|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
CÜNEYT NACİ YILDIRIM VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2020/26593)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 10/12/2025
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Gülsüm Gizem GÜRSOY
|
|
Başvurucular
|
:
|
1. Cüneyt Naci YILDIRIM
|
|
Vekilleri
|
:
|
Av. Efekan KAPTAN
|
|
|
|
2. Çiğdem ARSLAN
|
|
|
|
Av. Hasan Önder SULU
|
|
|
|
3. Ergin MARANGOZ
|
|
|
|
4. Seyfettin YILDIRIM
|
|
|
|
Av. Doğan ESER
|
|
|
|
5. Erhan KAHRAMAN
|
|
|
|
Av. Serkan MERCİMEK
|
|
|
|
6. Ümit BİNGÖL
|
|
|
|
Av. Özgür METİN
|
|
|
|
7. Ahmet ORUÇ
|
|
|
|
8. Günal TURFAN
|
|
|
|
9. Murat KURT
|
|
|
|
Av. Didem BOZ
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; iş sözleşmesi feshedilen başvurucuların sendikal tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle sendika hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucuların iddiasına göre iş sözleşmeleri sendikal nedenlerle sonlandırılmıştır. Başvurucular, bu kapsamda işe iade ve sendikal tazminat talepli davalar açmıştır.
3. Açılan davalarda mahkemeler, başvurucuların sendikal fesih iddiasını ispatlayamadıkları sonucuna ulaşmıştır.
4. Nihai kararların tebliği üzerine başvurucular, süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, sendika hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
5. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucular Seyfettin Yıldırım ve Çiğdem Arslan'ın adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
6. 2023/3956, 2023/8467, 2024/3619, 2024/3962, 2024/4506 ve 2024/8131 numaralı başvuruların konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2020/26593 numaralı başvuru ile birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.
A. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
7. Başvurucu Ümit Bingöl, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
8. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
9. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Sendika Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucu Ergin Marangoz Yönünden
10. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.
11. Somut olayda nihai kararın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi evrak işlem kütüğü üzerinde yapılan incelemede, başvurucu vekili tarafından ilk kez 7/12/2023 tarihinde okunduğu anlaşılmıştır. Buna göre otuz günlük başvuru süresi 8/1/2024 günü mesai bitimi itibarıyla sona ermektedir. Başvuru ise 9/1/2024 tarihinde yapılmıştır. Bu sebeple başvurunun süresi içinde yapılmadığı anlaşılmıştır.
12. Açıklanan gerekçelerle başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Diğer Başvurucular Yönünden
13. Başvurucular; iş sözleşmelerinin sendikal nedenlerle feshedildiğini, eksik inceleme sonucu verilen ret kararlarının sendika hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, sendika hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucuların bir kısmı, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formunda yer alan iddiaları yinelemiştir.
14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
15. 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun "Sendika özgürlüğünün güvencesi" başlıklı 25. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) İşçilerin işe alınmaları; belli bir sendikaya girmeleri veya girmemeleri, belli bir sendikadaki üyeliği sürdürmeleri veya üyelikten çekilmeleri veya herhangi bir sendikaya üye olmaları veya olmamaları şartına bağlı tutulamaz.
(2) İşveren, bir sendikaya üye olan işçilerle sendika üyesi olmayan işçiler veya ayrı sendikalara üye olan işçiler arasında, çalışma şartları veya çalıştırmaya son verilmesi bakımından herhangi bir ayrım yapamaz. Ücret, ikramiye, prim ve paraya ilişkin sosyal yardım konularında toplu iş sözleşmesi hükümleri saklıdır.
(3) İşçiler, sendikaya üye olmaları veya olmamaları, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde işçi kuruluşlarının faaliyetlerine katılmaları veya sendikal faaliyette bulunmalarından dolayı işten çıkarılamaz veya farklı işleme tabi tutulamaz.
(4) İşverenin (…) yukarıdaki fıkralara aykırı hareket etmesi hâlinde işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilir.
(5) Sendikal bir nedenle iş sözleşmesinin feshi hâlinde işçi, 4857 sayılı Kanunun (…), 20 ve 21 inci madde hükümlerine göre dava açma hakkına sahiptir. İş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiğinin tespit edilmesi hâlinde, 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesine göre işçinin başvurusu, işverenin işe başlatması veya başlatmaması şartına bağlı olmaksızın sendikal tazminata karar verilir. Ancak işçinin işe başlatılmaması hâlinde, ayrıca 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen tazminata hükmedilmez. İşçinin 4857 sayılı Kanunun yukarıdaki hükümlerine göre dava açmaması ayrıca sendikal tazminat talebini engellemez.
(6) İş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiği iddiası ile açılacak davada, feshin nedenini ispat yükümlülüğü işverene aittir. Feshin işverenin ileri sürdüğü nedene dayanmadığını iddia eden işçi, feshin sendikal nedene dayandığını ispatla yükümlüdür.
(7) Fesih dışında işverenin sendikal ayrımcılık yaptığı iddiasını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak işçi sendikal ayrımcılık yapıldığını güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren davranışının nedenini ispat etmekle yükümlü olur.
..."
16. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun sendikal fesih iddiasının değerlendirilmesi bakımından ortaya koyduğu kriterlerle ilgili 7/10/2009 tarihli ve E.2009/9-372, K.2009/416 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... fesih tarihine yakın tarihlerde işyerinde çalışan işçi sayısı, işyerinde çalışan sendikaya üye olan ve olmayan işçilerin sayısı, hangi tarihlerde üye oldukları, üyelikten çekilen, çekilme sonrası çalışmaya devam eden işçilerin olup olmadığı, çıkarılan işçilerin kaçının sendikalı olduğu, yeni işçi alınıp alınmadığı ve alınmışsa yeni işçilerin sendikalı olup olmadığı, toplu iş sözleşmesi prosedürü uygulanmasının söz konusu olup olmadığı, işverence ekonomik veya teknolojik nedenlere dayalı bir fesih yoluna gidilmesi halinde teknik yönden bu hususların araştırılması, feshin son çare olarak kullanılıp kullanılmadığının değerlendirilmesi gereklidir."
17. Anayasa Mahkemesi, benzer başvurularda mahkemelerin sendikal nedenlerle iş sözleşmelerinin feshinin sendika hakkını ihlal ettiği iddialarını incelemiştir (bkz. Emine Yaşar Kaya ve Melike Gök [2. B.], B. No: 2020/32802, 19/7/2023; Aydın Okutucu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2020/11279, 24/5/2023; Ayhan Akyüz ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/6851, 10/5/2023; Refiye Şentürk Varlı [1. B.], B. No: 2021/10518, 20/7/2023; Emrah Üzegül ve diğerleri [1. B.], B. No: 2020/22386, 7/6/2023; Muharrem Çimen [GK], B. No: 2016/5002, 23/3/2023). Anayasa Mahkemesi, bu başvurularda bir iş sözleşmesinin salt sendikal nedenlerle feshedilip feshedilmediğinin tespit edilebilmesi için -Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında vurgulanan hususları da gözönüne alarak- bazı kriterler belirlemiştir. Bu kriterler, dava konusu olaylara göre genişletilmesi mümkün olmakla birlikte şöyle sıralanabilir:
- Fesih tarihine yakın tarihlerde işyerinde çalışan işçi sayısı, işyerinde sendikaya üye olan ve olmayan işçilerin sayısı, hangi tarihlerde üye oldukları, üyelikten istifa eden/istifa sonrası çalışmaya devam eden işçilerin olup olmadığı, çıkarılan işçilerin kaçının sendikalı olduğu, yeni işçi alınıp alınmadığı ve alınmışsa yeni işçilerin sendikalı olup olmadığı,
- Sendikal neden kavramının, bir fiilin sendikal olarak değerlendirilebilmesi için sadece kurulu bir sendika tarafından yahut sendika üyeleri tarafından yapılmasının zorunlu olmadığının gözönüne alınması, sendika üyesi olmayan bir işçinin henüz kurulmamış bir sendikanın örgütlenmesi için veya kurulmuş bir sendikanın propagandasını yapmak üzere organizasyon düzenlenmesi ya da düzenlenen bir faaliyete katılması veya destekleyici eylemlerde bulunması (sendikaya üye toplama, sendikal konuşmalar yapma, broşür dağıtma vb.) gibi faaliyetlerin de sendikal faaliyet kapsamında değerlendirilmesi, bunun sonucunda anılan hususların iş sözleşmesinin feshinde etkili olup olmadığının belirlenmesi,
- İş sözleşmesi feshedilenlerin sendikal faaliyette öncü olup olmadıkları,
- Toplu iş sözleşmesi (TİS) prosedürü uygulanmasının söz konusu olup olmadığı,
- Özellikle sendika üyesi olan ve/veya sendikal faaliyet içerisinde bulunan işçilerin benzer gerekçelerle ve/veya yakın tarihlerde işten çıkarılıp çıkarılmadığı,
- İşyerinde başka sendikalara üye olan işçilerin olup olmadığı, mensubu olduğu sendikadan istifa edenlerin başka bir sendikaya üye olup olmadığı, tüm sendikalı işçilerin toplam işçi sayısına oranı (işyerinin varsa başka şubelerinde çalışan sayısının da dikkate alınarak bu oranın belirlenmesi), bu oranın dava konusu fesih tarihinden önceki ve sonraki dönemlerde ne şekilde değiştiği (örneğin altışar aylık ya da birer yıllık önceki ve sonraki dilimlerin esas alınması),
- Hâlen sendikalı çalışan varsa sayılarının sembolik olup olmadığı, bu kişilerin üye olduğu sendikaların işyerinde TİS imzalayabilmek için yetkili sendika olma ihtimallerinin bulunup bulunmadığı,
- Sendikal fesih iddialarına ilişkin tanık dinlenip dinlenmediği, bilirkişi raporu alınıp alınmadığı; bu delillerin ne şekilde değerlendirildiği, anılan delillere itibar edilmemişse nedenlerinin ilgili ve yeterli gerekçe ile açıklanıp açıklanmadığı,
- Sendikalı olanların veya sendikal faaliyette bulunanların çalışma alanlarında baskıya uğrayıp uğramadığı (bilmedikleri işlerde çalıştırma, işveren tarafından bizzat yahut diğer çalışanlar aracılığıyla sözlü baskı yapılması, sosyal medya hesaplarının takip edilmesi, gerek olmadığı hâlde fazla iş yükleme/fazla mesaiye bırakma, düşük ücretle çalıştırma, özlük haklarından yararlandırmama veya az yararlandırma vb.),
- Sendikal faaliyetlerin iş gücünü etkileyip etkilemediği ve bunun işverence ortaya konulup konulamadığı,
- İşletmesel nedenlerle işten çıkarmalarda öncelikle sendikalı veya sendikal faaliyette bulunan işçilerin çıkarılıp çıkarılmadığı,
- Performans nedeniyle işten çıkarmalarda objektif kriterler belirlenip belirlenmediği, bu kriterlerin sendikalı veya sendikal faaliyette bulunanlarla diğer işçilere aynı şekilde uygulanıp uygulanmadığı,
- Aynı ya da benzer gerekçelerle işten çıkarılan işçilerin başka mahkemelerde görülen davalarının farklı sonuçlandığına ilişkin iddialar varsa bu iddiaların dikkate alınıp alınmadığı, varsa bu kararlardan neden ayrışıldığının izah edilip edilmediği kriterlerin mahkemelerce somut olaya uyduğu ölçüde uygulanması gerekir (Ahmet Yavuz [2. B.], B. No: 2019/28133, 14/12/2023, § 28).
18. Bu kapsamda eldeki başvuruda olduğu gibi sendikal nedenlerle bir iş sözleşmesinin sonlandırıldığı iddia edildiğinde mevzuatın gerektirdiği hususların ve ispat şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmek öncelikle yargı mercilerinin görevidir. Yargı mercilerinin olayın şartlarını değerlendirmek açısından daha avantajlı konumda bulunduğu açıktır. Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun Anayasa'ya uygun olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır. Önemle değinmek gerekir ki yargı mercileri önündeki uyuşmazlık ne kadar Anayasa'da yer alan temel hak ve hürriyetleri ilgilendirirse Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında bu hak veya hürriyete ilişkin sınırlama ölçütlerini ve güvencelerini denetleme yetkisi o kadar artar. Anayasa Mahkemesinin temel görevi Anayasa'da yer alan hükümlerin yeknesak ve doğru bir biçimde uygulanmasını sağlamaktır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, yargı mercileri tarafından izlenen usulü denetlemek ve özellikle mahkemelerin Anayasa'nın 51. maddesindeki güvenceleri gözetip gözetmediğini belirlemekle yetinmektedir. Dolayısıyla yapılan incelemede yargı mercilerinin yeri alınmamakta, kamusal makamların süreç içindeki tutumları sendika hakkı bağlamındaki usule ilişkin güvenceler açısından değerlendirilmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası (Şeker İş) [2. B.], B. No: 2016/13328, 19/11/2020, § 40; Türkiye Petrol, Kimya ve Lastik Sanayii İşçileri Sendikası [1. B.], B. No: 2016/13531, 15/12/2020, § 40; Ahmet Sefa Topuz ve diğerleri [1. B.], B. No: 2016/16056, 21/4/2021, § 57; Muharrem Çimen, § 42; Aydın Okutucu ve diğerleri, § 39). Bu noktada Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, başvurucuların sendikal nedenlerle işten çıkarıldıkları gerekçesiyle açtıkları davalarda devletin pozitif yükümlülüğünün gerektirdiği şekilde yargısal bir değerlendirme yapılıp yapılmadığına, özellikle yargı mercilerinin kararlarının konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içerip içermediğine ilişkindir.
a. Başvurucu Cüneyt Naci Yıldırım Yönünden
19. İlk derece mahkemesi kararında, başvurucunun iş sözleşmesinin feshin son çare olması ilkesine uyulmaksızın izin kullanımı, ücretsiz izin, başka bir şubede başka bir ilde başka bir pozisyonda çalışma teklifleri yapılmaksızın ve gerekliliği davalı tarafça delillendirilmeksizin feshedildiği belirtilmiştir. Buna karşın mahkeme; davalı bankanın kurumsal yapısı itibarıyla uzun yıllardır sendikal faaliyetin varlığı, başvurucunun sendika üyesi olduğu hâlde yıllardır banka şube müdürlüğüne kadar yükselebildiği ve sendika organlarında görev aldığı hususları gözönüne alındığında sendikal fesih olgusunun gerçekleşmediği sonucuna ulaşmıştır. Anılan karar bölge adliye mahkemesince aynı gerekçelerle uygun bulunarak kesinleşmiştir.
20. Söz konusu mahkeme kararlarında; davalı işyerinde önceki dönemlerde kaç çalışanın sendikalı olduğu, mevcut sendikalı çalışanların aynı sendikaya mensup olup olmadıkları, işyerinde bir TİS süreci olup olmadığı, başvurucunun mensubu olduğu sendikanın dava tarihinde yetkili sendika olup olmadığı, yetki sürecinin devam edip etmediği (dava konusu bir uyuşmazlık olup olmadığı), başvurucunun üyesi olduğu sendikaya mensup olanların davalı işyerindeki çalışan sayısına ve diğer sendikalı çalışanlara oranı, başvurucunun sendikal faaliyetlerde öncü olup olmadığı, farklı sendikaya mensup sendikalı olanların işten çıkarılıp çıkarılmadığı gibi hususlara değinilmemiştir. Dolayısıyla gerek ilk derece mahkemesi gerekse bölge adliye mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin yukarıda ortaya koyduğu kriterleri (bkz. § 17) uygulamadığı anlaşılmıştır.
b. Başvurucu Erhan Kahraman Yönünden
21. İlk derece mahkemesi kararında, Bursa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü Rehberlik ve Teftiş Grup Başkanlığı (İş-Kur) tarafından hazırlanan rapora göre; davalı işverenin işyerindeki işçilerin sendikaya üye olmalarını engellemek ve üye olanları üyelikten ayrılmaya zorlamak amacıyla işyeri yöneticileri vasıtasıyla işçileri sendika üyeliğinden ayrılmaya yönlendirerek sendikal faaliyetlerin öncü isimlerinin bir kısmının görevlerini değiştirerek, bir kısmının iş akdini çeşitli gerekçelerle feshettiği, sendikal eylemde bulunan işçilerin diğer işçilerle temas kurmasını engellemek için çeşitli girişimlerde bulunarak işçilere sendikal baskı yaptığının tespit edildiği belirtilmiştir. Kararda; başvurucunun 17/2/2020 tarihinde T. Sendikasına üye olduğu, sendikanın 26/4/2021 tarihinde yetki başvurusunda bulunduğu, bu tarihte işyerinde çalışan işçi sayısının 453, sendikalı işçi sayısının 184 olduğunun altı çizilmiştir. Mahkeme; T. Sendikasının davalı işyerinde 2021 yılı Şubat ayından 4 ay önceki üye sayısının 31, 4 ay sonraki üye sayısının ise 202 olduğu, davalı işyerinde 1/10/2020-30/6/2021 tarihleri arasında 96 kişinin işe girdiği, 129 kişinin ise işinin sonlandığı ve bu işten ayrılmaların sendikal sebeple yapıldığı sonucuna ulaşmıştır.
22. Kararın istinaf kanun yoluna götürülmesi üzerine bölge adliye mahkemesi başvurucunun iş sözleşmesinin fesih tarihi ile İş-Kur raporunda sendikal nedenlerle işten çıkarıldığı emsal gösterilen işçilerin iş sözleşmelerinin fesih tarihleri arasında geçen süre, anılan raporda başvurucuya sendika nedeniyle baskı uygulandığına ilişkin tespite yer verilmemiş olması, beyanları alınan tanıkların somut olarak doğrudan başvurucuya sendikal baskı uygulandığını söylememeleri, her ne kadar davalı işveren tarafından geçerli nedenle fesih için gerekli şekil koşullarına uyulmamış olsa da başvurucunun sağlık sorunlarının sabit olduğu gözetildiğinde feshin sendikal sebeple yapılmadığı kanaatine varmış ve karar bu şekilde kesinleşmiştir.
23. Başvuruya konu dosyada ilk derece mahkemesinin detaylı değerlendirmeleri sonucunda sendikal feshin gerçekleştiği sonucuna varıldığı görülmüştür. Yanı sıra İş-Kur raporunda işverenin sendikal faaliyetlerde bulunanlara baskı yaptığına ilişkin tespit ve TİS sürecinde sendika üyesindeki artışla birlikte işten çıkarmaların artması hususları dikkat çekicidir. Buna karşın bölge adliye mahkemesi yalnızca diğer işçiler ile başvurucunun fesih tarihleri arasında süre geçmiş olması ile doğrudan başvurucuya ilişkin bir değerlendirmenin bulunmamasını esas alarak işverenin sendikal nedenlerle fesih yapmadığı sonucuna ulaşmıştır. Dolayısıyla bölge adliye mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin yukarıda ortaya koyduğu kriterleri (bkz. § 17) uygulamadığı görülmüştür.
c. Başvurucular Ahmet Oruç, Murat Kurt, Günal Turfan Yönünden
24. İlk derece mahkemesi kararlarında, başvurucuların 23/6/2021, 28/6/2021 ve 7/7/2021 tarihlerinde sendikaya üye oldukları, 2021 yılının Ağustos ayında başvurucuların sendika üyeliklerinin iş kolu değişikliği nedeniyle düşürüldüğü, 214 çalışanın 27'sinin sendika üyesi olduğu belirtilmiştir. Kararlarda; sendikaya üyeliğin en yoğun olduğu dönem olan Haziran 2021-Temmuz 2021 döneminde 43 kişinin sendikaya üye olduğu, 10 kişinin sendikadan ayrıldığı, Temmuz 2021-Eylül 2021 döneminde toplam 116 kişinin işten çıkarıldığı, 2021 yılı ilk 10 aylık veriye göre 28 kişinin sendikaya üyelik sonrası iş akdinin farklı nedenlerle sonlandığı, 11 kişinin sendikaya üyelik sonrası iş akdinin devam ettiği, 62 kişinin sendikaya üye olmadığı ancak iş akdinin farklı nedenlerle sonlandığı tespitlerine yer verilmiştir. Mahkeme 11 personelin sendikaya üye olmasına rağmen hâlen çalıştığı, sendika üyesi olmayan 62 işçinin de bu dönemde iş akdinin feshedildiği ve 27 sendika üyesinin hâlen çalıştığı gerekçesiyle feshin sendikal nedenlerle gerçekleşmediği sonucuna ulaşmıştır.
25. Sonrasında bölge adliye mahkemesi işveren tarafından özellikle sendika üyesi işçilerin işten çıkartıldığına ilişkin bir uygulamanın bulunduğuna ilişkin somut veriler elde edilememesi, sendikalı olup hâlen çalışan işçilerin bulunması, başvurucuların aktif bir sendikal faaliyetinin olmaması gerekçeleriyle ilk derece mahkemesi kararlarına karşı yapılan istinaf başvurularını kesin olarak reddetmiştir.
26. İncelenen başvuruda yalnızca başvurucuların mensubu olduğu sendika verilerine dayanarak sendikal fesih olgusunun gerçekleşmediği sonucuna ulaşılmıştır. Oysaki 2021 yılının Temmuz ayından itibaren işten çıkarmaların neden yoğun olduğu, TİS süreci bulunup bulunmadığı (varsa işveren ile sendika arasında yetki itirazı gibi anlaşmazlıkların olup olmadığı), başka sendikaların işyerinde örgütlenip örgütlenmediği, başvurucuların sendikal örgütlenmede öncü olup olmadıkları, işten çıkarmalarda sendikalılara öncelik verilip verilmediği, diğer sendikalı işçilerin sayısı ve bu işçilerin işten çıkarılıp çıkarılmadığı gibi hususlara değinilmemiştir. Dolayısıyla gerek ilk derece mahkemesi gerekse bölge adliye mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin yukarıda ortaya koyduğu kriterleri (bkz. § 17) uygulamadığı anlaşılmıştır.
d. Başvurucu Seyfettin Yıldırım Yönünden
27. Başvurucunun davasının görüldüğü ilk derece mahkemesi değerlendirmesinde fesih tarihinden 6 ay öncesi ve 6 ay sonrası davalı işyerinde A. Sendikasından istifa eden 24 üyenin davalı işyerinde çalışmaya devam ettiği, istifa etmeyen 94 üyenin değişik tarihlerde işten çıkarıldıkları, işten çıkarılanların yerine işçi alımlarının devam ettiği, davalı işyeri nezdindeki üye sayısının 161 olduğu, işten çıkarılanlar düşürüldüğünde 3/6/2022 tarihi itibarıyla kalan üye sayısının 55 olduğu, 4/1/2023 tarihi itibarıyla 40 kişinin üyeliğinin devam ettiği belirtilmiştir. Kararda; özellikle sendikanın yetki tespitinin kesinleşmesinden sonra işçilerin yoğun bir şekilde işten çıkarıldığı dönemde sendikaya üyeliklerin son derece azaldığı, bazı aylarda hiç üye kaydının yapılmadığı, bu dönemde sendikadan istifaların arttığı vurgulanmıştır. Yanı sıra kararda; işyerinde sendikalı işçilerle sendikasız işçiler arasında izin alma, fazla mesailere kalma, bölüm değişikliği yapılması ve vardiyaların ayarlanması hususunda sendikalı işçilerin aleyhine olacak şekilde ayrımcılık yapıldığı, bu ayrımcılığın nedeninin işyerindeki sendikalı işçilerin işten veya sendikadan istifa etmesinin sağlanmasına yönelik olduğu, çalışma esnasında işveren yetkilileri tarafından sendikalı işçilerden sendikadan istifa etmeleri aksi takdirde işten çıkarılacaklarına dair söylemlerinin olması, işveren aleyhine açılmış sendikal tazminat talepli kesinleşmiş veyahut yargılama süreci devam eden derdest davalar, tanıklarca başvurucu özelinde sendikal baskının bulunduğunun doğrulanması hususları bir arada değerlendirildiğinde başvurucunun iş akdinin sendikal nedenlerle feshedildiği kanaatine ulaşılmıştır.
28. Karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesi başvurucu yönünden yaptığı değerlendirmede; iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatlı feshine ilişkin yazılı ikale teklifinin irade fesadı ile sakat olduğunun ispat edilmediği, buna göre başvurucudan gelen talebin işveren tarafından kabul edilerek iş akdinin sona erdiğinin kabulü gerekeceği ve sendikal fesih olgusunun gerçekleşmediği sonucuna varmış ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir.
29. Bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesinin sendikal feshe ilişkin detaylı değerlendirmelerini neden dikkate almadığına dair bir gerekçelendirmede bulunmadığı, sadece ikale sözleşmesi kapsamında fesih talebinin başvurucu tarafından işverene yapılmasını esas aldığı, başvurucunun ikale talebinde bulunmak zorunda kalıp kalmadığının tartışılmadığı, aksine ilk derece mahkemesince bu talep yönünden sendikal baskı sonucuna ulaşılmış olmasına karşın bu hususun değerlendirilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda bölge adliye mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin yukarıda ortaya koyduğu kriterleri (bkz. § 17) uygulamadığı görülmüştür.
e. Başvurucu Ümit Bingöl Yönünden
30. İlk derece mahkemesi, işverenin TİS hükmü gereği kendi işçilerinin bir kısmını alt işverenlik bünyesinde yapılan işlerde çalıştırmak amacıyla 31 işçiye görev değişikliğini yazılı olarak bildirdiği, bu değişikliği 26 işçinin kabul ettiği, 4 işçinin karşılıklı anlaşma ile iş akdine son verildiği, görev değişikliğini kabul eden ve daha vasıfsız olan yeni görevine başlayan işçiler arasında başvurucunun unvanında olan işçilerin de bulunduğu, başvurucunun görev değişikliğini veyahut karşılıklı anlaşma sözleşmesi ile iş akdinin son bulmasını kabul etmemesi üzerine iş akdinin işverenlikçe feshin son çare ilkesi gereği yapıldığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
31. Bölge adliye mahkemesi fesihten önceki ve sonraki 6 aylık işe giren ve işten çıkarılan işçilerin listesi getirtilerek bu pozisyonda çalışan herkesin işten çıkarılıp çıkarılmadığı, vasfına ve eğitim durumuna göre başvurucunun yerine veya çalışabileceği pozisyonlara işçi alınıp alınmadığı hususlarının araştırılması, işyerinde uygulanan TİS'in değerlendirilmesi ve sonra karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına karar vermiştir.
32. Kaldırma kararı üzerine ilk derece mahkemesi bir önceki kararındaki gerekçeleri aynen tekrarlayarak davanın reddine karar vermiştir. Bunun üzerine bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesinde başvurucunun esaslı değişiklik içeren görev değişikliğinin açık rızası olmadan yapılması nedeniyle feshin geçerli nedenle yapılmadığı sonucuna ulaşılmış ancak sendikal fesih iddiasıyla ilgili bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Dolayısıyla gerek ilk derece mahkemesi gerekse bölge adliye mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin yukarıda ortaya koyduğu kriterleri (bkz. § 17) uygulamadığı anlaşılmıştır.
f. Başvurucu Çiğdem Arslan Yönünden
33. İlk derece mahkemesi işverenin işçileri sendikadan istifaya zorladığını, akabinde 3/10/2021 tarihinde fabrikayı kapattığını ve işçileri işten çıkardığını, işçilerin tekrar 1/11/2021 tarihinde işbaşı yaptığını, olay günü olan 18/11/2021 tarihli toplantıda işçilerin sendika temsilcisi M.T.nin sendika tarafından görevden alınmasını protesto ederek M.T. gelmediği takdirde işbaşı yapmayacaklarını bildirdiklerini, işverenin de "çalışmak isteyen çalışsın, çalışmak istemeyen gitsin" dediğini, sendikalı işçilerin ertesi gün işbaşı yaptırılmadıklarını, başvurucunun da bu protesto içinde yer alarak işyerini terk ettiği kabul edilmekle birlikte iş akdinin sendikal nedenle feshedildiğinin ispatlanmadığı sonucuna ulaşmıştır.
34. İstinaf kanun yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesi sendikal fesih iddiası ile ilgili yeterli araştırma yapılmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına karar vermiştir.
35. Kaldırma kararı sonrası devam edilen yargılamada ilk derece mahkemesi T. Sendikasının davalı işyerinde TİS imzalamak için yetki tespiti başvurusunda bulunduğunu, başvuru tarihi itibarıyla söz konusu işyerinde 314 işçinin çalışmakta olduğunu ve bunlardan 129 işçinin adı geçen sendikaya üye olduğunu, sendikanın olumlu yetki tespiti yazısının taraflara gönderildiğini, yetki tespitine işveren vekili tarafından itirazda bulunulduğunu ancak davadan feragat edilerek T. Sendikasının yetkisinin kesinleştiğini belirtmiştir. İlk derece mahkemesi başvurucunun sendikal fesih iddiası yönünden ilk karardaki gerekçelerini aynen yinelemiş ve sendikal fesih olgusunun gerçekleşmediğine karar vermiştir.
36. Kararın istinaf kanun yoluna götürülmesi üzerine bölge adliye mahkemesi yapılan araştırma ile tanık beyanlarına göre sendikalı işçilere herhangi bir baskı olmadığı, görev yerlerinin değiştirilmediği, görevleri dışında başka bir iş yaptırılmadığı, işten çıkarılan işçilerin sendika üyesi olmayan işçilerden yoğunlukta olduğu, sendika üyesi olan işçilerin büyük bölümünün iş akdinin devam ettiği gerekçeleriyle başvurucunun iş sözleşmesinin sendikal nedenlerle sonlandırılmadığı sonucuna ulaşmıştır.
37. Somut olayda ilk derece mahkemesi işverenin işçileri sendikadan istifaya zorladığını, fabrikayı kapattığını ve işçileri işten çıkardığını, sendika temsilcisinin görevden alınması sonrası gerçekleşen protesto eylemine başvurucunun da katıldığını, bu eylem sonrasında işverenin işçilere çeşitli baskılar uyguladığını vurgulamıştır. Bu kabul sonrasında başvurucunun sendikal feshi neden ispatlayamadığına dair bir değerlendirmede bulunmamış, başka işçiler yönünden benzer baskıların olup olmadığı değerlendirilmemiş, yetki tespiti sonrasında yetkili sendikaya üye işçilerin durumlarıyla ilgili bir tespit yapılmamış, başka sendika olup olmadığına ve bu sendikaya üye işçiler olup olmadığına değinilmemiş ve başvurucunun sendikal fesih iddiası soyut bir şekilde reddedilmiştir. Sonrasında bölge adliye mahkemesinin de genel bir değerlendirme ile eldeki olay özeline inmeksizin ilk derece mahkemesi kararını uygun bulduğu görülmüştür. Bu itibarla gerek ilk derece mahkemesi gerekse bölge adliye mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin yukarıda ortaya koyduğu kriterleri (bkz. § 17) uygulamadığı anlaşılmıştır.
38. Neticede başvurulara konu davalarda yargı mercilerinin ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde Anayasa Mahkemesince geliştirilen ve benimsenen kriterleri dikkate almadığı görülmüştür. Bu bağlamda sendika hakkının gerektirdiği düzeyde yeterli bir yargısal inceleme yapıldığı, gerekçelerinin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez. Dolayısıyla devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
39. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
40. Başvurucular, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur. Ayrıca başvuruculardan Cüneyt Naci Yıldırım tür ve miktar belirtmeksizin tazminat; Ahmet Oruç, Murat Kurt, Günal Turfan ayrı ayrı 100.000 TL manevi tazminat; Seyfettin Yıldırım100.000 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminat; Ümit Bingöl 250.000 TL maddi, 250.000 TL manevi tazminat; Çiğdem Arslan 2.000.000 TL maddi, 2.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
41. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
42. Öte yandan ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için manevi zararları karşılığında tazminat talebi bulunan başvuruculara ekli listenin (G) sütununda belirtilen miktarlarda manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zararlar yeniden yargılama kapsamında giderilebileceğinden maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvuruların BİRLEŞTİRİLMESİNE,
B. Adli yardım talebinde bulunan başvurucular Seyfettin Yıldırım ve Çiğdem Arslan'ın adli yardım taleplerinin KABULÜNE,
C. 1. Başvurucu Ümit Bingöl yönünden makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Başvurucu Ergin Marangoz yönünden başvurunun süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Diğer başvurucular yönünden sendika hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
D. Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
E. Kararın bir örneğinin sendika hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (Ç) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,
F. Tazminat talebinde bulunan başvuruculara ekli listenin (G) sütununda belirtilen miktarlarda manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
G. Başvuruculara ekli listenin (D) ve (F) sütununda belirtilen şekilde ilgili harçve vekâlet ücretinin ÖDENMESİNE, Ergin Marangoz tarafından yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
H. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.