|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Çağlar ÖNCEL
|
|
Başvurucu
|
:
|
Mustafa KARADUMAN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, arabulucular sicilinden silinme işleminin tesis edilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Kütahya Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapan ve aynı zamanda 9/5/2017 tarihinden itibaren arabuluculuk faaliyetinde bulunan başvurucunun arabulucular sicilindeki kaydı, Adalet Bakanlığının (Bakanlık) 7/8/2017 tarihli işlemiyle silinmiştir. İşleme ilişkin olarak Bakanlık tarafından gönderilen bildirimde başvurucunun terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmama şartını taşımadığının anlaşıldığı belirtilmiştir.
3. Başvurucu, söz konusu işlemin iptal edilmesi talebiyle 8/9/2017 tarihinde Ankara 7. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde arabulucular listesindeki kaydının terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğu gerekçesiyle silinmesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyan etmiştir. Başvurucu; hakkında açılan ceza davasının nedeninin 17-25 Aralık 2013 öncesinde kahvaltı organizasyonuna katılması olduğunu, bu organizasyonda örgütle ilgili bir konuşmanın olmadığını ve fikir dünyasının örgütle farklı olduğunu ileri sürmüştür.
4. İdare tarafından Mahkemeye sunulan savunma dilekçesinde başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'na muhalefet suçlarından 11/7/2017 tarihinde Kütahya 3. Ağır Ceza Mahkemesine (Ağır Ceza Mahkemesi) kamu davası açıldığı bildirilmiştir.
5. Mahkeme tarafından 24/5/2018 tarihinde davanın reddine karar verilmiş, kararın gerekçesinde arabulucular siciline kayıt şartlarını düzenleyen mevzuatta terör örgütleri ile bağın bir yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde gerçekleşmesinin zorunlu olmadığı ve iltisak ya da irtibat şeklinde olmasının yeterli kabul edildiği belirtilmiştir. Bu nedenle dava konusu işlemin sebep unsurunun mevcut olup olmadığının belirlenmesi için başvurucu hakkında devam eden ceza kovuşturmasında mahkûmiyetine karar verilmesinin zorunlu olmadığı, ortaya konulan somut bilgiler neticesinde örgütle iltisaklı ya da irtibatlı olduğu yönünde kanaat oluşmasının yeterli olacağı vurgulanmıştır. Buradan hareketle ceza kovuşturması kapsamında başvurucunun FETÖ'nün düzenlediği sohbet, piknik, yemek, kahvaltı organizasyonlarına bilerek ve isteyerek katıldığının sabit olduğu, örgütün baro genç avukatlar yapılanmasının içinde bulunduğu ve babasının FETÖ/PDY soruşturması kapsamında tutuklandığı ifade edilerek başvurucunun FETÖ/PDY yapılanması ile en azından iltisak içinde hareket ettiğinin açık olması karşısında dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
6. Başvurucu, Mahkemenin kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde; FETÖ mensubu olan tanığın beyanlarının mutlak doğru olarak kabul edildiğini, kahvaltı ve pikniklere katıldığını ancak anılan organizasyonlarda hangi konuların konuşulduğuna ilişkin bir tespit yapılmadığını beyan etmiştir. Başvurucu, ayrıca sosyal medyada FETÖ/PDY aleyhinde beyanlarda bulunduğunu, bu yapıya karşı olduğunu sürekli dile getirdiğini belirtmiştir.
7. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesi 13/12/2018 tarihli kararıyla istinaf talebinin kesin olarak reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde Mahkemenin kararının usule ve hukuka uygun olduğu, kaldırılmasını gerektiren bir nedenin bulunmadığı belirtilmiştir.
8. Başvurucu nihai kararı 29/1/2019 tarihinde tebliğ aldıktan sonra 21/2/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
9. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
10. Öte yandan Ağır Ceza Mahkemesinin 13/10/2020 tarihli kararıyla başvurucunun beraatine karar verilmiştir. Anılan kararda başvurucunun savunması yanında itirafçılar M.A. ve A.A. ile tanıklar Ş.A.A, R.B. ve E.T.nin beyanlarına yer verilmiştir.
i. Başvurucunun 7/11/2017 tarihli savunmasının ilgili kısmı şöyledir:
"...avukat olarak çalışıyorum. M.A. beni Fetö gençlik yapısına kurmamız konusunda benden fikir aldığını söylüyor. Ancak söylediği tarihler olan tarihte ben askerdeydim. ... Ben askerdeyken ... avukatlar toplanıp kahvaltı yapıyormuş. Bende askerden geldikten sonra bu kahvaltılara avukat olmam nedeniyle mesleki olarak katıldım. Bu kahvaltılar gizli bir yerde değil ...herkese açık bir kafede yapılıyordu. Bu kahvaltılarda Fetö lehine herhangi bir konuşma olmadı. Kafede başkaca insanlar da vardı ya da bizi tanıyıp gelip gören oturanlar oluyordu. Gizli bir toplantı değildi...
İddianamede bahsedilen fotoğrafların asıllarını getirdim. R.A.'nın doğum günüydü. Doğum günü kutlaması için bir araya gelmiştik. Orada çekilen fotoğraflardır... (diğer) fotoğraf da bir avukat arkadaşın aldığı arabanın kutlaması için verdiği yemeğe aitti."
ii. İtirafçı M.A.nın 19/1/2017 tarihli beyanı şöyledir:
"1 nolu resim olarak belirtilen piknik görüntüsü ... kaplıcasında çekildi, bu pikniği... R.A.'nın doğum günü olması münasebetiyle organize ettik, doğum günü münasebetiyle terpit edilmiş olsa da bu organizasyon genellikle fetö mensubu avukatların katıldığı ve kısmen de fetö organizasyonu olarak düzenlenmiş bir etkinlikti, bu pikniğe iştirak eden avukatlar ...Av. Mustafa Karaduman ... tamamen fetö üyeliği sebebiyle yapının bir organizasyonu olarak ... katıldık, 2 nolu resim 2014 yılı yaz aylarında... çekildi, 2 nolu resimdeki organizasyon 1 nolu organizasyondan yaklaşık 1 yıl sonra yapıldı, bu organizasyon da B.Ş. tarafından tertip edildi, B.Ş. bu organizasyona bir hoca getirtti, burada dini sohbet yapıldı, ... Av. Mustafa Karaduman ... bu organizasyona fetö yapılanmasının kaynaşma etkinliği olarak bilerek katıldı ..."
iii. İtirafçı A. A.nın 7/2/2017 tarihli beyanı şöyledir:
"Fetö/Pdy örgütü mensubu olan ... barodaki genç avukatlarla birlikte cuma günleri ... A. Cafede kahvaltı organizasyonları tertip ediyordu, bu kahvaltılar 2014 yılı Haziran ayına kadar devam etti, bu kahvaltılara sanıklar ... Mustafa Karaduman,... katıldı..."
iv. Tanık Ş.A.A.nın 11/1/2017 tarihli beyanı şöyledir:
"...2012 yılında A. cafede kahvaltı programlarına başlandı, bu kahvaltı programları düzenli yapılmadı,...17/25 Aralık darbesine kadar devam etti, 17/25 Aralık darbe gerçekleştirilince bu kahvaltı organizasyonunu iptal ettim, 17/25 Aralık sürecine kadar bu kahvaltı etkinliklerine... bir kez Av. Mustafa Karaduman ... katıldı, bu kahvaltılara ... ilçesinde imamlık yapan R.B. iki üç kez katıldı, kahvaltı organizasyonunun FETÖ yapılanmasıyla alakası yoktu..."
v. Tanık R.B.nin 11/1/2017 tarihli beyanı şöyledir:
"... camii imamı olarak görev yaparken ihraç edildim, genç avukatların A. pastanesinde tertip etmiş oldukları kahvaltı programından iki tanesine 2010 yılında katıldım, ... sabah namazına camiye gelen genç avukatların çıkışta beni kahvaltıya daveti üzerine kahvaltıya katıldım, kahvaltıda Muharrem ayından bahsetmemi istemeleri üzerine kısaca bu ayın faziletini anlattım, katıldığım sohbet organizasyonlarına sanıklardan ... Av. Mustafa Karaduman,... katıldı..."
vi. Tanık E.T.nin 10/1/2017 tarihli beyanı şöyledir:
"Avukat arkadaşlarımdan birisi facebook sayfasından kahvaltı organizasyonuna ilişkin bir fotoğraf yayınlandı, bu fotoğraf A. pastanesinde çekildi ve fotoğraf karesinde sanıklardan ... Av. Mustafa Karaduman,...'nın görüntüleri vardı, ..."
11. Beraat kararının gerekçesinde başvurucunun iltisak boyutundaki eylemlerinin terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunun kabul edilmesi için yeterli olmadığı sonucuna ulaşıldığı belirtilmiştir. Beraat kararına ilişkin istinaf talebi Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 7/6/2022 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu, beraat kararının 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi gereğince suçu işlemediğinin sabit olduğu gerekçesiyle verilmesi gerektiği iddiası ile temyiz talebinde bulunmuştur. İnceleme tarihi itibarıyla dosya henüz temyiz aşamasındadır.
II. DEĞERLENDİRME
A. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
12. Başvurucu, henüz sonuçlanmamış bir ceza davasının ve babası hakkındaki soruşturmanın gerekçe gösterilmesi nedeniyle arabulucular sicilinden silinmesinin masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
13. Bakanlık görüşünde; başvurucunun arabulucular sicilinden silinmesine dair işlemin iptali istemiyle açtığı davada, yargı mercilerinin terör örgütleriyle irtibat ve iltisaka ilişkin değerlendirmede bulunduğu belirtilmiştir. Görüşte; irtibat ve iltisak kavramlarının terör örgütü üyeliğinden farklı olduğu, masumiyet karinesi kapsamında mahkeme kararlarında başvurucunun terör örgütü üyesi olarak kabul edildiğine ilişkin bir ifade yer almadığı vurgulanmıştır. Buna ek olarak başvurucunun hakkındaki ceza mahkemesi kararının lehinde kesinleşmesi hâlinde, yeniden bir başvuruda bulunarak durumunun tekrar gözden geçirilmesini istemesinin mümkün olduğuna değinilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formundaki hususları tekrar etmiş ayrıca temyiz talebinin beraat hükmünün gerekçesine ilişkin olması nedeniyle anılan hükmün fiilen kesinleştiği ifade edilmiştir.
14. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda karmaşık veya zorlama şikâyetler, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki şikâyetler, başvurucunun ihlal iddialarını temellendiremediği şikâyetler ile temel haklara yönelik bir ihlalin olmadığı açık olan şikâyetler açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Cemal Günsel [GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021, § 21).
15. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Anılan maddeye adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme/AİHS) 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına dair 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Fameka İnş. Plastik San ve Tic. Ltd. Şirketi [1. B.], B. No: 2014/3905, 19/4/2017, § 27).
16. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol [2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
17. Masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken özellikle hukuk yargılaması ve idari yargılama bakımından üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği ve ceza mahkemesi kararını sorgulayıp sorgulamadığıdır. Kişinin suçluluğunu ima eden ya da kabul eden bir yargı söz konusu olmadıkça sadece soruşturma açılmış olması da disiplin veya idari yaptırım işlemlerinin başlatılması veya uygulanması için yeterli görülebilir (Ramazan Tosun [1. B.], B. No: 2012/998, 7/11/2013, § 65).
18. Somut olayda Mahkemece başvurucunun FETÖ/PDY'nin düzenlediği sohbet, piknik, yemek, kahvaltı organizasyonlarına bilerek ve isteyerek katıldığı, örgütün baro genç avukatlar yapılanmasının içinde bulunduğu ve babasının FETÖ/PDY soruşturması kapsamında tutuklandığı ifade edilerek başvurucunun FETÖ/PDY yapılanması ile iltisaklı olduğuna ilişkin tespitlerin dayanaklarına yer verilmiştir. Dolayısıyla gerekçede kullanılan ifadelerin başvurucunun suç işlediğine ilişkin bir kabul içerdiği ya da suçluluğunu ima ettiği söylenemez. Nitekim Mahkemece örgüt üyeliği ile iltisak kavramlarının farklı olduğu, arabulucular siciline kaydedilmek için örgüt üyesi olma şartının aranmadığı, terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklı olma olgusunun yeterli kabul edildiği belirtilerek bu kapsamda yapılan değerlendirmeye dayanak olarak gösterilen başvurucuya ilişkin bilgilere yer verilmiştir.
19. Bunun yanında Mahkemenin tespitlerine dayanak olan ceza yargılamasında başvurucunun söz konusu piknik ve yemek organizasyonlarına katıldığını ancak bu toplantılarda gündelik konuların konuşulduğunu beyan ettiği dikkate alındığında Mahkemenin sabit olduğunu ifade ettiği olguların başvurucunun masumiyet karinesini zedeleyecek bir yaklaşım içermediği açıktır. Sonuç olarak bireysel başvuruya konu edilen derece mahkemesindeki yargılamanın bir ceza yargılaması niteliği taşımadığı, kararda kullanılan dilin başvurucunun masumiyetini sorgulamadığı değerlendirilmiştir.
20. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
21. Başvurucu; yargılama sırasında lehindeki delillerin toplanmadığını, itirafçı beyanlarının iftiradan ibaret olduğunu, somut dayanaklar içermediğini ayrıca gerek kendisi hakkındaki gerekse babasına ilişkin ceza yargılamalarının beraat kararı ile sonuçlandığını belirterek adil yargılanma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
22. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz."
23. Başvurucunun iddialarının arabulucular sicilinden kaydının silinmesine ilişkin tesis edilen işleme karşı açılan iptal davasının reddedilmesine, dolayısıyla arabuluculuk faaliyetinin engellenmesine ilişkin olduğu görülmektedir. Kişilerin mesleki hayatlarının onların özel hayatlarıyla sıkı ilişkisinin olduğu ve meslek hayatına yönelik müdahalelerde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Bununla birlikte öncelikle bu tür müdahalelerin hangi durumlarda özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmeye uygun olduğu veya başvuru konusu edilen uyuşmazlıkların hangilerinin bu bağlamda uygulanabilir kabul edileceği hususlarında belirlenen ölçütler dikkate alınarak değerlendirmeler yapılması gerekmektedir (Tamer Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, § 82).
24. Anayasa Mahkemesi, önceki birçok kararında özel hayata ilişkin herhangi bir nedene dayanılmaksızın mesleki hayata yönelen müdahalelerin özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi gerekli olan koşulların neler olduğuna ilişkin detaylı değerlendirmelerde bulunmuştur (Tamer Mahmutoğlu, §§ 84-90; C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, §§ 97-101; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, §§ 106-110). Başvurucunun arabulucular sicilinden kaydının silinmesine ilişkin işlem, özel hayata saygı hakkının otomatik olarak uygulanabilirliğini sağlamamakla birlikte mevcut başvurudaki müdahalenin başvurucunun mesleki faaliyetlerinin aksamasına, sosyal çevresiyle olan ilişkilerine ve itibarına olumsuz şekilde etki ettiği, bu etkinin ciddi olduğu ve belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı değerlendirildiğinden başvuru özel hayata saygı hakkı yönünden uygulanabilir bulunmuş ve bu kapsamda incelenmiştir(benzer yönde değerlendirme için bkz. Şükran Dağ Cabir [1. B.], B. No: 2019/19839, 15/3/2023, § 25).
25. Başvurucu hakkında tesis edilen işlem tüm ülkede olağanüstü hâlin devam ettiği bir süreçte verilmiştir. Söz konusu kararın terör örgütleriyle irtibatlı ya da iltisaklı olanların kamu hizmetinin yürütüldüğü alanlardan olan arabuluculuk faaliyetinde bulunmalarının engellenmesine ilişkin olduğu, bu durumun olağanüstü hâlin ortaya çıkardığı tehlikeleri bertaraf etmek amacına yöneldiği görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilip edilmediğine dair inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır (Şükran Dağ Cabir, § 26).
26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
27. Savaş, seferberlik veya olağanüstü hâl (OHAL) gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı bulunmaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden OHAL'lerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve AİHS'e ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında da sayılmamıştır. Ayrıca somut olaydaki özel hayata ilişkin tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır (Ayla Demir İşat, §§ 147, 148; Şükran Dağ Cabir, § 29).
28. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme, bunun durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesidir.
29. Somut olayda serbest avukat olan ve 9/5/2017 tarihinden itibaren arabuluculuk yapan başvurucu hakkında terör örgütü üyesi olma suçundan kamu davası açılması üzerine başvurucunun arabulucular sicilindeki kaydı idari işlemle silinmiştir. Kaydın silinmesine ilişkin işlemin gerekçesi, başvurucunun terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olmama koşulunu sağlamaması olarak kabul edilmiştir. Yargı mercileri de aynı gerekçeyle başvurucunun iptal talebini reddetmiştir. Başvurucunun temel iddiası, hakkında açılan ceza davasının terör örgütüyle irtibatlı ya da iltisaklı olduğunun kabul edilmesi bakımından yeterli kabul edilemeyeceğine ve örgütle ne şekilde irtibatlı ya da iltisaklı olduğuna dair gerekçelerin ortaya konulamadığına ilişkindir.
30. Başvuruya konu süreç kesinleştikten sonra neticelenen ceza davasında başvurucunun iltisak boyutundaki eylemlerinin terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermemesi nedeniyle atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca anılan süreçte başvurucunun serbest avukatlık faaliyetlerine devam ettiği görülmektedir.
31. 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun Arabulucular siciline kayıt şartları başlıklı 20. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmama şartının bulunduğu görülmüştür. Aynı Kanun'un Arabulucular sicilinden silinme başlıklı 21. maddesinin (1) numaralı fıkrasında; Daire Başkanlığı, arabuluculuk için aranan koşulları taşımadığı hâlde sicile kaydedilen veya daha sonra bu koşulları kaybeden arabulucunun kaydını siler hükmüne yer verilmiştir.
32. Arabuluculuk kurumu uyuşmazlıkların yargılamaya konu olmadan sulh yolu ile ivedi bir şekilde çözümlenmesini temin etmek için ihdas edilmiştir. Dolayısıyla arabulucular mevzuatın düzenlendiği sınırlar çerçevesinde kamu hizmeti niteliğindeki yargılama faaliyetinin işleyişine katkı sağlamaktadır. Bu sebeple arabuluculuk faaliyetinde bulunacak kişilerde aranacak şartlar yönünden idarenin takdir yetkisinin daha geniş olması makul kabul edilebilir. Bununla birlikte önemli olan husus, söz konusu takdir yetkisi kapsamında tesis edilen işlemlerin ilgili mevzuat kapsamında olduğunun ve iltisaklı ya da irtibatlı olma durumunun somut olgulara dayandığının idari ve yargısal makamlar tarafından ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulmasıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Şükran Dağ Cabir).
33. Somut olayda Mahkeme kararının gerekçesinde yer alan ve başvurucu hakkındaki beyanlarla ortaya çıkmış olan eylemlerin, ifade sahiplerinin Ağır Ceza Mahkemesi kararında yer alan beyanlarıyla somutlaştırıldığı görülmektedir (bkz. § 10 ). Buna göre anılan beyanlarda başvurucunun FETÖ/PDY'nin organize ettiği sohbet, piknik, yemek, kahvaltı organizasyonlarında bilerek ve isteyerek yer aldığı, ayrıca mensubu olduğu baro genç avukatlar yapılanmasının sohbet ve toplantılarına katıldığı şeklindeki hususlara yer verilmiştir. Görgüye ve bilgiye dayalı olan bahse konu beyanlarda aktarılan olay ve vakıaların tesadüfi nitelikte olmadığı ve tutarlı olduğu gözönüne alınarak bunların, başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı oluştuğuna ilişkin ciddi ve somut nitelikteki objektif deliller olarak değerlendirilmesi -OHAL koşulları içinde- kabul edilebilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Sinan Ulu [GK], B. No: 2023/57158, 25/9/2025, §102).
34. FETÖ/PDY'nin gizli yapısı ile terör örgütlerinin anayasal düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin OHAL koşulları bağlamında gerekli olduğu konusunda idari ve yargısal makamlarca ulaşılan sonucun ilgili ve yeterli gerekçe içerdiği değerlendirilmektedir. Öte yandan başvurucu, arabulucular sicilinden ilgili ve yeterli kabul edilebilecek nitelikteki somut gerekçelerle çıkarılmış ancak avukat olarak mesleğini ifa etmesini engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Bu konuda bir kısıtlama getirilmeyerek somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edildiği ve tedbirin öngörülen amaç doğrultusunda ölçülü olduğu sonucuna varılmaktadır.
35. Ayrıca somut olayda ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümüne imkân sağlamaya uygun yasal düzenlemelerin mevcut olduğu ve etkili şekilde işlediği görülmektedir. Nitekim yargılama safahatında dava dosyasına sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânının sağlandığı görülmektedir. Bu bağlamda somut olayda yargısal denetimin etkili bir şekilde işlemediği ve yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmaktadır.
36. Sonuç olarak darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak içinde olunduğunu göstermesi açısından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin OHAL'in ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla eldeki başvuruda, OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu kanaatine varılmıştır.
37. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Hasan Tahsin GÖKCAN ve Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/11/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvuruya konu işlemin dayanağı olan olgunun salt bir meslek grubunun açık faaliyetlerine iştirakten ibaret olması karşısında Mahkememiz Birinci Bölüm çoğunluğunun başvuranın arabulucular sicilinden silinme işlemi dolayısıyla özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasını açıkça dayanaktan yoksun bulan kararına katılmamaktayım.
2. Temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahalelerde bulunulduğu iddiaları karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri usule ilişkin güvenceler sağlanmalıdır. Gerek hukuk devleti ilkesinin gerekse adil yargılanma hakkının gereği keyfiliği önleyici güvencelerin hem mevzuat hem de uygulamada sağlanmasıdır. İdari makamlar ve mahkemeler, söz konusu tedbirin keyfî olmadığını ortaya koyan ilgili ve yeterli gerekçeler oluşturmadığı takdirde yapılan müdahalenin hak ihlaline neden olduğu kabul edilmelidir.
3. Bu bağlamda terör örgütüyle irtibat ve iltisakı oluştuğuna ilişkin iddiaların ciddi, somut nitelikteki objektif deliller kapsamında değerlendirilmesi zorunludur (bu yönde bkz. AYM Sinan Ulu [GK], B. No: 2023/57158, 25/9/2025, par. 102).Haklarında belirtilen iddialarla işlem tesis edilen kimselerle ilgili idari ve yargısal makamların işlem ve karar gerekçelerini somut olgulara dayandırdıklarını ve dayanılan olguların objektif olarak irtibat-iltisakı kanıtladığını ilgili ve yeterli gerekçeyle gösterebilmeleri gerekir (bu yönde bkz. AYM Şükran Dağ Cabir, B. No: 2019/19839, 15.3.2023, par. 38-41).
4. İncelenen dosyada başvurucuya isnat edilen eylem, 17-25 Aralık eylemleri öncesine kadar başvuranın baronun genç avukatlar grubu tarafından düzenlenen piknik, kahvaltı, sohbet, yemek gibi diğer meslektaşlara da açık olan faaliyetlerine katılmaktan ibarettir. Sonraki tarihlerde katıldığıyla ilgili bir iddia ve tespit te yoktur. Ayrıca başvuranın bizzat bu organizasyonları yaptığına veya yapılmasına yardım ettiğine ilişkin bir iddia ve delilden söz edilmemektedir. Başvuran aleyhine beyanda bulunan iki tanığın beyanında yer alan ve başvuranın da kabul ettiği eylem, baronun genç avukatlar grubu tarafından düzenlenen ve çoğu aleni ortamlarda gerçekleşen piknik, kahvaltı, sohbet, yemek gibi diğer meslektaşlara da açık olan faaliyetlerine katılmaktır.
5. Belirtilen tespitler ışığında; tanık beyanlarında da belirtildiği üzere örgütün sosyal taban kazanma faaliyeti kapsamında da olsa yalnızca örgüte bağlı veya sempati duyanlara yönelik olmayıp farklı eğilimleri olan genç avukatlara da yönelik olan, örgüte duyulan sempatiyi artırmayı amaçlayan aleni faaliyetlerin tek başına terör örgütüyle irtibat ve iltisakın temel dayanağı ve kanıtı olarak kabul edilmesi bir hukuk devletinde öngörülemez ve kabul edilemez niteliktedir. Mahkemelerin böylesi yaklaşımları aksini ispata imkan tanımadığından gerek adil yargılamanın gerekse maddi hakların usul güvencelerini ortadan kaldıracaktır. Nitekim bu olayda da bu durum gerçekleşmiştir. Bu nedenlerle başvuranın özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği görüşündeyim.
|
|
|
|
|
Başkan
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
KARŞIOY
Anayasa Mahkemesinin sayın çoğunluğu tarafından başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.
Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında ayrıntılı olarak özetlenmiştir.
Başvurucu avukat olarak çalışırken 9/5/2017 tarihinde arabulucuk siciline kaydedilmiştir. Adalet Bakanlığınca terör örgütleriyle iltisak ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle arabuluculuk sicilinden silinmiştir.Bu işleme karşı açmış olduğu dava yargı süreçlerinden geçerek kesinleşmiştir.
Başvurucuya ilişkin örgüt üyeliğinden açılan davada beraat kararı ile sonuçlanmıştır.
Başvurucu arabuluculuk siciline ilişkin silinme işlemlerini ve süreci bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine getirmiştir.
Öncelikle, FETÖ/PDY’nin yargı kararlarına da yansıyan ve Mahkememizce de kabul edildiği üzere bir eğitim ve sosyal gönüllülük, dini bir yapılanma hareketi olarak ortaya çıktığı, daha sonrasında kriminalize olarak gerçek amacını ortaya koyduğu, hukuk dışı faaliyetler gerçekleştirmeye ve anayasal düzeni ortadan kaldırma gayesini taşıdığını izhar etmeye başladığı anlaşılmaktadır (Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024).
Söz konusu durum, suç ve cezada kanunilik ilkesi gereğince başvurucuların, örgütün illegal amacını ortaya çıkaran olgusal durumlar ile Milli Güvenlik Kurulu kararları sonrasında gerçekleştirilen eylem ve işlemlerin kişilerin FETÖ ile bağlantısı açısından dikkate alınması, bu eylemlerin ortaya konulmasında ve değerlendirilmesinde, örgütün yapısının ve perdelemesinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermektedir (Bilal Celalettin Şaşmaz, B. No: 2019/20791, 18/10/2022, §§ 11-13).
Mahkememize göre, Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını ifade etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (N. E. [GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025, § 124;A. S. [GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, § 126; Halit İnciroğlu[GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 131).
Yine Mahkememizce de kabul edildiği üzere Danıştayın konu ile ilgili olarak verdiği bazı kararlarda kişilerin FETÖ/PDY ile bağlantı hususunda somut verilere dayanmayan, yalnızca kişisel kanaat ve tahmine dayalı tanık beyanlarının FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı ortaya koymak konusunda yeterli olmadığı dikkate alınmalıdır (Halit İnciroğlu, § 152).
FETÖ/PDY örgütü, ilk olarak 17- 25 Aralık 2013 tarihinde gerçekleştirdiği ve yargı kararlarıyla konusu suç olduğu sabit olan eylemlerle kriminalize olmuştur. Bu tarihten sonra devlet organları, anılan yapının millî güvenliğe kamu güvenliğine aykırı hareket ettiğini topluma her defasında ilan etmiştir. Sırasıyla; kamu görevlilerinin, legal görünümlü illegal yapılardan uzak durması yönünde genelge gönderilmiş, Milli Güvenlik Kurulu tarafından FETÖ/PDY’nin millî güvenliğe aykırı bir yapı olduğu ilan edilmiş; en nihayetinde 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi neticesinde örgütün silahlı bir terör örgütü olduğu tezahür etmiştir.
Kişilerin, FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı ortaya konulurken, legal görünümlü illegal yapılarla ilişkisi değerlendirilmeli, bu ilişkinin örgütle irtibat ve iltisak boyutuna mı ulaştığı, yoksa normal bir sosyal ilişki şeklinde mi cereyan ettiği belirlenmelidir. Bu belirleme yapılırken FETÖ/PDY’ye müzahir kurumlarla kişilerin irtibat yoğunluğu, irtibatın boyutu ve icra edilen eylemin kapsamı göz önüne alınmalı ve arındırma usulüne ilişkin usul ve esaslar kullanılarak kişilerin, Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı konusunda vicdani bir kanaate ulaşılması gerekir.
Kamu otoriteleri ve hükümet yetkililerince defalarca dile getirilen ve ülke genelinde tüm toplumun tanıklık ettiği örnekleri bulunan bir olgu olarak, FETÖ/PDY’nin gerçek amacının tezahür ettiği ve bu hususun kamu otoriteleri ve hükümet yetkililerince deklare edildiği süreçten önceki kınanamayacak fiil ve eylemlerin esas olarak irtibat veya iltisaka esas alınmayacağı tüm vatandaşların devlet organlarından haklı beklentisi haline dönüşmüştür.
Bu yaklaşım dışındaki her türlü yaklaşımın, kişilerin devlete olan güvenini sarsacağı, toplumsal olarak ciddi bir belirsizliğe sebep olacağı, yasal olduğu düşünülen ve aksi belirtilmeyen tutum ve davranışlar sebebiyle sürekli olarak bir tehdit altında tutulma durumunun ortaya çıkaracağı güvensizlik ve problemlerin kaos ortamından faydalanan terör örgütlerinin çözülmesini ve ortadan kalkmasını engelleyeceği hususlarına da değinmek gerekmektedir.
Yasal bir zemine dayanan ve sonrasında belli faaliyetler neticesinde gerçek amacını izhar eden FETÖ/PDY’nin amacının tüm katmanlar tarafından öğrenilmesinden sonra, bu örgütle bağını kesen veya bunların illegal fiillerini desteklemeyen kişilere sirayet edebilecek şekilde cezalandırma politikasının yürütülmesi, bu örgüte belli bir süreçte sempati duyan kişilerin de örgütten uzaklaşmasını engelleyecek, ortaya bir -mağdur sosyolojisi- ve örgüt tarafından kullanılabilecek bir -mağdur politikası- çıkaracaktır.
Nevi şahsına münhasır bir örgüt olduğu ortada olan FETÖ/PDY’ye ilişkin olarak yapılacak tespit, iş ve işlemlerin zorluğunu göz ardı etmeksizin, kişilere isnat edilen iltisak veya irtibat olgularının örgütün amacının toplumsal düzeyde bilinebilir hale geldiği süreçten sonrasına dair olması ve bu olguların kamu otoriteleri tarafından ispat edilmesi gerektiği hukukun temel gerekliliklerindendir.
FETÖ terör örgütüne yönelik arındırma işlemleri sırasında çıkarılan KHK’da örgüt üyeliği bir kriter, iltisak ve irtibat ise ayrı bir kriter olarak esas alınmıştır. Yukarıda izah edildiği üzere örgüt üyeliği ve buna ilişkin kriterler adli yargılamalar sonucunda ortaya konulacaktır. İltisak ve irtibat ile ilgili kriterlerin ise idarece ve idari yargı organlarınca ortaya konulması gerekmektedir. İltisak ve irtibatın ne olduğu ortaya konulurken Anayasa’nın koruduğu temel hak ve güvenceler korunarak belirlenmelidir. Örgüt ile iltisak ve irtibatı belirlenen kişilerin, iltisak ve irtibat durumları belirlenirken örgütün kriminal hale geldiği, kamu otoriteleri tarafından ilan edildiği tarih esas alınarak yapılmalıdır. İltisak ve irtibata dayanak yapılan olgular sosyal hayatın içerisinde suç kabul edilmeyen faaliyetler üzerinden belirlenen durumlardır. Bu durumda kişilerin üyelik düzeyine varmayan faaliyetlerinin tespitinde; örgütün kriminal hale geldiği, bu durumun kamu otoritelerince ilan edildiği, toplum tarafından bilinir olduğu durumlar göz önüne alınarak belirlenmelidir.
Nitekim, başvuruya konu olayda olduğu gibi, Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’nca (Komisyon) yapılan incelemelerde, Komisyon’a başvuranlar hakkında Bank Asya, sendika üyeliği, dernek üyeliği, yayın aboneliği gibi hususlarda sadece 2014 yılından sonraki olguların esas alındığı görülmektedir. Bu açıdan, kamu görevinden çıkarılanlar hakkında idari bir merci tarafından yapılan incelemede de yukarıda yer verilen hususların dikkate alındığı anlaşılmaktadır. Ancak Komisyon tarafından somut verilere ilişkin olarak bu değerlendirmeden ayrılarak, FETÖ/PDY’nin gerçek amacının toplum tarafından anlaşılabildiği süreçten önce kişilerin katıldığı sohbet toplantılarının ve kurduğu soysal ilişkilerin neden esas alındığına ilişkin ne kamu otoritelerince ne de yargılama makamlarınca bir gerekçelendirmeye gidilmiştir.
Özellikle, örgütün amacının kamu oyunca bilinir hâle geldiği dönemden önceki sohbet toplantılarının örgütle irtibat ve iltisakın bir göstergesi olarak kabul edilebilmesi için bu toplantıların konusunun ne olduğunun tespiti oldukça önem taşımaktadır. Tamamen dinî konuların konuşulduğu sohbetlere katılmanın tek başına irtibat ve iltisakın göstergesi olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Anılan dönemde, örgütün kriminal yönünü bilmeyen, onu dinî bir cemaat olarak gören ve tamamen dinî meselelerin konuşulduğu sohbetlere katılan bir kimsenin terör örgütüyle irtibatlı ve iltiksaklı olarak görülmesi, örgütün dinî bir cemaat olduğunu düşünerek hareket edenler ile örgütün amacını bilerek hareket edenler arasındaki çizginin bulanıklaşmasına ve ilk kategoriye girenlerin de ikinci kategoriye dahil edilmesi riskinin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla örgütün amacının kamu oyunca bilinir hâle geldiği dönemden önceki sohbet toplantılarına katılmanın irtibat veya iltisak göstergesi olarak kabul edilebilmesi ancak bu toplantılarda dinî meseleler dışında, örgütsel meselelerin konuşulduğunun tanık ifadeleri veya başkaca delillerle ortaya konulmasına bağlıdır.
Somut başvuruda başvurucuya isnat edilen eylemler 17-25 Aralık öncesine dayanan mesleki piknik, kahvaltı gibi faaliyetlerdir. Bu tarihten sonra benzer organizasyonlarında katıldığına dair tespitler yapılmamıştır.
Temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin ölçüsüz ve keyfi olmaması gerekir bu güvenceleri kanun ve uygulama düzeyinde sağlanması gerekmektedir.
Başvurucunun özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasının değerlendirilirken tüm delillerin dikkate alınarak inceleme yapılması gerektiği, başvurucunun örgütün kriminalize olduğunun değerlendirildiği kritik tarihler sonrasında herhangi bir eyleminin bulunduğuna ilişkin olarak somut bir bilginin başvuru dosyasında yer almadığı göz önüne alındığında, başvurucunun özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.