logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Raci Ün [2. B.], B. No: 2020/21683, 17/7/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

RACİ ÜN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/21683)

 

Karar Tarihi: 17/7/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Cihan BAYDERE

Başvurucu

:

Raci ÜN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; başvurucunun emeklilik talebinin süresinde karara bağlanmaması ve bu süreçte emekli aylığından mahrum kalması nedeniyle mülkiyet hakkının, idare mahkemesinin kararında geçen ifade nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/7/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. OHAL 19/7/2018 tarihinde bir daha uzatılmayarak son bulmuştur. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç, OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere dair detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-20, 47-66) kararında yer almaktadır.

6. 18/7/2016 tarihinde başvurucu OHAL tedbirleri kapsamında görevden uzaklaştırılmış ve aynı tarihte emeklilik dilekçesi vermiştir.

7. Başvurucu 15/8/2016 tarihli ve 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname (672 sayılı KHK) kapsamında 1/9/2016 tarihi itibarıyla kamu görevinden çıkarılmıştır.

8. Başvurucu, emeklilik dilekçesini verdiği tarihten itibaren bir ay içinde emeklilik işlemlerinin yapılmadığını ve talebinin zımnen reddedildiğini belirterek zımni ret işleminin iptali ve emekli edilmemesi nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararlarının karşılanması talebiyle 10/11/2016 tarihinde dava açmıştır.

9. Başvurucu, dava açtığı gün açıktan emekli edilmek için Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) emeklilik dilekçesi vermiş; SGK 1/12/2016 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 19/4/2017 tarihinde başvurucunun emeklilik talebini kabul etmiştir.

10. Açılan davada Ankara 8. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 21/12/2017 tarihinde verilen kararla emeklilik işleminin yapılmasında belirlenen bir aylık süre henüz sona ermeden yürürlüğe giren 15/8/2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (673 sayılı KHK) 6. maddesi kapsamında bir aylık sürenin OHAL süresince uygulanmayacağının öngörüldüğü, bu nedenle idarenin başvurucuyu emekliye ayırmaya zorlanamayacağı, idarenin bu doğrultuda işlem yapmamasının emeklilik hakkını kaldırmayıp takdir yetkisi bağlamında bu hakkı kullandırabileceği anlamını taşıdığı gerekçeleriyle dava reddedilmiştir.

11. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 10/6/2020 tarihinde verdiği kararla istinaf başvurusunu kesin olarak reddetmiştir.

12. Nihai karar 1/7/2020 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

13. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Sigortalı sayılanlar" başlıklı 4. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından;

...

c) Kamu idarelerinde;

1) Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi olmayanlardan, kadro ve pozisyonlarda sürekli olarak çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar,

2) Bu maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine tabi olmayanlardan, sözleşmeli olarak çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 86 ncı maddesi uyarınca açıktan vekil atananlar,

sigortalı sayılırlar.

..."

14. 5510 sayılı Kanun'un "5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri" başlıklı -bireysel başvuru tarihi itibarıyla- geçici 4. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...

Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. (Ek cümle: 11/10/2011-KHK-666/5 md.) Bu fıkra kapsamına girenlerden 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesi kapsamında bulunanların emekli kesenekleri ile kurum karşılıklarının hesabında, işgal ettikleri kadrolar için ilgili mevzuatında belirlenen unsurlar esas alınır.

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. (Ek cümle: 16/6/2010-5997/10 md.) Ancak, Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir.

..."

15. 5510 sayılı Kanun'un "Yaşlılık aylığının başlangıcı ve kesilmesi" başlıklı 30. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"4 üncü maddenin birinci fıkrasının;

...

b) (Değişik: 17/4/2008-5754/18 md.) (c) bendinde belirtilen sigortalılardan yaşlılık aylığına hak kazananlara, yetkili makamdan alınan emekliye sevk onayı üzerine görevleriyle ilişiğinin kesildiği tarihi takip eden,

...

ay başından itibaren aylık bağlanır."

16. 5510 sayılı Kanun'un "Kamu görevlilerinin emekliye sevk onayları" başlıklı 48. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/28 md.) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanların yaşlılık, malûllük veya vazife malûllüğü işlemleri;

...

b) İstek üzerine veya yaş haddi, malûllük veya vazife malûllüğü hallerinde kamu idaresinin en yüksek amirinin,

...

onayı ile tekemmül eder.

Özel kanun hükümleri hariç olmak üzere yetkili makamın emekliye sevk onayı, talep tarihinden itibaren bir ayı geçemez. Bakanlar Kurulu kararı veya müşterek kararname ile atananların görevleriyle ilişiklerinin kesilmesi ilgili bakanın onayı ile tekemmül eder.

Özelleştirilmeleri sonucu sermayesindeki kamu payı % 50'nin altına düşen kuruluşlar ile satış veya devri yapılmış olan kuruluşlarda çalışmakta iken emekliye ayrılanlar için emekliye sevk onayı aranmaz. Birinci fıkranın (b) bendine göre emekliye ayrılmak isteyenler için her durumda, istek tarihinden itibaren bir aylık süre sonunda ilişikleri kesilmiş sayılır."

17. 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun "Emekli aylığı bağlanacak haller" başlıklı mülga 39. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Emekli aylığı aşağıdaki hallerde bağlanır:

...

b) 25 fiili hizmet yılını dolduran iştirakçilerden kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını dolduranların istekleri üzerine,

..."

18. 673 sayılı KHK'nın "Emeklilik onayları" başlıklı 6. maddesi şöyledir:

"20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ilan edilen olağanüstü halin yürürlüğe girdiği 21/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık süre olağanüstü hal süresince uygulanmaz."

2. Anayasa Mahkemesi Kararı

19. Anayasa Mahkemesi 26/10/2022 tarihli ve E.2018/76, K.2022/125 sayılı kararıyla, 673 sayılı KHK'nın 6. maddesi ile aynı hükümleri içeren 6/2/2018 tarihli ve 7081 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 6. maddesinin iptali istemini incelemiş; söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"90. Kamu görevlilerinin emeklilik işlemlerinin tekemmülü bakımından gerekli olan yetkili amirin emekliye sevk onayı vermesi için öngörülen bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğunun kaldırılmasına ilişkin kural, olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olarak bu dönemde uygulanmıştır. Bu nedenle kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir.

...

98. Darbe teşebbüsü ve FETÖ/PDY kapsamında on binlerce kamu görevlisi hakkında kamu görevinden çıkarma, görevden uzaklaştırma ve bunlarla bağlantılı farklı nitelikte tedbirler uygulanmıştır. Bütün bu olgular karşısında özellikle darbe teşebbüsü, FETÖ/PDY üyeliği ve terör ile ilgili suçlardan dolayı kamu görevlileri hakkında uygulanan adli ve idari tedbirler nedeniyle emeklilik işlemlerinin yürütülmesi sırasında aksaklıklar olması doğaldır. Bu bağlamda söz konusu tedbirlerin yoğun bir şekilde uygulandığı dönemde kamu personelinin durumlarındaki belirsizliklerden dolayı emeklilik başvurusu yapan çalışanların özlük dosyalarındaki bilgiler değerlendirilmek suretiyle emeklilik hakkı kazanıp kazanamadıklarının tespiti sırasında gecikme ve zorluklar yaşanabilir. Ayrıca kamu görevlileri hakkında uygulanan tedbirler nedeniyle ortaya çıkan personel eksikliği de dikkate alındığında olağanüstü hâl döneminde emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin ortadan kaldırılmasının sosyal güvenlik sisteminin düzgün ve sağlıklı bir şekilde işlemesi amacı bakımından elverişli ve gerekli bir tedbir olmadığı söylenemez.

99. Memurlar ve kamu görevlileri için emeklilik işleminin tamamlanabilmesi ve emeklilik aylığının bağlanabilmesi için yaş ve sigortalılık süresi koşullarının gerçekleşmesi gerekmekte, başkaca bir şart aranmamaktadır. Kural, memurların veya kamu görevlilerinin emeklilik hakkından yararlanabilmesi için yeni bir şart öngörmemektedir. Dolayısıyla belirtilen düzenleme dışında olağanüstü hâl nedeniyle kamu görevinden çıkarılanlarla ilgili olarak emekliliğe hak kazanma koşulları, emeklilik başvurusu, emekli aylığı ve emekli ikramiyesi hesaplanma yöntemi ve benzeri unsurlar yönünden diğer kamu görevlilerinden farklı bir uygulama geliştirilmemiş ve bu kişiler sosyal güvenlik hukuku genel hükümleri çerçevesinde olağan işleme tabi tutulmaya devam edilmiştir.

100. Bunun yanı sıra kural, olağanüstü hâl süresince emeklilik talebinde bulunulamayacağı veya emeklilik işlemlerinin yapılmayacağı anlamına gelmemekte olup sadece bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğu kaldırılmıştır. Bir kamu görevlisi tarafından emeklilik talebinde bulunulması durumunda yetkili amir tarafından emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık süre içinde veya bu süreden sonra emekliye sevk onayı verilmesi mümkündür.

101. Ayrıca emeklilik için gerekli şartları taşıyan memur ve diğer kamu görevlilerinin haklarında ceza soruşturması veya kovuşturması bulunması ya da ceza yargılaması sonucunda cezaya mahkûm edilmesi emekliliğe engel bir durum değildir. Zira 5510 sayılı Kanun’da ve diğer ilgili mevzuatta bu kişilerin emeklilik haklarının düşmesini ve emekli aylıklarının devamlı olarak kesilmesini gerektiren bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kapsamda bulunan sigortalılardan aylık bağlanmasına müstahak olup talep edenlere, aylık bağlanmakta ve yine ilgili mevzuatta yer alan diğer ödeme ve haklar verilmektedir.

102. Bu itibarla olağanüstü hâlin devamı süresince ve olağanüstü hâlin gerektirdiği şartlar nedeniyle emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğunu ortadan kaldıran kuralın, olağanüstü hâlde sosyal güvenlik hakkını durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde sınırlandırdığı söylenemez.

103. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."

B. Uluslararası Hukuk

20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve yargı mercilerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak özerk bir yorumu esas almaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129).

22. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Van der Mussele/Belçika [GK], B. No: 8919/80, 23/11/1983, § 48; Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (k.k.), B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).

23. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak müdahaleninSözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin anlamı kapsamında bir mülk ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31).

24. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti [BD] (k.k.), B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak reddedildiği durumlarda meşru bir beklentinin bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya,§§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33).

25. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması, hukuki bir düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına dayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı/Türkiye (k.k), B. No: 22522/03, 9/12/2008).

26. AİHM, geçmişe etkili olacak şekilde çıkarılan kanunlar ile yapılan müdahalelerin mülkiyet hakkı açısından kanunilik şartını yine de taşıdığını kabul etmektedir (Maurice/Fransa, B. No: 11810/03, 6/10/2005, § 81; Maggio ve diğerleri/İtalya, B. No: 46286/09, 52851/08, 53727/08, 54486/08 ve 56001/08, 31/5/2011, § 60). AİHM'e göre hukukun üstünlüğü ilkesi yalnızca -genel yarara yönelik zorlayıcı nedenler dışında- bir uyuşmazlığın sonucunu etkilemek amacıyla yapılan yasal müdahalelere izin vermez (Saliba/Malta, B. No: 4251/02, 8/11/2005, § 39).

27. AİHM, keyfîliğe imkân vermeyecek şekilde bir kanuni dayanağı olsa ve meşru bir amaç taşısa bile mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde toplumun genel menfaatlerinin beklentileri ile bireyin temel haklarının korunmasının gerekleri arasında adil bir denge kurulması gerekliliğine işaret etmektedir. AİHM'e göre uygulanan araç ile müdahaleyle hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır (R. Sz./Macaristan, B. No: 41838/11, 2/7/2013, § 49).

28. AİHM, sosyal güvenlik alacaklarına ve bu alacaklara geçmişe etkili olarak yürürlüğe konulan kanun ile yapılan müdahalelere ilişkin olarak ilkelerini -daha önce verdiği kararlardan da yararlanarak- Béláné Nagy/Macaristan ([BD], B. No: 53080/13, 13/12/2016) kararında belirlemiştir. Söz konusu karara konu olayda başvurucu 22 yıldan daha uzun süreyle çalışmış ve sosyal güvenlik sistemine katkıda bulunmuştur. Daha sonra başvurucuya engelli aylığı bağlanmış ancak sonradan değiştirilen değerlendirme yöntemine göre başvurucunun gerekli engellilik oranına sahip olmaması nedeniyle engelli aylığı kesilmiştir. Başvurucu daha sonra yapılan değerlendirmede gerekli engellilik oranını sağlasa da bu sefer sonradan yapılan yasal değişiklikle getirilen ek şartları sağlamadığından engelli aylığı bağlanması talebi reddedilmiştir (Béláné Nagy/Macaristan, §§ 10-23).

29. Mülkiyet hakkını düzenleyen Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin uygulanabilirliği ile ilgili olarak yaptığı değerlendirmede AİHM, kişilerin şartlarını sağlaması nedeniyle kendilerine sosyal güvenlik aylıklarının bağlanmasının mülk oluşturduğunu belirtmiştir (Béláné Nagy/Macaristan, § 87). Diğer yandan AİHM'e göre hukukun üstünlüğü ilkesi uyarınca meşru beklenti iddiası, dayanılan kanunun aleyhe olacak şekilde geçmişe etkili olarak değiştirilmesi hâlinde de ileri sürülebilir (Béláné Nagy/Macaristan, § 78). Bir kişi bir sosyal güvenlik alacağı elde etme hakkını kazanmadan önce yasal değişiklik yapılarak söz konusu alacağı elde etme şartları değişmiş vebu kişi yeni şartları sağlamıyorsa mülkiyet hakkına bir müdahaleden söz edilemez. Buna karşılık bir sosyal güvenlik aylığının kaldırılması ya da azaltılması bir kişinin sahip olduğu koşullar nedeniyle değil de ilgili kanunun ya da bu kanunun uygulamasının değişmesi nedeniyle yapılmışsa mülkiyet hakkına müdahalenin varlığı kabul edilebilir (Béláné Nagy/Macaristan, § 86).

30. Bahsedilen bu başvuruda başvurucu; şartlarını sağlaması nedeniyle yaklaşık on yıldır engellilik aylığı aldığından emekli aylığı bağlanmasının bu kişi için bir mülk teşkil ettiği, yorumu ve uygulanması konusunda uyuşmazlık bulunmayan bu kanun uyarınca engellilik hâli değişmediği sürece başvurucunun aylığının devam etmesi yönünde meşru beklentisinin bulunduğu tespit edilerek mülkiyet hakkının uygulanabilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır (Béláné Nagy/Macaristan, §§ 94, 107, 110). Müdahalenin kanuniliği ve meşru amacı yönlerinden sorun görmeyen AİHM; ölçülülük değerlendirmesinde müdahalenin bir geçiş düzenlemesi bulunmaması nedeniyle başvurucuyu aylığından tamamen yoksun bıraktığını, başvurucunun engelli olması nedeniylebir iş bulmada zorluklara sahip olduğunu, başvurucunun kesilen aylığı dışında geçimini sağlayacak önemli bir gelire sahip olmadığını belirterek müdahalenin başvurucuya aşırı bir yük getirmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Béláné Nagy/Macaristan, §§ 123, 126).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Anayasa Mahkemesinin 17/7/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu; 5510 sayılı Kanun'un 48. maddesine göre emeklilik işleminin bir ay içinde yapılması gerektiğini, buna rağmen emeklilik talebinin ardından bir aylık süre geçtikten sonra yürürlüğe giren 673 sayılı KHK uyarınca talebinin yerine getirilmediğini, emeklilik işleminin SGK tarafından 19/4/2017 tarihinde yapıldığını, emeklilik başvurusunun üzerinden bir ay geçmesiyle emekli aylığı alma yönünde kazanılmış hakkının doğduğunu, sonradan yürürlüğe giren KHK'nın bu durumu değiştirmeyeceğini, nitekim kendisi ile aynı konumda olan başka kişilerin emeklilik işlemlerinin bu süre içinde gerçekleştirildiğini iddia ederek mülkiyet hakkının, sosyal güvenlik hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

33. Bakanlık görüşünde; başvurucuya 1/12/2016 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlandığı, başvurucunun üç ay boyunca emekli aylığı alamadığından bahisle belirli bir zararının olduğunu ileri sürdüğü, buna karşılık bu zararının tazmini talebiyle dava açmadığı, bu nedenle başvuru yollarının tüketilmemiş olabileceği, İdare Mahkemesinin KHK hükmüne göre karar verdiği, incelemenin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği belirtilmiştir.

34. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında İdare Mahkemesinde dava açtığında işlemin iptalinin yanında emekli etmeme nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararlarının karşılanmasını da istediğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

35. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin özü kendisine emekli aylığının geç bağlanmasının hukuka aykırı olduğu ve mahkemelerce emekli aylığına hak kazandığı yönündeki iddiasının karşılanmadığı iddiasına ilişkin olduğundan başvurunun mülkiyet hakkının usul güvenceleri kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.

a. Uygulanabilirlik Yönünden

37. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

38. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik (…) veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler (…) dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

39. Anayasa Mahkemesi Aydın Yavuz ve diğerleri (§§ 187-191) kararında, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere dair güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır.

40. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihinde OHAL ilan edilmesine karar vermiş, daha sonra da OHAL birçok kez uzatılmıştır. OHAL ilanı nedenlerinin başında darbe teşebbüsü gelmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 224, 226). OHAL ilanı ile darbe teşebbüsünden kaynaklanan tehlikenin yanı sıra bu teşebbüsün arkasında olduğu değerlendirilen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasından (FETÖ/PDY) kaynaklanan tehdit ve tehlikenin de bertaraf edilmesinin amaçlandığı görülmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 48, 229). Nitekim darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmanın FETÖ/PDY olduğuna ilişkin olarak kamu makamlarınca ve soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmeler olgusal temellere dayanmaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 216).

41. Başvurucunun emeklilik talebinde bulunduğu tarihten üç gün sonra Türkiye'de OHAL ilan edilmiştir. Ayrıca başvurucunun şikâyet ettiği emeklilik talebinin süresinde karara bağlanmadığı ve bu süreçte emekli aylığından mahrum kaldığı iddiasının dayanağının OHAL ilanını gerekli kılan olaylarla ve bu kapsamda çıkarılan 673 sayılı KHK ile ilgili olduğu görülmüştür. Bu itibarla başvuruya konu şikâyetin incelenmesi Anayasa'nın 15. ve 35. maddeleri kapsamında yapılacaktır.

b. Kabul Edilebilirlik Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

43. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsar (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallarla bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

44. Mülkiyet hakkının özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlamı ve kapsamı olup bu alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorumla ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge [2. B.], B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 51).

45. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi [1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).

46. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu [1. B.], B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).

47. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, § 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar mülk olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent Akgül [2. B.], B. No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56).

48. 5510 sayılı Kanun'un 48. maddesinde emekliliğe sevk onay işleminin talep tarihinden itibaren bir ay içinde yapılacağı, emeklilik talebinde bulunduktan sonra bir ay geçmesiyle her durumda ilgili kişinin ilişiğinin kesileceği düzenlenmiştir. Bu hüküm sayesinde gerekli şartları sağlayan kişilerin emekliye ayrılma talebinde bulunmalarına rağmen belirsiz bir süre ile çalışmaya zorlanmaları önlenmiştir.

49. Başvurucunun emekli aylığı bağlanabilmesi için yaş ve hizmet süresi şartlarını sağladığı hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Olayda başvurucu 18/7/2016 tarihinde emeklilik talebinde bulunduktan sonra bir ay geçmesine rağmen emekliye sevk onayı verilmemiş, bu bir aylık süre geçtikten sonra başvurucu meslekten çıkarılmıştır. Başvurucuya emekliliğe sevk onayı verilmemesine dayanak alınan 673 sayılı KHK ise yine bu bir aylık süre geçtikten sonra 1/9/2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu durumda ilgili kanun hükmü gereğince emekliliğe sevk talebinden sonra bir aylık sürenin geçmesiyle başvurucunun kurumuyla ilişiğinin kesildiği açıktır.

50. Diğer yandan 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesindeki atıfla 5434 sayılı Kanun'un mülga 39. maddesinde yaş ve hizmet süresini sağlayan kişilere istekleri üzerine emekli aylığının bağlanacağı düzenlenmiştir. Söz konusu hükümde aylık bağlanabilmesi için idareye herhangi bir takdir yetkisi tanınmamıştır. Bu nedenle emeklilik için gerekli şartları taşıyan başvurucunun emeklilik talebinin üzerinden bir ay geçmesiyle kendisine aylık bağlanması yönünde açık bir kanun hükmüne dayanan meşru beklentisi bulunduğu gözetilmelidir.

ii. Müdahalenin Varlığı ve Türü

51. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir haktır(Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

52. Başvurucunun elde edilmesi hususunda meşru beklentisinin bulunduğu emekli aylıklarının ödenmemesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.

53. Anayasa'nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

54. Somut olayda kanuna aykırı şekilde başvurucuya süresinde emekli aylığı bağlanmaması dolayısıyla başvurucunun meşru beklentisine bir müdahale söz konusu olduğundan mülkiyetten yoksun bırakma şeklindeki müdahale türü söz konusu değildir. Süresinde emekli aylığı bağlanmamasının mülkiyetin kontrolüyle de ilgisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucuya süresinde emekli aylığı bağlanmamasının mülkiyetten barışçıl yararlanma biçimindeki genel kural kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

iii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

 (1) Genel İlkeler

55. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür.

56. Anayasa'nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür. Ancak Anayasa'nın 15. maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki tanımamaktadır. Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı bulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. Anayasa Mahkemesince Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme bu ölçütlerle sınırlı olacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 192-211, 344).

57. Mülkiyet hakkı savaş, seferberlik ve olağanüstü hâl gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında değildir. Dolayısıyla bu özgürlükler yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (Ercan Toğrul [2. B.], B. No: 2016/71110, 25/9/2019, § 63).

58. Bununla birlikte temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbir yönünden kişilerin, olağanüstü hâl döneminde de ölçüsüz veya keyfî müdahalelere karşı koyabilecekleri usuli güvencelerden yararlandırılması gerekir (benzer yönde bkz. Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 160). Bu bağlamda belirtmek gerekir ki OHAL döneminde de tarafların davanın sonucuna etkili olabilecek iddia ve itirazların ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması keyfî müdahaleleri önlemek bakımından önemli bir usul güvencesidir.

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

59. Eldeki olayda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden, emekli aylığının süresinde bağlanmamasına ilişkin işlem 673 sayılı KHK'nın 6. maddesine dayandırılmıştır. Söz konusu hükme göre OHAL süresince 5510 sayılı Kanun'un 48. maddesinde emekliye sevk onayı işlemi için öngörülen bir aylık süre uygulanmayacaktır. Başvurucunun emeklilik talebinde bulunmasından bir ay sonrası OHAL dönemine isabet ettiğinden müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu görülmektedir. İlgili mevzuat hükümlerine göre 673 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla başvurucunun emekli aylığı alma yönünde bir meşru beklentisi bulunduğundan KHK hükmü başvuruya konu olay bakımından geçmişe etkili olacak bir uygulamaya neden olmuştur (bkz. §§ 49, 50). Bununla birlikte KHK hükmü emekliliği hak etme koşullarında bir değişiklik yapmamıştır. Diğer yandan KHK ekonomik koşullar nedeniyle kişilerin emekli aylıklarının verilmemesi ya da azaltılmasını da düzenlememektedir (bkz. § 19).

60. Başvurucunun emeklilik dilekçesi verdiği 18/7/2016 tarihinde başvurucu aynı zamanda görevden uzaklaştırılmış, 1/9/2016 tarihi itibarıyla da kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucu 10/11/2016 tarihinde açıktan emekli edilmek için dilekçe verdiğinde bu talep 19/4/2017 tarihinde kabul edilmiş fakat emekliliği 1/12/2016 tarihinden itibaren geçerli kabul edilmiştir. Buna karşılık benzer bir yaklaşım başvurucunun 18/7/2016 tarihli emeklilik dilekçesi için gösterilmemiş ve başvurucu kamu görevinden çıkarıldıktan sonra 2016 yılının Eylül, Ekim ve Kasım aylarında emekli aylığı alamamıştır.

61. Bununla birlikte anılan KHK yürürlüğe girmeden önce emekli aylığı bağlanması yönünde meşru beklentisi bulunan başvurucuya emekli aylıklarının geç ödenmesi yönündeki salt parasal etki doğuran müdahalenin OHAL döneminde emeklilik işlemlerinin tamamlanması için öngörülen bir aylık sürenin uygulanmayacağı yönündeki kuralın bir gereği olmadığı görülmektedir. Zira söz konusu kural kamu idarelerinin emeklilik işlemlerini sağlıklı şekilde gerçekleştirebilmesi için ortaya çıkan bir ihtiyaç üzerine konulmuş olup kişilerin emekliye ayrılma koşullarını ağırlaştırma ya da emekli aylıklarının belirli bir süre ödenmemesi şeklinde bir düzenleme içermemektedir. Bu nedenle başvurucunun belirli bir süre emekli aylığından mahrum kalmasına neden olan başvuruya konu işlemin OHAL'in gerektirdiği ölçüyü aşan bir müdahale niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki uyuşmazlığa ilişkin sonuca etkili iddiaları mahkemelerce ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmamıştır.

62. Açıklanan gerekçelerle OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15.maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Yıldız SEFERİNOĞLU bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.

Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

63. Başvurucu, İdare Mahkemesinin gerekçeli kararında kullandığı "...hakkında bir terör örgütü ile ilgisi ortaya konularak görevden uzaklaştırılan memur ile ilgili süreç sonuna kadar onaylama işlemlerini askıya alma yetkisine sahip idarenin..." ibaresi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve mahkemeler önünde ileri sürülmeyen iddialar ile bu mahkemelere sunulmayan bilgi ve belgeler bireysel başvuru konusu edilemez (Bayram Gök [2. B.], B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 20).

65. Mevcut başvuruda İdare Mahkemesi kararında geçen ifadeler nedeniyle başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edildiğine dair iddialarını istinaf başvurusunda dile getirmediği anlaşılmaktadır. Bu hâliyle istinaf başvurusunda ileri sürülmeyen iddiaya ilişkin olarak yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı açıktır.

66. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

67. Başvurucu; ihlalin tespiti ile 16.532,46 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

68. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

69. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 8. İdare Mahkemesine (E.2016/5057, K.2017/3473) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 446,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/7/2025 tarihinde karar verildi.

 

 

 

FARKLI GEREKÇE

1. Başvurucunun emeklilik talebinde bulunduğu tarih itibarıyla meri olan mevzuat, idareye emekliliğe sevk onayını talep tarihinden itibaren en geç bir ay içerisinde tesis etme ödevi yüklemektedir. Somut olayda, bu yasal sürenin herhangi bir idari işlem tesis edilmeksizin dolmuş olması, başvurucu lehine geri dönülemez hukuki sonuçlar doğurmuş ve emeklilik sürecini hukuk düzeni nezdinde tekemmül ettirmiştir. Bu aşamadan sonra, başvurucunun emekli aylığına hak kazanmadığının ileri sürülmesi, yürürlükteki kanun hükümlerinin bağlayıcılığının ve normatif değerinin ihlali anlamına gelmektedir.

2. Yasal bir aylık sürenin hitamı ile birlikte başvurucunun statüsü, soyut bir beklenti aşamasını aşarak, mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken somut bir hukuki menfaat ve kazanılmış hak niteliği kazanmıştır. Söz konusu durum, idarenin takdir yetkisiyle bertaraf edilebilecek bir ihtimal değil; doğrudan doğruya kanunun emredici hükmünün bir sonucu olarak ortaya çıkan kesin bir hukuki statüdür.

3. Olağanüstü hâl koşullarında kabul edilen ve emeklilik sürelerine ilişkin usulü güvenceleri askıya alan düzenlemelerin, Anayasa’nın 15. maddesi çerçevesinde ve ölçülülük ilkesine sadık kalınarak ileriye dönük olarak uygulanması hukuken mümkün görülebilir. Ancak, bu düzenlemelerin yürürlüğe girmesinden önce tamamlanmış ve hüküm doğurmuş bir hukuki sürece geriye etkili biçimde sirayet ettirilmesi, hukuk devleti ilkesinin en temel güvencesi olan hukuki güvenlik ilkesini zedeler. Bu tür bir geriye yürüme, Anayasa’nın 15. maddesindeki olağanüstü hâl rejiminin dahi izin vermediği bir durumdur.

4. Olağanüstü hâl rejimi, doğası gereği idareye henüz doğmamış hakları erteleme veya usulü yükümlülükleri askıya alma yetkisi verebilir; fakat bu yetki, yürürlükteki mevzuat uyarınca kesinleşmiş statüleri sonradan ortadan kaldırma veya etkisiz kılma gücü bahşetmez. Aksinin kabulü, olağanüstü hâl düzenlemelerini hukuk güvenliğini tamamen ortadan kaldıran sınırsız bir müdahale aracına dönüştürür ki bu durum "hukuk devleti" vasfıyla bağdaşmaz.

5. Somut olayda, bir aylık sürenin dolmasıyla birlikte emekli aylığına hak kazanılması hususunda kesin bir hukuki durumun meydana geldiği aşikârdır. Buna rağmen, bilahare yürürlüğe giren bir kurala dayanarak aylık başlangıcının ileri bir tarihe ötelenmesi, "kanunların geriye yürümezliği" ilkesinin fiilen ilga edilmesidir. Bu yaklaşım, olağanüstü hâl dönemlerinde dahi dokunulamaz olan "hukuki belirlilik" ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

6. Başvurucunun emekli aylığının, hak kazandığı tarihten itibaren değil de aylar sonra bağlanmış olması, mülkiyet hakkı kapsamında korunan meşru menfaatine yönelik ağır ve orantısız bir müdahaledir. İlgili düzenleme emeklilik hakkının özünü değiştirmemesine rağmen, ödeme sürecini geciktirerek başvurucuya "kişiye özgü, ölçüsüz ve katlanılması zor bir külfet" yüklemiştir.

7. İhlal değerlendirmesinin odağında, OHAL düzenlemesinin kendisinden ziyade; bu düzenlemenin, yürürlüğünden önce sübut bulmuş bir hukuki duruma tatbik edilerek mülkiyet hakkının kullanımının engellenmesi yer almalıdır. Bu yönüyle, ilk üç aylık dönem bakımından mülkiyet hakkının ihlal edildiği açıktır.

8. Bu itibarla, çoğunluk görüşünün benimsediği yaklaşım, olağanüstü hâl düzenlemelerinin geriye etkili uygulanmasına dolaylı bir meşruiyet kazandırmakta ve Anayasa’nın 15. maddesinin istisnai karakterini sınırlarını aşacak şekilde genişletmektedir. Belirtilen bu nedenlerle, çoğunluğun ulaştığı ihlal sonucuna farklı bir gerekçe ile iştirak ediyorum.

 

 

 

 

Üye

 Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

 

KARŞIOY

Başvurucu, emeklilik talebinin süresinde karara bağlanmaması ve bu süreçte emekli aylığından mahrum kalması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;

Başvurucu 18.07.2016 tarihinde emeklilik dilekçesi verdiğini, ancak bir aylık süre zarfında emeklilik işleminin yapılmadığını belirtmiştir. İdare Mahkemesince verilen kararda 15.08.2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 6. maddesi kapsamında bir aylık sürenin OHAL süresince uygulanmayacağının öngörüldüğü bu nedenle idarenin belirlenen süre zarfında işlem yapmamasının emeklilik hakkını kaldırmadığı, takdir yetkisi kapsamında bu hakkı kullandırabileceği anlamını taşıdığı gerekçeleri ile davanın reddedildiği belirtilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi de başvurucunun istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi, 26.10.2022 tarihli, 2018/76 E. ve 2022/125 K. sayılı (R.G.Tarih-Sayı : 2/3/2023-32120) kararı ile 6/2/2018 tarihli ve 7081 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6. maddesinin iptaline ilişkin başvuruyu reddetmiştir. Söz konusu maddeye göre, “MADDE 6- (1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ilan edilen olağanüstü halin yürürlüğe girdiği 21/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık süre olağanüstü hal süresince uygulanmaz”.

Anayasa Mahkemesi’nin 2022/125 K. sayılı iptal talebinin reddine ilişkin kararının gerekçesinde; kamu görevlilerinin emeklilik işlemlerinin tekemmülü bakımından gerekli olan yetkili amirin emekliye sevk onayı vermesi için öngörülen bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğunun kaldırılmasına ilişkin kural, olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olarak bu dönemde uygulandığı, bu nedenle kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği, darbe teşebbüsü ve FETÖ/PDY kapsamında on binlerce kamu görevlisi hakkında kamu görevinden çıkarma, görevden uzaklaştırma ve bunlarla bağlantılı farklı nitelikte tedbirler uygulandığı, bütün bu olgular karşısında özellikle darbe teşebbüsü, FETÖ/PDY üyeliği ve terör ile ilgili suçlardan dolayı kamu görevlileri hakkında uygulanan adli ve idari tedbirler nedeniyle emeklilik işlemlerinin yürütülmesi sırasında aksaklıklar olması doğal olduğu, bu bağlamda söz konusu tedbirlerin yoğun bir şekilde uygulandığı dönemde kamu personelinin durumlarındaki belirsizliklerden dolayı emeklilik başvurusu yapan çalışanların özlük dosyalarındaki bilgiler değerlendirilmek suretiyle emeklilik hakkı kazanıp kazanamadıklarının tespiti sırasında gecikme ve zorluklar yaşanabildiği, ayrıca kamu görevlileri hakkında uygulanan tedbirler nedeniyle ortaya çıkan personel eksikliği de dikkate alındığında olağanüstü hâl döneminde emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin ortadan kaldırılmasının sosyal güvenlik sisteminin düzgün ve sağlıklı bir şekilde işlemesi amacı bakımından elverişli ve gerekli bir tedbir olmadığı söylenemeyeceği belirtilmiştir.

Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararının (2022/125 K.) gerekçesinde, memurlar ve kamu görevlileri için emeklilik işleminin tamamlanabilmesi ve emeklilik aylığının bağlanabilmesi için yaş ve sigortalılık süresi koşullarının gerçekleşmesi gerekmekte, başkaca bir şart aranmadığı, kuralın, memurların veya kamu görevlilerinin emeklilik hakkından yararlanabilmesi için yeni bir şart öngörmediği, dolayısıyla belirtilen düzenleme dışında olağanüstü hâl nedeniyle kamu görevinden çıkarılanlarla ilgili olarak emekliliğe hak kazanma koşulları, emeklilik başvurusu, emekli aylığı ve emekli ikramiyesi hesaplanma yöntemi ve benzeri unsurlar yönünden diğer kamu görevlilerinden farklı bir uygulama geliştirilmediği ve bu kişiler sosyal güvenlik hukuku genel hükümleri çerçevesinde olağan işleme tabi tutulmaya devam edildiği, bunun yanı sıra kuralın, olağanüstü hâl süresince emeklilik talebinde bulunulamayacağı veya emeklilik işlemlerinin yapılmayacağı anlamına gelmemekte olup sadece bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğu kaldırıldığı, bir kamu görevlisi tarafından emeklilik talebinde bulunulması durumunda yetkili amir tarafından emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık süre içinde veya bu süreden sonra emekliye sevk onayı verilmesi mümkün olduğu belirtilmiştir.

Somut olayda, yasal düzenleme bir aylık süreden sonra çıkmış olsa bile yürürlük tarihi geçmişe dönük olarak 21.07. 2016 olarak belirlenmiş olduğundan, başvurucunun dilekçesi ise 18.07.2016 tarihli olduğundan bir aylık sürenin geçtiği kabul edilemez.Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin norm denetiminde ortaya koyduğu gerekçe ve ulaştığı sonuç somut başvuru açısından da geçerlidir.

Yukarıda belirttiğimiz nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

 

 

 

Üye

 Ömer ÇINAR

 

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Raci Ün [2. B.], B. No: 2020/21683, 17/7/2025, § …)
   
Başvuru Adı RACİ ÜN
Başvuru No 2020/21683
Başvuru Tarihi 27/7/2020
Karar Tarihi 17/7/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, başvurucunun emeklilik talebinin süresinde karara bağlanmaması ve bu süreçte emekli aylığından mahrum kalması nedeniyle mülkiyet hakkının, idare mahkemesinin kararında geçen ifade nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Mülkiyet hakkı Sosyal güvenlik İhlal Yeniden yargılama
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Masumiyet karinesi (idare) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi