|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
ARMAĞAN COŞKUN VE ERDOĞAN COŞKUN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2020/26755)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 3/12/2025
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Nur Hilal MERMER
|
|
Başvurucular
|
:
|
1. Armağan COŞKUN
|
|
|
|
2. Erdoğan COŞKUN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Nurten ÇELİK
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucular, İstanbul ili Silivri ilçesi Alipaşa Köyünde bulunan tarla niteliğindeki 432.160 m² yüzölçümlü taşınmazın hissedarlarıdır.
3. Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) başvuruculara ait taşınmazın 169 m²'lik kısmına pilon yeri kurulması, 13.131,48 m²'lik kısmına ise daimî irtifak hakkı kurulması amacıyla kamulaştırma kararı almıştır.
4. TEİAŞ'ın belirlediği 88.892,39 TL tutarındaki kamulaştırma bedeli üzerinde uzlaşılamaması üzerine 22/11/2013 tarihinde TEİAŞ tarafından Silivri 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davası açılmıştır.
5. TEİAŞ'ın 6/1/2014 tarihinde kamulaştırma kararı verilen yerlere acele el koyma kararı verilmesini talep etmesi üzerine Mahkemece acele elkoyma talebi kabul edilerek taşınmaz mahallinde tespit (keşif) yapılmasına karar verilmiştir.
6. Yapılan keşif sonucu düzenlenen 24/2/2014 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazın tarla vasfında ve kuru mutlak tarım arazisi olduğu kabul edilmiştir. Buna göre taşınmazın m² maliyetinin 67,68 TL olduğu ve arazinin üzerinden enerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle taşınmazda meydana gelen değer azalışı oranının %1,06 olduğu belirtilerek irtifak hakkı ve pilon yeri bedeli olarak toplam 321.472,96 TL kamulaştırma bedeli hesaplanmıştır.
7. Başvurucuların taşınmazın kuru tarım arazisi olmadığını, taşınmazın yanında dere bulunduğunu ve taşınmazda üç artezyen kuyusu olduğunu, taşınmazın sulu tarım arazisi vasfı taşıdığını ileri sürmeleri üzerine Mahkemece taşınmaz mahallinde farklı bir bilirkişi heyeti ile keşif yapılmasına karar verilmiş ve keşif sonucu düzenlenen 7/5/2014 tarihli bilirkişi raporunda da taşınmazın kuru mutlak tarım arazisi olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda taşınmazın değeri önceki raporla aynı miktarda hesaplanmıştır.
8. Başvurucuların alınan raporun acele el koyma aşamasında düzenlenen rapor ile içerik olarak aynı olduğunu ve taşınmazın sulu tarım arazisi olmasına rağmen kuru tarım arazisi olarak gösterildiğini belirterek rapora itiraz etmesi üzerine Mahkeme TEİAŞ tarafından ileri sürülen itirazları da dikkate alarak bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar vermiştir. Alınan ek raporda keşif esnasında taşınmazda sulu tarım yapıldığına dair bir bulguya rastlanmadığı ifade edilmiş, 7/5/2014 tarihli bilirkişi raporunda yapılan değerlendirmelerde herhangi bir değişiklik yapılmasına gerek olmadığı belirtilmiştir.
9. Başvurucuların taşınmazın ısrarla sulu tarım arazisi olduğunu ileri sürmesi nedeniyle Mahkeme farklı bir bilirkişi heyetiyle taşınmaz mahallinde keşif yapılmasına karar vermiştir. Bu çerçevede alınan 3/11/2014 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazın devlet eliyle sulanan bir arazi olmadığı, arazinin doğusunda dere ayrıca arazide üç su kuyusu bulunduğunun tespit edildiği ancak su kuyularının atıl olduğu, kuyuların çevresinde sulama yapıldığına dair herhangi bir sulama borusu veya motopomp olmadığı belirtilerek taşınmazın kuru mutlak tarım arazisi olarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. Aynı zamanda taşınmazın m² maliyetinin 67,68 TL olduğu ve arazinin üzerinden enerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle taşınmazda meydana gelen değer azalışı oranının %1,06 olduğu belirtilerek irtifak hakkı ve pilon yeri bedeli olarak toplam 321.472,96 TL kamulaştırma bedeli hesaplanmıştır.
10. Mahkeme 27/11/2014 tarihinde son alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın 13.131,48 m²lik kısmı üzerinde TEİAŞ lehine daimî irtifak hakkı tesisine, 169 m² pilon yeri olarak belirlenen alanın kamulaştırılması nedeniyle başvurucular adına olan tapu kaydının iptali ile TEİAŞ adına tapuya kayıt ve tesciline, pilon yeri ve enerji nakil hattı irtifak hakkı tesisi için belirlenen 321.472,96 TL'nin kamulaştırma bedeli olarak belirlenmesine karar vermiştir.
11. Tarafların temyiz talebinde bulunması üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (Yargıtay Dairesi) 9/3/2016 tarihli kararıyla Mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararda dava konusu taşınmazın niteliği, geometrik durumu, yüzölçümü ve enerji nakil hattı güzergâhı dikkate alındığında taşınmazdaki değer kaybı oranının %0,05 olması gerektiği düşünülmeden daha yüksek oranda değer kaybı verilmek suretiyle irtifak hakkının karşılığının fazla tespitinin, irtifak bedeli hesaplanırken dava konusu taşınmazın toplam alanından pilon alanın düşülmesi gerektiği düşünülmeden fazla bedele hükmedilmesinin ve taşınmaz üzerinde 3 adet kuyu olduğu ve taşınmazın sınırından dere geçtiği anlaşıldığından taşınmazın üretim döneminde dereden sulama imkânının olup olmadığı araştırılarak karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulmasının doğru görülmediği belirtilmiştir.
12. Mahkemece bozma kararına uyularak bozma gerekçesine uygun olarak ek rapor düzenlenmesi için önceki bilirkişi kuruluna dosyanın tevdi edilmesine karar verilmiştir. 16/11/2017 tarihli ek bilirkişi raporunda taşınmazın tamamının dereden sulanmasına imkân bulunduğu ve taşınmazın mutlak sulu tarım arazisi olarak değerlendirildiği kabul edilmiştir. Taşınmazın bir dekarının m² değerinin 103,66 TL ve arazinin üzerinden enerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle taşınmazda meydana gelen değer azalışı oranının %0,05 olduğu belirtilerek irtifak hakkı ve pilon yeri bedeli olarak toplam kamulaştırma bedelinin 39.917,40 TL olduğu belirtilmiştir.
13. Başvurucuların değer düşüklüğü oranına itiraz etmesi üzerine Mahkemece yeniden ek rapor alınmasına karar verilmiş ve alınan ikinci ek raporda taşınmazda meydana gelen değer azalışı oranının Yargıtayın bozma kararı doğrultusunda %0,05 olarak alındığı belirtilmiştir. Bu çerçevede önceki ek raporda herhangi bir değişiklik yapılmasına gerek olmadığı ifade edilmiştir.
14. Mahkeme 17/4/2018 tarihinde bozma kararı doğrultusunda alınan ek bilirkişi raporunu hükme esas alarak davanın kabulüne ve dava konusu taşınmazın 13.131,48 m²lik kısmı üzerinde TEİAŞ lehine daimî irtifak hakkı tesisine, 169 m² pilon yeri olarak belirlenen alanın kamulaştırılması nedeniyle başvurucular adına olan tapu kaydının iptali ile TEİAŞ adına tapuya kayıt ve tesciline, pilon yeri ve enerji nakil hattı irtifak hakkı tesisi için belirlenen 39.917,40 TL'nin kamulaştırma bedeli olarak belirlenmesine ve önceki karara istinaden başvuruculara ödenen 321.472,96 TL'den 39.917,40 TL'nin mahsubu ile fazla ödenen 281.555,56 TL'nin yasal faizi ile birlikte TEİAŞ'a ödenmesine karar vermiştir.
15. Başvurucuların temyiz istemini inceleyen Yargıtay Dairesince 25/6/2019 tarihinde karar düzeltilerek onanmıştır. Kararda başvuruculara fazla ödenen bedelin yasal faiziyle birlikte TEİAŞ'a iadesine ilişkin hüküm gerekçeli karardan çıkarılmış ve yerine "başvurucuların bankadan çektiği tarihte varsa işlemiş neması ile birlikte başvuruculardan payları oranında alınarak davacı TEİAŞ'a iadesine" cümlesi yazılmıştır. Başvurucuların karar düzeltme başvuruları Yargıtay Dairesince reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
16. Başvurucular, nihai kararı 2/7/2020 tarihinde öğrendikten sonra 29/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
17. Komisyon makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden ise kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
18. Öte yandan Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan nüfus kaydı sorgulaması neticesinde başvurucu Erdoğan Coşkun'un 8/6/2025 tarihinde vefat ettiği tespit edilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
19. Başvurucular, Yargıtayın değer kaybı oranını afaki olarak tespit ettiğini, bozma kararı öncesinde alınan bilirkişi raporlarında enerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle taşınmazda meydana gelen değer azalışı oranının %1,06 olarak belirlendiğini, bu oranın %0,05 oranına indirilmesinin hakkaniyetle bağdaşmadığını, TEİAŞ ile anlaşmış olsalardı dahi değer azalışı oranının %0,76 olarak kabul edileceğini, dolayısıyla dava açmalarının daha aleyhlerine sonuçlar doğurduğunu, sonuç olarak kamulaştırmanın karşılığında gerçek bedelin taraflarına ödenmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ve aynı zamanda TEİAŞ'ın teklifini kabul ederek yargı yoluna gitmeyenlere %0,76 değer azalışı oranı ve yargı yoluna gittikleri hâlde temyiz kanun yoluna gitmeyenlere bilirkişilerce tespit edilen %1,06 değer azalışı oranı uygulanırken taraflarına gerekçesiz olarak %0,05 oranının uygulanmasının eşitlik ilkesi ile hukuki belirlilik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
20. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvuruculara asıl alacak ve ferileri bakımından ödeme yapılmasının başvurucuların mağdur sıfatının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği, esas bakımından inceleme yapılması durumunda ise Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihatlarının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
A. Başvurucu Erdoğan Coşkun Yönünden
21. Anayasa Mahkemesi Abdurrahman Beycur ve diğerleri ([GK], B. No: 2023/76490, 31/7/2025) kararında başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra vefat etmesi hâlinde bireysel başvurudan haberi olmayan mirasçılarının hak kaybına uğramaması için yapılması gerekenler hususunda genel ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi mirasçıların hak kaybına uğramalarını engellemek, bireysel başvuruların neticelendirilmesini sağlamak gerekliliğini birlikte karşılayabilecek bir yol olarak 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 49. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 84. maddesinin verdiği yetkiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 26. maddesinin başvuru tarihinden sonra ölüm hâli için de uygulanabileceği kanaatine varmıştır. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra ölmesi hâlinde bu kişi yönünden başvurunun işlemden kaldırılmasına karar verilmesinin uygun olacağı sonucuna ulaşmıştır. Bunun yanında vefat etmiş olan başvurucunun mirasçısı olduğunu bilgi ve belgeleriyle ispat eden kişilerin ise makul bir süre içinde bireysel başvuruyu takip etme iradesini ortaya koymaları hâlinde -mirasçıların menfaatlerinin bulunup bulunmadığını da gözeterek- başvurunun incelenmesine devam edilebileceğini belirtmiştir. Bu kapsamda bireysel başvuru yapıldıktan sonra ölen bir başvurucunun mirasçılarının başvuruyu devam ettirme yönündeki taleplerini Anayasa Mahkemesine iletme yükümlülüğünün kendileri üzerinde olduğu kaydedilmelidir. Öte yandan Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra ölmesi durumunda dahi başvurunun incelenmeye devam edilebileceği vurgulanmalıdır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
22. Açıklanan gerekçelerle başvurucu Erdoğan Coşkun yönünden başvurunun işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekir.
B. Başvurucu Armağan Coşkun Yönünden
23. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
25. Kamulaştırılan taşınmaz, başvurucunun mülkiyetinde bulunduğundan mülkün varlığı noktasında tartışma bulunmamaktadır. Ayrıca başvurucunun taşınmazının kamulaştırılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Anayasa Mahkemesinin çok sayıda kararında da belirtildiği üzere taşınmazın kamulaştırılması mülkten yoksun bırakma niteliği taşımaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32).
26. Uyuşmazlık konusu taşınmaz 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu çerçevesinde kamulaştırılmıştır. Dolayısıyla kamulaştırma yoluyla yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağı olduğu kuşkusuzdur. Öte yandan taşınmazın üzerinden elektrik iletim hattı geçmesi nedeniyle yapılan kamulaştırma işleminin kamu yararı amacına dayandığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu kapsamda kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.
27. Anayasa Mahkemesi Mehmet Akdoğan ve diğerleri, Mukadder Sağlam ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2013/2511, 22/1/2015), Abdülkerim Çakmak ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2014/1964, 23/2/2017), Cevat Aydın ([2. B.], B. No: 2014/13886, 4/10/2017) ve Ali Taşgeldi ([2. B.], B. No: 2018/30814, 16/11/2021) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu kararlarda, taşınmaz bedelinin tespitinin teknik ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle kamulaştırılan taşınmazın bedelinin tespitinin uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin görevinin kamulaştırma bedelinin tespiti yönteminin gerçek bedelin ödenmesini temin edip etmediğini incelemekten ibaret olduğunu vurgulamıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin bir temyiz mercii olmadığına, inceleme yetkisinin sınırlı olduğuna ve bir temyiz mercii gibi hareket ederek mahkeme kararlarını her yönüyle hukuka uygunluk denetimine tabi tutmayacağına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 46. maddesine göre gerçek değerin kamulaştırma bedeli olarak ödenmesi mülkiyetten yoksun bırakılan malikler için anayasal bir güvencedir. Bu madde ışığında taşınmazın gerçek bedelinin ödenmediği durumlarda somut olayın şartları da gözetilerek müdahalenin orantılı olmadığı sonucuna ulaşılabilir.
28. İdari irtifak kurulmak suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike tazminat ödenmek suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle idari irtifak kurulmak suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike tazminat ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında gerek kamulaştırmada gerekse idari irtifak kurulmasında taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği ifade edilmiştir. İdari irtifak kurulan hâllerde gerçek karşılık, idari irtifak kurulması nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen azalmayı karşılayan tutardır. Bu itibarla idari irtifak kurulması nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen azalmayı karşılayacak düzeyde bir tazminatın ödenmediği durumlarda somut olayın koşulları da gözetilerek müdahalenin orantılı olmadığı sonucuna ulaşılabilir (Saadet Esin [2. B.], B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 35).
29. Anayasa Mahkemesi Saadet Esin, Celal Afşin ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2015/18943, 19/9/2018) ve Ahmet Koca ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2018/17345, 19/10/2021) kararlarında kamulaştırma bedelinin tespitinde kamulaştırmanın anayasal öğelerinden biri olan gerçek karşılığa ulaşılmasını sağlayan objektif değer artışına ilişkin olarak bilirkişi raporundaki somut tespitlere yönelik herhangi bir eleştiri getirilmeden, soyut olarak objektif değer artışının belli bir oranı geçemeyeceğinin kabul edilmesinin taşınmazın gerçek değerinin belirlenmesini engellediği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
30. Bilirkişi, uyuşmazlığın çözümünü etkileyen ve hâkimin hukuki bilgisiyle aydınlatılamayan bilimsel ve teknik meseleleri açıklığa kavuşturmak, bu tür meselelerde mahkemeyi bilgilendirmek amacıyla görüşüne başvurulan uzman kişi olup bilirkişi görüşünün mahkemeyi bağlamayacağı muhakkaktır. Bilirkişi raporu, hâkimin uyuşmazlığı çözerken dikkate alacağı takdirî bir delilden ibarettir. Hâkim; bilirkişi görüşünü içeren raporun yeterliliğini, raporda açıklanan görüş ve kanaatin itibar edilebilirliğini, dayandığı olguları gözönünde bulundurarak hükme esas alınıp alınmayacağını serbestçe değerlendirir ve takdir eder. Bu bağlamda hâkim, bilimsel ve teknik bakımdan yetersiz ve çelişkili bulduğu bilirkişi raporlarını hükme esas almak zorunda değildir. Bu durum, karar verme ve hüküm kurma yetkisinin hâkime ait olmasının doğal bir sonucudur. Aksi takdirde şekil olarak hükmü kuran hâkim olsa da gerçekte hüküm bilirkişi tarafından verilmiş olur ki bu durum yargı yetkisinin devri anlamına gelir (Saadet Esin, § 46).
31. Bununla birlikte bilirkişinin bilimsel veya teknik uzmanlık gerektiren ve objektif olarak bakıldığında mahkemenin vâkıf olmadığı meselelerde görüş beyan ettiği dikkate alındığında mahkemenin bilirkişi raporunu yetersiz görmesi durumunda bunun gerekçesini ortaya koyması gerekir. Mahkemenin gerekçesini açıklamadan bilirkişi raporunu hükme esas alınamaz bulması, raporun lehine olduğu kişi açısından yargılama adaletini olumsuz yönde etkileyebileceği gibi kamulaştırma veya idari irtifak bedelinin tespit edildiği davalarda taşınmazın gerçek bedelinin veya taşınmazda meydana gelen değer kaybının gerçek miktarının tespit edilmesini de engelleyebilir (Saadet Esin, § 47).
32. Eldeki olayda Yargıtay Dairesi, bozma kararında uyuşmazlık konusu taşınmazın niteliği, geometrik durumu, yüzölçümü ve enerji nakil hattı güzergâhını dikkate aldığını belirterek enerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle taşınmazdaki değer kaybı oranının %0,05 olduğunu ifade etmiştir. Mahkemece bozma kararı sonrası alınan ek bilirkişi raporunda taşınmazdaki değer kaybı oranı %0,05 olarak kabul edilmek suretiyle (bkz. § 12) hesaplamayapılmıştır. Başvurucuların itirazı üzerine alınan ikinci ek raporda ise değer azalış oranının yalnızca Yargıtay Dairesinin bozma kararı doğrultusunda tespit edildiği yönünde açıklamaya yer verilmiş ve başkaca bir açıklamada bulunulmamıştır.
33. Buna karşılık Mahkeme tarafından bozma kararı öncesinde farklı bilirkişi kurullarından alınan tüm raporlarda enerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle taşınmazda meydana gelen değer azalışı oranının %1,06 olduğu yönünde tespit ve görüşlere yer verilmiştir (bkz. §§ 6, 9). Netice itibarıyla yargı makamlarınca söz konusu bilirkişi raporlarında yer alan tespitlere somut herhangi bir eleştiri getirilmeksizin taşınmazda meydana gelen değer azalışı oranının farklı belirlendiği görülmüştür. Bir başka ifadeyle taşınmazın niteliğine, geometrik durumuna ve bu hususların taşınmaza etkilerine yönelik somut tespitlerde bulunulmaksızın farklı bir oran belirlenmek suretiyle sonuca gidildiği anlaşılmıştır.
34. Sonuç olarak taşınmazda meydana gelen değer azalışı oranının bozma kararından önceki bilirkişi raporlarında belirlenen orandan daha düşük tespit edilmesinin nedenleri ortaya konulmaksızın ve bu kapsamdaki itirazlar ilgili ve yeterli gerekçeyle karşılanmaksızın karar verildiği görülmüştür. Buna göre yargısal sürecin bütününe bakıldığında mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin yerine getirilmediği, başvurucunun bu güvencelerden yararlandırılmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesi çerçevesinde ve Anayasa'nın 13. ile 35. maddelerinin gerektirdiği mülkiyet hakkının korunması gerekliliği ile müdahalenin dayandığı kamu yararı arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuş olup mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçüsüzdür.
35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
36. Başvurucular, ihlalin tespiti ile 281.555,56 TL tazminat talebinde bulunmuştur.
37. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
38. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
39. Ayrıca mülkiyet hakkı yönünden ihlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucu Erdoğan Coşkun yönünden başvurunun İŞLEMDEN KALDIRILMASINA,
B. Başvurucu Armağan Coşkun yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Silivri 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2017/124, K.2018/80) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.