logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ayşegül Arık Körkü ve diğerleri [2. B.], B. No: 2020/10569, 3/12/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AYŞEGÜL ARIK KÖRKÜ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/10569)

 

Karar Tarihi: 3/12/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Nur Hilal MERMER

Başvurucular

:

1. Ayşegül ARIK KÖRKÜ

 

 

2. Emine ARIK

 

 

3. Fatma EVLİCE

 

 

4. Gülsüm ÖZDEMİR

 

 

5. Hatice KALIN

 

 

6. Hüzeyme HAYTA

 

 

7. İsmail ARIK

 

 

8. Mehmet ARIK

 

 

9. Melek GÜRLEK

Vekili

:

Av. Ferda ARAS

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi, net gelir metoduna göre yapılan hesaplamanın içtihatlar üzerinden gerçekleştirilmesi ve aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucular, Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesi Kargaçayırı Köyünde bulunan ve tarla niteliğinde olan 10.262,29 m² yüz ölçümlü taşınmazın hissedarlarıdır.

3. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından Değirmenüstü Hidroelektrik Santrali (Değirmenüstü HES) üretim tesisinin kurulması amacıyla başvurucuların hissedarı oldukları taşınmazın toplam 7.635,16 m²'lik kısmının da aralarında olduğu taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir. EPDK'nın taşınmaza acele el konulması talebi üzerine Andırın Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan davalarda davaların kabulüne, taşınmaza acele el konulmasına izin verilmesine, taşınmazın bedeli olarak tespit edilen toplam 34.604,99 TL'nin bankaya depo edilmesine karar verilmiştir.

4. EPDK ve malikler arasında uzlaşma sağlanamaması üzerine EPDK tarafından 28/1/2011 tarihinde başvurucular aleyhine Andırın Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil istemiyle dava açılmıştır.

5. Mahkeme tarafından yapılan keşif sonucu dosyaya sunulan bilirkişi raporunda; taşınmazın sulu tarım arazisi vasfı taşıdığı, ilçe merkezine, ana ulaşım yollarına ve tüketim merkezlerine yakın mesafede bulunduğu, yayla turizmine uygun olması dolayısıyla arazinin kıymetli olduğu, bu sebeple kapitalizasyon faiz oranının %5 olarak alınması gerektiği vurgulanmış; ilçe tarım müdürlüğü verileri dikkate alınarak taşınmaza net gelir metodu uygulanmak suretiyle m² değerinin 7,30 TL ve toplam değerinin 55.736,67 TL hesaplandığı belirtilmiştir. Ayrıca bilirkişi raporunda, kamulaştırma sonrasında taşınmazın arta kalan kısmında ekonomik tarımsal üretim yapılabileceğinden herhangi bir değer artışı ve azalışının söz konusu olmadığı ifade edilmiştir. Tarafların itirazları üzerine alınan ek bilirkişi raporunda da bilirkişi kurulu tarafından aynı görüşlere yer verilmiştir.

6. Mahkeme, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne, taşınmazın kamulaştırma bedelinin 55.736,67 TL olarak tespitine, bankaya depo edilen acele el konulmaya ilişkin dosyadaki bedel düşüldükten sonraki bakiye kısmın tapudaki hisseleri oranında hükmün kesinleşmesi beklenilmeksizin başvuruculara ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca 1.200 TL vekâlet ücretinin davalılardan alınarak EPDK'ya verilmesine hükmetmiştir.

7. Tarafların temyiz talebinde bulunması üzerine (kapatılan) Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 18/10/2012 tarihli kararıyla Mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararda taşınmazın değerlendirilmesine esas alınan münavebe ürünleri için dava tarihi olan 2011 yılına ait verilerin gözönünde bulundurularak kamulaştırma bedelinin tespit edilmesi gerekirken 2010 yılı verilerine göre düzenlenen bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının doğru görülmediği belirtilmiştir.

8. Mahkemece bozma kararına uyularak bozma gerekçesine uygun olarak ek rapor düzenlenmesi için önceki bilirkişi kuruluna dosyanın tevdi edilmesine karar verilmiştir. Ek bilirkişi raporunda dosyada mevcut bulunan 2011 yılına ait Andırın İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün (İlçe Tarım Müdürlüğü) münavebeye esas alınan tarım ürünlerinin, üretim maliyeti ve toptan satış fiyatlarına ilişkin verilerin ortalamaları dikkate alınarak taşınmazın dekar geliri (dört yıllık) 4.466,87 TL, masrafı 1.706,44 TL (birinci yıl; birinci ürün olarak buğday için 279,22 TL, ikinci ürün olarak saman için masraf bulunmadığı, ikinci yıl; şeker pancarı için 317,65 TL, üçüncü yıl; birinci ürün olarak fiğ (saman) için 203,12 TL, ikinci ürün olarak turp için 519,10 TL, dördüncü yıl; mısır için 387,35 TL) olarak hesaplanmış ve buna göre net gelir 2.760,43 TL tespit edilmiştir. Yine ilk raporda olduğu gibi taşınmazın kapitalizasyon faiz oranının %5 olduğu ifade edilmiştir. Sonuç olarak taşınmazın bir dekarının m² değerinin 13,80 TL ve toplam değerinin 105.365,21 TL olduğu belirtilmiştir.

9. Mahkeme; ek bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne, taşınmazın kamulaştırma bedelinin 105.365,21 TL olarak tespitine, bozma öncesi tespit edilen kamulaştırma bedeli olan 55.736,67 TL'den acele el koyma dosyalarında tespit edilen toplam acele el koyma bedeli olan 34.604,99 TL'nin mahsubu ile bakiye 21.131,68 TL'ye dava tarihinin dört ay sonrası olan 29/5/2011 tarihinden ilk karar tarihi olan 16/3/2012'ye kadar, bozma sonrası artan bedel olan 49.628,54 TL'ye dava tarihinin dört ay sonrası olan 29/5/2011 tarihinden son karar tarihine kadar yasal faiz işletilmesine karar vermiştir. Ayrıca 1.320 TL vekâlet ücretinin davalılardan alınarak EPDK'ya verilmesine hükmetmiştir.

10. Başvurucuların temyiz istemini inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (Yargıtay Dairesi) kararı onamış ve başvurucular aleyhine 2.037 TL vekâlet ücretine hükmetmiştir.

11. Başvurucuların karar düzeltme talepleri ise Yargıtay Dairesince incelenmiş ve başvurucular aleyhine temyiz kararında hükmedilen vekâlet ücretinin kaldırılmasına, gerekçeli kararda hükmedilen vekâlet ücretinin ise hükümden çıkarılmasına ve hükmün bu suretle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Kararda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin emsal kararları dikkate alınarak idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiği belirtilmiştir.

12. Başvurucular, nihai kararı 5/1/2020 tarihinde öğrendikten sonra 27/1/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

13. Komisyon adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ise kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

14. Başvurucular, İlçe Tarım Müdürlüğünün 2011 yılı resmî verilerinin doğru olarak dikkate alınmadığını, aynı bölgede yer alan ve aynı kamulaştırma işlemi kapsamında kamulaştırılan başka bir taşınmaza yönelik düzenlenen bilirkişi raporunda İlçe Tarım Müdürlüğünce münavebeye esas alınan tarım ürünlerinin, üretim maliyeti ve toptan satış fiyatlarına ilişkin verilerin ortalamasına göre taşınmazın m² değerinin 20,24 TL olarak tespit edilmesine karşın kendilerine ait taşınmazın m² değerinin 13,80 TL olarak hesaplandığını, dolayısıyla aynı kamulaştırma kapsamında, aynı değerlendirme tarihi, aynı münavebe deseni uygulanan taşınmazların bir kısmında 20,24 TL, 16,32 TL ve 14,41 TL gibi farklı m² değerleri hesaplanmasının resmî verilerin doğru olarak değerlendirilmediğinin göstergesi olduğunu, sulu tarım arazisi niteliği dikkate alınarak kapitalizasyon faiz oranının %4 üzerinden hesaplanması gerekirken %5 üzerinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, işletme giderinin brüt gelirin 1/3'ünü geçemeyeceğine yönelik Yargıtay içtihatlarının gözetilmediğini belirterek kamulaştırma bedelinin düşük belirlendiğini, net gelir metoduna göre yapılan hesaplamanın içtihatlar üzerinden gerçekleştirilmesinin kanunilik ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesinin haksız olduğunu, peşin olarak ödeme yapılmadığı hâlde peşin ödeme yapıldığı kabul edilerek kamulaştırma bedeline uygulanması gereken kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faize hükmedilmemesi (faizin düşük belirlenmesi) nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihatları ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formunda belirtilen iddialarını yinelemiştir.

16. Başvurucuların iddiaları, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

18. Kamulaştırılan taşınmaz, başvurucuların mülkiyetinde bulunduğundan mülkün varlığı noktasında tartışma bulunmamaktadır. Ayrıca başvurucuların taşınmazının kamulaştırılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Anayasa Mahkemesinin çok sayıda kararında da belirtildiği üzere taşınmazın kamulaştırılması mülkten yoksun bırakma niteliği taşımaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32).

19. Uyuşmazlık konusu taşınmaz 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu çerçevesinde kamulaştırılmıştır. Dolayısıyla kamulaştırma yoluyla yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının olduğu kuşkusuzdur. Ayrıca hidroelektrik santrali üretimi tesisi kapsamında yapılan kamulaştırma işleminin kamu yararı amacına dayandığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu durumda kamu makamlarınca başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

20. Anayasa Mahkemesi Mehmet Akdoğan ve diğerleri, Mukadder Sağlam ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2013/2511, 22/1/2015), Abdülkerim Çakmak ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2014/1964, 23/2/2017), Cevat Aydın ([2. B.], B. No: 2014/13886, 4/10/2017) ve Ali Taşgeldi ([2. B.], B. No: 2018/30814, 16/11/2021) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu kararlarda, taşınmaz bedelinin tespitinin teknik ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle kamulaştırılan taşınmazın bedelinin tespitinin uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin görevinin kamulaştırma bedelinin tespiti yönteminin gerçek bedelin ödenmesini temin edip etmediğini incelemekten ibaret olduğunu vurgulamıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin bir temyiz mercii olmadığına, inceleme yetkisinin sınırlı olduğuna ve bir temyiz mercii gibi hareket ederek mahkeme kararlarını her yönüyle hukuka uygunluk denetimine tabi tutmayacağına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 46. maddesine göre gerçek değerin kamulaştırma bedeli olarak ödenmesi mülkiyetten yoksun bırakılan malikler için anayasal bir güvencedir. Bu madde ışığında Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre gerçek değerin ödenmesini sağlayabilmek amacıyla gerekli usule ilişkin güvencelerin etkili bir biçimde uygulanması ve mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gerçek değeri belirlemeleri gerekir.

21. Başvurucular net gelir metoduna göre yapılan hesaplamanın içtihatlar üzerinden belirlenmesinin kanunilik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Buna karşılık Anayasa Mahkemesince Tahsin Erdoğan ([2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 63) kararında 2942 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (f) bendinde araziler için kamulaştırma bedeli tespitinin taşınmazın kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması hâlinde getireceği net getiri esas alınarak belirlenmesinin öngörüldüğü belirtilmiş, Yargıtayın yerleşik içtihatları doğrultusunda özel bir durum olmadıkça kamulaştırma bedelinin tespitinde resmî birer kurum olan il ve ilçe tarım müdürlüklerinin verilerinin kullanması Anayasa'ya aykırı bir durum olarak nitelendirilmemiş; başka bir deyişle hesaplama yöntemine ilişkin usul Anayasa Mahkemesince de kabul görmüştür. Bu itibarla başvurucuların hesaplama yöntemine ilişkin iddialarının yerinde olmadığı değerlendirilmiştir.

22. Başvurucular taşınmazın sulu tarım arazisi niteliği dikkate alınarak kapitalizasyon faiz oranının %4 üzerinden hesaplanması gerekirken %5 üzerinden hesaplanmasının hatalı olduğunu, Yargıtay içtihatlarının dikkate alınmadığını ileri sürmüş; başvuru formunda emsal nitelikte olduğu belirtilerek birtakım Yargıtay kararlarına yer vermiştir. Bu kapsamda emsal nitelikte olduğu ileri sürülen Yargıtay kararlarına bakıldığında kararlara konu taşınmazların çoğunlukla Mersin'in Tarsus ilçesinde bulunduğu, dolayısıyla başvuruya konu taşınmaz ile aynı yörede olmadıkları tespit edilmiştir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 21/9/2017 tarihli ve E.2017/12317, K.2017/19689; 21/9/2017 tarihli ve E.2017/12248, K.2017/19706; 21/9/2017 tarihli ve E.2017/12196, K.2017/19672 sayılı kararları). Öte yandan başvurucuların aynı yörede olduğunu belirttiği taşınmaz için ise Yargıtay taşınmazın kuzey tarafında kapama kiraz bahçesi olduğunu, üzerinde çeşitli cins ve sayıda meyve ağaçlarının bulunduğunu belirterek sulu tarım arazisi olan taşınmaza uygulanması gereken kapitalizasyon faizi oranının %4 olması gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 22/3/2018 tarihli ve E.2017/12375, K.2018/5304 sayılı kararı). Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında başvuruya konu taşınmazın emsal olduğu ileri sürülen taşınmazla benzer nitelikte olduğuna dair herhangi bir tespite yer verilmediği anlaşılmıştır (bkz. § 8).

23. Kamulaştırmaya konu taşınmazların değeri her bir taşınmazın özellikleri dikkate alınarak belirlenmektedir. Bu sebeple her taşınmazın değerinin farklı olması kaçınılmazdır. Başvurucuların taşınmazın kapitalizasyon faizi oranının emsal taşınmazlara göre düşük belirlendiğini öne sürmesi yargı makamlarının ulaştığı kanaatin keyfî olduğunun kabulü için yeterli görülemez. Yargı makamlarının kanaatinin sorgulanabilmesi için başvurucuların bundan daha öte dayanaklar göstermesi -örneğin söz konusu taşınmazların kendilerininkiyle aynı özelliklere sahip olduğunu somut bir biçimde ortaya koyması- beklenir. Sonuç olarak başvurucuların kapitalizasyon faiz oranının belirlenmesi noktasında ileri sürdüğü Yargıtay kararlarının incelenmesi neticesinde emsal gösterdiği taşınmazların bir kısmının taşınmazla aynı yörede olmadığı, aynı yörede bulunan taşınmazın ise başvurucuların taşınmazı ile aynı özellikleri taşımadığı anlaşılmış ve başvurucuların da söz konusu taşınmazların niteliklerinin kendilerininkiyle aynı özellikleri taşıdığını gösterme yolunda bir çabaya girişmediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla yargı makamlarının kapitalizasyon faizi noktasında ulaştığı kanaatin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

24. Öte yandan başvurucular, aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedildiğini ileri sürmüştür. Buna karşılık Yargıtay Dairesince başvurucular aleyhine temyiz kararında hükmedilen vekâlet ücreti ile gerekçeli kararda hükmedilen vekâlet ücretinin hükümden çıkarılmasına ve hükmün bu suretle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Kararda AİHM'in ve Anayasa Mahkemesinin emsal kararları dikkate alınarak idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedildiğine dair iddialarının temeli bulunmamaktadır.

25. Son olarak başvurucular, aynı bölgede yer alan ve aynı kamulaştırma işlemi kapsamında kamulaştırılan başka bir taşınmaza yönelik düzenlenen bilirkişi raporunda İlçe Tarım Müdürlüğünce münavebeye esas alınan tarım ürünlerinin üretim maliyeti ve toptan satış fiyatlarına ilişkin verilerin ortalamasına göre taşınmazın m² değerinin 20,24 TL olarak tespit edilmesine ve Mahkemece bu değer üzerinden karar verilmesine karşın kendilerine ait taşınmazın bir dekarının m² değerinin 13,80 TL olarak hesaplandığını ileri sürmüştür.

26. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda sağlandığından söz edilebilmesi için yargı mercilerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).

27. Başvurucuların emsal olarak belirttiği Mahkemenin E.2017/272 sayılı dosyasına ilişkin olarak Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden yapılan incelemede (kapatılan) Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 10/11/2015 tarihli ve E.2015/6094, K.2015/16184 sayılı bozma kararı doğrultusunda 2011 yılı İlçe Tarım Müdürlüğü verilerinde üretim giderleri içine %21,75 oranında sermaye faizi dâhil edilmeksizin üretim masraflarının toplam 1.351,59 TL olduğu (birinci yıl birinci ürün olarak buğday için 279,33 TL, ikinci ürün olarak saman için masraf bulunmadığı, ikinci yıl şeker pancarı için 210,90 TL, üçüncü yıl birinci ürün olarak fiğ (saman) için 166,83 TL, ikinci ürün olarak turp için 426,37 TL, dördüncü yıl mısır için 318,15 TL) yönünde hesaplama yapılmış ve bu çerçevede arazinin m² değerinin 20,24 TL olarak belirlendiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkemece bu değer üzerinden kamulaştırma bedeline hükmedildiği ve kararın Yargıtay Dairesi tarafından onandığı da görülmüştür (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 21/5/2019 tarihli ve E.2018/10816, K.2019/10193 sayılı kararı).

28. Buna karşın başvuruya konu taşınmaza ilişkin üretim giderlerinin emsal dosyadaki gider kalemlerinden daha yüksek olduğu (bkz. § 8), dolayısıyla (kapatılan) Yargıtay 18. Hukuk Dairesince bozma kararında dâhil edilmemesi gerektiği belirtilen masrafların başvuruya konu taşınmaz yönünden dikkate alınmadığı değerlendirilmiştir. Başvurucular, münavebeye esas alınan ürünlerin üretim masraflarına yönelik ortaya çıkan işbu farklılığı ve yargı makamlarınca emsal olarak belirtilen taşınmaza ilişkin olarak verilen kararları yargılama sırasında (karar düzeltme aşamasında) dile getirmiş ancak yargı makamlarınca başvurucuların bu iddiasına yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.

29. Somut olay bakımından başvurucuların belirtilen şikâyeti mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak yargılama sürecinin bütününü etkileyen önemli ve karşılanması gereken bir iddiadır. Bu hâliyle mülkiyet hakkına dair yargılamanın sonucu bakımından esasa etkili iddia yönünden yargı makamlarınca herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesi çerçevesinde ve Anayasa'nın 13. ile 35. maddelerinin gerektirdiği mülkiyet hakkının korunması gerekliliği ile müdahalenin dayandığı kamu yararı arasında olması gereken adil denge başvurucular aleyhine bozulmuş olup mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçüsüzdür.

30. Açıklanan gerekçelerle kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesinde münavebeye esas alınan ürünlerin üretim masraflarının belirlenmesi yönünden Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.

31. Öte yandan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden kamulaştırma bedelinin faizinin düşük belirlendiğine yönelik iddia yönünden bu aşamada kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

32. Başvurucular, yargılamanın uzun sürmesinden yakınmıştır.

33. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

35. Başvurucular, ihlalin tespiti ile 85.107,53 TL maddi ve 5.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

36. Kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi (münavebeye esas alınan ürünlerin üretim masraflarının belirlenmesi yönünden) nedeniyle tespit edilen mülkiyet hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

37. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

38. Diğer taraftan ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi (münavebeye esas alınan ürünlerin üretim masraflarının belirlenmesi yönünden) nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi (münavebeye esas alınan ürünlerin üretim masraflarının belirlenmesi yönünden) nedeniyle İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Andırın Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/117, K.2013/232) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Ayşegül Arık Körkü ve diğerleri [2. B.], B. No: 2020/10569, 3/12/2025, § …)
   
Başvuru Adı AYŞEGÜL ARIK KÖRKÜ VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2020/10569
Başvuru Tarihi 31/1/2020
Karar Tarihi 3/12/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi, net gelir metoduna göre yapılan hesaplamanın içtihatlar üzerinden gerçekleştirilmesi ve aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Makul sürede yargılanma hakkı (hukuk) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Mülkiyet hakkı Kamulaştırma bedeli, kamu yararı İhlal Yeniden yargılama
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi