logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Adnan Erol, B. No: 2020/27934, 15/3/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ADNAN EROL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/27934)

 

Karar Tarihi: 15/3/2022

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Muzaffer KORKMAZ

Başvurucu

:

Adnan EROL

Vekili

:

Av. Duran Cem GÜNEY

 

 

Av. Benan MOLU

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ile soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/8/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, avukat olup Gaziantep Şehitkamil Belediye Meclisi üyeliği görevinde bulunmuştur.

6. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) Gaziantep'te PKK/KCK terör örgütünün hiyerarşik yapılanması içinde faaliyet gösteren kişilerin tespitine yönelik 4/3/2019 tarihinde 2019/17202 sayılı bir soruşturma başlatmıştır.

7. Soruşturma evrakı ve UYAP üzerinden yapılan incelemede soruşturma sürecinde başvurucu dâhil olmak üzere şüpheliler hakkında teknik izleme ile telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınması tedbirlerinin uygulandığı, Başsavcılığın farklı kurumlara müzekkere yazarak bilgi ve belge topladığı, şüphelilere ait işyeri ve konutlarda aramalar yapıldığı görülmüştür.

8. Başvurucu anılan soruşturma kapsamında 14/7/2020 tarihinde gözaltına alınmıştır.

9. Başsavcılık, başvurucuyu silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle Gaziantep 4. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk etmiştir.

10. Tutuklama talep yazısında PKK/KCK'nın Gaziantep il yapılanması hakkında genel olarak bilgi verildikten sonra başvurucunun "PKK/KCK terör örgütüne müzahir şahıslar ile ...KCK/TM yapılanması Hukuk/Yargı Sistemi içerisinde şahıslara hukuki yardım sağladığı, PKK/KCK Terör örgütünün KCK yapılanması, Demokratik Kurumlar Koordinasyonu DTK (Demokratik Toplum Kongresi) ile Demokratik Toplum Koordinasyonu ‘Toplumsal Alan Koordinasyonu’ Gaziantep Hukuk/Yargı Sistemi ve Cezaevi Yapılanması Dış Koordinasyon içerisinde eylem ve faaliyetlerde bulunduğu, üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu" gerekçesiyle tutuklanması talep edilmiştir.

11. Başvurucunun Hâkimlik tarafından 16/7/2020 tarihinde yapılan sorgusunda verdiği ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Ben bu güne kadar yasal olmayan hiçbir toplantıya katılmadım, hdp ve chp tarafından yapılan toplantılara katılmışımdır, ancak dtk tarafından yapılan toplantılara katıldığım iddialarını kabul etmiyorum, hdp il binasına gittiğim doğrudur, ancak illegal bir toplantıya katılmadım, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasını ve kayyum atanmasını eleştirmek için toplandığım doğrudur, ancak emniyet tarafından yapılan uyarılar dikkate alınarak basın açıklaması yapılmadan dağıldık, ancak izin verilse basın açıklaması yapabilirdim, 14/11/2019 tarihli operasyon sonrasında hükümete muhalif olmamız nedeniyle gözaltına alınıp alınmadığımız hususunda [H.B.] ile yapılan görüşme içeriği doğrudur, her ne kadar yapılan arama işleminde benim de ismimim geçtiği dökümanlar bulunmuş ise de bu döküman içeriklerini kabul etmiyorum, kaldı ki kabul etsek bile önce de beyan ettiğim gibi hdp'nin hukuk ve seçim işlerinde görevli olmam nedeniyle ele geçirilen belgelerde seçim işleri - hukuk işlerinden sorumlu olduğum yönündeki içerikler illegal bir içerik değildir, yine 'Soner arkadaşım ziyareti hakkında bilgi verildi' şeklindeki belge içeriğini hatırlamıyorum, ancak bu kişi [S.D.] isimli kişi olabilir, gözaltına alınmışsa bu hususta bilgi verilmiş olabilir, kendisi hdp il yöneticisidir, emniyet Bitlis'e kadar takip etmiş, ben Bitlis'e müvekkilin bir işi nedeniyle gittim, adliyede işimizi gördüm, sonrasında yemek yiyerek Gaziantep'e geri döndüm, ben bu güne kadar kimseden talimat almadım, kimseye talimat vermedim, bütün kararlarımı hür irademle aldım, müvekkilim olmayan kimseyle görüşmedim, ayrıca evimde ve ofisimde yapılan detaylı aramalarda hakkımda suç nedeniyle delil olabilecek hiçbir dökümana ya da belgeye el konulmamıştır, böyle bir delil bulunmamıştır, atılı suçlamaları kabul etmiyorum..."

12. Hâkimlik anılan tarihte, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...Şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, şüphelinin Gaziantep KCK yapılanmasına ilişkin 26/05/2019 tarihli toplantıya katıldığı yönünde tespit edilen delil içerikleri, yine şüphelinin DTK delege seçimi konusunda DTK eş başkanlarının katılımı ile yapılan toplantıya katıldığı, PKK/KCK terör örgütü ele başına uygulanan sözde tecridi bahane ederek cezaevlerinde PKK/KCK terör örgütü mensuplarınca başlatılan açlık grevi eylemlerinin son bulması amacıyla yapılan toplantılara katıldığı yönündeki tespitler ile elde edilen tape kayıtları, fiziki takip tutanakları, arama ve el koyma tutanakları içeriği ile birlikte toplanan diğer delillerin niteliği dikkate alındığında şüphelinin üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin varlığı,atılı suçun CMK 100. Maddede yazılı katalog suçlardan olduğu, şüpheli üzerine atılı suç için öngörülen ceza miktarının alt ve üst haddi ve öngörülen ceza ve güvenlik tedbiri nazara alındığında tutuklamanın haksızlığa yol açmayacak mahiyette ölçülülük ilkesine aykırı olmayacağı, tutuklama ile hedeflenen amaca adli kontrol kararı ile ulaşmanın mümkün olmaması ve tüm dosya kapsamına göre şüphelinin CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince TUTUKLANMASINA... [karar verildi.]"

13. Başvurucu 16/7/2020 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, Gaziantep 5. Sulh Ceza Hâkimliğince 17/7/2020 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

14. Başvurucunun tahliye talebi de Gaziantep 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 15/8/2020 tarihli kararıyla reddedilmiş, bu karara yapılan itiraz ise Gaziantep 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 23/8/2020 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

15. Bu karar başvurucuya 23/8/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucunun soruşturma dosyası hakkında verilen kısıtlama kararına karşı itirazı Gaziantep 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 15/8/2020 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Başvurucunun ret kararına itirazı ise Gaziantep 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 24/8/2020 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Gaziantep 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 15/8/2020 tarihli kararının ilgili bölümü şöyledir:

"...Her ne kadar şüpheli müdafi tarafından sunulan dilekçeyle kısıtlama kararının kaldırılması talep edilmiş ise de; Gaziantep 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 5/3/2019 tarih ve 2019/1017 D.iş sayılı kısıtlama kararının usul ve yönetmeliklere uygun, gerektirici ve yasal sebepler itibariyle yerinde ve uygun olduğu anlaşıldığından bu aşamada talebin reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir."

17. Başvurucu 28/8/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

18. Başsavcılık, başvurucu ve diğer şüpheliler hakkında 2019/17202 sayılı soruşturma dosyasındaki işlemlerinin tamamlandığı gerekçesiyle 13/10/2020 tarihinde tefrik kararı vermiş ve bu kişiler hakkındaki soruşturma Başsavcılığın 2020/73336 sayılı dosyasına kaydedilmiştir. PKK/KCK terör örgütüyle iltisaklı olduğu gerekçesiyle 22/11/2016 tarihli ve 29896 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan ve aralarında başvurucunun da bulunduğu Özgürlükçü Hukukçular Derneğinin kurucu ve üyelerine yönelik olarak Başsavcılık tarafından 15/12/2016 tarihinde başlatılan 2016/86264 sayılı soruşturmada da başvurucu yönünden 13/10/2020 tarihinde tefrik kararı verilmiş, 2020/73471 sayısına kaydedilen dosya 14/10/2020 tarihinde hukuki irtibat bulunduğu gerekçesiyle başvurucu hakkındaki iddianamenin dayanağı olan 2020/73336 sayılı soruşturma dosyasıyla birleştirilmiştir.

19. Başsavcılık 16/10/2020 tarihli iddianame ile başvurucu ve diğer yirmi dokuz şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmaları istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır.

20. İddianamede başvurucunun PKK/KCK'nın Gaziantep hukuk yapılanmasıyla bağlantılı olduğu ve bu yönde faaliyette bulunduğu iddia edilmiştir. İddianamede suçlamalara esas alınan temel olgular özetle şöyledir:

i. Başvurucunun 26/5/2019 tarihinde PKK/KCK'nın Gaziantep yapılanması tarafından gerçekleştirilen toplantıya katıldığı ileri sürülerek bu durumu gösteren telefon görüşme ve teknik takip kayıtlarına yer verilmiştir. Başsavcılık, Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından kullanılan binada yapılan aramada toplantıya dair tutanakların ele geçirildiğini, -on beş sayfadan oluşan ve iddianameye konulan- tutanaklarda Gaziantep'te bulunan KCK yapılanması ile yapılanmada gidilecek değişikliklere ilişkin tartışmaların yapıldığının görüldüğünü belirtmiştir.

ii. Başvurucunun PKK/KCK'nın Gaziantep yapılanmasında örgüte para toplamakla görevlendirildiği belirtilen ve buna yönelik telefon görüşme kayıtlarına yer verilen A.İ. adlı kişi ile 11/6/2019 tarihinde bir işletmede bir araya geldiği ifade edilerek bu görüşmenin örgüt faaliyeti kapsamında yapıldığı ileri sürülmüştür.

iii. Başvurucunun 11/7/2019 tarihinde Gaziantep merkezinde bulunan bir apartman dairesinde aralarında KCK Kadın Alan Yapılanması -TJA- üyesi olduğu belirtilen G.E.nin de bulunduğu bir kısım kişiyle toplantı yaptığının teknik takiple tespit edildiği söylenerek bu toplantının örgüt toplantısı niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.

iv. PKK/KCK terör örgütünün Gaziantep yapılanması içinde faaliyet yürüten kişilere yönelik olarak yapıldığı ifade edilen bir başka soruşturma kapsamında F.D. adlı kişiden ele geçirilen dijital materyalde 24/2/2019 tarihli bir video görüntüsünün bulunduğu ve bu kayıtta aralarında başvurucunun da yer aldığı bir kısım kişiye A.G. adlı kişinin konuşma yaptığı belirtilmiştir. Başsavcılık, görüntünün çekildiği tarihte A.G.nin KCK Kadın Alan Yapılanması -TJA- üyesi olarak faaliyette bulunduğunu, 2020 yılında söz konusu yapılanmanın "sözcüsü" olarak görevlendirildiğini ve "Kadro" olarak isimlendirilen üst düzey bir örgüt elemanı olduğunu ileri sürerek A.G. hakkında örgütle iltisaklı yayın organlarında çıkan haberler ile Z.A. adlı kişinin tanık beyanına yer vermiştir. Buna göre Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından PKK/KCK terör örgütüne yönelik yürütülen soruşturmada şüpheli olan Z.A., A.G. hakkında "(163) nolu fotoğraftaki şahsı Ayşe olarak bilirim. 2015 yılında Kuzey Irak Hıneri alanına geldi. Orada üst düzey silahlı ve ideolojik eğitim gördü. Eğitim akabinde tekrar Türkiye'ye döndü. Şahsı Nusaybin duvar eylemlerinde kendini duvara zincirleyenlerden biri olarak duydum." şeklinde beyanda bulunmuştur.

21. Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 2/11/2020 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2020/240 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

22. Mahkeme, 6/1/2021 tarihli ilk duruşma sonunda yurt dışına çıkış yasağı ve belirli günlerde imza atma şeklindeki adli kontrol tedbirleri uygulanmak suretiyle başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.

23. Mahkeme, hukuki bağlantı bulunduğu gerekçesiyle başvurucu hakkındaki davanın aynı Mahkemede derdest olan ve E.2020/136 sayılı dosyada yürütülen dava ile birleştirilmesine karar vermiştir.

24. Bireysel başvuruyu inceleme tarihi itibarıyla yargılama ilk derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

25. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi” kenar başlıklı 153. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

 “(2) Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda verilebilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

8. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 326, 327, 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337).

...

 (3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.”

 (4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.”

26. 5271 sayılı Kanun’un “Soruşturmanın gizliliği” kenar başlıklı 157. maddesi şöyledir:

 “Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.”

27. 5271 sayılı Kanun’un "Kanun yollarına başvurma hakkı" kenar başlıklı 260. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır."

28. 5271 sayılı Kanun'un "İtiraz olunabilecek kararlar" kenar başlıklı 267. maddesi şöyledir:

"Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir."

29. 5271 sayılı Kanun'un “İtiraz usulü ve inceleme mercileri” kenar başlıklı 268. maddesinin (2) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:

"(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.

 (3) (c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir."

30. 5271 sayılı Kanun'un “Karar” kenar başlıklı 271. maddesi şöyledir:

"(1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.

 (2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.

 (3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir.

 (4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir. "

31. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 21/5/2016 tarihli ve E.2015/3513 sayılı kararıyla onanarak kesinleşen Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/9/2014 tarihli ve E.2014/93 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...Ülkemiz, bölücü terör örgütünün amaç edindiği bu hedef kapsamında bahsedilen bölgenin kuzeyinde kaldığı için Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimizden örgüte müzahir kesimlerce 'Kuzey Kürdistan' olarak bahsedilmektedir. Örgüte yakın kaynaklarca Rojava olarak tabir edilen ve bahsi geçen devlet kurma planına ilişkin coğrafyanın batısında kalan Suriye ülkesindeki topraklardan da 'Batı Kürdistan' olarak bahsedildiği bilindiğinden, bölücü terör örgütünün PKK/KCK adı altında ülkemizde yürüttüğü kanlı faaliyetlerini Suriye Ülkesi topraklarında da YPG olarak yürüttüğü anlaşılmaktadır. Örgüt mensuplarının ülkemiz topraklarında PKK/KCK mensubu olarak faaliyet yürütürken, aynı kişilerin sınırın diğer tarafında Suriye topraklarında aynı amaç uğruna yürüttüğü faaliyetler YPG adı altında görülmektedir. Tüm bu hususlar dahilinde YPG ve YPJ adlı yapılanmaların bölücü terör örgütü PKK/KCK ile birbirine fikri ve organik bağlarla örülü bulundukları, aynı yapının ve ideolojinin ürünü durumunda oldukları anlaşılmaktadır.

Buna göre; Suriye'de faaliyet gösteren PYD, YPG, YPJ gibi örgütlerin PKK'nın Suriye ülkesinde faaliyet gösteren türdeşleri oldukları, KCK başlığı altında 4 ülkede faaliyet gösteren 4 alt örgütlenmeden biri olduğu, bu örgütlerin aynı amaca hizmet ettikleri, faaliyet amaçlarının ve yöntemlerinin birebir aynı olduğu, hatta PKK'lıların PYD'lilere eğitim vermeleri gibi birbirlerinin içine geçmelerin de yaşanabildiği, özetle terör örgütünün kollarından biri olarak terör amacıyla hareket eden ve üyelerinin de terör örgütü üyesi olarak vasıflandırılan adı geçen örgütler içerisinde bulundukları anlaşılmaktadır."

32. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 28/12/2011 tarihli ve E.2011/10371 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...PKK/KONGRA-GEL terör örgütünü bir devlet sistemi gibi yapılandırmayı hedefleyip birimlerini ve üyelerini sistematik bir yapıya kavuşturmaya amaçlayan, örgütün yasama meclisi KONGRA-GEL tarafından kabul edilip sistemin anayasası olarak nitelendirilen KCK (Koma Civaken Kürdistan) sözleşmesinde, KCK ile PKK'nın ideolojik, ahlaki, felsefi ve örgütsel bağlantısının açıkça vurgulandığı ve KCK yapılanması bakımından PKK'nın amaç ve stratejisinin benimsendiği, silahlı terör örgütü PKK'nın gençlik yapılanmaları olup Dairemizce de terör örgütü oldukları kabul edilen YDG (Yurtsever Demokratik Gençlik) ve YDGM (Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisi) yi de içinde barındıran bir üst yapılanma olarak öngörülen KCK'nın, PKK ile organik bağlantısı, açıklanan amaç ve stratejisi, hiyerarşik yapısı, üye sayısı, sahip olduğu silahlı ve zorlayıcı gücü itibariyle Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden cebren ayırmaya yönelik amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli silahlı terör örgütü niteliğinde bulunduğu sonucuna varılmıştır."

33. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 30/3/2017 tarihli ve E.2017/158 sayılı kararıyla kısmen onanarak kesinleşen Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/6/2016 tarihli ve E.2015/279 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...sanıkların PKK/KCK terör örgütü adına kırsal alanda silahlı olarak faaliyet yürüten örgüt mensupları ile irtibatlı olarak, şehir merkezlerinde ÖS/YDG-H (Öz Savunma/Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) içerisinde faaliyet yürüten ve terör örgütü tarafından KADRO olarak nitelendirilen örgüt mensuplarından oldukları, bahse konu KADRO ile kast edilenin örgütün hiyerarşik yapılanması içerisine dahil kişiler olduğu ve bu kişilerin kendilerini ve hayatlarını tamamen örgütsel eylem ve faaliyetlere göre şekillendirdiklerinin anlaşıldığı..."

34. Diğer ilgili ulusal hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 64-89; Ayhan Bilgen [GK], 2017/5974, 21/12/2017, §§ 48-62.

B. Uluslararası Hukuk

35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle tutukluluğa etkili itiraz edilemediği şikâyetini incelediği İşçi ve diğerleri/Türkiye (B. No: 67483/12, 20/10/2020) kararında 5271 sayılı Kanun’un 267. maddesinde öngörülen itiraz kanun yolunun anılan şikâyet açısından etkili bir kanun yolu niteliğinde olmadığına ilişkin bir durumun tespit edilemediğini belirterek başvurucuların müdahale konusu karara karşı itiraz kanun yoluna gitmedikleri gerekçesiyle kabul edilemezlik sonucuna ulaşmıştır (İşçi ve diğerleri/Türkiye, §§ 51-54).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Anayasa Mahkemesinin 15/3/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yakalama ve Gözaltının Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu, şartları oluşmadan ve avukatlık mesleğinden kaynaklanan usule ilişkin bazı güvencelere riayet edilmeden hakkında yakalama ve gözaltı tedbiri uygulandığını, hukuka aykırı olan bu tedbirler nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

38. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47). Somut olayda başvurucunun bu kapsamda açtığı tazminat davası da istinaf aşamasında derdesttir. Dolayısıyla başvurucunun iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.

39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

40. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını, tutuklama kararının ve bu karara itirazı üzerine verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararın gerekçe içermediğini, tutuklanmasına dayanak kılınan olguların avukatlık faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve bu olguların gerçekleştiği tarihten uzun süre sonra tutuklandığını belirterek ölçülü olmayan tedbir nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

41. Öte yandan başvurucu; muhalif bir siyasi partinin üyesi olduğunu, ifade ve örgütlenme hürriyetleri kapsamında kalan eylemlerinin tutukluluğuna dayanak kılındığını belirterek hakkında uygulanan tedbirin siyasi amaç taşıdığını iddia etmiştir. Başvurucu bu nedenlerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağlantılı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18. maddesi ile örgütlenme hürriyetinin ve ifade hürriyetinin de ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Bakanlık görüşünde; anılan şikâyetle ilgili olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. ve 142. maddeleri uyarınca açılan tazminat davasının henüz kanun yolu aşamasında derdest olduğu, bu durumda söz konusu iddia bakımından olağan başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı ileri sürülmüştür.

43. Bakanlık tarafından anılan iddianın esasına ilişkin yapılan değerlendirmede ise başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının bulunduğu, tutuklama kararında atıf yapılan delillerin kuvvetli suç şüphesi oluşturduğu, başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin meşru bir amacı içerdiği ve tutuklamanın ölçülü olduğu ifade edilmiştir.

44. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında tazminat davasının tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olduğuna ilişkin şikâyet bakımından etkili bir yol olmadığını iddia etmiştir. Başvurucu esas bakımından ise bireysel başvuru formundaki açıklamalarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

46. Başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiasıyla açtığı tazminat davası derdesttir. Anayasa Mahkemesi, Özlem Dalkıran (B. No: 2017/35203, 21/1/2021, §§ 76-86) kararında benzer bir duruma ilişkin olarak başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği hususunda inceleme yapmış ve tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası yönünden -tutuklandıktan sonra beraat eden veya haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen ve haklarındaki karar kesinleşen kişiler hariç olmak üzere- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeki tazminat yolunun etkili bir yol olmadığını değerlendirmiştir. Somut olayda da anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla başvurucu tarafından açılan tazminat davasının derdest olması başvuru yollarının tüketilmiş olması kriteri açısından bir sonuç doğurmayacaktır.

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

48. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 110-124; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

49. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, PKK/KCK silahlı terör örgütünün üyesi olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

50. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

51. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, dosya içeriğinde bulunduğu belirtilen telefon görüşme kayıtlarına, fiziki takip tutanaklarına ve arama ve el koyma tutanaklarına atıfla kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğu sonucuna varıldığı görülmektedir (bkz. § 12).

52. İddianamede ise başvurucunun yapmış olduğu telefon görüşmelerine ve katıldığı toplantılara ilişkin teknik izleme kayıtlarına yer verilerek başvurucunun PKK/KCK'nın Gaziantep hukuk yapılanmasıyla bağlantılı olduğu ve avukat sıfatını kullanarak örgüt adına faaliyette bulunduğu iddia edilmiştir (bkz. § 20). Buna göre;

- Başvurucunun 26/5/2019 tarihinde PKK/KCK'nın Gaziantep yapılanması tarafından yapılan toplantıya katıldığı, HDP tarafından kullanılan binada yapılan aramada ele geçirilen söz konusu toplantı tutanaklarında Gaziantep'te bulunan KCK yapılanmasında gidilecek değişikliklere ilişkin tartışmaların yapıldığının görüldüğü belirtilmiştir.

- Başvurucunun PKK/KCK'nın Gaziantep yapılanmasında örgüte para toplamakla görevlendirildiği iddia edilen A.İ. adlı kişi ile 11/6/2019 tarihinde bir işletmede bir araya geldiği, yine 11/7/2019 tarihinde Gaziantep il merkezinde bulunan bir apartman dairesinde aralarında KCK Kadın Alan Yapılanması -TJA-üyesi olduğu ifade edilen G.E.nin de bulunduğu bir kısım kişiyle toplantı yaptığının tespit edildiği belirtilerek bu toplantıların örgüt toplantısı niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.

- PKK/KCK terör örgütünün Gaziantep yapılanması içerisinde faaliyet yürüten kişilere yönelik olarak yapıldığı ifade edilen bir başka soruşturma kapsamında F.D. adlı kişiden ele geçirilen dijital materyalde 24/2/2019 tarihinde çekilen video görüntüsünün bulunduğu ve bu kayıtta aralarında başvurucunun da yer aldığı bir kısım kişiye üst düzey bir örgüt mensubu olduğu ileri sürülen A.G. adlı şahsın konuşma yaptığı belirtilmiştir.

53. Yargı mercilerinin KCK'nın terör örgütü yapılanması olduğuna yönelik tespitleriyle (bkz. §§ 31, 32) birlikte başvurucunun 26/5/2019 tarihinde katıldığı belirlenen toplantının içeriği ve aynı şekilde 11/6/2019, 11/7/2019 tarihlerinde görüştüğü kişilere ilişkin açıklamalar dikkate alındığında soruşturma makamlarının bu görüşmelerin örgütsel faaliyet kapsamında gerçekleştirildiği yönündeki değerlendirmelerinin olgusal temellerinin bulunduğu anlaşılmaktadır. PKK/KCK kapsamında yürütülen başka bir soruşturmada elde edilen dijital materyalde bulunan ve 24/2/2019 tarihinde çekildiği ifade edilen video görüntüsünde -hakkındaki tanık beyanına bağlı olarak- örgüt içinde "kadro" şeklinde isimlendirilen (bkz. § 33) üst düzey örgüt mensuplarından biri olduğu ileri sürülen A.G. adlı kişinin konuşma yaptığı toplantıya başvurucunun katıldığına yönelik tespit de gözetildiğinde belirtilen tüm bu hususların tutuklama tedbirinin uygulanmasında suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemeyecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selçuk Özdemir ([GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 75; Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52; Recep Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018, § 43). Öte yandan bu tespitler karşısında başvurucunun suçlamaya konu edilen eylemlerinin avukatlık faaliyeti kapsamında kaldığının kabulü de mümkün değildir.

54. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.

55. Somut olayda Hâkimlikçe başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne üye olma suçunun niteliğine, suça ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, kaçma şüphesine ve delillerin karartılması ihtimaline ve isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında düzenlenen katalog suçlar arasında yer almasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 12).

56. Dolayısıyla somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Gaziantep 4. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Yıldırım Ataş, B. No: 2014/4459, 26/10/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

57. Son olarak başvurucunun tutuklama kararında dayanılan olguların gerçekleştiği tarihten uzun süre sonra tutuklandığı iddiası da dâhil olmak üzere tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığına ilişkin şikâyetinin incelenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

58. Anayasa Mahkemesi Erdem Gül ve Can Dündar ([GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016) kararında, başvurucular hakkında soruşturma başlatıldığının kamuoyuna duyurulmasından sonra tutuklama tedbirinin uygulandığı tarihe kadar geçen yaklaşık altı aylık sürede soruşturma makamlarının suça konu edilen haberler dışında hangi delile ulaştıklarının ve dolayısıyla tutuklama tedbirinin uygulanmasının neden gerekli olduğunun somut olayın özelliklerinden ve tutuklama kararının gerekçelerinden anlaşılmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 79-81). Anayasa Mahkemesi buna karşılık Mehmet Baransu (2) (B. No: 2015/7231, 17/5/2016) ve Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri (B. No: 2015/9756, 16/11/2016) kararlarında suçun işlendiği tarih ile tutuklama tedbirinin uygulandığı tarih arasında uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen bu süre içinde soruşturma işlemlerinin devam ettiğini ve soruşturma makamlarının hareketsiz kalmadığını dikkate alarak uygulanan tutuklama tedbirlerinin ölçülü olduğunu tespit etmiştir (Mehmet Baransu (2), §§ 141-143; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 228-232).

59. Somut olayda Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında 2016 ve 2019 yıllarında iki ayrı soruşturma başlatmıştır. Başsavcılık, başvurucu hakkındaki inceleme konusu tutuklama tedbirinin uygulandığı 2019/17202 sayılı ikinci soruşturmada başvurucu yönünden 13/10/2020 tarihinde tefrik kararı vermiş ve soruşturma Başsavcılığın 2020/73336 sayılı dosyasına -16/10/2020 tarihli iddianamenin dayandığı- kaydedilmiştir. PKK/KCK terör örgütüyle iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan Özgürlükçü Hukukçular Derneğinin -aralarında başvurucunun da olduğu- kurucu ve üyelerine yönelik olarak Başsavcılıkça 15/12/2016 tarihinde başlatılan 2016/86264 sayılı soruşturmada ise başvurucu yönünden 13/10/2020 tarihinde tefrik kararı verilmiş ve 2020/73471 sayısına kaydedilen dosya, 14/10/2020 tarihinde aralarında hukuki irtibat bulunduğu gerekçesiyle başvurucu hakkındaki iddianamenin dayanağı olan 2020/73336 sayılı soruşturma dosyasıyla birleştirilmiştir. Başsavcılık inceleme konusu tutuklama tedbirinin uygulandığı 2019/17202 sayılı ikinci soruşturma kapsamında Gaziantep PKK/KCK il yapılanmasına ilişkin genel nitelikte bilgi ve belge toplamanın yanı sıra şüphelilerin bu yapılanma içindeki faaliyetlerine yönelik araştırma yapmış, diğer bilgi/belgelerle şüphelilerin ifadelerini, bu kişilere yönelik teknik izleme ve dinleme sonucu elde edilen kayıtları soruşturma dosyasına dâhil etmiş ve -16/10/2020 tarihli iddianame öncesi son aşamaya geldiği görülen soruşturmada- delil durumuna dayanarak başvurucunun tutuklanmasını talep etmiştir. Böylelikle hakkında soruşturma başlatılmasından yaklaşık bir yıl dört ay sonra başvurucu tutuklanmıştır. Başsavcılık, soruşturma sürecinin neticesinde başvurucuyla birlikte otuz şüpheli hakkında 16/10/2020 tarihli iddianameyle kamu davası açmıştır (bkz. § 20).

60. Öncelikle başvurucuya isnat edilen ve tutuklamaya konu olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunun soruşturulmasının kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakan bir niteliğe sahip olduğunu vurgulamak gerekir. Buna göre Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının çok sayıda şüpheli ile eylemlerini içeren, soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakacak nitelikteki suçlamaları konu alan ve başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin dayanağı olan 2019/17202 sayılı soruşturma sürecinde usule ilişkin birçok işlem yaptığı dikkate alındığında (bkz. § 7) soruşturmanın başladığı 4/3/2019 tarihinden tutuklama tarihi 16/7/2020 tarihine kadar geçen yaklaşık bir yıl dört aylık süreçte hareketsiz kaldığı söylenemez. Dolayısıyla başvurucu hakkında başlatılan soruşturmanın tarihi ile tutuklama tedbirinin uygulandığı tarih arasında geçen sürenin somut olayın özellikleri ve diğer tüm hususlar gözetildiğinde makul olmadığını söylemek mümkün gözükmemektedir.

61. Sonuç olarak başvurucunun terörle bağlantılı bir suç nedeniyle tutuklanması dikkate alındığında Hâkimliğin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64).

62. Yukarıda ulaşılan sonuçlar karşısında başvurucunun tutuklama tedbiri nedeniyle Sözleşme'nin 18. maddesi ile örgütlenme ve ifade hürriyetlerinin ihlal edildiği iddialarının incelenmesi gerekli görülmemiştir.

63. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

C. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

64. Başvurucu, tutuklanmasına dayanak teşkil eden soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığını (engellendiğini) ve bu nedenle tutukluluk durumuna etkili bir şekilde itiraz edemediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

65. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Başvuru Yollarının Tüketilmesi Hakkında

66. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

67. Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olması yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başka söyleyişle etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolu, Anayasa’da öngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özü itibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olmalıdır. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğu gösterilmeli ya da en azından etkili olmadığı kanıtlanmamış olmalıdır (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunma kapasitesi olan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair şüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz (Sait Orçan, B. No: 2016/29085, 19/7/2017, § 36; B.T., B. No: 2014/15769, 30/11/2017, § 46).

68. Bu kapsamda soruşturma dosyasına erişimin engellenmesi nedeniyle tutukluluk durumuna etkili bir şekilde itiraz edilemediği iddiası yönünden iddianın dayandığı müdahaleyi bireysel başvuru öncesi ortadan kaldırmaya imkân sağlayan bir yol olup olmadığının ve bu yolun etkisiz olduğunu gösteren bir durumun bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir.

69. 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 267. maddesi uyarınca hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı ilgililer itiraz kanun yoluna gidebilecektir (bkz. §§ 27-28). Soruşturma dosyasına şüpheli ve/veya müdafiilerin erişiminin engellenmesi sonucunu doğuran ve 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları ile 157. maddesine dayalı olarak alınan kararların da bu yönüyle itiraz kanun yoluna tabi olduğu görülmektedir (bkz. §§ 25, 26).

70. Diğer yandan itiraz kanun yolunun inceleme konusu şikâyet açısından müdahalenin ortadan kaldırılması imkânı sunmadığına dair bir durum da tespit edilememiştir. Zira şüpheli ve/veya müdafiler itiraz kanun yoluna başvurduğunda itiraz mercii 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesine bağlı olarak itirazı yerinde görebilecek ve müdahale konusu kararı ortadan kaldıracak nitelikte yeni bir karar alabilecektir. Nitekim AİHM İşçi ve diğerleri/Türkiye kararında, soruşturma dosyasına erişimin engellenmesi nedeniyle tutukluluğa etkili itiraz edilemediği iddiasını incelediği başvuruda başvurucuların 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna gitmemeleri nedeniyle başvuru yollarının tüketilmediği sonucuna ulaşmış ve anılan ihlal iddiasını kabul edilemez bulmuştur (bkz. § 35). Anayasa Mahkemesi de tutukluluğun hukuka aykırı olduğuna ilişkin şikâyetlerde itiraz kanun yolunun bireysel başvuru öncesi tüketilmiş olması gerektiğini belirterek bu kanun yolunu mezkûr şikâyetlerde etkili bir kanun yolu olarak kabul etmiştir (Korcan Pulatsü, B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30; Günal Kurşun, B. No: 2017/35484, 15/1/2020, §§ 41-45).

71. Somut olayda başvurucu, soruşturma dosyasına erişimin engellenmesine ilişkin karara 5271 sayılı Kanun'un 260. ve 267. maddelerine istinaden itiraz etmiş ve süreç 5271 sayılı Kanun'un 268. ve 271. maddelerinin ilgili hükümlerine (bkz. §§ 29, 30) uygun şekilde cereyan ederek nihayetinde Gaziantep 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/8/2020 tarihli kesin nitelikte kararı ile sona ermiştir.

72. Buna göre başvurucunun olağan kanun yollarını tükettiği ve başvurunun bu kısmının diğer kabul edilemezlik kriterleri yönünden incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

b. Şikâyetin İncelenmesi

i. Genel İlkeler

73. Genel ilkeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 168-176.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

74. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak "soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle şüpheli ve/veya müdafiilerin dosya içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar verilmesi için Gaziantep 3. Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuş, bu talep yerinde görülerek kısıtlılık kararı verilmiştir. Başvurucu kısıtlama kararının verildiği tarihten sonra tutuklanmış ve anılan karara yaptığı itiraz Gaziantep 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin ve Gaziantep 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararlarıyla kesin olarak reddedilmiştir.

75. Kısıtlama kararının daha sonra kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir belge veya bilgi bulunmamakla birlikte Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 2/11/2020 tarihi itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

76. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkında düzenlenen tutuklama talep yazısı incelendiğinde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı bir şekilde açıklamada bulunulduğu görülmektedir. Bu bağlamda suça konu edilen olaylarla ilgili bilgi ve delillere yer verilmiş, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerde bulunulmuştur (bkz. § 10). Anılan talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Gaziantep 4. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından da başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağında başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı belirtilmiştir. Hâkimlik, tutuklama kararında da tutuklamaya konu edilen suçlamalarla (eylemlerle) ilgili değerlendirmelerde bulunmuştur (bkz. § 12). Ayrıca başvurucunun tutukluluğuna yönelik yapılan itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde savunmada bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

77. Dolayısıyla suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten yoksun bırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal denetimin kapsamı ile suçlamalara dayanak olan temel unsurların başvurucuya veya müdafiine bildirildiği, başvurucuya bunlara itiraz etme imkânı verildiği ve tutuklamaya temel oluşturan delillerin nitelikleri dikkate alındığında salt kısıtlılık kararı nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânından yoksun bırakıldığı iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

78. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânı verilmediğine ilişkin iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 15/3/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Adnan Erol, B. No: 2020/27934, 15/3/2022, § …)
   
Başvuru Adı ADNAN EROL
Başvuru No 2020/27934
Başvuru Tarihi 28/8/2020
Karar Tarihi 15/3/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ile soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Suç isnadı (gözaltı) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Suç isnadı (yakalama) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Suç isnadı (tutuklunun soruşturma dosyasına erişimi) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Suç isnadı (tutukluluğun hukuki olmadığı) İhlal Olmadığı

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 91
268
3713 Terörle Mücadele Kanunu 5
3
2
1
5237 Türk Ceza Kanunu 314
214
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 271
267
100
260
157
153
142
141
116
109
101
KHK 668 Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname 3
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi