|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Merve ARSLANTÜRK
|
|
Başvurucu
|
:
|
Mohammadreza KARAMI
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; eş cinsel bir bireyin cinsel yönelimi nedeniyle kötü muameleye maruz kalma riski bulunan ülkeye sınır dışı edilmesine karar verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının, bu karara karşı açılan davada bazı usul güvencelerine uyulmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/1/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
5. 1996 doğumlu İran İslam Cumhuriyeti vatandaşı olan başvurucu, 25/8/2016 tarihinde uluslararası koruma başvurusunda bulunmuştur. Başvurucu, uluslararası koruma başvurusu kayıt formu ve/veya eklerinde Türkiye'ye geliş amacına dair herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
6. Eskişehir Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, ildeki yabancı uyruklu F.H.nin uyuşturucu madde satışı yaptığına ilişkin elde edilen istihbari bilgiler doğrultusunda 14/3/2020 tarihinde saat 16.00 sıralarında ilgili adrese yönelik izleme faaliyeti başlatılmıştır. Aynı gün saat 16.10'da başvurucunun söz konusu adrese gelerek binaya girdiği, kısa bir süre sonra da binadan ayrıldığı tespit edilmiştir. Bu gelişme üzerine başvurucunun uyuşturucu madde temin ettiği şüphesiyle yapılan fiziki takip neticesinde üzerinde uyuşturucu madde bulunmuş ve hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme veya bulundurma suçundan adli işlem yapılmıştır.
7. Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan başvurucu; 2016 yılında İran'dan Türkiye'ye geldiğini, yaklaşık iki buçuk yıldır uyuşturucu madde kullandığını beyan etmiştir. Başvurucu, kolluk görevlilerince düzenlenen Yasa Dışı Göçmen Mülakat Formu'nda yer alan ülkesinden ayrılma amacına ilişkin soruya "iş gereği" şeklinde yanıt vermiştir.
8. Başvurucu hakkındaki adli işlemlerin tamamlanmasının ardından gerekli idari işlemlerin tesisi için Eskişehir İl Göç İdaresi Müdürlüğüne (Göç İdaresi) sevk edilmiş ve Göç İdaresince 16/3/2020 tarihli işlemle 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca sınır dışı etme ve aynı Kanun'un 57. maddesi kapsamında altı ay süreyle idari gözetim kararı verilmiştir.
9. Başvurucu, sınır dışı edilmesi işlemine karşı Eskişehir 1. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) iptal davası açmıştır. Dava dilekçesinde; ülkesine gönderilmesi hâlinde mevcut siyasi ve toplumsal koşullar nedeniyle kötü muameleye maruz kalma riski bulunduğunu, askerlik yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle İran'da kırbaç cezası ile karşı karşıya kalacağını, hakkında ceza davası açılmadığından tesis edilen idari işlemin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca sınır dışı kararı verilirken idarenin menşe ülke araştırması yapmadığını, İran'a gönderilmesi hâlinde kötü muameleye uğrayıp uğramayacağına dair herhangi bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürmüştür.
10. Başvurucu, dava dilekçesinde açıkça belirtmemiş olmakla birlikte idarenin savunmasına karşı verdiği dilekçede eş cinsel olduğunu ve cinsel yöneliminin İran kolluk makamlarınca öğrenilmesi üzerine Türkiye'ye sığınmak zorunda kaldığını beyan etmiştir. İran'da eş cinsel ilişkinin suç sayıldığını ve bu suçun en ağır cezasının idam olduğunu, geçmişte İran'da eş cinsel eylemler nedeniyle çok sayıda kişinin idam edildiğini gösteren uluslararası raporlar bulunduğunu ileri sürmüştür. Bu kapsamda 1979-1990 yılları arasında cinsel yönelim temelli davranışlar gerekçe gösterilerek en az 107 kişinin idam edildiğinin bazı insan hakları kuruluşlarının raporlarında yer aldığını, başka bir kuruluşun verilerine göre ise 1979 yılından bu yana benzer gerekçelerle idam edilenlerin sayısının 4.000'i bulduğunu beyan etmiştir. Ayrıca Uluslararası Af Örgütüne göre Ocak 1990'da eş cinsel olan en az beş kişinin halka açık şekilde idam edildiğini ifade etmiştir.
11. İdare Mahkemesi, başvurucunun uyuşturucu madde kullandığını kabul ettiğini, bu durumun kamu düzeni ve güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu belirtmiş; eş cinsel kimliği ve askerlikten kaçtığına ilişkin iddialarına dair somut bir veri sunulmadığından bu beyanlara itibar edilemeyeceğini değerlendirmiş; dava konusu sınır dışı etme işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle 27/11/2020 tarihinde davanın kesin olarak reddine karar vermiştir.
12. Başvurucu, nihai kararı 22/12/2020 tarihinde öğrendikten sonra süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
13. 6458 sayılı Kanun'un "Geri gönderme yasağı" başlıklı 4. maddesi şöyledir:
"Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez."
14. 6458 sayılı Kanun'un bireysel başvuru tarihi itibarıyla "Sınır dışı etme kararı" başlıklı 53. maddesi şöyledir:
"(1) Sınır dışı etme kararı, Genel Müdürlüğün talimatı üzerine veya resen valiliklerce alınır.
(2) Karar, gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.
(3) Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir. Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez."
15. 6458 sayılı Kanun'un "Sınır dışı etme kararı alınacaklar" başlıklı 54. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Aşağıda sayılan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınır:
...
d) Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar
..."
16. 6458 sayılı Kanun'un "Sınır dışı etme kararı alınmayacaklar" başlıklı 55. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) 54 üncü madde kapsamında olsalar dahi, aşağıdaki yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınmaz:
a) Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar
..."
B. Uluslararası Hukuk
1. Uluslararası Mevzuat
17. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" başlıklı 3. maddesi şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)içtihadına göre kötü muamelenin 3. madde kapsamına girmesi ve ilgili yükümlülükleri tetiklemesi için asgari bir ciddiyet düzeyine ulaşması gerekmektedir. Bu asgari seviyenin değerlendirilmesi görecelidir. Muamelenin niteliği ve bağlamı, süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ve bazı durumlarda mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi davanın tüm koşullarına bağlıdır (Stası/Fransa, B. No: 25001/07, 20/10/2011, § 75).
19. Devletler yerleşik uluslararası hukukun bir gereği olarak ve antlaşma yükümlülüklerine tabi olarak, vatandaş olmayanların girişini, ikametini ve sınır dışı edilmesini kontrol etme hakkına sahiptir. AİHM; Soerıng/Birleşik Krallık (B. No: 14038/88, 7/7/1989) kararında, ilk kez, başvurucunun iadesinin, iade eden devletin Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamındaki sorumluluğunu gündeme getirebileceğine hükmetmiştir. O tarihten bu yana AİHM tutarlı bir şekilde bir yabancının taraf devlet tarafından sınır dışı edilmesinin 2. ve 3. maddeler kapsamında bir soruna yol açabileceğine, dolayısıyla sınır dışı edilmesi hâlinde gideceği ülkede 2. veya 3. maddelere aykırı muameleye maruz kalma konusunda gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağına inanmak için önemli gerekçeler gösterilmesi durumunda bu devletin Sözleşme kapsamında sorumluluğu doğabileceğine hükmetmiştir.
20. AİHM, yukarıda belirtilen yükümlülükleri, cinsel yönelimleri veya toplumsal cinsiyet kimlikleri nedeniyle zulüm görme (Sözleşme'nin 2. veya 3. maddelerine aykırı muameleye maruz kalma) riskiyle karşı karşıya olan LGBTİ bireylerin menşe ülkelerine geri gönderilemeyecekleri şeklinde yorumlamıştır. AİHM; cinsel yönelimin bir kişinin kimliğinin temel bir parçasını oluşturduğuna, hiç kimsenin zulümden kaçınmak için cinsel yönelimini gizlemek zorunda bırakılamayacağına karar vermiştir (I.K./İsviçre, B. No: 21417/17, 19/12/2017, § 24).
21. Cinsel yönelimi nedeniyle kötü muamele riski altında olacağı bir ülkeye (Gambiya) sınır dışı edilmesine itiraz eden (aynı cinsiyetten olan bir kişiyle ilişkisi bulunan) eş cinsel bir erkeğin davasıyla ilgili olan B ve C/İsviçre (B. No: 889/19, 43987/16, 17/11/2020) kararı özellikle önemlidir. AİHM, I.K./İsviçre kararını teyit etmiş ve ilk başvurucunun doğruluğu tartışmalı olmayan cinsel yöneliminin Gambiya'ya gönderilmesi hâlinde ortaya çıkabileceği yönünde değerlendirme yapmıştır. İlk kez başvurucuların cinsel yönelimleri nedeniyle kötü muamele görme riski altında olacakları Avrupa dışındaki bir ülkeye geri gönderilmelerinin Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlali anlamına geldiğine karar vermiştir. Özellikle ilk başvurucunun cinsel yöneliminin Gambiya makamlarının veya diğer kişilerin dikkatini çekmesinin muhtemel olmadığı görüşünü benimseyen yerel mahkemelerin devlet dışı aktörlerden kaynaklanan zararlara karşı devlet korumasının mevcudiyetine ilişkin bir değerlendirme yapmadıkları ve başvurucunun Gambiya'da bir eş cinsel olarak kötü muamele görme riskini yeterince değerlendirmedikleri sonucuna varmıştır.
22. Geri göndermeme ile ilgili genel ilkeler AİHM tarafından J.K. ve diğerleri/İsveç ([BD], B. No:59166/12, 23/8/2016, §§ 77-105) ve F.G./İsveç ([BD], B. No: 43611/11, 23/3/2016, § 127) kararlarında özetlenmiştir ancak AİHM'e göre LGBTİ bireylere ilişkin bazı noktalar ayrıca ele alınmalıdır:
a. Risk
23. Sözleşme'nin 3. maddesi uyarınca, varış ülkesinde devletten veya devlet dışı aktörlerden (aile üyeleri de dâhil olmak üzere) kaynaklanabilecek kötü muamele riski gerçek olmalıdır. Gerçek bir riskin varlığına ilişkin değerlendirme, oradaki genel durum ve başvurucunun kişisel koşulları dikkate alınarak başvurucunun gideceği ülkeye gönderilmesinin öngörülebilir sonuçlarına dayanmalıdır. Örneğin, B ve C/İsviçre kararında AİHM, devlet dışı aktörlerden (başvurucunun aile üyeleri dışında) kaynaklanan riskin gerçek olabileceğini ve bu nedenle koruma gerektirebileceğini kabul etmiştir ancak bu durum ailesinin uygulayabileceği kötü muamele riski için aynı değildir.
24. Eş cinsel eylemleri suç sayan ve cezalandıran mevzuat nedeniyle devlet yetkilileri tarafından kötü muameleye maruz bırakılma bağlamında, riskin gerçek olarak kabul edilebilmesi için söz konusu mevzuatın fiilen uygulanıyor olması gerekmektedir. Ancak bu durum genellikle söz konusu olmamaktadır (B ve C/İsviçre, § 59; Senegal'e geri dönüşle ilgili A.N./Fransa, B. No: 12956/15, 19/4/2016, F./Birleşik Krallık, B. No: 17341/03, 22/6/2004; İran'a geri dönüşle ilgili I.I.N./Hollanda, B. No: 2035/04, 9/12/2004).
25. AİHM ayrıca yabancı başvurucunun kendisini kötü muameleye karşı kişisel olarak savunmasız hâle getirecek özel koşulları göstermesini isteyecektir. Bu özel koşullar, varış ülkesinde daha önce kötü muamele gördüğüne dair bilgiler (İdeal olarak tıbbi kanıtlarla desteklenmiş olmalıdır.) diğer devletler tarafından daha önce mülteci statüsü verilmesi veya Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Bürosu (BMMYK) tarafından yapılan değerlendirmeler yoluyla veya benzer durumdaki kişilere yönelik mevcut sistematik zulüm kanıtlarıyla ortaya koyulabilir. Bir bireyin sistematik olarak kötü muameleye maruz kalan bir grubun üyesi olduğunu iddia etmesi ve söz konusu uygulamanın varlığına ve kendisinin ilgili gruba üye olduğuna inanmak için ciddi nedenler olduğunu ortaya koyması hâlinde 3. maddenin koruması devreye girecektir. AİHM daha sonra 3. madde tarafından sağlanan korumayı yanıltıcı hâle getirecekse bireyin başka özel ayırt edici özelliklerin varlığını göstermesi konusunda ısrar etmeyecektir. Bu durum, başvurucunun beyanı ve söz konusu gruba ilişkin olarak varış ülkesindeki duruma ilişkin bilgiler ışığında belirlenecektir (J.K. ve diğerleri/İsveç, §§ 103-105). Örneğin I.K./İsviçre davasında, Sierra Leone'de kanun, eş cinselliği on yıldan müebbete kadar hapis cezasıyla cezalandırırken fiilen uygulanmamaktadır ve başvurucu, hakkında bir gözaltı kararı çıkarıldığını göstermemiştir; bu nedenle ne genel ne de kişisel bir risk söz konusudur.
26. Yukarıda da belirtildiği üzere zulüm aile üyeleriyle sınırlı olmayıp devlet dışı aktörler tarafından da gerçekleştirilebilir. Kötü muamele riskinin devlet dışı aktörlerden kaynaklandığı 3. madde kapsamındaki sınır dışı vakalarında ispat yükünün dağılımına ilişkin olarak, başvurucunun kişisel koşullarına yönelik ispat yükü başvurucuya aitken devlet dışı aktörlerden kaynaklanan kötü muameleye karşı devlet korumasının mevcudiyeti de dâhil olmak üzere menşe ülkedeki genel durumu kendiliğinden (proprio motu) tespit etme yükümlülüğü yetkililere aittir (örneğin B ve C/İsviçre kararı).
b. İnandırıcılık
27. Sığınmacıların kendilerini sıklıkla içinde buldukları özel durum nedeniyle, beyanlarının ve bunları desteklemek üzere sundukları belgelerin güvenilirliği değerlendirilirken çoğu zaman onlara şüpheden yararlanma hakkı tanınması gerekir. Bununla birlikte bir sığınmacının beyanlarının doğruluğunu sorgulamak için güçlü nedenler sunan bilgiler verildiğinde söz konusu kişi, beyanlarında iddia edilen yanlışlıklar için tatmin edici bir açıklama sunmalıdır. Başvurucunun bazı ayrıntılara ilişkin anlatımı bir şekilde mantıksız görünse bile AİHM, örneğin J.K. ve diğerleri/İsveç (başvuru, LGBTİ bireyle ilgili değildir.) davasında bunun başvurucunun iddiasının genel olarak inandırıcılığını mutlak suretle azaltmayacağı yönünde değerlendirme yapmıştır.
28. AİHM, cinsel yönelim temelinde sığınma talebinde bulunulduğunda kesin gerçeklerin ortaya koyulmasının zor olabileceğinin ve BMMYK Kılavuz İlkeleri doğrultusunda yerel makamlar tarafından inandırıcılık değerlendirmesinin bireyselleştirilmiş ve hassas şekilde yapılması gerektiğinin farkındadır. Örneğin I.K./İsviçre kararında AİHM, başvurucunun cinsel yönelimiyle ilgili iddiası gözönüne alındığında kendisine mülakatını erkek muhataplarla yapma fırsatı sunulduğunu kaydetmiştir.
29. Güvenilirlik değerlendirmesi titizlikle ve uygun prosedürler doğrultusunda yapıldığında AİHM genellikle başvurucu, AİHM'i aksi yönde ikna etmek için yeterli yazılı delil sunmadığı sürece ilgili kişiyi görme, duyma ve tavırlarını değerlendirme fırsatına sahip olduklarından başvurucunun inandırıcılığını değerlendirmek için daha iyi konumda olan yerel makamların bulgularını esas alacaktır. Örneğin A.N./Fransa davasında, başvurucu (Senegalli) on altı yaşından beri aktif olarak eş cinsel olduğunu ancak ailesinin tepkilerinden ve yetkililerin baskısından korktuğu için bunu ailesinden ve arkadaşlarından gizlediğini iddia etmiştir. Başvurucu daha sonra modellik yapmaya başlamış ve başka bir erkekle uzun süreli gizli bir ilişki sürdürmüştür ancak üçüncü bir kişi tarafından yakalanmış ve bu kişi daha sonra sessiz kalması karşılığında onlardan para isteyerek şantaj yapmaya başlamıştır. Başvurucunun partneri çalışmaya devam edemeyecek kadar hastalandıktan ve çift artık ödeme yapamayacak duruma geldikten sonra başvurucu, para toplamak için fuhuş yapmaya başlamıştır. Başvurucuya göre üçüncü kişi sonunda durumu ailesine haber vermiş ve onlar da başvurucuyu dövmüştür. Başvurucu, hastaneden taburcu olduktan sonra ailesinin kendisini katledeceğini duymuş ve yetkililerin harekete geçmesinden korkarak Fransa'ya kaçmıştır. Ancak polis tarafından yakalandıktan ve hakkında sınır dışı etme kararı çıkarıldıktan sonra sığınma başvurusunda bulunmuş ve bu başvurusu, anlattıklarının muğlak ve basmakalıp olduğu, Dakar'daki eş cinsel ortamına tanık olmadığı, beyanlarının muğlak olduğu ve sunduğu belgelerin kanıtlayıcı değerinin az olduğu gerekçesiyle yerel makamlar tarafından reddedilmiştir. AİHM de ulusal makamlarla aynı sonuca vararak başvurucunun iddiasının inandırıcı olmadığı kanaatine varmıştır.
30. İnandırıcılığın değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken bir faktör de iddiaların zamanında sunulmuş olmasıdır. Örneğin M.K.N./İsveç (B. No: 72413/10, 27/6/2013) davasında, başvurucu ilk olarak Hristiyan inançları nedeniyle zulüm gördüğünden dolayı Irak'ı terk etmek zorunda kaldığından şikâyet etmiştir. Daha sonra, eş cinsel bir ilişki yaşadığı için zulüm görme riski altında olduğunu, mücahitlerin partnerini öldürdüğünü iddia etmiştir. AİHM, 3. maddenin ihlal edilmediğine karar vermiş; diğer hususların yanı sıra başvurucunun daha sonraki bir aşamada ileri sürdüğü eş cinsel ilişki iddiasının inandırıcı olmadığı çünkü bu tür iddiaların hem ülke içinde hem de AİHM önünde yapılmasındaki gecikme için başvurucunun makul bir açıklama yapmadığı yönünde değerlendirmede bulunmuştur. Ayrıca başvurucu, eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşama niyetinde olduğunu ifade etmiştir.
31. AİHM, yakın tarihli M.I./İsviçre (B. No: 56390/21, 12/11/2024) kararında eş cinsel olduğu yönünde ihtilaf bulunmayan İran uyruklu başvurucunun sınır dışı edilmesi hâlinde karşılaşabileceği muameleleri değerlendirmiştir. AİHM, İran'daki LGBTİ bireylerin hukuki ve toplumsal konumuna dair güncel ve kapsamlı ülke bilgilerine dayanarak başvurucunun eş cinsel kimliği nedeniyle devlet veya devlet dışı aktörler eliyle kötü muamele uğrama riskiyle karşı karşıya olduğunu kabul etmiştir. AİHM kararında, İran'da eş cinselliğin hâlen ölüm cezası da dâhil olmak üzere ağır cezai yaptırımlara tabi olduğunu, yaygın toplumsal homofobi bulunduğunu, LGBTİ bireylerin hem kamu görevlileri hem de aile bireyleri gibi özel kişilerin şiddetine uğradığını ve etkili bir devlet korumasından fiilen yararlanamadığını vurgulamıştır. AİHM başvurucunun önceki yaşantısında cinsel yönelimini gizlemiş olmasının gelecekte maruz kalabileceği riskleri ortadan kaldırmadığını belirtmiş; bu tür kişisel gizliliğin devletin koruma yükümlülüğünü bertaraf etmediğini açıkça ortaya koymuştur. Kararda, başvurucunun sınır dışı edilmesinin Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında bir ihlal oluşturacağı sonucuna varmış ve özellikle aşağıda doğrudan alıntılanan uluslararası belge ve raporlara dayanarak İran'daki koşulların LGBTİ bireyler açısından ciddi riskler içerdiğini kabul etmiştir:
"21. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Özel Raportörünün İran İslam Cumhuriyeti’ndeki insan hakları durumuna ilişkin 11 Ocak 2021 tarihli raporununilgili kısmı şu şekildedir:
28. İran İslam Cumhuriyeti’nde aynı cinsiyetten kişiler arasında rızaya dayalı cinsel ilişki için ölüm cezası verilebilir; bu cezanın uygulanabilirliği, ilgili kişilerin dini ve medeni durumuna ve eylemlerin niteliğine (pasif veya aktif) bağlıdır. Aynı cinsiyetten kişiler arasında ’şehvetle öpüşme ve dokunma’ ise kırbaç cezası ile cezalandırılır. Aynı cinsiyetten kişilerin rızaya dayalı eylemlerinin suç sayılması, devlet aktörleri ve özel şahıslar tarafından uygulanan şiddeti, kolluk kuvvetleri ve infazcı gruplar tarafından işkence, dayak ve tecavüz dahil olmak üzere meşrulaştırmaktadır. Lezbiyen, gey, biseksüel ve trans bireyler düzenli olarak tacize maruz kalmakta ve gözaltına alındıklarında adil yargılanma hakkından mahrum bırakılmaktadır. Diğer şiddet ve ayrımcılık biçimleri arasında sürekli aile içi istismar ve eğitim kurumları ile iş yerlerinde zorbalık yer almaktadır. Bu eylemler çoğunlukla mağdurların zulüm görme korkusu nedeniyle yetkililere bildirilmemektedir.
22. Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığının ’Ülke Politikası ve Bilgi Notu: Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği veya İfadesi, İran, Haziran 2022’ raporunda şu bilgiler yer almaktadır:
2.4.11. 2004 ile 2020 yılları arasında aynı cinsiyetten kişiler arasındaki cinsel faaliyet nedeniyle tespit edilen 79 idam cezasının tamamında mahkûm edilen kişiler erkekti. Son yıllarda daha az infaz gerçekleştirilmiş olsa da, 2021 yılında en az iki erkek ’zorla livata’ suçundan idam edilmiştir; 2022 yılı Ocak ayında ise aynı suçtan iki kişi daha infaz edilmiştir...
2.4.17. İran, LGBTI karşıtı tutumların yaygın olduğu ve devam ettiği muhafazakâr bir Müslüman toplumdur. LGBTI bireyler,görünüş ve davranış gibi kültürel ve dini normlara uymaları için toplumsal taciz, ayrımcılık ve damgalanmanın yanı sıra aile ve toplum baskısı ile karşı karşıyadır...
2.4.18. LGBTI bireyler, cinsel yönelimleri veya cinsiyet kimlikleri nedeniyle tehdit, şantaj ve gasp, taciz, zorla evlilik (veya buna yönelik tehditler), cinsiyet değiştirme ameliyatına zorlama, şiddet ve aile üyeleri de dahil olmak üzere devlet dışı aktörler tarafından 'namus' cinayetlerine maruz kalmaktadır...
2.5.3. Genel olarak, devlet LGBTI bireylere etkili koruma sağlayabilir, ancak bunu yapmak istememektedir.
2.5.4. LGBTI kişileri ayrımcılık veya nefret suçlarından koruyan hiçbir yasa bulunmamaktadır ve cinsel azınlıklar, cinsel yönelimlerini ifşa etme ve suçlu muamelesi görme korkusuyla kendilerine karşı işlenen suçları bildirmekten çekinmektedir.
3.2.3. İngiltere merkezli sivil toplum kuruluşu 6Rang (İran Lezbiyen ve Transseksüel Ağı), 2017 tarihli bir raporunda ’İran İslam Ceza Kanunu’nun aynı cinsiyetten bireyler arasındaki cinsel ilişkileri kırbaçtan idama kadar cezalandıran hükümler (madde 233-240)içerdiğini’belirtmiştir...
4.2.1. 6Rang’a göre, İran İslam Cumhuriyeti’nin 1979’da kurulmasından bu yana, devlet yetkilileri sürekli olarak eş cinselliği toplumda yozlaştırıcı bir etkisi olan 'sapkın' bir cinsel eğilim olarak nitelemiştir. Raporda kamu yetkililerinin aynı cinsiyetten ilişkileri 'insanlık dışı' ve 'hastalıklı' gibi aşağılayıcı ifadelerle tanımladığı beyanlarına yer verilmiştir...
6.3.1. Eylül 2020 tarihli 6Rang raporu, ankete katılan 230 kişiden 143’ünün (%62’sinden fazlası) yakın aile üyeleri tarafından şiddete maruz kaldığını ortaya koymuştur. Katılımcıların dörtte biri zorla evlendirilme tehdidi yaşadığını bildirmiştir:
Çok sayıda katılımcı, cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri nedeniyle ailelerinde şiddet gördüklerini de bildirdi. Ailede yaşanan şiddet, dayak, kırbaçlama, psikolojik istismar, arkadaşlardan ve toplumdan zorla izole edilme, sözlü istismar ve ölüm tehditlerini içermektedir. ... Aileler, ailenin ve/veya toplumun onurunu veya itibarını korumak veya savunmak amacıyla, aile üyelerine fiziksel zarar verebilir, onları öldürebilir veya zorla görücü usulü evliliklere zorlayabilir. İranlı LGBTI bireyler, ailelerinde maruz kaldıkları şiddet ve istismara karşı genellikle adalete başvurma imkânına sahip değildir. Katılımcılar, evlerini terk edene veya ’normal' olmaları söylenene kadar aileleri tarafından dövüldüklerini anlatmışlardır.
23. Avustralya Dışişleri ve Ticaret Bakanlığı (DFAT), 24 Nisan 2023 tarihinde ’DFAT Ülke Bilgilendirme Raporu: İran isimli raporunu yayınladı. Raporun ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği
2.147. Erkekler arasındaki cinsel ilişki yasadışıdır ve ölüm cezasına çarptırılabilir. Erkeklerle rızaya dayalı cinsel ilişkiye giren erkeklere ölüm cezası uygulanır. DFAT, örneğin Şubat 2022’de infaz edildiğine dair raporların farkındadır. Eş cinsel erkekler, yasal ve sosyal ayrımcılıktan kaçınmak için cinsiyet değiştirme ameliyatı olmaya zorlanabilir. Eş cinsel erkekler ayrıca aile üyeleri ve diğer kişilerden homofobik şiddete maruz kalabilir...
2.149. Eylül 2022’de iki İranlı LGBTI aktivist, aralarında ’eş cinselliğin teşviki yoluyla yeryüzünde yolsuzluk’ ve ’insan ticareti’ gibi suçlardan idama mahkûm edilmiştir; ancak gözlemciler, bu suçlamanın risk altındaki kişilerin İran topraklarından ayrılmasına yardımcı olmakla ilgili olduğunu söylemiştir...
2.152. ... Ayrımcılık; aile üyeleri, iş arkadaşları, dini figürler, okul ve toplum liderleri tarafından taciz ve şiddet içerebilir. Aileden dışlanma, özellikle muhafazakar ailelerde yaygındır. DFAT, eş cinsel erkekler ve lezbiyenlerin heteroseksüel evlilik yapma ve çocuk sahibi olma konusunda önemli bir toplumsal baskı ile karşı karşıya olduğunu anlamaktadır.
2.153. DFAT, LGBTI bireylerin ölüm riski oluşturabilecek resmi ayrımcılık ve şiddete maruz kalma riskinin yüksek olduğunu değerlendirmektedir. DFAT bu değerlendirmeyi tüm LGBTI kimliklerine uygulamaktadır. DFAT ayrıca, herhangi bir cinsel yönelim, cinsiyet kimliği veya ifadesine sahip LGBTI bireylerin toplumsal ayrımcılığa maruz kalma riskinin yüksek olduğunu değerlendirmektedir.’
24. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin 21 Haziran 2023 tarihli ’İran’da insan hakları durumuna ilişkin güncelleme’ başlıklı açıklamasının ilgili bölümleri şunlardır:
...İran İslam Cumhuriyeti’ndeki genel insan hakları durumu belirgin şekilde kötüleşmiştir...
Güvenlik güçlerinin, zorla itiraf elde etmek amacıyla tutuklama ve sorgulama sırasında bireylere işkence ve kötü muamele uyguladığına dair çok sayıda iddia bulunmaktadır. Ayrıca, özellikle gözaltında bulunan kadın, erkek ve çocuklara yönelik cinsel ve cinsiyete dayalı şiddet iddiaları da bulunmaktadır. Daha önce bildirildiği gibi, tıbbi bakımın reddi, kötü sağlık koşulları, kirli içme suyu ve aşırı kalabalık gibi hapishane koşulları endişe verici olmaya devam etmektedir...
Genel olarak, rapor İran’da insan hakları durumunun kötüleştiğini ve halkın şikayetlerini dile getirebileceği veya çözüm arayabileceği anlamlı ve etkili yolların kronik olarak eksik olduğunu göstermektedir...
25. İran İslam Cumhuriyeti’ndeki insan hakları durumuna ilişkin Özel Raportör [J.R.] 24 Ağustos 2023 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna bir rapor sunmuştur. Raporun ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
İdam cezasının uygulanması
28. Özel Raportör, raporlama döneminde gözlemlenen infaz sayısındaki endişe verici artıştan, özellikle haksız yargılamalar ve zorla itiraflar elde etmek için sistematik olarak işkenceye başvurulmasının ardından idam cezasının uygulanmasından derin endişe duymaktadır.
29. İran İslam Cumhuriyeti’nde 2022 yılı içinde en az 582 kişi idam edilmiştir; bunların 256’sı uyuşturucuyla ilgili suçlar nedeniyle infaz edilmiştir. Bu rakam, 2021 yılına kıyasla kayda değer bir artışa işaret etmektedir.
...
53. Özel Raportör, hükümetin kısıtlayıcı önlemlerinin ve baskıcı politikalarının yalnızca yasalara veya hukuki süreçlere dayanmadığını, aynı zamanda devletin vatandaşlarının, özellikle kadınların ve kız çocuklarının kamusal ve özel yaşamları üzerindeki kontrolünün merkezinde yer alan çeşitli devlet yetkilileri ve özel aktörler tarafından uygulanan zorlama ve güç kullanımına da dayandığını belirtmektedir...
26. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri [V.T.] nin 24 Ocak 2024 tarihli raporunun ilgili bölümleri aşağıdakileri içermektedir:
İran’da ölüm cezasının kullanımında yaşanan keskin artış, 23 Ocak’ta iki erkeğin idam edilmesi de dahil olmak üzere, beni endişelendiriyor. Bu yılın başından bu yana ülkede en az 54 kişinin idam edildiği bildirilmektedir...
Tüm sanıklar için adil yargılanma hakkı korunmalıdır. Zorla alınan itiraflarla ilgili haberler de beni derinden rahatsız ediyor. Bu tür itiraflar hiçbir yargılamada delil olarak kullanılmamalıdır..."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Anayasa Mahkemesinin 17/9/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
33. Başvurucu; İran İslam Cumhuriyeti Ceza Kanunu'na göre eş cinsel ilişkinin ağır yaptırımlara tabi olup en ağır yaptırımının ise idam cezası olduğunu, bu nedenle İran'a gönderilmesi hâlinde cinsel yönelimi sebebiyle hem devlet hem de devlet dışı aktörlerin (aile üyeleri de dâhil olmak üzere) kötü muamelesine uğrama riski bulunduğunu belirterek kötü muamele yasağı ile yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca eş cinselliğin cezai yaptırımlara konu olması nedeniyle cinsiyet kimliğini özgürce ifade edemeyeceğini, bu durumun özel hayata saygı hakkını ve ifade hürriyetini ihlal ettiğini iddia etmiştir.
