|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
GENEL KURUL
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
ŞERİF ÖZMUTLU BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2020/36986)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 25/9/2025
|
|
R.G. Tarih ve Sayı: 13/3/2026 - 33195
|
|
|
|
GENEL KURUL
|
|
|
|
KARAR
|
|
Başkan
|
:
|
Kadir ÖZKAYA
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Hüseyin Özgür SEVİMLİ
|
|
Başvurucu
|
:
|
Şerif ÖZMUTLU
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; ceza davasında sanığın usule ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülmesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve mahkûmiyete esas olarak suç oluşturmayan bazı eylemlere de dayanılması nedeniyle de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 19/11/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) yönelik olarak yürütülen araştırmalar sırasında Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığı (EGM-KOM) tarafından başvurucunun adına kayıtlı GSM hattı üzerinden ByLock programını kullandığına dair tespitte bulunulması üzerine Ordu Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında terör örgütü üyeliği suçundan soruşturma başlatmıştır. Başsavcılığın başvurucunun yakalanması için verdiği talimat üzerine kolluk görevlilerinin yaptıkları araştırmalarda bir süre önce adresinden taşındığını belirledikleri başvurucuya ulaşamamaları nedeniyle hakkında yakalama emri düzenlenmiştir.
7. Kimliği belirlenemeyen biri Samsun İl Emniyet Müdürlüğünün dâhilî telefon hattını 15/1/2017 tarihinde arayarak başvurucunun, eşi B.Ö.nün ve oğulları E.nin Bafra'da saklandıklarına, B.Ö. Erzurum'da okurken başvurucu ile tanıştırılarak evlendirildiklerine dair ihbarda bulunmuştur.
8. EGM-KOM 19/1/2017 tarihinde Başsavcılığa sunduğu "Yeni ByLock CBS Sorgu Sonucu" başlıklı raporda başvurucunun ByLock kullanımına ilişkin ilk tespit tarihinin 1/12/2014 olduğu bilgisine yer vermiştir.
9. Muş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından anılan örgüte üye olduğu iddiasıyla hakkında ayrı soruşturma yürütülen B.A.D.nin savcılıkta alınan ifadesi ve bu kişiye gösterilen fotoğraflar üzerinden yaptırılan teşhis işlemine dair tutanak başvurucuyla ilgili de anlatımlar içerdiğinden bahisle Başsavcılığa gönderilmiştir. B.A.D.nin 13/6/2017 tarihinde alınan ifadesinin ve kendisine yaptırılan teşhis işleminin başvurucuyla ilgili kısmı şöyledir:
"Ben 2002 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde okurken bu yapıyla tanıştım. Van ilinde Çağlayan isimli yurda dolmuşta giderken yönlendirildim, daha doğrusu dolmuşta kayıt olmaya üniversiteye giderken bu yurdu bana tavsiye ettiler. Ben yurda gidip konuştuğumda bana evlerinin bulunduğunu söylediler, evler bana daha cazip geldiği için bu yapının evlerine çıkmaya karar verdim ve bu yapıya ait eve yerleştirildim. Bu şekilde söz konusu örgüt ile tanıştım.
...
[Üniversitenin 3. sınıfında okurken] ev abisi yine [M.K.] isimli şahıstı. Bu dönemde, Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde Fizik okuyan Van'lı [F.Ş.] isimli bir şahıs vardı, bu şahıs da bu yapılanma tarafından Kenya'ya gönderilmişti. Yine bu dönemde Samsun'lu olan Şerif ÖZMUTLU isimli bir şahıs vardı. Kendisi Biyoloji Öğretmenliği bölümünde okurdu. Kendisi Bölge Mesulü olarak görev yapardı. Bu şahsın bu yapılanmaya ait kurumlarda devam ettiğini düşünüyorum.
...
['Fotoğraftan Teşhis Tutanağı' başlıklı belgede B.A.D.ye başvurucunun fotoğrafı gösterildiğinde:] Bana göstermiş olduğunuz 3 numaralı resimde yer alan şahıs, ifademde Van ilinde 3. Sınıfta okuduğum dönemde FETÖ/PDY terör örgütünün Van ilindeki bölge mesulü olduğunu belirttiğim Şerif ÖZMUTLU isimli örgüt mensubudur. Kendisini kesin ve net olarak teşhis ettim."
10. EGM-KOM başvurucuyla ilişkilendirilen 266990 user-ID numarasına ve bu numaranın kullanılması sonucunda oluşan ve diğer ByLock verilerini içeren 26/7/2017 tarihli ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nı Başsavcılığa sunmuştur. Tutanakta yer alan ByLock verileri özetle şöyledir:
i. "Kullanıcı Profil Bilgileri" başlıklı tabloya göre bu user-ID numarasına bağlı olarak oluşturulan kullanıcı adının "serif5255", şifrenin "serif1942#", mesajın "AYerif A¶mutlu", son çevrim içi tarihinin "19/2/2016" olduğu,
ii. User-ID numarasını arkadaş listesine (roster kayıtları) ekleyen ve bir kısmının kimlik bilgilerinin de tespit edildiği diğer ByLock kullanıcılarının söz konusu user-ID numarasına "şrf b" ve "şerif bey" isimlerini verdiği, bu user-ID numarasının kendi roster kayıtlarına eklediği diğer ByLock kullanıcılarının bazılarının da kimlik bilgilerinin belirlendiği,
iii. 266990 user-ID numarasının beş farklı ByLock grubuna katıldığı, diğer ByLock kullanıcılarından bu grupları kuranların tümünün, gruplara katılanların da bir kısmının kimlik bilgilerinin EGM-KOM tarafından belirlendiği,
iv. Söz konusu user-ID numarasına bağlı kişi listesinde 30, mail listesinde de 20 ayrı ByLock kullanıcısı olduğunun tespit edildiği,
v. "Önem Arz Eden Yazışmalar ve Mailler" başlıklı tabloda bu user-ID numarası ile diğer ByLock kullanıcıları arasında yapılan yazışmalara ve e-postalara yer verildiği,
vi. "(266990) İd'ye Bağlı IP Log Tablosu" ile "(266990) İd'ye Bağlı Tüm Log Tablosu" başlıklı tablolarda söz konusu user-ID numarası üzerinden ByLock programına bağlantı yapılıp programın kullanıldığı sıralarda ByLock sistemi üzerinde oluşan bağlantı kayıtlarına (log kayıtları) yer verildiği anlaşılmıştır.
11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 2016/180056 sayılı soruşturma dosyasındaki ByLock verilerine yönelik olarak yaptığı araştırmalar sırasında ByLock sunucularına ait internet protokol (IP) numaralarına bağlanan IP adreslerinin tanımlandığı ADSL numaraları ile GSM hatlarının tespiti için alınan hâkimlik kararlarını ve bu kararlar doğrultusunda başvurucu adına kayıtlı GSM hattına tanımlanan IP numaralarının da söz konusu IP numaralarına bağlantı sağladığına dair Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından gönderilen CGNAT (HIS) kayıtlarını Başsavcılığa sunmuştur.
12. Soruşturma sırasında, terör örgütüne üye oldukları iddiasıyla haklarında ayrı soruşturma yürütülen diğer kişilerin şüpheli sıfatıyla verdikleri beyanlarında başvurucuyla ilgili anlatımlarda da bulunduklarından bahisle bu kişilerin ifade tutanakları da Başsavcılığa sunulmuştur. Anılan kişilerin ifadelerinin başvurucuyla ilgili kısmı şöyledir:
i. H.B. 25/8/2016 tarihinde Başsavcılıkta şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde;
"Ben savcılıkta vermiş olduğum önceki ifademde de bana detaylı olarak anlatılmış olan etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istiyorum. Bu kapsamda FETÖ silahlı terör örgütüyle ilgili bildiğim ne varsa anlatacağım. Ben üniversite eğitimimi Erzurum Atatürk Üniversitesi Eğitim Fakültesinde yaptım. Üniversiteye giriş tarihim 2000 yılıdır. Üniversite bitiriş tarihim ise 1 yıl uzatmam sebebiyle 2006'dır. Benim FETÖ ile tanışma ve irtibat kurma tarihim üniversitenin son senesi yani 2005 yılıdır.
...
Ordu ilinde bulunan il yapılanması ve yapılanmadaki kişiler şu şekildedir;
A) Eğitim Ayağı
Eğitim ayağına diğer alanlarda da olduğu gibi en üstte İl imamı [Z.F.] bulunuyordu. [Z.F.nin] altında Büyük bölgeci olarak tabir edilen ve aynı zamanda esnaf sorumlusu ve imam yardımcısı olan [İ.Y.], yine [İ.] ile beraber büyük bölgeci olan Şerif Özmutlu ve İl Eğitim Danışmanı olan imam yardımcısı [M.K.] (kod adı [M.]) bulunmaktaydı. [İ.Y.] ve Şerif Özmutlu isimli şahıslara da bağlı bölgeci diye tabir edilen şahıslar bulunmaktaydı. Dünkü ifademde de belirttiğim şekilde bu şahıslardan bildiklerim; [...] isimli şahıslardır. Ancak bu şahısların hangi büyük bölgeciye bağlı olarak çalıştıklarını tam olarak bilmiyorum. Bölgeciler esnaflar ile bağlantı kurarak esnaflardan topladıkları maddi desteği büyük bölgecilere teslim ederlerdi. Büyük bölgeciler bu maddi desteği ihtiyaç olan yerlere dağıtırlardı. Bunların içinde öğrencilerin kaldıkları evler de bulunmaktaydı. Evlerin kiraları, yine evlerin ihtiyaçları yine bu parayla karşılanırdı. Kira ve ihtiyaç noktasında öğrencilerden de para alınıyordu, ama yetmeyen kısmı bu paralardan karşılanıyordu. [M.K.] isimli şahsın ise üniversiteci diye tabir edilen [E.D.], ortaokulcu diye tabir edilen [M.Y.], liseci diye tabir edilen [F.B.] ve BTM diye tabir edilen [H.K.] ile [A.T.] isimli şahıslar bulunmaktaydı. Bu şahıslar öğrencilerle ilgilenmekteydiler. Dershanede de bu şahıslar benimle görüşürlerdi. Bana dershanedeki başarılı ve ahlaklı öğrencileri sorarlardı. Ben bu şahıslara istedikleri özelliklere sahip öğrencilerin kimler olduğunu söylerdim. Bunlar da bu öğrencilerle bağlantıya geçerek öğrencileri evlere yönlendirirlerdi. Aradaki koordinasyonu ve bağlantıyı da ben sağlardım. Bu anlattığım işlemleri yapanlar üniversiteci, ortaokulcu ve liseci diye tabir edilen kişilerdir. BTM diye tabir edilen kişiler ise sadece evlerle ve evde kalan öğrencilerle ilgilenen sorumlulardır. BTM'ler ayrıca öğrenci çekme işiyle uğraşmazlar. Ama tabi bazen BTM'ler de gelip benimle görüşüp öğrenciler hakkında bilgi aldığı da olmuştur. Dershane ve yurt müdürleri doğrudan il imamına bağlı olarak çalışırlardı."
ii. Isparta Cumhuriyet Başsavcılığınca hakkında soruşturma yürütülen A.E.;
- 11/5/2017 tarihinde müdafiinin de hazır bulundurulmasıyla kollukta alınan ifadesinde;
"Ben ortaokulu Isparta Merkez'de Devlet okulunda okudum. Bu esnada ailem Sav Kasabasında oturuyordu ve geliş gidiş yapıyordum. 1994 yılında bizim mahalleye üniversite öğrencilerinin gelerek ev tuttuğunu hatırlıyorum. Bu öğrencilerin evinde televizyon vardı. O tarihte herkesin evinde televizyon yoktu. Mahalleden bir arkadaşım bana bu öğrenci evinden bahsetti ve abilerle top oynuyoruz televizyon izliyoruz sen de gel dedi. Ben de bu şekilde ilk defa cemaat ile tanıştım.
...
VAN İLİNDE CEMAAT İÇERİSİNDE OLDUĞUNU BİLDİĞİM ŞAHISLAR
...
Şerif ÖZMUTLU: Cemaatin Kredi ve Yurtlar Kurumu Sorumlusu altında faaliyet yürütüyordu. Görevi Kredi ve Yurtlar Kurumunda kalan öğrencileri cemaat evine çıkarmaktı. Samsunludur. Biyoloji Öğretmenliği bölümü öğrencisi idi."
- 12/5/2017 tarihinde Isparta Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan ifadesinde;
"2003 yılında Van 100. Yıl Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliğini kazandım. 2009 yılında okulu bitirdim. ... [Üniversitede] ilk yıl kredi yurtlar kurumunda kaldım, Van uzak olduğu için serrehber beni götürmedi Van'a, Van'da örgüt güçlü değildi, ... Şerif ÖZMUTLU Samsunludur, biyoloji öğretmenliğinde okuyordu. ... [başvurucu dışında başka kişilerin de isimlerini söyledikten sonra] söz konusu şahıslar yurttan örgütün evlerine öğrenci aktarıyorlardı.
...
Van'da örgüt içerisinde olduğunu bildiğim şahıslar, ... Şerif ÖZMUTLU KHYK alt sorumlusu idi, Samsunludur, biyoloji öğretmenliği öğrencisi, ..."
iii. E.Ç. 25/8/2016 tarihinde Başsavcılıkta şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde;
"2010 yılında ... üniversiteyi kazandıktan sonra [bir süre kendi tuttuğu evlerde kalıp ardından örgüte ait evde kalmaya başladığını aktarmıştır.] ben dördüncü sınıfın dönem ortasına kadar bu evde kaldım, evde bulunduğum süre içerisinde [A.] isimli şahıs Işık Yayınlarına ait olan Peygamberlerin Hayatları adlı bir kitap getirdi ve bana bu kitabı okumamı söyledi, ben de kendisine okulu bitireceğimi, KPSS sınavına hazırlandığımı, kitabı okuyamayacağımı söyledim, bunun üzerine Şerif ÖZMUTLU adında bir şahıs benim yanıma gelerek 'neden kitapları okumuyorsun, namazlarını kılmıyorsun, seni bu şartlar altında bu evde barındırmayacağız' diye söyledi, bu [A.] isimli şahıs Şerif ÖZMUTLU hakkında bana 'büyük abi' diye söyledi, benim kalmış olduğum evde Şerif ÖZMUTLU isimli şahıs [M. kod adlı E.D., H. kod adlı A.D., M. kod adlı M.E.K., H.K. ve A.] isimli şahıslara toplantı veriyordu, bu toplantıları kendi aralarında yapıp bizi dahil etmiyorlardı, bize 'siz sahile inebilirsiniz ya da odanızdan çıkmayın' şeklinde söylüyorlardı, bu şekilde iki defa toplantı yapıldığına şahit oldum, ben bu evden 15/6/2014 tarihinde ayrıldım ... Şerif ÖZMUTLU isimli şahıs Samsun İlkadım ilçesinden olup ne mezunu bilmiyorum, Şerif ÖZMUTLU isimli şahıs saymış olduğum isimlerin en tepesinde bulunup bu söylemiş olduğum isimlere [Başvurucudan önce isimlerini saydığı kişilerin öğrenci, ev abisi, bölge talebi mesulü, bölgeci olduklarına dair anlatımlarda bulunmuştur.] talimat veren kişidir."
iv. M.U. terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı davada Ordu KOM Şube Müdürlüğüne sunduğu etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talepli dilekçesinde;
"Bu örgütte tanıdığım kişiler vardır. Bunlardan [Z.F.] adlı kişi ordu il abisidir. Bir kaç defa Şerif Özmutlu vasıtası ile görüştüm. [İ.Y.] adlı kişi vardır. Büyük bölge abisidir ve Bölge abisi Şerif Özmutlu'nun üstündeki kişidir. Benim üstümde olan bölge abisi olarak bildiğim Şerif Özmutlu adlı kişi vardır. Şerif Özmutlu’nun beraber toplantı yaptığımız kişiler vardır. Bu kişiler [H.K.] adlı kişi. Bu kişi başka bir esnaf grubuna bakan bölgeci olduğunu bildiğim kişidir. [A.C.] adlı kişi yine başka bir esnaf grubuna bakan bölgeci olduğunu bildiğim kişidir. Şerif Özmutlu kişi bölgecilerle haftada bir toplantı yapıyordu. Bu toplantılarda bizlere esnaf grupları ile alakalı bilgiler alıyordu ve yapmamız gereken şeyler aktarılıyordu. Bylock programını 2015 ekim ayında Şerif Özmutlu adlı kişi yüklemiştir. Bana artık görüşmelerimizi bu program vasıtası ile yapmamız gerektiğini söyledi vede ben kabul ettim." şeklinde anlatımlarda bulunmuştur. M.U. kolluk görevlileri tarafından yaptırılan teşhis işleminde kendisine gösterilen fotoğraflar arasından başvurucuyu teşhis etmiştir.
13. Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock programını kullandığı tespit edilen, terör örgütü üyeliği suçundan hakkında ayrı soruşturma yürütülen G.E. ile ilişkilendirilen user-ID numarasına ilişkin ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı üzerinde kolluk görevlileri tarafından araştırma sonucunda düzenlenen 26/12/2017 tarihli raporu dosyaya sunmuştur. Raporda G.E. ile ilişkilendirilen user-ID numarasının irtibatlı olduğu kişilerden birinin de başvurucu ile ilişkilendirilen 266990 user-ID numaralı kullanıcı olduğu belirtilmiştir.
14. Kolluk tarafından yapılan araştırmalar sonucunda başvurucu 27/2/2019 tarihinde Trabzon'da oturmakta olduğu ikametgâhta eşi B.Ö. ile birlikte yakalanmıştır. Başvurucu soruşturma evresinde müdafiinin de hazır bulundurulmasıyla şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinde;
i. 2001 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği Bölümünü kazandığını, iki yıl Kredi Yurtlar Kurumuna (KYK) ait yurtlarda, sonra da örgüte ait olmayan evlerde kalıp 2006 yılında mezun olduğunu, yüksek lisans eğitimi için Van'da kalmaya devam ettiğini,
ii. 2009 yılında yüksek lisans eğitimi bittikten sonra özel bir okulda öğretmenlik yapmaya başladığını, bu okulda iki yıl çalışıp altı aylığına askere gittiğini, askerliği bittiğinde Rize'ye dönüp 2014 yılına kadar oradaki özel bir okulda çalıştığını, ücret konusunda anlaşamayınca da bu okuldan ayrıldığını,
iii. 2015 yılında Ordu'daki Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Vakfında iş bulup sekreter olarak çalışmaya başladığını, burada bir yıl çalıştıktan sonra vakfın kapandığını, iki yıl boyunca Ordu'da iş aradığını ve bulamayınca yakalanmasından bir yıl önce Trabzon'a taşındığını,
iv. Terör örgütü üyesi olmadığını, örgütsel bir faaliyette bulunmadığı gibi örgüt içinde herhangi bir sıfatla görev almadığını,
v. ByLock tespitine konu hattı kullandığını ancak ByLock programını kullanmadığını, ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nda yer alan verileri oluşturmadığını ve roster kayıtlarında ByLock programını kullandığı belirtilen eşi B.Ö. dışında adları geçen diğer kişileri tanımadığını, ayrıca eşinin de ByLock programını kullanmadığını,
vi. Beyanları kendisine okunan ve aleyhinde anlatımlarda bulunan B.A.D., A.E., H.B. ile M.U.yu tanımadığını ve bu kişilerin ifadelerinin doğru olmadığını savunmuştur.
15. Soruşturma sırasında EGM-KOM, başvurucunun eşi B.Ö.nün de ByLock programını 494134 user-ID numarası ile kullandığına, farklı ByLock kullanıcılarının bu user-ID numarasını kullanan kişiye "B.Ö." adıyla hitap ettiklerine ve başvurucuyla ilişkilendirilen 266990 user-ID numarası ile bu user-ID numarası arasında geçen yazışmalarda 266990 user-ID numarasından "Cano, evde misin?" şeklinde mesajlar gönderildiğine dair veriler içeren ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nı da dosyaya sunmuştur. Başvurucunun eşi B.Ö. Başsavcılıkta şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde diğerlerinin yanı sıra ByLock programını kullanmadığını, birbirleriyle evli iki kişinin kendilerine ait bilgilerle ByLock programına dâhil olup görüşme yapmış olabileceklerini savunmuştur.
16. Soruşturmanın tamamlanması üzerine Başsavcılık 7/3/2019 tarihinde başvurucu ve eşi B.Ö. hakkında terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmaları talebiyle iddianame düzenlemiş; iddianamede başvurucunun örgütle irtibatı nedeniyle kapatıldığı belirtilen kolejler ile vakıfta çalışması, kendisine adresinde ulaşılamayıp başka bir şehirde yakalanması, hakkında telefon yoluyla ihbarda bulunulması, başvurucunun GSM hattına dair CGNAT kayıtlarına ait baz istasyonu yer kayıtlarının başvurucunun bulunduğu ille bağlantılıolması, B.A.D., A.E. ile H.B.nin başvurucunun örgütle irtibatına dair ifadeleri ve M.U.nun sunduğu dilekçede yer alan anlatımlarla bu kişiye yaptırılan teşhis işlemindeki beyanları, G.E. ile ilişkilendirilen user-ID numarası kayıtlarında bu user-ID numarasının başvurucuyla ilişkilendirilen user-ID numarası ile irtibatlı olmasının yanı sıra başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespite dayanarak atılı suçu işlediği kanaatine ulaşmıştır.
17. İddianamede başvurucunun ByLock programını kullandığına ve örgüt içindeki konumuna dair bilgiler şöyledir:
"Şüpheli Şerif Özmutlu'nun, adına kayıtlı [05...0] numaralı hat ile kullandığı tespit ve iddia olunan Bylock programına dair tespit ve değerlendirme tutanağının Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmiş olması ve içeriğinden Şüphelinin 266990 ıd numarası ilekullanıcı adını memleketi Samsun ve son çalıştığı Ordu ilinin plakaları ve adını kullanarak serif5255 olarak belirlemek suretiyle şifresini 'serif1942#' olarak kullandığının, arkadaş listesinde eşi [B.Ö.nün de] kayıtlı olduğunun, diğer kayıtlı kişilerin Ordu ili ile ilgili kişiler olup haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılan ya da haklarında yakalama kararı bulunan kişilerden oluştuklarının tespit edilmesi, tespit edilen mesajlaşma içeriklerinde dernek faaliyetlerinden, örgütün önemli kişilerinden [İ.A.] olduğu anlaşılan kişiye yapılacak para ödemelerinden, şirket faaliyetlerinden bahsedildiğinin, abilerin kendi aralarında telefonla görüşme yapmaları gerekip Whatsap'ın da sıkıntılı olduğuna dair görüşmelerde gizliliğe riayet edilmesi yönünde uyarı mahiyetli yazışmaların tespit edilmesi, 251954 ıd numaralı Bylock kullanıcısının Şüphelinin kullandığı hesaba 'bölgeciler burada bende burdayım' şeklinde 17/02/2016 tarihinde mesaj attığının ve Şüphelinin 'güzel, içerdekilerin durumu nasıl Allah yardımcımız olsun' şeklinde mesaj yazdığının tepit edilmesi, 266990 ıd numaralı Bylock programı üzerinden 11:49:14 ıd numaralı Bylock'u kullanan kişiye Şüpheli Şerif Özmutlu'nun Bylock kullanıcı adının gönderilmiş olması, yine 180184 ıd numaralı kullanıcıya 266990 ıd numaralı hesaptan bu hesabın kullanıcısının serif5255 şeklindeki kullanıcı adının mesaj olarak atılmış olması, 448410 ıd numaralı kullanıcıya yine Şüphelinin hesabından Şüphelinin kullanıcı adının 26/12/2015 tarihinde gönderilmesi ve devamında Şüphelinin hesabından bu kişiye 'hocam cumartesi üç abone istiyoruz sizden, abone kaç olduhocam sabah nerelerdeydin cumartesi [S.] Kolejinde buluşuyoruz' şeklinde mesaj içeriklerinin bulunması, Şüphelinin kullandığı hesaptan eşi [B.Ö.nün] kullandığı tespit olunan 494134 ıd numaralı hesaba 27/12/2015 tarihinde 'aloo' şeklinde mesaj gönderildiğinin, kendisine 'bana neden' şeklinde cevap yazılması üzerine Şüphelinin 'canoo' şeklinde mesaj yazıp devamında 'evdemisin' sorusunun sorulup 'evet' cevabının verildiği ve konuşma içeriği itibariyle Şüphelinin eşi [B.Ö.] ile görüşme yaptığının aşikar olduğunun anlaşılması, Şüphelinin kullandığı Bylock hesabında paylaşılan yazışmalarda bir çok tutuklu örgüt üyesi ile ilgili ziyaretlerine gidildiğine dair yazışmalara yer verilmesi, örgüt üyelerini motivasyona yönelik Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Hükümetini eleştiren paylaşımlara yer verildiğinin tespit edilmesi,
...
ŞÜPHELİ ŞERİF ÖZMUTLU'NUN; Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde öğrenci iken örgüt yurtlarında kaldığının, KYK yurdunda kalan öğrencileri örgütün evlerine yönlendirmekle görevlendirildiğinin, üniversite eğitiminin bitmesi sonrasında Van ilinde bulunan [Se.] Kolejinde çalışmaya başladığının, buradan yine örgüt içerisindeki Rize ilinde bulunan [Ş.] Kolejine tayin olduğunun, Rize ilinden öğretmenlik mesleği ile alakasız yine örgüt içerisinde yapılan görevlendirme ile Ordu iline gelip Ordu Eğitim ve Yardımlaşma Vakfında çalışmaya başlayıp bölgeci olarak esnaflar ile sorumlu kılınan [M.U., A.D.] gibi kişilerin üst sorumlusu şeklinde faaliyette bulunduğunun, örgüt üyelerinin şifreli ve gizli olarak kullandıkları Bylock programı kullanıcısı olduğunun tespit edilmesi itibariyle FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye olma şuuru ile katılarak yukarıda sevk maddeleri yazılı Silahlı Terör Örgütüne üye olma suçunu işlediği kanaatine varılmıştır."
18. Ordu 2. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılama sırasında düzenlenen Tensip Tutanağı'nda başvurucu hakkında aleyhte beyanları bulunan B.A.D, A.E., H.B. ve M.U.nun istinabe yoluyla ve tanık sıfatıyla ifadelerinin alınmasına karar verilmiştir. Anılan kişilerin istinabe talep ettiği mahkemelerce tanık sıfatıyla alınan ifadeleri şöyledir:
i. B.A.D. önceki ifade ve teşhislerini tekrar ettiğini, 2002 ile 2006 yılları arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümünde okuduğunu, üçüncü sınıfa kadar FETÖ/PDY'ye ait evlerde, son sınıfta ise yine örgüte ait Ç. Yurdunda kaldığını, başvurucuyu evde kaldığı dönemde tanıdığını, başvurucunun Samsunlu olduğunu ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği Bölümünde okuduğunu bildiğini, hatırladığı kadarıyla başvurucunun 2005 ve 2006 yıllarında örgüte ait evlerde kaldığını ve bir yıl süreyle dört beş evden sorumlu bölge talebe mesulü sıfatıyla görev yaptığını, başvurucunun kaldığı eve sohbet ve kahvaltı etmek için gittiklerini, 2006 yılında mezun olduktan sonra başvurucuyla hiç görüşmediğini söylemiştir.
ii. H.B. önceki ifadelerinin doğru olduğunu, Ordu'da 2011 ile 2016 yılları arasında FEM Dersanesinde kimya öğretmeni olarak çalıştığını, örgütün Ordu'da yaptığı koordinasyon toplantılarında tanıştığını söylediği başvurucunun örgüt içinde büyük bölgeci olarak faaliyet gösterdiğini, bu sıfatla esnaflardan sorumlu olduğunu, büyük bölgecilerin esnaflarla sohbetler düzenleyip himmet topladıklarını, sonrasında bu paraları muhasebecilere verdiklerini ancak başvurucunun sohbet düzenleyip himmet topladığını görmediğini, ayrıca büyük bölgecilerin bölgecilerden sorumlu olup bölgeciler arasında koordinasyon sağladıklarını, başvurucunun sorumlu olduğu bölgecileri tanımadığını, başvurucunun örgütün Ordu il imamı konumundaki Z.F.ye bağlı olduğunu beyan etmiştir.
iii. A.E. 2003 ile 2009 yılları arasında Van'da üniversitede okuduğunu, başvurucunun da aynı okulda kendisinden bir ya da iki üst dönemde öğrenim gördüğünü, o tarihlerde başvurucuyla KYK'ya ait yurtlarda kaldıklarını, başvurucunun yapı içinde KYK mesullüğü görevini yürüttüğünü, bu yurtlarda kalma amacının kişilik olarak yapıya uygun olan kişileri örgüte ait evlere çıkarmak olduğunu ancak sonrasında başvurucunun örgütün bölge olarak adlandırdığı başka bir yerde görevlendirildiğini, bu nedenle onun örgüt içindeki görevi dışında faaliyetleri olup olmadığını bilmediğini, 2009 yılında okuldan mezun olduğunu ve bu tarihten sonrasına dair başvurucu hakkında bilgi sahibi olmadığını belirtmiştir.
iv. M.U.;
- Başvurucu ile örgütün görevlendirmesi sonucu 2015 yılının Ekim ayında Ordu'ya gittiği zaman tanıştığını, bu sırada başvurucunun Ordu'da örgütün büyük bölge imamı olarak görev yaptığını, başvurucunun kendisine "Sen burada esnaflarla ilgileneceksin." dediğini, kendisinin de bunu kabul ettiğini, bu kapsamda esnaflara sohbet yaptığını, onlara Fetullah Gülen'in kitaplarını okuduğunu,
- Başvurucu ile haftada ya da on günde bir buluşup esnaf grubu ile yaptığı sohbetler hakkında bilgi verdiğini, onun da kendisine ilgilendikleri kişileri ziyaret etmesini ve örgütten kopmamalarını sağlamasını söylediğini,
- Başvurucunun kendisine örgüt içinde bölgeci olma görevi verdiğini, kendisi hakkında terör örgütü üyeliği suçundan ayrı dava yürütüldüğünü, ByLock programı kullandığını, önceki ifadesinde bu programı başvurucunun yüklediğini söylemişse de o yöndeki ifadesinin doğru olmadığını, ByLock programını kendisine başvurucunun ya da bir başkasının yüklemiş olabileceğini, bu hususu net olarak hatırlamadığını ancak başvurucunun aralarındaki görüşmeleri bu program aracılığıyla yapacaklarını söylediğini, başvurucuyla bu program üzerinden görüştüğünü, ByLock programının telefonuna 2015 yılının Ekim ayında yüklendiğini, darbe girişimine kadar olan süre içinde başvurucu ile ByLock üzerinden görüşmeye devam ettiklerini, darbe girişimi sonrasında programı telefonundan sildiğini,
- Darbe girişiminden sonra Ordu'ya gidip başvurucuyla görüştüğünü ve ona işten ayrılmak istediğini söylediğini, başvurucunun bunun nedenini sorması üzerine darbe girişiminin örgüt tarafından yapıldığına kanaat getirdiği için kendisini ve ailesini riske atmak istemediğini ifade ettiğini, başvurucunun buna karşı çıkmadığını, sonrasında da başvurucuyla görüşmediğini söylemiştir.
19. Başvurucu ve eşi B.Ö. yargılamanın 23/5/2019 tarihli üçüncü celsesinde alınan savunmalarında soruşturma evresinde verdikleri ifadeleri genel olarak tekrar etmiş, başvurucu önceki ifadelerinden farklı olarak ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'ndaki roster kayıtlarında eşi dışında adları geçen kişilerden -isim belirtmeksizin- bir kısmını tanıdığını ancak çoğunu tanımadığını söylemiştir. Anılan celsede başvurucu müdafii adı geçen tanıkların ses ve görüntü aktarımı (SEGBİS) yoluyla yeniden ifadelerinin alınmasını talep etmiş, Mahkeme ise dosyanın tekemmül ettiği ve tanıkların yeniden ifadelerinin alınmasının davanın esasına etkili olmayacağı gerekçesiyle başvurucu müdafiinin talebini ara kararıyla reddetmiştir. Bununla birlikte başvurucu müdafiinin yargılamanın 26/6/2019 tarihli beşinci celsesinde tanıkların istinabe yoluyla ifadeleri alınırken kendilerine önceden haber verilmediğini, bu nedenle tanıklara soru soramadıklarını ileri sürerek tanıkların mahkeme huzurunda yeniden dinlenmelerine yönelik talebini tekrar etmesi üzerine bu kez Mahkeme aynı tarihli ara kararıyla başvurucu müdafiinin talebini kabul ederek adı geçen tanıkların yeniden ifadelerinin alınmasına karar vermiştir.
20. Başvurucu müdafii, tanık beyanlarının alınması hususunda istinabe talep edilen mahkemelere gönderdiği dilekçelerle ifadenin alınacağı celseye katılımının SEGBİS aracılığıyla sağlanmasını talep etmiş; bunun kabul edilmemesi durumunda da tanıklara sorulmasını istediği soruları dilekçesinde dile getirmiştir.
21. Tanık B.A.D.nin istinabe talep edilen mahkemece yeniden alınan ifadesi şöyledir:
"Ben bu konuda daha önce ifade vermiştim, bu ifadelerimi aynen tekrar ediyorum. Ben ve Şerif Özmutlu aynı evlerde kalmıyorduk. İlk nerde nasıl tanıştığımızı hatırlamıyorum. Birbirimizin evlerine gidip geliyorduk. Şerif ÖZMUTLU biyol[o]ji öğretmenliği okuyordu. Evlerde kalan sıradan biri değildi. Sorumlulukları vardı. İlk ifademde belirttiğim üzere 4-5 evden sorumlu BTM olarak görev yapıyordu. Bu BTM olarak görevli olmasından başka sanığın herhangi bir eylemine şahit olmadım. Başka bir görevi var mıydı, yok muydu bilmiyorum. Bu anlattıklarım 2004 - 2006 yılları arasına aittir. Bilgim görgüm bunlardan ibarettir dedi.
Sanık müdafiinin tanık, sanığın devlet aleyhine dair herhangi bir eylemine veya söylemine şahit olmuş mudur sorusu üzerine tanıktan soruldu: Ben yukarda anlattıklarım haricinde sanığın herhangi bir eylemine ve söylemine şahit olmadım, dedi.
Sanık müdafiinin tanığın önceki ifadesinde sanık hakkında BTM olarak görev yaptığına ilişkin beyanı görgüye mi yoksa duyuma mı dayalıdır sorusu üzerine tanıktan soruldu: Ben son sınıfta evde değil yurtta kaldım. Benim evde kaldığım dönemde sanık BTM olarak görev yapmıyordu[m]. Yurtta kaldığım dönemde BTM olarak görev yaptığını biliyorum. Sanığın BTM olarak görev yaptığı hususu herkes tarafından bilinirdi. Ben 4-5 evden sorumlu olduğunu biliyorum. Ancak evleri kontrol ederken görmedim, ya da bizzat şahit olmadım."
22. Başvurucu; yargılamanın 15/8/2019 tarihli yedinci celsesinde tanık B.A.D.nin beyanları okunduğunda bu kişinin aleyhe beyanlarını kabul etmediğine dair önceki savunmalarına ek olarak kendisinin örgüt içinde bulunduğunu söylediği konumuna ilişkin olarak öncesinde bölgeci sonrasında ise "bölge talebe mesulü" şeklinde farklı beyanlarda bulunduğunu, bu anlatımlara itibar edilemeyeceğini, ayrıca tanığın belirttiği tarihler itibarıyla ortada FETÖ/PDY olarak adlandırılan bir terör örgütünün bulunmadığını ifade etmiştir.
23. Tanık H.B. istinabe yoluyla ve tanık sıfatıyla yeniden alınan ifadesinde önceki beyanlarını tekrar ettiğini söylemiş; diğer tanıklar A.E. ve M.U.ya ulaşılamaması nedeniyle bu kişilerin yeniden ifadeleri alınamamıştır. Yargılamanın 1/10/2019 tarihli dokuzuncu celsesinde tanık H.B.nin beyanları kendisine okunan başvurucu, tanığı tanımadığına ve onun beyanlarına itibar edilemeyeceğine dair savunmalarını tekrar etmiş; başvurucu müdafii de tanıklar A.E. ile M.U.nun ifadelerinin alınmasını talep etmiştir. Buna karşın Mahkeme ara kararıyla, dosyanın tekemmül ettiği ve söz konusu tanıkların yeniden dinlenmelerinin davaya etkisi olmayacağı gerekçesiyle bu kişilerin yeniden ifadelerinin alınmasına ilişkin önceki ara kararından dönülmesine karar vermiştir.
24. Celse arasında Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı, terör örgütüne üye olma suçundan hakkında soruşturma yürüttüğü S.G.nin kollukta ve savcılıkta alınan ifadelerine ilişkin tutanakları başvurucuyla ilgili anlatımlar içerdiğinden bahisle Mahkemeye göndermiştir. S.G. kollukta müdafiinin de hazır bulundurulmasıyla şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde ByLock programını kullandığını kabul etmiş; Bylock roster kayıtlarında kendi kullandığı user-ID numarasını ekleyenler arasında yer aldığı belirtilen başvurucunun Ordu Eğitim, Kültür ve Dayanışma Vakfında çalışıyor olabileceğini, onun ne iş yaptığını ve nereli olduğunu hatırlamadığını ancak başvurucunun örgüte ait beş altı evden sorumlu olduğunu, onu birkaç kez sohbet verirken gördüğünü beyan etmiş; kendisine gösterilen fotoğraflar arasından da başvurucuyu teşhis etmiştir.
25. Başvurucu müdafii, celse arasında sunduğu 15/10/2019 tarihli dilekçede tanıkların aşamalardaki ifadelerinin içeriğine yönelik önceki itirazlarını yeniden dile getirmiş; ayrıca ByLock verilerinin elde edilme usulü itibarıyla ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesi uyarınca ByLock verilerini içeren materyalin adli makamlarca imajı alınırken imajın bir örneğinin ilgililere verilmemesi nedeniyle hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu, dolayısıyla bu delilin hükme esas alınamayacağını savunmuştur.
26. Yargılamanın 16/10/2019 tarihli son celsesinde Mahkeme, celse arasında dosyaya sunulan ve S.G.ye ait beyanları içeren tutanakları başvurucuya okuduktan sonra Başsavcılık, dosyadaki delil durumu itibarıyla bu kişinin tanık sıfatıyla ifadesinin alınmasına gerek olmadığı yönünde görüş bildirmiştir. Başvurucu müdafii de bu görüşe itiraz etmemiş; Mahkeme, ara kararıyla adı geçen kişinin beyanlarının davanın geldiği aşama itibarıyla esasa etkili olmadığı kanaatine ulaşarak bu kişinin tanık sıfatıyla dinlenmesine gerek olmadığına dair ara kararı vermiştir. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucu ile eşi B.Ö.nün atılı suçu işledikleri sonucuna ulaşmış ve suça ilişkin temel cezayı alt sınırdan uzaklaşarak belirlemiş, başvurucunun neticeten 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin başvurucuyla ilgili kısmı şöyledir:
"19/01/2017 tarihli sorgu sonucuna göre sanığın, [05...] numaralı telefon hattı üzerinden 01/12/2014 tespit tarihi itibariyle Bylock isimli programı kullandığı belirlenmiş, Ordu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından mahkememize gönderilen internet trafik bilgisi kayıtlarına göre ise sanığın 01/12/2014 tarihinden başlayarak 22/02/2016 tarihine kadar 34703 kayıt oluşacak şekilde Bylock programını kullananların tespitini zorlaştırmak amacıyla kiralandığı anlaşılan IP numaralarına bağlandığı tespit edilmiştir.
266990 ID numaralı kullanıcıya ait Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde; kullanıcı adının 'serif5255', şifresinin 'serif1942#' olduğu, ekleyen kişiler tarafından ilgili ID'ye 'şrf b, şerif bey, Şerif bey' şeklinde isimler verildiği, görüştüğü tespit edilebilen şahıslar arasında mahkememizde aynı suçtan yargılanan şahısların da bulunduğu anlaşılmıştır.
Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nda yer alan yazışmalar incelendiğinde;
- Tutanağın 7. sayfasında 266990 numaralı ID'den, 37101 ID numaralı kullanıcıya 'abilerle telefon görüşmesini 0 a indirelim abiler kendi aralarında da telefonla 0 görüşme yapsınlar aynı zamanda watsapta sıkıntı' şeklinde mesaj gönderildiği,
- Tutanağın 17. sayfasında 266990 numaralı ID ile 251954 ID numaralı kullanıcının, örgüt mensubu olduğu değerlendirilen bir kısım şahısların tutuklanması üzerine yaptıkları görüşmenin yer aldığı,
- Bunun yanında örgüt içi dayanışmayı arttırmaya ve gerekli tedbirlere riayete yönelik, örgüt liderine ve örgüte dair çeşitli içerikte mailler bulunduğu anlaşılmıştır.
Yargılama konusu suça ilişkin beyanına başvurulan tanıklardan [B.A.D.], sanığın 2014 - 2016 yılları arasında Van ilinde bölge mesulü olarak görev yaptığını ifade etmiştir. Tanık [H.B.] ise, sanığın Ordu'da büyük bölgeci olarak görev yaptığını, kendisine bağlı kişilerin bölgeci olarak adlandırıldığını, bölgecilerin esnaftan para topladığını, büyük bölgecilerin ise maddi desteğe ihtiyacı olan yerlere dağıttığını beyan etmiştir. Tanık [M.U.] ise, sanığın büyük bölge abisi olduğunu, kendisine bölgecilik görevi verdiğini ve Bylock yüklediğini, sanığın bölgecilerle haftada bir toplantı yaparak esnaf grubu ile ilgili bilgiler aldığını ve yapılması gerekenleri aktardığını ifade etmiştir.
Her ne kadar sanık Bylock isimli programı kullanmadığına yönelik savunma yapmış ise de,
- Bylock isimli programda kullanılan kullanıcı adı, şifre ve ekleyen kişilerin yaptığı isimlendirmenin sanığın ismi ile uyumlu olması,
- Bylock programında yer alan görüşme içeriklerinin tanık beyanlarında yer alan örgütsel faaliyetleri desteklemesi nazara alınarak suçtan kurtulmaya yönelik olduğu kanaatiyle sanık savunmasına itibar edilmemiştir.
Tüm bu anlatımlar ışığında, dosyada yer alan sanığın kullandığı hatta ilişkin internet trafik bilgisini içerir HTS kayıtları, Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ve tanık beyanları bir bütün olarak nazara alındığında; sanığın yukarıda zikredilen Yargıtay içtihatlarında da ifade edildiği üzere, münhasıran FETÖ/PDY mensuplarınca kullanılan Bylock isimli örgüt içi haberleşme programını örgütsel haberleşme ve gizliliği temin maksadıyla kullandığı, bunun yanında tanık beyanlarında geçtiği şekilde örgüt içerisinde 'Büyük Bölgeci' olarak görev yaptığı, böylelikle örgüt ile organik bağ kurarak örgüt üyesi vasfını kazandığı, bu itibarla cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi amacıyla yapılan değerlendirmede;
a) Temel cezanın belirlenmesi: Sanığın örgütsel faaliyetlerinin niteliği ve yoğunluğu nazara alınarak temel ceza alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle belirlenmiştir."
27. Başvurucu müdafii 15/10/2019 tarihli dilekçesinde dile getirdiği itirazları tekrar ederek mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi (Daire) istinaf talebini 10/12/2019 tarihinde esastan reddetmiştir. Anılan kararda Dairenin başvurucuyla ilgili yaptığı değerlendirme şöyledir:
"Her ne kadar sanık Şerif Özmutlu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ilk derece mahkemesince TCK 314/2 maddesi uyarınca takdiren 5 yıl 6 ay hapis cezasıyla ceza tayini yoluna gidilmiş ise de, tanık beyanlarından, bylock içeriklerinden uzun süredir yakalamalı olarak aranan sanığın bu yapı kapsamında üniversite döneminden itibaren günümüze kadar KHYK sorumlusu, BTM, bölgecilerin üstünde onlardan sorumlu büyük bölge abisi/imamı olarak etkin olarak görev yapması dolayısıyla alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak ceza tayinine gidilmesi gerektiği görülmesine karşılık aleyhe istinaf bulunmaması dolayısıyla bu husus eleştiri konusu yapılm[ıştır]."
28. Başvurucu müdafii benzer itirazlarını yineleyerek Daire kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuş; (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesi 17/9/2020 tarihinde Daire kararını onamıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
a. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi Yönünden
29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" başlıklı 314. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
..."
30. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Terör tanımı" başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"(Değişik birinci fıkra: 15/7/2003-4928/20 md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."
31. 3713 sayılı Kanun'un "Terör suçlusu" başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.
Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."
b. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkeleri Yönünden
32. 5271 sayılı Kanun'un "Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma" başlıklı 134. maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan hâli şöyledir:
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir.
(2) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir.
(3) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır.
(4) Üçüncü fıkraya göre alınan yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.
(5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır."
33. 5271 sayılı Kanun'un "Sanığın savunma delillerinin toplanması istemi" başlıklı 177. maddesi şöyledir:
"(1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.
(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâl bildirilir.
(3) Sanığın kabul edilen istemleri, Cumhuriyet savcısına da bildirilir."
2. Yargıtay Kararları
34. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 19/11/2024 tarihli ve E.2022/7236, K.2024/14303 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"ByLock kullanıcısı olduğu kesin delillerle tespit edilen, kod adı kullanan sanık hakkında; aşamalarda beyanları alınan tanıkların, FETÖ/PDY terör örgütü içerisinde polis okulu öğrencisi abiliği yaparak sohbet toplantıları düzenlediğine ve örgüt içerisinde aktif faaliyet yürüttüğüne ilişkin ifadeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
...[S]anık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 302/1 inci maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükmün ONANMASINA ..."
35. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 12/2/2025 tarihli ve E.2024/20610, K.2025/3943 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan sanığın gerçekleştirdiği örgütsel içerikteki mesajlaşmalar ve usulüne uygun olarak dinlenen tanıkların beyanları nazara alındığında;
...[S]anık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 302/1 inci maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükmün ONANMASINA ..."
36. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21/4/2025 tarihli ve E.2023/1682, K.2025/11598 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Yargılama sürecindeki usûli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, örgütsel içerikler bulunan ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı ve hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükmün Tebliğname'ye uygun olarak ONANMASINA ..."
37. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 13/5/2025 tarihli ve E.2022/21314, K.2025/14216 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"ByLock kullanıcısı olduğu dosyada yer alan ve örgütsel içerikler bulunduran ByLock tespit değerlendirme tutanağıyla tespit edilen sanığın faaliyetleri ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamakla; ... sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükmün Tebliğname'ye uygun olarak ONANMASINA ..."
38. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/5/2025 tarihli ve E.2022/23340, K.2025/14964 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Örgütün iletişim programı olan ByLock'ta örgütsel içerikli yazışmalar yaptığı görülen sanığın silahlı terör örgütü üyesi olduğuna dair kabulde ve verilen hükümde hukuka aykırılık görülmemiştir."
39. ByLock programının örgütsel iletişimin sağlanması amacıyla kullanıldığının mesaj içerikleri itibarıyla tespit edilmesi durumunda bu hususun terör örgütü üyeliği açısından belirleyici delil olarak değerlendirilmesine ilişkin birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/5/2025 tarihli ve E.2022/22009, K.2025/14978; 23/6/2025 tarihli ve E.2022/14013, K.2025/18271 sayılı kararları.
40. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 7/3/2023 tarihli ve E.2022/30748, K.2023/985 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Dosya kapsamı, sanık hakkındaki tanık beyanlarına göre, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finansal kuruluşu olan Bank Asyada örgüt liderinin talimatı doğrultusunda ve bankayı kurtarmak amacı ile talimat dönemlerine denk gelecek şekilde hesap hareketleri gerçekleştirdiği, örgütçe faaliyet niteliğindeki toplantıları düzenleyip örgütün sohbet imamlığını yaparak sohbetler verdiği, bizzat il imamına bağlı olarak örgüt yapılanmasında bölgeci olarak sorumlu düzeyde görev aldığı, anılan örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katılıp süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunmak suretiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğuna dair kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir."
41. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 28/3/2023 tarihli ve E.2021/16489, K.2023/1777 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"İlk Derece Mahkemesince ... sanığın hiyerarşik olarak diğer örgüt üyelerinin üzerinde bulunmakla birlikte örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idaresinin bulunmadığı, örgüt içerisinde iş bölümü yapma yetkisine haiz olmadığı, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında, harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenmediği, bu faaliyetleri denetleme yetkisine sahip olmadığı, nitekim sanığın Adıyaman İl imamına bağlı olarak bölgecilik yaptığı, örgüt yapılanmasında Adıyaman ilinin büyük bölge olarak Şanlıurfa iline bağlı olduğu da gözetildiğinde sanığın silahlı terör örgütü yöneticisi olmayıp kendisine gelen emir ve talimatlar doğrultusunda hareket ettiği, yapılan yargılama ve toplanan deliller itibariyle sanığın örgütsel gizliliği sağlamak amacıyla Eagle isimli örgüt içi kriptolu mesajlaşma programını kullandığı, kendi beyanına göre ByLock programını indirdiği ancak kullanmadığı, bilirkişi raporlarına göre her iki telefonda da KakaTalk programının atıklarının tespit edildiği, sanığın bir süre askerde olması nedeniyle kesintiye uğradığı anlaşılmışsa da 2016 yılına kadar örgüt içinde küçük bölgeci olarak faaliyet yürüttüğü, bu kapsamda esnaflardan burs, kurban ve himmet toplayarak örgütün Adıyaman İl imamına bağlı muhasebecisine aktardığı, sohbetlere katıldığı, esnaflara sohbet verdiği, 20 kişiyi örgütün basın organı olduğu için kapatılan Zaman Gazetesine abone yaptığı, örgütün Adıyaman yapılanmasının icra ettiği programlara katıldığı, telefon trafiği itibariyle aynı örgüte üye olmak suçundan haklarında adli işlem yapılan çok sayıda kişi ile irtibatlı olduğu anlaşılmış, sanığın bu şekildeki çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk arz eden eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği suçunu oluşturduğu kanaatine varılmış ve hüküm de buna göre kurulmuştur.
...
Toplanan deliller itibariyle örgütsel gizliliği sağlamak amacıyla Eagle isimli örgüt içi kriptolu mesajlaşma programını kullanan, bilirkişi raporlarına göre ele geçen her iki telefonda da KakaTalk programının atıklarının tespit edilen, 2016 yılına kadar örgüt içinde küçük bölgeci olarak faaliyet yürüten, esnaflardan burs, kurban ve himmet toplayan ve topladığı paraları örgütün Adıyaman İl imamına bağlı muhasebecisine aktaran, sohbet adı altında toplantılara katılan, esnaflara sohbet veren sanık hakkında yapılan yargılamada usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, belirtilen eleştiri dışında eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla karar gerekçelerine göre sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden, sanık hakkında kurulan hükümde bir hukuka aykırılık bulunmamıştır."
42. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 3/5/2023 tarihli ve E.2021/16918, K.2023/2698 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, ByLock kullanıcısı olduğu tespit edilen, bank asya hesabı bulunan ve örgütün talimatı doğrultusunda hesap hareketleri bulunan, örgüte müzahir eğitim kurumlarında çalışan, örgüt içerisinde bölgeci olarak görev alan ve bu görevi doğrultusunda bir kısım örgüt üyesinden sorumlu olan, örgüt evlerine ilişkin sorumlulukları bulunan, sohbet toplantılarına katılan, diğer örgüt üyelerine sohbet veren ve eylemlerine örgütün görünen yüzü ortaya çıktıktan sonra da devam eden sanığın, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylemler yürüterek örgütle organik bağ kurmak suretiyle örgüt üyesi olduğuna dair kabulde ... isabetsizlik bulunmamaktadır."
43. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 12/4/2023 tarihli ve E.2022/10293, K.2023/2254 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere, sanığın soruşturma aşamasındaki ikrara dayalı savunmasına ve bu beyanlarıyla uyumlu tanık beyanlarına göre; örgüte ait yurtta müdürlük yapan, örgütün Konya ili Meram yapılanmasında büyük bölge imamı olarak faaliyet gösteren,sohbet adı altında düzenlenen örgütsel toplantılarda sohbet verip himmet adıyla maddi yardım toplayan, örgütün eyalet imamıyla yapılan toplantılara katılan, 430840 ID numarası üzerinden ByLock iletişim sistemini örgütsel iletişim amacıyla kullanan sanığın, anılan örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katılıp süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunmak suretiyle üyesi olduğuna dair kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir."
44. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 9/5/2023 tarihli ve E.2021/16717, K.2023/2804 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Tanıkların aşamalardaki ifadelerinde, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün sözde Beşirli isimli bölgesi içerisinde bölgeci olarak görev yaptığını beyan etmiş olmaları gözetildiğinde, sanığın örgütsel konumu ve faaliyetlerine göre, tayin olunan temel cezada alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Gizliliği sağlamak amacıyla örgütsel haberleşme aracı olarak 140843 ID numaralı ByLock kullanıcısı olan, bir kısım tanıkların hazırlık aşamasında bir kısım tanıkların ise kovuşturma aşamasında alınan beyanlarında sanığın örgüt içerisinde ev ablası, bölgeci ve büyük bölgeci gibi görevler yaptığına dair anlatımlarda bulunmuş olmaları nazara alındığında, sanığın örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla dahil olup süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunmak suretiyle örgüt üyesi olduğuna dair kabulde bir isabetsizlik bulunmadığı [değerlendirilmiştir.]"
45. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 29/2/2024 tarihli ve E.2023/12151, K.2024/2921 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"İlk Derece Mahkemesince atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığının kabulü ile sanık hakkında beraat kararı verilmiştir. ... İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
Tanık [M.A.nın] etkin pişmanlık kapsamında avukat huzurunda verdiği 13.08.2017 tarihli 'Kalkınma bölgesi ana mütevelli grubu bu grup 2012 yılında olu[ş]turuldu sohbet hocası [S.] kod adlı [S.G.] onun yardımcısı [E.] kod adlı [E.Ö.] isimli şahsın da sohbet abiliği yaptığını biliyorum ayrıca [M.Ş.] isimli şahsın da bu bölgede sohbet abiliği yaptığını biliyorum, 2013 yılında Trabzona büyük bölgeci olarak atandı ve Kalkınma bölgesi ana mütevelli grubunun başına geçti. Bu grubun alt bölgesinde kısa bir süreliğine de olsa [H.] kod adlı [H.Y.] isimli şahsın da sohbet abiliği yaptığını biliyorum. [M.E.] cemaat içinde aktif şahıslardan olup 2014 yılından sonra da faaliyetlerine devam ettiğini biliyorum.' beyanı nazara alındığında beyanında adı geçen [S.] kod adlı [S.G.], [E.] kod adlı [E.Ö.], [M.Ş.], [H.] kod adlı [H.Y.] hakkında ilgili kuruluşlar nezdinde araştırma yapılarak soruşturma veya kovuşturma bulunup bulunmadığının, yakalanıp yakalanmadıklarının, ifadelerinin alınıp alınmadığının tespit edilmesinden sonra şayet yakalanmış iseler ifade tutanaklarının onaylı örneklerinin dosyaya getirtilerek incelenmesi, gerektiğinde mahkemede tanık olarak dinlenilmelerinin sağlanması ve sanık ile yüzleştirme yapılması ile UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında herhangi bir beyan yahut ifade olup olmadığının araştırılıp bulunması halinde beyan ve ifadelerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilip elde edilen tüm bilgi ve belgelerle birlikte CMK'nın 217 nci maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılmasından sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur."
B. Uluslararası Hukuk
1. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi Yönünden
a. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hükümleri
46. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 7. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez."
b. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
47. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 7. maddesinin savaş durumunda ve olağanüstü hâllerde dahi askıya alınmadığını, bu ilkenin hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından biri olduğunu ve Sözleşme koruma sisteminde önemli bir yer tuttuğunu belirtmiştir. Sözleşme'nin anılan maddesi hedef ve maksadından anlaşılacağı üzere keyfî kovuşturma, mahkûmiyet ve cezaya karşı etkili önlemler sağlayacak şekilde yorumlanmalı ve uygulanmalıdır (Del Río Prada/İspanya [BD], B. No. 42750/09, 21/10/2013, § 77).
48. Sözleşme'nin 7. maddesinin koruması ceza kanununun sanığın aleyhine olacak şekilde geriye yürütülmesi yasağı ile sınırlı değildir (Del Río Prada/İspanya, § 78). Bunun ötesinde anılan madde -daha genel anlamda- ancak kanun ile bir suçun tanımlanabileceği ve bir cezanın öngörülebileceği ilkesini de içermektedir (Parmak ve Bakır/Türkiye, B. No: 22429/07 ve 25195/07, 3/12/2019, § 58). Sözleşme'nin 7. maddesi özel olarak ise mevcut suçların kapsamını daha önceden suç olarak sayılmayan eylemlere teşmil edilmesini yasaklarken aynı zamanda ceza kanununun -örneğin kıyas yoluyla- sanığın aleyhine olacak şekilde geniş bir biçimde yorumlanmaması gerektiği ilkesini de kapsamaktadır (Coëme ve diğerleri/Belçika, B. No: 32492/96, ... ve 33210/96, 22/6/2000, § 145; Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye [BD], B. No: 23536/94 ve 24408/94, 8/7/1999, § 36).
49. AİHM'e göre bütün bu değerlendirmelerden suçların ve ilgili cezaların kanun ile açıkça tanımlanması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu gereklilik, bir kimsenin ilgili hükmün ifadesinden veya ihtiyaç duyması durumunda mahkemelerin bu hükmü yorumlamalarından hangi davranışlarının ve ihmallerinin cezai sorumluluk gerektirdiğini anlayabildiği zaman karşılanmış sayılır (Parmak ve Bakır/Türkiye, § 58). Sözleşme anlamında kanun, yazılı hukukun yanı sıra içtihatları da içermekte; erişebilirliği ve öngörülebilirliği de kapsayan niteliksel gerekliliklere işaret etmektedir (Kasymakhunov ve Saybatalov/Rusya, B. No: 26261/05, 26377/06, 14/3/2013, § 77).
50. Sözleşme'nin 7. maddesi "Cezai sorumluluk kurallarının suçun özü ile tutarlı olması ve makul olarak öngörülebilmesi şartıyla davadan davaya aşamalı olarak adli yorum yoluyla netleştirilmesini yasaklar." şekilde anlaşılamaz (Parmak ve Bakır/Türkiye, § 59).
51. AİHM, bir norm ne kadar açık şekilde düzenlenirse düzenlensin ceza hukuku da dâhil olmak üzere herhangi bir hukuk sisteminde kaçınılmaz olarak bir yargısal yorum unsuru olabileceğini kabul etmektedir. Çünkü şüpheli noktaların aydınlığa kavuşturulması ve değişen durumlara uyarlanması ihtiyacı daima olacaktır. Kesinlik çoğu zaman istenen bir durum olsa da bu, beraberinde aşırı katılık getirebilir. Kanunların değişen koşullara ayak uydurabilmesi gerekir. Buna göre birçok kanun, az ya da çok belirsizlik içerir; bunların yorumlanması ve tatbik edilmesi bir uygulama sorunudur. Mahkemelerin görevi, tam da bu türden yorumsal şüpheleri gidermektir (Kafkaris/Kıbrıs [BD], B. No. 21906/04, 12/2/2008, § 141).
52. AİHM, FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan yapılan yargılama sonucunda ByLock programının kullanımına, örgütle bağlantılı sendika ile derneğe üye olunmasına ve Bank Asya hesap hareketlerine dayanılarak verilip kesinleşen mahkûmiyet kararı üzerine yapılan başvuru üzerine verdiği Yalçınkaya/Türkiye ([B.D.], B. No: 15669/20, 26/9/2023) kararında belirleyici delil olarak ByLock kullanılmasını suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamında ele almıştır.
53. Karara konu davada başvurucu hakkında mesaj veya e-posta yoluyla yapılan herhangi bir iletişimin belirlenemediği, ByLock tespitinin mahkûmiyet kararı yönünden belirleyici delil olarak kabul edildiği sonucuna ulaşan AİHM; bu kabule göre ByLock deliline ilişkin olarak anılan kararda suçta ve cezada kanunilik ilkesi yönünden özetle şu değerlendirmelerde bulunmuştur:
i. Başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetinin 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesinin (2) numaralı fıkrasına dayandığını belirtmiş, bu yasal çerçevenin bir kimsenin -gerektiğinde uygun hukuki danışmanlık alarak- hangi eylemlerin kendisini cezai olarak sorumlu kılacağını bilmesini sağlamak için yeterli hassasiyetle formüle edildiğini vurgulamıştır. Buna göre asıl mesele, iç hukukun gereklilikleri de gözönüne alındığında mahkûmiyetin yeterince öngörülebilir olup olmadığıdır (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 245, 249, 254).
ii. Bu kapsamda mahkemelerin ilgili kanuna uymaması veya belirli bir davada bu kanunu makul olmayan bir şekilde yorumlaması ve uygulaması da Sözleşme'nin 7. maddesinin ihlaline yol açabilir (Yalçınkaya/Türkiye, § 256).
iii. Ulusal hukuka göre silahlı terör örgütüne üye olma suçunun belirli bir kasıtla işlendiğini, Yargıtay kararlarında da terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyetin ancak sanığın faaliyetlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğuna dayalı olarak silahlı örgütle organik bağının tespit edilmesi, örgütün hiyerarşik yapısı içinde bilerek ve isteyerek hareket ettiğinin ve örgütün amaçlarını benimsediğinin ortaya konması hâlinde söz konusu olabileceğini açıklığa kavuşturduğunu belirtmiştir. Ayrıca Yargıtayın suçun manevi unsurunu doğrudan kasıt ve suç işleme amacı veya hedefi olarak belirlediğini, dolayısıyla bir örgüte katılan kişinin örgütün suç işleyen veya suç işlemeyi amaçlayan bir örgüt olduğunu bilmesi ve bu amacın gerçekleştirilmesi için özel bir niyeti olması gerektiğini ifade etmiştir. AİHM'e göre terör örgütüne üye olma suçunun oluşması için örgütün faaliyetleriyle bağlantılı olarak ve örgütün amaçlarını gerçekleştirmek gayesiyle fiilî bir suçun işlenmesi gerekmese de kişinin yine de örgütün fiilî varlığına veya güçlenmesine maddi veya manevi somut bir katkıda bulunması gerekir (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 247-249).
iv. ByLock'un sıradan bir ticari mesajlaşma uygulaması olmadığını ve kullanımının prima facie (ilk bakışta) olarak FETÖ/PDY ile bir tür bağlantıya işaret edebileceğini kabul etmiştir. Bununla birlikte 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında cezalandırılan fiilin iddia edildiği gibi sadece bir suç şebekesiyle bağlantı olmayıp kanunda belirtilen kurucu (maddi ve manevi) unsurlar temelinde tespit edildiği ölçüde silahlı bir terör örgütüne üyelik olduğunu belirtmiştir (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 259, 260).
v. Somut olaya ilişkin olarak başvurucunun mahkûmiyetinin ByLock uygulamasını kullandığı iddiasından kaynaklandığını, ulusal mahkemelerin başvurucunun sendika ve dernek üyeliği ile Bank Asyadaki hesabına atıfta bulunmasına rağmen ilgili suçun tüm kurucu unsurlarının başvurucunun ByLock kullanmasına dayandığını ve bunun silahlı terör örgütü üyeliğini ve özellikle de kişisel cezai sorumluluğunun tesis edilmesini sağlayan gerekli manevi bağı kurmak için tek başına yeterli kabul edildiğini belirtmiştir. ByLock kullanımına ilişkin tespitin -delil değerinin ötesinde- Yargıtay tarafından yorumlandığı şekliyle suçun maddi ve manevi unsurlarının varlığına ilişkin bireyselleştirilmiş bir belirlemenin yerini aldığı, böylece 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesinin (2) numaralı fıkrasının gerekliliklerini yerine getirmediği ve konuyu 7. maddenin alanına soktuğu kanaatine varmıştır (Yalçınkaya/Türkiye, § 262).
vi. Bu bağlamda ilgili ulusal mahkemelerin kararlarında ByLock kullanımının başvurucunun FETÖ/PDY'nin cebir ve şiddet kullanarak terörist amaçlar taşıdığını bildiği sonucunu nasıl doğurduğuna, FETÖ/PDY'nin iradesine boyun eğdiğine, amaçlarını gerçekleştirmek için özel bir niyeti olduğuna ve hiyerarşisinin bir parçası olarak faaliyetlerine katıldığına veya ulusal hukukun gerektirdiği şekilde örgütün fiilî varlığına veya güçlenmesine maddi ya da manevi katkı sağladığına ilişkin anlamlı bir açıklama yapmadığına işaret etmiştir (Yalçınkaya/Türkiye, § 263).
vii. AİHM'e göre ulusal mahkemeler, 5237 sayılı ve 3713 sayılı Kanunların ilgili hükümlerini geniş yorumlamak suretiyle ByLock kullanımının silahlı terör örgütü üyeliği anlamına geldiğini tespit etmiştir. Ulusal hukuktaki suçun yasal tanımı kapsamında gerekli olan kastın varlığı tespit edilmeden ByLock kullanıcılarına etkili bir şekilde objektif sorumluluk yüklenmiştir. AİHM, ulusal mahkemeler tarafından kanunun bu şekilde geniş ve öngörülemez bir şekilde yorumlanmasının suçun kurucu -özellikle de manevi- unsurlarını bir kenara bırakma, bu suçu katı bir sorumluluk suçuna dönüştürme ve böylece iç hukukta açıkça belirtilen gerekliliklerden ayrılma etkisi yarattığı sonucuna varmıştır. Bu açıklamalar ışığında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 271, 272).
2. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkeleri Yönünden
a. Sözleşme Hükümleri
54. Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan … bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…"
b. AİHM İçtihadı
55. AİHM; Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında hakkaniyete uygun yargılanmanın temel unsurlarından birinin de yargılamanın çelişmeli olmasına (Rowe ve Davis/Birleşik Krallık [BD], B. No: 28901/95, 16/2/2000, § 60) dikkat çektikten sonra Sözleşme'deki hakların etkili bir biçimde korunması için davaya bakan mahkemelerin tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33).
56. AİHM'e göre silahların eşitliği ilkesi ise taraflara, talep ve açıklamalarını diğer tarafa nazaran dezavantajlı olmayacak şekilde ileri sürebilmeleri için fırsat verilmesini gerektirir (Kress/Fransa, B. No: 39594/98, 7/6/2001, § 72).
57. Sözleşme'nin 6. maddesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkını garanti altına aldığını hatırlatan AİHM; görevinin -delillerin elde edilme ve tartışılma yöntemi dâhil olmak üzere- yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını, bu bağlamda başvurucunun delilin özgünlüğü ile çelişme ve onun kullanımına karşı itirazlarını sunma imkânına kavuşup kavuşmadığını, çelişmeli yargı ve iddia makamı ile savunma arasında silahların eşitliği ilkelerine saygı gösterilip gösterilmediğini değerlendirmek olduğunu ifade etmektedir. AİHM'e göre yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülüp yürütülmediği değerlendirilirken delilin kalitesi dikkate alınmalıdır. Elde edildiği koşulların delilin doğruluğu ve güvenilirliği üzerinde şüphe oluşturup oluşturmadığı hususu da buna dâhildir. Bir delilin başka delillerle desteklenmemesi tek başına yargılamanın hakkaniyetini zedelemese de delilin güçlü olması ve güvenilirliği konusunda risk bulunmamasıyla orantılı olarak destekleyici delil ihtiyacı da zayıflar (Bykov/Rusya [BD], B. No: 4378/02, 10/3/2009, § 90; Kobiashvili/Gürcistan, B. No: 36416/06, 14/3/2019, § 56).
58. AİHM'in Yalçınkaya/Türkiye kararında adil yargılanma hakkı yönünden yaptığı değerlendirmeler ise özetle şöyledir:
i. Hayatın her alanında dijitalleşmenin arttığı gözönünde bulundurulduğunda elektronik delillerin ceza yargılamalarında yaygın hâle geldiğini kabul etmiştir. Somut davada daha sonra yapacağı incelemeye hâlel getirmeksizin, bir bireyin bir suç örgütü için özel olarak tasarlanmış ve münhasıran bu örgütün iç haberleşmesinde kullanılan şifreli bir mesajlaşma sistemini kullandığını kanıtlayan elektronik delillere başvurmanın organize suçlarla mücadelede çok önemli olabileceğini vurgulamıştır. Ayrıca elektronik delillerin geleneksel delil türlerinden pek çok açıdan farklı olduğunu ve doğası gereği tahrip edilmeye, zarar görmeye, değiştirilmeye veya manipüle edilmeye daha yatkın olması nedeniyle farklı güvenilirlik sorunları ortaya çıkardığını kaydetmiştir. Bu bağlamda ayrıca ceza yargılamalarında test edilmemiş elektronik delillerin kullanılmasının bu tür delillerin toplanmasında uygulanan prosedür ve teknolojinin doğası gereği karmaşık olması nedeniyle yargı açısından zorluklar içerebileceğini belirterek bu nedenle ulusal hâkimlerin bu delillerin gerçekliğini, doğruluğunu ve bütünlüğünü tespit etme kabiliyetinin azalabileceğini yinelemiştir (Yalçınkaya/Türkiye, § 312).
ii. Özellikle şifrelenmiş ve/veya hacim ya da kapsam bakımından çok büyük veriler söz konusu olduğunda elektronik delillerin ele alınması, kolluk ve adli makamları hem soruşturma hem de kovuşturma evrelerinde ciddi pratik ve usuli zorluklarla karşı karşıya bırakabilir. Bununla birlikte bu unsurlar Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki güvencelerin daha katı veya daha yumuşak şekilde farklı uygulanmasını gerektirmez. AİHM, usuli ve kurumsal güvenceler ile adil yargılamanın temel ilkeleri ışığında yargılamanın genel olarak hakkaniyete uygun olup olmadığını değerlendirmek zorunda olduğunu belirtmiştir (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 312, 313).
iii. "Delillerin Niteliği" başlığı altında yaptığı inceleme sonucunda ulusal mahkemelerin başvurucu hakkındaki davada CGNAT verilerini tek başına değil ByLock sunucusundan elde edilen veriler ve HTS kayıtları ile birlikte değerlendirdiğini, bu ayrı veri setleri birlikte incelendiğinde başvurucunun ByLock uygulamasını kullandığının ortaya konduğu sonucuna vardığını ifade etmiştir. Diğer yandan Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından elde edilmesinden adli makamlara teslim edilmesine kadar ByLock verilerinin bütünlüğünü sağlamaya yönelik özel usuli güvencelerin bulunmadığını, bu durumun da verilerin niteliği konusunda ilk bakışta şüphe uyandırdığını kabul etse de bu verilerin doğruluğunu sorgulamak için yeterli unsurlara sahip olmadığı değerlendirmesini yapmıştır (Yalçınkaya/Türkiye, § 323).
iv. "Başvurucunun Delillere İtiraz Edebilmesi" başlığı altındaki incelemede ise başvurucunun dava dosyasında yer alan tüm ByLock raporlarına erişiminin olmasının bu raporların oluşturulduğu verilere erişim talep etme hakkı veya menfaati olmadığı anlamına gelmediğini belirtmiştir. Söz konusu ByLock verilerinin başvurucu hakkındaki ceza soruşturmasını tetiklediğini, dolayısıyla davada kritik önemi olduğunu, esasen bu verilerin sadece başvurucunun ByLock kullandığı iddiasına ilişkin bireyselleştirilmiş bilgilerin toplanmasına hizmet etmekle kalmadığını, aynı zamanda ByLock'un münhasıran örgütsel bir iletişim aracı olarak nitelendirilmesi için temel oluşturduğunu, böylece doğrudan başvurucunun mahkûmiyetine yol açtığını vurgulamıştır (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 327, 328).
v. ByLock materyalinin potansiyel olarak başvurucunun kendisini aklamasına veya bu materyalin kabul edilebilirliğine, güvenilirliğine, eksiksizliğine veya delil değerine itiraz etmesine olanak tanıyabilecek unsurlar içerdiğinin gözardı edilemeyeceğini vurgulayan AİHM'e göre ByLock sunucusundan elde edilen ham veriler başvurucuya açıklanmadığı için başvurucu, bu kanıtların bütünlüğünü ve güvenilirliğini ilk elden test edememiş; bunlara atfedilen anlam ve öneme itiraz edememiştir. Bu durum -kural olarak- ulusal mahkemelere bu konuları en kapsamlı incelemeye tabi tutma konusunda daha büyük bir sorumluluk yüklemiştir. Konuyu yerleşik içtihadı temelinde inceleyen AİHM, bu nedenle savunmaya yönelik zorlukların başvurucunun aleyhindeki delillere itiraz etme ve savunmasını etkili bir şekilde ve iddia makamıyla eşit bir şekilde yürütme fırsatına sahip olmasını sağlayan yeterli usuli güvencelerle dengelenmediği sonucuna varmıştır (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 329-331).
vi. Söz konusu kararda ulusal mahkemelerin ByLock'a ait ham verileri başvurucuya vermeme gerekçelerini sunmadıkları gibi başvurucunun verilerin içeriğinin ve bütünlüğünün doğrulanması için bağımsız bir inceleme talebine veya güvenilirliğine ilişkin endişelerine de yanıt vermediklerini vurgulamıştır. Ayrıca başvurucuya şifresi çözülen ByLock materyalleri hakkında, özellikle de bu uygulama üzerindeki faaliyetlerinin niteliği ve içeriği hakkında bilgi edinme fırsatı da verilmediğini belirtmiştir. Bu husus, özellikle başvurucunun mahkûmiyetinde bu kanıtların baskın ağırlığı gözönüne alındığında savunma haklarının korunmasında önemli bir adımdır. Bu eksiklikler nedeniyle savunmanın maruz kaldığı zorluk, yerel mahkemelerin ByLock deliline ilişkin inceleme eksiklikleriyle daha da artmıştır. Daha da önemlisi, mahkemeler ByLock'un 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesinin (2) numaralı fıkrası anlamında FETÖ/PDY üyesi olmayan biri tarafından kullanılmadığının ve kullanılamayacağının nasıl tespit edildiğini yeterince açıklamamıştır (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 332-340).
vii. Ulusal mahkemelerin başvurucunun özel ve ilgili taleplerine ve itirazlarına cevap vermemesi, savunma argümanlarına karşı duyarsız kaldıkları ve başvurucunun gerçekten dinlenmediği konusunda meşru bir şüphe uyandırmıştır. Usulüne uygun olarak gerekçelendirilmiş kararların adaletin düzgün şekilde yerine getirilmesi açısından taşıdığı önem gözönünde bulundurulduğunda mahkemelerin davanın merkezinde yer alan hayati konulardaki sessizliği, başvurucunun mahkemelerin tespitlerine ve ceza yargılamasının sadece şekil açısından yürütüldüğüne ilişkin haklı endişelerini de beraberinde getirmiştir (Yalçınkaya/Türkiye, § 341).
viii. Bu tür elektronik delillerin prensipte terörizm veya diğer organize suçlarla mücadelede çok önemli olabileceğini kabul etmekle birlikte bu delillerin ulusal mahkemeler tarafından adil yargılamanın temel ilkelerini zedeleyecek şekilde kullanılamayacağını vurgulamıştır. Mevcut davadaki eksikliklerin demokratik bir toplumda mahkemelerin kamuoyunda uyandırması gereken güveni sarsıcı ve yargılamanın adilliğini ihlal edici etkileri vardır. Bu nedenle başvurucu hakkındaki ceza yargılaması, hakkaniyete uygun bir yargılamanın gereklilikleriyle uyuşmamıştır (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 344-346).
59. AİHM Yalçınkaya/Türkiye kararında yer verdiği değerlendirmeler doğrultusunda benzer nitelikteki ByLock tespitleri yönünden Demirhan ve diğerleri/Türkiye (B. No: 1595/20, 22/7/2025) kararında da suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
60. Anayasa Mahkemesinin 25/9/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
61. Başvurucu; işlendiği tarihte suç olarak kabul edilmeyen fiillere dayanılarak cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu, bu yöndeki iddia ve itirazlarına karşılık yargı mercilerince yeterli açıklamalara yer verilmediğini belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
62. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesi ile AİHM'in suçta ve cezada kanunilik ilkesine dair değerlendirmelerini içeren kararlarına yer verilmiş; ihlal iddiaları incelenirken söz konusu içtihatlar ile somut olayın kendine özgü koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
63. Başvurucunun iddiaları suçta ve cezada kanunilik ilkesi yönünden incelenmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
64. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
65. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesinin genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlamı ve önemi olup bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili bir şekilde uygulanması sağlanmaktadır (Karlis A.Ş. [1. B.], B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 32; Adnan Şen [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, § 104; Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 60).
66. Anayasa'nın 38. maddesine koşut olarak 5237 sayılı Kanun'un 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır (Fikriye Aytin ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 51; AYM, E.2010/69, K.2011/116, 7/7/2011; AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 61).
67. Ceza verme yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi kanunilik ilkesinin katı şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu kapsamda yargı organlarınca yapılacak yorum ceza normlarının özüyle çelişmemeli ve öngörülebilir olmalıdır. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken, özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47; Adnan Şen, § 107; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62). Bu kapsamda somut olayda değerlendirilmesi gereken, terör örgütüne üye olma suçunun kapsamının öngörülemez şekilde sanığın aleyhine olarak genişletici bir yoruma tabi tutulup tutulmadığıdır (Ahmet Aslan [1. B.], B. No: 2021/23949, 6/10/2022, § 68; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62).
68. Başvuruya konu mahkûmiyet hükmünün kanuni dayanağı 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesidir. Yargı mercilerine göre bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş yasa dışı bir yapı olabileceği gibi yasal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).
69. Bir kişinin yasa dışı örgüt üyeliği suçundan cezalandırılabilmesi için henüz bir suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği başlı başına cezalandırılan bir suçtur. Bu itibarla örgüt üyesinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olması da gerekmez. Terör örgütüne üye olma suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç işlememiş dahi olsa örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür (Metin Birdal [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 60, 61).
70. Bir oluşumun terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş yargı kararının suçun unsurlarından biri olmadığının altını önemle çizmek gerekir. Örgütün niteliklerinin mahkemece belirlenmesi bir tespit kararıdır (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 14). Aksinin kabulü, hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan terör örgütlerinin eylemlerinin unsur yokluğu nedeniyle cezalandırılamaması sonucunu doğurur. Yukarıda alıntılanan Yargıtay içtihatlarının da gösterdiği gibi bir oluşumun terör örgütü olarak tespitine dair kesinleşmiş yargı kararının bu suç özelinde en önemli fonksiyonu, terör örgütüne hukuki varlık kazandırması ve bu bağlamda yapının bir terör örgütü olduğunu bilinebilecek hâle getirmesidir. Dolayısıyla henüz terör örgütü olduğuna dair yargı kararlarının bulunmadığı, dolayısıyla herkesçe bir terör örgütü olarak bilinebilir hâle gelmediği sırada bir örgüt ile irtibatlı ve iltisaklı olan kişilerin kasıtlarının ortaya konulması hayati önemdedir (Ahmet Aslan, §§ 50-51; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 50).
71. O hâlde bir kimsenin FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığının gösterilmesi gerekir. Bu gerekliliğin bir sonucu olarak Yargıtay; terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarının doğrudan kasıt ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu da gözetildiğinde FETÖ/PDY'nin gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığını, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hâle geldiğini, üst düzey hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda paralel yapı veya terör örgütü olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığını, Millî Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla terör örgütünün amacına hizmet ettiği ve sanıklarca da bunun bilindiği somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğini, kişilerin hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret bulunduğunu ifade etmiştir. Başka bir deyişle Yargıtay bir kişinin söz konusu örgüte üye olma suçundan cezalandırılması için sempati ve iltisak boyutunu aşarak terör örgütü niteliğini ve amaçlarını bilerek örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli delillere dayanılmasını şart koşmaktadır (Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 11-19, 51).
72. Bu sebeple Yargıtay; FETÖ/PDY davalarında da örgüte sadece sempati duymayı ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemleri terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet için yeterli görmemektedir. Yargıtaya göre FETÖ/PDY üyesinin örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, terör örgütünün bir parçası olmayı istemesi, örgüte katılma iradesinin devamlılık arz etmesi, saikinin suç işlemek olması şartı aranmalıdır (Yargıtay kararı için bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz, § 13).
73. Yukarıdaki değerlendirmelerden hareket eden ve FETÖ/PDY'nin güvenlik güçlerince önemli ölçüde çözümlenen hiyerarşik yapılanmasını gözeten Yargıtay; üst düzeyde bulunan örgüt mensuplarının katıldığı örgütün niteliklerini, amaç ve yöntemlerini bildiğinin, suç işlemek saiki ile hareket ettiğinin ayrıca örgüte katılma iradesinin devamlılık arz ettiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Yargıtay, FETÖ/PDY'nin oldukça uzun süre yasal zeminde faaliyet göstermesi ve nihai amacını gizli tutması nedeniyle özellikle sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarıyla irtibatlı olduğu tespit edilen kişilerin örgütün nihai amacını bildiğinin ortaya konması gerektiğini kabul etmiştir (Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 11-13, 19; ayrıca bkz. Adnan Şen, § 114; İlhami Aksu [2. B.], B. No: 2018/36918, 15/6/2022, § 21).
74. Yargı mercilerinin değerlendirmelerinden çıkan sonuca göre FETÖ/PDY'nin daha alt katlarıyla irtibatlı olduğu tespit edilen kişilerin -örgütün nihai amacını bildikleri ortaya konmadığı müddetçe- örgüte bir ahlak ve eğitim hareketi, gönüllüler hareketi, dinî bir cemaat olduğu zannı ile sempati duydukları, örgütle irtibat ve iltisaklı oldukları kabul edilmektedir. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarih vermek yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesi ile hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 54).
75. Öte yandan vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (Metin Birdal, § 47; Yılmaz Çelik [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceği meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanının dışındadır (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. Metin Birdal, §§ 67-71).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
76. Başvurucu hakkındaki mahkeme ve Daire kararlarının içeriği gözönüne alındığında mahkûmiyetin temel olarak başvurucunun ByLock programı üzerinde user-ID numarası alıp bu numaraya bağlı alt veriler oluşturmak suretiyle anılan ağa dâhil olduğuna, bu programı örgütsel iletişim amacıyla kullandığına ve FETÖ/PDY'nin hiyerarşisi içinde aşağıdan yukarıya doğru oluşturulup tanımlanan örgütsel konumlarda bulunup en son 2015 yılı ve sonrasında bölgecilerin üstünde ve onlardan sorumlu büyük bölge imamı olarak faaliyet gösterdiğine dair tanık beyanlarına dayandığı anlaşılmıştır (bkz. §§ 26, 27).
77. Somut olayda, mahkûmiyet gerekçesinde ve kanun yolu incelemeleri sırasında verilen kararlarda başvurucunun örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla ByLock programını kullandığına ve örgüt hiyerarşisindeki diğer konumlara göre üst düzeyde olduğu değerlendirilen büyük bölge imamlığı konumuna kadar yükselerek bu sıfatla faaliyetlerde bulunduğuna dair tespitlerden ibaret deliller arasında herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Aksine başvurucunun atılı suçu işleyip işlemediğinin ve bu suç için öngörülen temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi açısından biri diğerine göre ön planda tutulmayan bu delillerin bir bütün olarak değerlendirildiği açıktır (bkz. §§ 26-28).
78. Anayasa Mahkemesi Ferhat Kara ([GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020) kararında "yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkûmiyete dayanak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini tamamen etkisiz hâle getiren ve açıkça keyfî bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla ByLock'un mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasına ilişkin iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu" nu değerlendirmiştir (Ferhat Kara, § 161).
79. Anayasa Mahkemesi, ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ve onu destekleyen diğer veriler doğrultusunda ByLock programının kullanıldığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçu açısından verilen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak değerlendirilmesini Adnan Şen kararında suçta ve cezada kanunilik ilkesi açısından ele almıştır. Bu kararda Anayasa Mahkemesi, ByLock programını kullanmak şeklinde gerçekleşen faaliyetin örgütsel nitelikte olduğuna, başvurucunun örgüt içi iletişimin sağlanması amacıyla FETÖ/PDY mensuplarının kullanımına sunulan ByLock programını örgütsel amaçla kullandığına, dolayısıyla başvurucunun bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olduğuna dair adli makamlarca yapılan yorumların kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediğini, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediğini ve öngörülebilir olduğunu, atılı suçun unsurları netleştirilirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen gösterildiğini değerlendirmiş ve ihlal olmadığı sonucuna ulaşmıştır (Adnan Şen, § 121).
80. Bununla birlikte AİHM, Anayasa Mahkemesinin Ferhat Kara ve Adnan Şen kararlarından sonraki süreçte verdiği Yalçınkaya/Türkiye kararında ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini geniş ve öngörülemez şekilde yorumlayarak ByLock kullanımının silahlı terör örgütü üyeliği anlamına geldiğini tespit ettiklerini belirtmiş; bu bağlamda ulusal hukuktaki suçun yasal tanımı kapsamında gerekli olan kastın varlığı ayrıca tespit edilmeksizin ByLock programını kullanan kişilere doğrudan ve etkili bir şekilde objektif sorumluluk yüklendiği kanaatine varmıştır. Dolayısıyla AİHM, bu durumun suçun özellikle de manevi unsurlarının oluşup oluşmadığını değerlendirme gereği duyulmaksızın terör örgütü üyesi olma suçunu katı bir sorumluluk suçuna dönüştürme ve böylece iç hukukta açıkça belirtilen gerekliliklerden ayrılma etkisi yarattığı sonucuna varmıştır (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 271, 272).
81. Nitekim Yargıtay da özellikle AİHM'in Yalçınkaya/Türkiye kararından sonraki tarihlerde verdiği kararlarda, örgütsel yazışma içeriği tespit edilemeyen sanıkların ByLock programını örgütsel iletişim amacıyla kullanıp kullanmadıklarının ve örgüt yapılanmasına dâhil olup olmadıklarının hukuki bir kesinlik içinde ortaya konulabilmesi için -somut olayın özelliğine göre ve ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına yansıyan verilere yönelik- yapılması gerekli görülen araştırma işlemlerini güncel ve istikrarlı içtihatlarında belirlemiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/10/2024 tarihli ve E.2022/6887, K.2024/12706; 31/10/2024 tarihli ve E.2022/13560, K.2024/12904; 4/11/2024 tarihli ve E.2022/8312, K.2024/13516; 5/11/2024 tarihli ve E.2022/8457, K.2024/13588; 25/11/2024 tarihli ve E.2024/17021, K.2024/15092; 28/11/2024 tarihli ve E.2022/15419, K.2024/15834; 6/1/2025 tarihli ve E.2022/28134, K.2025/427; 21/1/2025 tarihli ve E.2021/11306, K.2025/1891; 21/5/2025 tarihli ve E.2025/542, K.2025/15312 sayılı kararları).
82. Öte yandan Yargıtay, birçok kararında örgütün terminolojisi doğrultusunda oluşturup adlandırdığı birtakım üst düzey konumlarda bulunan ve bu konumu itibarıyla gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerini belirli tarihlerden sonra dahi devam ettiren kişiler açısından söz konusu üst düzey konum ve faaliyetlerin de -örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla ByLock programını kullanıp kullanmamalarından bağımsız olarak- terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyet için gerekli görülen süreklilik, çeşitlilik ve yoğunlukta olduğu sonucuna ulaşmıştır. Dolayısıyla Yargıtay, kişilerin söz konusu eylemleri gerçekleştirdiklerine dair somut tespitleri onların FETÖ/PDY'yle organik bağlarının tespit edilmesinin örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde bilerek ve isteyerek hareket ettiklerinin ve örgütün amaçlarını benimsediklerinin ortaya konması açısından belirleyici delil olarak değerlendirmektedir (bkz. §§ 39-44).
83. Nitekim terör örgütü üyeliği suçu açısından Anayasa Mahkemesi de;
i. Yahya Turgut [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024 kararına konu olayda başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı okulda müdür yardımcısı sıfatıyla görev yaptığı sırada 2014 yılından itibaren örgüt adına kurban ve himmet adı altında para toplanmasını sağlamasını, örgüte yönelik soruşturmaların yürütüldüğü süreçte okulda öğrencilere örgütü ve Fetullah Gülen'i öven konuşmalar yapmasını, okuldaki öğretmenlerin örgüt talimatıyla gerçekleşen protesto eylemine katılımlarını organize edip bu eyleme katılmasını ve bu eylemlerin yanı sıra anılan okulda örgüt içi tayine tabi olarak çalışmasını değerlendirmiştir.
ii. Hidayet Mete [2. B.], B. No: 2021/38674, 27/2/2025 kararına konu olayda da başvurucunun örgüt yöneticisi olduğu iddiasıyla hakkında soruşturma yürütülen kişiyle içeriği belli olmamakla birlikte telefon görüşmesi yapmasını ve daha ziyade örgütteki görevini başka bir örgüt yöneticisinin yerine yürüttüğüne, buna göre örgütün üst düzey üyesi olup bu konumu itibarıyla örgütün sivil sorumlusunun yerine görev yaptığına dair tespitlerde bulunulmasını değerlendirmiştir.
84. Anayasa Mahkemesi anılan kararlarında her iki olayda da söz konusu delilleri bir bütün olarak değerlendiren mahkemelerin başvurucuların bu eylemleriyle örgütün nihai amacını bilmediklerinden söz edilemeyeceğine ve gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dâhil olmayı tercih ettiklerine dair tespitlerinin somut olayın şartlarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı, kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu sonucuna ulaşmıştır (Yahya Turgut, §§ 57-59; Hidayet Mete, §§ 44-47).
85. Böylelikle anılan Yargıtay kararları da gözetildiğinde (bkz. §§ 39-44, 82) somut olayda Mahkemenin başvurucunun ByLock programını örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullandığına dair tespiti dikkate alınmasa dahi başvurucunun örgüt hiyerarşisi içinde yükselerek en son büyük bölge imamı olarak görev yaptığını değerlendirmek suretiyle oluşturduğu kabulün de somut olayın şartlarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı vurgulanmalıdır. Nitekim Mahkeme, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde bulunduğu üst düzey konumun ve gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak örgütün nihai amacını bildiği sonucuna varmış ve aksi yöndeki savunmalarına itibar etmemiştir.
86. Mahkemenin bu yorumunun kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme, atılı suçun unsurlarını netleştirirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen göstermiştir. Buna göre başvurucunun yukarıda anılan eylemleri dolayısıyla bu oluşumun suç işlemek amacında olduğuna ve üzerine atılı örgüt üyeliği suçunun unsurlarını bilebilecek konumda bulunduğuna ilişkin olarak varılan sonucun temelsiz olduğu söylenemez.
87. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. ByLock Verilerini İçeren Dijital Materyallerin Mahkeme Huzuruna Getirtilmemesi ve Bu Materyaller Üzerinden Bilirkişi İncelemesi Yaptırılmaması Nedenleriyle Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
88. Başvurucu; ByLock verilerini içeren dijital materyallerin Mahkeme huzuruna getirtilmemesi ve bu veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
89. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesi ile AİHM'in silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine dair değerlendirmelerini içeren kararlarına yer verilmiş; ihlal iddiaları incelenirken söz konusu içtihatlar ile somut olayın kendine özgü koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
90. Başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri yönünden incelenmiştir.
91. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içermektedir (Gökay Dayan [2. B.], B. No: 2014/12206, 21/9/2017, § 21).
92. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "... ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Bu itibarla anılan ilkelerin adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Anılan ilkelere uygun yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete uygun olması olanaklı değildir (Ruhşen Mahmutoğlu [1. B.], B. No: 2015/22, 15/1/2020, § 56).
93. Ceza davasında ulaşılması amaçlanan temel amaç, maddi gerçeğin adil yargılanma hakkına uygun olarak ortaya çıkarılmasıdır. Çelişmeli yargılama ilkesi, bu amacın gerçekleştirilmesinin en önemli unsurlarındandır. Anılan ilke taraflara dava dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını gerektirir. Dolayısıyla ceza davalarında mahkemenin kararını etkilemek amacıyla dosyaya sunulan görüş ve delillerden sanığın haberdar olmasına, bunlara karşı etkili şekilde karşı çıkmasına fırsat verilmesi gerekir (Tahir Gökatalay [2. B.], B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 25; Cezair Akgül [1. B.], B. No: 2014/10634, 26/10/2016, §§ 27-31).
94. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (Yaşasın Aslan [2. B.], B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsamaktadır (Yüksel Hançer [1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 18).
95. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye aittir (Mustafa İbiş [1. B.], B. No: 2015/13089, 17/7/2018, § 35). Bu konuda değerlendirme yapmak Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin usule ilişkin imkânlar konusunda taraflardan birinin diğerine nazaran dezavantajlı bir konuma düşürülüp düşürülmediğini denetleme görevi bulunmaktadır.
96. Silahların eşitliği ilkesi kapsamında yapılacak inceleme, başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Yüksel Hançer, § 19).
97. AİHM, Yalçınkaya/Türkiye kararına konu olan ve terör örgütü üyeliği suçu açısından ByLock delilinin tek veya belirleyici delil olarak değerlendirildiği davada ByLock sunucusundan elde edilen ham verilerin başvurucuya açıklanmadığını, bu nedenle başvurucunun bu kanıtların bütünlüğünü ve güvenilirliğini ilk elden test edemediğini ve bu delilin kabul edilebilirliğine, güvenilirliğine, eksiksizliğine veya delil değerine -bunlara atfedilen anlam ve öneme- itiraz edemediğini, savunmaya yönelik bu zorlukların ise başvurucunun aleyhindeki delillere itiraz etme ve savunmasını etkili bir şekilde ve iddia makamıyla eşit bir şekilde yürütme fırsatına sahip olmasını sağlayan yeterli usul güvenceleriyle dengelenmediği; bu nedenle başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 329-340). Anılan kararda yer verilen değerlendirmeler doğrultusunda başvurucunun dile getirdiği benzer yöndeki itirazların da dikkate değer olduğu düşünülebilecektir.
98. Bununla birlikte detayları yukarıda açıklandığı üzere somut olayda başvurucunun örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla ByLock programını kullandığına dair tespitlerin -ByLock delilinin- yanı sıra örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonraki tarihlerde dahi örgüt hiyerarşisi içerisinde üst düzey bir konum olarak değerlendirilen büyük bölge imamı olarak faaliyetlerde bulunduğuna dair tanık beyanları da -beyan delilleri- Mahkemece mahkûmiyet ile cezanın bireyselleştirilmesi için ayrı ayrı önemli ağırlıkta delil olarak kabul edilmiştir (bkz. §§ 26, 76, 77). Yargıtayın örgüt hiyerarşisi içinde bu veya benzer konumlarda faaliyet gösteren kişilerin terör örgütü üyesi olma suçu için aranan koşulları taşıdığına dair kararları (bkz. §§ 40-45) ile mahkeme ve Daire kararlarındaki anlatımlara göre suçun sübutu ve temel cezanın belirlenmesi açısından ByLock ve beyan delillerinin birbirlerinden bağımsız ve önemli ağırlıkta deliller olarak değerlendirildikleri anlaşılmıştır. Dolayısıyla -somut olayın kendine özgü koşulları içinde- ByLock delilinin başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararı ile bu suça dair temel cezanın belirlenmesi açısından tek veya belirleyici delil olarak kabul edildiğini söylemek mümkün görünmemektedir.
99. Buna ek olarak başvurucunun yargılama sırasında tanıkların yeniden ifadelerinin alınması gerektiğine dair itirazlarını olağan kanun yollarına ilişkin başvurularında dile getirmediği (bkz. §§ 19, 23, 27, 28) ve içeriklerinden haberdar olduğu anlaşılan tanık beyanlarına karşı itirazlarını aşamalarda etkili şekilde ileri sürebildiği (bkz. §§ 14, 19, 22, 23, 25) gibi bireysel başvuru formunda da tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine dair iddiada bulunmadığının da altı çizilmelidir.
100. Sonuç olarak başvurucu hakkında ByLock delilinin tek veya belirleyici delil olarak değerlendirilmediği anlaşıldığından Mahkemenin salt ByLock verilerini içeren dijital materyalleri Mahkeme huzuruna getirtmemesinin ve bu veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmamasının yargılamanın bütünü itibarıyla başvurucuyu iddia makamı karşısında usule ilişkin imkânlardan yararlanma noktasında önemli ölçüde dezavantajlı konuma düşürdüğünden söz edilemeyecektir.
101. Açıklanan gerekçelerle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Diğer İhlal İddiaları
102. Başvurucunun;
i. Yargılamanın ilk celsesinde BTK kayıtları ile tanık beyanlarının dosyaya sunulmaması sonucunda bu delillere karşı anılan celsede savunmasının alınmamasının ve BTK kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmamasının silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerini ihlal ettiğine ilişkin iddiasının kanun yoluna başvuru dilekçelerinde öne sürülmemesi nedeniyle Onur Kara ([1. B.], B. No: 2017/29853, 8/7/2020, §§ 32-34) kararı; ceza infaz kurumunda kaldığı süreçte diğer hükümlülere tanınan telefon ile haberleşme ve görüş haklarından yararlandırılmamasından dolayı haberleşme hürriyetinin yanı sıra özel hayat ve aile hayatına saygı hakkıyla bağlantılı ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının da ilgili yargısal yollar tüketilmeden bireysel başvuruda bulunulması nedeniyle Bayram Gök ([2. B.], B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 20-24) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi,
ii. Dosyadaki delillerin tümünün gerekçeli karara işlenmemesi ve karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedenleriyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Yasemin Ekşi ([1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57) ve Mehmet Yavuz ([1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51) kararları; delillerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi ve yeterli delil elde edilmeden mahkûmiyet kararı verildiğine ilişkin iddiasının da Ahmet Sağlam ([2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/9/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.