logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Hamza Kalkan [2. B.], B. No: 2021/27084, 15/10/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HAMZA KALKAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/27084)

 

Karar Tarihi: 15/10/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Hüseyin ERAL

Başvurucu

:

Hamza KALKAN

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan verilen mahkûmiyet hükmü nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucunun soruşturma ve kovuşturma evrelerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle başka temel haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri de bulunmaktadır.

2. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başvurucunun da aralarında bulunduğu, polis memuru olarak görev yapan şüpheliler hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması üyesi oldukları şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır.

3. Soruşturma kapsamında ifadesi alınan C.T.; 2006 yılında Ankara'da görev yaptıkları dönemde başvurucu ile birlikte kiraladıkları evde kaldıklarını ve başvurucunun örgüte gönül veren biri olduğunu beyan etmiştir. S.S.ye ait Beyan ve Teşhis Tutanağı da soruşturma dosyasına gönderilmiştir. S.S. başvurucunun 2004 yılında kaldığı örgüte ait yurdun belletmeni olarak görev yaptığını ifade etmiştir.

4. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma şüphesiyle 29/7/2016 tarihinde gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılmıştır.

5. Başvurucu; soruşturma aşamasında, C.T.yi devresi olması nedeniyle tanıdığını, Ankara'da görev yaptıkları dönemde birlikte ev kiraladıklarını, C.T.nin arkadaşlarından birkaçının evlerine geldiğinde örgüt liderinin kitaplarını okuyup sohbet yapmaya başlamaları üzerine tartışarak evden ayrıldığını, örgütle bağının olmadığını, S.S.yi ise tanımadığını, Asya Katılım Bankası A.Ş. (Bank Asya) hesabını hisse satışında daha az masraf alması nedeniyle açtığını beyan etmiştir.

6. Başvurucunun konutunda yapılan aramada ele geçirilen cep telefonuna ve dijital materyallerine el konulmuştur. Ayrıca başvurucuya ait ByLock kaydının bulunmadığına dair sorgu raporu, 2005-2006 yıllarında örgütle irtibatlı dershanede çalıştığına ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kaydı ile Bank Asya hesap bilgileri soruşturma dosyasına gönderilmiştir.

7. Başsavcılıkça başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 11/7/2017 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamede özetle tanık beyanları, Arama Tutanağı, Bank Asya hesap hareketleri ve SGK kayıtları çerçevesinde emniyet mensubu olan başvurucunun örgütte önemli konumda bulunduğu belirtilerek atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.

8. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 21/7/2017 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapmıştır. Tensip Tutanağı'nda -diğerlerinin yanı sıra- başvurucuya ait gazete, dergi, dijital platform, dernek ve sendika üyeliklerinin araştırılmasına, dijital inceleme raporunun akıbetinin sorulmasına, tanıklar C.T. ve S.S.nin Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla dinlenmelerine yönelik işlem yapılmasına karar verilmiştir.

9. Birinci celse öncesinde dosyaya gönderilen 16/9/2017 tarihli inceleme raporunda, incelenen CD içeriklerinde örgüt liderine ait çok sayıda ses ve video kaydının tespit edildiği bildirilmiştir. Aynı şekilde başvurucunun örgütle irtibatlı dernek ve sendika üyeliğinin bulunmadığına, kendisinin ve çocuklarının örgütle iltisakı nedeniyle kapatılan okullarda eğitim kaydının tespit edilemediğine dair evrak dosyaya gönderilmiştir. Diğer taraftan Mahkemece yapılan Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) sorgulamasında, başvurucunun çalıştığı dershanenin kanun hükmünde kararname (KHK) ile kapatılan kurumlardan olmadığına dair 22/1/2018 tarihli tutanak düzenlemiştir.

10. Yargılama bir celsede tamamlanmıştır. Bu celsede başvurucu, müdafiinin hazır bulunmasıyla yaptığı savunmasında özet olarak örgütle irtibatı nedeniyle daha sonra kapatılan dershaneye 2000 yılında üniversite hazırlık döneminde gittiğini, üniversite döneminde Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğünün yurdunda kaldığını, S.S.yi tanımadığını, belletmenlik yapmadığını, 2005 yılından sonra kısa süre örgütle irtibatlı dershanede çalıştığını, daha sonra polislik sınavını kazandığını, Ankara'da devresi olan C.T. ile kendilerinin kiraladıkları evde kaldıklarını ve Bank Asya hesabını ise komisyon farkı az olduğu için kullandığını beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca evinde bulunan CD'lerde ne olduğunu bilmediğini ifade etmiştir.

11. Başvurucunun hazır bulunduğu celsede dinlenen C.T.; başvurucu ile 2006 ya da 2007 yılında birlikte kaldıklarını, evde sohbet yapıldığına şahit olmadığını, başvurucunun örgütle irtibatını bilmediğini ve yine soruşturma aşamasında başvurucunun örgüte gönül verdiğine dair bir şey söylemediğini beyan etmiştir. Diğer tanık S.S. ise 2003-2004 yıllarında kaldığı örgüte ait yurtta başvurucunun belletmen olarak çalıştığını ifade etmiştir.

12. Aynı celsede Cumhuriyet savcısı sunmuş olduğu esas hakkındaki mütalaasında başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir. Başvurucu, mütalaaya karşı önceki savunmaları ile aynı yönde beyanda bulunmuştur. Mahkemece başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu işlediği sabit kabul edilerek bu suç nedeniyle alt sınırdan 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

 " ... Her ne kadar sanık Hamza Kalkan [başvurucu] hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanık savunması alınan tanık [C.T. ve S.S.nin] beyanlarına göre, sanığın 2000 yılında örgütle iltisakı nedeniyle kapatılan [H.] Dershanesine gittiği, akabinde Malatya ilinde [H.] Dershanesinden tanıdığı bir öğretmen aracılığı ile Erzurum ilinde örgütle irtibatlı [A.] kolejinde çalışan başka bir öğretmenin yanına gidip geldiği, tanık [S.S.nin] beyanlarına göre, sanığın üniversite öğrenciliği döneminde kısa bir süre Erzurum ilinde bulunan örgütle irtibatlı [A.] yurdunda kaldığı ve bu yurtta belletmenlik yaptığı, üniversiteden mezun olduktan sonra kendisini Erzurum'dan tanımadığı bir şahsın arayarak dershanede çalışmak isteyip istemediğini sorduğu, bu teklifi kabul eden sanığın SGK kayıtlarından da anlaşılacağı üzere 2005 yılı Eylül ayı ile 2006 yılı Haziran ayları arasında Hakkari Özel [Ç.] Dershanesinde sigortalı olarak çalıştığı, sanığın beyanına göre bu dershanenin örgütle iltisaklı olduğu, sanığın sonrasında polislik mesleğine geçtiği ve Ankara ilinde göreve başladığı, burada 2007-2008 yılları içerisinde tanık [C.T.] ile birlikte aynı evde kaldıkları, sanığın soruşturma aşamasındaki beyanlarına göre, bu süreçte örgütün sohbetlerine bir kaç defa katıldığını ve kaldıkları evde de sohbet yapıldığını beyan ettiği anlaşılmıştır.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 26/10/2017 tarih, 2017/1809 Esas ve 2017/5155 Karar sayılı ilamı nazara alındığında; 2000 ile 2008 yılları arasında örgüt ile irtibat kurduğu tespit edilen sanığın, örgüte müzahir yayım organlarına aboneliği olduğuna dair herhangi bir delil elde edilemediği, FETÖ/PDY örgüt şeması içerisinde yer almadığı, 2008 yılından sonra örgüt toplantılarına devam ettiğinin tespit edilemediği anlaşılmakla; bahsi geçen eylemlerinin devamlılık arz etmediği, eylemlerinin icra tarihi itibariyle müsnet suç yönünden manevi unsurun -başka bir ifadeyle kasıt unsurunun- somut olarak ortaya konulamadığı kanaatine varılmıştır. Sanığın evinde yapılan aramada ele geçen ve sanığa ait olan CD ve DVD'ler üzerinde yapılan incelemede örgüt elebaşına ait ses kayıtları ve sohbet videolarının bulunduğu tespit edilmiştir. Sanığın örgüt ele başının sohbetlerini dinlemesi örgüte sempati duyduğunu ortaya koysa da; kayıtların tam olarak hangi tarihe ilişkin olduğunun tespit edilememiş olması ve bu eyleminin yüksek mahkeme kararı doğrultusunda müsnet suça vücut vermeyeceği, silahlı terör örgütü üyeliği için aranan hiyerarşik-organik bağ, çeşitlilik, süreklilik, yoğunluk kriterlerini taşımadığı, bu hususların ancak sanığın söz konusu örgüte sempatizanlığını göstereceği ve sanığın örgüte olan sempatizanlığının halen devam ettiğinin göstergesi olduğu kanaatine varılmıştır.

