayacağı, ayrıca tutulma koşullarının, eşinin tek kişilik hücreye alınmasından önce ve ölünceye kadar geçen sürede sağlık kontrolüne tabi tutulmamasının ve eşinin maruz kaldığını öne sürdüğü psikolojik işkencenin kalp krizi geçirmesine ve ölümüne etkisi konusunda kardiyologlardan oluşan bir bilirkişi heyetinden rapor aldırılmasını, acil çağrı butonuna ne zaman basıldığının, infaz koruma memurlarının bu çağrıya ne zaman cevap verdiğinin, 112 Acil çağrı merkezi görevlilerine durumun ne zaman haber verildiğinin, cankurtaranın Ceza İnfaz Kurumuna ne zaman gelip Ceza İnfaz Kurumundan ne zaman ayrıldığının ve eşinin ne zaman Kampüs Hastanesine götürüldüğünün tespit edilmesini, konuyla ilgili kamera ve telefon kayıtlarının getirtilerek bunlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasını, olay hakkında yürütülen disiplin soruşturmasının bir örneğinin soruşturma dosyasına celbedilmesini ve bir başka tutuklu hakkında uygulanan hücre disiplin cezası ile ilgili kayıtların Ceza İnfaz Kurumundan istenmesini talep etmiştir. Başvurucuya göre eşinin tek kişilik hücreye konulmasına karar verenler, bu kararı uygulayanlar ile bu kişileri azmettirenler hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçu, eşinin rahatsızlanması sonrasında olaya müdahil olan ya da olması gereken kamu görevlileri hakkında ise ihmalî davranışla kasten öldürme suçundan soruşturma yürütülmelidir.

49. Başsavcılığın soruşturma dosyasındaki mevcut kamera görüntülerinin incelenmesi konusunda bilirkişi olarak görevlendirdiği C.D. tarafından hazırlanan 28/5/2018 tarihli rapora göre olay günü;

- T.G. saat 13.59 sırasında gittiği havalandırma alanından saat 16.27 sıralarında odasına dönmüştür.

- Saat 16.51 sıralarında yemek getiren infaz koruma memuru, T.G.nin tutulduğu odanın kapısındaki mazgalı açarak T.G. ile konuşmuştur. T.G. yemek almamıştır.

- İki infaz koruma memuru saat 17.12 sıralarında koşarak T.G.nin tutulduğu odanın bulunduğu koridora gitmiştir. Koridora başka iki infaz koruma memuru daha gelmiştir. İnfaz koruma memurlarından biri yan tarafta bulunan odadaki mahpusla kapıdaki mazgaldan konuşmuştur. Diğer infaz koruma memurları T.G.nin odasına girmiştir. Bir infaz koruma memuru kısa bir süre sonra T.G.nin odasından çıkmıştır. Bu sırada üç dört infaz koruma memuru daha T.G.nin odasına girmiştir. T.G. saat 17.17 sıralarında getirilen sedye yardımıyla saat 17.19 sıralarında odadan çıkarılmıştır. T.G. saat 17.21 sıralarında mahkûm kabul odasının bulunduğu koridora getirilmiştir. İki infaz koruma memurunca cankurtaranın geldiği saat olan 17.32'ye kadar T.G.ye kalp masajı yapılmıştır.

- Ceza İnfaz Kurumuna yaklaşık 1,9 km uzaklıkta bulunan duruşma salonlarının önünde bekleyen cankurtaran, bulunduğu yerden saat 17.29 sıralarında ayrılmıştır. Gelir gelmez T.G.ye tıbbi müdahalede bulunmaya başlayan cankurtaran görevlileri saat 17.40 sıralarında T.G.yi cankurtarana bindirmiştir. Cankurtaran saat 17.41 sıralarında kamera açısından çıkmış ve 17.50 sıralarında Kampüs Hastanesine giriş yapmıştır.

50. Morg Dairesince hazırlanan 26/6/2018 tarihi otopsi raporunda başka hususlar yanında;

- Sol ön kol üst arka dış kısımda 3x1 cm boyutunda yer yer cilt seviyesinden çökük muhtemel eski aşı nedbesi, sol diz kapağı alt kısımda 4x4 cm boyutunda, sağ diz kapağı alt kısımda ise 4x3 cm boyutunda ortaları skuamlı hiperkeratotik cilt lezyonları, sağ uyluk üst arka yüzde 2,5x1 cm boyutunda hiperpigmente nevüs lezyonu, sol crus orta iç yanda kılcal damar genişlemelerine bağlı olarak oluştuğu değerlendirilen 2 cm çapında mavi-mor renkli lezyon ve sol ayak sırtı dış kenar 5. metatarsal kemik orta hizasında 0,2 cm çaplı zemini parşömenleşmiş sıyrık görüldüğü,

- Göğüs ön duvarında sol parasternal hatta 5. kostada ekimozlu ayrıklı kırık ile sol 6. interkostal aralık hizasında 1,5x1 cm boyutunda lokal kanama alanı görüldüğü,

- Sol 4., 5., 6. ve 7. kostalarda parasternal hatta, sol 2, 3, 4 ve 5. kostalarda midklavikular hatta yeniden canlandırma işlemi ile husulü mümkün ekimozlu kırıklar olduğu,

- Hiyoid kemiği, tiroid kıkırdak ve boyun omurları ile kafa kubbe ve kaide kemiklerinin sağlam olduğu,

- Ölüm sebebi hakkında kanaate varılmadığından bu konuda Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulundan (İhtisas Kurulu) mütalaa alınmasının uygun olacağı belirtilmiştir.

51. Başsavcılık 26/7/2018 tarihli bir yazıyla İhtisas Kurulundan kesin ölüm nedeni konusunda mütalaa istemiştir.

52. İhtisas Kurulu 13/8/2018 tarihli mütalaasında;

- Yerleri ve özellikleri dikkate alındığında otopside tespit edilen kot kırıklarının yeniden canlandırma işlemi sırasında oluşmalarının mümkün olduğunu,

- Otopsi işlemi sırasındaki dış muayenede travmatik lezyon tespit edilmemesi, saptanan lezyonların ise yerleri, özellikleri ve ağırlıkları itibarıyla ölüm meydana getirebilecek nitelikte olmaması, otopsi işlemi sırasındaki iç muayenede kafatasında kırık, kafa içi kanama, beyin kanaması, beyin doku harabiyeti, iç organ ve büyük damar yaralanması tespit edilmemesi dikkate alındığında T.G.nin travmatik tesirle öldüğünün tıbbi delillerinin bulunmadığını,

- Otopsi sırasında alınan doku örneklerinin incelemesinde, aranan toksik maddelerin bulunmadığı dikkate alındığında T.G.nin zehirlenerek öldüğünün tıbbi delillerinin mevcut olmadığını,

- Cesedin bulunduğu ortam, cesedin bulunuş şekli, olay yeri inceleme bulguları ve otopsi sırasındaki makroskobik bulgular ile histopatolojik tetkiklerde tespit edilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde T.G.nin kalp ve damar hastalığı sonucu öldüğünü açıklamıştır.

53. Başsavcılık, soruşturma kapsamında toplanan delillere ve özellikle İhtisas Kurulunca düzenlenen 13/8/2018 tarihli rapordaki tespitlere işaret ederek başvurucuların yakınının kalp damar hastalığı sonucu öldüğü ve ölümün meydana gelmesinde kasıt ya da ihmalin bulunmadığı gerekçesiyle 5/10/2018 tarihinde ölüm olayı hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir.

54. Başvurucular 26/10/2018 tarihinde Başsavcılıktan soruşturma dosyasındaki mevcut belgeler ile dijital delillerden örnek istemiştir. Bu isteğin karşılanıp karşılanmadığı saptanamamıştır.

55. Başvurucular, başvurucu Samiye Gökçe'nin Başsavcılığa verdiği 14/5/2018 tarihli dilekçede dile getirdiği iddiaları yineleyerek dilekçedeki iddialarla ilgili hiçbir araştırma yapılmadığını, Başsavcılığın verdiği kararda yakınlarının tek kişilik odaya konulmasına karar verenler ile bu kararı uygulayanlar hakkında netice sebebiyle ağırlaşmış işkence suçu yönünden hiçbir değerlendirme yer almadığını ve soruşturma dosyasında bulunan kamera görüntüleri ve otopsi CD'si gibi dijital delillerin taleplerine rağmen kendilerine verilmediğini iddia etmek suretiyle Başsavcılıkça verilen karara itiraz etmişlerdir. İddialarını delillendirmek maksadıyla başvurucular itiraz dilekçelerinde bilirkişi raporuna göre cankurtaranın saat 17.50’de Kampüs Hastanesine giriş yaptığından söz etmişlerdir.

56. Başvurucuların itirazı 14/11/2018 tarihinde Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliğince reddedilmiştir.

57. Ceza İnfaz Kurumu idaresi tarafından M.C., A.A., E.T., H.N., H.Ş., S.K., E.Ü. ve M.M.D hakkında bir idare memuruna yaptırılan ön inceleme sonunda hazırlanan raporda herhangi bir ihmal veya hata tespit edilmediği için anılan kişiler hakkında disiplin soruşturması yapılmasına gerek bulunmadığı belirtilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu 2. Müdürü Ö.Ö. söz konusu raporu da dikkate alarak ilgililer hakkında disiplin soruşturması yürütülmesine gerek görmemiştir. Disiplin dosyasında bulunan ve üç infaz koruma başmemuru ile bir teknisyen tarafından düzenlenen 3/4/2018 tarihli tutanakta T.G.nin tutulduğu tek kişilik odadaki acil çağrı butonunun kontrol edildiği ve çalışır vaziyette olduğu belirtilmiştir.

58. Anayasa Mahkemesi;

i. T.G.nin ölmesi ve başvurucuların da mirası reddetme süresinden sonraki otuz günlük başvuru süresi içinde başvuruya devam etmek istediklerine ilişkin taleplerini bildirmemeleri nedeniyle başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden bulunmadığı gerekçesiyle T.G. tarafından yapılan 2017/13228 (bkz. § 25) ve 2017/21163 sayılı başvuruların (bkz.§ 27) düşmesine,

ii. Başvurucular tarafından yapılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine yönelik 2018/15806 sayılı başvurunun (bkz. § 47) ise başvurucuların olayın doğrudan mağduru olmadıkları gerekçesiyle kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

59. 2017/21163 sayılı bireysel başvuru kapsamında verilen 9/1/2019 tarihli kararın ilgili kısmı şöyledir:

“...

18. Anayasa Mahkemesi Asya Oktay ve diğerleri içtihadından sonraki dönemde, bireysel başvuru devam ederken başvurucunun ölmesi durumunda ölenin mirasçılarına başvuruya devam edip etmeyecekleri hususunda bildirimde bulunma yönünde bir uygulama gerçekleştirmemiş, ölüm tarihinden sonra makul bir süre içinde kendiliğinden Anayasa Mahkemesine başvurarak başvuruya devam etmek istediğini bildiren mirasçıların -menfaatlerinin bulunup bulunmadığını da gözeterek- başvurularını incelemiştir (örnek kararlar için bkz. Ayten Yeğenoğlu, B. No: 2015/1685, 23/5/2018 [ölümden yaklaşık üç ay sonra]; Fatma Ülker Akkaya, B. No: 2014/18979, 22/2/2018 [ölümden iki ay sonra]). Buna karşılık mirasçıların başvuruyu devam ettirme yönündeki iradelerini Anayasa Mahkemesine bildirmediği hallerde düşme kararı verilmektedir (örnek kararlar için bkz. Ali Sedat Yücelik ve diğerleri, B. No: 2015/2574, 9/5/2018, §§ 22-25; Abbas Çelik ve diğerleri, B. No: 2014/749, 7/3/2018, §§ 26-29; Haşim Özpolat, B. No: 2014/3140, 21/9/2017, § 19 Şükran Çopuraslan, B. No: 2014/4695, 14/9/2017, § 22).

19. Anayasa Mahkemesi, ölenin mirasçılarının başvuruyu devam ettirme iradelerinin ancak makul süre içinde yapılması hâlinde geçerli olabileceğini kabul etmekle birlikte bu süreyi somutlaştırmamıştır. Hukuki belirliliğin sağlanması bakımından mirasçıların başvuruyu devam ettirme iradelerinin geçerli kabul edilebileceği makul sürenin ne olduğunun belirginleştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

20. 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasında öngörülen otuz günlük bireysel başvuru süresinin mirasçılar yönünden de kıyasen uygulanması gerektiği düşünülebilir. Ancak Türk hukukunda mirasçıların mirası reddetme hakkını da haiz oldukları gözetildiğinde makul sürenin tespitinde mirası ret süresinin de gözönünde bulundurulması gerektiği değerlendirilmiştir. 4721 sayılı Kanun'un 606. maddesinin birinci fıkrasında, yasal ve atanmış mirasçıların mirası üç ay içinde reddedebilecekleri belirtilmiştir. Dolayısıyla bireysel başvuru yapıldıktan sonra ölen başvurucuların mirasçılarının başvuruyu devam ettirme yönündeki taleplerini Anayasa Mahkemesine iletebilecekleri makul sürenin -haklı mazeretler saklı kalmak kaydıyla- ölüm tarihinden itibaren dört ay olarak tespitinin uygun olacağı sonucuna ulaşılmıştır.

21. Somut olayda başvuru devam ederken ölen başvurucunun mirasçıları ölüm tarihinden itibaren dört ay geçtikten sonra başvuruya devam etmek istediklerine ilişkin taleplerini Anayasa Mahkemesine iletmişlerdir. Bu durumda başvuruya devam etme talebinin dört aylık süre içinde yapılmadığı açıktır.

22. Öte yandan somut başvuruya benzer şikâyetler, Anayasa Mahkemesince karara bağlanmış olup bu kararlarda ilgili Anayasa hükümleri uygulanıp yorumlanmış ve temel hak ve özgürlüğün kapsam ve sınırları belirlenmiştir (mahpusların ifade özgürlüğü, eğitim hakkı, iyileştirme faaliyetleri hakkında bkz. Halil Bayık [GK], B. No: 2014/20002, 30/11/2017, §§ 23-51; İbrahim Kaptan (2), B. No: 2017/30723, 12/9/2018, §§ 22-37; İbrahim Kaptan, B. No: 2017/30510, 18/7/2018, §§ 49-65; Fatih Dokur, B. No: 2017/32217, 24/5/2018, §§ 19-29; Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, §§ 60-87; ceza infaz kurumunda kalabalık odada tutulma iddiası için bkz. Mehmet Hanifi Baki, B. No: 2017/36197, 27/6/2018, §§ 32-51; ceza infaz kurumunun tek kişilik odasında tutulma iddiası için bkz. Raşit Konya, B. No: 2017/26780, 28/6/2018, §§ 35-52; tutukluluk ve tutukluluğa itiraz incelemelerinde uygulanması gereken usule ilişkin güvencelerle ilgili iddialar için bkz. Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, §§ 64-78; Mehmet Halim Oral, B. No: 2012/1221, 16/10/2014, §§ 50-54; Ferit Çelik, B. No: 2012/1220, 10/12/2014, §§ 51, 52; Hikmet Yayğın, B. No: 2013/1279, 30/12/2014, §§ 29-36; Emrah Oğuz, B. No: 2013/1755, 25/3/2015, §§ 43-54; Ulaş Kaya ve Adnan Ataman, B. No: 2013/4128, 18/11/2015, §§ 53-73; sulh ceza hâkimliklerinin yapısına ilişkin iddialar için bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, §§ 64-78; soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddialar için bkz. Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 248-257; tutuklamanın hukukiliğine ilişkin iddialar için bkz. Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 59-68; Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, §§ 77-91; Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 237-257; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 110-124; tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığı iddiaları için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 326-359; Erdal Tercan [GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, § 246). Dolayısıyla başvurunun incelenmesine devam etmeyi gerekli kılan ve İçtüzük'ün 80. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen nedenlerden biri de bulunmamaktadır.

23. Açıklanan gerekçelerle başvurunun düşmesine karar verilmesi gerekir.

...”

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Yaşam Hakkının Etkili Soruşturma Yükümlülüğüne İlişkin Usul Boyutu Yönünden

60. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için birçok karar arasından bkz. Yasin Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017, §§ 86, 87, 91-96.

B. Bir İhlalin Mağduru Olduğu İddia Edilen Kişi Yönünden Yapılan Başvurular Bağlamında Mağdur Sıfatı Yönünden

61. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre bir ihlalin mağduru olduğu iddia edilen bir kişinin başvurunun yapılmasından önce ölmüş olması halinde, gerekli hukuki menfaati bulunan kişinin, ölen kişinin en yakın akrabası olarak ölüm veya kayıp edilmeye ilişkin şikâyetlerini ileri sürdüğü bir başvuruda bulunma hakkı vardır (Varnava ve Diğerleri/Türkiye [BD], B. No: 16064/90, 16065/90..., 18/9/2009, § 112). Bunun gerekçesi, iddia edilen ihlalin niteliği ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) sisteminin en temel hükümlerden birinin etkin bir şekilde uygulanmasına ilişkin değerlendirmeler ile belirlenen özel durumdur (Fairfield/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 24790/04, 8/3/2005). Bu bakımdan AİHM, ölümünün veya kayıp edilmesinin devletin sorumluluğunu devreye soktuğu iddia edilen bir kişinin ebeveynleri gibi yakın aile üyelerinin ölen kişinin yasal mirasçıları olup olmadıklarına bakılmaksızın bizzat iddia edilen 2. madde ihlalinin dolaylı mağdurları olduklarını iddia edebileceklerini kabul etmektedir (Van Colle/Birleşik Krallık, B. No: 7678/09, 13/11/2012, § 86).

62. AİHM ayrıca Sözleşme’nin yaşam hakkını güvence altına alan 2. maddesi kapsamında meseleler gündeme getiren ölüm veya kayıp edilme olayıyla yakından bağlantılı olması koşuluyla kişilerin ölen ya da kaybedilen akrabaları adına Sözleşme’nin kötü muamele yasağıyla ilgili 3. maddesi ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla ilgili 5. maddesi uyarınca şikâyette bulunabilmelerine onay vermektedir. Örneğin Khayrullina/Rusya (B. No: 29729/09, 19/12/2017, §§ 86-107) başvurusunda, polis karakolunda hukuka aykırı olarak tutulduğu sırada veya karakoldan bırakıldıktan sonra bilinçsiz bir şekilde bulunan ve üç ay sonra ölen kişinin bir yakınının Sözleşme'nin 5. maddesinin ihlal edildiğine yönelik şikâyetini esastan incelenmiştir. Öte yandan;

i. Yakınları ateşli silahla kendisini öldüren Mehmet Önal ile Gülten Önal'ın Türkiye aleyhine yaptığı başvuruya ilişkin kabul edilebilirlik kararında (B. No: 31420/11, 30/8/2016, § 109) başvurucuların, yakınlarının öldüğü gün rütbeli bir askerin kötü muamelesine uğradığına ve bu bağlamda Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddiaları incelenmiş ancak başvurucuların mağdur sıfatları yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın rütbeli asker hakkındaki ceza yargılamasının derdest olduğuna işaret edilerek sözü edilen şikâyet yönünden iç hukuk yollarının tüketilmediği sonucuna varılmıştır (benzer iddiaların incelenip aynı sonuca ulaşıldığı başka bir başvuru için bkz. Horuz/Türkiye (k.k.), B. No: 30247/11, 24/3/2015, §§ 71, 72).

ii. Gözaltına alınan kişilerin gözaltı sırasında ölmeleri veya gözaltı sırasında yaralandıktan sonra kaldırıldıkları sağlık kuruluşunda vefat etmeleri nedeniyle bu kişilerin yakınlarınca yapılan bazı başvurularda, devletin başvurucuların yakınlarının ölümünden sorumlu olduğu kabul edilerek kamu görevlilerinin darp fiilleri nedeniyle Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiaları yönünden ayrı bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir (bkz. Tais/Fransa, B. No: 39922/03, 1/6/2006, § 111; Yurtsever ve diğerleri, B. No: 22965/10, 8/7/2014, § 82).

iii. İfade vermek amacıyla ilgili kolluk birimine giden ve üçüncü kattan atlaması sonucu vefat eden bir kişinin yakınları tarafından yapılan bir başvuruda [Can ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 59683/12, 15/12/2020, §§ 25-28] ölenin kötü muameleye ve psikolojik baskıya maruz kaldığına, bu kapsamda ölenin gözaltındayken soyulduğuna, çömelmeye zorlandığına, yüzünün duvara çevrildiğine, yakalanma sebebi hakkında bilgilendirilmediğine ve avukat yardımından faydalandırılmadığına yönelik iddialar hakkında, ileri sürülen hakların devredilemez haklar kategorisine ait olduğu ve ölen kişinin akrabalarının mağdur olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. AİHM'e göre benzer ihlal iddiaların incelenebilmesi için başvurucuların, basit bir maddi menfaatin yanı sıra iç hukuktaki yargılamaların başvurunun incelenmesini gerekli kılar nitelikte sonuçlanması gibi üstün bir manevi menfaate sahip olduklarını veya önemli bir genel menfaat gibi başka zorlayıcı nedenlerin bulunduğunu kanıtlamaları gerekir (Can ve diğerleri/Türkiye, § 26, ayrıca bkz. Karpylenko/Ukrayna, B. No: 15509/12, 11/2/2016, §106).

iv. Kaya ve diğerleri/Türkiye [(k.k.), B. No: 9342/16, 20/3/2018] başvurusunda ise başvurucuların bir ceza infaz kurumunda hükümlü tutulmakta iken ölen yakınlarının kötü muameleye maruz kaldığına ve bu bağlamda etkin bir soruşturma yürütülmediğine ilişkin iddiaları ile ilgili olarak ölenin herhangi bir fiziki kötü muamele ya da zulüm hakkında şikâyette bulunmadığı ve başvurucuların böyle bir şikâyeti sunmak için dava açma hakkı (locus standi) bulunsa bile şikâyet konusunda inandırıcı hiçbir delil bulunmadığı belirtilerek Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin iddia açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

63. Anayasa Mahkemesinin 6/10/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucular, yakınlarının ölümü hakkında yürütülen ceza soruşturmasında eksiklikler bulunduğunu belirterek Anayasa'nın 2., 17., 19. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvuruculara göre;

i. Yakınlarının tek kişilik odada tutulması neticesinde meydana gelen ölümde tutma koşullarının etkili olup olmadığı araştırılmamıştır.

ii. Dört beş dakikalık tıbbi müdahaledeki gecikme de dâhil olmak üzere kalp ve damar hastalığı sonucu ölüme etki eden hiçbir husus soruşturulmamış ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda ve bu karara esas alınan İhtisas Kurulu raporunda tartışılmamıştır.

65. Bakanlık görüşünde öncelikle başvurucuların yakınlarının ölümünde idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla tam yargı davası açtıkları ve hem idarenin mesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın ödenmesini sağlayabilecek olan söz konusu davanın henüz sonuçlanmadığı ifade edilerek hukuk sisteminde mevcut başvuru yollarının bireysel başvuru öncesinde tüketilip tüketilmediği hususundaki takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca özet olarak başvurucuların yakınının sağlık sorunlarıyla ilgili tüm tetkik ve tedavilerin özenle yerine getirildiği, başvurucuların yakınının tek kişilik odada barındırılması ile kalp krizi geçirerek vefat etmesi arasında illiyet bağı olmadığı, kalp krizinin öngörülemez nitelikte olduğu ve ölüm olayından idareyi sorumlu tutmanın kamu makamlarının üzerine aşırı yük yükleyen bir yaklaşıma sebep olabileceği açıklanıp başvurucuların yakınının ölümü hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında yapılan işlemlere işaret edilerek etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin gerekliliklerin Cumhuriyet Başsavcılığınca özenli bir şekilde yerine getirildiği ifade edilmiştir. Bakanlık görüşünde son olarak başvurucuların yakınının kalp krizi geçirmeden önce yetkililere göğsünün ağrıması hakkında bilgi vermediği ve Ceza İnfaz Kurumunda tutulduğu süre zarfında başvurucuların yakınında herhangi bir psikolojik rahatsızlık gözlenmediği gibi başvurucuların yakınının da psikolojik destek alma yönünde herhangi bir talebini bildirmediği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde tutma koşulları konusunda Anayasa Mahkemesine verilen bilgiler şöyledir:

“...

Başvurucuların yakını olan [T.G.], Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu içerisinde İdare ve Gözlem Kurulu kararı sonrası A Blok-1-T8 üst No'lu odada barındırılmıştır. [T.G.nin] barındırıldığı bu odanın resmi kapasitesi 1 kişidir. 14 adet tekli odaya ait 2 adet 69,18 m² avlu bulunmaktadır. Oda yaşam alanı 12,29 m², wc ve banyo 2,75m²'dir. Oda içerisinde 1 adet 125x125 cm boyutunda havalandırma penceresi mevcuttur. Ayrıca odanın yaşam alanı içerisinde bir adet mutfak evyesi, mutfak dolabı, masa ve sandalye ile birlikte kıyafet ve eşyalarını muhafaza edebilmesi için 1 adet dolap bulunmaktadır. Oda içerisinde kendisine 1 adet ranza yatak, nevresim takımı, yastık ve battaniye verilmiştir.

Başvurucuların yakını, havalandırma bahçesinden günlük 2,5 saat olacak şekilde belirlenen saatlerde faydalandırılmış ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için 24 saat süreyle kesintisiz olarak günlük 40 lt sıcak, 120 lt soğuk su verilmiştir. Sabah saat 08.00'de ve akşam saat 20.00'de olmak üzere iki defa sayım yapılmakta, ayrıca görevli infaz ve koruma memurlarınca her saat başı olacak şekilde kontrol edilmektedir.

[T.G.], Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda barındırıldığı süre içerisinde kurum kütüphanesinden 43 adet kitap temin etmiş, öte yandan, yakınları ile 61 farklı tarihte açık ve kapalı görüşten, avukatları ile 3 farklı tarihte avukat görüşünden faydalandırılmıştır.

...

Ceza infaz kurumlarında barındırılan tüm hükümlü ve tutuklulara olduğu gibi başvurucuların yakınının da sağlık sorunları ile ilgili gerekli tüm tetkik ve tedavileri özenle yerine getirilmiştir...”

66. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formunda dile getirdikleri iddiaları yineleyerek özetle yakınlarının ölümü hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliği nedeniyle bireysel başvuru yaptıkları için başvuruda başvuru yollarının tüketilmesi yönünden bir eksiklik bulunmadığını ve kendi koruması altındaki kişilerin can güvenliklerini etkili bir şekilde koruyabilmek için gerekli organizasyonu kurmakla görevli olan devletin söz konusu organizasyonu gerekli şekilde kurup işletmemesi nedeniyle yakınlarının vefat ettiğini ileri sürmüşlerdir. Sözü edilen iddiaları kapsamında başvurucular, başvurucu Samiye Gökçe tarafından Başsavcılığa verilen 14/5/2018 tarihli dilekçede (bkz. § 48) yer alan iddiaları biraz da genişletmek suretiyle tekrar etmişlerdir.

2. Değerlendirme

a. İddiaların Hukuki Tavsifi ve İncelemenin Kapsamı Yönünden

67. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların başvuru formunda dile getirdiği iddiaların özü, yakınlarının ölümü hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz bir şekilde yürütüldüğüne ilişkindir. Bu nedenle söz konusu iddiaların yaşam hakkının etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu kapsamında incelenmesi gerekli ve yeterlidir.

68. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, başvuru formundaki iddialarına ek olarak yakınlarının yaşamının korunması için gerekli önlemlerin alınmadığına yönelik birçok iddiada da bulunmuşlardır. Ne var ki başvuruya konu edilen soruşturma kapsamında verilen nihai kararın öğrenilmesinden itibaren otuz günlük başvuru süresi içinde dile getirilmeyen iddiaların Mahkeme tarafından incelenmesi mümkün değildir. Aksinin kabulü bir kez bireysel başvuru yapıldıktan sonra başvuru sonlandırılıncaya kadar başvuru dosyasına gelen her türlü ihlal iddiasının incelenmesini gerekli kılar ki bu, bireysel başvuru için öngörülen otuz gün kuralını anlamsız hâle getirir (Ümüt Demir, B. No: 2012/1000, 18/9/2014, § 31). Bu sebeple başvurucuların başvuru formunda dile getirmeyip de Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında ortaya attıkları iddialar hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmayacaktır.

69. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

Herkes, yaşama... hakkına sahiptir.

70. Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

b. Kabul Edilebilirlik Yönünden

71. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

72. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17. maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete birtakım negatif ve pozitif yükümlülükler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50).

73. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü, şüpheli her ölüm olayı hakkında sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Yürütülecek bu soruşturmanın temel amacı yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını, kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları altında meydana gelen ya da diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen ölümler nedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

74. Bununla birlikte sözü edilen yükümlülük, bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Bu bakımdan Anayasa'nın 17. maddesi başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği gibi devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi de yüklemez (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

75. Şüpheli bir ölüm olayı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği etkinlikte olduğunun kabul edilebilmesi için;

- Soruşturma makamlarının olaydan haberdar olur olmaz resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57),

- Soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olması ve meşru menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58),

- Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30) gerekir.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

76. Başvuruya konu edilen olayda başvurucuların yakını T.G.nin ölümünden haberdar edilen Başsavcılığın bahse konu ölüm olayı hakkında derhâl bir ceza soruşturması başlattığı, başvurucu Samiye Gökçe'nin ölü muayenesi işleminde hazır bulundurularak ifadesinin alındığı, başvurucu Samiye Gökçe'nin soruşturmaya ilişkin taleplerini Başsavcılığa iletebildiği, başvurucuların Başsavcılıkça verilen olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı etkili bir biçimde itiraz edebildikleri, sözü edilen soruşturmada özensizliğe işaret eden bir husus olmadığı ve ayrıca soruşturmanın oldukça kısa bir sürede sonuçlandırıldığı anlaşılmıştır. Bu sebeple meşru menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüde katılabilmelerine ve soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesine ilişkin gereklilikler yönünden başvuruya konu ceza soruşturmasında herhangi bir eksiklik bulunmamaktadır. Zaten başvurucuların anılan gerekliliklerle ilgili şikâyetleri yoktur.

77. Öte yandan başvurucular, Ceza İnfaz Kurumundaki tutma koşullarının yakınlarının ölümü üzerindeki etkisinin ve dört beş dakikalık tıbbi müdahaledeki gecikme de dâhil olmak üzere kalp ve damar hastalığı sonucu ölüme etki eden hiçbir hususun araştırılmadığını ileri sürmek suretiyle yakınlarının ölümü hakkındaki soruşturmanın eksiksiz olmadığını iddia etmişlerdir. Bu durumda başvuruya konu soruşturmada atılan adımların incelenmesi ve başvurucuların var olduğunu iddia etikleri eksikliklerin soruşturmanın sonucuna etkili edip etmediğinin değerlendirilmesi gerekir. Zira ölüm olayını çevreleyen koşulların tespiti ve varsa sorumluların tespitine engel olmadığı sürece Anayasa’nın 17. maddesi gereğince yürütülecek soruşturmalarda soruşturma makamlarının olayın gelişimine ve delillerin elde edilmesine ilişkin olarak ölen kişinin yakınlarının her türlü iddialarını ve taleplerini karşılama zorunluluğu bulunmamaktadır (Yavuz Durmuş ve diğerleri, B. No: 2013/6574, 16/12/2015, § 62; Mahpulah Özarslan, B. No: 2016/12544, 15/9/2020, § 62).

78. Başvuruya konu soruşturma kapsamında bir Cumhuriyet başsavcı vekili ile bir Cumhuriyet savcısı, vakit kaybetmeden olay yeri inceleme ekibiyle birlikte başvurucuların yakınının tutulduğu odayı incelemiştir. Yapılan inceleme sırasında T.G.nin tutulduğu odanın bulunduğu bölümdeki nöbetçi infaz koruma memurlarından E.T. ile T.G.ye ilk yardımda bulunan A.A. da dinlenmiştir. Aynı gün T.G. için acil çağrı butonuna basan İ.T.A.nın ifadesi alınmıştır. Başvurucuların yakınının tutulduğu odada bulunan ilaçlar hakkında bir adli tıp uzmanının görüşüne başvurulmuştur. Yapılan ölü muayenesi ve otopsi işlemleri sonuç vermeyince kesin ölüm nedeni konusunda Başsavcılık İhtisas Kurulundan görüş almış ve böylece T.G.nin kalp damar hastalığı sonucu öldüğünü tespit etmiştir. Otopsi işlemleri sırasında alınan biyolojik örnekler üzerinde yapılan analizler, ölümün başka bir sebepten ileri gelme olasılığını dışlamıştır. Ayrıca Başsavcılık;

i. İnfaz koruma başmemuru M.C. ile infaz koruma memurları M.M.D., S.K., H.N., H.Ş. ve E.Ü.nün, başvurucuların yakını T.G.yi Kampüs Hastanesine götüren cankurtaranda görevli D.K., Ö.Ö.E. ve İ.K.nin, Kampüs Hastanesinde T.G.ye tıbbi müdahalede bulunan Dr. M.N.Y.nin ve tutuklular A.Y., M.K. ve Ö.A.nın ifadelerini almıştır.

ii. T.G.ye yapılan ilk müdahale ile T.G.nin ölümü arasındaki zaman dilimine ilişkin kamera ya da sair görüntü araçlarına ait kayıtlar ile T.G.nin tutulduğu odadan havalandırma alanına çıktığı kısım arasında bulunan tüm kameralara ait görüntülerin 25/3/2018-2/4/2018 tarihleri arasına ilişkin bölümünü ve cankurtaranın T.G.yi Kampüs Hastanesine götürmek amacıyla Ceza İnfaz Kurumuna doğru ne zaman yola çıktığına ilişkin görüntü kayıtlarını getirtip anılan kayıtları bir bilirkişiye inceletmiştir.

iii. T.G.nin ölmeden önce aldığı sağlık hizmetleriyle ilgili kayıtları celbetmiş ve toplanan deliller çerçevesinde ölümün meydana gelmesinde kasıt ya da ihmalin bulunmadığı sonucuna varmıştır.

79. Soruşturmada T.G.nin kalp ve damar hastalığının bulunduğuna işaret eden hiçbir unsurun bulunmaması, ölümünden önce T.G.nin sağlık hizmetlerine erişimde herhangi bir sıkıntı yaşamaması, T.G.ye ilk yardımda bulunan infaz koruma memurunun ilk yardım eğitim almış olması ve 28/5/2018 tarihli bilirkişi raporu (bkz. § 49) dikkate alındığında Başsavcılıkça verilen ve nesnelliğinden şüphe duyulmasını gerektirecek herhangi bir sebep bulunmayan kararın sorgulanması için bir neden bulunmadığı ve başvurucuların var olduğunu iddia ettikleri eksikliklerin soruşturmanın sonucuna etki edecek nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir.

80. İzah edilen nedenlerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı ile Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

81. Başvurucular; ölen yakınlarının gözaltı sırasında küçük bir nezarethanede kalabalık bir ortamda tutulduğunu, gözaltı sürecinde yeterli ölçüde yiyecek ve içecek verilmediğini, ayrıca sorgu öncesinde ölen yakınlarının adliye koridorlarında bir gün süreyle elleri ters kelepçeli bir hâlde bekletildiğini ileri sürerek Anayasa'nın 2. ve 17. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucular ayrıca Anayasa'nın 19. maddedeki güvencelerin ihlal edilmek suretiyle tutuklama kararı verilip tutukluluğun devam ettirildiğini, tek kişilik hücreye koyma kararının hukuki olmadığını belirterek Anayasa'nın 2., 19. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

82. Bakanlık görüşünde tutma koşullarından da bahsedilerek T.G.nin kitap temininde problem yaşamaması, psikolog desteğinden faydalanma imkânının olması, havalandırma alanını kullanabilmesi, aile fertleri ve avukatları ile belli periyotlarla görüşebilmesi, kaldığı odada duş, tuvalet, mutfak malzemelerinin bulunması hususları birlikte düşünüldüğünde yalnızca tek kişilik odada barındırılıyor olması nedeniyle tam bir duyusal veya sosyal tecride maruz kaldığının söylenemeyeceği ifade edilmiştir.

83. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddiaları ile başvurucu Samiye Gökçe'nin Başsavcılığa verdiği 14/5/2018 tarihli dilekçede (bkz. § 48) yer alan iddialarını yinelemişlerdir.

2. Değerlendirme

84. Başvurucuların şikâyetlerinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine yönelik olduğu ve başvuruya konu edilen soruşturma kapsamında verilen nihai kararın öğrenilmesinden itibaren otuz günlük başvuru süresi içinde dile getirilmeyen iddiaların Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesi mümkün olmadığından burada değerlendirilecek olan iddiaların yalnızca başvuru formunda dile getirilen iddialar olabileceği sonucuna varılmıştır (bkz. § 68). Bununla beraber söz konusu şikâyetler başvurucuların ölen yakınları yönünden dile getirildiği için başvurucuların mağdur sıfatlarının bulunup bulunmadığının konuyla ilgili Anayasa Mahkeme içtihadı çerçevesinde ele alınması gerekmektedir.

85. Anayasa Mahkemesine göre bireysel başvuru yolunu işletebilecekler esas itibarıyla ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı güncel bir kişisel hakkı doğrudan etkilenen kişiler (doğrudan mağdur) olmakla birlikte somut olayın koşullarına ve ihlal edilen hakkın niteliğine göre doğrudan mağdur ile arasında kişisel ve özel bir bağ bulunan, dolayısıyla da Anayasa ve Sözleşme'nin ihlalinden olumsuz olarak etkilenmiş veya ihlalin sona ermesinde meşru ve kişisel bir menfaati bulunan kimseler de dolaylı mağdur sıfatıyla bireysel başvuruda bulunabilirler (Engin Gök ve diğerleri, B. No: 2013/3955, 14/4/2016, § 47). Nitekim yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik başvurunun ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından yapılabileceği gerekçesiyle bugüne kadar ölenlerin ebeveynleri, çocukları, eşleri veya kardeşleri gibi yakınları tarafından yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan birçok başvuru incelenmiştir (ebeveyn için bkz. Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 37; kardeş için bkz. S.K., B. No: 2014/10839, 25/2/2015, § 23; eş için bkz. Ayser Demiralp, B. No: 2013/2849, 7/1/2016).

86. Anayasa Mahkemesi bazen yaşam hakkı yönünden yaptığı değerlendirmeyi başvurucuların, yakınlarının ölmeden önce kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin iddiaları hakkında da yaparak başvurucuların kötü muamele yasağı yönünden de mağdur sıfatlarının bulunduğu sonucuna varmıştır (Esma Çelebi, B. No: 2014/17591, 19/4/2017, § 80; Ahmet Şenol ve diğerleri, B. No: 2014/16947, 22/2/2018, § 69; Azize Mihyaz ve Haval Mihyaz, B. No: 2015/11214, 10/1/2019. Kötü muamele yasağı kapsamında Esma Çelebi başvurusunda ruh ve sinir hastalıkları hastanesine götürülmek istenen şizofreni hastasının ölümünden önce polis memurlarınca cop, göz yaşartıcı gaz ve kelepçe kullanıldığı için maruz bırakıldığı orantısız güç nedeniyle vücut ve ruhsal bütünlüğünün zarar gördüğüne ve bu olaya ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmediğine ilişkin iddialar, Ahmet Şenol ve diğerleri başvurusunda hükümlünün ölümünden önce ceza infaz kurumu görevlilerince darbedildiğine, ellerine ve ayaklarına ters kelepçe takılı vaziyette bir odada tutulduğuna ve bu olaylarla ilgili etkili ceza soruşturması yürütülmediğine yönelik iddialar incelenmiştir. Başvurucuların, yakınlarının gözaltında işkence gördüğüne ve akabinde öldürüldüğüne ilişkin şikâyetlerinin incelendiği Azize Mihyaz ve Haval Mihyaz başvurusunda ise mağdurun bizzat başvuru yapmasının mümkün olmadığı ve yakın akrabalık ilişkisinin bulunduğu kimi durumlarda -özellikle yaşam hakkının söz konusu olduğu- başvurucuların ihlalden doğrudan etkilenmemiş olmalarına rağmen ihlalden dolaylı olarak etkilenmeleri nedeniyle bu etkiye dayanarak kendi adlarına başvuru yapabileceklerine işaret edilip sadece başvurucular ile ölen arasındaki yakınlığa değinilerek kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddia da ele alınmıştır.)

87. Bazı başvurularda Anayasa Mahkemesi başvurucuların, yakınlarının kötü muameleye maruz bırakıldıktan sonra öldürüldüğüne ya da uğradıkları kötü muamele sonucu öldüklerine ilişkin iddialarını başvurucuların mağdur sıfatlarıyla ilgili değerlendirme yapmaya ihtiyaç duymadan incelemiştir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015,; Mehmet Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979, 20/5/2015; Murat Karabulut, B. No: 2013/2754, 18/2/2016; Temur Eskibağ ve Mehmet Rıza Eskibağ, B. No: 2014/5098, 20/12/2017; Şahabettin Yılmaz, B. No: 2014/18172, 9/1/2018; Ahmet Toktaş ve diğerleri, B. No: 2014/4852, 14/11/2018; Ayten Kardoğan ve diğerleri, B. No: 2015/1517, 25/12/2018; Gülşen Polat ve Kenan Polat, B. No: 2015/4450, 10/10/2019; Hatun Horuz ve Zemci Horuz, B. No: 2017/17723, 3/11/2020. Kötü muamele yasağı kapsamında Rıfat Bakır ve diğerleri kararında başvurucuların ölen yakınının, askerliğini yapmakta iken terhisine bir kaç gün kala nöbet kulübesinde başından vurulmuş olarak bulunmasından önce darba maruz kaldığına ilişkin iddia; Mehmet Kaya ve diğerleri kararında başvurucuların, yakınlarının ölmeden önce infaz koruma memurları tarafından kötü muameleye maruz kaldığına ve işkenceye tabi tutulduğuna, ayrıca ölene kötü muamelede bulunan görevliler hakkında soruşturma başlatılmadığına yönelik iddiaları; Murat Karabulut ile Temur Eskibağ ve Mehmet Rıza Eskibağ kararlarında başvurucuların, sağlık durumunun ceza infaz kurumunda tutulmalarına uygun olmamasına rağmen ölen yakınlarının cezalarına ilişkin infazların ertelenmediğine yönelik iddiaları; Şahabettin Yılmaz kararında başvurucunun, ölen yakının tutulduğu ceza infaz kurumunda ölmeden önce baskı ve işkenceye maruz kaldığına ilişkin iddiası; Ahmet Toktaş ve diğerleri kararında başvurucuların, yakınlarının kurşun sıkılarak öldürülmeden önce tellerle bağlanarak canlı bir şekilde yakıldığına ve bu olayla ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğine ilişkin iddiaları; Ayten Kardoğan ve diğerleri kararında gözaltında işkence sonucunda ölüm sebebiyle yapılan kovuşturmanın beraatle sonuçlanmasına ilişkin iddia, Gülşen Polat ve Kenan Polat kararında askerî ceza infaz kurumunda kötü muamele sonucu ölüm olayının meydana gelmesine ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesine ilişkin iddia ve Hatun Horuz ve Zemci Horuz kararında başvurucuların, yakınlarının zorunlu askerlik hizmeti sırasındaki ölümünden önce fiziksel ve sözlü şiddete uğradığına yönelik ceza soruşturmasının etkili olmadığına ilişkin iddia ele alınmıştır.)

88. Dağaz Yılmaz ve diğerleri (B. No: 2014/17225, 18/4/2018, § 55) kararında başvurucuların yakınının gözaltından serbest bırakıldığı tarih ile kaybolduğu tarih arasındaki sürenin kısalığı başvurudaki diğer unsurlarla birlikte değerlendirerek gözaltındaki işkence iddiası yönünden başvurucuların dolaylı mağdur sıfatını taşıdığı kabul edilmiştir.

89. C.D.A. (B. No: 2017/28025, 13/10/2020, §§ 76, 77) kararında ise Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tutulduğu ceza infaz kurumunda intihar eden eşinin gözaltında iken kötü muameleye maruz bırakıldığına ilişkin iddiasına dair ölenin konu hakkında adli makamları hareket geçirmeye yönelik herhangi bir başvuruda bulunmadığını belirterek başvurucunun mağdur sıfatının bulunmadığı sonucuna varmıştır.

90. Zikredilen kararlar çerçevesinde Anayasa Mahkemesinin genel olarak ölüm olayıyla yakından bağlantılı olması (örneğin ölümün kötü muamele sonucu meydana gelmesi) koşuluyla başvurucuların ölen yakınları adına kötü muamele yasağının ihlal edildiği yönünde başvuru yapabilmelerine izin verdiği söylenebilir. Şüphesiz bu değerlendirme, başvurudaki diğer unsurlarla birlikte değerlendirilmek suretiyle başvurucuların, ölen yakınları yönünden kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaları bakımından da geçerlidir.

91. Anayasa Mahkemesinin içtihadının ortaya konulması sonrasında somut olaya dönüldüğünde başvurucular tarafından ortaya atılan iddialara benzer olanların başvurucuların ölen yakınları tarafından daha önce iki kez Anayasa Mahkemesi önünde dile getirildiği ancak başvurucuların süresi içinde, ölen yakınları adına başvuruyu devam ettirme iradelerini ortaya koymadıkları için başvuruların düşmesine karar verildiği görülmüştür (bkz. § 58). Ayrıca başvurucuların incelemeye esas iddialarının benzerlerini daha önce dile getirdikleri 2018/15806 sayılı başvuru Anayasa Mahkemesi tarafından kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur (bkz. § 47).

92. Başvurucular işbu başvuruyu yakınlarının ölümü hakkında yürütülen soruşturma kapsamında verilen nihai karar üzerine yapsalar da yakınlarının kalp damar hastalıkları sonucu ölümü ile yakınlarının tutuklanması ve tutukluluğunun devam ettirilmesi, gözaltında maruz bırakıldığını iddia ettikleri kötü muamele ve yakınlarının tek kişilik odada tutulması arasında yakın bir bağlantı bulunduğuna dair somut bir veri sunmamıştır. Başvuruya konu edilen ceza soruşturmasındaki hiçbir unsur da bahsi geçen yakın bağlantının varlığına işaret etmemektedir. Ayrıca başvurucular, anılan ihlal iddialarının incelenmesini zorunlu kılan bir nedenden de söz etmemiştir. Bu koşullar altında Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden başvurucuların mağdur sıfatlarının bulunmadığı sonucuna varmıştır.

93. Açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduklarına karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/10/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Batuhan Gökçe ve diğerleri, B. No: 2018/36427, 6/10/2021, § …)
   
Başvuru Adı BATUHAN GÖKÇE VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2018/36427
Başvuru Tarihi 17/12/2018
Karar Tarihi 6/10/2021

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, bir tutuklunun ceza infaz kurumundaki ölümü hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının, anayasal güvencelere aykırı olarak tutuklama kararı verilip tutukluluğun devam ettirilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, gözaltı ve tutukluluğa ilişkin süreçlerdeki tutma koşulları nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Ölüm, ağır yaralanmada etkili soruşturma (delillerin toplanmasında özensizlik) İhlal Olmadığı

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 160
170
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi