TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HİKMET KORKMAZ VE EĞİTİM VE BİLİM EMEKÇİLERİ SENDİKASI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2019/380)
Karar Tarihi: 11/5/2023
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
M. Emin KUZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Basri BAĞCI
Kenan YAŞAR
Raportör
Ali Erdem ŞAHİN
Başvurucular
1. Hikmet KORKMAZ
2. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası
Vekili
Av. İbrahim AFŞAR
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, kamu görevlisi olan başvurucunun bir internet sitesinde yayımlanan röportajında kullandığı ifadeler nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, başvuruya konu olayların yaşandığı tarihte Diyarbakır'da bir ortaokulda Türkçe öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Başvurucu, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) üyesidir.
3. Somut olay 2015 yılı Haziran ayından itibaren yaşanan terör eylemleriyle mücadele kapsamında bazı ilçelerde sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi ve eğitim faaliyetlerine bir süre ara verilmesi etrafında şekillenmiştir (arka plan bilgisi için bkz. Dilek Kaya, B. No: 2018/14313, 17/7/2019, §§ 8-11). Eğitim-Sen Diyarbakır Şubesi, anılan durumu protesto etmek maksadıyla bir nöbet tutma eylemi organize etmiştir. Başvurucu, söz konusu eyleme iştirak ederek konu hakkında bir internet haber sitesine mülakat vermiştir. Başvurucunun 11/2/2016 tarihinde haberleştirilerek internette yayımlanan açıklaması şu şekildedir:
"Eğitimci birinin öğrencilerinden ayrılması bir ağacın toprakla olan temasının kesilmesi gibidir. Bir eğitimcinin öğrencileri ile olan ilişkisi onu anlamlandıran şeydir, bende eylül ayından beri oluşan bu yönde, sonuçta öğrenci olmadan, okul olmadan bir eğitimcinin de anlamı olmuyor. Öğrencilerin hissedemedikleri eğitimi veriyorsunuz, çok ciddi siyasi bilinç ufak yaştaki çocukta bir şekilde gelişebiliyor, bunu siz çocukların tamamında hissedebiliyorsunuz. Duruşlarından, bakışlarından bunu anlayabiliyorsunuz. İtiraf edeyim okula olan bakışlarına kadar bu sözünü ettiğim bilinç şekilleniyor, sonuçta şöyle bir durum var ortada kendilerini hissedemedikleri, örtüşemedikleri bir eğitim veriyoruz çocuklara, siz çocuğun umudunu alırsanız geriye ne kalır ki, böylesi bir gerçeklik yaşanırken, eğitimcilerin varoluş gerçeklikleri ortadan kaldırılmışken, buna karşı ses çıkarmak ve yaşanan durumun değişmesi ve dönüşmesi noktasında bir çaba içerisinde olmak, bütün öğretmenlerin alması gereken bir tutum olarak duruyor. Bu fikir ilk ortaya atıldığında buna güç vermek gerektiğini düşünüyorum, insanlar yaşanan gerçeği görsünler çünkü üzerine konuştuğumuz şey geleceğimiz, herkesin öyle ya da böyle duyarlı olması gerekiyor".
4. Söz konusu haber nedeniyle başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Başvurucu ifadesinde; çocukların kendilerini hissedemedikleri ve örtüşemedikleri bir eğitim verildiği ifadesiyle yaşanan dil problemine vurgu yaptığını, çocukların yaşadıkları hak ihlallerine dair söyleminin ise çatışmalar nedeniyle çocukların eğitim hakkının ihlal edildiğine ve yaşanan olumsuzluklara vurgu yapmaktan ibaret olduğunu, kullandığı ifadelerin şiddet içerikli olmadığını ve kamuyu bilinçlendirme amacı taşıdığını belirtmiştir.
5. Soruşturma neticesinde yapılan açıklamada "terör örgütünü destekleyecek unsurları barındıran açık cümlelerin olmadığı görülmekle birlikte ifadeler bir bütün halinde değerlendirildiğinde bir öğretmenin kullanmaması gereken ifadeler oldukları, yaşanan olaylara ilişkin terör örgütünü eleştiren hiçbir ifadeye yer verilmemiş olduğu, üstü kapalı politik mesajlar verilmeye çalışıldığı, bir öğretmene asla yakışmayacak bir tonda olduğu ve sendikal eylem niteliği taşımadığı" belirtilerek eylemin 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (d) alt bendi -"hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak"- kapsamında kaldığı gerekçesiyle başvurucunun kınama cezasının cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
6. Başvurucu, hakkında tesis edilen disiplin cezasının iptali istemiyle idare mahkemesine başvurmuştur. İlk derece mahkemesi, başvurucunun açıklamasında ''çocukların umudunun ellerinden alınması; çocuklara çok hissedemedikleri örtüşemedikleri bir eğitimin verildiği; çocukların yaşadığı hak ihlallerinin görünür kılınmasının amaçlandığı" gibi cümleleri kullanmasının hizmet dışında devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlardan olduğu sonucuyla davanın reddine karar vermiştir. Anılan karar istinaf yolunda oyçokluğu ile kesinleşmiştir.
7. Başvurucu, nihai kararı 28/11/2018 tarihinde öğrendikten sonra 28/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
8. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
9. Başvurucu, açıklamasının hiçbir siyasi ve ideolojik hedef gözetmeksizin ve hiç kimseye hakaret etmeden ve suçlayıcı ifadeler kullanmadan tamamen kendi mesleki ve uzmanlık alanı olan eğitim ve öğretim hizmeti ile ilgili karşılaştığı sorunlar, yaşadığı tecrübeler ışığında bir takım görüş ve değerlendirmelerden ibaret olduğunu belirterek açıklaması nedeniyle müdahaleye uğramasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
10. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda bir müdahalenin bulunup bulunmadığı, bulunduğu düşünüldüğü takdirde müdahalenin meşru bir amacı haiz olup olmadığı, şikâyete konu edilen işlemin kınama cezası olarak başvurucunun davranışına uygun olan en hafif ceza olduğu hususu da dikkate alınarak belirtilen meşru amaç ile orantılı olup olmadığı, bu anlamda idare ve derece mahkemeleri kararlarının ilgili ve yeterli gerekçeler içerip içermediği hususları değerlendirilirken ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri ile yargı içtihatlarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü iddiaları yinelemiştir.
11. Başvuru, ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir.
12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
13. İfade özgürlüğüne yönelik müdahalenin dayanağı olan 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (d) alt bendinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır. Müdahalenin devlet memurunun itibar ve güveninin sağlanmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması meşru amacını taşıdığı değerlendirilmiştir. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir (AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72). Bu itibarla müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu yönünden inceleme yapılacaktır.
14. Somut olayda, başvurucunun internet haber sitesinde yayımlanan açıklamasının hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte olduğu kabul edilerek başvurucu hakkında disiplin cezası uygulanmıştır (bkz. §§ 3-5). İlk derece mahkemesi açıklamanın bazı cümlelerini alıntılayarak eylemin sübuta erdiği sonucuyla davanın reddine karar vermiştir. Anılan karar istinaf kanun yolunda kesinleşmiştir (bkz. § 6).
15. Anayasa Mahkemesi birçok kararında kamu görevlisinin anayasal ve yasal konumuna, tabi olduğu statü hukukunun getirdiği ödev ve sorumlulukların temel hak ve özgürlükler karşısındaki durumuna ve kamu görevlisine uygulanan disiplin cezalarının amaç ve kapsamına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş ve kamu görevlisi hakkında disiplin cezası uygulayan idarenin ve bu tür müdahalelerin hukuka uygunluğunu denetleyen yargı mercilerinin -subjektif yorumlardan kaçınmaları için- yapmaları gerekenleri belirtmiştir. Bu itibarla yapılacak değerlendirmelerde, somut olayın bağlam ve kapsamı, eylemde kamu görevlisi sıfatının ve kamusal imkanların kullanılma durumu, eylemin kamu kurumuna etkileri -süreklilik, etkinlik, verimlilik- ve uygulanan disiplin cezasının niteliği gözönünde bulundurulmalıdır(genel ilkelere yer verilen çok sayıda karar arasından bkz. Lale Çalıkoğlu, B. No: 2018/36354, 18/10/2022, §§30-34; Sinan Akbulut, B. No: 2019/1396, 2/11/2022, §§ 30-34; hizmet dışında devlet memurunun itibarının korunmasına yönelik benzer bir müdahalenin incelendiği başvuru için bkz. Serdar Topal, B. No: 2018/23179, 16/11/2022, §§ 26-30).
16. Somut olayda, başvurucunun sokağa çıkma yasakları ve yaşanan çatışmaların eğitim-öğretim faaliyetleri ile öğrenciler üzerindeki etkilerine ilişkin görüşlerini içeren internet haberi, başvurucunun kimliği anonimleştirilmeksizin ve Sur ilçesinde öğretmenlik yaptığı belirtilerek yayımlamıştır. Bu itibarla başvurucunun söz konusu açıklamalarını kamu görevlisi bir öğretmen sıfatıyla yaptığı hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır (kamu görevinin niteliğine ilişkin olarak bkz. Adem Talas [GK], B. No: 2014/12143, 16/11/2017, § 47; Sinan Akbulut, B. No: 2019/1396, 2/11/2022, § 34; Emre Kaya, 2018/26675, 20/12/2022, § 15).
17. Diğer yandan bir kamu görevlisi olarak öğretmenlerin de herkes gibi bir olaya ilişkin herhangi bir düşünceye sahip olması ve onu paylaşması ifade özgürlüğü kapsamında mümkün olup salt kamu görevlisi olma adınabireyin bazı temel hak ve özgürlüklerini peşinen feda etme yükümlülüğü altında bulunmadığı hatırlanmalıdır (Levent Tunçel, B. No: 2017/34185, 16/3/2022, § 38).Başvurucu haber metnine yansıyan ifadeleriyle sokağa çıkma yasaklarından veya teröre karşı yürütülen operasyonlardan ziyade yaşanan olayların eğitim-öğretim faaliyetleri ve öğrenciler üzerindeki etkilerine değinmiştir. Başvurucunun anılan açıklamalarında herhangi bir siyasi tonlamaya veya suçlayıcı bir üsluba da rastlanılmamıştır. Dolayısıyla şu hâlde başvurucunun açıklamalarının dengesiz ve siyaseten yanlı olduğunun veya eylemin -öğretmenlik mesleğinin etki alanı değerlendirildiğinde- başta öğrencileri olmak üzere ondan nesnel davranması beklentisi olan diğer kişiler üzerinde tek yanlı, uygunsuz ve şiddetli etkiler yaratmaya elverişli fikirlerin aşılanması tehlikesi yarattığının kabul edilmesi mümkün değildir (kamu görevlisinin açıklamalarının nesnelliğine ilişkin olarak bkz. Hasan Güngör, B. No: 2013/6152, 24/2/2016, § 49; öğretmenlik mesleğine ilişkin değerlendirmeler için bkz. Elif Güneysu, B. No: 2017/31733, 7/10/2021, § 54; Cem Özaydın, B. No: 2017/26800, 13/1/2022, § 42).
18. Başvurucuyu cezalandıran idare ve hukuka uygunluk denetimi yapan yargı mercilerinin gerekçeleri dikkatli bir şekilde ele alınmıştır. Buna göre başvuru konusu eylemi değerlendiren idarenin kullanılan ifadelerle üstü kapalı politik mesajlar verildiği, açıklamada terör örgütünün eleştirilmediği ve kullanılan ifadelerin bir öğretmene asla yakışmayacak tonda olduğunu belirtmek dışında söz konusu çıkarımlara nasıl ulaştığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmaksızın disiplin cezası takdir ettiği; müdahaleyi değerlendiren ilk derece mahkemesinin ise ifadelerin bağlam ve kapsamına ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunmaksızın açıklamanın bir kısmını alıntılayarak davanın reddine karar verdiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla anılan mercilerin Anayasa Mahkemesinin kamu görevlisinin ifade özgürlüğüne yapılan böyle bir müdahalede yapılmasını beklediği ve yukarıda belirtilen değerlendirmelerden hiçbirini yapmadığı sonucuna ulaşılmıştır (bkz. § 14).
19. Anayasa Mahkemesi, çok sayıdaki kararında ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edeceğini ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerekir (diğerleri arasından bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120).
20. Yukarıdaki bilgiler dikkate alındığında değerlendirmelerinde Anayasa Mahkemesinin kabul ettiği standartları uygulamayan idare ve derece mahkemelerinin başvurucunun bir disiplin cezası ile cezalandırılmasının zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğini ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koyduğunun kabul edilmesi mümkün olmamıştır.
21. Açıklanan gerekçelerle başvuruya konu demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmayan müdahalenin Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verilmesi gerekir.
B. Tüzel Kişi Başvurucu Yönünden
22. Başvuru, münhasıran gerçek kişi başvurucunun aldığı disiplin cezasına ilişkindir. Başvurucu tüzel kişi, başvuru formunda temel hak ve özgürlüklere ilişkin olarak herhangi bir iddia ileri sürmemiştir. Bu anlamda tüzel kişi başvurucunun ihlale konu edilen işlem nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkının doğrudan etkilendiği söylenemez. Bu nedenle başvurunun tüzel kişi başvurucu yönünden kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir (Onur Doğanay, B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § § 39-47).
III. GİDERİM
23. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve 10.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir ( Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvuruculara manevi zararları karşılığında talebiyle bağlı olarak net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerçek kişi başvurucu yönünden ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Tüzel kişi başvurucu yönünden başvurunun kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine (E:2017/2495, K:2018/45) GÖNDERİLMESİNE,
D. Net 10.000 TL manevi tazminatın gerçek kişi başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. 294,70 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.194,70 TL yargılama giderinin gerçek kişi başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/5/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.