Dosyada mevcut Bank Asya hesap özeti, tevdi raporu ve sanık savunmasına nazaran; sanığın Bank Asya nezdinde mevduat hesabının bulunduğu, hesabının açılış tarihinin 25/02/2014 olduğu, örgüt içerisinde Bankasya'nın TMSF tarafından el konulmasını engellemek amacıyla, örgüt liderinin yaptığı 25 Aralık 2013 tarihli çağrı ile TMSF'nin bankaya el koyduğu 2015 yılı Mayıs ayına kadar seferberlik içerisine girmeleri nedeniyle sanığın banka hesabı açtırarak 2014 yılı Şubat ayında hesabına 2.000,00 TL para yatırdığı, akabinde devam eden mevduatın Temmuz ayında 10.689,77 TL'ye ulaştığı, sanığın bu tarihten sonra örgütün önde gelen isimlerinin benzer bir şekilde örgüt liderinin talimatını yazılı ve görsel basında öne çıkararak 2014 yılı Eylül ayında yapılan çağrılara istinaden mevduatındaki miktarı korumaya devam ederek Eylül ayında hesabında 10.168,43 TL bulundurduğu, daha sonra irili ufaklı hesap hareketleriyle Bank Asya hesabını kullanmaya devam ettiği, TMSF tarafından Bank Asya'ya el konulduktan sonra 2015 yılı Haziran ayında hesaptaki parasının tamamını çektiği görülmüştür. Sanık savunmalarında örgüt talimatından haberinin olmadığını, örgüte yardım saikiyle hareket etmediğini savunmuş ise de,örgüt ile geçmiş dönemde irtibatı olan ve suç tarihine kadar sempatizanlığı devam eden sanığın, örgüt talimatından haberinin olmadığına dair savunmalarının hayatın olağan akışına uygun düşmediği, hakeza Bank Asya'nın örgüt ile olan irtibatını bildiği dikkate alındığında, sanığın inkara yönelik savunmasının dosya mündericatı ve hayatın olağan akışıyla uyumlu olmayıp, suçtan kurtulmaya matuf olduğu kanaatine varılmıştır. Bu nedenlerle sanığın çağrı ile hesap açtırma ve para yatırma eylemleri arasında doğrudan bankaya destek olma şeklinde bir bağ olduğu değerlendirilmekle, eylemlerinin TCK'nın 220/7 maddesi kapsamında kalan terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu oluşturduğu, bir an için 6415 Sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanunun 4. maddesi kapsamında kalabileceği düşünülse bile bu suçun oluşması için terör örgütüne maddi yardım, fon sağlanmasının gerektiği, oysa burada örgüte bir para aktarımından ziyade zor durumda kalan terör örgütünün bankasına el konulmasını engellemeye yönelik olarak mevduat hesabına para yatırıp bir süre sonra çekme eyleminin olduğu, paranın örgütün hesaplarına geçmemesi ve sanığa geri dönmesi nedeniyle bu eylemin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü Üyesi olmamakla birlikte, Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etmek suçunu oluşturduğu anlaşılmakla..."

13. Başvurucu; istinaf dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- tanıkların suç oluşturmayan beyanlarının mahkûmiyete gerekçe yapıldığını, Bank Asya hesabını yasal bankacılık faaliyeti kapsamında kullandığını ve çalıştığı yurdun KHK ile kapatılan kurumlardan olmadığını belirtmiştir.

14. İstinaf incelemesinin devam ettiği aşamada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında elde edilen SD kart doğrultusunda Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürlüğü tarafından dosyaya gönderilen 12/3/2018 tarihli veri inceleme raporunda, başvurucunun güncel liste içinde "FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampta kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade eden Derece 1 : EA Derece 2: C, Zümre Başkanı: Tahir" olarak kodlandığı bildirilmiştir.

15. Başvurucunun istinaf talebi Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince (İstinaf Dairesi) 26/4/2018 tarihinde esastan reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir. Hükmün kesinleşmesi sonrasında başvurucu, hapis cezasının infazı kapsamında 6/4/2019 tarihinde ceza infaz kurumuna alınmıştır.

16. Başvurucu 25/10/2019 tarihinde Mahkemeye başvurarak 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun gereğince temyiz kanun yoluna başvurma imkânının tanındığı gerekçesiyle infazın durdurulmasını talep etmiştir. Mahkeme 25/10/2019 tarihli ek kararıyla başvurucu hakkındaki hükmün infazının durdurulmasına karar vermiştir.

17. Başvurucu, temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar etmiştir (bkz. § 13). Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi (Ceza Dairesi) istinaf talebinin esastan reddine ilişkin İstinaf Dairesi kararını 3/2/2021 tarihinde onamıştır.

18. Başvurucu, nihai kararı 22/5/2021 tarihinde öğrendikten sonra 24/5/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

19. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ile özel hayata saygı hakkı, ifade hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna ve anılan haklara ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

20. Başvurucu; tanıkların 2007 yılına ait suç oluşturmayan beyanlarına, yasal bankacılık faaliyetlerine ve ele geçirilen diğer delillere ilişkin olarak aşamalarda ileri sürdüğü davanın sonucuna etkili itiraz ve savunmalarına rağmen mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

21. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Mahkemenin dava konusu maddi olay ve olgular ile delilleri değerlendirdiği, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu ve kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini gerekçelendirdiği, başvurucunun mahkûmiyetinin hukuka aykırı olduğuna dair iddialarının delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı formdaki şikâyetleri ile aynı doğrultuda açıklamalarda bulunmuştur.

22. Başvuru, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bağlamında incelenmiştir.

23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

24. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).

25. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.] B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

26. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda mahkemelerin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).

27. Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin, mahkemelerin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B., § 83).

28. Diğer taraftan adil yargılanma hakkı, hukuk kuralının davanın başvurucu lehine sonuçlanmasını temin eden yorumunun esas alınmasını güvence altına almamaktadır. Uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kurallarının yorumlanması -yukarıda belirtildiği gibi- yargılama merciilerinin takdirindedir. Bununla birlikte yargılama merciilerinin hukuk kurallarını yorumlarken Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen ve Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesini gözönünde bulundurmaları gerekir. Esasen hukuk devleti ilkesi Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanmasında dikkate alınması zorunlu olan bir ilkedir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğinin yorumlanmasında da hukuk devletinin gerekleri gözetilmelidir (M.B., § 84).

29. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010; E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

30. Aşağıdaki hâllerde aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bir durumun bizatihi kendisinin usule dair bir güvenceye dönüştüğü kabul edilebilir:

i. Somut olayda uygulanan veya uygulanması gereken hukuk kurallarının kabul edilebilir herhangi bir yorumuna dayanılmaması,

ii. Delil ile bu delilin ispat aracı olarak kullanıldığı vakıa arasında kurulan bağın kabul edilebilir bir muhakemeye dayanmaması veya mantık dışı bir çıkarıma dayanması,

iii. Açıkça yanlış olan olguların hükme esas alınması,

iv. Somut olayın açıkça belirli olan koşullarının gözetilmemesi,

v. Belirli bir hususu ispat ettiğinde kuşku bulunmayan bir delilin açıkça keyfî olarak dikkate alınmaması,

vi. Maddi olayın tespitinde aksi ispat edilemeyecek ve savunma yapmayı anlamsız kılacak varsayımlara dayanılması.

31. Yargılamanın sonucuyla ilgili hususları usule ilişkin bir güvenceye dönüştüren durumlar yukarıda belirtilenlerle sınırlı değildir. Bunlara benzer hâllerde de Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru kapsamında denetim yapılabilir. Bununla birlikte belirtilen eksikliklerin adil yargılanma hakkının ihlaline yol açabilmesi için bunların ayrıca yargılamanın hakkaniyetini zedelediğinin tespit edilmiş olması gerekir (Ayşe Fahriye Tosun [GK], B. No: 2021/17663, 23/2/2023, § 44; aynı yönde ilave olarak bkz. İsmet Murtezaoğlu [1. B.], B. No: 2018/17312, 18/10/2022, § 40; Cihangir Akyol [GK], B. No: 2021/33759, 23/2/2023, § 49).

32. Eldeki olayın koşulları dikkate alındığında yukarıda belirtilen durumlardan özellikle, delil ile bu delilin ispat aracı olarak kullanıldığı vakıa arasında kurulan bağın kabul edilebilir bir yoruma dayanıp dayanmadığı ve maddi olayın tespitinde aksi ispat edilemeyecek, savunma yapmayı anlamsız kılacak varsayımlara dayanılıp dayanılmadığı hususlarının değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

33. Mahkemenin, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu işlediği hususunu; tanık S.S.nin başvurucunun 2003 yılında örgüte ait yurtta belletmenlik yaptığına ilişkin beyanlarına, SGK kayıtlarına göre başvurucunun 2005-2006 yıllarında örgütle iltisakı nedeniyle kapatılan yurtta çalışmış olmasına, tanık C.T.nin 2007 yılında başvurucu ile birlikte kiraladıkları aynı evde kaldıklarına ve başvurucunun örgüte gönül bağının olduğuna dair ifadesine ve yine başvurucunun konutunda ele geçirilen dijital verilerde örgüt liderine ait ses ve video kayıtlarının tespit edilmesine dayandırdığı anlaşılmaktadır (bkz. § 12).

34. Diğer taraftan tanık C.T.nin Mahkeme huzurundaki beyanlarında soruşturma aşamasındaki beyanlarından dönmek suretiyle başvurucunun örgüte gönül verdiğine dair bir şey söylemediğini beyan ettiği (bkz. § 11), başvurucunun çalıştığı dershanenin KHK ile kapatılan kurumlardan olmadığına ilişkin olarak Mahkemece 22/1/2018 tarihli tutanak düzenlendiği (bkz. § 9) ve yine istinaf aşamasında dosyaya gönderilen SD karta ilişkin veri inceleme raporunun 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 209. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca duruşmada okunarak başvurucuya anlatılmadığı (bkz. § 14), bu bakımdan çelişmenin sağlanmadığı da gözden kaçırılmamalıdır. Kaldı ki Yargıtay uygulamasında sanıkların Garson kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen SD kart içinde "EA" olarak kodlanmasının mahkûmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir [birçok karar arasından bkz. Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 25/1/2021 tarihli ve E.2020/1608, K.2021/75 sayılı kararı].

35. Yargıtay uygulamasına göre kişilerin örgütle iltisaklı Bank Asya'ya örgüt liderinin talimatıyla ve terör örgütüne yardım etme kastıyla destek amaçlı para yatırdıklarına ilişkin kesin ve inandırıcı delil bulunmaması durumunda, mevcut şüphe sanık lehine değerlendirilmektedir [birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 25/11/2024 tarihli ve E.2022/24737, K.2024/15026; 12/12/2024 tarihli ve E.2022/30656, K.2024/18046; 23/12/2024 tarihli ve E.2022/34231, K.2024/19255 sayılı kararları].

36. Yargıtayın somut olayın koşullarını, sanığın konumu ve kişisel özelliklerini de gözeterek kişilerin SGK kayıtlarına göre örgüte müzahir kurum veya kuruluşlarda çalışmalarının örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğini belirttiği kararlar bulunmaktadır [birçok karar arasından bkz. Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2/3/2021 tarihli ve E.2019/5505, K.2021/1793; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/10/2022 tarihli ve E.2021/14774, K.2022/6617 sayılı kararları].

37. Yargıtayın çok sayıda kararında kişilerde salt Fetullah Gülen'e ait ses veya videolara ilişkin dijital veriler ele geçirilmesinin silahlı terör örgütü üyeliği suçu açısından tek başına yeterli delil olarak kabul edilmediği, anılan kararlarda dosya kapsamına göre toplanması gerektiği belirtilen diğer delillere değinildikten sonra suçun sübutu açısından tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır [Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 1/3/2018 tarihli ve E.2017/3481, K.2018/710; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2/5/2023 tarihli ve E.2021/17056, K.2023/2493 sayılı kararları].

38. Yukarıda da değinildiği üzere Anayasa Mahkemesinin kural olarak somut davadaki delilleri değerlendirme ve hukuk kurallarını yorumlama gibi bir görevi yoktur. Ancak mahkemelerin yargılama sırasında taraflarca ileri sürülen argümanların gerçekliğinin tespitine yönelik gerekli ve etkili incelemeleri yapması, elde edilen deliller çerçevesinde ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyması ve yine ulaşılan sonuca götüren delil ile bu delilin ispat aracı olarak kullanıldığı vakıa arasında kurulan bağın kabul edilebilir bir yoruma dayanması adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Aksi durum adil yargılanma hakkının usul güvencelerini anlamsız kılar.

39. Somut olayda Mahkemenin, mahkûmiyet kararını dayandırdığı ve yukarıda değerlendirilmeleri yapılan deliller çerçevesinde başvurucunun terör örgütünün amacını, kullandığı şiddetin türü ile yoğunluğunu bildiğini ve yine eylemlerinin sempati ve iltisak boyutunu aştığını açıkça ortaya koymaksızın mahkûmiyetine karar vermiş olması başvurucu bakımından adil yargılanma hakkının usule ilişkin güvencelerini anlamsız hâle getirmiştir.

40. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Rıdvan GÜLEÇ ve Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

B. Diğer İhlal İddiaları

41. Başvurucunun ikametgâhında yapılan aramanın hukuka aykırı olması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının başvuru formunda söz konusu haklarının neden ve nasıl etkilendiğine ilişkin bir açıklama bulunmadığı ve iddialarını temellendirmediği de gözetildiğinde Cemal Günsel ([GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

42. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve 5.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

43. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

44. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

45. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından da maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Rıdvan GÜLEÇ ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/187, K.2018/27) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 15/10/2025 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY

Mahkememiz çoğunluğu tarafından, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıdaki gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;

Başvurucu gerek soruşturma gerekse kovuşturma süreçlerinde müdafi yardımından yararlanmış, iddianameye konu eylemler ve dosya kapsamı hakkında bilgi verilmiş ve savunması alınmıştır. Dosya kapsamında tanık ifadeleri alınmış, başvurucuya tanık beyanına karşı savunma imkânı tanınmıştır. Tanık beyanlarında başvurucunun kısa bir süre örgüt yurdunda kaldığı ve belletmenlik yaptığı, yine polislik mesleğine geçtikten sonra C.T. ile birlikte aynı evde kaldığı, bu süre zarfında örgütün sohbetlerine birkaç kez katıldığı belirtilmiştir. Yine başvurucunun SGK kayıtlarına göre örgütle irtibatlı dershanede çalıştığı belirtilmiştir. Mahkemece, Bank Asya hesap hareketleri talep edilmiş, başvurucunun sözde örgüt liderinin talimatı sonrası döneme rastlayan 2014 yılı Şubat ayında hesap açtığı, 2.000 TL para yatırdığı, hesabında artış olduğu ve Eylül 2014 tarihinde 10.168 TL ye çıktığı, TMSF tarafından bankaya el konulması sonrasında Haziran 2015 tarihinde paranın tamamını çektiği belirlenmiştir. İstinaf incelemesi aşamasında ise, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından elde edilen SD kart doğrultusunda Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürlüğü tarafından dosyaya gönderilen veri inceleme raporunda başvurucunun güncel liste içinde “…Örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan…Zümre başkanı: Tahir” olarak kodlandığı bildirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin Aydın Yavuz ve Diğerleri başvurusun ilişkin kararında (Başvuru Numarası: 2016/22169, Karar Tarihi: 20/6/2017, R.G. Tarih ve Sayı: 30/6/2017-30110) darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmaya ilişkin olarak FETÖ/PDY örgütünün özellikleri hakkında kapsamlı açıklamalara yer verilmiştir. Söz konusu kararda, yetkili makamlarca ve soruşturma mercilerince 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'ye ilişkin olarak özellikle son yıllarda yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda bu yapılanmanın özelliklerine ve faaliyetlerine ilişkin birçok tespit ve değerlendirmeye yer verilerek, özetle; FETÖ/PDY'nin yöneticileri ve üyelerinin, faaliyetlerini gizlilik esasıyla yürüttüğü ve gizliliği sağlayacak haberleşme yöntemleri kullandığı, gizlilik anlayışı, devlet yönetimi bakımından önemli görülen TSK, yargı, emniyet ve mülki idare birimlerinde ayrı bir titizlikle uygulandığı, FETÖ/PDY'nin gerçek amacının devleti ele geçirmek olduğu belirtilmiştir.

Yine Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında, hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı ve birden fazla biçimde yorumlanmasının mümkün olduğu durumlarda bunlardan hangisinin benimseneceğinin derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husus olduğu, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanımasının bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmayacağını, Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevinin, hukuk kurallarının birden fazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmek olduğu belirtilmiştir (Bkz. İ.E ve Diğerleri Başvurusu (1. B.), B. No; 2020/28410, 26/2/2025, § 34; Mehmet Arif Madenci (2. B.), B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).

Yargılamayı yapan Ağır Ceza Mahkemesi tüm dosya kapsamını nazara alarak, hukuk kurallarını nasıl uyguladığını ve yorumladığını, ayrıca takdir yetkisini gerekçelendirerek hüküm kurmuştur. Mahkemece, başvurucunun terör örgütü üyeliğinden neden cezalandırılmadığı ve terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan neden ceza verildiği açıkça ve yeterli bir gerekçe ile ortaya konulmuştur. Yerel Mahkemenin kararı istinaf ve temyiz kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun bireysel başvurusunda yer alan iddiaları kanun yolu şikâyeti niteliğini haiz olup, bireysel başvuruda bu hususların değerlendirilmesi mümkün olmadığından başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

 

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

 

Üye

Ömer ÇINAR

 

 

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Hamza Kalkan [2. B.], B. No: 2021/27084, 15/10/2025, § …)
   
Başvuru Adı HAMZA KALKAN
Başvuru No 2021/27084
Başvuru Tarihi 24/5/2021
Karar Tarihi 15/10/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan verilen mahkûmiyet hükmü nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuka aykırı deliller, bariz takdir hatası vs.) İhlal Yeniden yargılama
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı Konut dokunulmazlığı Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi