logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Mustafa Felhan [2.B.], B. No: 2019/34998, 10/1/2024, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MUSTAFA FELHAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/34998)

 

Karar Tarihi: 10/1/2024

R.G. Tarih ve Sayı: 31/5/2024-32562

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Melek ŞAHAN

Başvurucu

:

Mustafa FELHAN

Vekili

:

Av. Mahmut FELHAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yakalamada kötü muameleye maruz kalındığına ilişkin şikâyet hakkında işleme konulmama kararı verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/10/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu 25/7/2017 tarihinde saat 12.05 sıralarında Şanlıurfa İl Göç İdaresi Müdürlüğü (Göç İdaresi) önünde meydana gelen olayda kasten yaralama, görevi yaptırmamak için direnme ve mala zarar verme suçunu işlediği iddiasıyla yakalanmıştır.

6. Başvurucu 25/7/2017 tarihinde saat 14.11'de Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesine yatırılmış ve akabinde ameliyat edilmiştir. Düzenlenen ameliyat raporunda ameliyatın saat 18.00'de başladığı, ulna insizyon yapıldığı, parçalı kırık 2 adet basssis kanullu vida konulduğu, plaklı osteosentez yapıldığı ve ameliyatın saat 19.30'da bittiği belirtilmiştir. Şanlıurfa Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen raporda; mevcut yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı, tespit edilen kırığın hayat fonksiyonlarını orta (2) derecede etkileyecek nitelikte olduğu bildirilmiştir.

7. Başvurucunun hastaneden taburcu edildiği 27/7/2017 tarihinde kollukta şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Başvurucu; ifadesinde olay saatinde Göç İdaresinin 50 metre ilerisindeki işyerinde olduğunu, kalabalığın orada toplandığını görünce işyerindekilerle başka vatandaşların orada sürekli kavga ettiğini bildiği ve olay günü de kavga olduğunu düşündüğü için oraya gittiğini belirtmiştir. Göç İdaresi önünde arbede olduğunu, kimin kime vurduğunun belli olmadığını, kendisinin kavgayı ayırmaya çalıştığını, sonrasında sivil kıyafetli kişilerin A.D.yi Göç İdaresinin içine götürdüğünü ve başka bir sivil kıyafetli kişinin de kendisini içeri çağırması üzerine direnmeden birlikte içeri girdiklerini beyan etmiştir. Başvurucu; kendisinin ve A.D.nin bodrum kata indirildiğini, burada yaklaşık yarım saat darbedildiklerini, bir süre sonra görevlilere kolunun kırıldığını söylediğini ancak görevlilerin vurmaya devam ettiğini, Yunus Polisi olarak bildiği polislerin geldiğini gördüğünü, polisin başını kaldırmasını söylemesi üzerine kolunun kırık olduğunu ve acıdan kaldıramayacağını söylediğini ifade etmiştir. Başvurucu, polisin "Hangi kol?" diye sorduğunu, kolunu göstererek omzunu ve bileğini tutup büktüğünü, devamında polis merkezine götürüldüğünü ancak araçtan indirilmeden iki saat bekletildikten sonra tedavi için hastaneye götürüldüğünü, hiçbir kamu görevlisine direnmediğini, saldırmadığını, hiçbirini yaralamadığını ve kuruma zarar vermediğini belirtmiştir. Başvurucuya kendisiyle birlikte hareket ettiği değerlendirilen bir kişinin yere tabanca düşürdüğü ve başvurucunun da tabancayı alıp olay yerinden uzaklaştığının görüldüğünün sorulması üzerine başvurucu; tabancayı düşürenin kardeşi olduğunu, tabancanın arbede esnasında kaybolmaması için alıp beline koyduğunu, olay yerinden uzaklaştıktan sonra başkasına teslim ettiğini açıklamıştır.

8. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 27/7/2017 tarihinde başvurucunun görevi yaptırmamak için direnme suçundan tutuklanmasını talep etmiştir. Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliği aynı gün talebin reddine ve başvurucunun tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir. Soruşturma sonucunda bazı suçlar yönünden kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Diğer suçlar yönünden ise yargılama yapılmış ve başvurucunun yaralama suçundan adli para cezasıyla cezalandırılmasına, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise beraatine karar verilmiştir.

9. Başsavcılık, başvurucu aleyhine başlattığı soruşturmada başvurucunun olay tarihinde ve olay yerinde kolunun kırılmasından sonra faili meçhul polis memurunun kolunu büktüğü iddiasında bulunduğu ve iş bölümü gereği söz konusu suçtan soruşturmayı Memur Suçları Soruşturma Bürosunun yapması gerektiği gerekçesiyle 9/2/2018 tarihinde tefrik kararı vermiştir. Görevi kötüye kullanma suçu yönünden soruşturma 2018/5414 numarasına kaydedilmiştir.

10. Başsavcılık 19/2/2018 tarihinde 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 4. maddesinin son fıkrası uyarınca şikâyetin işleme konulmamasına karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"Şikayetçi bir suç nedeniyle kendisini yakalayan kolluk personelinin gereksiz yere kolunu büktüğünü belirterek şikayetçi olmuşsa da

Dosyaya yansıyan belgelere göre olayın kolluğun yasal anlamda zorunlu yakalama görevini icra sırasında ve bu amaçla yapıldığı anlaşıldığından kolluğun yasal zorunlu kamu görevini yerine getirdiği bir suç işlemediği anlaşıldığından

4483 Sayılı Kanunun 4/Son maddesi uyarınca işleme konulmamasına,

Durumun müştekiye bildirilmesine,

..."

11. Başvurucu; atıf yapılan hükmün şartlarının oluşmadığını, dosyadaki belgelerden şikâyetçinin belli olduğunu, şikâyet konusu eylemin somut olduğunu, kişi ve olay belirttiğini, iddialarını ciddi bulgu ve belgelere dayandırdığının hastane kayıtları ve kamera görüntüleriyle sabit olduğunu ancak Başsavcılığın olay gününde ve saatinde olaya müdahale eden kolluk güçlerinin isimlerini emniyet müdürlüğünden sormadığını, olay sonrası gözaltına alındığı anı gösteren kamera kayıtlarının istenerek kendisini gözaltına alan kolluk kuvvetlerinin isimlerinin tespit edilmediğini, itiraz merciinin ve itiraz süresinin belirtilmediğini ileri sürerek karara itiraz etmiştir. Başvurucu; Başsavcılık kararının ortadan kaldırılmasını, soruşturmaya devam edilmesini, olay sonrasında aktif ve pasif direnmesi olmadığı hâlde orantısız güç kullanarak kolunu kıran polislerin kasten yaralama suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir.

12. İtirazı inceleyen Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) 19/3/2018 tarihinde soruşturmanın genişletilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"...

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının ... kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı dosya kapsamı ve itiraz dilekçesi doğrultusunda incelendiğinde; soruşturmaya konu olay ile ilgili olarak olay yerinde gerekli yazışma ve incelemenin yapılmadığı, KVYO dair kararda somut gerekçelerin belirtilmediği anlaşılmakla, bu haliyle takipsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunduğundan, 5271 Sayılı CMK' nın 173/3 maddesi gereğince Hakimliğimizce soruşturmanın genişletilmesine..."

13. Karar üzerine Başsavcılık, ilk hazırlanan fezlekedeki eksikliklerin tamamlanması yönünde 7/5/2018 tarihinde Sarayönü Polis Merkezi Amirliğine hitaben bir müzekkere düzenlemiştir.

14. Başvurucu 27/7/2018 tarihinde Başsavcılığa sunduğu dilekçede gözaltına alındığı ve bodrum kata indirildiği anlara ilişkin kamera görüntülerinin istenmesini, kendisini gözaltına alan ve kolunu kıran polislerin kimlik tespiti ve teşhisi işlemlerinin ivedi olarak yapılmasını talep etmiştir. Başsavcılık, Sarayönü Polis Merkezi Amirliğine hitaben aynı gün hazırladığı müzekkereyle başvurucunun dilekçesinde belirttiği hususların araştırılmasını, ilgili kamera görüntülerinin ve tahkikat evrakının Başsavcılığa sunulmasını istemiştir. Emniyet 8/8/2018 tarihinde Göç İdaresine ait kamera kayıtlarını içeren bir DVD göndermiştir.

15. Başvurucu 26/9/2018 tarihinde Başsavcılığa başvurarak gönderilen DVD'nin bir örneğinin kendisine verilmesini, bir örneğinin de çözümü ve CD İzleme Tutanağı oluşturulması için bilirkişiye gönderilmesini, olaya müdahale eden ekipte yer alanların belirlenmesini ve teşhis yaptırılmasını, Göç İdaresi Müdürü ve Göç İdaresinde görevli personelin ifadelerinin alınmasını ve kolluk görevlileri aleyhine soruşturma yapılmasını talep etmiştir. Başsavcılığın başvuru üzerine aynı gün Şanlıurfa Asayiş Şube Müdürlüğüne gönderdiği yazıda 25/7/2017 tarihinde meydana gelen olayla ilgili olarak şu talepler yer almıştır: olaylara müdahale eden görevli polis memurlarının açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesi, müşteki vekilinin işkence ve kasten yaralama iddialarına ilişkin olarak Göç İdaresi Müdürü H.E. nin ve idaresinde görevli personelin tanık sıfatıyla beyanlarının alınması, Göç İdaresinin bodrum katına inişi ve bodrum katını gösteren 25/7/2017 tarihli kamera kayıtlarının temin edilmesi, bu olaylara ve iddialara ilişkin idari tahkikat yapılıp yapılmadığının araştırılması, yapılmışsa ilgili evrakın bir suretinin Başsavcılığa gönderilmesi.

16. İlgili emniyet biriminden 15/10/2018 tarihinde gönderilen cevap yazısında; olaya müdahale eden polis memurlarının açık kimlik ve adres bilgilerinin yer aldığı tutanağın sunulduğu, olaylara ve iddialara ilişkin olarak idari tahkikat yapılmadığının tespit edildiği, Göç İdaresi Müdürü ve Göç İdaresinde görevli personelin işkence ve kasten yaralama iddialarına ilişkin olarak tanık sıfatıyla 4/10/2018 tarihinde ifadelerinin alındığı ve Göç İdaresinin bodrum katına inişi ve bodrum katı gösteren kameraların kayıtlarının bulunmadığı bildirilmiştir.

17. Başsavcılık 13/9/2019 tarihinde eksik soruşturma işlemlerinin tamamlandığını belirterek soruşturma dosyasının itiraz hakkında karar verilmek üzere Hâkimliğe göndermiştir. Hâkimlik 17/9/2019 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"...

Şanlıurfa C.Başsavcılığının yukarıda değinilen [19/2/2018 tarihli] kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı, itiraz dilekçesi ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde Şanlıurfa C.Başsavcılığınca ulaşılan sonuç dosya ve deliller kapsamı ile uyumlu olduğu bu itibar ile usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı..."

18. Başsavcılık 26/9/2019 tarihinde "dosyaya yansıyan belgelere göre olayın kolluğun yasal anlamda zorunlu yakalama görevini icra sırasında ve bu amaçla yapıldığı anlaşıldığından kolluğun yasal zorunlu kamu görevini yerine getirdiği bir suç işlemediği anlaşıldığından, 4483 sayılı Kanun'un 4/Son maddesi uyarınca işleme konulmamasına, Hakimliğin 17/9/2019 tarihli kesin karar ile itirazının reddine karar verildiğinden kararın tebliğine yer olmadığına" karar vermiştir.

19. Nihai kararı 1/10/2019 tarihinde öğrenen başvurucu 17/10/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

20. İlgili ulusal hukuk için bkz. Mehmet Ali Oğuz, B. No: 2017/36977, 8/6/2021, § 25; Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, B. No: 2013/7907, 21/4/2016, §§ 52, 53; Serhat Ölğen, B. No: 2016/3389, 20/11/2019, § 29.

21. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Ahmet Aşık, B. No: 2017/27330, 26/5/2021, §§ 38-42.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Anayasa Mahkemesinin 10/1/2024 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu; görevi yaptırmamak için direndiği iddiasıyla direnmediği hâlde önce olay yerinde ve sonra Göç İdaresinin bodrum katına indirilerek kolluk kuvvetlerince darbedildiğini, kolunun sertçe bükülmesi nedeniyle kırıldığını, kolunun kırıldığını söylediği farklı bir polis memuru tarafından aynı kolunun tekrar büküldüğünü ve birden fazla kez kırıldığını, kemik kırığına yol açan yaralanmaya rağmen iki saat ekip arabasında bekletildiğini, hastaneye geç götürüldüğünü, buna ilişkin şikâyeti hakkında on gün içinde bir işlem yapılmadan işleme konulmama kararı verildiğini, karara yaptığı itiraz sonucunda soruşturmanın genişletilmesi kararı verildiğini ancak bir araştırma ve işlem yapılmadan, dosyaya yeni evrak eklenmeden itirazının reddedildiğini, etkili soruşturma yapılmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu yönden yapılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

26. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

27. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

28. Anayasa'da ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (Sözleşme) kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84). İşkence boyutuna varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap doğuran muamelelerin eziyet olarak nitelendirilmesi mümkündür (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 22).

29. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

30. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde -Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

31. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamları resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamalı; dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

32. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına veya yeterli soruşturma yapılmamış olması da kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun yetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi, bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).

33. Soruşturma sonucunda alınan karar, soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olmalı; bunun yanı sıra söz konusu kararın vücut bütünlüğüne yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermelidir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99).

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında bir kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltına alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği durumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları ile doğrulandığı hâllerde Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında sorunların ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 94).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

35. Başvurucunun şikâyete konu ettiği yakalama işlemi sırasında kolunda kemik kırığı meydana gelecek şekilde yaralandığı anlaşılmıştır.

36. Başvurucunun yakalandıktan sonra götürüldüğü hastanede yatırıldığı ve ameliyata alındığı, ameliyatın bir buçuk saat sürdüğü görülmüştür. Adli tıp raporunda da mevcut yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı, tespit edilen kırığın hayati fonksiyonlarını orta (2) derecede etkileyecek nitelikte olduğu belirtilmiştir. Tefrik kararından sonra soruşturmayı yürüten Başsavcılık ise başvurucunun kolluğun zorunlu yakalama görevini icrası sırasında ve bu amaçla yaralandığı değerlendirmesi yapmıştır.

37. Başsavcılıkça yürütülen soruşturmada başvurucunun yaralanmasının yasal kuvvet kullanımı sonucunda meydana geldiği sonucuna ulaşılmışsa da kamu görevlilerinin uyguladığı kuvvetin kullanımının şartlarının oluşup oluşmadığı, zorunlu ve orantılı olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmamıştır. Hâl böyle olunca kolda kemik kırığı meydana gelecek şekilde kuvvet uygulanmasının yalnızca hukuka uygun kuvvet kullanımıyla açıklanması mümkün görünmemektedir. Öte yandan soruşturma dosyasında başvurucunun yakalamaya direndiğine ilişkin delil olmadığı gibi Başsavcılık kararında da böyle bir olgudan bahsedilmemiştir. Sonuç olarak başvurucunun kamu makamlarının gözetiminde tutulduğu süre içinde oluşan yaralanmanın nasıl meydana geldiğine ilişkin ikna edici bir açıklamada bulunulmaması nedeniyle kuvvet kullanımında yetkinin aşıldığı ve devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki negatif yükümlülüğüne aykırı davranıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Meydana gelen yaralanmanın ağırlığı değerlendirildiğinde başvurucunun maruz kaldığı eylemin eziyet olarak nitelendirilmesi mümkündür.

38. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiası olması hâlinde sorumluların belirlenmesini ve gerekirse cezalandırılmasını sağlamaya elverişli, etkili bir soruşturmanın yapılması gerekir. Kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturmaların etkili olduğunun kabul edilebilmesi için savunulabilir nitelikteki kötü muamele iddiaları, kamu makamları tarafından öğrenilir öğrenilmez soruşturma başlatılması için ilgili mercilere bildirilmelidir hatta mağdurların şikâyetleri olmadığı hâllerde dahi bu nitelikte bir muamelenin mevcudiyetine ilişkin ciddi delil veya emareler bulunduğunun farkına varıldığı bir durumda resen harekete geçme yükümlülüğü devam etmektedir.

39. Şikâyete konu olayda başvurucu; hastaneden taburcu olduktan sonra kollukta şüpheli olarak alınan ifadesinde kendisini kimlerin nerede ve ne şekilde darbettiğine dair detaylı açıklamalar yapmış ve yakalama işlemi esnasında kötü muameleye uğradığına dair adli raporlar olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, taburcu olduktan hemen sonra verdiği ifadede kötü muamele iddiasını dile getirmesine rağmen ancak yedi ay sonra görevi kötüye kullanma suçu yönünden tefrik kararı verilmiştir. Başvurucunun olaydan sonra hastaneye götürülmesine, kemik kırığının tespit edilmesine, ameliyata alınmasına ilişkin tutanak ve raporun bir örneğinin hemen Başsavcılığa gönderilmesi konusunda özenli davranılmadığı tespit edilmiştir.

40. Olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma kapsamında başvurucunun ve kimlikleri tespit edilmesine rağmen yakalama işlemini yapan kolluk kuvvetinin ifadeleri Başsavcılıkça alınmamış, kamera görüntüleri toplanamamıştır. Nitekim anılan soruşturma, olayın kolluğun yasal anlamda zorunlu yakalama görevini icra ettiği sırada ve bu amaçla meydana geldiği anlaşıldığından kolluğun yasal zorunlu kamu görevini yerine getirdiği, bir suç işlemediği gerekçesine dayanılarak 4483 sayılı Kanun'un 4. maddesinin son fıkrası uyarınca işleme konulmama kararıyla neticelenmiştir.

41. Kamu görevlilerinin görevlerini devlet adına ifa etmeleri ve görevlerini ifa ettikleri sırada ortaya çıkan birtakım durumlarla bağlantılı olarak sık sık şikâyet edilme ve soruşturma tehdidi altında olma riski ile karşı karşıya olmaları nedeniyle haklarında adli soruşturma yürütülmesinin belirli bir makamın iznine bağlanması hukuk devletinde makul görülebilir. Nitekim Anayasa’nın 129. maddesinin altıncı fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılmasının -kanunla belirlenen istisnalar dışında- kanunun gösterdiği idari mercinin iznine bağlı olduğu düzenlenmiştir (Erdal Sarıkaya [GK], B. No: 2017/37237, 17/3/2021, § 111; Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, §§ 106, 107).

42. Şikâyete konu eylemin 4483 sayılı Kanun kapsamında kalan suçlar arasında olmadığının tespit edilmesi soruşturma yapma yetkisinin doğrudan Cumhuriyet savcısında olduğu anlamına gelecek ve derhâl soruşturma işlemlerine başlanarak delillerin toplanması yönünde önem arz edecektir. 4483 sayılı Kanun kapsamına girmeyen bir suç ya da kişi yönünden anılan Kanun’un işletilmesi etkili soruşturma yükümlülüğü yönünden sorun teşkil edecektir. Bu nedenle şikâyete konu fiil ve failin 4483 sayılı Kanun kapsamında kalıp kalmadığı titizlikle incelenmelidir (Ümmühan Seçil Sucu, B. No: 2017/15128, 19/11/2020, § 74; Erdal Sarıkaya, § 124).

43. Kolluk görevlileri hakkında yürütülen kötü muamele iddiasının 4483 sayılı Kanun’un 2. maddesinin beşinci fıkrasına göre izin şartına bağlı olmadığı gözardı edilerek dilekçenin işleme konulmamasına karar verilmiştir. Bu durum kamu görevlilerinin ceza soruşturmasından muaf tutulduğu izlenimine yol açabilir.

44. Somut olayın tespit edilen meydana geliş şartları kapsamında, kamu görevlilerinin kuvvet kullanması, bunun karşısında başvurucuda meydana gelen bir yaralanma söz konusudur. Başvurucunun yaralanmasıyla neticelenen olayda kolluk kuvvetlerinin zor kullanma yetkisini aşmadıkları gerekçesiyle soruşturma makamları, işleme konulmama kararı vermiştir. Başsavcılıkça yapılan inceleme; kamu görevlileri tarafından uygulanan kuvvet kullanımının şartlarının oluşup oluşmadığı, kuvvet kullanımının orantılılığı, zorunlu olup olmadığı yönünde bir değerlendirme içermemektedir. Yürütülen soruşturmada olayın gerçekleşme şartlarının tespit edilmesine yarayacak her türlü delilin toplanması ve soruşturma sonucunda verilen kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların analizine dayanması gerekliliğinin yerine getirilmediği, aceleci davranılarak temelden yoksun olarak sonuca ulaşıldığı görülmüştür. Başvurucunun kötü muamele iddiasının makul şüphe uyandıracak düzeyde olduğunu gösteren doktor raporları vardır ve başvurucu olayın nerede geçtiğini, ne kadar sürdüğünü anlatmış, tanık vb. birçok delil göstermiştir. Buna rağmen esaslı işlemlerin kolluğa yaptırılmasının, kolluk tarafından düzenlenen evrak doğrultusunda karara varılmasının bağımsızlık görüntüsü vermediği anlaşılmıştır. Neticede başvurucunun iddialarının soyut ve genel nitelikte görülerek dilekçenin işleme konulmamasının ve delillerin toplanmamasının sorumluların ve olayın gerçekleşme şartlarının ortaya çıkarılmasını olanaksız hâle getirdiği ve etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi önünde engel teşkil ettiği değerlendirilmiştir.

45. Somut olayda eziyet oluşturan eylemlere yönelik olarak sorumluların belirlenmesi ve gerekiyorsa cezalandırılması yönünde etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği sonucuna ulaşılmıştır.

46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutunun (negatif yükümlülük) ve usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

VI. GİDERİM

47. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 200.000 TL maddi ve 200.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

48. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği soruşturma mercilerince yapılması gereken iş yeniden soruşturma işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

49. Öte yandan somut olayda eziyet yasağının ihlal edildiğinin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için eziyet yasağının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya talebine bağlı kalınarak net 200.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

50. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmaması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usule ilişkin boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 200.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 364,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.164,60TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/1/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Mustafa Felhan [2.B.], B. No: 2019/34998, 10/1/2024, § …)
   
Başvuru Adı MUSTAFA FELHAN
Başvuru No 2019/34998
Başvuru Tarihi 17/10/2019
Karar Tarihi 10/1/2024
Resmi Gazete Tarihi 31/5/2024 - 32562

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, yakalamada kötü muameleye maruz kalındığına ilişkin şikâyet hakkında işleme konulmama kararı verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Yakalama ve/veya gözaltı sırasında güç kullanımı İhlal Manevi tazminat, Yeniden soruşturma

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 4483 Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun 1
2
4
9
5237 Türk Ceza Kanunu 96
256
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 160
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi