TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
TARIK KORKMAZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2019/13057)
Karar Tarihi: 9/7/2020
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Basri BAĞCI
Raportör
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
Tarık KORKMAZ
Vekili
Av. Emre AKARYILDIZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluğa ilişkin karar veren sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmaması, tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlarda alınan Savcılık görüşünün bildirilmemesi, tutukluluğa ilişkin kararlara yönelik itirazların karara bağlanmasının gecikmesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/4/2019 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
10. Yürütülen bir soruşturma sırasında E.İ. adlı kişinin başvurucuyla ilgili olarak "Bana fotoğrafı gösterilen şahıstır. 2010 yılında Şahin Apartmanında kaldığım cemaat evinin abisi olan Tahir Kod adlı Tarık Korkmaz isimli şahıstır" şeklinde beyanda bulunması üzerine başvurucu hakkında soruşturma başlatılmıştır.
11. Soruşturmanın devamında, M.F.A. adlı kişinin 2009 yılında Trakya Üniversitesini kazandığında başvurucunun kendisinin yanına gelerek kalacak yere ihtiyacı olup olmadığını sorduğunu, akabinde cemaat evinde kalabileceği teklifinde bulunduğunu ve kendisini bir öğrenci evine götürdüğünü beyan etmesi üzerine başvurucu 17/1/2018 tarihinde gözaltına alınmıştır.
12. Başvurucu, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığında ifadesini verdikten sonra adli kontrol altına alınma istemiyle 22/1/2018 tarihinde Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.
13. Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun yurt dışına çıkmama suretiyle adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli Tarık Korkmaz ile ilgili olarak, dosya içerisinde bulunan, arama ve el koyma tutanağı, fotoğraf teşhis tutanağı, diğer şüphelinin etkin pişmanlık kapsamındaki ifade tutanakları, şüphelinin savunması ve diğer muameleli evraklar birlikte değerlendirildiğinde, şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu, 5271 sayılı CMK’nın 109/1-2 maddesi kapsamında, somut olayda adli kontrol tedbirine ilişkin şartların oluştuğu, suçun vasıf ve mahiyeti, işleniş şekli, kanundaki cezasının alt ve üst sınırı dikkate alındığında, adli kontrol tedbirinin ölçülü olacağı anlaşıldığından, Edirne C.Başsavcılığı'nın şüphelinin adli kontrol altına alınması talebinin kısmen kabulüne, şüphelinin CMK'nın 109. maddesi kapsamında adli kontrol altına alınmasına. bu kapsamda şüphelinin kovuşturma aşamasında savunması alınıncaya kadar aşağıda belirtilen yükümlülüklere tabi tutulmasına, CMK'nın 109/3-a maddesi uyarınca şüpheli hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulmasına, Edirne C.Başsavcılığı'nın CMK'nın 109/3-b maddesi uyarınca belirlenen yerlere başvurmak şeklinde adli kontrol tedbirinin mevcut delil durumu dikkate alındığında ölçülü olmayacağı kanaatine varıldığından reddine ... [karar verildi.]"
14. Anılan karardan sonra yeni deliller elde edilmesi üzerine Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle Edirne Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.
15. Tutuklamaya sevk yazısının ilgili kısmı şöyledir:
"Şüphelinin adli kontrol talebiyle serbest bırakılmasından sonra şüpheli hakkında yeni deliler elde edilmiş;
1-B.Ç.nin teşhis tutanağında 'Tarık isimli şahıs: ifademde belirtmediğim ancak burada fotoğraflardan tanıdığım şahsın BLM (Bölge Lise Mesulü) olduğunu hatırlıyorum' şeklinde beyanda bulunduğu,
2-M.B.nin teşhis tutanağında 'Fotoğrafını gördüğüm şahsı tanırım. Şahsın ismini Tarık olarak biliyorum. Cami durağının yan tarafında bulunan Baran Apartmanında ev imamlığı yaptığını daha sonra BTM olarak faaliyet yürüttüğünü biliyorum. Sonradan duyduğuma göre bu şahıs yurtdışına gitti. Şahsı kesin ve net olarak teşhis ettim. Bu şahıs bilgisayar mühendisliği mezunuydu. Cemaat tarafından yurt dışına gönderildi. Kayserili olduğunu bilirim.' şeklinde beyanda bulunduğu,
3-Tanık S.Ü.nün ifadesinde ' ...Ancak sorduğunuz Tarık Korkmaz'ı tanırım. Aynı yıllarda benim kaldığım cemaat evinin karşısındaki apartmanda başka bir cemaat evinde kalırdı. BİM (Bölge İlkokul Mesulü) ya da BLM (Bölge Lise Mesulü) olarak faaliyet yürüttüğünü hatırlıyorum. Y.S.K. ile aynı evde ikamet ederlerdi. Yaser kod Y.Ş. ile beraber görürdüm. Sonraki yıllarda yurt dışına gittiğini biliyorum. Ancak cemaatin gönderip göndermediği konusunda bilgim yoktur.' şeklinde beyanda bulunduğu,
4-Tanık Y.S.P.nin ifadesinde 'Sormuş olduğunuz Tarık Korkmaz'ı tanıyorum. Benim 1. Sınıfta olduğum 2009 yılında arkadaşlarımın kaldıkları bir cemaat evinde bu şahsın da ev abisi olarak vazife yürüttüğünü hatırlıyorum. Tamamen emin olmamakla birlikte sonraki yıllarda vazife olarak yükseldiğini ve BTM olduğunu düşünüyorum. Bir dönem Tahir kod adını kullandı. Hakkında başka bir bilgim yoktur.' şeklinde beyanda bulunduğu,
5-Mali Bilirkişi raporuna göre şüphelinin 15/9/2014 tarihinde Bank Asya'da hesap açtırdığı, 30/9/2014-6/2/2015 tarihleri arasında üç seferde hesabına 300 TL yatırarak bireysel emeklilik poliçesi ödediği, şüphelinin hesap açtırdığı tarihten üç gün sonra yani 18/09/2014 tarihinde eşinin kendi hesabına 108.000 TL yatırdığı, takip eden tarihlerde 120.000 TL yatırarak parayı başka hesaplara havale ettiği anlaşılmıştır.
Şüphelinin 21/1/2018 tarihli ilk ifadesinde Arnavutluk ülkesine gittiğini, burada 4 yıl teknik serviste çalıştığını beyan ettiği 5/10/2018 tarihli ifadesinde de kendisine sorulan yukarıdaki beyanları kabul etmediği,
Tüm dosya kapsamında göre şüphelinin örgüt içerisinde ev abiliği, BLM, BİM, BTM gibi vazifeler icra ettiği, deşifre olmamak için Tahir Kod adını kullandığı, örgüt tarafından vazife yürütmek için Arnavutluk Ülkesine gönderildiği, Bank Asya'da hesap açtırılması ve para yatırılması için örgüt liderince talimat verildiği dönemde hesap açtırdığı, eşinin de aynı tarihte fahiş miktarda para yatırarak örgüt bankasına destekte bulunduğu, bu nedenle şüphelinin aile olarak örgüt taassubuyla hareket ettikleri görülmüş, şüphelinin FETÖ örgütünün üyesi olduğu anlaşılmıştır.
Şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak 5271 sayılı CMK’nın 100. vd. maddeleri uyarınca tutuklanmasına karar verilmesi kamu adına talep olunur."
16. Başvurucu 5/10/2018 tarihinde Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliğince silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli Tarık Korkmaz ile ilgili olarak, dosya içerisinde bulunan banka kayıtları, bilirkişi raporları, teşhis tutanakları, ayrıntılı ifade tutanakları, MASAK raporu, şüphelinin savunması ve diğer muameleli evraklar birlikte değerlendirildiğinde, şüphelinin kod adı kullandığı, talimat ile Bank Asya'ya para yatırdığı, örgüte eleman kazandırdığı, örgüt içerisinde sorumlu olarak görev aldığı yönünde oluşan somut deliller nazara alındığında şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu, şüpheliye isnat edilen suçun 5271 sayılı CMK’nın 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olması sebebiyle somut olayda bir tutuklama nedeninin de bulunduğu, şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, işleniş şekli, suçun kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırı dikkate alındığında tutuklama tedbirinin ölçülülük sınırları içerisinde kaldığı ve yukarıdaki gerekçelerle 5271 sayılı CMK'nın 109. maddesinde yazılı adli kontrol tedbirlerinin somut olayda yetersiz kalacağı anlaşıldığından şüphelinin tutuklanmasına ... [karar verildi.]"
17. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığının 29/10/2018 tarihli iddianamesiyle başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle Edirne 3. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır. İddianamede, tutuklamaya sevk yazısında yer alan delillere değinilmiş ve aşağıdaki değerlendirmelerde bulunulmuştur:
"Silahlı terör örgütünün öğrenci yapılanmasında örgüt üyelerine belli sorumluluklar, belli görevler ve bu görevleri yürütecekleri belli bölgeler verdiği, öncelikle evlere 'abi-abla' sıfatıyla faaliyet yürüten bir kişinin lider olarak atandığı, ev abisi olan kişinin evdeki faaliyetlerden ve evde kalan öğrencilerin faaliyetlerinden sorumlu olduğu, BTM (bölge talebe mesulü) olarak görevlendirilen kişilerin ise 4 veya 5 evden sorumlu olup, deyim yerindeyse ev abilerinin abisi konumunda bulundukları, ev abilerinin düzenli olarak kendilerinden sorumlu BTM'ye rapor verdikleri ve BTM'den aldıkları talimatları yerine getirdikleri, BTM'lerin ise BBTM (büyük bölge talebe mesulü) olarak adlandırılan bir üst kademedeki örgüt üyelerine bağlı oldukları, bu şekilde örgüt içerisinde sorumlulukların dağıtılarak yürütüldüğü, yapılanmayı yönetme noktasında boş alan bırakılmadığı, neredeyse her coğrafi bölgenin ve her eğitim kademesinin (lise, üniversite vs) görevlendirilen sorumlularca idare edildiği, bölünerek organize edilen öğrenci yapılanmasında lise sorumlusu (BLM), üniversite sorumlusu, (BÜM ya da GÜM) gibi görevler verildiği, yukarıdan aşağıya doğru bir hiyerarşi bulunmakla birlikte düzenli şekilde faaliyetlerden hesap sorulduğu bir sistem oluşturulduğu,
Örgütün her yapılanmasında olduğu gibi öğrenci yapılanmasında da gizliliğe önem verdiği, BTM ve üst mertebedeki kişilerin çoğunlukla kod isim kullandıkları, örgüt dışındaki kişilere ya da devlete karşı deşifre olmama maksadı yanısıra, alt mertebedeki örgüt üyelerine karşı da gizlilik sağlanmaya çalışıldığı, evde kalan öğrencilerin kendilerinden sorumlu olan BTM'yi çoğunlukla görmedikleri ve tanımadıkları, BTM ile mümkün mertebe ev abisinin muhatap olduğu, ev abilerinin de BBTM'yi tanımadıkları, bu şekilde daha hücresel ve müstakil gruplar oluşturulduğu,
BLM (bölge lise mesulü) konumundaki kişilerin lise çağındaki öğrencilerle ilgilenerek onlara örgütün tanıtılması, üniversite çağına geldiklerine örgüt içerisinde kalmalarının sağlanması, örgütsel aidiyetlerinin sağlanması ve artırılması gibi görevlerinin bulunduğu,
BÜM (Bölge Üniversite Mesulü) konumundaki kişilerin BBTM’ye bağlı oldukları, Üniversitede cemaat evlerinde veya yurtlarında kalmayan kişileri cemaate kazandırmak ile görevli oldukları,
Bu izahlardan sonra şüphelinin örgüt içerisinde ev abiliği, BLM, BİM, BTM gibi vazifeler icra ettiği, deşifre olmamak için Tahir Kod adını kullandığı, kod adı kullandığı hususunda tanıkların ittifak ettikleri, örgüt tarafından vazife yürütmek için Arnavutluk Ülkesine gönderildiği, Bank Asya'da hesap açtırılması ve para yatırılması için örgüt liderince talimat verildiği dönemde hesap açtırdığı, bu şekilde örgüt bankasına destekte bulunduğu ve örgütün üyesi olduğu,
Şüphelinin eşinin de aynı dönemde 108.000 TL bankaya para yatırarak örgüt liderinin çağrısına uyduğu, hakkında başka mahalde soruşturmanın devam ettiği anlaşılmıştır."
18. İddianame, Edirne 3. Ağır Ceza Mahkemesince 5/11/2018 tarihinde kabul edilmiş ve E.2018/323 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.
19. Başvurucunun tutukluluk durumu 4/12/2018 ve 18/1/2019 tarihlerinde dosya üzerinden incelenmiştir. Başvurucunun tutukluluk durumu 27/12/2018 tarihli duruşmada incelenmiş, başvurucu bu duruşmada savunmasını yapmış ve duruşmanın sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlara yaptığı itirazlar ise yine dosya üzerinden 5/12/2018, 8/1/2019, 16/1/2019 tarihlerinde reddedilmiştir. Başvurucunun ve müdafiinin katıldığı 13/2/2019 tarihli duruşmada da başvurucunun tutukluluk durumu değerlendirilmiş ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.
20. 13/2/2019 tarihli duruşmadan sonra başvurucunun tutukluluk durumu 11/3/2019 tarihinde dosya üzerinden incelenmiş; 27/2/2019, 6/3/2019, 22/4/2019 tarihlerinde de yine dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda tutukluluğa itirazının reddine karar verilmiştir. 8/4/2019 tarihli duruşmada başvurucu da hazır bulunmuş ve bu duruşmanın sonunda başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir.
21.Başvurucu 12/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
22. Edirne 3. Ağır Ceza Mahkemesi 10/7/2019 tarihinde, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"1-Suç tarihi ve öncesinde bankada mühendis olarak görev yapan sanığın 2007 yılında Trakya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünü kazanması ve kalacak yer arayışı neticesinde örgüt mensubunca kendisine ulaşılması üzerine örgüte ait evlerde kalmaya başladığı, 2012-2016 yılları arasında Arnavutluk ülkesinde birkaç küçük teknik servislik yâda analistlik yapacağım firmalarda çalıştığı, 2016 yılı Mayıs ayında Türkiye'ye geldiği, 2016 Temmuz ayında Türkiye Finans Katılım Bankasında Mühendis olarak işe başladığı ve devam ettiğini beyan ettiği, sanığın her ne kadar tüm aşamalarda verdiği ifadelerinde örgütle bağlantısı olmadığını beyan etmiş ise de;
2-E.İ.nin 'Bana fotoğrafı gösterilen şahıstır. 2010 yılında Şahin Apartmanında kaldığım cemaat evinin abisi olan Tahir kod adlı Tarık Korkmaz isimli şahıstır' şeklinde beyanda bulunduğu,
Tanık B.Ç.nin soruşturma aşamasında teşhis tutanağında 'Tarık isimli şahıs ifademde belirtmediğim ancak burada fotoğraflardan tanıdığım şahsın BLM (Bölge Lise Mesulü) olduğunu hatırlıyorum' şeklinde beyanda bulunduğu,
M.B.nin teşhis tutanağında 'Fotoğrafını gördüğüm şahsı tanırım. Şahsın ismini Tarık olarak biliyorum. Cami durağının yan tarafında bulunan Baran Apartmanında ev imamlığı yaptığını daha sonra BTM olarak faaliyet yürüttüğünü biliyorum. Sonradan duyduğuma göre bu şahıs yurtdışına gitti. Şahsı kesin ve net olarak teşhis ettim. Bu şahıs bilgisayar mühendisliği mezunuydu. Cemaat tarafından yurt dışına gönderildi. Kayserili olduğunu bilirim.' şeklinde beyanda bulunduğu,
Tanık S.Ü.nün ifadesinde 'Sorduğunuz Tarık Korkmaz'ı tanırım. Aynı yıllarda benim kaldığım cemaat evinin karşısındaki apartmanda başka bir cemaat evinde kalırdı. BİM (Bölge İlkokul Mesulü) ya da BLM (Bölge Lise Mesulü) olarak faaliyet yürüttüğünü hatırlıyorum. Y.S.K. ile aynı evde ikamet ederlerdi. Yaser kod Y.Ş. ile beraber görürdüm. Sonraki yıllarda yurt dışına gittiğini biliyorum ancak cemaatin gönderip göndermediği konusunda bilgim yoktur.' şeklinde beyanda bulunduğu,
Tanık Y.S.P.nin ifadesinde 'Sormuş olduğunuz Tarık Korkmaz'ı tanıyorum. Benim 1. Sınıfta olduğum 2009 yılında arkadaşlarımın kaldıkları bir cemaat evinde bu şahsın da ev abisi olarak vazife yürüttüğünü hatırlıyorum. Tamamen emin olmamakla birlikte sonraki yıllarda vazife olarak yükseldiğini ve BTM olduğunu düşünüyorum. Bir dönem Tahir kod adını kullandı. Hakkında başka bir bilgim yoktur.' şeklinde beyanda bulunduğu,
Haklarında açılan soruşturmalarda etkin pişmanlıktan yararlanmış bir kısım tanıkların kovuşturma aşamasında kısmen beyanlarından vazgeçtikleri görülse de soruşturma aşamasındaki ifadelerini avukat eşliğinde vermeleri nedeniyle beyanından vazgeçmiş olmasının beyanına itibar edilmesini engellemeyeceğinin ortada olduğu, tanıkların beyanları dosya kapsamında değerlendirildiğinde sanığın örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşıldığı,
Sanığın söz konusu beyanları kabul etmediği, örgüt ile alakası olmadığını beyan etmesine rağmen birden fazla kişinin sanıkla ilgili aynı yönde yalan beyanda bulunmalarının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, sanığın örgütle olan bağlantısını inkar ettiği ve örgüt içerisinde bulunan hiç kimseyi bildirmediği,
Tanık beyanlarından ve sanığın soruşturma aşamasındaki kendi beyanlarından da anlaşılacağı üzere sanığın dini faaliyet görünümü adı altında Fetullah Gülen'in kitaplarının okunması bu şekilde fikirlerinin empoze edilmesi gibi sohbet adı verilen toplantılara katıldığı, üniversitede okurken Edirne'de örgüt evlerinde ikamet ettiği, Tahir kod adını kullandığı, sanığın yurt dışına örgütün yönlendirmesiyle gittiği, bu şekilde örgüt yapılanması içerisinde kod isimlerini bildiği ancak açık kimlik bilgilerini bilmediği örgüt sorumluları ile gizlilik içerisinde 'sohbet' adı verilen faaliyetlere katıldığı, sanığın hakkındaki tanık beyanlarını kabul etmediği, örgütü koruma amacını güttüğünün değerlendirildiği, bu şekilde yukarıda ayrıntıları izah edilen Fetullahçı silahlı terör örgütü FETÖ/PDY ile arasında organik ve sıkı bir bağ olduğu, örgütün bir üyesi olduğu, halen görevi başında iken yakalandıktan sonra üzerine atılı suçlamaları kabul etmediği;
Sanığın yukarıda ayrıntıları izah edilen Fetullahçı silahlı terör örgütü FETÖ/PDY ile arasında organik ve sıkı bir bağ olduğu, örgütün bir üyesi olduğu, bu şekilde üzerine atılı terör örgütü üyeliği suçunu işlediği ve etkin pişmanlık göstermediği sabit olmakla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ... cezalandırılmasına karar verilmiştir."
23. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla istinaf aşamasında derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
25. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."
26. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
k) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."
27. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir."
28. 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'na eklenen geçiçi 19. madde şöyledir:
"Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar veya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından:
c) 1. Tutukluluğa itiraz ve tahliye talepleri dosya üzerinden karara bağlanabilir.
2. Tahliye talepleri en geç otuzar günlük sürelerle tutukluluğun incelenmesi ile birlikte dosya üzerinden karara bağlanabilir.
3. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 108 inci maddesi uyarınca yapılan tutukluluğun incelenmesi en geç, otuzar günlük sürelerle dosya üzerinden, doksanar günlük sürelerle kişi veya müdafi dinlenilmek suretiyle resen yapılır.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 9/7/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi Yönünden
30. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Gözaltının Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu 17/1/2018 ile 21/1/2018 tarihleri arasında beş gün boyunca gözaltında kaldığını, beş gün sonra mahkeme huzuruna çıkarıldığını, bu sürenin makul olmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
32. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.
2. Değerlendirme
33. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
34. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddiaları ile olağanüstü hâl şartları altında uygulanan gözaltı süresinin uzunluğunun makul olup olmadığı şikâyetlerine ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47; Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37). Somut olayda başvurucunun bu kapsamda kalan iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.
35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
36. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan somut olgu ya da deliller olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, tutuklanmasına dayanak oluşturan tanık ifadelerinin çelişkili olduğunu, bu tanık ifadeleri doğru olsa bile ifadelerde geçen olayların tarihi itibarıyla suçlamaya esas alınmaması gerektiğini, delilleri karartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda bulunmadığını, tutuklama ve itiraz üzerine verilen kararlarda şikâyetlerinin incelenmediğini ve yeterli gerekçeye yer verilmediğini, adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
37. Bakanlık görüşünde, öncelikle 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeki tazminat yolunun tüketilmediği belirtilerek başvurunun kabul edilemez bulunması gerektiği ileri sürülmüştür. Bakanlık; esas bakımından ise başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin ve kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin mevcut olduğunu ve tutuklamanın ölçülü olduğunu belirtmiştir.
38. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeki tazminat yolunun etkili bir yol olmadığını, esas bakımından ise tutuklama tedbirinin haksız, gerekçesiz ve hukuka aykırı olduğunu belirterek Bakanlık görüşünü kabul etmediğini ifade etmiştir.
39. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
40. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
a. Uygulanabilirlik Yönünden
41. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
42. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
43. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
44. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).
b. Kabul Edilebilirlik Yönünden
i. Genel İlkeler
45. Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
46. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
47. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
48. Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında; banka kayıtları, bilirkişi raporu, teşhis ve ayrıntılı ifade tutanakları, Mali Suçları Araştırma Kurulu raporu birlikte değerlendirildiğinde, başvurucunun kod adı kullandığı, talimat ile Bank Asyaya para yatırdığı, örgüte eleman kazandırdığı, örgüt içinde sorumlu olarak görev aldığı yönünde oluşan somut delillerin bulunduğu belirtilmiştir.
49. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise tanık ve teşhis ifadelerine dayanılarak başvurucunun örgüt içinde ev abiliği, bölge lise mesulü (BLM), bölge talebe mesulü (BTM), bölge ilkokul mesulu gibi vazifeler icra ettiği, deşifre olmamak için Tahir kod adını kullandığı, kod adı kullandığı hususunda tanıkların ittifak ettikleri, vazife yürütmek için örgüt tarafından Arnavutluk ülkesine gönderildiği, Bank Asyada hesap açtırılması ve buraya para yatırılması için örgüt liderince talimat verildiği dönemde hesap açtırdığı, bu şekilde örgüt bankasına destekte bulunduğu ve örgütün üyesi olduğu ileri sürülmüştür.
50. Soruşturma dosyasında başvurucunun örgüt içinde ev abiliği, BLM, BTM, bölge ilkokul mesulu gibi vazifeler icra ettiği, deşifre olmamak için Tahir kod adını kullandığı, vazife yürütmek için örgüt tarafından Arnavutluk ülkesine gönderildiği yönünde tanık ifadelerinin bulunduğu anlaşılmaktadır. İddianamede; FETÖ/PDY'nin öğrenci yapılanmasında örgüt üyelerine belli sorumluluklar, belli görevler ve bu görevleri yürütecekleri belli bölgeler verdiği, öncelikle evlere "abi/abla" sıfatıyla faaliyet yürüten bir kişinin lider olarak atandığı, bu kişinin evdeki faaliyetlerden ve evde kalan öğrencilerin faaliyetlerinden sorumlu olduğu, BTM olarak görevlendirilen kişilerin ise 4 veya 5 evden sorumlu olup ev abilerinin abisi konumunda bulundukları, ev abilerinin düzenli olarak kendilerinden sorumlu BTM'ye rapor verdikleri ve BTM'den aldıkları talimatları yerine getirdikleri, BTM'lerin ise büyük bölge talebe mesulü (BBTM) olarak adlandırılan bir üst kademedeki örgüt üyelerine bağlı oldukları, bu şekilde örgüt içinde sorumlulukların dağıtılarak yürütüldüğü, yapılanmayı yönetme noktasında boş alan bırakılmadığı, neredeyse her coğrafi bölgenin ve her eğitim kademesinin (lise, üniversite vs) görevlendirilen sorumlularca idare edildiği, bölünerek organize edilen öğrenci yapılanmasında BLM, üniversite sorumlusu gibi görevler verildiği, yukarıdan aşağıya doğru bir hiyerarşi bulunmakla birlikte düzenli şekilde faaliyetlerden hesap sorulduğu bir sistem oluşturulduğu ileri sürülmüştür.
51. Bu tespitlerin ve başvurucunun iddianamede ortaya konulan bu öğrenci yapılanması içinde yer aldığına ilişkin tanık ifadelerinin somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine, başvurucuyla FETÖ/PDY arasında örgütsel bir irtibat bulunduğuna dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Selçuk Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının bulunduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75; benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Metin Evecen, § 58; Mustafa Mendeş, B. No: 2018/1349, 30/10/2018, § 51).
52. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı edilmemelidir.
53. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 15-19, 26) darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir, § 78).
54. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan FETÖ/PDY'nin neredeyse ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79).
55. Başvurucunun tutuklanmasına esas alınan silahlı terör örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).
56. Somut olayda Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne üye olma suçunun niteliğine, kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırına, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına, adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 16).
57. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma ve delilleri etkileme şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.
58. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.
59. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek biçimde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).
60. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 16) keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.
61. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
62. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da (13. ve 19. maddelerde) bu hakka dair yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
D. Sulh Ceza Hâkimliklerinin ve Ağır Ceza Mahkemelerinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia
63. Tutuklama kararı veren ve tutukluluğa itirazları inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığını, tutukluluğa itirazların aynı düzeydeki hakimlikçe incelenmesinin çift dereceli yargılanma sistemine aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, ilgili ve yeterli gerekçe sunmadan tutukluluğunun devam ettirilmesine karar veren ağır ceza mahkemesinin de bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmüştür.
64. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.
65. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (diğerleri arasından bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).
66. Öte yandan Anayasa Mahkemesi; terör suçlarına ilişkin davalara bakmakla görevli olan ağır ceza mahkemelerinin tutukluluğa ilişkin karar vermesine veya bu kararlara yönelik itirazları değerlendirmesiyle ilgili olarak bu mahkemelerin doğal hâkim güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları şikâyetlerini incelemiş ve anılan mahkemelerin kuruluşu, bu mahkemelerin görev alanlarının belirlenmesi ve burada görev yapan hâkimlerin statüsünü dikkate alarak söz konusu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmıştır (Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 119-133; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 183-197).
67. Somut başvuruda, sulh ceza hâkimliklerinin ve -terör suçlarına ilişkin davalara bakan- ağır ceza mahkemelerinin yapısıyla ilgili olarak aynı mahiyetteki iddialarla ilgili anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
E. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia
69. Başvurucu; ilgili ve yeterli gerekçeler olmadan, kişiselleştirme yapılmaksızın basmakalıp ifadelerle tutukluluğunun devam ettirildiğini, tutukluluğun devamının neden gerekli olduğunun, adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını, itiraz dilekçelerinde ileri sürdüğü hususlarla ilgili bir değerlendirme yapılmadığını, tutukluluğunun makul süreyi aştığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
70. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.
71. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).
72. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).
73. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 8/4/2019 tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.
74. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
F. Tutukluluk Hâlinin Devamına İlişkin Kararlarda Alınan Savcılık Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia
75. Başvurucu; tutukluluk hâlinin devamına ilişkin olarak alınan Savcılık mütalaasının kendisine tebliğ edilmediğini, silahların eşitliği ilkesine aykırı bu durum nedeniyle tutukluluğa etkili itiraz edemediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
76. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.
77. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi Devran Duran (aynı kararda bkz. §§ 106-112) kararında; tutukluluk incelemeleri sırasında alınan Savcılık görüşünün şüpheli veya sanıklara bildirilmemesinin anayasal önem taşımadığını, içeriğinde başvurucunun cevap vermesini gerektirmeyen ve daha önce ileri sürülmemiş yeni bir olgudan bahsedilmeyen durumlarda Savcılık görüşünün başvurucuya bildirilmemesinin önemli bir zarara da neden olmadığını ifade etmiştir.
78. Somut olayda tutukluluk incelemeleri sırasında alınan Savcılık görüşünün bildirilmediği ileri sürülmüşse de başvuru formu ve eklerinde, bu görüş yazısında başvurucunun cevap vermesini gerekli kılan ve daha önce haberdar olmadığı yeni bir olgunun bulunduğu yönünde bir açıklamaya yer verilmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun iddiaları bakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durumun mevcut olmadığı değerlendirilmiştir.
79. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
G. Tutukluluğa İlişkin Kararlara Yönelik İtirazların Karara Bağlanmasının Geciktiğine İlişkin İddia
80. Başvurucu, tutukluluk hâlinin devamına yaptığı itirazların gerekli süratle ve makul sürede karara bağlanmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
81. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.
82. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).
83. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi, yakalanan veya tutuklanan kişilere yakalama ve tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumunda maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkân sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla tahliyesine karar verilen başvurucular yönünden anılan yolun tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Cafer Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40).
84. Kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla kişinin tutukluluk hâli sona erer (Korcan Polatsü, B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33). Başvurucu hâlihazırda tahliye olmuş ya da hükümlü hâle gelmiş ise itirazların geç değerlendirilmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesince verilecek bir ihlal kararı başvurucunun serbest kalması sonucunu doğurmayacak, ayrıca serbest bırakma talebine ilişkin başvuru hakkı bakımından da bir etki sağlamayacaktır. Bu durumda yalnızca hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinilecektir. Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel başvuruda bulunulması gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali Efendi Peksak, B. No: 2017/29428, 17/7/2019, §§ 101-112).
85. Anayasa Mahkemesi, yukarıda atıf yapılan Ali Efendi Peksak, Cafer Yıldız ve Yaşar Saçlı kararlarında kişinin tahliye edilmesi ya da hükümlü hâle gelmesi durumunda asıl dava sonuçlanmamış da olsa bu şikâyetler bakımından 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır. 8/4/2019 tarihli duruşmada başvurucu hakkında tahliye kararı ve 10/7/2019 tarihinde mahkûmiyet kararı verilmiştir. Mahkûmiyet kararıyla birlikte tahliye kararında olduğu gibi tutukluluk hâli sona erdiği için 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davasının bu durumda da etkili bir yol olduğu kabul edilmelidir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali Efendi Peksak, §§ 101-112).
86. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.
87. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
H. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
88. Başvurucu, dosya üzerinden yapılan tutukluluk incelemelerinde ve tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlara yapılan itirazın reddi kararlarında kendisi ve müdafii dinlenmeksizin dosya üzerinden karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
89. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.
90.Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
91. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
92. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu edilen suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin üyesi olduğu iddiası olsa da başvurucunun bu kısımdaki şikâyetleri olağanüstü hâlin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin olduğundan Anayasa'nın 15. maddesi yönünden bir değerlendirme yapılmayacaktır.
i.5/11/2018 ile 13/2/2019 Tarihleri Arasındaki Tutukluluk İncelemeleri Yönünden
93. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.
94. Başvurucu 5/10/2018 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucunun tutukluluk durumu 4/12/2018 ve 18/1/2019 tarihlerinde dosya üzerinden incelenmiştir. Başvurucunun tutukluluk durumu 27/12/2018 tarihli duruşmada da incelenmiş ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlara yaptığı itirazlar ise yine dosya üzerinden 5/12/2018, 8/1/2019, 16/1/2019 tarihlerinde reddedilmiştir. Başvurucunun ve müdafiinin katıldığı 13/2/2019 tarihli duruşmada da başvurucunun tutukluluk durumu değerlendirilmiş ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.
95. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması şeklindeki müdahale kişinin mahkeme/hâkim önüne çıkarılmasıyla sona erer. Bu durumda bireysel başvurunun mahkeme önüne çıkarılmadan itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.
96. Somut olayda 13/2/2019 tarihinde duruşma açılarak başvurucunun tutukluluk durumu incelenmiştir. Anılan tarihte yapılan duruşmayla birlikte başvurucunun tutukluluğun incelenmesi bağlamında hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama durumu sona ermiştir. Ancak başvurucu bu tarihten itibaren otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra 12/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
97. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. 13/2/2019 ile 8/4/2019 Tarihleri Arasındaki Tutukluluk İncelemeleri Yönünden
98. 13/2/2019 tarihli duruşmadan sonra başvurucunun tutukluluk durumu 11/3/2019 tarihinde dosya üzerinden incelenmiş; 27/2/2019, 6/3/2019, 22/4/2019 tarihlerinde de yine dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda tutukluluğa itirazının reddine karar verilmiştir. 8/4/2019 tarihli duruşmada başvurucu da hazır bulunmuş ve bu duruşmanın sonunda başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Dolayısıyla başvurucu, en son mahkeme huzuruna çıktığı 8/4/2019 tarihinden itibaren süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
99. Öte yandan somut olayda başvurucunun tutukluluk durumunun incelendiği dönemde geçerli olan 7145 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle 3713 sayılı Kanun'a eklenen geçici 19. maddeye göre başvurucunun da tutuklanmasına neden olan silahlı terör örgütü üyeliği suçu bakımından tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin dosya üzerinden karara bağlanabileceği, tahliye taleplerinin en geç otuzar günlük sürelerle tutukluluğun incelenmesi ile birlikte dosya üzerinden karara bağlanabileceği, 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesi uyarınca yapılan tutukluluğun incelenmesinin en geç otuzar günlük sürelerle dosya üzerinden, doksanar günlük sürelerle kişi veya müdafi dinlenilmek suretiyle resen yapılacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun tutukluluk incelemelerinin belirli sürelerle dosya üzerinden yapılmasının kanuna aykırı olmayacağı anlaşılmaktadır.
100. Anayasa Mahkemesi Salih Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018) kararında tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapılması ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikâyetini incelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararda inceleme tarihi itibarıyla başvurucunun hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması hususunu nazara alarak verilecek bir ihlal kararının yeniden hâkim önüne çıkarılmasını sağlamayacağını ve serbest kalması sonucunu doğurmayacağını belirtmiş ve bu durumda yalnızca kişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna varmıştır (Salih Sönmez, §§ 166-177).
101. Öte yandan Anayasa Mahkemesi; anılan kararda, bu tür ihlal iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır.
102. Anayasa Mahkemesi Erdal Tercan ([GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, §§ 215-246) kararında ise bu kapsamda yaptığı incelemede darbe teşebbüsünden sonraki süreçte darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY veya terörle bağlantılı suçlardan tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin on sekiz ayı aşan bir sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının olağanüstü hâl döneminde de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Salih Sönmez kararında başvurucunun tutukluluk durumunun yaklaşık yirmi bir ay boyunca duruşmasız olarak incelenmesi söz konusu olmuştur. Salih Sönmez kararında başvurucunun tutukluluk durumunun duruşmasız olarak incelenmesi mevzuata uygun olsa da Erdal Tercan kararında on sekiz ayı aşan sürenin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edeceğine ilişkin tespite dayalı olarak derece mahkemelerinin tazminat ödeyebilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir. Diğer bir deyişle Anayasa Mahkemesi Erdal Tercan kararıyla bu uygulama yönünden bir sınır belirlemiş, sonrasında verilen Salih Sönmez kararında ise bu şikâyetler bakımından anılan kararda yer alan değerlendirmelere atıf yapıldıktan sonra 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Ancak somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir. Zira söz konusu duruşmasız inceleme durumu olağanüstü hâl döneminde değil olağan dönemde gerçekleşmiştir. Anayasa Mahkemesinin olağan dönemde tutukluluk incelemelerinin duruşmasız incelenebileceği azami süreye ilişkin bir tespiti bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olayda mevzuata uygun olan duruşmasız inceleme nedeniyle tazminat yoluna başvurmanın etkisiz olacağı değerlendirilmiş ve 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun tüketilmesine gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.
103. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir (Mehmet Haberal, No: 2012/849, 4/12/2013, § 122).
104. Serbest bırakılmak amacıyla yetkili yargı merciine yapılması gereken başvurudan söz edildiğinden anılan hakkın uygulanması ancak talep hâlinde söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla burada belirtilen bir yargı merciine başvurma hakkı, suç isnadıyla hürriyetinden yoksun bırakılan kimseler bakımından tahliye talebinin yanı sıra tutuklama, tutukluluğun devamı ve tahliye talebinin reddi kararlarına karşı yapılan itirazların incelenmesi sırasında da uygulanması gereken bir güvencedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 328).
105. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasından kaynaklanan temel güvencelerden biri de tutukluluğa karşı itirazın hâkim önünde yapılan duruşmalarda etkin olarak incelenmesi hakkıdır. Zira hürriyetinden yoksun bırakılan kimsenin bu duruma ilişkin şikâyetlerini, tutuklanmasına dayanak olan delillerin içeriğine veya nitelendirilmesine yönelik iddialarını, lehine ve aleyhine olan görüş ve değerlendirmelere karşı beyanlarını hâkim/mahkeme önünde sözlü olarak dile getirebilme imkânına sahip olması, tutukluluğa itirazını çok daha etkili bir şekilde yapmasını sağlayacaktır. Bu nedenle kişi, bu haktan düzenli bir şekilde yararlanarak makul aralıklarla dinlenilmeyi talep edebilmelidir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 66; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 267; Aydın Yavuz ve diğerleri, § 333).
106. Ancak tutukluluğa ilişkin verilen her kararın itirazının incelenmesinde veya her tahliye talebinin değerlendirilmesinde duruşma yapılması ceza yargılaması sistemini işlemez hâle getirebilecektir. Bu nedenle Anayasa'da öngörülen inceleme usulüne ilişkin güvenceler, duruşma yapmayı gerektirecek özel bir durum olmadığı sürece tutukluluğa karşı yapılacak itirazlar için her durumda duruşma yapılmasını gerektirmez (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 73).
107. 13/2/2019 tarihli duruşmada başvurucu -müdafiiyle birlikte- isnat edilen suçlamalara karşı savunmasını sözlü olarak ifade etmiştir. Bu duruşmadan sonra başvurucunun tahliye edildiği 8/4/2019 tarihli duruşmaya kadar gerek tahliye taleplerinin gerek resen yapılan tutukluluk incelemelerinin gerekse tutukluluğa yaptığı itirazların duruşmasız olarak yapıldığı, bu süreç içinde hâkim/mahkeme önüne çıkarılmadığı görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun tutukluluk durumu 1 ay 26 gün boyunca duruşmasız olarak incelenmiştir. Tutuklama konusu suçun niteliği ve tutukluluğun hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın devam ettirildiği süre dikkate alındığında bu sürenin somut olayın koşullarında makul olduğu sonucuna varılmıştır (Benzer yönde bkz. Mehmet Haberal, § 128).
108. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B.1. Gözaltının hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlarda alınan Savcılık görüşünün bildirilmemesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Tutukluluğa ilişkin kararlara yönelik itirazların karara bağlanmasının gecikmesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın 5/11/2018 ile 13/2/2019 tarihleri arasındaki tutukluluk incelemeleri yönünden süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
8. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın 13/2/2019 ile 8/4/2019 tarihleri arasındaki tutukluluk incelemeleri yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 9/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.