|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Muhammed Cemil KANDEMİR
|
|
Başvurucu
|
:
|
Kemal TUĞRUL
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Alper Yılmaz ÇAT
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, üyesi olduğu sendikanın aldığı karar üzerine nöbet görevini yerine getirmeyen kamu görevlisinin disiplin cezası ile cezalandırılması nedeniyle sendika hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, Aksaray'da bir ilkokulda sınıf öğretmeni olup Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (TÜRK EĞİTİM-SEN) üyesidir.
3. Başvurucunun üyesi olduğu TÜRK EĞİTİM-SEN'in aldığı 12/3/2018 tarihli ve 55 sayılı karar şöyledir:
"Toplu sözleşme hükümleri gereğince, örgün eğitim kurumlarında (mesleki eğitim merkezleri dahil) ders yılı süresi içinde eğitim ve öğretim fiilen yapıldığı normal çalışma günleri için ilgili mevzuatına göre kendilerine nöbet görev verilen ve bu görevi de fiilen yerine getiren müdür yardımcıları ile öğretmenlere haftada 3 saat geçmemek üzere ek ders ücreti ödenmektedir. Haftada birden fazla nöbet görev verilen öğretmenlerimize ise bu görev fiilen yerine getirilmesine rağmen haftada bir günden fazla nöbet ücreti ödenmemektedir. Bu durum T.C. Anayasası’nın 18 maddesinde yer alan 'Hiç kimse zorla çalıştırılamaz.Angarya yasaktır'hükmü ile düzenlenen angarya yasağın[a] açıkça aykırıdır.Bu sebeple, angarya yasağına aykırı şekilde haftada birden fazla nöbet görevi verilen üyelerimizin isteklerine bağlı olarak 2017-2018öğretim yılı sonuna kadar bu görevi yerine getirmeyeceklerine dair okul idarelerine dilekçe ile başvuruda bulunmalarına, buna rağmen verilen haftada birden fazla nöbet görevini yerine getirmemelerine karar verilmiştir."
4. TÜRK EĞİTİM-SEN aynı tarihte tam gün eğitim yapan eğitim kurumlarındaki üyelerinden isteyenlerin 2017-2018 öğretim yılı sonuna kadar öğle arasında nöbet tutmamalarına ilişkin de bir karar almıştır. Mezkûr 12/3/2018 tarihli ve 53 sayılı karar şöyledir:
"Tam gün eğitim yapan eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlere, kesintisiz bir şekilde, tüm gün nöbet görevi verilmekte ve öğle arasında da nöbet alanında bulunarak nöbet görevini yerine getirmeleri istenilmektedir. Öğretmenlerimiz[e] beslenme, dinlenme ve ibadet gibi en temel ve insani ihtiyaçlarını karşılama hakkı verilmeksizin tüm gün nöbet görevi verilmesi yasal ve adil değildir. Bu sebeple tam gün eğitim yapan eğitim kurumlarında nöbet görevini yerine getiren üyelerimizden isteyenlerin 2017-2018 öğretim yılı sonuna kadar öğle arasında dinlenme hakkını kullanmalarına ve öğle arasında nöbet tutmamalarına karar verilmiştir."
5. Başvurucu, söz konusu sendika kararlarına istinaden aynı hafta içinde ücreti ödenmeyen ikinci nöbet görevini ve öğle arası nöbet görevini yerine getirmeyeceğini 16/3/2018 tarihli iki ayrı dilekçeyle okul idaresine bildirmiştir.
6. Başvurucunun sendikanın almış olduğu kararlara istinaden öğle arası nöbet görevini ve ikinci nöbet görevini yerine getirmediği tutanak altına alınmış ve başvurucu hakkında 20/12/2018 tarihinde disiplin soruşturması başlatılmıştır. Disiplin soruşturmasında başvurucunun mart ayında 1 saat, nisan ayında 5 saat, mayıs ayında 4 saat, haziran ayında 1 saat olmak üzere toplam 11 saat öğle arası nöbet görevini ve 29/3/2018, 26/4/2018 ve 24/5/2018 tarihlerindeki ikinci nöbet görevlerini yerine getirmediği tespit edilmiştir. Başvurucunun -tevhiden- 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (C) bendinin (a) alt bendi gereğince "1/30 Oranında Aylıktan Kesme" cezası ile cezalandırılması öngörülmüştür. Ancak geçmiş hizmetleri sırasındaki olumlu çalışmalarından dolayı bir alt ceza uygulanmak suretiyle başvurucu aynı Kanun'un 125. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi uyarınca "Kınama" cezası ile cezalandırılmıştır.
7. Başvurucu, hakkında tesis edilen disiplin cezasının iptali talebiyle dava açmıştır. Aksaray İdare Mahkemesi (Mahkeme) davanın reddine karar vermiştir. Kararda, başvurucunun okul müdürlüğüne verdiği dilekçelerle sendika kararına istinaden kendisine öğle arası nöbet görevi ve haftada birden fazla nöbet görevi verilmemesini talep ettiği, nöbet görevi verildiği takdirde nöbet görevini yerine getirmeyeceğini bildirdiği, öğle arası nöbet görevleri ile 29/3/2018, 26/4/2018 ve 24/5/2018 tarihlerindeki ikinci nöbet görevlerini yerine getirmediğinin tutanakla sabit olduğu belirtilmiştir. Devamında devlet memurlarının kanunda ve diğer mevzuatta belirtilen esaslara uymakla ve kendilerine verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü oldukları, devlet hizmetlerinin ve işlerinin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylemlerde bulunmalarının yasaklandığı, nöbet görevini yerine getirmemesinin devlet hizmetlerinin aksamasına sebebiyet verebileceği, bu eylemin sendikal hak kapsamında da değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.
8. Mahkeme kararına karşı başvurucu tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Konya Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi istinaf başvurusunu esastan kesin olarak reddetmiştir.
9. Başvurucu, nihai hükmü 5/3/2021 tarihinde öğrendikten sonra 30/3/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
11. Başvurucu, üyesi olduğu sendikanın aldığı karar uyarınca gerçekleştirdiği eylem nedeniyle disiplin cezası almasının dernek kurma hürriyetini, sendika hakkını ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca, yargılama mercilerince eksik inceleme yapılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ve ücreti verilmeden ikinci bir nöbet tutmaya zorlanması nedeniyle angarya yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğine yönelik şikâyetleri incelenirken Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
12. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında, kamu görevlileri sendikalarının faaliyet alanlarına ilişkin oldukça geniş açıklamalarda bulunmuştur (Ahmet Parmaksız [GK], B. No: 2017/29263, 22/5/2019, §§ 50, 62; Ayfer Altuntaş ve İkbal Ünzile Gürsoy [1. B.], B. No: 2018/24874, 31/3/2022, §§ 26, 36). Başvurucu, başvuru konusu nöbet tutmama eylemleriyle idareyi baskı altına alarak öğle arasında nöbet görevi yapmamayı ve tuttuğu ikinci nöbet için ücret verilmesini hedeflemiş ve bu eylemleri sendika kararı üzerine gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla anılan eylem çağrılarının kamu görevlisinin çalışma hayatı ve bu bağlamda sendikaların çekirdek faaliyet alanı ile ilgili olduğu anlaşıldığından somut olaya konu müdahalelerin sendika hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (sendikal hakların değerlendirme usulü ve mahiyeti için bkz. Ahmet Parmaksız, §§ 48-63; Ayfer Altuntaş ve İkbal Ünzile Gürsoy, §§ 24-34).
13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan sendika hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
14. Öğle arası nöbet görevini ve ikinci nöbet görevini üyesi olduğu sendikanın kararını gerekçe göstererek yerine getirmeyen başvurucuya tevhiden disiplin cezası verildiği görülmektedir. Bu durumda başvurucunun sendika hakkına bir müdahalede bulunulduğu açıktır.
15. Başvurucunun sendika hakkına müdahalenin kanuni dayanağını 657 sayılı Kanun'un 26. ve 125. maddelerinin oluşturduğu ve kanunilik ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır. Başvurucunun nöbet görevini yerine getirmemesi nedeniyle yapılan müdahalenin kamu hizmetinin gereği gibi yerine getirilmesine yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve Anayasa'nın 51. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması meşru amacını taşıdığı sonucuna varılmıştır. Sendika hakkına yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir (Tayfun Cengiz [2. B.], B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 55; Abidin Aydın Tüfekçi [1. B.], B. No: 2013/1315, 15/4/2015, § 52; Hikmet Aslan [2. B.], B. No: 2014/11036, 16/6/2016, § 50). Bu itibarla müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu yönünden inceleme yapılacaktır. Başvurucunun aynı hafta içerisinde birden fazla nöbet tutma ve öğle arası nöbet tutma görevlerini yerine getirmemesi sebebiyle tevhiden disiplin cezası ile cezalandırıldığı (bkz. § 6) ve bu disiplin cezasının iptali talebiyle açtığı davanın mezkûr iki ayrı eylemin sabit olduğu değerlendirilerek reddedildiği (bkz. § 7) görüldüğünden söz konusu eylemler ayrı ayrı değerlendirilecektir.
A. Aynı Hafta İçerisinde Birden Fazla Nöbet (İkinci Nöbet) Tutmama Eylemi
16. Anayasa Mahkemesi benzer iddiaları Osman Bayat ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/11319, 5/9/2024) kararında değerlendirmiştir. Osman Bayat ve diğerleri kararına konu olayda, sendikaların öğretmenlere nöbet görevi karşılığında ücret ödenmesi talebine ilişkin yetkililere seslerini duyurmak için 2012 yılı başlarından 2015 yılı ortalarına kadar çeşitli sendikal araçlarla etkinlikler düzenledikleri ve nihayetinde üyelerinin 2015 yılı ikinci döneminde kesintisiz olarak nöbet tutmaması yönünde kararlar aldıkları görülmektedir (Osman Bayat ve diğerleri, §§ 7-9). Öğretmenlere nöbet ücreti ödenmesi taleplerine ilişkin olarak düzenlenen eylem kararına istinaden 2015 yılı Nisan-Haziran döneminde toplamda 7 ilâ 11 gün süresince nöbet görevlerini yerine getirmeyen başvurucuların uyarma cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Başvurucular, bu disiplin işlemlerine karşı açtıkları davaların reddedilmesi üzerine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, anılan başvuruyu sendika hakkı kapsamında incelemiştir.
17. Mezkûr kararda başvurucuların nöbet tutmama eylemine birçok defa (7 ilâ 11 gün) başvurarak kamu makamlarının sendika hakkı kapsamında yapılan eylemlere göstermesi gereken müsamaha seviyesinin ötesine geçildiği vurgulanmıştır (Osman Bayat ve diğerleri, § 47).
18. Osman Bayat ve diğerleri kararında, idarenin başvurucular hakkında hemen disiplin soruşturması açmadığı, nöbet ücretine ilişkin taleplerini dile getirebilmeleri için gerekli ortamı başvuruculara sağladığı, aynı eyleme her bir başvurucu tarafından birçok defa başvurulmak suretiyle başvurucuların eylemden bekledikleri fayda ile kamu hizmetlerinin devamlılığı arasındaki dengeyi bozacak surette hareket ettikleri belirtilmiştir (Osman Bayat ve diğerleri, § 48). Anılan kararda, kamu görevlileri sendikalarının çeşitli sendikal araçlarla taleplerine ilişkin politika yapma sürecini başlatmalarına rağmen görevi yerine getirmeme şeklindeki eylemlerin devletin öğretmenler için asli bir görev olarak öngördüğü ve eğitim öğretim faaliyetlerinin kesintisiz olarak sürdürülmesinde yadsınamaz bir önemi olan nöbet düzenlemesinin tamamen ve fiili olarak işlevsiz kalmasına neden olduğu ifade edilmiştir. Kararda, iki ay gibi eğitim hizmeti bakımından oldukça uzun kabul edilebilecek bir süre boyunca devam eden nöbet görevini terk etme eylemine karşılık olarak başvurucuların uyarma cezasıyla tecziyesinin demokratik toplumda zorunlu sosyal bir ihtiyacı karşıladığı belirtilmiştir (Osman Bayat ve diğerleri, § 49).
19. Buna göre özet olarak Osman Bayat ve diğerleri kararında; başvurucuların eylemlerinin uzun süre devam etmesi, idare tarafından başvuruculara azımsanmayacak bir süre müsamaha gösterilmesi ve nihayetinde başvuruculara verilen cezanın en hafif disiplin cezası olması olguları esas alınarak müdahalenin zorunlu toplumsal ihtiyacı karşıladığı ve orantılı olduğu değerlendirilmiştir.
20. Somut olayda başvurucunun nöbet tutmayacağını okul idaresine 16/3/2018 tarihinde bildirdiği ve 2018 yılının mart, nisan, mayıs ve haziran aylarında nöbet tutmadığı (bkz. § 6), başvurucunun yaptığı eylem nedeniyle hemen cezalandırılmadığı, başvurucuya uzunca bir süre müsamaha gösterildiği, bu durumun aynı yılın haziran ayında okul idaresince bildirilmesi üzerine başvurucu hakkındaki disiplin soruşturmasının 20/12/2018 tarihinde başlatıldığı görülmektedir. Buna göre başvurucuya verilen disiplin cezasının zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşıladığı hususunda Osman Bayat ve diğerleri kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucunun ücreti ödenen ilk nöbet görevini yerine getirmesi ancak ücreti ödenmediği gerekçesiyle aynı hafta içindeki ikinci nöbet görevini yerine getirmemesi ve başvurucuya verilen sonuç ceza bakımından eldeki başvurunun Osman Bayat ve diğerleri kararından farklılık arz ettiği, başvurucu hakkında tesis edilen disiplin cezasının daha ağır olduğu, bu nedenle cezanın orantılılığının ayrıca incelenmesi gerektiği belirtilmelidir.
21. Eldeki başvuruda Osman Bayat ve diğerleri kararına konu olaydan farklı olarak başvurucunun ücreti verilmediği gerekçesiyle ikinci nöbeti tutmadığı, disiplin kurulu kararında mart, nisan ve mayıs aylarında -toplam üç kere- nöbet tutmadığı tespitinin yapıldığı ve kınama cezasıyla cezalandırıldığı görülmektedir. Her ne kadar başvurucunun üç kere nöbet tutmadığı tespiti üzerine disiplin cezası verilmişse de ikinci nöbet görevini yerine getirmeme eylemine uzunca bir süre müsamaha gösterilmiştir (bkz. § 20). Ayrıca disiplin cezasına konu eylem ücreti verilmediği gerekçesiyle ikinci nöbet tutmamaya ilişkindir. Disiplin cezaları 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinde düzenlenmiş olup fiilin niteliğine göre beş kategoride yer almıştır. Başvurucuya bir alt ceza uygulanmak suretiyle verilen ve en hafif ikinci ceza olan kınama cezası, kamu görevlisine görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesinden ibarettir. Bu itibarla somut olayda başvurucuya ikinci nöbet görevini yerine getirmemesi nedeniyle uygulanan kınama cezasında müdahalenin orantılı olduğu sonucuna varılmıştır.
B. Öğle Arası Nöbet Tutmama Eylemi
22. Anayasa Mahkemesi Mustafa Kumcu ([2. B.], B. No: 2020/19864, 17/9/2025) kararında, üyesi olduğu sendikanın aldığı karar üzerine öğle arasındaki nöbet görevlerini yerine getirmeyen kamu görevlisine kınama cezası verilmesini sendika hakkı kapsamında incelemiştir. Mezkûr kararda, disiplin cezasına konu eylem kararının alındığı süreçte tam gün eğitim yapan okullarda nöbetçi öğretmenlerin temel gereksinimlerini karşılaması için yeterli zamanın sağlanmasını temin eden bir mekanizma olmadığı, sendika kararına dayalı toplu eylemin disiplin cezasına konu edilmesi durumunda hem idarenin hem de yargı makamlarının yapacakları değerlendirmelerde nöbet tutmama gerekçelerini gözönünde bulundurdurmalarının bekleneceği belirtilmiştir (Mustafa Kumcu, § 56). Kararda, başvurucunun nöbet tutmama gerekçesi olan sendika kararında ileri sürülen sakıncalara ilişkin olarak ne soruşturma raporunda ne de mahkeme kararlarında bir değerlendirmede bulunulmadığı, oysa tam gün eğitim yapan okullarda öğle arasında kesintisiz şekilde nöbet tutmanın dinlenme ve ibadet hakkı gibi temel insani ihtiyaçların giderimini imkânsız kıldığı hususunda ileri sürülen iddiaların yapılacak idari ve yargısal değerlendirmede haklı bulunması durumunda davanın esasını ve sonucunu doğrudan etkileme ihtimali olduğu ifade edilmiştir (Mustafa Kumcu, § 57). Yargılama merci kararında sadece başvurucunun yönetmelik hükmüyle kendisi için öngörülen görevi sürekli olarak yerine getirmemesinin sendikal faaliyet kapsamına girmediği tespitinde bulunulmakla yetinildiği, mahkemelerin bu gerekçesinin yeterli olmadığı ifade edilmiştir (Mustafa Kumcu, § 58). Netice itibarıyla sendika hakkına yapılan müdahalenin demokratik toplumda gerekli olduğunun ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulamadığı değerlendirmesiyle ihlal sonucuna ulaşılmıştır (Mustafa Kumcu, §§ 59, 60).
23. Başvuru konusu olayda, tam gün eğitim uygulayan okulda görev yapan başvurucunun üyesi olduğu sendikanın aldığı karar üzerine öğle arasında nöbet tutmaması nedeniyle -bir alt ceza uygulanmak suretiyle- kınama disiplin cezasıyla cezalandırıldığı görülmektedir. Sendikanın eylem kararının gerekçesinde kesintisiz tüm gün nöbet görevi verilen öğretmenlere öğle arasında da nöbet görevi verildiği, öğretmenlerin beslenme, dinlenme, ibadet gibi en temel ve insani ihtiyaçlarını karşılayacak bir zaman dilimi mevcut olmadığı, bu durumun yasal ve adil olmadığı belirtilmiştir. Yargılama merciileri, kararlarında başvurucunun öğle arasında nöbet tutmama gerekçesine ilişkin olarak herhangi bir irdelemede bulunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin Mustafa Kumcu kararındaki değerlendirmeleri de dikkate alındığında başvurucuya verilen disiplin cezasının -öğle arasında nöbet görevini yerine getirmediği gerekçesi yönünden- söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
24. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.
III. GİDERİM
25. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 10.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
26. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
27. Ayrıca başvurucuya manevi zararları karşılığında talebiyle bağlı kalınarak net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Maddi tazminata ilişkin taleplerin ise belgelenemediğinden reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Sendika hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin sendika hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Aksaray İdare Mahkemesine (E.2019/521, K.2020/3) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 487,60 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 30.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 1/10/2025tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Başvurucu, üyesi olduğu sendikanın aldığı karar üzerine nöbet görevini yerine getirmemesi nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasının sendika ve adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüş, Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından başvurucunun Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Aşağıda belirtilen gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;
Başvurucu bir ilkokulda sınıf öğretmeni olup, Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası üyesidir. Sendika tarafından nöbet görevlerinin ücretlendirilmesi ve isteğe bağlı tutulması amaçları ile üyelerinin 20-26 Kasım 2017 ve 18-24 Aralık 2017 tarihlerinde birden fazla nöbet tutmamalarına yönelik karar alınmıştır. Başvurucu bu karar üzerine 17.11.2017 tarihinde, ücreti ödenmeyen ikinci nöbeti tutmayacağını idareye bildirmiştir. Başvurucunun 21.11.2017 tarihinde nöbet görevini yerine getirmediği 22.11.2017 tarihinde tutanak altına alınmış, yapılan disiplin soruşturması sonucunda kınama cezası uygulanmıştır. Başvurucunun disiplin cezasının iptali için açmış olduğu dava reddedilmiş, istinaf talebi de Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir. Başvurucu bunun üzerine bireysel başvuruda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından Osman Bayat ve Diğerleri başvurusunda (Başvuru Numarası: 2016/11319, Karar Tarihi: 5/9/2024, R.G. Tarih ve Sayı: 9/1/2025 – 3277) öğretmenlerin nöbet görevini yerine getirmemeleri nedeniyle uygulanan disiplin cezasının başvurucuların Anayasa’da koruma altına alınan sendika hakkını ihlal edip etmediği değerlendirilmiştir. Osman Bayat ve Diğerleri başvurusuna konu olayda, öğretmenlere nöbet görevi için ayrıca ücret ödenmesi talebiyle alınan süresiz nitelikteki sendika kararı uyarınca başvurucular nöbet tutmama eylemine 7 ilâ 11 gün katılmış, bu nedenle eyleme katılan öğretmenlere İdare tarafından disiplin cezası verilmiştir. Başvurucuların disiplin cezasına ilişkin açtıkları davada ilk derece mahkemeleri sendika kararlarının uygulanma sürelerinin belirsiz olduğuna, başvurucuların nöbet tutmama konusundaki ısrarlarına ve nöbet görevinin kamu hizmeti için önemine dikkat çekerek uzun bir süre yerine getirilmeyen nöbet görevinin sendikal bir hakkın kullanımını aştığını ve mevzuatla getirilmiş bir görevin sendika kararı ile sürekli olarak kaldırılmasının mümkün olamayacağını belirterek davaların reddine karar vermiş, anılan kararlar istinaf kanun yolunda kesinleşmiş, bunun üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin Osman Bayat ve Diğerleri kararında, somut olaya konu disiplin cezalarının kamu görevlileri sendikalarının çekirdek faaliyet alanı ile ilgili olan bir talebin konu edildiği, sendika kararının uygulanmasından kaynaklandığının görüldüğü, Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir meseleyi ele aldığı Tayfun Cengiz başvurusunda, üyesi olduğu sendikanın tüm Türkiye’de yaptığı göreve gelmeme çağrısına katılarak iki gün süreyle görevine gelmeyen kamu görevlisi başvurucuya verilen disiplin cezası şeklindeki müdahaleyi Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkı kapsamında incelendiği belirtilmiştir (Osman Bayat ve Diğerleri, § 39). Mahkeme, hâlihazırda olgunlaşma aşamasına gelmiş ve kamuya duyurulmuş bir politika yapma süreci devam ederken süresiz olarak alınan nöbet tutmama yönündeki eylem kararlarının uygulamaya konulmasının -özellikle eğitim hakkının kullanımı ile çocukların güvenliği konularında ortaya çıkan zafiyet de dikkate alındığında- sendikal özgürlüklerle bağdaştığının ya da sendikaların sürece katlanma yükümlülüğüne ve iyi yönetişim ilkelerine uygun olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığını ifade etmiştir (Osman Bayat ve Diğerleri, §44).
Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında (Osman Bayat ve Diğerleri), nöbet görevi ile eğitim hakkı arasındaki ilişkiyi de inceleyerek, nöbet görevinin yürütülmesinde yaşanabilecek aksaklıkların, sonuçlarını doğrudan hizmet alan kesim olan öğrencilerin eğitim hakkı üzerinde doğurduğunu, insan haklarının ilerletilmesi için elzem olan eğitim hakkı demokratik bir toplumda temel bir rol oynadığını, eğitim çağındaki her çocuğun kişisel gelişimi ve gelecekteki başarısı için son derece önemli olduğunu, bu anlamda özgürlük, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi konuların eğitim sisteminin bir parçası hâline getirilmesine öncelik verilmesi gerektiğini, bunun yanında eğitim hakkının demokratik kurumların ve toplumların mevcudiyetini sürdürebilmek amacıyla ihtiyaç duyduğu demokratik kültürü geliştirmek için kritik olduğu ve devletin bu bağlamda ilgili kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesinden sorumlu olduğunun da hatırlanması gerektiğini (Humpert ve diğerleri/Almanya, B. No: 59433/18, 14/12/2023, § 137), nöbet görevinin ihtiva ettiği izleme ve denetlemenin özellikleri ile ders çizelgesinin gerektiği gibi uygulanmasının, ders dışı zamanlarda okul ve öğrenci güvenliğinin sağlanması, okulun fiziksel şartlarının (ısıtma, elektrik ve sıhhi tesisat) kontrol edilmesi gibi bir dizi görevler bütünü olduğu, bu nedenle anılan görevin eğitim ve öğretim faaliyetlerinin kesintisiz olarak sürdürülmesinin ve eğitim hakkının korunmasının en önemli araçlarından biri olduğunu belirtmiştir. Kararda, nöbet görevinin, izleme ve denetleme noktasında farklı haklara da temas edebildiğini, örneğin AİHM okulda vefat eden bir öğrencinin yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verdiği Kayak/Türkiye (B. No: 60444/08, 10/7/2012, § 59) başvurusunda, öğrencilerin gözetimi yükümlülüğünün ilke olarak öğrencilerin okula emanet edildiği sürede okul idaresine ve öğretmenlere ait olduğunu vurgulandığını, AİHM’nin, bütün öğrencileri sürekli gözetim altında bulundurarak öğrencilerin beklenmedik bir davranış sergilemesi durumunda buna derhâl müdahale etmeleri öğretmenlerden beklenmese de öğretmenlerin öğrencilerin okula giriş ve çıkışları ile okul içindeki ve dışındaki hareketlerini yakından izlemesi gerektiğini ifade ettiğini, dolayısıyla nöbet görevinin yerine getirilmemesinin başta eğitim hakkı olmak üzere diğer temel hak ve özgürlükler üzerinde de olumsuz etkiler ortaya çıkarabileceğinin kabul edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. (Osman Bayat ve Diğerleri, §45,46).
Başvurucunun eylemi, Osman Bayat ve Diğerleri kararına konu olaydan farklı olarak uzun süreli olmasa bile, başvurucunun ilkokulda sınıf öğretmeni olarak görev yaptığı, öğrencilerin küçük olduğu nazara alınarak, öğrencilerin eğitim hakkı ve güvenliği, kamu hizmetinin aksaması hâlinde ortaya çıkabilecek olumsuzluklar ile başvurucunun eylemden beklediği fayda karşılaştırıldığında başvurucunun aradaki dengeyi bozacak surette orantısız şekilde hareket ettiğinin kabul edilmesi gerekir. Osman Bayat ve Diğerleri kararına konu olayda başvuruculara uyarma cezası uygulanmasına karşın işbu başvuruda bir üst kategoride olan kınama cezası verilmesi de söz konusu kararda ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir farklılık oluşturmamaktadır. Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâller 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinde düzenlenmiş olup fiilin niteliğine göre beş kategoride düzenlenmiştir. Başvurucuya nöbet görevini yerine getirmemeleri nedeniyle sıralamanın en alt kategorisinde yer alan uyarma cezasının bir üst kategorisinde olan kınama cezası uygulanmıştır. Söz konusu ceza, memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesinden ibarettir. Bu itibarla somut olayda mevzuattaki en hafif disiplin cezalarından biri olan kınama cezası verilmesi karşısında müdahalenin orantılı olduğunun kabulü gerekir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasanın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.