logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Hatice Gülden Şahin ve diğerleri, B. No: 2019/11341, 23/2/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HATİCE GÜLDEN ŞAHİN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/11341)

 

Karar Tarihi: 23/2/2022

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Basri BAĞCI

Raportör

:

Volkan ÇAKMAK

Başvurucular

:

1. Hatice Gülden ŞAHİN

 

 

2. Işık CANGÜVEN

 

 

3. Yağmur ŞAHİN

Vekili

:

Av. Şule TOPALOĞLU

 

 

4. Doğukan ALPAYDIN

 

 

5. Lütfi Mert ALPAYDIN

 

 

6. Mehmet ALPAYDIN

 

 

7. Türkan ALPAYDIN

Vekili

:

Av. Emine UFUKTEPE

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, uçak kazasında meydana gelen ölüm sonucu açılan manevi tazminat davasının reddedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma ve yaşam haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 3/4/2019 ve 4/4/2019 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2019/11456 numaralı bireysel başvuru dosyası, aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2019/11341 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş olup inceleme 2019/11341 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

9. Irak'a gitmek üzere Adana Şakirpaşa Havalimanı'ndan 9/1/2007 tarihinde kalkan ve başvurucuların murislerinin de yolcuları arasında olduğu uçak, Irak sınırları içinde inişe geçtiği sırada düşmüştür. Başvurucuların murisleri uçağın düşmesi sonucu vefat etmişlerdir. Uçağın ilk kalkış ülkesinin Türkiye olmadığı ve Moldova'da kurulmuş olan bir şirkete ait olduğu görülmektedir.

10. Olayın gerçekleşmesinde sorumluluğu bulunduğu ileri sürülen kamu görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçu isnadıyla yürütülen ceza yargılamasındailk etapta delil yetersizliği gerekçesiyle beraat kararı verildiği ancak Yargıtay tarafından verilen bozma kararı sonrası sürecin 20/9/2017 tarihli zaman aşımı yönünden düşme karar ile sonuçlandığı anlaşılmaktadır.

11. Başvurucular, uçağın mali mesuliyet sigortasının bulunmamasına karşın uçuş izni verilmesi nedeniyle Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına karşı hizmet kusuruna dayalı olarak (6/3/2008 ve 29/9/2010 tarihlerinde) Adana 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde tam yargı davası açmışlardır. Davacılar, sorumluluk sigortası yaptırılmadan ve bu husus denetlenmeden, güvenli uçuş izni verilmesi için tedbirlerin alındığına dair inceleme yapılmadan uçağa kalkış izni verilmesi nedeniyle ağır hizmet kusuru bulunduğunu iddia etmişlerdir.

12. Mahkeme 28-30/11/2011 tarihli kararlarıyla davayı reddetmiştir.

13. Danıştay Onuncu Dairesi 24/1/2013 tarihli kararlarıyla; özetle, idarenin kusurunun tüm boyutlarıyla araştırılmadığını belirterek ret hükmünü bozmuştur.

14. Mahkeme 14/5/2015 ve 10/9/2015 tarihli kararları ile bozma kararına uymuş ve yapılan yargılama sonunda yine ret hükmüne ulaşmıştır. Birbiriyle örtüşen kararların gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

 " ...

İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir deyişle zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunmaması zararın idari faaliyetten doğmadığını gösterir. Meydana gelen zararda üçüncü kişinin kusuru varsa idarenin tazmin sorumluluğu ortadan kalkar ya da üçüncü kişinin kusuru oranında azalır.

İdari eylem veya işlemlerle kişilerin subjektif hukuki durumlarında ortaya çıkan hak ihlallerinin bütün sonuçlarıyla birlikte giderilmesini amaçlayan ve aynı zamanda idarenin hukuk kuralları içinde kalmasını sağlayan etkin bir denetim ve yaptırım aracı olan tazminat davalarında; mal varlığında eksilme veya çoğalma olanağından yoksunluk olarak ifade edilen maddi zarar, öncelikle davacılar tarafından tanımlanıp dava dilekçesinde gösterilmektedir. Davacılar tarafından tanımlanıp, belirlenen zararın dışında, istem aşılarak veya olası zararlar araştırılarak niteliği ve miktarı belirtilip talep edilen zararın dışında başka zararların tazmini yoluna gidilmesine ise olanak bulunmamaktadır.

...

... belgelerden Continental Casualty Company ( CNA ) isimli sigorta şirketi tarafından davacılar miras bırakanının uçak kazası sonucu vefat etmesi sebebiyle yakınlarına toplam 967.235,83[549.859,93] ABD doları tutarında tazminat ödendiği anlaşılmaktadır.

...

Uyuşmazlık konusu olayda, davacılar vekilince 09.01.2007 tarihinde Adana Şakirpaşa Havaalanı'ndan kalkan ve Irak/Beled yakınlarında düşen uçağa kalkış izni verilmemesi halinde uçağın düşmeyeceği ve buna bağlı olarak ölüm olayının meydana gelmeyeceği biçiminde ortaya konulan eylem ve zarar ilişkisi, uygun bir illiyet bağını ifade etmediği gibi mali mesuliyet sigortasını yaptırmakla yükümlü bulunan hava aracı işleteninin kalkış izni için ibraz ettiği mali sorumluluk sigortası poliçesin üzerindeki suç niteliğindeki davranışının tazmini talep edilen maddi zararla, sigorta poliçesi okunaklı olmadığı halde uçağın kalkışına izin verilmesi şeklinde gerçekleşen idarenin eylemi arasındaki neden sonuç ilişkisini ortadan kaldırdığı, başka bir deyişle uçağın düşüşü ve buna bağlı olarak meydana gelen ölüm olayının kamu hizmetinin doğrudan bir sonucu olmadığı, dolayısıyla idarenin, gerek hizmet kusuru, gerekse kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince tazminat ödemekle yükümlü tutulamayacağı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

Diğer yandan, İdare Hukukunun yerleşik ilkelerine göre manevi tazminata hükmedilebilmesi için ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması ya da ilgilinin şeref ve onurunun zedelenmesi veya kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesinin yanında bu durumun idarenin hukuka aykırı bir işlemi veya eyleminden kaynaklanması da zorunludur. Olayın meydana geliş şekli ve uçağın düşüş nedeni karşısında ,kişilerde oluşan mağduriyet ile idari işlem veya eylem arasındaki makul illiyet bağının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Davacı vekilince uçağın model ve teknik özellikleri ileri sürülerek uçuş izni verilmemesi gerektiği ileri sürülmekte ise de uçuşa elverişlik belgesi bulunan uluslararası uçağın bu yönü ile denetlenmesi ile ilgili bir görevi bulunmayan idarenin sorumlu tutulması ve uçağın düşmesi ile idari işlem arasında bağlantı kurulması mümkün bulunmadığından, uyuşmazlıkta idarenin manevi tazminat ödenmesini gerektirir şartların oluşmadığı görülmüştür.

Kaldı ki, 09.01.2007 tarihinde Adana Şakirpaşa Havaalanı'ndan kalkan ve Irak/Beled yakınlarında düşen uçağın işleteni tarafından sigorta poliçesinin uçağın kalkışından önce posta yoluyla davalı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne gönderildiği, bu belgenin fotokopi olmasına rağmen üzerindeki yazıların ve rakamların okunabildiği, yukarıda yer alan mevzuat hükümleri gereği davalı idarenin sorumluluğunun bu belgenin uçuştan önce var olup olmadığı ile sınırlı olduğu, davalı Sivil Havacılık personelinin ilk bakışta ve herhalde bu belgenin sahte ve/veya geçersiz olduğunu tespit etmesinin mümkün olmadığı gibi mevzuatla idareye belgenin doğruluğunu/gerçekliğini araştırma hususunda görev ve sorumluluk verilmediği, havayolu şirketinin/işletenin hatası ve kastı nedeniyle davalı idarelerin sorumlu tutularak tazminat ödemeye mahkum edilmelerinin hakkaniyet ilkeleri ile bağdaşmayacağı, aksinin kabulü halinde davacılar lehine sebepsiz zenginleşmeye yol açılacağı gibi verimli kamu kaynağının amacı dışında kullanılması sonucunun doğacağı, sonuç itibarıyla idareye ulaşan o tarihteki mevcut belgelere göre idarenin uçağa kalkış izni vermesinde ağır hizmet kusuru bulunmadığı görülmekle davacıların manevi tazminat istemlerinin bu yönüyle de reddi gerekmektedir."

15. Danıştay Onuncu Dairesi 5/10/2017 tarihli kararlarıyla ret hükümlerini ek gerekçeyle esas yönünden onamıştır. Ek gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"...kaza yapan uçağa Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatına (İCAD) üye olan Moldova Devleti tarafından uçuşa elverişli olduğuna ilişkin sertifika düzenlendiği, Adana Şakirpaşa Havaalanında iniş-kalkışı sırasında Türk Sivil Havacılık birimlerine sigorta poliçesinin sunulduğu, Adana Şakirpaşa Havalimanının söz konusu uçağın ilk kalkış noktası olmadığı Moldova'dan aldığı yolcularla birlikte yolcu almak üzere Adana'ya uğradığı, dolayısıyla ilk kalkış noktasında gerekli kontrollerin yapılmış olması gerektiği de dikkate alındığında, yukarıda anılan Şikago Milletlerarası Sivil Havacılık Anlaşması uyarınca "akit devletler arasında hava nakil vasıtalarıyla yapılan seyrüseferleri kolaylaştırmak, yolcuların ve yükün lüzumsuz yere gecikmesine engel olmak" yükümlülüğü altında bulunan davalı idare görevlilerinin uçuş izni vermek için sigorta poliçesinin varlığını tespit etmelerinin yeterli olduğu, ceza yargılamasında dahi ancak bilirkişi incelemesiyle yapılabilen sahtelik tespitinin uçağa kalkış izni veren kamu görevlilerince tespit edilmesinin beklenemeyeceğinin kabulü gerekmektedir.

Buna göre, kamu görevlilerinin ceza yargılamasında beraat ettikleri ve sonrasında haklarındaki davanın düşürülmesine karar verildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, olayda davalı idarelerin hizmet kusuru bulunmadığından, davanın reddi yolunda verilen temyize konu mahkeme kararında sonucu itibariyle isabetsizlik bulunmamaktadır."

16. Esastan onama hükmüne yönelik karar düzeltme istemi de 23/1/2019 tarihli kararla reddedilmiştir.

17. Başvurucular 4/3/2019 ve 5/3/2019 tarihinde nihai kararı tebellüğ etmelerinin ardından 3/4/2019 ve 4/4/2019 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Anayasa Mahkemesinin 23/2/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

19. Başvurucular, kamu makamlarının uçak için gereken kontrolleri gerçekleştirmeyip uçuş koşullarını taşımayan uçağa kalkış için izin verdiklerini ve açık bir ihmalin söz konusu olduğunu belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

20. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

 “Herkes, yaşama ... hakkına sahiptir.”

21. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

22. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50).

23. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme yükümlülüğünün yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

24. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak bu konuda ortaya konulmuş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyeti kapsamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

25. Öte yandan yaşam hakkının gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin belirlenmesi, idari ve yargısal makamların takdirinde olan bir husustur. Hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbir ile yerine getirilebilir (Bilal Turan ve diğerleri (2),B. No: 2013/2075, 4/12/2013, § 59).

26. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda, makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53). Diğer taraftan devletin yaşamı korumaya ilişkin yükümlülüğü, tehlikeye karşı aşırı tedbirsiz davranan kişiler bakımından da sınırsız bir şekilde söz konusu olamaz. Ayrıca bu yükümlülük her durumda ve koşulda tehlikeye karşı mutlak bir güvenlik sağlamayı da garanti etmez (Hüseyin Münüklü, B. No: 2014/5973, 13/9/2017, § 67).

27. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı bağlamında mağduriyetin giderilip giderilmediğinin tespiti açısından kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olayları ile ihmal sonucu meydana gelen ölüm olayları arasında bir ayrım yapmak gerekir (Mehmet Aydoğan ve Nufer Aydoğan, B. No: 2013/3775, 14/4/2016, § 55).

28. İhmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük, her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

29. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleri tazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolların uygulamada da etkili olması gerekir. Bir başvuru yolunun ancak hak ihlalini önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi, bunun için uygun bir giderim sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).

30. Somut başvuruda, usulüne uygun düzenlenmiş mali mesuliyet belgesi olmayan uçağın düşmesi nedeniyle kamu idaresi aleyhine açılan bir tazminat davasının sürece esas alındığı görülmektedir. Tazminat davasında da başvurucuların temel savının uçağa gereken belgelere sahip olmadığı hâlde usulsüz olarak uçuş izni verildiği iddiası olması göze çarpmaktadır. Yargısal süreç nihai olarak tazminat isteminin reddi kararı ile sonuçlanmıştır. Ret hükmüne ulaşılırken gerekçede "uçağa kalkış izni verilmemesi halinde uçağın düşmeyeceği ve buna bağlı olarak ölüm olayının meydana gelmeyeceği biçiminde ortaya konulan eylem ve zarar ilişkisi, uygun bir illiyet bağını ifade etmediği" , "başka bir deyişle uçağın düşüşü ve buna bağlı olarak meydana gelen ölüm olayının kamu hizmetinin doğrudan bir sonucu olmadığı", "uçağın model ve teknik özellikleri ileri sürülerek uçuş izni verilmemesi gerektiği ileri sürülmekte ise de uçuşa elverişlik belgesi bulunan uluslararası uçağın bu yönü ile denetlenmesi ile ilgili bir görevi bulunmayan idarenin sorumlu tutulması ve uçağın düşmesi ile idari işlem arasında bağlantı kurulması mümkün bulunmadığı" , "Adana Şakirpaşa Havalimanının söz konusu uçağın ilk kalkış noktası olmadığı Moldova'dan aldığı yolcularla birlikte yolcu almak üzere Adana'ya uğradığı, dolayısıyla ilk kalkış noktasında gerekli kontrollerin yapılmış olması gerektiği", "davalı idare görevlilerinin uçuş izni vermek için sigorta poliçesinin varlığını tespit etmelerinin yeterli olduğu, ceza yargılamasında dahi ancak bilirkişi incelemesiyle yapılabilen sahtelik tespitinin uçağa kalkış izni veren kamu görevlilerince tespit edilmesinin beklenemeyeceği" hususlarına (bkz. § 14) dayanılmıştır.

31. Yukarıda da (bkz. §§ 20-29) belirtildiği üzere bir vakada devletin yaşamı koruma yükümlülüğünün söz konusu olabilmesi için bireyin korunmasını gerektirecek bir risk (tehlike) ile karşı karşıya kalması ve bu tehlikenin yetkili makamlar tarafından öngörülebilir olması gerektiğinde bir tereddüt bulunmamaktadır. Aksi bir durumda söz konusu yükümlülüğün ortaya çıktığı söylenemeyecektir. Dolayısıyla bu yönde yapılacak değerlendirmede öncelikle hatırda tutulması gereken husus, yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün gündeme gelebilmesi için kişilerin yaşamı bakımından bir tehlikenin olması gerektiğidir. Bununla beraber pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanamayacaktır.

32. Yargısal süreçte de üzerinde defaatle durulduğu üzere uçağın ilk kalkış yerinin yurt dışı olması, uçağın teknik açıdan uçuşa yeterli olduğuna dair belgelerin yurt dışındaki makamlar tarafından düzenlenmesi, sahte olduğu ileri sürülen sigorta belgesinin de sahteliğinin ancak teknik inceleme ile anlaşılıyor olması karşısında Türk kamu makamlarının uçağa iniş/kalkış izni verilmesi şeklinde tezahür eden edimleri ile uçağın düşmesi dolayısıyla ölümün gerçeklemesi arasında bir bağıntı/illiyet bağı bulunduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla yaşamı koruma yükümlülüğü bakımından Türk kamu makamlarının doğrudan bir müdahalesinin (eylem/eylemsizlik) varlığı söz konusu değildir. Bir başka ifadeyle ilk kalkış ülkesi Türkiye olmayan ve teknik olarak yeterli olduğu yurt dışındaki makamların düzenlediği sertifika ile belgelenen bir uçağın düşmesi ile gerçekleşen riskin kamu makamları yönünden açık ve yakın, önlem alınması gereken bir tehlike olduğunu söylemek kamu makamlarına aşırı bir külfet yüklemek olacaktır. Sonuç olarak kamu makamlarının edimleri ile arasında illiyet bağı bulunmayan ölüm olayı bağlamında kamu makamlarının açık ve yakın bir tehlikenin varlığından haberdar olduğundan, olmaları gerektiğinden ve/veya gerekli ve yeterli önlemleri almamış olduklarından söz edilemez.

33. Tüm bu tespitler ışığında yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

35. Başvurucular, tazminat davalarına ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

37. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 45, 47).

38. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).

39. Başvurucuların açtığı tam yargı davalarının ayrı ayrı 8 yıl 4 ay ve 10 yıl 10 ay sürdüğü anlaşılmaktadır. Anılan ilkeler, Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar ve somut başvuruya konu yargılama sürecinin niteliği dikkate alındığında anılan yargılama sürelerinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

40. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

42. Başvurucular Hatice Gülden Şahin, Işık Cangüven ve Yağmur Şahin ihlalin tespiti ve yeniden yargılama talebinde; diğer başvurucular Doğukan Alpaydın, Lütfi Mert Alpaydın, Mehmet Alpaydın, Türkan Alpaydın ise ihlal tespiti ve yeniden yargılamanın yanı sıra maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucular manevi tazminat talebinde bulunmamıştır.

43. Somut olayda, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

44. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucular manevi tazminat talebinde bulunmadığından ve (Doğukan Alpaydın, Lütfi Mert Alpaydın, Mehmet Alpaydın, Türkan Alpaydın yönünden) maddi zarar ile makul sürede yargılanma hakkının ihlali arasındaki illiyet konusunda herhangi bir belge sunmadıklarından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi ve ihlalin tespiti ile yetinilmesi gerekir.

45. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 364,60 TL harç ve 4.500 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 4.864,60 TL yargılama giderinin hüküm fıkrasında belirtildiği şekliyle başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

 2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuların maddi tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

D. 364,60 TL harç ve 4.500 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 4.864,60 TL yargılama giderinin Hatice Gülden Şahin, Işık Cangüven ve Yağmur Şahin'e MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE; 364,60 TL harç ve 4.500 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 4.864,60 TL yargılama giderinin Doğukan Alpaydın, Lütfi Mert Alpaydın, Mehmet Alpaydın ve Türkan Alpaydın'a MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Adana 1. İdare Mahkemesine (E.2014/458, K.2015/1702; E.2014/465, K.2015/1102) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/2/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Hatice Gülden Şahin ve diğerleri, B. No: 2019/11341, 23/2/2022, § …)
   
Başvuru Adı HATİCE GÜLDEN ŞAHİN VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2019/11341
Başvuru Tarihi 3/4/2019
Karar Tarihi 23/2/2022
Birleşen Başvurular 2019/11456

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, uçak kazasında meydana gelen ölüm sonucu açılan manevi tazminat davasının reddedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma ve yaşam haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Kamu görevlisinin ihmali sonucu öldürülme, ağır yaralanma (genel) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Adil yargılanma hakkı (İdare) Makul sürede yargılanma hakkı (idare) İhlal İhlalin tespiti
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi