logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Resumut Enerji A.Ş., B. No: 2019/2581, 8/6/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

RESUMUT ENERJİ A.Ş. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/2581)

 

Karar Tarihi: 8/6/2021

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Basri BAĞCI

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Resumut Enerji A.Ş.

Vekili

:

Av. Zeliha ARAS ALTINOK

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; rüzgâr enerji santrali lisansı başvurusunun yeniden değerlendirilmesi isteminin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, bu işleme karşı açılan davada yerleşik içtihada aykırı ve emsallere göre farklı karar verilmesi, hukuk kuralarının hakkaniyete aykırı ve öngörülemez bir şekilde yorumlanması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/1/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu Şirketin As Makinsan Elektrik Üretim Limited Şirketi unvanıyla almış olduğu EÜ/250-3/388 ve EÜ/317-5/438 numaralı rüzgâr enerjisi üretim lisansları dosyadan anlaşılamayan bir tarihte iptal edilmiştir.

9. Başvurucu 4/9/2002 tarihinde Mersin ili Sertavul Geçidi-Dikilikaş- Halkalıtepe-Höyük-Akküflen mevkiinde 36 MW kurulu gücünde rüzgâr enerjisine dayalı üretim tesisi kurmak amacıyla o zamanki unvanı olan As Makinsan Elektrik Üretim Limited Şirketi adıyla başvurmuştur. Başvuru Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun (EPDK/Kurul) 14/12/2006 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ret kararının gerekçesinde 4/8/2002 tarihli ve 24836 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (mülga) Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği'nin (4/8/2002 tarihli Yönetmelik) 9. maddesine 26/4/2006 tarihli ve 26150 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'in 1. maddesiyle eklenen son fıkrasına dayanılmıştır. Anılan fıkrada, lisansı iptal edilen bir tüzel kişilikte doğrudan veya dolaylı olarak yüzde on veya daha fazla pay sahibi olan kişilerin lisans başvurusunda bulunan tüzel kişilikte inceleme ve değerlendirme sonuçlarının Kurula sunulduğu tarih itibarıyla yüzde on ve üzerinde doğrudan veya dolaylı pay sahibi olamayacakları düzenlenmiştir.

10. Başvurucu bu işleme karşı dava açmamış ve işlem bu şekilde idari kesinlik kazanmıştır.

11. Başka iki şirketin (B. Limited Şirketi ve İ. Limited Şirketi) yaptığı başvuruların da aynı Yönetmelik hükmüne dayalı olarak reddedilmesi üzerine anılan Şirketler ret işlemiyle birlikte 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in 9. maddesinin son fıkrasının hükmünün iptali için dava açmıştır. Danıştay Onüçüncü Dairesi 11/2/2015 tarihli kararıyla söz konusu hükmü iptal etmiştir. Kararın gerekçesinde kanunda yer almayan bir kısıtlamanın yönetmelik hükmüyle getirilemeyeceği vurgulanmıştır.

12. EPDK iptal kararlarının uygulanması amacıyla anılan Şirketlerin başvurusunun kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan 2/11/2013 tarihli ve 28809 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği'nin (2/11/2013 tarihli Yönetmelik) geçici 8. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ön lisans başvuru olarak değerlendirilmesine ve işlemlerin buna göre sonuçlandırılmasına karar vermiştir.

13. Başvurucu 11/8/2016 tarihinde EPDK'ya başvurarak 14/12/2006 tarihli kararın yok hükmünde sayılmasını talep etmiştir. Başvuruda, düzenleyici işlem niteliğindeki yönetmelik hükmünün iptal edilmiş olması sebebiyle söz konusu düzenleyici işleme dayalı olarak tesis edilen işlemin de dayanaksız hâle geldiği belirtilmiştir. Başvuruda, düzenleyici işlemin iptali hâlinde sadece davanın taraflarının değil herkesin bundan yararlanacağı ifade edilmiştir. EPDK tarafından başvuruya cevap verilmemiştir.

14. Başvurucu, EPDK'nın cevap vermemesini zımni ret olarak kabul ederek zımni ret işleminin iptali için 11/10/2016 tarihinde Ankara 15. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde, Danıştayın yerleşik içtihadına göre düzenleyici işlemin iptali hâlinde bu işleme dayalı olarak tesis edilen bireysel işlemlerin de hukuka aykırı hâle geleceği belirtilmiştir.

15. EPDK'nın Mahkemeye sunduğu savunmasında, başvurucunun 14/12/2006 tarihli işleme karşı dava açmadığına dikkat çekilerek durumunun B. Limited Şirketi ve İ. Limited Şirketinden farklı olduğu belirtilmiştir. EPDK anılan Şirketlerin haklarında tesis edilen bireysel işlemlere karşı dava açtığına ve bu davalar sonucunda bireysel işlemlerin iptal edildiğine işaret etmiştir. EPDK 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 5. maddesinin (8) numaralı fıkrasında da iptal edilen yönetmelik hükmüne benzer bir hükmün bulunduğunu ifade etmiştir. Düzenleyici işlemin iptali hâlinde ona dayalı olarak tesis edilen işlemlerin bundan etkilenmeyeceğini öne süren EPDK, bunu destekleyen bazı Danıştay kararlarına yer vermiş; ayrıca 2006 tarihli işlemin geri alınmasının idari istikrar ilkesini zedeleyeceğini ifade etmiştir. EPDK ayrıca 2006 tarihli işlemin geri alınmasının fiilen de mümkün olmadığını, zira Karaman/Mersin bölgesinde on iki rüzgâr enerji santralinin fiilen hizmet verdiğini, işlemin iptali hâlinde lisans sahiplerinin haklarının zedeleneceğini belirtmiştir.

16. Mahkeme 22/12/2016 tarihinde işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde özetle şunlar ifade edilmiştir:

i. 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesi ile buna dayalı olarak çıkarılan 2/11/2013 tarihli Yönetmelik'in geçici 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde, 6446 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla EPDK tarafından henüz sonuçlandırılmamış olan üretim ve otoprodüktör lisansı başvurularının ön lisans başvurusu olarak değerlendirileceği ve bu Yönetmelik'te düzenlenen ön lisans başvurularına ilişkin düzenlemeler çerçevesinde sonuçlandırılacağı kuralına yer verilmiştir.

ii. Başvurucunun 4/9/2002 tarihinde yaptığı başvuru 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in 9. maddesinin (4) numaralı fıkrası hükmüne dayalı olarak 14/12/2006 tarihli işlem ile reddedilmiş ise de anılan hüküm Danıştay Onüçüncü Dairesinin 11/2/2015 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. Yargı kararlarının gereğinin yerine getirilmesi anayasal ve yasal bir zorunluluk olmakla beraber pratikte uygulamanın nasıl olacağına yönelik tereddütler her zaman söz konusu olabilmekte ve somut olaya göre farklı uygulamalar ortaya çıkabilmektedir. Yargısal içtihatlarda ve doktrinde kabul edildiği üzere yargı mercilerince verilen esasa ilişkin iptal kararları dava konusu işlemi hiç tesis edilmemiş gibi hukuk âleminden kaldıran ve sonuçları itibarıyla genel etkili ve objektif nitelikte kararlardır. Bu nevi kararların sadece dava açanlar bakımından sonuç doğurmayacağı, bu işlemden doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenen herkese tesir edeceği tartışmasız olup düzenlemenin yürürlükte bulunduğu dönemde bu düzenlemeye istinaden usulünce tesis edilen ve kişiler lehine sonuç doğuran bireysel işlemlerin ve iyi niyetli üçüncü kişilerce elde edilen kazanılmış hakların da idari istikrarın bir gereği olarak korunması gerekir.

iii. Başvurucunun lisans başvurusunun reddine ilişkin işlemin sebebini oluşturan mevzuat hükmünün yargı kararı ile iptal edilmiş olmasının hukuka aykırılığı yargı kararı ile tespit edilen düzenlemeye istinaden tesis edilen işlemin de hukuka aykırı olduğuna karine teşkil edeceği fakat bu iptal kararının davalı idarece davacıya doğrudan lisans ya da ön lisans verilmesi sonucunu doğurmayacağı, sadece iptal edilen düzenleme sonrası yeni duruma göre davacının talebinin davalı idarece -projenin ilgili olduğu alanda kurulmuş ve faal olarak üretim yapan şirketlerin kazanılmış hakları da gözetilmek suretiyle- yeniden değerlendirilmesinin hukukun ve hakkaniyetin bir gereği olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

iv. 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesi ile buna dayalı olarak çıkarılan 2/11/2013 tarihli Yönetmelik'in geçici 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine göre mezkûr Kanun'un yayımlanarak yürürlüğe girdiği 30/3/2013 tarihi itibarıyla davalı idarece henüz sonuçlandırılmamış üretim lisans başvuruları ön lisans başvurusu olarak değerlendirileceğinden davacının 2002 tarihli lisans başvurusunun da bu kapsamda -sonuçlandırılmamış lisans başvurusu olarak kabul edilerek- ön lisans başvurusu olarak değerlendirilmesi ve sonuçlandırılması gerekir. Bu durumda davacının başvurusunun ön lisans başvurusu olarak yeniden değerlendirilerek bir sonuca varılması gerekirken değerlendirme yapılmaksızın zımnen reddine ilişkin davalı idare işleminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

17. EPDK bu kararın uygulanması amacıyla başvurucunun 4/9/2002 tarihli başvurusunun 2/11/2013 tarihli Yönetmelik'in geçici 8. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ön lisans başvuru olarak değerlendirilmesine ve işlemlerin buna göre sonuçlandırılmasına 20/3/2017 tarihinde karar vermiştir.

18. Davalı idare yürütmenin durdurulmasına ilişkin karara karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesinde (Bölge İdare Mahkemesi) itiraz yoluna başvurmuştur. Bölge İdare Mahkemesi 22/2/2017 tarihinde itirazı kabul ederek yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin kararı kaldırmış ve yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi özetle şöyledir:

i. 6446 sayılı Kanun'un 5. maddesinin (8) numaralı fıkrasında lisansı iptal edilen tüzel kişinin -bu tüzel kişilikte yüzde on veya daha fazla paya sahip ortaklar ile lisans iptal tarihinden önceki bir yıl içinde görevden ayrılmış olanlar dâhil- yönetim kurulu başkan ve üyelerinin lisans iptalini takip eden üç yıl süreyle lisans alamayacakları, lisans başvurusunda bulunamayacakları, lisans başvurusu yapan tüzel kişiliklerde doğrudan veya dolaylı pay sahibi olamayacakları, yönetim kurullarında görev alamayacakları hükmüne yer verilmiştir.

ii. Mahkemece, dayanak 4/8/2002 tarihli Yönetmelik hükmünün Danıştay tarafından iptal edilmiş olması nedeniyle EPDK işleminin de hukuka aykırı hâle geldiği gerekçesiyle hüküm kurulmuş ise de ilk işleme dayanak tutulan ve Danıştayca iptal edilen yönetmelik maddesi artık bir kanun hükmü olarak yürürlükte bulunmaktadır.

iii. Diğer taraftan başvurucu 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in 9. maddesinin son fıkrasının iptali istemiyle Danıştay Onüçüncü Dairesince 11/02/2015 tarihli kararın verilmesinden yaklaşık bir buçuk yıl sonra başvuruda bulunmuştur. 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesinden yararlanmak için Kanun'da bir aylık başvuru şartının yanında ek bazı belgelerin de idareye ibrazının istenmesi karşısında başvurucu hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

19. Mahkeme 26/4/2017 tarihli kararıyla bu sefer işlemi esastan iptal etmiştir. Kararın gerekçesinde büyük ölçüde yürütmenin durdurulmasına ilişkin karardaki gerekçelere dayanılmıştır. Bununla birlikte Mahkemenin gerekçesini biraz daha güçlendirmeye çalıştığı görülmektedir. Mahkemenin ek gerekçeleri özetle şöyledir:

i. 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesi, Kanun'un yürürlüğe girdiği 30/3/2013 tarihine kadar EPDK tarafından sonuçlandırılmamış tüm durumlarda bu başvuruların ön lisans başvurusu olarak değerlendirilmesini ve sonuçlandırılmasını öngörmektedir. Maddede herhangi bir sınırlayıcı, kısıtlayıcı veya istisnai bir kayıt ve şarta yer verilmemiş, başvurular arasında bir ayrım yapılmamıştır. Bu sebeple başvurucunun 2002 tarihli lisans başvurusunun da bu madde kapsamında sonuçlandırılmamış lisans başvurusu olarak kabul edilerek ön lisans başvurusu şeklinde değerlendirilmesi ve sonuçlandırılması gerekmektedir.

ii. 6446 sayılı Kanun'un geçici 17. maddesinde rüzgâr enerjisine dayalı üretim faaliyeti için yapılmış lisans başvurularından EPDK kararı ile lisans verilmesi uygun bulunmuş ancak uygun bulma kararında belirtilen yükümlülüklerini yerine getiremediğinden dolayı bu maddenin yürürlük tarihinden önce lisans başvurusu reddedilmiş tüzel kişilerin bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde EPDK'ya başvurması ve diğer bazı şartların yerine getirilmesi hâlinde bu kapsama giren tüzel kişilerin başvurularının ön lisans başvurusu olarak kabul edileceği hükme bağlanmış ise de başvurucunun lisans başvurusu, yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinden dolayı reddedilen ve sonrasında bu madde kapsamında yapılan bir başvuru değildir. Yargı kararının bahşettiği bir hakkın kullanılması suretiyle yapılan bu başvurunun bu madde kapsamında değerlendirilmesine de olanak bulunmamaktadır.

iii. Her ne kadar 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in iptal edilen 9. maddesinin son fıkrası hükmü 6446 sayılı Kanun'un 5. maddesinin (8) numaralı fıkrasıyla -bir kanun hükmü olarak- aynı şekilde yeniden tanzim edilmiş ise de davacının lisans başvurusunun reddedildiği 2006 yılında bu konuda kanuni düzenlemenin bulunmadığı ve ret işleminin dayanağının bir yönetmelik hükmü olduğu açıktır. Anılan Yönetmelik hükmünün de yargı kararı ile ortadan kaldırıldığı nazara alındığında daha sonraki tarihte yürürlüğe giren bu Kanun hükmünün başvurucunun durumuna müessir olması mümkün değildir.

iv. Bu durumda başvurucunun 2006 yılında reddedilen başvurusunun 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesi ile 2/11/2013 tarihli Yönetmelik'in geçici 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamında "sonuçlandırılmamış lisans başvuru" olarak kabul edilip yeniden değerlendirilerek bir sonuca varılması gerekirken aksi yönde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

20. EPDK bu kararın uygulanması amacıyla başvurucunun 4/9/2002 tarihli başvurusunun 2/11/2013 tarihli Yönetmelik'in geçici 8. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ön lisans başvuru olarak değerlendirilmesine ve işlemlerin buna göre sonuçlandırılmasına 8/6/2017 tarihinde karar vermiştir. EPDK'nın 1/2/2018 tarihli kararıyla başvurucuya otuz ay süreyle ön lisans verilmiştir.

21. EPDK aynı zamanda iptal kararına karşı istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge İdare Mahkemesi 9/5/2018 tarihli kararıyla Mahkeme kararını kaldırmış ve davayı esastan reddetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi yürütmenin durdurulması kararının kaldırılmasına ilişkin kararındaki gerekçelere dayanmıştır.

22. Başvurucu bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde esas itibarıyla önceki aşamalarda ileri sürülen iddialar yinelenmiştir. Bunlara ek olarak 6446 sayılı Kanun'un 5. maddesinin (8) numaralı fıkrasının 2006 yılındaki uyuşmazlığa uygulanamayacağı ve aynı Kanun'un geçici 10. maddesinde herhangi bir süre şartının öngörülmediği, aksine idarenin resen işlem yapması gerektiği savunulmuştur. Başvurucu ayrıca B. Limited Şirketi ve İ. Limited Şirketinin başvurularına ilişkin belgeleri de dilekçeye eklemiştir. Danıştay Onçüncü Dairesi 30/11/2018 tarihli kararıyla Bölge İdare Mahkemesi kararını oyçokluğuyla onamıştır. Karara muhalif kalan iki üye ilk derece mahkemesi kararındaki gerekçelerle Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiğini belirtmiştir. Nihai karar 26/12/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 24/1/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. 6446 sayılı Kanun'un "Tanımlar ve kısaltmalar" kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

" (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

...

t) Lisans: Tüzel kişilere piyasada faaliyet gösterebilmeleri için bu Kanun uyarınca verilen izni,

...

z) Önlisans: Üretim faaliyetinde bulunmak isteyen tüzel kişilere, üretim tesisi yatırımlarına başlamaları için gerekli onay, izin, ruhsat ve benzerlerinin alınabilmesi için belirli süreli verilen izni,

..."

25. 6446 sayılı Kanun’un "Lisans esasları" kenar başlıklı 5. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

" Lisansı iptal edilen tüzel kişi, bu tüzel kişilikte yüzde on veya daha fazla paya sahip ortaklar ile lisans iptal tarihinden önceki bir yıl içerisinde görevden ayrılmış olanlar dâhil, yönetim kurulu başkan ve üyeleri, lisans iptalini takip eden üç yıl süreyle lisans alamaz, lisans başvurusunda bulunamaz, lisans başvurusu yapan tüzel kişiliklerde doğrudan veya dolaylı pay sahibi olamaz, yönetim kurullarında görev alamaz."

26. 6446 sayılı Kanun’un "Mevcut lisans başvurularının önlisansa dönüştürülmesi" kenar başlıklı geçici 10. maddesi şöyledir:

"(1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Kurumca henüz sonuçlandırılmamış üretim lisansı başvuruları, önlisans başvurusu olarak değerlendirilir ve sonuçlandırılır."

27. 6446 sayılı Kanunu’na 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun'un 58. maddesiyle eklenen "Mevcut lisans başvurularının önlisansa dönüştürülmesi" kenar başlıklı geçici 17. maddesi şöyledir:

"Rüzgar enerjisine dayalı üretim faaliyeti için yapılmış lisans başvurularından Kurul kararı ile lisans verilmesi uygun bulunmuş, ancak uygun bulma kararında belirtilen yükümlülüklerini yerine getiremediğinden dolayı, bu maddenin yürürlük tarihinden önce lisans başvurusu reddedilmiş tüzel kişilerin bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde Kuruma başvurması ve TEİAŞ veya elektrik dağıtım şirketleri tarafından uygun bağlantı görüşlerinin devam ettiğinin tevsik edilmesi hâlinde bu kapsama giren tüzel kişilerin başvuruları önlisans başvurusu olarak kabul edilir ve bu Kanunda belirtilen yükümlülükleri tamamlamaları koşuluyla ilgili tüzel kişilere önlisans verilir. Bu madde kapsamında başvuran tüzel kişilerin daha önce irat kaydedilmiş olan teminatları iade edilmez."

28. 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in 9. maddesinin Danıştay Onüçüncü Dairesinin 11/2/2015 tarihli kararıyla iptal edilen son fıkrası şöyledir:

"Lisansı iptal edilen bir tüzel kişilikte doğrudan veya dolaylı olarak yüzde on (halka açık şirketlerde yüzde beş) veya daha fazla pay sahibi olan kişiler, lisans başvurusunda bulunan tüzel kişilikte inceleme ve değerlendirme sonuçlarının Kurula sunulduğu tarih itibarıyla yüzde on (halka açık şirketlerde yüzde beş) ve üzerinde doğrudan veya dolaylı pay sahibi olamaz."

29. 2/11/2013 tarihli Yönetmelik'in geçici 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Kurumca henüz sonuçlandırılmamış olan;

a) Üretim ve otoprodüktör lisansı başvuruları, önlisans başvurusu olarak değerlendirilir ve bu Yönetmelikte düzenlenen önlisans başvurularına ilişkin düzenlemeler çerçevesinde,

...

sonuçlandırılır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 8/6/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

31. Başvurucu;

i. Bölge İdare Mahkemesinin ilgili mevzuat hükümlerinin somut olayla bağlantısını kurmadan davayı reddettiğini savunmuştur. Danıştay Onüçüncü Dairesinin ilgili Yönetmelik hükmünü iptal etmesinden sonra iptal kararının gereğinin yerine getirilmesi için herhangi bir süre sınırının kanunlarda bulunmadığını, bu nedenle Bölge İdare Mahkemesinin başvurunun bir buçuk yıl sonra yapılmış olmasına ilişkin vurgusunun hukuki temelinin bulunmadığını iddia etmiştir. Mahkeme kararlarının uygulanmasında herhangi bir süre sınırının getirilemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesinde de bir aylık başvuru süresinin öngörülmediğini, bu nedenle kararın bariz takdir hatasına dayalı olduğunu ifade etmiştir.

ii. Bölge İdare Mahkemesi kararının idari işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerinin uygulanacağı yolundaki idare hukuku ilkesine aykırı olduğunu öne sürmüştür. Danıştay tarafından iptal edilen yönetmelik hükmünün sonradan yürürlüğe giren 6446 sayılı Kanun'un ilgili hükmünde de yer aldığı gerekçesiyle davanın reddedilmesinin kanunların geriye yürümezliği ilkesine aykırı olduğu kanaatini açıklamıştır.

iii. Bölge İdare Mahkemesi kararının düzenleyici işlemlerin iptali hâlinde bu işleme dayalı olarak tesis edilmiş bütün bireysel işlemlerin hukuka aykırı hâle geleceği yolundaki yerleşik içtihada aykırı olması sebebiyle hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelediğini belirtmiştir. Aynı konumda olan iki şirketin yaptığı başvuruda onların lehine karar verildiğini iddia etmiş, kendi başvurusunda farklı sonuca ulaşılmasının hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğunu savunmuştur.

iv. İlgili Yönetmelik hükmünün iptaline ilişkin kararın uygulanmamasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini belirtmiştir. İptal edilen düzenleyici işleme dayalı olarak tesis edilen işlemin düzeltilmemesinin bariz takdir hatası teşkil ettiğini ifade etmiştir. Düzenleyici işlemin iptali hâlinde bu davaya taraf olmayan üçüncü kişilerin de davanın sonucundan yararlanacağının yerleşik bir içtihat olduğunu, somut olayda bu yerleşik içtihada aykırı olarak karar verildiğini değerlendirmiştir. Sonradan yürürlüğe giren kanun hükmü gerekçe gösterilerek iptal kararının uygulanmamasının keyfilik teşkil ettiğini ileri sürmüştür.

v. Yargılama sürecinde EPDK tarafından yapılan değerlendirmede başvurusunun haklı görülmesine rağmen yargı mercilerinin farklı sonuca ulaştıklarından yakınmıştır. Benzer durumda bulunan kişilerle ilgili olarak farklı kararlar verilmesinin hukuka olan güveni sarsacağına dikkat çekmiştir. Bu durumun eşitlik ilkesini de ihlal ettiğini iddia etmiştir.

vi. Danıştayın gerekçesiz bir biçimde Bölge İdare Mahkemesi kararını onamasının gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açtığını ifade etmiştir. Bu durumun aynı zamanda etkili karar hakkını da ihlal ettiğini değerlendirmiştir. Yargılamanın daha önceki safhalarında sunamadığı diğer iki şirketle ilgili gelişmeleri Danıştaya sunduğu hâlde Danıştayın bunlarla ilgili herhangi bir değerlendirme yapmamasından şikâyet etmiştir.

32. Bakanlık görüşünde,

i. Danıştay Onüçüncü Dairesinin somut olayın incelemesini yapan merci ile aynı sonuca ulaşması ve bu durumu Bölge İdare Mahkemesinin gerekçesini kullanarak veya bu karara atıfla kararına yansıtması suretiyle başvurucunun iddialarına yanıt vermekten ya da temel şikâyetlerini incelemekten kaçınır bir görünüm içinde olup olmadığının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

ii. Bölge İdare Mahkemesinin ilgili mevzuatı değerlendirerek ve yorumlayarak ilk derece mahkemesi kararını kaldırdığı, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların mahkemelerce delillerin değerlendirilmesine ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup olmadığının ve mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik oluşturan hususun bulunup bulunmadığının Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesinin uygun olacağı ifade edilmiştir.

iii. Bölge İdare Mahkemesi tarafından ulaşılan kanaatin başvurucunun medeni haklarıyla ilgili olarak açılan davada usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğine ve başvurucu aleyhine karar verilmesinde belirleyici olup olmadığı Anayasa Mahkemesi tarafından takdir edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

33. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki iddiaları tekrarlamıştır.

2. Değerlendirme

34. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü tüm iddialarının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmesi uygun görülmüştür.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Kadir ÖZKAYA ve Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamışlardır.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

37. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013).

38. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme "kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi" olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).

39. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılama hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açıkça keyfî ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).

40. Adil yargılanma hakkı, hukuk kuralının davanın başvurucu lehine sonuçlanmasını temin eden yorumunun esas alınmasını güvence altına almamaktadır. Uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kurallarının yorumlanması derece mahkemelerinin takdirindedir. Bununla birlikte derece mahkemelerinin hukuk kurallarını yorumlarken Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen ve Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesini gözönünde bulundurmaları gerekir. Esasen hukuk devleti ilkesi Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanmasında dikkate alınması zorunlu olan bir ilkedir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğinin yorumlanmasında da hukuk devletinin gerekleri gözetilmelidir (M.B., § 83).

41. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

42. Somut olayda başvurucunun rüzgâr enerjisine dayalı üretim tesisi kurmak için 4/9/2002 tarihinde yaptığı lisans başvurusu EPDK'nın 14/12/2006 tarihli kararıyla, 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in 9. maddesinin son fıkrasına dayanılarak reddedilmiştir. Başvurucu bu işleme karşı dava açmamış ve işlem bu şekilde kesinleşmiştir. Ancak aynı gerekçeyle başvurusu reddedilen başka iki şirket, başvurularının reddine ilişkin işlem ile anılan işlemin dayanağı olan 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in 9. maddesinin son fıkrasının iptali istemiyle dava açmıştır. Danıştay Onüçüncü Dairesi 11/2/2015 tarihli kararıyla söz konusu hükmü iptal etmiştir. EPDK iptal kararlarının uygulanması amacıyla anılan şirketlerin başvurusunu 2/11/2013 tarihli Yönetmelik'in geçici 8. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ön lisans başvurusu olarak değerlendirilmesine ve işlemlerin buna göre sonuçlandırılmasına karar vermiştir.

43. Danıştayın iptal kararından haberdar olan başvurucu 11/8/2016 tarihinde EPDK'ya başvurarak 14/12/2006 tarihli kararın yok hükmünde sayılmasını ve 4/9/2002 tarihli başvurusunun kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. EPDK cevap vermeksizin başvuruyu zımnen reddetmiştir. Başvurucunun açtığı iptal davasında Mahkeme, işlemi iptal etmiş ise de Bölge İdare Mahkemesi, mahkeme kararını kaldırmış ve davayı reddetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararı Daire tarafından onanmıştır.

44. Başvurucunun yukarıdaki iddiaları gözetildiğinde öncelikle değerlendirilmesi gereken meselenin B. Limited Şirketi ve İ. Limited Şirketi tarafından açılan davalar üzerine 4/8/2002 tarihli Yönetmelik hükmünün 11/2/2015 tarihinde iptal edilmesinin başvurucu hakkında aynı Yönetmelik hükmüne dayalı olarak 14/12/2006 tarihinde tesis edilen işlemin de yeniden değerlendirilmesini gerekli kılıp kılmadığıdır. Başvurucuya göre Danıştay Onüçüncü Dairesinin 11/2/2015 tarihli kararının icrası kendisi aleyhine tesis edilen işlemin de ortadan kaldırılmasını gerektirmekte, bu nedenle işlemin yeniden değerlendirilmesi talebinin reddine ilişkin dava konusu işlem kararın icrası hakkını ihlal etmektedir.

45. Öncelikle vurgulamak gerekir ki Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı düzenleyici idari işlemin iptali hâlinde söz konusu işleme dayalı olarak önceden tesis edilmiş ve kesinleşmiş işlemlerin yeniden değerlendirilmesini güvence altına almamaktadır. Dolayısıyla düzenleyici işlemin iptaline ilişkin kararın söz konusu düzenleyici işleme dayalı olarak haklarında işlem tesis edilmiş herkes yönünden bir kararın icrası hakkı doğurduğu söylenemez. Bu sebeple başvurucunun bu görüşünün anayasal dayanaktan yoksun olduğu belirtilmelidir.

46. Diğer taraftan Danıştay Onüçüncü Dairesinin 11/2/2015 tarihli kararının konusunu hem anılan Şirketler hakkında tesis edilen bireysel işlemlerin hem de söz konusu işlemlerin dayanağını teşkil eden Yönetmelik hükmünün oluşturduğu vurgulanmalıdır. Danıştay hem bireysel işlemi hem de düzenleyici işlem hükmünü iptal etmiştir. Düzenleyici idari işlemlerin iptal edilmesi hâlinde bundan sadece iptal davasının taraflarının değil herkesin yararlanacağı işin doğası gereğidir. Zira düzenleyici işlem sadece davanın tarafları yönünden değil herkes yönünden iptal edilmektedir.

47. Bununla birlikte iptal edilen düzenleyici idari işleme dayalı olarak geçmişte tesis edilen ve kesinleşmiş işlemlerin durumunun ne olacağı meselesi ayrı bir tartışma konusudur. Düzenleyici işlemin iptalinin kesinleşmiş bireysel işlemlere nasıl tesir edeceği tartışması -kural olarak- idare hukuku alanıyla ilgili bir konudur. Diğer bir ifadeyle iptal edilen düzenleyici idari işleme dayalı olarak iptal tarihinden önce tesis edilen ve kesinleşen bireysel işlemlerin hukuksal durumunun ne olacağı sorunu anayasal değil idare hukuku düzeyindeki bir mevzudur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bu alandaki yetkisinin oldukça sınırlı olduğu hatırlanmalıdır. Anayasa Mahkemesinin keyfîlik ve bariz takdir hatası gibi durumlar hariç derece mahkemelerinin bu konudaki değerlendirmelerine müdahale etmesi bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz.

48. Mahkeme, iptal kararının idari işlemi hiç tesis edilmemiş gibi hukuk âleminden kaldıracağına işaret etmiş ve bu nevi kararların sadece dava açanlara değil işlemden doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenen herkese tesir edeceğini vurgulamıştır. Mahkeme başvurucunun lisans başvurusunun reddine ilişkin işlemin sebebini oluşturan mevzuat hükmünün yargı kararı ile iptal edilmiş olmasının ret işleminin hukuka aykırı olduğuna karine teşkil edeceğini ifade etmiştir. Ancak Mahkeme bu iptal kararının davalı idarece davacıya doğrudan lisans ya da ön lisans verilmesi sonucunu doğurmayacağını, sadece iptal edilen düzenleme sonrası yeni duruma göre davacının talebinin yeniden değerlendirilmesini gerektirdiğini de eklemiştir. Mahkeme daha sonra 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesinde yer alan ve söz konusu Kanun'un yürürlüğe girdiği 30/3/2013 tarihi itibarıyla idarece henüz sonuçlandırılmamış üretim lisans başvurularının ön lisans başvurusu olarak değerlendirileceğini ifade eden hükme dikkat çekerek başvurucunun 2002 tarihli lisans başvurusunun da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Dolayısıyla Mahkemenin sadece düzenleyici idari işlemin iptali hâlinde buna dayalı olarak tesis edilen ve kesinleşen bireysel işlemlerin otomatik olarak ortadan kalkacağını düşünmüş olmasından hareket etmediği, 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesi hükmünü de dikkate alarak iptal sonucuna ulaştığı anlaşılmaktadır.

49. Bölge İdare Mahkemesi ise 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in iptal edilen hükmünün 6446 sayılı Kanun'un 5. maddesinin (8) numaralı fıkrasında aynen yer aldığına işaret ederek davayı reddetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi ayrıca başvurucunun Danıştay Onüçüncü Dairesinin 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in 9. maddesinin son fıkrasının iptaline ilişkin 11/2/2015 tarihli kararının verilmesinden yaklaşık bir buçuk yıl sonra başvuruda bulunduğunu oysa 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesinden yararlanmak için Kanun'da bir aylık başvuru şartının mevcut olduğunu belirtmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararında açık bir değerlendirme olmasa da kararın bütününden Bölge İdare Mahkemesinin düzenleyici idari işlemin iptali hâlinde kesinleşmiş bireysel işlemlerin otomatik olarak yeniden değerlendirilmesi gerektiği görüşünü kabul etmediği anlaşılmaktadır.

50. İptal edilen Yönetmelik hükmünün benzerinin 6446 sayılı Kanunu’nun 5. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer aldığı gözlemlenmektedir. Söz konusu Kanun'un 14/3/2013 tarihinde yürürlüğe girdiği gözetildiğinde Yönetmelik hükmünün iptal edildiği tarihte 6446 sayılı Kanunu’nun 5. maddesinin (8) numaralı fıkrasının yürürlükte olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun 11/8/2016 tarihinde yeniden değerlendirme müracaatında bulunduğuna dikkat çekilmelidir. Müracaat tarihinde 6446 sayılı Kanunu’nun 5. maddesinin (8) numaralı fıkrası yürürlüktedir. Başvurucu bu hükmün olayda uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Başvurucuya göre idari işlem 14/12/2006 tarihinde tesis edilmiştir ve 14/3/2013 tarihinde yürürlüğe giren kanun hükmü uygulanamaz. Ancak başvurucunun bu iddiasının Bölge İdare Mahkemesince kabul görmediği anlaşılmaktadır.

51. Başvurucunun 11/8/2016 tarihinde idareye başvurduğu dikkate alındığında Bölge İdare Mahkemesinin idari işlem tesis tarihi olarak 14/12/2006 tarihini dikkate almamasının keyfî olmadığı değerlendirilmektedir. Kesinleşmiş bir bireysel idari işlemin yeniden değerlendirilmesinin ancak istisnai hâllerde mümkün olduğu gözetildiğinde Bölge İdare Mahkemesinin başvuru tarihinde yürürlükte bulunan mevzuatı uygulaması temelsiz bulunmamıştır.

52. Adil yargılanma hakkı 11/8/2016 tarihinde yapılan bir idari başvuruya 14/12/2006 tarihindeki mevzuatın uygulanmasını gerektiren bir güvence içermemektedir. Bu nedenle mahkemelerin idari başvuru tarihindeki mevzuatı uygulamaları tek başına adil yargılanma hakkını ihlal etmemektedir.

53. Bu bağlamda Başvurucu B. Limited Şirketi ve İ. Limited Şirketinin açtığı davanın ilk başvurularının -2002 yılındaki başvurularının- reddine ilişkin EPDK işlemine karşı olduğunun altını çizmek gerekir. Başvurucu ise 2002 tarihinde yaptığı lisans verilmesi talepli müracaatının reddine ilişkin 14/12/2006 tarihli işleme karşı dava açmamış, 11/8/2016 tarihinde yaptığı yeniden değerlendirme başvurusunun reddine ilişkin işlemi dava konusu etmiştir. Dolayısıyla anılan şirketlerin durumu ile başvurucununkinin aynı olmadığı açıktır. Söz konusu Şirketler hem bireysel işleme hem de bireysel işlemin dayanağı olan düzenleyici işleme karşı dava açmış, bu davaların sonucunda düzenleyici işlem iptal edildiği için buna bağlı olarak bireysel işlemler de iptal edilmiştir. Anılan Şirketler tarafından açılan davada işlemin tesis edildiği tarihteki mevzuat dikkate alınmış ve -mevzuatın iptal edildiği gözetilerek- bireysel işlem de iptal edilmiştir. Başvurucunun açtığı davaya konu işlemin tesis edildiği tarihteki mevzuat ise anılan Şirketler hakkındaki işlemlerin tesis edildiği tarihteki mevzuattan oldukça farklıdır. Bu sebeple başvurucunun bu iddiasının maddi bir temelinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

54. Bununla birlikte başvurucunun 11/8/2016 tarihli başvurusunun 14/12/2006 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre değerlendirilmesini gerektiren bir kanun hükmünün mevcut bulunması hâlinde bunun uygulanmaması başvurucunun adil yargılanma hakkını zedeleyebilir.

55. Mahkemenin 14/12/2006 tarihindeki mevzuatın uygulanması gerektiği sonucuna ulaşılırken 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesi hükmüne dayandığı anlaşılmaktadır. 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesinde söz konusu Kanun'un yürürlüğe girdiği 30/3/2013 tarihi itibarıyla EPDK tarafından henüz sonuçlandırılmamış üretim lisansı başvurularının ön lisans başvurusu olarak değerlendirileceği ve sonuçlandırılacağı hükme bağlanmıştır. Bölge İdare Mahkemesinin de bu hükmün uygulanabilirliğiyle ilgili olarak farklı bir değerlendirmesinin bulunmadığı görülmüştür. Buna karşılık Bölge İdare Mahkemesi Kanun'un geçici 10. maddesinden yararlanılabilmesi için bir ay içinde başvuru yapılması gerektiğini, somut olayda başvurucunun bir ay içinde başvurmaması sebebiyle bu hükmün kapsamına girmediğini kabul etmiştir.

56. 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesi incelendiğinde bir aylık başvuru şartına yer verilmediği görülmektedir. Bu durumda Bölge İdare Mahkemesinin bu yorumunun bariz takdir hatası teşkil ettiği sonucuna ulaşılmaktadır. Mahkemenin bariz takdir hatası teşkil eden yorumunun davanın reddedilmesin temel dayanağını teşkil ettiği ve bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşılmaktadır.

57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Kadir ÖZKAYA ve Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamışlardır.

B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

58. Başvurucu, aynı durumda olan şirketlere rüzgâr enerjisi üretim lisansı verilirken kendi başvurusunun reddedilmesinin mülkiyet hakkını ihlal etiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

59. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

60. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

61. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, § 51).

62. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).

63. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da aynı menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42). Dolayısıyla Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).

64. Tüzel kişilerin enerji piyasasında faaliyet gösterme iznini ifade eden lisansın ekonomik manada mülk teşkil ettiği açıktır. Ancak başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinin kapsamına giren bir mülkünün varlığının söz konusu olabilmesi için kamu otoriteleri tarafından usulüne uygun olarak başvurucuya lisans verilmiş olması veya lisans verileceğine dair meşru bir beklentisinin bulunması gerekir.

65. Başvurucuya rüzgâr enerjisine dayalı üretim tesisi kurma izni veren bir lisansın bulunmadığının altı çizilmelidir. EPDK tarafından 1/2/2018 tarihli kararla başvurucuya otuz ay süreyle ön lisans verilmiş ise de bunun Mahkemenin 22/12/2016 tarihli yürütmenin durdurulması kararı ile akabinde verdiği 26/4/2017 tarihli iptal kararının uygulanması amacına yönelik olduğu açıktır. Mahkemenin yürütmenin durdurulması kararı ve akabinde verdiği iptal kararı Bölge İdare Mahkemesince kaldırılmıştır. Bu durumda başvurucu açısından kesinleşmiş bir lisans söz konusu değildir. Mahkemenin yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarının yargı süreci içinde bir üst yargı mercii tarafından kaldırılabileceği öngörülebilir bir durumdur. Dolayısıyla Mahkeme kararının uygulanması amacıyla verilen ve sonrada bu kararın kaldırılması üzerine hükümsüz hâle gelen lisans verme işleminden hareketle başvurucunun lisansının (mevcut mülkünün) bulunduğu söylenemez.

66. Öte yandan başvurucu 4/9/2002 tarihinde yaptığı başvuru üzerine kendisine lisans verilmesini gerektiren açık bir kanun hükmü veya yerleşik hâle gelen bir içtihadın varlığını gösterememiştir. Şu hâlde başvurucuya lisans verilmesini gerektiren bir meşru beklenti de bulunmamaktadır.

67. Somut olayda başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamına giren bir ekonomik değeri veya en azından böyle bir değeri elde etme yönünde meşru beklentisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

70. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yargılamanın yenilenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

71. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

72. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

73. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

74. İncelenen başvuruda Bölge İdare Mahkemesinin hukuk kurallarını bariz takdir hatası içerecek şekilde yorumlaması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

75. Bu durumda hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 15. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

76. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 364,60 TL harç ve 3.600 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 3.964,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Kadir ÖZKAYA ve Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Kadir ÖZKAYA ve Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 15. İdare Mahkemesine (E.2016/4195, K.2017/1138) GÖNDERİLMESİNE,

D. 364,60 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.964,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/6/2021 tarihinde karar verildi.

 

 

 

 

KARŞIOY

1. Somut olayda başvurucunun rüzgâr enerjisine dayalı üretim tesisi kurmak için 4/9/2002 tarihinde yaptığı lisans başvurusu EPDK'nın 14/12/2006 tarihli kararıyla, 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in 9. maddesinin son fıkrasına dayanılarak reddedilmiştir. Başvurucu bu işleme karşı dava açmamış ve işlem bu şekilde kesinleşmiştir. Ancak aynı gerekçeyle başvurusu reddedilen başka iki şirket, başvurularının reddine ilişkin işlem ile anılan işlemin dayanağı olan 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in 9. maddesinin son fıkrasının iptali istemiyle dava açmıştır. Danıştay Onüçüncü Dairesi 10/2/2015 tarihli kararıyla söz konusu hükmü iptal etmiştir. EPDK iptal kararlarının uygulanması amacıyla anılan şirketlerin başvurusunu 2/11/2013 tarihli Yönetmelik'in geçici 8. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ön lisans başvurusu olarak değerlendirmiş ve işlemlerin buna göre sonuçlandırılmasına karar vermiştir.

2. Danıştay’ın iptal kararından haberdar olan başvurucu 11/8/2016 tarihinde EPDK'ya başvurarak, dayanağının ortadan kalkmış olması nedeniyle 14/12/2016 tarihli kararın yok hükmünde sayılmasını ve 4/9/2002 tarihli başvurusunun kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. EPDK cevap vermeksizin başvuruyu zımnen reddetmiştir. Başvurucunun açtığı iptal davasında Mahkeme, iptal kararının idari işlemi hiç tesis edilmemiş gibi hukuk âleminden kaldıracağına işaret etmiş ve bu nevi kararların sadece dava açanlara değil işlemden doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenen herkese tesir edeceğini vurgulamıştır. Mahkeme daha sonra 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesinde yer alan ve söz konusu Kanun'un yürürlüğe girdiği 30/3/2013 tarihi itibarıyla idarece henüz sonuçlandırılmamış üretim lisans başvurularının ön lisans başvurusu olarak değerlendirileceğini ifade eden hükme dikkat çekerek başvurucunun 2002 tarihli lisans başvurusunun da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

3. Bölge İdare Mahkemesi ise 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in iptal edilen hükmünün 6446 sayılı Kanun'un 5. maddesinin (8) numaralı fıkrasında aynen yer aldığına işaret ederek davayı reddetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi ayrıca başvurucunun Danıştay Onüçüncü Dairesinin 4/8/2002 tarihli Yönetmelik'in 9. maddesinin son fıkrasının iptaline ilişkin 11/2/2015 tarihli kararının verilmesinden yaklaşık bir buçuk yıl sonra başvuruda bulunduğunu, oysa 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesinden yararlanmak için Kanun'da bir aylık başvuru şartının mevcut olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Bölge İdare Mahkemesinin ilk derece mahkemesinden farklı olarak başvurucunun durumunun yeniden değerlendirilmesini öngören bir hükmün de bulunmadığını kabul ettiği görülmektedir.

4. Çoğunluk kararında da kabul edildiği üzere adil yargılanma hakkı kesinleşmiş idari işlemlerin, işlemin dayanağı olan düzenleyici işlemin iptali hâlinde yeniden değerlendirilmesini garanti altına almamaktadır. Düzenleyici işlemin iptalinin kesinleşmiş bireysel işlemlere nasıl tesir edeceği tartışması -kural olarak- idare hukuku alanıyla ilgili bir konudur. Anayasa Mahkemesi’nin keyfilik ve bariz takdir hatası gibi durumlar hariç derece mahkemelerinin bu konudaki değerlendirmelerine müdahale etmesi bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz.

5. Yine çoğunluk kararında da belirtildiği gibi, başvurucunun 11/8/2016 tarihinde idareye başvurduğu dikkate alındığında, Bölge İdare Mahkemesinin idari işlem tesis tarihi olarak 14/12/2006 tarihini dikkate almaması keyfî değildir. Kesinleşmiş bir bireysel idari işlemin yeniden değerlendirilmesinin ancak istisnai hâllerde mümkün olduğu gözetildiğinde Bölge İdare Mahkemesinin başvuru tarihinde yürürlükte bulunan mevzuatı uygulaması temelsiz bulunmamıştır.

6. Ayrıca adil yargılanma hakkının 11/8/2016 tarihinde yapılan bir idari başvuruya 14/12/2006 tarihindeki mevzuatın uygulanmasını gerektiren bir güvence içermediği çoğunluk kararında da kabul edilmiştir. Bu nedenle mahkemelerin idari başvuru tarihindeki mevzuatı uygulamaları tek başına adil yargılanma hakkını ihlal etmemektedir. Derece mahkemelerinin 14/12/2006 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuatı uygulamaya zorlanabilmeleri için başvurucunun güçlü kanuni dayanak göstermesi beklenir. Ancak başvurucu 2016 yılındaki başvuruya 2006 tarihindeki mevzuatın uygulanması gerektiğine dair bir kanun hükmü gösterememiştir. Başvurucu Danıştay içtihatlarına dayanmakta ise de bunların konuyla ilgisiz olduğu görülmektedir. Başvurucunun gösterdiği hiçbir kararda 2016 yılındaki bir idari başvurunun 2006 yılındaki mevzuata göre çözümlenmesi gerektiği ifade edilmemektedir. Söz konusu kararlarda ifade edilen şey, basitçe, idari uyuşmazlıkların idari işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre çözümleneceğidir. Bu kararlar hakikatte 2016 yılında yapılan bir idari başvurunun 2016 yılındaki mevzuat hükümleri uyarınca çözümlenmesi gerektiği görüşünü daha da güçlendirmektedir.

7. Bununla birlikte çoğunluk kararında Bölge İdare Mahkemesinin, Mahkemenin 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesi hükmünün başvurucunun müracaatının 14/12/2006 tarihindeki mevzuata göre çözümlenmesi gerektirdiği görüşüne yönelik değerlendirmesinin bariz takdir hatası teşkil ettiğinden bahisle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

8. Genel ilkeler bölümünde de belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfilik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılama hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfilik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açıkça keyfî ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).

9. Buna göre Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin hukuk kurallarıyla ilgili yorumlarından dolayı hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılabilmesi için;

 (a) yorumun açıkça keyfî ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirecek nitelikte olması,

 (b) bunun yargılamanın hakkaniyetini zedelemesi gerekir.

10. Görüşümüze göre somut olayda açıkça keyfi ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız kılan bir yorum söz konusu değildir. Olayda Bölge İdare Mahkemesi, Mahkemeden farklı olarak 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesi hükmünü uygulanabilir nitelikte görmemiştir. 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesinde söz konusu Kanun'un yürürlüğe girdiği 30/3/2013 tarihi itibarıyla EPDK tarafından henüz sonuçlandırılmamış üretim lisansı başvurularının ön lisans başvurusu olarak değerlendirileceği ve sonuçlandırılacağı hükme bağlanmıştır. Anılan maddeyle, Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte henüz sonuçlanmamış başvuruların ön lisansa dönüştürülmesi, böylece kanun değişikliğinden dolayı muhtemel hak kayıplarının önlenmesi amaçlanmıştır. Başvurucunun başvurusunun 14/12/2006 tarihinde sonuçlandırıldığı ve başvurucuyla ilgili idari işlemin anılan tarihte kesinleştiği açıktır. Dolayısıyla Bölge İdare Mahkemesinin başvurucunun durumunun bu madde kapsamına girmediğine ilişkin yorumu asla keyfî değildir.

11. Çoğunluk görüşünde, Bölge İdare Mahkemesinin yapmış olduğu basit bir maddi hataya kanaatimizce maksadından öte bir anlam yüklenmiştir. Bölge İdare Mahkemesinin 6446 sayılı Kanun'un geçici 17. maddesi kapsamında yaptığı açık olan bir aylık süre şartına ilişkin değerlendirmesini 10. madde kapsamında bir değerlendirme gibi anlaşılması isabetli olmamıştır.

12. Bölge İdare Mahkemesinin gerek yürütmenin durdurulması isteminin görüşülmesi aşamasında gerekse esas incelemesinde, başvurucunun durumunun 6446 sayılı Kanun'un geçici 17. maddesi kapsamına girip girmediğini de irdelemiştir. Her ne kadar Bölge İdare Mahkemesi kararlarının değerlendirme kısmında "geçici 10. madde" şeklinde yazılmış ise de içerik olarak geçici 17. maddenin muhtevasına yer verilmiştir. Ayrıca kararların ilgili mevzuatın yazıldığı bölümlerinde geçici 17. maddenin metnine de yer verildiği görülmektedir. Bu durumda Bölge İdare Mahkemesi kararlarında sehven "geçici 10. madde" ibaresine yer verildiği, gerçekte kastedilenin geçici 17. madde olduğu apaçık ortadadır. Nitekim Mahkemenin iptal kararında Bölge İdare Mahkemesinin yürütmenin durdurulması istemiyle ilgili olarak verdiği kararındaki gerekçeler karşılanmaya çalışılırken geçici 17. madde esas alınarak değerlendirme yapılmıştır.

13. 6446 sayılı Kanun'un geçici 17. maddesine göre rüzgâr enerjisine dayalı üretim faaliyeti için yapılmış lisans başvurularından Kurul kararı ile lisans verilmesi uygun bulunmuş ancak uygun bulma kararında belirtilen yükümlülüklerini yerine getiremediğinden dolayı bu maddenin yürürlük tarihinden önce lisans başvurusu reddedilmiş tüzel kişilerin bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde Kuruma başvurması ve maddede belirtilen diğer şartları da sağlaması hâlinde bu kapsama giren tüzel kişilerin başvurularının ön lisans başvurusu olarak kabul edileceği hükme bağlanmıştır. Bölge İdare Mahkemesi başvurucunun bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde başvurmamış olması sebebiyle bu hükümden de yararlanamayacağı görüşündedir. Mahkeme, iptal kararında Bölge İdare Mahkemesinin bu görüşüne yönelik olarak da değerlendirme yapmıştır. Mahkemeye göre başvurucunun lisans başvurusu, yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinden dolayı reddedilen ve sonrasında bu madde kapsamında yapılan bir başvuru değildir. Bu nedenle anılan hükmün somut olayda uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır.

14. Somut olaydaki başvuru 6446 sayılı Kanun'un geçici 17. maddesinden yararlanılması amacıyla yapılan bir başvuru olmadığı gibi EPDK'nın yargılama sırasındaki savunmalarında da bu maddeye herhangi bir atıf söz konusu değildir. Ayrıca Bölge İdare Mahkemesi ve Mahkeme farklı gerekçelerle de olsa bu maddenin somut olayda uygulanmayacağı konusunda hemfikirdirler. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesince Bölge İdare Mahkemesinin ve Mahkemenin bu maddenin neden uygulamayacağına ilişkin yorumlarıyla ilgili olarak bir değerlendirme yapılmasının anlamı bulunmamaktadır.

15. Hâl böyle olunca çoğunluk kararında Bölge İdare Mahkemesinin yorumunun bariz takdir hatası teşkil ettiği biçimindeki kanaatine iştirak edilmesi imkânsızdır.

16. Öte yandan bir an için Bölge İdare Mahkemesinin yorumunun keyfi olduğu kabul edilse bile yine de hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ihlal edilmiş değildir. Zira hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinden söz edilebilmesi için ayrıca keyfi olduğu tespit edilen yorumun bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemesi gerekir.

17. Çoğunluk kararında bu ikinci test uygulanmamıştır. Oysa Bölge İdare Mahkemesinin davayı reddederken ki asıl dayağı 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesine ilişkin yorumu değildir. Bölge İdare Mahkemesi asıl olarak Danıştay tarafından iptal edilen yönetmelik hükmünün idari başvurunun yapıldığı tarihte kanun hükmü hâline gelmiş olmasına dayanmaktadır. Diğer bir ifadeyle davanın reddedilmesinin asıl gerekçesi 6446 sayılı Kanun'un 5. maddesinin (8) numaralı fıkrası hükmüdür. Çoğunluk kararında da Bölge İdare Mahkemesinin bu hükme ilişkin yorumunun keyfi olmadığı kabul edilmiştir. Şu hâlde 6446 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesine ilişkin değerlendirmesinin bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği anlaşılmaktadır.

18. Çoğunluk kararındaki yaklaşım adil yargılanma hakkının anayasal kapsamının ötesine geçerek, adil yargılanma hakkından çıkarılması mümkün bulunmayan güvenceler ihdas edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu şekliyle çoğunluk kararındaki görüşe katılmak mümkün görülmemiştir.

19. Sonuç olarak başvurucunun uyuşmazlığın çözümü için esaslı nitelikteki iddia ve itirazlarının Bölge İdare Mahkemesince konu ile ilgili makul ve yeterli bir gerekçe ile karşılandığı, Bölge İdare Mahkemesinin yorumlarının usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren derecede keyfilik veya bariz takdir hatası içermediği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durumda başvurucunun iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

20. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.

 

Başkan

Kadir ÖZKAYA

 

 

 

Üye

Engin YILDIRIM

 

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Resumut Enerji A.Ş., B. No: 2019/2581, 8/6/2021, § …)
   
Başvuru Adı RESUMUT ENERJİ A.Ş.
Başvuru No 2019/2581
Başvuru Tarihi 24/1/2019
Karar Tarihi 8/6/2021

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, rüzgâr enerji santrali lisansı başvurusunun yeniden değerlendirilmesi isteminin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, bu işleme karşı açılan davada yerleşik içtihada aykırı ve emsallere göre farklı karar verilmesi, hukuk kuralarının hakkaniyete aykırı ve öngörülemez bir şekilde yorumlanması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (İdare) Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (idare) İhlal Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 6446 Elektrik Piyasası Kanunu 3
5
10
geçici 17
Yönetmelik 4/8/2002 Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği 9
2/11/2013 Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği geçici 8
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi