logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Aysel Doğan ve diğerleri [2. B.], B. No: 2020/20718, 23/12/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AYSEL DOĞAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/20718)

 

Karar Tarihi: 23/12/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Nur Hilal MERMER

Başvurucular

:

1. Aysel DOĞAN

 

 

2. Hacer KURMAN

 

 

3. İsmail AĞA

Vekili

:

Av. Yüksel AĞA

 

 

4. Yüksel AĞA

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucular, Bursa'nın Yenişehir ilçesi Yenigün Mahallesi 118 ada, 65 ve 66 parselde bulunan taşınmazların hissedar malikleridir.

3. Karayolları Genel Müdürlüğü (İdare) 15/12/2010 tarihinde başvuruculara ait taşınmazlardan 14.968,65 m² yüzölçümlü 65 parselin 838,04 m²'lik kısmının, 66 parselin ise tamamının Bursa- İnegöl Ayrımı- Yenişehir- Bilecik- Osmaneli Ayrımı yolu inşaatı kapsamında kamulaştırılmasına karar vermiştir. Kıymet takdir komisyonunca tespit edilen bedel üzerinde anlaşma sağlanamaması üzerine 25/12/2013 tarihinde İdare tarafından Yenişehir Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davası açılmıştır.

4. Mahkeme tarafından 18/5/2017 tarihinde yapılan keşif sonucu dosyaya sunulan bilirkişi raporunda; taşınmazlar tarım arazisi olarak nitelendirilmiş, ilçe tarım müdürlüğü verileri kapsamında taşınmazlara net gelir metodu uygulanmak ve %5 kapitalizasyon faiz oranı dikkate alınmak suretiyle m² değerinin 50,23 TL, toplam değerinin ise 414.873,51 TL olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bilirkişi raporunda; taşınmazların Avrupa ve diğer dünya ülkelerine ihracat yapan yaş meyve ve sebze firmaları ve soğuk hava depolarının bulunduğu bölgede yer aldığı, çeşitli ülkelere ihracatı yapılan birçok sebzenin üretiminin bu yörede gerçekleştiği, bu sebeple dava konusu taşınmazın gerçek değeri bulunduğundan dolayı objektif unsur oranı uygulanmasına gerek olmadığı ifade edilmiştir.

5. Mahkemece 22/11/2017 tarihli ara kararı ile %4 kapitalizasyon faiz oranına göre de hesaplama yapılması için ek rapor aldırılmasına karar verilmiş ve bu kapsamda alınan 15/1/2018 tarihli bilirkişi raporunda; taşınmazın m² maliyetinin 62,79 TL olduğu, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 13/11/2017 tarihli ve E.2017/1064, K.2017/24453 sayılı ve yine 13/11/2017 tarihli ve E.2017/1059, K.2017/24451 sayılı Yenişehir ilçesi için objektif değer artırıcı unsur ilavesi yapılması gerektiği yönündeki kararları çerçevesinde taşınmaza %10 oranında objektif değer artışı uygulanması gerektiği belirtilmiş ve sonuç olarak taşınmazların toplam değerinin 564.545,81 TL olduğu yönünde tespitte bulunulmuştur.

6. Mahkeme 16/3/2018 tarihli kararında %4 kapitalizasyon faizi oranına göre yapılan hesaplamayı uygun bulmuş ancak objektif değer artışının %10 olarak belirlenmesini hakkaniyete uygun bulmayarak ve bu oranın %40 olarak uygulanması gerektiğini belirterek taşınmazların toplam değerinin 714.138,67 TL olduğunu tespit etmiştir. Sonuç olarak 65 parsel yönünden tapu kaydının 838,04 m²'lik kısmının iptali ile İdare adına tapuya kayıt ve tesciline, 66 parselin ise tamamının İdare adına tesciline ve 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında 4 aylık sürenin sona erdiği 26/4/2014 tarihinden ilk karar tarihine (6/5/2015) kadar yasal faiz işletilmek suretiyle İdareden alınarak başvuruculara ödenmesine (410.027,43 TL'lik ilk bedel için) (tahsilde tekerrür olmaması kaydıyla), yine 26/4/2014 tarihinden karar tarihine (16/3/2018) kadar yasal faiz işletilmek suretiyle İdareden alınarak başvuruculara ödenmesine (304.111,24 TL'lik fark bedel için) hükmetmiştir.

7. Tarafların temyiz istemini inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesince (Yargıtay Dairesi) 25/6/2019 tarihinde karar onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme talebi de Yargıtay Dairesinin 11/6/2020 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

8. Başvurucular, nihai kararı 1/7/2020 tarihinde öğrendikten sonra 20/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

10. Başvurucular, uyuşmazlık konusu taşınmazları için %40 oranında belirlenen objektif değer artışı uygulamasının düşük olduğunu, kendi parsellerinden sadece iki parsel uzaklıkta bulunan ve konum olarak yola daha uzakta olan parsele %100 değer artışı uygulandığını, kamulaştırma bedelinin düşük belirlendiğini ve lehlerine hükmedilen fark faiz bedelinin taraflarına ödenmediğini belirterek mülkiyet haklarının ve mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bunun yanında temyiz ve karar düzeltme kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek gerekçeli karar haklarının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma haklarının da ihlal edildiğini iddia etmiştir.

11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvuruculara 1/10/2021 tarihinde 144.394,09 TL işlemiş yasal faiz ödemesi yapıldığını belirterek bu hususun başvurucuların mağdur sıfatının değerlendirilmesinde, esas bakımından inceleme yapılması durumunda ise Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihatlarının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

12. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanında yasal faizin taraflarına ödendiğini belirterek bu konuda bir taleplerinin bulunmadığını ifade etmiştir. Öte yandan başvurucular başvuru formunda belirttikleri iddialarının yanında taşınmazlarının imarlı arsa niteliğinde olduğunu, vasfının yanlış tespit edilmesi dolayısıyla kamulaştırma bedelinin düşük belirlendiğini ileri sürmüştür.

13. Başvurucular, faize yönelik taleplerinden vazgeçtiklerini Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında açıkça ifade ettiklerinden kararın icrası hakkı kapsamında ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmeyerek başvurudaki diğer tüm ihlal iddiaları mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Objektif Değer Artış Oranının Düşük Belirlendiği İddiası Yönünden

14. Kamulaştırılan taşınmazlar, başvurucuların mülkiyetinde olduğundan mülkün varlığı noktasında tartışma yoktur. Ayrıca başvurucuların taşınmazının kamulaştırılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Anayasa Mahkemesinin çok sayıda kararında da belirtildiği üzere taşınmazın kamulaştırılması mülkten yoksun bırakma niteliği taşımaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32).

15. Uyuşmazlık konusu taşınmazlar 2942 sayılı Kanun çerçevesinde kamulaştırılmıştır. Dolayısıyla kamulaştırma yoluyla yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunduğu kuşkusuzdur. Öte yandan taşınmazların yol yapımı amacıyla kamulaştırılmaları dolayısıyla kamulaştırma işleminin kamu yararı amacına dayandığı hususunda tereddüt yoktur. Bundan sonra kamu makamlarınca başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

16. Anayasa Mahkemesi kamulaştırma bedelinin/kamulaştırmasız el atma tazminatının taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığı yönündeki şikâyetleri daha önce çeşitli kararlarında mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi Mehmet Akdoğan ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013), Mukadder Sağlam ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2013/2511, 22/1/2015), Abdülkerim Çakmak ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2014/1964, 23/2/2017), Ali Taşgeldi ([2. B.], B. No: 2018/30814, 16/11/2021) ve Hilmi Kocabey ([1. B.], B. No: 2019/21192, 21/5/2024) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu kararlarda taşınmaz bedelinin tespitinin teknik ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle bedel tespitinin uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin görevinin taşınmazın bedelinin tespiti yönteminin gerçek bedelin ödenmesini temin edip etmediğini incelemekten ibaret bulunduğunu vurgulamıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin bir temyiz mercii olmadığına, inceleme yetkisinin sınırlı olduğuna ve bir temyiz mercii gibi hareket ederek mahkeme kararlarını her yönüyle hukuka uygunluk denetimine tabi tutmayacağına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca kamulaştırma bedeli olarak gerçek değerin ödenmesi mülkiyetten yoksun bırakılan malikler için anayasal bir güvencedir. Bu madde ışığında Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre müdahalenin ölçülü olabilmesi için gerçek değerin ödenmesini sağlayabilmek amacıyla gerekli usule ilişkin güvencelerin etkili bir biçimde uygulanması, mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gerçek değeri belirlemeleri gerekir.

17. 2942 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (f) bendinde araziler için kamulaştırma bedeli tespitinin taşınmazın (...) mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması hâlinde getireceği net getiri esas alınarak belirlenmesi öngörülmektedir. Düzenli ve sürekli tarımsal getiri istatistikleri ise ülkemizde il ve ilçe tarım müdürlükleri tarafından il merkezi ve ilçeler düzeyinde tutulmaktadır. Bu nedenle mahkemeler ve mahkemelerin atadığı bilirkişiler, Yargıtayın yerleşik içtihatları doğrultusunda özel bir durum olmadıkça kamulaştırma bedelinin tespitinde resmî birer kurum olan il ve ilçe tarım müdürlüklerinin verilerini kullanmaktadır (Tahsin Erdoğan [2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 63).

18. Net gelir yönteminde, taşınmazda mutat olarak ekilen tarım ürünlerinin ortalama verim miktarı ile değerlendirme yılındaki ortalama toptan kilogram satış fiyatları esas alınarak değerlendirme yılında arazinin bir dekarından elde edilecek gayrisafi geliri bulunur. Gayrisafi gelirden ortalama masraflar çıkarılarak net gelir hesaplanır. Hesaba alınan ürünlerin yıllık ortalama fiyatları değil hasat dönemindeki fiyatları esas alınır (Cevat Aydın [2. B.], B. No: 2014/13886, 4/10/2017, § 56).

19. Taşınmazın değerini etkileyen objektif unsurlar da değerin belirlenmesinde hesaba katılmaktadır. Bu unsurların tahdidî olarak sayılması mümkün değil ise de taşınmazın yola ve yerleşim yerine yakınlığı, ticari ve iş kapasitesi, deniz, göl, nehir gibi tabii güzelliklere uzaklığı, imarlı bölgelere yakınlığı gibi özellikler buna örnek gösterilebilir (Cevat Aydın, § 58).

20. Başvuruya konu olayda Mahkemece karar verilmeden önce alınan ek bilirkişi raporunda, Yargıtayın Yenişehir ilçesindeki taşınmazlar hakkında objektif değer artırıcı unsur ilavesi yapılması gerektiği yönünde verilen kararları çerçevesinde başvuruculara ait taşınmazlara %10 objektif değer artış oranı uygulanması gerektiği belirtilmiştir (bkz. § 5). Buna karşılık Mahkemece, yargılamaya konu taşınmazların durum ve özellikleri gözetilerek belirtilen oranın hakkaniyete uygun bulunmadığı ve taşınmazlara %40 oranında objektif değer artış oranı uygulanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır (bkz. § 6). Öte yandan bilirkişi raporunda belirtilen Yargıtay kararlarında, Yenişehir ilçesine yönelik belli bir oran uygulanması gerektiğine dair herhangi bir açıklamaya yer verilmediği de gözlemlenmiştir.

21. Yargılama aşamalarında başvurucuların öncelikle dava konusu taşınmazlarla farklı illerde bulunan başka taşınmazlara daha yüksek oranlarda objektif değer artışı uygulandığı yönünde itirazlarını sundukları görülmüştür. En son karar düzeltme aşamasında sundukları dilekçede ve aynı zamanda başvuru formunda ise aynı bölgedeki diğer bir taşınmaz için %100 oranında objektif değer artış oranı hesaplandığı hâlde kendi taşınmazları yönünden %40 oranında objektif değer artış oranı uygulanmasından yakınmışlardır. Kamulaştırma bedeli her taşınmazın özellikleri dikkate alınarak belirlenmektedir. Bu sebeple her taşınmazın değerinin farklı olması olasıdır. Başvurucuların sadece aynı bölgedeki taşınmaz için objektif değer artış oranının %100 olarak belirlendiğini öne sürmesi yargılama makamlarının ulaştığı kanaatin keyfî olduğunun kabulü içintek başına yeterli görülemez. Bu hususta ayrıca taşınmazların kıyaslanan taşınmazlarla objektif değer artışına etki eden unsurlar yönünden aynı özelliklere sahip olduğunun da yeterli derecedesomutlaştırılması gerekir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Hadice Rüzgar ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/17376, 12/1/2022, §§ 40-42; Ali Özçelik ve diğerleri [1. B.], B. No: 2019/13060, 20/7/2023, §§ 36-39).

22. Netice itibarıyla yargı makamlarının ulaştığı kanaatin keyfî ve temelsiz olduğunun söylenmesi için hiçbir neden bulunmadığı gibi başvurucuların bedelin belirlenmesine ilişkin sürece katılarak savunma ve itirazlarını ortaya koyma imkânına sahip olduğu, taşınmazların gerçek bedelinin ödenmesi gerekliliğine ilişkin ilkeler de dikkate alındığında mülkiyet hakkının usuli güvencelerinin sağlandığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği, kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

23. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Taşınmazların Niteliğinin Yanlış Belirlendiği İddiası Yönünden

24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (Yasin Yaman [1. B.], B. No: 2012/1075, 12/2/2013, §§ 18, 19). Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi, bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen nazara alınmalıdır (Taner Kurban [2. B.], B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 19). Bireysel başvuru için öngörülen otuz günlük süre geçtikten sonra yapılan eksiklik giderimlerinde daha önce öz olarak dahi ileri sürülmemiş hak ihlaline dair yeni iddialarda bulunulması mümkün değildir (Ferhat Yildeniz [1. B.], B. No: 2017/20129, 15/12/2020, § 29).

25. Somut olayda başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanında taşınmazlarının imarlı arsa niteliğinde olduğunu, taşınmazların vasfının yanlış tespit edilmesi dolayısıyla kamulaştırma bedelinin düşük belirlendiğini belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucular bireysel başvuru formunda söz konusu iddiasını ileri sürmemiş genel itibarıyla objektif değer artışı oranına yönelik iddialara yer vermiştir. Dolayısıyla söz konusu şikâyetin nihai kararın öğrenilme tarihi de dikkate alındığında süresinde başvuruya konu edilmediği sonucuna varılmıştır. Aksinin kabulü hâlinde Bakanlık görüşüne karşı beyan veya ek beyanları içerir dilekçelerle farklı ve bağımsız ihlal iddialarının her zaman dile getirilmesi mümkün olacaktır. Bu da bireysel başvuru için öngörülen otuz günlük süre kuralını anlamsız hâle getirecektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Ümüt Demir [2. B.], B. No: 2012/1000, 18/9/2014, § 31; Sinan Oğan [2. B.], B. No: 2017/32685, 2/6/2020, § 29; Ferhat Yildeniz, § 33).

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Objektif değer artış oranının düşük belirlendiğine ilişkin şikâyet yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Taşınmazların niteliğinin yanlış belirlendiğine ilişkin şikâyet yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Aysel Doğan ve diğerleri [2. B.], B. No: 2020/20718, 23/12/2025, § …)
   
Başvuru Adı AYSEL DOĞAN VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2020/20718
Başvuru Tarihi 20/7/2020
Karar Tarihi 23/12/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Mülkiyet hakkı Kamulaştırma bedeli, kamu yararı Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Tazminat (kamu kurumlarının tarafı olduğu uyuşmazlıklar) Süre Aşımı
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Makul sürede yargılanma hakkı (hukuk) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi