|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
ÖMER SEVİL BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2020/34574)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 4/12/2025
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Mehmet ALTUNDİŞ
|
|
Başvurucu
|
:
|
Ömer SEVİL
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Mirzan AY
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; kamulaştırmasız el atma nedeniyle mülkiyet hakkının, uzun süren yargılama nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/10/2020 tarihinde yapılmıştır. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği, bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, mülkiyeti kendisine ait olan ve Siirt'in Pervari Palamutlu köyünde yer alan 111 ada 15 parsel sayılı taşınmaza Siirt İl Özel İdaresi (İdare) tarafından yol yapım ve genişletme çalışması sırasında el atıldığından bahisle Pervari Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) 14/1/2014 tarihinde kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat davası açmıştır.
6. Mahkeme, taşınmaz mahallinde fen memuru ve ziraat bilirkişileri marifetiyle 12/2/2016 tarihinde keşif yapmıştır. 21/2/2016 tarihinde fen bilirkişisinin, 22/2/2016 tarihinde ise ziraat bilirkişilerinin hazırladığı raporlar Mahkemeye sunulmuştur. Raporlarda Siirt ili, Pervari ilçesi, Palamutlu köyü 111 ada 15 parselde toplam 2.010,96 m2 arazinin başvurucu adına kayıtlı olduğu, taşınmazın bir kısmından yol geçirildiği, el atılan kısmın 833,16 m2 olduğu, taşınmazın kuru tarım arazisi olup üzerinde fıstık bahçesi bulunduğu, taşınmazın el atılmayan bölümlerinde mahalli bilirkişilerin beyanlarında da sabit olduğu üzere 15-20 yaşlarında fıstık ağaçlarının tespit edildiği açıklanmıştır. Raporda el atılan taşınmazın değerinin 18.121,23 TL olduğu, ecrimisil bedelinin ise 4.125,42 TL olduğu tespit edilmiştir. İdare tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilmiştir. İtiraz dilekçesinde; bilirkişi raporlarının bilimsellikten uzak hazırlandığı, taşınmazın m2 birim fiyatı ile ecrimisil hesaplanmasının hatalı olduğu belirtilmiştir.
7. Mahkeme 31/5/2016 tarihinde davanın kabulü ile 18.121,23 TL el atma tazminatına, 4.125,42 TL ecrimisil tazminatının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte başvurucuya verilmesine karar vermiştir.
8. Davalı idare, Mahkeme kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (Daire) 27/9/2017 tarihinde Mahkeme kararının bozulmasına karar vermiş, bozma ilamında üretim masraflarının brüt gelirin 1/3'i oranında alınması gerektiğini belirtmiştir.
9. Mahkeme 13/3/2018 tarihinde bozma kararına uyarak 28/6/2018 tarihinde ek bilirkişi raporu aldırmıştır. Raporda bozma ilamında belirtilen hususlar dikkate alınarak yapılan hesaplamalar sonucu el atılan taşınmazın değerinin 15.552,32 TL, ecrimisil bedelinin 2011 yılı için 832,04 TL, 2012 yılı için 896,98 TL, 2013 yılı için 878,41 TL ve 2014 yılı için 933,13 TL olmak üzere toplam 3.540,55 TL olacağı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
10. Mahkeme 17/12/2019 tarihli kararla davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar vermiştir. Buna göre 15.552,32 TL el atma tazminatı ile 2011 yılı için 832.04 TL, 2012 yılı için 896,98 TL, 2013 yılı için 878,41 TL, 2014 yılı için 933,13 TL olmak üzere toplam 3.540,55 TL ecrimisil alacağının aynı yıl dönem sonundan itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca 2.725 TL vekâlet ücretinin başvurucudan alınarak davalı İdareye verilmesine hükmetmiştir.
11. Mahkeme kararına karşı taraflar temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu, temyiz dilekçesinde bilirkişi raporunda üretim masraflarının brüt gelirin 1/3'ü oranında hesaplanması gerektiği yönünde resmî bilgi ve belgeye rastlanmadığını, aksine İl Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün 2014 yılı resmî verilerine göre ürünlere ait birim maliyet fiyatlarının 1/3 oranında olmadığının belirtildiğini ifade etmiştir. Davalı İdare temyiz dilekçesinde başvurucunun men-i müdahale, ecrimisil ve kal talep etme hakkının olmadığını belirtmiştir.
12. Daire 30/9/2020 tarihinde Mahkeme kararının onanmasına karar vermiştir.
13. Nihai karar 13/10/2020 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
14. İlgili hukuk için bkz. Şevket Karataş [GK], B. No: 2015/12554, 25/10/2018; Kübra Yıldız ve diğerleri [GK], B. No: 2018/32734, 28/7/2022.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Anayasa Mahkemesinin 4/12/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkının Kamulaştırma Dışında Tutulan Taşınmaz Kısımlarının Kamulaştırılmaması Nedeniyle İhlal Edildiğine İlişkin İddia
16. Başvurucu; arazinin ortasından geçen yolun araziyi iki parçaya bölmesi suretiyle kalan kısımların değer kaybettiğini, kamulaştırma dışında kalan kısımların da kamulaştırılması gerektiğini, kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat davasında tazminat bedelinin düşük belirlendiğini, bilirkişi raporunun hükme esas almaya değer nitelikte olmadığını iddia etmiştir.
17. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.
18. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök [2. B.], B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 20).
19. Somut olayda başvurucunun taşınmazın ortasından geçen yolun araziyi ikiye böldüğü, böylelikle değer kaybı oluştuğu ve kalan kısmın da kamulaştırılması gerektiği şikâyetlerine ilişkin olarak temyiz kanun yoluna başvurmadığı anlaşılmıştır.
20. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkının Kamulaştırmasız El Atma Davasında Tazminatın Düşük Belirlenmesi Nedeniyle İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu, Daire tarafından soyut bir şekilde belirlenen oran esas alınarak hesaplanan tazminatın, kamulaştırmasız el atılan taşınmazın gerçek değerinin tespitini engellediğini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu, Dairenin brüt gelir üzerinden neden 1/3 oranında indirim yapılması gerektiğine ilişkin bozma kararında herhangi bir gerekçe belirtmediğini ifade etmiştir.
2. Değerlendirme
22. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Mülkün ve Müdahalenin Varlığı ile Türü
24. Başvuru konusu olayda el atılan taşınmaz tapuda başvurucu adına kayıtlıdır. Dolayısıyla mülkün varlığı hususunda bir tartışma yoktur. Başvurucuya ait taşınmazdan usulüne uygun kamulaştırma yapılmaksızın yol geçirilmesi mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmekle birlikte bu müdahalenin mülkten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
25. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
26. Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine göre mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).
27. Anayasa Mahkemesi Şevket Karataş kararında kamulaştırmasız el atmanın Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleriyle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nda belirtilen usule uymayan bir müdahale olduğu belirtilerek mülkiyet hakkına yapılan söz konusu müdahalenin kanunilik ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır (Şevket Karataş,§§ 52, 53). Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
28. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının ödenmesi Anayasa'nın 46. maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence mahiyetindedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasındaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olacaktır (Kübra Yıldız ve diğerleri, § 61).
29. Somut olayda başvurucu malik olduğu söz konusu taşınmaza davalı İdare tarafından usulüne uygun bir kamulaştırma yapılmadan el atıldığı ve taşınmazın bedelinin ödenmediği iddiasıyla İdare aleyhine tazminat davası açmıştır. Mahkeme davanın kısmen kabulüne karar vermişse de Daire, kararı bozmuştur. Daire, bozma kararında üretim masraflarının brüt gelirin 1/3'i oranında alınması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme bozma ilamından sonra 18.121,23 TL olan tazminat tutarını 15.552,32 TL'ye, ecrimisil bedelini ise 4.125,42 TL'den 3.540,55 TL'ye indirmiştir.
30. Bilirkişi, uyuşmazlığın çözümünü etkileyen ve hâkimin hukuki bilgisiyle aydınlatılamayan bilimsel ve teknik meseleleri açıklığa kavuşturmak, bu tür meselelerde mahkemeyi bilgilendirmek amacıyla görüşüne başvurulan uzman kişi olup bilirkişi görüşünün mahkemeyi bağlamayacağı muhakkaktır. Bilirkişi raporu, hâkimin uyuşmazlığı çözerken dikkate alacağı takdirî bir delilden ibarettir. Hâkim; bilirkişi görüşünü içeren raporun yeterliliğini, raporda açıklanan görüş ve kanaatin itibar edilebilirliğini, dayandığı olguları gözönünde bulundurarak hükme esas alınıp alınmayacağını serbestçe değerlendirir ve takdir eder. Bu bağlamda hâkim, bilimsel ve teknik bakımdan yetersiz ve çelişkili bulduğu bilirkişi raporlarını hükme esas almak zorunda değildir. Bu durum, karar verme ve hüküm kurma yetkisinin hâkime ait olmasının doğal bir sonucudur. Aksi takdirde şekil olarak hükmü kuran hâkim olsa da gerçekte hüküm bilirkişi tarafından verilmiş olur ki bu durum yargı yetkisinin devri anlamına gelir (Saadet Esin [2. B.], B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 46).
31. Bununla birlikte bilirkişinin bilimsel veya teknik uzmanlık gerektiren ve objektif olarak bakıldığında mahkemenin vâkıf olmadığı meselelerde görüş beyan ettiği dikkate alındığında mahkemenin bilirkişi raporunu yetersiz görmesi durumunda bunun gerekçesini ortaya koyması gerekir. Mahkemenin gerekçesini açıklamadan bilirkişi raporunu hükme esas alınamaz bulması, raporun lehine olduğu kişi açısından yargılama adaletini olumsuz yönde etkileyebileceği gibi kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat davalarında taşınmazın gerçek bedelinin veya taşınmazda meydana gelen değer kaybının gerçek miktarının tespit edilmesini de engelleyebilir (Saadet Esin, § 47) .
32. Daire, bozma kararında üretim giderlerinin brüt gelirin 1/3'ü oranında alınması gerektiğine karar vermiştir. Mahkeme de bozma ilamında işaret edilen orana göre üretim gideri hesabını yapmıştır. Bozma ilamında, anılan hesaplamaya ilişkin olarak ilgili taşınmaz özelinde bir tespit veya değerlendirmeye dayanan somut bir gerekçe bulunmamaktadır. Bunun yanında, dosyada üretim giderlerinin oranı hakkında resmî dairelerce hazırlanmış bilimsel veriye de rastlanmamıştır.
33. Sonuç olarak Mahkemenin üretim giderlerinin brüt gelirin 1/3'i oranından az olamayacağına yönelik bozma ilamının kabulünden hareket ederek önceden belirlenen tazminat bedelinden uzaklaşmasını yeterli ve ilgili gerekçeyle ortaya koymaksızın karar vermesi nedeniyle mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesi çerçevesinde ve Anayasa'nın 13. ile 35. maddelerinin gerektirdiği mülkiyet hakkının korunması gerekliliği ile müdahalenin dayandığı kamu yararı arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuş olup mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçüsüzdür.
34. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. Mülkiyet Hakkının Kamulaştırmasız El Atma Davasında Aleyhe Yargılama Giderine Hükmedilmesi Yönünden İhlal Edildiğine İlişkin İddia
35. Başvurucu, kamulaştırmasız el atmaya dayanan tazminat davasında aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
36. Anayasa Mahkemesi olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Kübra Yıldız ve diğerleri kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede başvurucu aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesi neticesinde kamulaştırmasız el atma davasında hüküm altına alınan tazminatın bedelinde önemli ölçüde azalma meydana gelmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Kübra Yıldız ve diğerleri, § 79). Somut başvuruda anılan kararda açıklanan ilkeler ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
D. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
37. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir.
38. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 12/3/2024 tarihinde yürürlüğe giren 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri İle Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'a eklenen 5/A maddesi ve ayrıca anılan Kanun'un geçici 3. maddesinde yapılan değişiklik gereği 12/3/2024 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
39. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
40. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
41. Mülkiyet hakkının kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat davasında tazminatın düşük belirlenmesi ve aleyhe yargılama giderine hükmedilmesi yönünden başvuruda tespit edilen hak ihlallerinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
42. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne veya reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
43. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kamulaştırma dışında tutulan taşınmaz kısımlarının kamulaştırılmaması yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kamulaştırmasız el atma davasında tazminatın düşük belirlenmesi ve aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi yönlerinden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının kamulaştırmasız el atma davasında tazminatın düşük belirlenmesi ve aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi yönlerinden İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Pervari Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2018/10, K.2019/519) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,
E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.