34. Bakanlık görüşünde, başvurucunun iddialarının değerlendirilmesinde Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda benimsediği ilkelerin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
2. Değerlendirme
35. Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
37. Yabancıların ülkeye girişleri, ülkede ikamet etmeleri ve ülkeden çıkarılmaları, uluslararası hukukta da kabul edildiği üzere devletin egemenlik yetkisi kapsamındadır (birçok karar arasından bkz. A.A. ve A.A. [GK], B. No: 2015/3941, 1/3/2017, § 54).
38. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında kötü muamele yasağı güvence altına alınmıştır. Bu yasakla ilgili herhangi bir istisna da kabul edilmemiştir. “Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” kenar başlıklı 15. maddede ise savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde de savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın bütünlüğüne dokunulamayacağı ifade edilmiştir. Kötü muamele yasağının mutlak niteliğini ortaya koyan sözü edilen düzenlemelere göre bir yabancının sınır dışı edileceği ülkede Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir muameleye uğrayacağı konusunda gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağına inanılması için esaslı gerekçelerin gösterildiği hâllerde yabancının sınır dışı edilmesi kötü muamele yasağını ihlal edebilir zira böyle bir durumda yabancının kötü muamele riskiyle karşıya kalması devletin tutumunun doğrudan bir sonucudur (A.A. ve A.A., §§ 55, 56, 59; Poorya Parva [1. B.], B. No: 2018/27830, 23/10/2024, § 16). Dolayısıyla devlet bu hâllerde yabancıyı o ülkeye sınır dışı etmeme yükümlülüğü altındadır (Masoud Talebı [2. B.], B. No: 2023/26088, 19/3/2024, § 64). Bu yükümlülük, yabancıların riskin bulunduğu ülkeye dolaylı olarak gönderilmemelerini de kapsamaktadır (A.D. [1. B.], B. No: 2014/19506, 3/4/2019, § 55).
39. Sınır dışı edilmesi hâlinde kötü muameleye uğrayacağını iddia eden yabancı, ilke olarak sınır dışı edileceği ülkede kötü muameleye uğrayacağı konusunda gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağına inanılması için esaslı nedenler bulunduğunu kanıtlayabilecek delilleri idari merciler ile yargı mercilerine sunmalıdır. Bu doğrultuda yabancı, sınır dışı edileceği ülkede var olduğunu iddia ettiği kötü muamele riskinin ne olduğunu makul şekilde açıklamalı; varsa bu iddiayı destekleyen bilgi ve belgeleri ibraz etmelidir (A.A. ve A.A., § 68).
40. Yabancı; etnik kökenleri, dinî inançları, siyasi görüşleri ya da belirli bir gruba mensubiyetleri gibi nedenlerle sınır dışı edileceği ülkedeki kamu makamlarının kişilere sistematik olarak kötü muamelede bulunduklarını iddia ediyor ise uygulamanın varlığı ile risk altında olduğu iddia edilen gruba mensup olduğuna inanılması için ciddi nedenler bulunduğunu ortaya koymalıdır. Geri gönderileceği ülkedeki riskin kamu görevlisi olmayan kişi veya gruplardan kaynaklandığını ileri süren yabancı, hem riskin gerçekliğini hem de söz konusu ülkenin kamu makamlarının bu riski ortadan kaldırmak konusunda yeterli korumayı sağlamakta yetersiz kalacaklarını kanıtlamalıdır. Bununla birlikte yabancı, sınır dışı edileceği ülkede uzun süredir devam eden genel siyasi istikrarsızlık ya da ülkenin tamamına yayılmış iç karışıklık nedeniyle kötü muameleye maruz kalacağını ileri sürmüşse anılan ülkenin genel koşullarının nesnel olarak kötü muamele yasağına aykırılık oluşturmayacağı idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulmalıdır (A.A. ve A.A., §§ 66-69).
41. İspat külfetinin başvurucuya ait olduğu ve bu külfetten doğan yükümlülüğün yerine getirildiği hâllerde idari ve yargı mercileri gerçek riskin varlığı konusunda titiz bir inceleme yapmalıdır. Bu inceleme yapılırken yabancının sınır dışı edilmesinin öngörülebilir sonuçları, yabancının sınır dışı edileceği ülkenin genel durumu, yabancının kişisel durumu ve uğranılacağı iddia edilen muamelenin kötü muamele yasağı için aranan asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığı dikkate alınmalıdır. Riskin varlığı araştırılırken ulusal veya uluslararası kurum ve kuruluşların düzenledikleri raporlardan ya da somut olay hakkında bilgi edinilmesini sağlayacak başka kaynaklardan yararlanılması mümkündür (A.A. ve A.A., §§ 62-64).
42. Gerçek riskin varlığıyla ilgili değerlendirmede kural olarak sınır dışı kararının verildiği tarihteki koşullar dikkate alınmalıdır ancak yapılacak değerlendirmenin sonucunu doğrudan etkileyecek önemli gelişmeler de gözönünde tutulmalıdır (A.A. ve A.A., § 70).
43. Sınır dışı etme kararı verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan ve başvurucunun sınır dışı edileceği ülkede Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir muameleye uğrayacağı konusunda gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağına inanılması için esaslı gerekçelerin gösterildiği bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesinin rolü, kural olarak başvurucuyu doğrudan veya dolaylı olarak kötü muamele riskiyle karşılaşacağı ülkeye gönderilmesine karşı koruyan etkili usul güvencelerinin sağlanıp sağlanmadığını tespit etmektir. Usul güvencelerinin sağlandığı durumlarda geri gönderilen ülkede gerçek bir kötü muamele riskinin bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. A.A. ve A.A., § 71; M.A. [2. B.], B. No: 2023/104230, 20/11/2024, § 19). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, somut olayın özel koşulları altında gerekli gördüğü hâllerde geri gönderilen ülkede gerçek bir kötü muamele riski bulunup bulunmadığını istisnai olarak ilk elden kendisi de inceleyebilir (A.A. ve A.A., § 72).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
44. Uluslararası kuruluş raporları, İran'da LGBTİ bireylerin hukuki düzenlemeler, toplumsal homofobi ve devlet dışı aktörler kaynaklı şiddet nedeniyle gerçek bir kötü muamele riski altında bulunduklarını ortaya koymaktadır. Anılan bulgular AİHM'in yakın tarihli bir kararında da dikkate alınmış, bu veriler ışığında İran'da eş cinsel bireyler bakımından genel riskin varlığı kabul edilmiştir. Bununla birlikte, bu genel riskin tek başına yeterli olmadığı, başvurucunun kişisel durumunun inandırıcılık yönünden ortaya konulması gerektiği vurgulanmıştır. Bu bağlamda beyanların zamanında ve tutarlı şekilde ileri sürülmesi, varsa destekleyici delillerle teyit edilmesi ve çelişkilerin makul açıklamalarla giderilmesi önem arz etmektedir. Ayrıca başvurucuların geçmişte cinsel yönelimlerini gizlemiş olmalarının kötü muamele riskini bertaraf etmeyeceği, bireylerin cinsel yönelimlerini gizlemeye zorlanamayacağı ve bu durumun devletin koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı belirtilmiştir (bkz. § 31).
45. Başvurucu 25/8/2016 tarihinde uluslararası koruma başvurusu yapmış ancak başvuru kayıt formu veya eklerinde Türkiye'ye geliş amacına dair herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Takip eden süreçte hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme veya bulundurma suçu kapsamında soruşturma başlatılmasının ardından kolluk görevlilerince düzenlenen Yasa Dışı Göçmen Mülakat Formu'nda ülkesinden ayrılma amacına ilişkin soruya "iş gereği" şeklinde cevaplamıştır. Başvurucu, hakkında alınan sınır dışı etme kararının iptali için açtığı davaya ilişkin dilekçede ülkesine gönderilmesi hâlinde mevcut siyasi ve toplumsal koşullar nedeniyle kötü muameleye uğrama riski bulunduğunu, askerlik yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle İran'da kırbaç cezası ile karşı karşıya kalacağını ileri sürmüş; Göç İdaresinin savunma dilekçesine karşı sunduğu dilekçede ise dava dilekçesindeki iddialarından farklı olarak eş cinsel olduğunu ve cinsel yöneliminin İran kolluk makamlarınca öğrenilmesi üzerine Türkiye'ye sığınmak zorunda kaldığını iddia etmiştir.
46. Başvurucu; ileri sürdüğü risk iddialarını kişisel koşullarına özgü, tutarlı, bireyselleştirilmiş ve inandırıcı unsurlarla desteklememiştir. Başvurucunun anlatımlarının önceki beyanlarıyla çelişen yönler içerdiği, ileri sürdüğü riskin kendi özel durumu bakımından ne şekilde gerçekleşeceğini somut biçimde ortaya koyamadığı anlaşılmıştır. Başvurucunun anlatımları esasen ülkesinin genel koşullarına ve uluslararası raporlardaki istatistik verilerine dayanmaktadır. Bu nedenle başvurucunun İran'a sınır dışı edilmesi hâlinde kötü muamele yasağı kapsamında gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağına inanmak için önemli gerekçeler gösteremediği sonucuna varılmıştır.
47. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
48. Başvurucu; hakkında verilen sınır dışı etme kararının uyuşturucu madde kullandığı gerekçesiyle alındığını, bu fiile ilişkin bir mahkûmiyet kararı bulunmamasına rağmen İdare Mahkemesince suçlu kabul edilmişçesine yönelik değerlendirme yapılarak karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
49. Yabancıların ülkeye girişleri, ülkede ikamet etmeleri ve ülkeden çıkarılmaları, uluslararası hukukta da kabul edildiği üzere devletin egemenlik yetkisi kapsamındadır ancak anılan işlemlerin Anayasa'da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturması hâlinde bireysel başvuruya konu edilebilmesi mümkündür (A.A. ve A.A., § 54).
50. Sınır dışı işlemleri, suç isnadı veya medeni hak ve yükümlülükle ilgili olmadığından adil yargılanma hakkının konusuna girmemektedir (Aıgul Mavlıanova [1. B.], B. No: 2016/6293, 9/11/2017, § 27).
51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
D. Kararın bir örneğinin İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/9/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.