|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Hüseyin Ozan ADIYAMAN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Gökçe ALGAN KANTAR
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Oya Meriç EYÜBOĞLU
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen gösteriye kolluk güçlerinin müdahalesi neticesinde yaralanma meydana gelmesi ve buna ilişkin açılan ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının, uğranılan zarar hakkında açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle de insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/1/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
A. Genel Olarak
5. Başvurucu, ülke genelinde gerçekleşen ve Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen gösterilerin 31/5/2013 tarihinde yapılan Taksim Meydanı’ndaki kısmına katılmıştır. Medya organlarının yayınlarını takip ederek yaşananlara tepkisini dile getirmek için gezi parkını ziyaret etmek istediğini beyan eden başvurucu, toplumsal olaylara müdahale aracından (TOMA) sıkılan basınçlı suyun etkisiyle yaralandığını ileri sürmüştür.
6. Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından Ekim 2014 tarihinde yayımlanan Gezi Parkı olayları raporuna göre kısaca (detaylı bilgi için bkz. Özge Özgürengin [2. B.], B. No: 2014/5218, 19/4/2018, §10) Gezi Parkı eylemleri/olayları;
- İstanbul Taksim Meydanı’nda bulunan Gezi Parkı’nda yapılmak istenen çevre ve imar düzenlemelerine engel olmak için 27/5/2013 tarihinde iş makinelerinin Gezi Parkı’na girmesiyle başlamış, haziran ve temmuz aylarında yoğunlaşarak Türkiye’nin birçok iline yayılmış toplantı ve gösteri yürüyüşleridir.
- İçişleri Bakanlığı verilerine göre 28/5/2013 ile 6/9/2013 tarihleri arasında 80 ilde bu kapsamda 5.532 eylem/etkinlik gerçekleştirilmiştir.
- Türk Tabipleri Birliği verilerine göre kamu hastanelerine, özel hastane ve tıp merkezlerine, olayların yaşandığı alanlarda kurulan revirlere toplam 8.163 kişi yaralı olarak başvurmuştur. Bunlardan 106’sı kafa travmasına uğramış, 63’ü ağır yaralanmış, 11’i gözünü kaybetmiştir.
B. Ceza Yargılaması Süreci
7. Başvurucu; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) hitaben yazdığı şikâyet dilekçesinde Harbiye’den Taksim’e doğru ilerlerken Notre Dame de Sion Fransız Lisesi önünde TOMA’dan sıkılan basınçlı suyun etkisiyle sol köprücük kemiğinin kırıldığını, belinde, kollarında ve gözlerinde ekimozların meydana geldiğini ileri sürmüştür. Ayrıca Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi, İstanbul Emniyet Müdürü ve TOMA’da görevli polis memurlarının cezalandırılmasını talep etmiştir. Başsavcılık, TOMA’da görevli polis memurları hakkındaki şikâyetin ayrılmasına karar vermiştir.
8. İstanbul Valisi ve İl Emniyet Müdürü hakkındaki iddialarla ilgili dosya İçişleri Bakanlığının soruşturma izni vermemesi nedeniyle kayıttan düşürülmüştür. Buna ek olarak Başsavcılık, Başbakan ve İçişleri Bakanı hakkındaki şikâyetler hakkında işlem yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Her iki kararın da kesinleşmesi üzerine aralarında başvurucunun da bulunduğu birden fazla kişi tarafından yapılan 2015/11702 numaralı bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Alper Merdoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2015/11702, 8/1/2020).
9. Başsavcılık, ayrılan dosya üzerinden başvurucunun şikâyetiyle ilgili olarak TOMA’da görevli polis memurları hakkındaki soruşturmaya devam etmiştir. Başvurucu hakkındaki tıbbi evraka ulaşan Başsavcılık 29/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünden (Adli Tıp Şube Müdürlüğü) kati rapor düzenlenmesini talep etmiştir.
1. Soruşturma Süreci
a. Sağlık Raporları
10. Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 1/6/2013 tarihinde saat 06.25’te düzenlenen raporda "... Sol iliak crista (karın, bel bölgesi) üzerinde yaklaşık 3x5 cmlik abraze alan mevcut. Sol omuzda hassasiyet mevcut. Frontal bölgede hassasiyet mevcut. Grafilerinde hastanın sol clavikula distalinde (köprücük kemiği) fraktür (kırık) saptandı. Hasta ortopedi ile konsulte edildi." şeklinde tespitlere yer verilmiştir.
11. Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesinde (Gayrettepe Hastanesi) düzenlenen 5/6/2013 tarihli raporda, 4/6/2013 tarihinde başvurucunun köprücük kemiği kırığı tanısıyla açık redüksiyon ve internal tespit ameliyatı olduğu, buna bağlı olarak iki ay boyunca spor aktivitelerine katılmasının, kalabalık yerlerde bulunmasının, araç kullanmasının ve yüzme sporu yapmasının sakıncalı görüldüğü belirtilmiştir. Ayrıca kırığın kaynamasından sonra gerçekleştirilecek ikinci ameliyatla köprücük kemiğine yerleştirilen plağın çıkarılacağı ifade edilmiştir.
12. Gayrettepe Hastanesinde düzenlenen 5/11/2013 tarihli raporda, başvurucu yarı oturur pozisyondayken eski insizyon hattından (ameliyatta oluşan kesi bölgesi) girildiği, plağa ulaşıldığı, dokuz vida ve plak çıkarıldığı, önceki ameliyatta kemikte kırılmış vida ucuna dokunulamadığından kemik içinde bırakıldığı ve işleme son verildiği belirtilmiştir. Buna ek olarak 6/11/2013 tarihli raporda, başvurucunun köprücük kemiği tanısıyla gerçekleştirilen ameliyatta plak vida ekstraksiyonu (ayrılma-çıkarılma) uygulandığı hususu tekrar edilmiştir.
13. Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 30/1/2014 tarihli raporunda başvurucunun yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, meydana gelen kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisinin orta derecede olduğu bildirilmiştir.
b. Olaya İlişkin Görüntülerin Elde Edilmesine ve Şüpheli Kolluk Görevlilerinin Belirlenmesine İlişkin İşlemler
14. Başsavcılık, 19/12/2013 tarihli yazıyla İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünden (İl Emniyet Müdürlüğü) başvurucu hakkında düzenlenen tutanakların onaylı suretlerinin ve olay yerini gören kamera görüntülerinin gönderilmesini istemiştir.
15. Başsavcılık 21/2/2014 tarihinde ise başvurucunun şikâyetine konu TOMA’nın ve bu aracı kullanan polis memurlarının kimliklerinin tespit edilmesi için İl Emniyet Müdürlüğüne yazı yazmıştır. İl Emniyet Müdürlüğü 18/3/2014 tarihli cevabında başvurucu hakkında herhangi bir işlem yapılmadığını belirtmiş ve olay yerini gösteren kamera kayıtlarını göndermiştir.
16. Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından yazılan yazıda 82242 kod No.lu MOBESE kamerası görüntülerinin incelendiği, görüntüde çok fazla kişi olduğundan başvurucunun tespit edilemediği, görüntülerde herhangi olumsuz bir durum yaşanmadığı bildirilmiştir. Ayrıca İl Emniyet Müdürlüğü 15/4/2014 tarihli cevabında, soruşturma konusu olayın gerçekleştiği tarihin kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen protesto gösterilerinin başlangıcı olduğunu belirtmiş ve buna göre TOMA’ların Taksim Meydanı ve çevresinde görevlendirildiğini açıklayarak polis memurlarının gün içinde bulundukları noktaların ve müdahalelerinin tespit edilemediğini ifade etmiştir.
17. Temin edilen MOBESE kamera görüntülerinin incelenmesiyle ilgili 14/3/2014 tarihli CD İzleme Tutanağı’nda ise göstericilerin farklı zaman dilimlerinde olay yerinde toplandığının, kolluk görevlilerinin zaman zaman göstericilere müdahale ettiğinin tespit edildiği bildirilmiştir. Tutanakta insan sayısının çok olması nedeniyle başvurucunun tespit edilemediği, görüntüde soruşturmaya konu olaya rastlanmadığı ifade edilmiştir.
18. 15/4/2014 tarihli tutanakta, başvurucunun yaralandığı yerde bulunan Fransız Lisesi yönetimi ile yapılan görüşmede olay tarihine ait kamera görüntüsü bulunmadığının tespit edildiği açıklanmıştır.
19. 24/2/2015 tarihli bilirkişi raporunda, Taksim istikametinden gelen 63536 numaralı TOMA’nın saat 19.55 sıralarında kamera görüntüsüne girdiği ve Osmanbey istikametine doğru kamera açısından çıktığı belirlenmiştir. Buna ek olarak raporda Taksim istikametinden gelen 63533 numaralı TOMA’nın saat 20.10 sıralarında kamera görüntüsüne girdiği ve yine Taksim istikametine doğru kamera açısından çıktığı belirtilmiştir.
20. Soruşturma aşamasında alınan 18/5/2015 tarihli bilirkişi raporuna göre "31.05.2013 Şişli Harbiye Önü" ve "31.05.2013 Şişli Halaskargazi Caddesi" ismiyle kayıtlı videolar ile üzerinde "Harbiye 31.05.2013 15.00-23.59, 89-42" yazılı DVD’ye kayıtlı video izlenmiştir. Bilirkişi raporuna göre görüntülerde akşam saatlerinde kalabalık eylemci grupların toplanarak araçların geçişini engelledikleri, Çevik Kuvvet polislerinin tazyikli su ve gaz ile göstericileri dağıttıkları ancak yeniden toplanan göstericilerin gecenin geç saatlerine kadar cadde üzerinde bekledikleri tespit edilmiştir. Bununla birlikte raporda başvurucunun yaralanmasına ilişkin olaya rastlanmadığı belirtilmiştir.
c. Şüphelilerin Savunmaları
21. Başsavcılık, olay tarihinde elde ettiği görüntülerde yer alan 63536 ve 63533 numaralı TOMA’larda görev yapan polis memurlarının şüpheli sıfatıyla ifadelerini almıştır.
22. Şüpheli polis memuru M.K. Başsavcılıkta verdiği 28/4/2015 tarihli ifadesinde; İl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde (Çevik Kuvvet Şubesi) polis memuru olarak çalıştığını, olay tarihinde 63536 No.lu TOMA’da şoför olarak görev yaptığını ifade etmiştir. Olay tarihindeki görevlerinin TOMA aracılığıyla barikat açmak ve toplanan kalabalığı su sıkarak dağıtmak olduğunu, gün boyunca polis memuru Erkan’la birlikte çalıştıklarını, kendisinin görevinin sadece aracın sevk ve idaresini sağlamak olduğunu, TOMA’nın hareketlerini amirlerinden gelen komuta göre gerçekleştirdiklerini belirtmiştir.
23. Şüpheli polis memuru E.A. 12/5/2015 tarihli ifadesinde; Çevik Kuvvet Şubesinde polis memuru olarak çalıştığını, olay tarihinde 63536 numaralı TOMA’da operatör olarak görev yaptığını, 63516 numaralı TOMA’ya destek kuvvet olarak olay yerine çağrıldıklarını, TOMA’daki suyun bitmesi sebebiyle Harbiye bölgesinde su sıkmadığını ifade etmiştir.
24. Şüpheli polis memuru F.Z. 26/5/2015 tarihli ifadesinde; olay tarihinde 63533 numaralı TOMA’da şoför olarak görev yaptığını, amirlerinin talimatları doğrultusunda toplantı ve gösteri yürüyüşüne muhalefet eden şahısların dağıtılması için TOMA aracılığıyla su sıktıklarını, başvurucunun şikâyetine konu olayı hatırlamadığını beyan etmiştir.
25. Şüpheli polis memuru Ö.S.K. ise 26/5/2015 tarihli ifadesinde; olay tarihinde 63533 numaralı TOMA’da operatör olarak görev yaptığını, amirlerinin talimatları doğrultusunda toplantı ve gösteri yürüyüşüne muhalefet eden şahısların dağıtılması için TOMA aracılığıyla su sıktıklarını, başvurucunun şikâyetine konu olayı hatırlamadığını, diğer şüpheli F.Z. ile birlikte TOMA eğitmenliği yaptıklarını, yirmi beş metreden, yakın mesafeden yüksek basınçlı su sıkmanın zarar vereceğinin bilincinde olduklarını, TOMA ile doğrudan hedef alarak su sıkma imkânı olmadığını belirtmiştir.
d. Delillerin Değerlendirilmesi
26. Başsavcılık 15/6/2015 tarihinde, dava açılmasını gerektirir nitelikte delil olmadığını belirterek şüpheli polis memurları M.K. ve E.A. hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair ek karar vermiştir. Başsavcılık aynı tarihte şüpheli polis memurları F.Z. ve Ö.S.K.nın kasten yaralama ve görevi kötüye kullanma suçlarından cezalandırılmaları istemiyle iddianame düzenlemiş; iddianamede başvurucunun şüphelilerin bulunduğu TOMA’dan sıkılan suyun etkisiyle yaralandığını kabul etmiş ancak bu kabulü somut bir delille ilişkilendirmemiştir. İddianamenin ilgili kısmı şöyledir:
"31/05/2013 günü saat 18.00 ila 21.00 arasında şüphelilerin içinde bulundukları TOMA aracı ile Harbiye bölgesinde görev yaptıkları sırada, şikayet dilekçesinde yazıldığı üzere, yirmibin kişilik insan topluluğuna katılan şikayetçi Gökçe Algan’ın Harbiye’denTaksim semtine doğru yürümeye başladığı sırada izinsiz gösteri yürüyüşünü dağıtmak amacı ile şüphelilerin içinde bulunduğu TOMA’dan sıkılan suyun şikayetçinin düşerek yaralanmasına sebep olduğu,
...
Dosya içerisine getirilen CD’ler üzerinde yapılan incelemeler sonucu düzenlenen, bilirkişi raporlarında, şikayetçinin düşme anını ait görüntülerin tespit edilemediğinin bildirildiği,
Şüpheliler [Ö.S.K.] ve [F.Z.nin] savcılıkta alınan ifadelerinde; suçlamayı kabul etmediklerini, olay günü 63533 nolu TOMA’da operatör ve şoför olarak çalıştıklarını, Taksim ve Gezi Parkı civarında günlerce süren bildirimsiz, izinsiz toplantı ve gösterilerdeki göstericilerin, güvenlik görevlilerince uyarılmalarına karşın, uyarıların dikkate alınmayıp, gösterilerin sürdürülmesi karşısında en demokratik ülkelerde bile toplumsal olaylarda kullanılan gaz ve su sıkma yöntemleri ile olayların bastırılıp, kamu düzenin sağlanması düşüncesi ile TOMA’dan su sıkıldığını,
... bildirdikleri yukarıda yazılı deliller ve evrak içeriğinden anlaşılmaktadır."
2. Kovuşturma Süreci
a. Sanıkların Savunmaları
27. Polis memurları hakkında açılan ceza davası İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesince (Asliye Ceza Mahkemesi) görülmüştür. Mahkeme, davanın 24/11/2015 tarihli ilk celsesinde F.Z.nin savunmasını almıştır.
28. F.Z. savunmasında olayın meydana geldiği gün görevli olduğunu, saat 18.00 ile 21.00 arasında Taksim-Harbiye bölgesinde olabileceklerini, yakın mesafeden su sıkmayla ilgili bir olay hatırlamadığını, suçlamayı kabul etmediğini ifade etmiştir.
29. Asliye Ceza Mahkemesi 2/3/2016 tarihli ikinci celsede sanık polis memuru Ö.S.K.nın savunmasını Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla almıştır. Ö.S.K. savunmasında olay günü Taksim mevkiinde görev yapan on dört TOMA olduğunu, özellikle belirli bir hedefe veya kişiye odaklanarak gaz ya da su sıkılmasının söz konusu olamayacağını, plakanın TOMA araçlarının üzerinde çok büyük harflerle yazılı olduğunu, başvurucunun bu plakayı görmesi gerektiğini, mağdurun ayağı takılarak düşme sonucu da yaralanmış olabileceğini, kullandıkları TOMA’nın arızalı olması nedeniyle basınçlı su sıkılamadığını ifade etmiştir.
b. Başvurucunun ve Tanıkların Beyanları
30. Başvurucu; davanın 24/11/2015 tarihli ilk celsesinde verdiği ifadesinde Taksim’e doğru yürürken gaz kokusu ve dumanın yoğunlaşması nedeniyle polis memurlarının müdahalesinin başladığını anladığını ve bir apartmanın içine girdiğini beyan etmiştir. Gazdan etkilenerek hava almak için dışarı çıktığında kalabalık grubun dağıldığını fark ettiğini, sokaktayken bir darbeyle yere düştüğünü, ayağa kalkmak isterken tekrar düştüğünü, üstünün ıslandığını, pembe kırmızı bir renge döndüğünü fark ettiğini ifade etmiştir. Ayrıca polis memurlarının kendisine hakaret ettiğini iddia eden başvurucu, o sırada tanımadığı bir kişinin kolundan tutarak kendisini yerden kaldırdığını ve bir apartmanın içine götürdüğünü belirtmiştir.
31. Asliye Ceza Mahkemesi 4/10/2016 tarihli dördüncü celsede olay günü başvurucunun yanında olan arkadaşı G.H.yi tanık sıfatıyla dinlemiştir. G.H. beyanında olay tarihinde Notre Dame de Sion Fransız Lisesi civarında gösteri yapan yaklaşık beş bin kişilik bir grup olduğunu, başvurucu ile birlikte yürüyerek grubun ortasına kadar ilerlediklerini, bu sırada kolluk görevlilerinin TOMA’larla gaz ve su sıkarak müdahalede bulunduğunu, her yerin gaz bulutuyla kaplandığını, gazın etkisiyle ara sokaklara doğru kaçtıkları sırada beş TOMA gördüğünü, bu esnada başvurucuyu kaybettiğini, girdiği apartmanın içinde yaklaşık 30-40 dakika bekledikten sonra bir kadının başvurucuyu getirdiğini belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun saçlarının dağınık, yüzünün bembeyaz, üstünün ıslak ve kırmızı renkli olduğunu, sol tarafından beline doğru berelenme olduğunu ve köprücük kemiğinin anormal durduğunu gördüğünü söyleyen G.H., nefes almakta zorlanan başvurucuyu ambulansla hastaneye götürdüklerini söylemiştir.
32. Aynı celsede tanık sıfatıyla dinlenen B.H. beyanında olay tarihinde yoğun gazın etkisiyle bir apartmanın girişine sığındığını, yaklaşık 5-10 dakika beklediğini, bir TOMA’nın geçişini bekledikten sonra sokağa çıktığını, sokağın sakin olduğunu, 30-40 metre ileride başvurucuyu gördüğünü, bu sırada yanından geçen diğer bir TOMA’nın su sıktığı başvurucunun yere kapaklandığını, başvurucuyu kaldırıp bir apartmana götürdüğünü, başvurucunun her iki TOMA’nın da sıktığı sulardan etkilendiğini, ilk TOMA’nın sıktığı suyun etkisiyle yere düştüğünü, bu düşme anını görmediğini, başvurucunun ikinci TOMA’nın sıktığı suyla tekrar hızla yere kapaklandığını beyan etmiştir. İkinci TOMA’nın ilkinden birkaç dakika sonra geçtiğini ifade eden B.H. gördüğü ilk TOMA’nın dönüş yaparak tekrar olay yerine gelip gelmediğini, ayrı zamanda gördüğü TOMA’ların aynı araç olup olmadığını bilmediğini belirtmiştir.
c. Olaya İlişkin Görüntülerin Elde Edilmesi İçin Yapılan İşlemler ve Bilirkişi Raporu
33. Asliye Ceza Mahkemesi 24/11/2015 tarihli celsede Anadolu Ajansı, Cihan Haber Ajansı ve Doğan Haber Ajansına müzekkere yazılarak olayın gerçekleştiği Notre Dame civarında meydana gelen su ve gazlı müdahaleye ilişkin görüntülerin olup olmadığının sorulmasına ve varsa gönderilmesinin istenmesine karar vermiştir. Anadolu Ajansı ve Cihan Haber Ajansı arşiv kayıtlarında görüntü bulunmadığını bildirmiş, Doğan Haber Ajansı ise istenen görüntüleri 18/12/2015 tarihli yazının ekinde bulunan DVD ile göndermiştir.
34. Buna ek olarak Asliye Ceza Mahkemesi 16/2/2018 tarihli celsede, olay tarihinde saat 18.00 ile 21.00 saatleri arasında Harbiye ve Taksim arasındaki güvenlik kamerası görüntülerinin istenmesine karar vermiştir.
35. Dosya kapsamındaki görüntülerin değerlendirilmesini isteyen Asliye Ceza Mahkemesi 12/6/2018 tarihli celsede, anılan görüntülerin polis memuru olmayan bir bilirkişiye teslim edilerek rapor düzenlenmesine karar vermiştir.
36. Asliye Ceza Mahkemesinin anılan kararına göre düzenlenen 8/1/2019 tarihli bilirkişi raporunun sonuç bölümünde saat bilgisi olmayan görüntülerde olayın gerçekleştiği iddia edilen bölgede değişik zamanlarda 63533, 63534, 63516, 63538 63536 ve bazen de numarası okunamayan TOMA’ların tazyikli su ile göstericilere müdahalede bulunulduğunun görüldüğü açıklanmıştır. Buna ek olarak aynı bölgede saat 19.00 ile 20.00 arasındaki görüntülerde 63533 ve 63516 numaralı TOMA’ların gösterici gruba tazyikli suyla müdahale ettiklerinin belirlendiği ifade edilmiştir. İncelenen diğer görüntülerin başvurucunun yaralandığını ileri sürdüğü yeri göstermediği açıklanan raporda incelenen görüntülerin hiçbirinde başvurucunun yaralandığı olayın tespit edilemediği belirtilmiştir.
d. Delillerin Değerlendirilmesi
37. Asliye Ceza Mahkemesi 7/2/2019 tarihinde, suçun sanık polis memurları tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Karar gerekçesinde öncelikle kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen olaylara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Mahkeme, ilk aşamada sıradan vatandaşların da katıldığı ve desteklediği gösterilerin devlete karşı bir eyleme dönüştürüldüğünü ve kolluk kuvvetlerinin tamamı kanunsuz olan eylemlere hukuka uygun şekilde müdahale ettiklerini belirtmiştir. Anılan olaylar sırasında çok fazla sayıda TOMA’nın görev yaptığını açıklayan Asliye Ceza Mahkemesi, başvurucunun sanıkların kullandığı TOMA’nın eylemi sonucu yaralandığının tespit edilemediğini, aksi kabul edilse dahi polis memurlarının başvurucuyu bilerek ve isteyerek yaraladıklarının kabul edilemeyeceğini, TOMA’lardan biri seçilmek suretiyle dava açıldığını ifade etmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, sanıkların daha önceki eğitimlerine ve mesleki tecrübelerine göre hareket etmelerinin emrin kanunsuz olması manasına gelmediğini kabul ettiğini de açıklamıştır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Suç tarihinde İstanbul’da GEZİ OLAYLARI diye adlandırılan eylemler meydana geldiği; ne için başladığı, nasıl devam ettiği bilinmeyen ve açıklanamayan, ancak dış dünyanın özellikle izlediği ve hatta Avrupa’da birçok ülke ve ABD’de 24 saat canlı yayınlarla, TÜRKİYE’DE İÇ SAVAŞ diye özellikle aktarılan olaylar yaşandığı; bu olayların, birçok haberde ve dosyada bulunan video görüntülerinde izlendiği üzere suratları maskeyle kapalı, ellerinde birçok yaralayıcı alet olan kişilerce yönlendirildiği; bu tür yargılamaların yapıldığı birçok davada açıkça görüldüğü gibi, el yapımı patlayıcılar, tuzaklanmış öldürücü ve yaralayıcı özellikte düzenekler kullanıldığı; bu tür yaralayıcı ve öldürücü aletlerin, sıradan vatandaşlarca yapılmasının mümkün olmadığı; önceleri tepkilerini dile getirmek isteyen sıradan vatandaşların da katıldığı ve desteklediği, Taksim Meydanındaki ağaçların kesilmemesi isteğinden kaynaklandığı düşünülen masum eylemleri daha sonra tam bir kaos ortamı oluşturacak şekilde ve kontrolsüzce büyütüldüğü; devlete karşı bir eylem haline getirildiği; nitekim toplumca tanınan kişilerin bile televizyon kanallarına ’İstanbul, İstanbul halkı tarafından ele geçirildi’ şeklinde provokatif açıklamalar yapılmak suretiyle çarptırıldığı hale getirildiği; oluşan kargaşa ve kaos ortamından birçok vatandaşın doğrudan zarar gördüğü; Taksim’de işyeri bulunan birçok esnafın binlerce lira zararının oluştuğu; hatta bunun devamında günlerce işyerlerinin açılamaması sebebiyle çevredeki yaşan insanlar ve esnafın kan ağladığı bir hale getirildiği;
Devletin de böyle bir harekete karşı reaksiyon vererek, tamamı kanun dışı olan bu eylemlere, kanunların emrettiği şekilde müdahalede bulunarak güvenlik kuvvetleriyle olayları bastırmaya çalıştığı; bunun için devletin kendine verdiği zabıta aletlerini kullandığı; bu aletlerin kullanılması sırasında, olaylara katılan kişiler hedef alınmaktaysa da, tesadüfen oralarda bulunan kişilerin de zarar gördüklerinin bilinmekte olduğu;
...
Olayların devamı sırasında birçok TOMA’nın olaylarda kullanıldığı; nitekim CD.lerde de birçok TOMA’nın olay yerinde olduğunun görüldüğü; bunlardan hangisinin kullanılması sırasında mağdurun yaralandığının kesinlikle anlaşılmasının ve tesbitinin mümkün olmadığı; buna karşılık olaya müdahale eden TOMA’lardan bir tanesi seçilmek suretiyle dava açıldığının açık olduğu; katılanın yaralanması sırasında, sanıkların kullandığı TOMA’nın müdahalede bulunduğunun sabit olmadığı; olsa bile o kargaşa içinde sanıkların, olaylara fiilen katılmadığını söyleyen mağduru bilerek ve hedef alarak yaraladıklarını kabul etmenin mümkün olmadığı; birkaç defa yaptırılan bilirkişi incelemelerinde de genel fotoğraflamalar yapıldığının görüldüğü;
Bu davanın, gezi olayları sırasında TOMA’lar aracılığıyla ve polis şiddetiyle insanların yaralanıp yaralanmadığının tesbiti olmayıp, mağdurun, sanıkların kusurlu ve kanuni yetkilerini aşarak yaralanmasına sebebiyet verilip verilmediğinin olduğu; mahkememizce de bu konuda yoğunlaşılarak davanın ele alındığı;
Yine katılan vekilinin, olay tarihinde TOMA görevlilerinin, su sıkılması emri sonunda, su sıkmanın miktarını, tazyik dereceğini kullanıcıların uygulaması sebebiyle, sınırın aşılması konusunda sanıkların sorumlulukları olduğunu; kaldı ki kanunsuz emrin dinlenmemesi gerektiği konusunda iddiası mevcutsa da, sanıklara müdahale edilmesi emri verildikten sonra, eylemci topluluğa karşı kendilerine daha önce verilen eğitimler ve mesleki tecrübelerine göre hareket etmelerinin, emrin kanunsuz olması manasına gelmediği... [değerlendirilmiştir.]"
38. Beraat kararına karşı başvurucu vekili tarafından yapılan istinaf talebi İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi tarafından esastan kesin olarak reddedilmiştir. İstinaf talebinin reddi kararını 13/12/2019 tarihinde öğrenen başvurucu 7/1/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
C. Tam Yargı Davası Süreci
39. Başvurucu 29/9/2014 tarihinde idarenin kusurlu eylemi nedeniyle yaralandığını ileri sürerek İçişleri Bakanlığı aleyhine manevi tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır.
40. İstanbul 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 30/12/2015 tarihinde anılan davanın reddine karar vermiştir. İdare Mahkemesi kararında başvurucunun yaralanmasının idarenin eyleminden kaynaklandığına dair bilgi ve belge olmadığına vurgu yaparak idareye atfedilebilecek ve hizmet kusuru oluşturabilecek bir eylem bulunmadığını kabul etmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... [S]omut olay açısından çözümlenmesi gereken şey, davacı açısından oluşan zararın, davalı idarenin yürüttüğü güvenlik kamu hizmetinden bağımsız olarak düşünülüp düşünülemeyeceği; yani,zarar ile eylem arasındaki illiyet bağının olup olmadığı ile ilgilidir.
Özetle; yukarıda da izah edildiği gibi; idarenin güvenlik kamu hizmetini yürütürken gerek güvenlik kamu hizmetinin muhatabı olan kişiye ve gerekse üçüncü kişilere vermiş olduğu zarardan sorumlu olup, kamu hizmetinin yürütümü ile ilgili olarak her türlü önlemive denetimi yapma sorumluluğu olduğuda açıktır. Ancak, yukarıda da izah edildiği gibi; idarenin kamu hizmetinin yürütümündeki denetim eksiklikleri ve ya kamu hizmeti sırasında personelin işlediği suç düzeyindeki eylemlerinden sorumlu olabilmesi için; ortada kusurlu bir eylemin varlığının yetmediği, idarenin kusurlu eylemi ile oluşan zarar arasında bir illiyetbağı olması gerektiği; yani, idareye atfedilebilecek bir kusurlu davranışın bulunması gerektiği, idarenin davranışının aktif veya pasif nitelikte olması gerektiği aşikardır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davacı tarafından, 31/05/2013 tarihinde iş çıkışı Harbiye’den Taksim yönüne doğru ilerleyen eylemcilere katıldığı, bu eyleme kolluk görevlilerince müdahale edildiği, müdahaleye katılan Toplumsal Olaylara Müdahale Aracının (TOMA) kendisini hedef alarak kimyasal içerikli su sıktığını ve bu nedenle havaya savrularak düştüğü, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan ilk muayenede sol köprücük kemiğinin kırıldığı, belinde, kollarında ve gözlerinde su ve gazın etkisiyle ekimozlar meydana geldiğinin tespit edildiği, sonrasında alınan Adli Tıp Kurumu raporunda sol omzunda ağrı, deformite ve ödem olduğu, sol klavikula parçalı kırığı saptandığı, kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisinin ORTA (3) derece olduğunun belirlendiği, 04/06/2013 tarihinde İstanbul Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi’nde kırığın ameliyat edildiği, yapılan ameliyatta davacının vücudundaki kırık kaynadıktan sonra çıkartılmak üzere plak yerleştirildiği, 05/11/2013 tarihinde söz konusu plağın çıkarılması için ikinci kez ameliyat yapıldığı, tüm bu süreçte iş yaşamının olumsuz etkilendiği, iddiasıyla uğranıldığı öne sürülen manevi zararlara karşılık olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 150.000-TL manevi zararın tazmini istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır
Mahkememizin 22/05/2015 tarihli ara kararı gereği dava dosyasına sunulan bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacının iddia ettiği yaralama olayı ile ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2013/170318 sayılı soruşturma dosyası ile soruşturma başlatıldığı, sorumluların tespiti için olaya ilişkin mobese görüntü kayıtlarının incelendiği, soruştuma dosyasına sunulan raporda, davacı Gökçe Algan’ın yaralanmasına ilişkin olaya rastlanılmadığının belirtildiği, aynı zamanda olayın olduğu yerde görevli TOMA’yı kullanan polis memurlarının savcılıkça ifadelerine başvurulduğu, polislerin ifadelerinde davacıyı tanımadıklarını, iddia edilen olayın gerçekleşmediğini, eylemlere kanuni çerçevede müdahale ettiklerini beyan ettikleri, savcılığın olayla ilgili iddianame düzenleyerek dava açtığı ancak iddianamede de yaralama olayının tespit edilemediğinin belirtildiği görülmektedir.
Bu durumda her ne kadar görevli polis memurları hakkında kamu davası açılmış olsa da, soruşturma esnasında alınan bilirkişi raporlarında ve savcılık iddianamesinde olay anının tespit edilemediği, davacının yaralanma olayı ile ilgili toplanan delillerde zarara sebep olan olayın idarenin bir eyleminden kaynaklandığına dair bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşılmakla idareye atfedilecek ve hizmet kusurunu oluşturucak bir eylem bulunmadığından manevi tazminat talebinin reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır."
41. Davanın reddine dair kararı temyizen inceleyen Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 20/5/2021 tarihinde İdare Mahkemesi kararının onanmasına hükmetmiştir. Başvurucu vekili tarafından yapılan kararın düzeltilmesi istemi de Dairenin 17/2/2022 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu vekili kararın düzeltilmesi isteminin reddi kararını 5/4/2022 tarihinde öğrenmiş ve 29/4/2022 tarihinde ikinci kez bireysel başvuruda bulunmuştur.
42. Komisyon tarafından 2020/55945 numaralı ikinci başvurunun da kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 2020/55945 numaralı başvurunun 2020/1408 numaralı başvuru ile birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
43. İlgili ulusal hukuk için bkz. Hüseyin Caruş [1. B.], B. No: 2013/7812, 6/10/2015, §§ 28-30; Özlem Kır [2. B.], B. No: 2014/5097, 28/9/2016, §§ 22-30; Abdullah Yaşa [GK], B. No: 2015/12486, 5/11/2020, §§ 29-36.
B. Uluslararası Hukuk
44. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Geylani ve diğerleri/Türkiye (B. No: 10443/12, 12/9/2023) kararında, toplantı ya da gösteriye müdahale eden kolluk görevlilerinin tazyikli su kullanmasıyla ilgili değerlendirmelerde bulunmuştur. Buna göre AİHM öncelikle tazyikli suyun sıkıldığı uzaklığın yanı sıra basınç seviyesi gibi unsurlara bağlı olarak ciddi zarara yol açabileceğini kabul etmiştir (Geylani ve diğerleri/Türkiye, § 84). Bunun yanında tazyikli suyun kullanıldığı olaylarda ciddi yaralanma risklerini önlemek veya en aza indirgemek için kolluk görevlilerince uygun mesafe ve su basıncı gibi hususlarda gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca AİHM tazyikli suyun etkisiyle yaralanmaların yaşanması hâlinde kolluk görevlilerinin müdahalesinin göstericilere fiziksel bir zarar verilmesi riskini en aza indirgeyecek şekilde usulüne uygun olarak düzenlendiğinin ve yönetildiğinin gösterilmesi gerektiğine karar vermiştir (Geylani ve diğerleri/Türkiye, § 86).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
45. Anayasa Mahkemesinin 30/7/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Üst Düzey Kamu Görevlilerinin Eylemleri Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
46. Başvurucu, maruz kaldığı fiziksel ve sözlü şiddette sorumluluklarının bulunduğunu ileri sürdüğü üst düzey kamu görevlileri hakkında soruşturma yürütülmediğini iddia etmiştir. Bakanlık görüşünde; ceza yargılamasına ve tam yargı davasına ilişkin süreçlere yer verilmiş ve başvurucunun şikâyeti değerlendirilirken ilgili Anayasa hükümlerinin, içtihatların ve diğer tespitlerin dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.
47. Başvurucunun iddiaları, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir. Başvurucu, aynı ihlal iddiasıyla daha önce bireysel başvuru yapmıştır. Anayasa Mahkemesi söz konusu başvurudaki iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (bkz. § 8). Açıklanan gerekçelerle üst düzey kamu görevlilerinin eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın mükerrer başvuru niteliğinde olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.
B. Polis Memurlarının Eylemleri Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
48. Başvurucu; ceza yargılaması sürecinin tamamlanmasından sonra yaptığı 7/1/2020 tarihli başvuruda Gezi Parkı eylemleri sırasında kolluk görevlilerinin, kontrollerindeki TOMA aracılığıyla doğrudan hedef alarak sıktıkları tazyikli suyun etkisiyle vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığını ve bu görevlilerin cinsiyetçi hakaretlerine maruz kaldığını belirtmiştir. Sanık polis memuru Ö.S.K.nın istinabe yoluyla dinlenmesi gerekirken savunmasının SEGBİS aracılığıyla tespit edildiğinden yakınan başvurucu, TOMA’yı kullanan polis memurları hakkında taraflı ve subjektif bir gerekçeyle beraat kararı verildiğini iddia etmiştir. Ayrıca idari ve adli soruşturmalarda görev alan polis müfettişleri ve savcıların yaralanma anına ilişkin ellerinde olduğunu söyledikleri görüntülerin sonradan yok edildiğini belirterek kötü muamele yasağının, adil yargılanma, etkili başvuru ve özel hayata saygı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
49. Bakanlık görüşünde; ceza yargılamasına ve tam yargı davasına ilişkin süreçlere yer verilmiş ve başvurucunun şikâyeti değerlendirilirken ilgili Anayasa hükümlerinin, içtihatların ve diğer tespitlerin dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
2. Değerlendirme
a. Hukuki Nitelendirme ve İncelemenin Kapsamı Yönünden
50. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının özü hakaret söylemlerine maruz kaldığı kolluk görevlilerinin haksız güç kullanımı nedeniyle vücudunda kemik kırığı oluşacak ölçüde yaralandığına ve bu olayla ilgili açılan ceza davasında taraflı bir yaklaşımla sanıkların beraatine karar verildiğine ilişkindir.
51. Başvurucu, kolluk görevlilerinin cinsiyetçi hakaretlerine maruz kaldığına ilişkin iddiasını destekler mahiyette bir veri sunmadığı gibi başvuru dosyasında da bu tür bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Ayrıca Başsavcılık tarafından düzenlenen ve Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılamaya esas olan iddianamede F.Z. ve Ö.S.K.ya hakaret suçu isnat edilmemiştir. Bu sebeple başvuruya konu ceza yargılaması sürecinde hakaret suçu yönünden yargılama yapılmamıştır. Dolayısıyla işbu başvuruda başvurucunun kolluk görevlilerinin TOMA aracılığıyla doğrudan hedef alarak sıktıkları tazyikli suyun etkisiyle vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığına ve bu olayla ilgili etkili bir soruşturma yapılmadığına ilişkin iddiaları yönünden kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutları kapsamında bir inceleme yapılmasının gerekli ve yeterli olduğu değerlendirilmiştir.
52. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
...”
53. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devletin temel amaç ve görevleri, …kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
b. Kabul Edilebilirlik Yönünden
54. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Esas Yönünden
i. İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
(1) Genel ilkeler
55. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları veya kitlesel bir kargaşayı bastırmak amacıyla kaçınılmaz olarak güce başvurmaları kural olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal etmemektedir. Bununla birlikte güç kullanımında aşırıya kaçılmışsa ya da kullanılan güç ile güç kullanımının amacı arasında orantı yoksa kötü muamele yasağının ihlali söz konusu olabilir(bazı değişikliklerle birlikte bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 81, 82).
56. Gözaltı veya tutukluluk gibi bireyin devletin kontrolü altında bulunduğu sırada bir yaralanma olayı meydana gelmiş ise bu olaya ilişkin olarak tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümlülüğü yetkili makamlara aittir (S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95). Bunun sebebi bu tür olaylarda gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgilerin çoğunlukla yetkili makamların erişiminde olmasıdır (Ferit Kurt ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74). Bu değerlendirmeler; kişilerin, yaralanmalarının kamu görevlilerinin güç kullanımından kaynaklandığına dair ilk bakışta haklı görülen bir iddia ortaya koymaları hâlinde, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin güvenlik güçlerince güç kullanılarak dağıtılması sırasında meydana gelen yaralanmalar için de geçerlidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Semra Güzel [1. B.], B. No: 2020/39497, 7/1/2025, § 24).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
57. Başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen gösteriler sırasında 31/5/2013 tarihinde kolluk görevlilerinin kontrolündeki TOMA’dan sıkılan tazyikli suyun etkisiyle belinde ve kollarında berelenme ile köprücük kemiğinde kırık oluşacak şekilde yaralanma olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu hakkında Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde düzenlenen 1/6/2013 tarihli sağlık raporu başvurucunun belinden, omzundan yaralandığını ve köprücük kemiğinin kırıldığını ortaya koymaktadır (bkz.§ 10). Buna ek olarak başvurucunun köprücük kemiğindeki kırığın tedavisi için iki kez ameliyat edildiği Gayrettepe Hastanesinde düzenlenen tıbbi evrak ve Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 30/1/2014 tarihli raporu da başvurucunun iddiaları ile örtüşmektedir (bkz.§§ 11-13).
58. Başsavcılık, başvurucunun kolluk görevlilerinin kontrolündeki TOMA’dan sıkılan tazyikli suyun etkisiyle yaralandığını kabul etmiş; polis memurları F.Z. ve Ö.S.K.nın cezalandırılmaları istemiyle iddianame düzenlemiştir. Yargılama sürecinde ifadesi alınan tanık B.H. başvurucunun TOMA’dan sıkılan tazyikli su nedeniyle yere düştüğünü beyan etmiştir (bkz. § 32). Asliye Ceza Mahkemesi de başvurucunun yaralanması sırasında olay yerindeki birden fazla TOMA’dan hangisinin müdahalede bulunduğunun tespit edilemediğini ifade etmiş ve suçun sanık polis memurları tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiştir (bkz. § 37). Beraat kararının gerekçesinden başvurucunun kamu görevlilerinin müdahalesi sonucunda yaralandığının kabul edildiği anlaşılmıştır.
59. Başvurucunun kolluk görevlilerinin gösteriye müdahale ettiği bir bölgede yaralanması, tanık B.H.nin beyanı ve Başsavcılık ile Asliye Ceza Mahkemesinin başvurucunun kolluk görevlilerinin gösteriye müdahalesi sırasında yaralandığını kabul etmesi dikkate alındığında güç kullanımının başvurucunun tutumu ya da kitlesel kargaşanın bastırılması için kaçınılmaz hâle geldiğini ve kullanılan gücün ölçülü olduğunu ispat yükü soruşturma makamlarının üzerindedir.
60. Asliye Ceza Mahkemesi, devlete karşı eyleme dönüştürüldüğünü kabul ettiği gösterilerde genel olarak kolluk görevlilerinin kanunsuz olan eylemlere hukuka uygun şekilde müdahale ettiklerini ifade etmiştir. Bununla birlikte kararda, fiziksel güce başvurulmasının başvurucunun tutumundan kaynaklandığını düşünmeye sevk edecek bir delilden bahsetmemiştir. Somut olayda gerçekten de başvurucunun kendisine karşı güç kullanılmasını kesin gerekli kılan bir tutumu tespit edilememiştir. Öte yandan kamera kayıtlarından da yaralanma anı tespit edilememiştir. Kolluk görevlilerinin de başvurucunun yaralandığı olaya ilişkin ayrıntılı açıklaması olan bir belge ya da anlatımı yoktur. Başvurucu ise kalabalık grubun dağıldığı bir anda gazdan etkilenerek çıktığı sokakta üzerine sıkılan tazyikli suyun etkisiyle yaralandığını ileri sürmüştür. Bu hâlde başvurucunun yaralandığı olayda polislerin ani müdahalede bulunmak zorunda kaldıkları da söylenemez. Dolayısıyla başvurucuya yönelik güç kullanımının kaçınılmaz hâle geldiğinin kamu makamlarınca ortaya konulamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
61. Öte yandan tazyikli suyun yeterli güvenlik sağlanmadan kullanılması hâlinde sıkıldığı uzaklık ve basınç seviyesi gibi unsurlara bağlı olarak ciddi zararlara yol açabileceği kabul edilmelidir. Ulusal mevzuatın tazyikli suyun kullanımına bağlı olarak ortaya çıkabilecek zarar riskini azaltabilecek hükümler içerdiği tespit edilememiştir. Kolluk makamlarının toplumsal olaylara müdahale biçimlerinden biri olan tazyikli su kullanımının şartlarının göstericilere fiziksel zarar verilmesi riskini en aza indirgeyecek şekilde usulüne uygun olarak düzenlenmesi ve yönetilmesi gerekir. Somut olayda polis memurlarının veya müdahil birliklerin amirlerinin tazyikli su kullanılırken ortaya çıkabilecek zarar riskinin azaltılması için suyun sıkılma mesafesinin ya da su basıncının yaralanmayı engelleyecek şekilde belirlenmesi gibi tedbirleri aldıkları tespit edilememiştir. Buna ek olarak yargı mercilerinin tazyikli suyun sıkıldığı kesin mesafe ve açı ya da tazyikli su seviyesi gibi söz konusu gücün mahiyetine ilişkin belirli bir değerlendirmede bulundukları söylenemez.
62. Bu tespitten sonra kolluk görevlileri tarafından gerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir. Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yasaklanan muamelelerle ilgili değerlendirmelerine göre başvurucunun yaralanmasına neden olan muamele, insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muamele olarak kabul edilebilir (bahsi geçen muamelelerle ilgili ayrıntılı açıklamalar için birçok karar arasından bkz. S.D., §§ 84-88; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek, §§ 90-94).
63. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Muhterem İnce bu görüşe katılmamıştır.
ii. İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
(1) Genel İlkeler
64. Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bir kimsenin devlet görevlilerinin 17. maddenin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir bir iddiada bulunması hâlinde etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci, gerektiği ölçüde kamu denetimine ve mağdurun erişimine açık olmalı; mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli; soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Ayrıca yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103; S.D., §§ 111-114; Veli Saçılık (2) [1. B.], B. No: 2018/24614, 18/10/2022, § 16). Olası cezai sorumluluğun tespiti adına soruşturma sonrasında kovuşturma aşamasına geçilmiş ise bu aşama da Anayasa’nın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilmelidir (Filiz Aka [1. B.], B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 30; Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 100).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
65. Başvurucu, idari ve adli soruşturmalarda görev alan polis müfettişleri ve savcıların yaralanma anına ilişkin ellerinde olduğunu söyledikleri görüntülerin sonradan yok edildiğini ve bilirkişi raporundaki belirlemelere göre kendisini yaraladıkları sabit olan sanık polis memurlarının hukuka aykırı niteleme ve taraflı gerekçeyle beraatlerine karar verildiğini ileri sürmektedir.
66. İdari ve adli soruşturmalarda görev alan polis müfettişleri ve savcıların yaralanma anına dair ellerinde olduğunu söyledikleri görüntülerin yok edildiğine ilişkin iddianın incelenmesine imkân verecek ölçüde bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bununla birlikte somut olayda başvurucu, polisin gereksiz ve aşırı güç kullanarak yaptığı müdahale sonucunda yaralandığını ileri sürerek Başsavcılığa başvurmuştur. Başsavcılık başlattığı soruşturmada başvurucu hakkındaki sağlık raporlarını temin etmiş ve Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını sağlamıştır. Buna ek olarak şüpheli polis memurlarının kimlik bilgilerine ve olaya ait kamera görüntülerine ulaşmak isteyen Başsavcılık, olaya ait kamera görüntülerinin elde edilmesi için yazışma yapmış ve elde ettiği görüntüler hakkında bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Ayrıca dört polis memurunun şüpheli sıfatıyla ifadelerini tespit etmiş, şüpheli polis memurlarından ikisinin kasten yaralama ve görevi kötüye kullanma suçunu işlediklerinden bahisle haklarında iddianame düzenlemiştir.
67. Anılan iddianame kapsamında açılan ceza davasında Asliye Ceza Mahkemesi, sanık polis memurlarının savunmalarını almış; olaya ait kamera görüntülerinin tespiti için yazışma yapmış ve elde ettiği görüntüler hakkında bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Yargılama sonunda Mahkeme, sanıkların beraatine karar vermiş; beraat kararının gerekçesinde olay yerinde çok fazla sayıda TOMA olduğunu vurgulayarak başvurucunun sanıkların kullanımındaki TOMA’dan sıkılan tazyikli suyun etkisiyle yaralandığının tespit edilemediğini, aksi kabul edilse dahi polis memurlarının başvurucuyu bilerek ve hedef alarak yaraladıklarının kabul edilemeyeceğini ifade etmiştir.
68. Asliye Ceza Mahkemesinin kabulüne göre sanıkların başvurucuyu bilerek ve hedef alarak yaralamadıkları kabul edilse bile suyun basıncı, sıkıldığı mesafe ve açısı gibi faktörlerin değerlendirilmesine bağlı olarak taksirli sorumluluklarının doğması da elbette mümkündür. Mahkeme başvurucunun yaralanmasına neden olan eylemin bu vechini değerlendirmemiştir. Bununla birlikte ceza yargılaması sürecinde elde edilen deliller dikkate alındığında başvurucunun sanıkların kullanımındaki TOMA’dan sıkılan tazyikli suyun etkisiyle yaralandığının tespit edilemediğine dair değerlendirmenin temelden yoksun olduğu söylenemez.
69. Öte yandan gerekçeli kararın içeriğinden Asliye Ceza Mahkemesinin yaralanma neticesinin TOMA’dan tazyikli su sıkılması eylemine bağlı olarak ortaya çıktığını kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte su sıkılan TOMA’nın, sanıkların kontrolündeki TOMA olduğunun tespit edilemediği gerekçesiyle beraat kararı verilmesine rağmen meçhul şüpheliler hakkında suç duyurusunda bulunulmamış ve başvurucunun yaralanmasına neden olan faillerin tespiti ve gerekli ise cezalandırılması için soruşturma yürütülmesi sağlanmamıştır (bkz. § 37).
70. Açıklanan gerekçelerle kolluk görevlilerinin müdahalesinden dolayı Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Muhterem İnce bu görüşe katılmamıştır.
C. İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağı ile Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
71. Başvurucu tam yargı sürecinin tamamlanmasından sonra yaptığı 29/4/2022 tarihli başvuruda, 7/1/2020 tarihli başvuru kapsamında dile getirdiği şikâyetlerini tekrarlamakla birlikte kolluk görevlilerinin fiziksel şiddetine bağlı olarak yaralandığının somut delillerle sabit olmasına rağmen idare mahkemesince tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
72. Bakanlık görüşünde; ceza yargılamasına ve tam yargı davasına ilişkin süreçlere yer verilmiş ve başvurucunun şikâyeti değerlendirilirken ilgili Anayasa hükümlerinin, içtihatların ve diğer tespitlerin dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
73. Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerinin güç kullanımı sonucunda gerçekleştiği ileri sürülen kötü muamele yasağının ihlali iddialarını incelediği birçok başvuruda tüketilmesi gereken etkili hukuk yolunun ceza soruşturması olduğunu belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Onur Cingil [2. B.], B. No: 2013/7836, 16/4/2015, § 52; Zeki Güngör [1. B.], B. No: 2013/8491, 31/3/2016, § 39; N.T.U. ve N.T. [2. B.], B. No: 2014/4372, 19/12/2017, § 28; Seyfullah Turan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2014/1982, 9/11/2017, § 140).
74. Kamu görevlilerinin kasti fiilleriyle gerçekleştirdikleri kötü muamele iddiaları yönünden asıl yolun ceza soruşturması olması tamamlayıcı bir giderim yolu olarak tazminat davasının da öngörülmesine engel değildir. Anayasa’nın 40. maddesi kötü muamele yasağı ihlalleri sebebiyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini sağlayacak yargısal mekanizmalar ihdas edilmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim Türk hukukunda 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. ve 13. maddeleri uyarınca açılacak tam yargı davası bu tür durumlarda tazminata hükmetme imkânı sağlamaktadır. Bu itibarla kamu görevlilerinin kötü muamelesi sebebiyle uğranılan zararın tazmini için açılan tam yargı davası sürecine ilişkin şikâyetlerin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvenceye bağlanan kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında bireysel başvuruya konu edilmesi mümkündür (Abdullah Yaşa, § 46).
75. Anayasa Mahkemesinin kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı yönünden inceleme yapabilmesi için ya soruşturma veya yargılama makamlarının kamu görevlilerinin kasıtlı kötü muameleleri nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğini en azından öz itibarıyla tespit etmeleri ya da ceza soruşturması üzerine süresi içinde yapılmış bir başvuruda söz konusu ihlalin Anayasa Mahkemesince saptanması gerekir. Ayrıca Abdullah Yaşa kararında kötü muamele yasağının esas bakımından ihlal edildiğinin AİHM kararıyla tespit edildiği belirtilerek tazminat davasına ilişkin şikâyetlerin kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (anılan kararda bkz. § 46).
76. Somut olayda Anayasa Mahkemesi, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Bu durumda başvurucunun aynı olay nedeniyle açtığı tam yargı davasına ilişkin şikâyetlerinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
77. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" kenar başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir."
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
78. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
79. Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlamaya) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlar. Bunun için bu başvuru yollarının sadece hukuken mevcut olması yeterli olmayıp uygulamada da etkili olması, eş ifadeyle başarı şansı sunması gerekir.
80. Bununla birlikte bir başvuru yolunun gerek hukuken gerekse uygulamada genel anlamda etkili olması, somut olay bakımından etkili başvuru hakkına ilişkin bir müdahale bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine engel değildir (Yusuf Ahmed Abdelazım Elsayad [2. B.], B. No: 2016/5604, 24/5/2018, §§ 60, 61). Ayrıca etkili başvuru hakkı bakımından inceleme yapılabilmesi kural olarak Anayasa’da teminat altına alınan ve ihlal edildiği yönündeki hakkın, özgürlüğün ya da yasağın ihlal edildiğine önceden karar verilmesi şartına bağlı değildir (Abdullah Yaşa, § 64)
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
81. Başvurucu 29/9/2014 tarihinde idarenin kusurlu eylemi nedeniyle yaralandığını ileri sürerek İçişleri Bakanlığı aleyhine manevi tazminat istemiyle tam yargı davası açmıştır. İdare Mahkemesi, başvurucunun yaralanmasının idarenin eyleminden kaynaklandığına dair bilgi ve belge olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Davanın reddine dair kararı temyizen inceleyen Daire 20/5/2021 tarihinde İdare Mahkemesi kararının onanmasına hükmetmiştir.
82. Ceza yargılamasında başvurucunun kolluk müdahalesi sonucunda yaralandığı kabul edilmiştir. Bununla birlikte gerek ceza yargılamasında kitlesel bir kargaşayı bastırmak için güce başvurulmasının kaçınılmaz olduğunun ya da başvurucuya karşı kolluğun müdahalesini gerektirecek eylemlerinin somutlaştırılmadığı, dolayısıyla güç kullanımının gerekliliğinin ve orantılığının kolluk birimlerince ortaya konulamadığı, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte İdare Mahkemesinin ceza yargılamasında yapılacak değerlendirmeyi beklemeden başvurucunun idarenin eyleminden dolayı yaralandığına dair bir bilgi ve belge bulunmadığını kabul ettiği (bkz. § 40), Danıştayın ise ceza davasında ulaşılan sonucu değerlendirmeden davanın reddine dair kararı onadığı (bkz. § 41) anlaşılmıştır.
83. Başvuruya konu olayda Asliye Ceza Mahkemesi başvurucunun sanıkların eylemine bağlı olarak yaralandığının tespit edilemediğini belirtmiş ancak yaralanmanın kolluk görevlilerinin müdahalesi sonucunda meydana geldiğini kabul etmiştir. Buna rağmen İdare Mahkemesinin ceza soruşturmasında/kovuşturmasında yapılan değerlendirmeyi ve ulaşılan sonucu dikkate almadan "... zarara sebep olan olayın idarenin bir eyleminden kaynaklandığına dair bilgi ve belgenin bulunmadığı..." gerekçesine dayanarak davanın reddine karar vermesinin, zararın giderilmesi talebi bakımından başvurucuya başarı şansı sunmadığı ifade edilebilir.
84. Açıklanan gerekçelerle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Muhterem İnce bu görüşe katılmamıştır.
D. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
85. Başvurucu ceza yargılaması sürecinin tamamlanmasından sonra yaptığı 7/1/2020 tarihli başvuruda silahsız ve barışçıl bir gösteriye katılmasına ve herhangi bir şiddet eyleminin bulunmamasına rağmen kolluk görevlilerinin ağır fiziksel şiddetine uğraması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
86. Bakanlık görüşünde; ceza yargılamasına ve tam yargı davasına ilişkin süreçlere yer verilmiş ve başvurucunun şikâyeti değerlendirilirken ilgili Anayasa hükümlerinin, içtihatların ve diğer tespitlerin dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
87. Anayasa’nın "Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi şöyledir:
"Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."
88. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
89. Başvurucunun katıldığı bir protesto eylemi sırasında kolluk görevlilerinin güç kullanması sonucu yaralandığı, bunun da toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına bir müdahale olduğu kabul edilmelidir.
90. Başvurucu 31/5/2013 tarihinde Taksim’de gerçekleştirilen toplantıya katılmış ve toplantının kolluk görevlilerince güç kullanılarak dağıtılması sırasında vücuduna isabet eden tazyikli suyun etkisiyle yaralanmıştır.
91. Asliye Ceza Mahkemesi kararında genel olarak hukuk dışı eylemlerde bulunan göstericilere kanuna uygun şekilde müdahale edildiği ifade edilmişse de başvurucunun kanuna aykırı bir eylemi tanımlanmamıştır. Ayrıca başvurucunun neden kolluk görevlilerinin güç kullanımına maruz kaldığına ilişkin bir açıklamada da bulunulmamıştır (bkz. § 37). Başvurucunun yaralanmasına neden olan muamele, insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muamele olarak kabul edilmiştir (bkz. § 62). Bu durumun başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı üzerinde caydırıcı bir etkisi vardır. Kaldı ki toplantıya kolluk kuvvetince yapılan müdahale sonucu başvurucunun köprücük kemiği kırılacak şekilde yaralanması kullanılan kamusal gücün orantılı olmadığını göstermektedir.
92. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Muhterem İnce bu görüşe katılmamıştır.
VI. GİDERİM
93. Başvurucu, ihlalin tespiti ve 7/1/2020 ve 28/4/2022 tarihli başvurular için ayrı ayrı 200.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
94. İncelenen başvuruda başvurucunun yaralanması olayı hakkında meçhul şüpheliler hakkında ceza soruşturması başlatılmaması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin Asliye Ceza Mahkemesinin başvurucunun yaralanması karşısında suç duyurusunda bulunmaması ve Başsavcılığın hareketsiz kalmasından kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre yapılması gerekenlere hükmedilmelidir. Bu sebeple kararın bir örneğinin başvurucunun yaralanması olayı hakkında meçhul şüpheliler hakkında ceza soruşturması başlatılması için Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
95. Etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için ise yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 2. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
96. Yeniden yapılacak yargılamanın insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutu ile bu yasakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlali konusunda yeterli giderim sağlayacağı değerlendirilmiştir.
97. Öte yandan somut olayda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutu ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlaline ilişkin tespitin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde anılan ihlaller nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 150.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvuruların BİRLEŞTİRİLMESİNE,
B. Üst düzey kamu görevlilerinin eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın mükerrer başvuru olması nedeniyle REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. 1. Polis memurlarının eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Polis memurlarının eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
3. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
D. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE’nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE’nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
3. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE’nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
E. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için başvurucunun yaralanması olayı hakkında ceza soruşturması başlatılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutu ile anılan yasakla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 2. İdare Mahkemesine (E.2014/2074, K.2015/2479) GÖNDERİLMESİNE,
F. Başvurucuya net 150.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
G. 1.111 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 31.111 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
H. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 30/7/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu, Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen gösteriye kolluk güçlerinin müdahalesi neticesinde yaralanma meydana gelmesi ve buna ilişkin açılan ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının; uğranılan zarar hakkında açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle de insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkememiz çoğunluğu, başvurucunun yaralanmasına ilişkin yürütülen soruşturmanın etkili ve yeterli olmadığı, maddi gereceğin ortaya çıkarılması için gereken çabanın gösterilmediği gerekçesiyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiği; insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Çoğunluğun bu yöndeki görüşüne katılmıyorum.
- Kötü muamele yasağının ihlal edildiği yönünden
2. Ülke genelinde gerçekleşen ve Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen gösterilerin 31/5/2013 tarihinde yapılan Taksim Meydanı’ndaki kısmına katılan başvurucunun toplumsal olaylara müdahale aracından (TOMA) sıkılan basınçlı suyun etkisiyle yaralanması üzerine görevli polis memurlarının cezalandırılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi vermiş; Başsavcılık 15/6/2015 tarihinde, dava açılmasını gerektirir nitelikte delil olmadığını belirterek şüpheli polis memurları M.K. ve E.A. hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair ek karar vermiştir. Başsavcılık aynı tarihte şüpheli polis memurları F.Z. ve Ö.S.K.nın kasten yaralama ve görevi kötüye kullanma suçlarından cezalandırılmaları istemiyle iddianame düzenlemiştir. Davaya bakan Asliye Ceza Mahkemesi 7/2/2019 tarihinde, suçun sanık polis memurları tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiş; Mahkeme, ilk aşamada sıradan vatandaşların da katıldığı ve desteklediği gösterilerin devlete karşı bir eyleme dönüştürüldüğünü ve kolluk kuvvetlerinin tamamının kanunsuz olan eylemlere hukuka uygun şekilde müdahale ettiklerini belirtmiş; anılan olaylar sırasında çok fazla sayıda TOMA’nın görev yaptığını, ancak başvurucunun sanıkların kullandığı TOMA’nın eylemi sonucu yaralandığının tespit edilemediğini; aksi kabul edilse dahi polis memurlarının başvurucuyu bilerek ve isteyerek yaraladıklarının kabul edilemeyeceğini, ayrıca sanıkların daha önceki eğitimlerine ve mesleki tecrübelerine göre hareket etmelerinin emrin kanunsuz olması manasına gelmediğini belirterek beraat kararı vermiştir. Beraat kararına yapılan istinaf talebi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince esastan kesin olarak reddedilmiştir.
3. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81). Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında sahip olduğu bu pozitif yükümlülüğün bir de usuli boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).
4. Kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturmanın başlatılabilmesi için, öncelikle işkence ve kötü muamele konusundaki iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için, her türlü makul şüpheden uzak kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt, yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir. Ancak bu uygun koşulların tespiti halinde bir soruşturma yükümlülüğün gerekliliğinden bahsedilebilir (C.D., B. No: 2013/394, 6/3/2014, § 28).
5. Somut olayda başvurucu, Harbiye’den Taksim’e doğru ilerlerken Notre Dame de Sion Fransız Lisesi önünde TOMA’dan sıkılan basınçlı suyun etkisiyle sol köprücük kemiğinin kırıldığını; belinde, kollarında ve gözlerinde ekimozların meydana geldiğini ileri sürmüştür. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yapılan şikâyet üzerine derhal soruşturma başlattığı, başvurucunun hemen ifadesine başvurduğu ve olay yerine ilişkin kamera kayıtlarını istediği, ayrıca başvurucu hakkında düzenlenen genel adli muayene raporlarını istediği görülmektedir. Başsavcılık, dava açılmasını gerektirir nitelikte delil olmadığını belirterek şüpheli polis memurları M.K. ve E.A. hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair ek karar vermiştir. Başsavcılık aynı tarihte şüpheli polis memurları F.Z. ve Ö.S.K.nın kasten yaralama ve görevi kötüye kullanma suçlarından cezalandırılmaları istemiyle iddianame düzenlemiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, ilk aşamada sıradan vatandaşların da katıldığı ve desteklediği gösterilerin devlete karşı bir eyleme dönüştürüldüğünü ve kolluk kuvvetlerinin tamamı kanunsuz olan eylemlere hukuka uygun şekilde müdahale ettiklerini, anılan olaylar sırasında çok fazla sayıda TOMA’nın görev yaptığını, ancak başvurucunun sanıkların kullandığı TOMA’nın eylemi sonucu yaralandığının tespit edilemediğini; aksi kabul edilse dahi polis memurlarının başvurucuyu bilerek ve isteyerek yaraladıklarının kabul edilemeyeceğini, ayrıca sanıkların daha önceki eğitimlerine ve mesleki tecrübelerine göre hareket etmelerinin emrin kanunsuz olması manasına gelmediğini belirterek beraat kararı vermiştir. Söz konusu beraat kararına yapılan istinaf talebi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından usul ve yasaya uygun bulunarak esastan kesin olarak reddedilmiştir. Dolayısıyla Başsavcılık, Asliye Ceza Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları dikkate alındığında başvurucunun şikâyeti yönünden etkili ve yeterli bir soruşturmanın yapılmadığı söylenemeyecektir. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 17.maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutu ihlal edilmemiştir.
- Etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünden
6. Başvurucu 29/9/2014 tarihinde idarenin kusurlu eylemi nedeniyle yaralandığını ileri sürerek İçişleri Bakanlığı aleyhine manevi tazminat istemiyle tam yargı davası açmış, İdare Mahkemesi, başvurucunun yaralanmasının idarenin eyleminden kaynaklandığına dair bilgi ve belge olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Davanın reddine dair kararı temyizen inceleyen Danıştay Dairesi 20/5/2021 tarihinde İdare Mahkemesi kararının onanmasına hükmetmiştir.
7. İdare Mahkemesi, yargılama sürecinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2013/170318 soruşturma sayılı dosyası hakkında bilgi ve belge talep etmiştir. Mahkeme, bu bilgi ve belgelerde başvurucunun iddia ettiği yaralama olayı ile ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığını, sorumluların tespiti için olaya ilişkin mobese görüntü kayıtlarının incelendiğini, soruşturma dosyasına sunulan raporda, başvurucunun yaralanmasına ilişkin olaya rastlanılmadığının belirtildiğini, aynı zamanda olayın olduğu yerde görevli TOMA'yı kullanan polis memurlarının savcılıkça ifadelerine başvurulduğunu, polislerin ifadelerinde; davacıyı tanımadıklarını, iddia edilen olayın gerçekleşmediğini, eylemlere kanuni çerçevede müdahale ettiklerini beyan ettiklerini, savcılığın olayla ilgili iddianame düzenleyerek dava açtığını, ancak iddianamede de yaralama olayının tespit edilemediğine değinerek idareye atfedilecek ve hizmet kusurunu oluşturacak bir eylem bulunmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
8. Dolayısıyla başvurucunun açmış olduğu tazminat davasında soruşturma esnasında alınan bilirkişi raporları ve iddianame incelenmiş, savcılık iddianamesinde olay anının tespit edilemediği değerlendirilmiş ve başvurucunun yaralanma olayı ile ilgili toplanan delillerde zarara sebep olan olayın idarenin bir eyleminden kaynaklandığına dair bilgi ve belgenin bulunmadığı, idareye atfedilecek ve hizmet kusurunu oluşturacak bir eylem bulunmadığından davanın reddine karar verilmiş olduğu gözetildiğinde insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiği söylenemeyecektir.
- Toplantı hakkının ihlal edildiği iddiası yönlüden
9. Başvurucu ceza yargılaması sürecinin tamamlanmasından sonra yaptığı 7/1/2020 tarihli bireysel başvuruda, silahsız ve barışçıl bir gösteriye katılmasına ve herhangi bir şiddet eyleminin bulunmamasına rağmen kolluk görevlilerinin ağır fiziksel şiddetine uğraması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
10. Anayasa Mahkemesi, toplantı hakkının bildirim usulüne bağlanabileceğini daha önceki kararlarında belirtmiştir. Söz konusu bildirimin amacı toplantı, yürüyüş veya diğer gösterilerin düzgün bir şekilde yapılmasını güvence altına almak için yetkililere makul ve uygun tedbir alma imkânı sağlamak olduğu sürece genel olarak hakkın özüne dokunmaz. Bildirim usulünün uygulanmasının amacı, toplantı hakkının etkin şekilde kullanılması imkânını sağlamaktır (Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 39; Ali Rıza Özer ve diğerleri, [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 122). Toplanma özgürlüğünün kullanımından kaynaklanan kamu düzenine yönelik tehditlerin gerçeklik değeri taşıması hâlinde yetkili makamlar bu tehditleri bertaraf etmek amacıyla tedbirler alabilirler. Bu tedbirlere aykırı toplantılar düzenlenmesi, bu tür toplantılara katılınması veya bu tür toplantılarda suçlar işlenmesi hâlinde de ceza verilebilir (Dilan Ögüz Canan, § 40; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, [GK], B. No:2014/920, 25/5/2017, § 81).
11. Yapılan ceza yargılamasında sanıklar hakkında beraat kararı verilmiş; beraat kararının gerekçesinde sanık polis memurlarının kullandığı TOMA’nın müdahalede bulunduğunun sabit olmadığı, olsa bile o kargaşa içinde sanıkların, olaylara fiilen katılmadığını söyleyen mağduru bilerek ve hedef alarak yaraladıklarını kabul etmenin mümkün olmadığı, birkaç defa yaptırılan bilirkişi incelemelerinde de genel fotoğraflamalar yapıldığının görüldüğü belirtilmiştir.
12. Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından Ekim 2014 tarihinde yayımlanan Gezi Parkı olayları raporuna göre kısaca (detaylı bilgi için bkz. Özge Özgürengin [2. B.], B. No: 2014/5218, 19/4/2018, §10) Gezi Parkı eylemleri/olayları;
“- İstanbul Taksim Meydanı’nda bulunan Gezi Parkı’nda yapılmak istenen çevre ve imar düzenlemelerine engel olmak için 27/5/2013 tarihinde iş makinelerinin Gezi Parkı’na girmesiyle başlamış, haziran ve temmuz aylarında yoğunlaşarak Türkiye’nin birçok iline yayılmış toplantı ve gösteri yürüyüşleridir.
- İçişleri Bakanlığı verilerine göre 28/5/2013 ile 6/9/2013 tarihleri arasında 80 ilde bu kapsamda 5.532 eylem/etkinlik gerçekleştirilmiştir.
- Türk Tabipleri Birliği verilerine göre kamu hastanelerine, özel hastane ve tıp merkezlerine, olayların yaşandığı alanlarda kurulan revirlere toplam 8.163 kişi yaralı olarak başvurmuştur. Bunlardan 106’sı kafa travmasına uğramış, 63’ü ağır yaralanmış, 11’i gözünü kaybetmiştir.”
13. Başvurucunun söz konusu olayda şiddete başvurduğuna ilişkin açık bir tespit bulunmamaktadır. Bununla birlikte Gezi Parkı olaylarının şiddet hareketleri tüm ülkeye yayılmış olup bu şiddet olayları, kamu düzeni ve kişiler üzerinde ciddi derecede olumsuz etki ve sonuçlar doğurmuştur. O tarihlerdeki eylemde şiddete başvuran kişilerin toplantının barışçıl özelliğini ortadan kaldıracak şekilde şiddet hareketlerini toplantının tamamına teşmil ettikleri görülmüştür. Bu durum kolluğun kamu düzenini sağlamakta o sürece özgü zorluklarla karşı karşıya bırakmıştır. Somut olayın koşulları dikkate alındığında kolluk tarafından başvurucunun toplantı hakkının şiddete başvuranlardan ayrıştırılarak korunmasının mümkün olmadığı görülmektedir. Açıklanan nedenlerle, toplantının yapıldığı sürecin şartları ve dosya içeriğindeki veriler dikkate alındığında Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ihlal edilmemiştir.
14. Sonuç olarak yukarıda belirttiğim nedenlerle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.