logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ahmet Batuhan Dökener [2. B.], B. No: 2021/3403, 19/11/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AHMET BATUHAN DÖKENER BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/3403)

 

Karar Tarihi: 19/11/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucu

:

Ahmet Batuhan DÖKENER

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlandığı gerekçesiyle subay adaylığına son verilmesine dair işleme karşı açılan iptal davasında davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Millî Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulunda subay adayı olarak kaydı yapıldıktan sonra başvurucu hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin olumsuz olarak değerlendirilmesi sonrasında 4/5/2018 tarihli işlem ile başvurucunun öğrencilikle ilişiğinin kesilmesine karar verilmiştir. Başvurucu anılan işlemin iptali istemiyle 1/6/2018 tarihinde dava açmıştır.

3. Ankara 13. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 7/5/2019 tarihinde işlemi iptal etmiştir. Kararda, Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesince (Sulh Ceza Mahkemesi) verilen beraat kararına yer vermiştir. Başvurucu hakkında yapılan araştırma sonucu elde edilen verilerin somut kanaat ve bilgiye dayalı, güvenilir, teyit edilebilir nitelikte, ön yargıdan uzak ve hukuken denetlenebilir bilgi ve belgelere dayalı olması gerektiği ifade edilmiştir. Hakkında herhangi bir mahkûmiyet kararı bulunmayan ve güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına neden olacak başka bir sebebin de ileri sürülmediği başvurucu hakkında tesis edilen işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

4. Millî Savunma Bakanlığı 19/6/2019 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

5. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 3/10/2019 tarihinde Mahkeme kararını kaldırarak davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bakılan uyuşmazlıkta, dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile güvenlik soruşturması sonucu elde edilen bilgiler kapsamında; dış kaynaktan muvazzaf subay temini kapsamında eğitim gören davacı hakkında 'kullanmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde satın almak' suçu nedeniyle yapılan yargılama neticesinde, Ankara (kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 24/12/2013 tarih ve 2013/1175-1544E.K. Sayılı kararıyla her ne kadardelil yetersizliğinden beraat kararı verilmiş ise de, anılan yargılamaya ilişkin olarak davacının gerek soruşturma ve gerekse de kovuşturma sırasındaki ifade ve savunmaları ile söz konusu ceza davası dosyasında yer alan diğer ifade tutanaklarındaki bilgiler ile davacının istihdam edileceği hizmetin önemi ve niteliği hususları birlikte dikkate alındığında, güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığı gerekçesiyle dış kaynaktan muvazzaf subay temini kapsamında aday olan davacının ilişiğinin kesilmesi yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık ve aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir."

6. Başvurucu, karara karşı 3/12/2019 tarihinde temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde, hakkında beraat kararı verildiği ve ceza dosyası içeriği incelendiğinde güvenlik soruşturmasının olumsuz olarak sonuçlanmasını gerektirecek herhangi bir hususun bulunmadığının anlaşılacağını belirtmiştir. Ceza dosyasının hiçbir yerinde uyuşturucu kullandığı belirtilmemesine karşın Bölge İdare Mahkemesi kararı nedeniyle masumiyet karinesinin ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

7. Danıştay Sekizinci Dairesi (Danıştay) 21/10/2020 tarihinde temyiz talebini reddederek Bölge İdare Mahkemesi kararını onamıştır.

8. Başvurucu, nihai hükmü 4/1/2021 tarihinde öğrendikten sonra 29/1/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Sulh Ceza Mahkemesi, başvurucu hakkında kullanmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde satın alma suçundan dolayı 24/12/2013 tarihinde beraat kararı vermiş; kararda A.Ü.nün mahkeme huzurundaki beyanlarında uyuşturucu maddeleri S.G. ile birlikte satın aldıklarını ifade ettiği belirtilmiştir. Yine devamında sanığın uyuşturucu maddelerden haberi olmadığını, rastlantı sonucu konuşmaya başladıklarını ve o sırada gelen polis ekiplerinin yaptıkları arama sonucunda üzerlerindeki uyuşturucu maddeleri bulduklarınıbeyan ettiği açıklanmıştır. Dosyada sanığın uyuşturucu madde bulundurduğuna veya kullandığına dair başkaca bir delil de bulunmadığı vurgulanmıştır. Buradan hareketle sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli her türlü şüpheden arınmış, kesin, yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediği ve bu nedenle yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı sonucuna varılmıştır. Karar, temyiz edilmemesi nedeniyle 15/1/2014 tarihinde kesinleşmiştir.

10. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

11. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

12. Başvurucu, ceza davasında verdiği ifade ile hakkındaki anlatımlarda suçun işlenmediğinin belirtildiğini beyan etmiştir. Buna rağmen Bölge İdare Mahkemesinin hangi belgeye dayandığı açıkça ortaya konulmadan karar vermesinden yakınmıştır. Temyiz başvurusunun ise matbu olarak reddedildiğini, Danıştay tarafından herhangi bir gerekçe ortaya konulmadığını iddia ederek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

13. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde;Mahkeme, Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştayın başvurucunun davasıyla ilgili olarak maddi olay ve olgular ile delilleri değerlendirdiği, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucu ve kullanılan takdir yetkisinin sebeplerini gerekçelendirdikleri ifade edilmiştir. Yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda belirttiği hususları yinelemiştir.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

16. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

17. Başvurucu, subay adayı olduktan sonra hakkında gerçekleştirilen güvenlik soruşturmasının olumsuz olduğu gerekçesiyle adaylığı sona erdirilmiştir. Mahkeme, Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararına atıfla başvurucu hakkında herhangi bir mahkûmiyet hükmü bulunmaması nedeniyle işlemi iptal etmiştir. Bölge İdare Mahkemesi ise başvurucunun gerek soruşturma ve gerekse de kovuşturma sırasındaki ifade ve savunmaları ile söz konusu ceza davası dosyasında yer alan diğer ifade tutanaklarındaki bilgiler ve başvurucunun istihdam edileceği hizmetin önemi ve niteliği hususlarını birlikte değerlendirmesi neticesinde davayı reddetmiştir. Danıştay da Bölge İdare Mahkemesi ile aynı görüşü paylaşmıştır.

18. Ceza yargılamasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin tesis edilen işleme olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bilâkis ceza yargılamasına konu olay ve olguların irdelenmesi önem arz eder. Bu bağlamda olayın meydana geliş şekli, fiilin özelliği, ağırlığı gibi olaya özgü durumlar değerlendirilerek karar sonucuna ulaşılma nedeni, ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya konulmalıdır. Mahkemeler ceza yargılamasını esas almakla birlikte ceza yargılamasında yer alan olguların işleme olan etkisini açıklamalıdır.

19. Bölge İdare Mahkemesi, Sulh Ceza Mahkemesine ait dosyada yer alan başvurucuya ilişkin ifadeler ve savunmalar ile diğer ifade tutanaklarındaki bilgileri değerlendirdiğini belirtmiş ise de söz konusu bilgilerin neler olduğunu açıklamamıştır. Başvurucunun neler söylediğini ya da başvurucu hakkında hangi beyanlarda bulunulduğunu belirtmediği gibi bu beyanları nasıl değerlendirdiğini kararında göstermemiştir. Başka bir deyişle Bölge İdare Mahkemesi kararına dayanak alınan ifadelerin subay adaylığına olan olumsuz etkisi kararın gerekçesinden anlaşılamamaktadır. Sulh Ceza Mahkemesinin kararında, başvurucu hakkında yer alan beyanda başvurucunun bu durumdan açıkça haberi olmadığının belirtildiği ve başkaca bir delil bulunmaması nedeniyle de beraat kararı verildiği (bkz. § 9) gözönüne alındığında Bölge İdare Mahkemesi tarafından hangi ifadelerin ne şekilde değerlendirildiğinin kararda gösterilmesi önem arz etmektedir.

20. Kural olarak mahkeme kararlarında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu merciince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararlarında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise kişilerin ileri sürdüğü esaslı itirazların kanun yolu mercii tarafından gerekçeli bir şekilde karşılanması gerekir. Somut olayda Bölge İdare Mahkemesinin kararının yukarıda belirtilen bağlamda bir gerekçe içermediği, Danıştay tarafından ise bu karara atıf yapılarak herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığı anlaşılmıştır.

21. Sonuç olarak istihbari bilgilerin idari işlemi neden ve nasıl haklılaştırdığı hususunun Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay kararlarının gerekçelerinde yer almadığı görülmektedir. Yargılama mercileri başvurucu hakkında elde edilen bilgileri herhangi bir şekilde değerlendirmediğinden güvenlik soruşturmasının sonucuna ilişkin başvurucunun iddiaları yeterli bir şekilde açıklığa kavuşturulmamıştır.

22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

23. Başvurucu tarafından masumiyet karinesinin ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü görülmekte ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiası hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

24. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

25. 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'da değişiklik yapan 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun uyarınca üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine makul süre şikâyetlerinin Tazminat Komisyonu tarafından inceleneceği düzenlenmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararında ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna ulaşmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

27. Başvurucu, ihlalin tespiti talebinde bulunmuştur. Başvurucunun tazminat talebi bulunmamaktadır.

28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre esas inceleme kapsamında bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve varsa ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde gerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmesi de gerekir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 54).

29. Başvuru konusu olayda ihlal, başvurucu tarafından ileri sürülen esaslı itirazların yargı mercilerince değerlendirilmemesinden kaynaklanmaktadır. Diğer bir ifadeyle ilgili kanun yorumundan ziyade olay ve olguların değerlendirilmesi neticesinde gösterilen gerekçe başvuruda ihlal sebebi olmuştur. Ayrıca başvurucunun herhangi bir tazminat talebi bulunmadığı da gözden kaçırılmamalıdır. Dolayısıyla tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

30. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

E. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesine (E.2019/2801, K.2019/2534) iletilmek üzere Ankara 13. İdare Mahkemesine (E.2018/1223, K.2019/1210) GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Ahmet Batuhan Dökener [2. B.], B. No: 2021/3403, 19/11/2025, § …)
   
Başvuru Adı AHMET BATUHAN DÖKENER
Başvuru No 2021/3403
Başvuru Tarihi 29/1/2021
Karar Tarihi 19/11/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlandığı gerekçesiyle subay adaylığına son verilmesine dair işleme karşı açılan iptal davasında davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Gerekçeli karar hakkı (idare) İhlal Yeniden yargılama
Makul sürede yargılanma hakkı (idare) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Masumiyet karinesi (idare) İncelenmesine Yer Olmadığı
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi